Get Adobe Flash player
Reklam

Milli Çözüm Dergisi Kitapları

DİN - DEVLET DEMOKRASİ
PDF Yazdır
Kitap Kabı DİN - DEVLET DEMOKRASİ
Yazar: Ahmet AKGÜL
Yayın Evi: Bilge Karınca yayınları
Tıklanma: 1049
Kullanıcı Oyları:  / 1
KötüEn İyi 
Konu Açıklaması
Ekleyen Editör

ÖNSÖZ

İslamiyet; "silm" kökünden, "barış" demektir. Cumhuriyet ise; farklı kültür ve kökenden, bütün insanların birlikte, barış ve bereket içerisinde yaşayacakları ve en etkin biçimde yönetime katılacakları yeni bir medeniyet dönemidir.

Adil ve evrensel hukuk kurallarının uygulanacağı... Temel in­san haklarına saygı duyulacağı ve sahip çıkılacağı...

Dinle devletin barışacağı ve hayırda yarışacağı... Hür dü­şünce ile düzenin birbirinden yararlanacağı... Özelliğini ve güzelli­ğini asla yitirmeyen manevi ve ahlaki değerlerle, mutlu değişimlerin birlikte yaşanacağı bir kutlu süreç beklenmektedir.

Cumhuriyet deyince, geçmişte ve günümüzde islam adına or­taya çıkan bazı kötü ve ürkütücü örneklerin hatıra gelmemesi için ve "asla bir arada bulunmaz ve barışmaz" zannedilen Din, Devlet, Laiklik ve Demokrasi gibi kurum ve kavramların, aslında rahatlıkla uyuşabileceği gerçeğini ortaya koymak üzere bu kitap hazırlandı.

Değişik zamanlardaki hazırlıklar, ilmi konferans ve sempozyumlardaki sunumlar bir araya getirilerek ve gerekli yazı ve yorumlar da eklenerek bu eser meydana çıktı.

Çatışma yerine, barışma ve birlikte yaşamanın... Zıtlaşma yerine yardımlaşma ve hizmette yarışmanın... Düşmanlık ve dışlama yerine hoşgörü ve dayanışmanın... Farklılıklarımızı ve aykırılıklarımızı bile bir zenginliğe dönüştürüp kucaklaşmanın mümkün ve mübarek olduğu inancında ve sevdasındayız.

Biz, Aziz milletimizin bir ferdi olarak, şanlı geçmişimize layık olmayı ve aydınlık geleceğimize katkıda bulunmayı amaçlamaktayız. Bu nedenle haklı ve hayırlı bir çizgide olduğuna kesinlikle kanaat getirdiğimiz, Milli siyaset saflarındayız. Başkaları gibi rengimizi ve çizgimizi saklamaya gerek duymamaktayız.

Her yerde ve her halde mutlaka hukuka bağlıyız. Bu yüzden Adalet Düzenini ve Hukuk devletini savunmaktayız. Örnek bir laikliği ve gerçek bir demokrasiyi arzulamaktayız. Dinle devletin çatışmasının değil, barışmasının ve her birinin kendi sahasında çalışmasının yararlı olacağı düşüncesini taşımaktayız. Laikliğin, ”Dini dışlamak veya dine düşmanlık” şeklinde algılamasını ve uygulamasını toplum barışı için çok tehlikeli bulmaktayız.

Demokrasi içinde, temel insan haklarına dayanan bir toplumsal uzlaşmanın önemine, ve farklı din ve düşünceden ama herkesle birlikte huzurlu ve onurlu yaşamanın gereğine inanmaktayız.

Her türlü şiddetin, anarşinin, gizli örgütlenmenin, silahlı hareketin ve dayatmacı zihniyetin, her zaman karşısındayız.

70 milyonun hepsini kardeş kabul ediyor, farklı görüşlere saygı ve sabır gösterilmesini istiyoruz. Devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü kabullenip koruyanların yanındayız.

Manevi kardeşlik ilişkisi dışında, İslâm dinini ve bütün müslümanları ”sadece biz temsil ediyoruz” iddiasında değiliz. Bizden başkalarını suçlayıcı ve dışlayıcı tavırları tasvip etmiyoruz. Ama samimiyetle inancımızın ve bütün insanlığın hizmetinde olmayı elbette büyük bir şeref ve sevap saymaktayız.

Bize göre DEMOKRASİ: ”Halkın, kendisini yönetecek zihniyet ve şahsiyetleri, kendi hür iradesi ve vicdani kanaatiyle seçmiş olması... Toplumun her tabakasının ülke yönetimine fiilen katılımının sağlanması... Farklı görüş ve kesimlerin, temel insan hakları ve evrensel hukuk kuralları çerçevesinde karşılıklı saygı ve hoşgörü içerisinde, birlikte yaşama şartlarının hazırlanması” şeklindeki bir adalet ve fazilet rejimidir.

Ama DEMON-KRASİ ve DESPOTİZM’e gelince, kendi halkını ”sadece güdülmesi gereken cahil sürüler” olarak küçümseyen... Yerli ve milli değerleri ve manevi temelleri terk eden... Ülke yönetimini ve demokratik hak ve yetkileri sadece bir avuç seçkin zümreye layık gören bir zihniyet ise, demokrasi kılıfı geçirilmiş bir despotizm’den ve Şeytanlık idaresinden başka bir şey değildir.

Evet demokrasi “doğru”ları, despotizm ise ”yanlış”ları esas alan yönetimlerdir.

Mehdiyet medeniyetinde “Doğru ile yanlışı” tespit etmede beş temel değer ölçümüz ise;

1 - Aklı selim,

2 - Müspet ilim,

3 - Tarihi birikim,

4 - Evrensel Hukuk prensipleri

5 - İlahi dinlerin öğretileridir.

İşte bu beş değer ölçüsünün ittifakla iyi ve yararlı gördüğü şeyler “Doğru”, bunların kötü ve zararlı bulduğu şeyler ise, “Yanlış” kabul edilmiştir.

Artık anlaşılıyor ki demokrasi iyilerin, despotizm ise kötülerin rejimidir.

Despotizm; Nefsi emmare sahiplerinin, yani barbar ve bencil zihniyetlerin baskıcı düzenidir.

Demokrasi ise; Nefsi Mutmainne sahiplerinin, yani olgun ve onurlu kimselerin dayanışma ve paylaşma sistemidir.

Demokrasi ve hürriyet Mehdiyete... Despotizim ve esaret Deccalizme uygun düşmektedir. Ama ne var ki, toplumda beğeni kazanmış ve hatta insanlığın genel beklentisi halini almış bazı doğru “kelime”ler, kötü niyetli insanlar tarafından “yanlış manalarla doldurulup şeytani maksatlar” için istismar edilmektedir.

Bugün bunların başında ise “Demokrasi” ve “Laiklik” gelmektedir.

Yani “kelime”ler bir kalıp ve kılıf gibidir. Onlara hangi manaları yüklerseniz ve hangi maksatları güderseniz, o kelimeler farklı şekillere dönüşebilmektedir.

Halbuki, mesela “Hukuk” kavramının, evrensel kurallara ve beşeri bir icma (Evrensel konsensüs) ile kabul edilmiş temel ve tabii esaslara dayanması gerektiği gibi, Demokrasi ve laikliğin de böylesine genel ve gerekli bazı kurum ve kavramlara uyması lazım gelir.

Nasıl ki, oyun sahalarının ve kale direklerinin boyutlarını ve futbolun kurallarını Türkiye şartlarına göre değiştirmemiz mümkün değilse, “Demokrasi, özgürlük ve insan hakları” gibi kurum ve kavramları da, keyfimize göre eğip bükmemiz, bunları sadece kendimize reva görmemiz bir çifte standart ve art maksat ifadesidir.

Evet, Türkiye’de demokrasi ve Laiklik açıkca istismar ve suistimal edilmektedir. Ülkenin çoğunluğunu oluşturan müslümanlara inandığı gibi yaşama ve İslâm’ın kurallarını uygulama hakkı verilmemektedir.

Türkiye’nin gizli yönetim şekli maalesef “susurluk sistemi”ne, o da “Derin devlet düzeni“ne, o da “Karanlık oda rejimi”ne dayanmaktadır. Başka bir ifade ile sistem, mafya çetesine o da medya şebekesine, ve masonluk meselesine bağlanmaktadır.

Yani bu dengesiz düzen, bir ara kanal 7 de ve başka T.V. lerde görüntülerini izlediğimiz, kestikleri keçi kanını içip şeytana tapan “masonlar diktatoryasıdır.”

Yunanca da “Demos” halk anlamında, ama “Demon” ise şeytan anlamındadır. Bunların rejimi “Demokrasi- halk idaresi” değil, “Demonkrasi” yani şeytanların hakimiyeti olmaktadır.

Ve zaten “susurluk sistemine, mafya meselesine ve soygun çetesine” bulaşmayan ve masonların hakimiyetine başkaldıran partiler ise, görüldüğü gibi dışlanmaya ve kapatılmaya çalışılmaktadır.

Ardından bu haksız ve dayanaksız kapatma kararının Avrupa insan hakları mahkemesine götürülmesi, ne hikmetse en çok Batı Klüpçüleri telaşlandırmaktadır. Çünkü sahtekarlıkları ve çifte standartları bizzat tapındıkları Batı tarafından ortaya koyulacaktır.

Evet kanaatimizce, çok kullanılan demokrasi ve laiklik gibi “Kelime” lerin ıslahı ve yeniden yorumlanması   gerekir. Her türlü istismar ve suistimalden korunacak sağlam kalıplara ve tanımlara kavuşturulması önemlidir.

Toplumların arzuladığı, amaçladığı ve ulaşmaya çalıştığı bazı değerleri ve dengeleri ifade etmek için yeni kelime ve kavramlar türetilmiştir.

Laiklik ve Demokrasi’de bunlardan birisidir.

Laiklik; devleti ve düzeni, din adamları sınıfının ve din istismarının güdümünden kurtarmak, farklı din ve mezhep mensuplarının birlikte barış içinde yaşama şartlarını hazırlamak amacını ve anlamını belirten, evrensel bir kurum ve kavram olarak düşünülmekte ve düşlenmektedir. Ki bu anlamda güzel ve gereklidir.

Demokrasi ise, halkın her kesiminin aktif ve etkin olarak ülke yönetimine katılması, zorbaların ve devrim yobazlarının köleliğinden kurtulması ve insan onuruna yakışır bir hürriyet ve hizmet ortamının hazırlanması heves ve hayalinin bir simgesi ve sistemi olarak dile getirilmektedir. Ki, bu amaçla önemli ve önceliklidir.

Bu iki anlam ve amaç, temelde İslâmın da ruhuna uygun düşmektedir.

"Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğru ile yanlış açıklanmıştır."[1]

"Sizin dininiz size, benim dinim banadır" [2] ayetleri bu amaçtaki laikliğe,

"Onların (yönetim) işleri aralarında şura (danışma ve dayanışma) iledir. Bir haksızlığa uğradıkları zaman yardımlaş(acak ve haklarını koruyacak kurum ve kuralları oIuşturmakta)dırlar"[3] ayetleri ise yine bu anlamdaki demokrasiye uygun görülmektedir.

Ne var ki yeryüzünde ve özeIlikle ülkemizde, bugüne kadar laiklik adına bazılarınca din düşmanlığı yapılmış, dindarlar hayattan ve hükümetten dışlanmış, ve laiklik; "din dışılık veya İslâma düşmanlık" şeklinde uygulamıştır. İşte bu yanlış ve haksız uygulamalar yüzündendir ki, laiklik denilince dindarların kafasında hemen zulüm ve zorbalık algılanmaktadır.

Ve yine Demokrasi pek çok ülkede ve Türkiye'mizde, diktatörlüğün, saltanat yerine seçimle yürütülmesi, krallığın firavunlardan karunlara (sömürücü sermaye ağalarına) devredilmesi, mutlu ve dayatmacı bir azınlığın, demokratik köleIer olan çoğunluğa hükmetmesi şeklinde yozlaştırılmıştır.

Bu yanlış ve yozlaştırılmış uygulamalara rağmen, laiklik ve demokrasi hala insanlığın ortak hayali ve ideali konumundadır. Yani insanlık “din-devlet barışmasını, farklı dinlerin bir arada yaşamasını” haklı olarak arzulamaktadır. Öyle ise gerçek ilim ve fikir adamlarına, İslâmcı yazar ve araştırmacılara düşen, insanlığın bugüne kadar "laiklik ve demokrasi" diye arayıp ta bulamadığı arzulayıp ta ulaşamadığı "değerlerin ve dengelerin" İslâmda bulunduğunu anlamak ve anlatmaktır.

Bu İslâmi doğruların ve değerlerin ise bugün insanlığın ortak malı haline gelmiş olan ve herkes tarafından kullanılan ve savunulan laiklik ve demokrasi gibi “evrensel kelimelerle” açıklanması gereği vardır. Yani laikliği ve demokrasiyi İlmi ve insani değerlere uygun yorumlamamız lazımdır. Daha doğrusu bu kelime kalıplarına adil ve evrensel kavramaları yerleştirip topluma öyle sunmamız bir ihtiyaçtır. Böylece;

a- Hem zaten bilinen ve peşinen kabul edilen bazı "kelimeler" le tabii gerçekleri ve insani gerekleri anlatmamız kolaylaşacaktır.

b- Hem de "silm - barış" medeniyetinin evrensel bir boyut kazanması ve insanlığın ortak değerleri halini alması mümkün olacaktır.

Öyle ise bazı kelimelerden korkmak ve kaçmak anlamsızdır. Ve zaten insanların bildiği ve benimsediği bazı ortak "kelime" lerle onlara yaklaşmak Kur'anın hükmü ve tebliğin şartıdır.

"Deki; Ey ehli kitap sizinle bizim aramızda müşterek ve müsavi olan bir “KELiME" ye gelin"[4]                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                ayeti bu gerçeği anlatmaktadır. Zira her ne kadar Yahudi ve Hırıstıyanlarla, Müslümanların Allah inancı ve kavramı çok farklı ise de, en azından Allah’ın varlığını ve Ahiret hayatını kabul eden ortak "kelime" leri bulunmaktadır.

Evet Hrıstiyanların ve özellikle Yahudilerin "Bazı kelimeleri YERLERİNDEN DEĞİŞTİRDİKLERİNİ"[5] haber veren ayetler, onların doğru kelimelere yanlış kavramlar yüklemiş olduklarına ve böylece haksız ve ahlaksız uygulamalara yöneImiş bulunduklarına işaret etmektedir.

Bize düşen o kelimeleri gerçek anlamına ve evrensel amacına uygun yorumlamak ve tebliğimizi bu yollarla insanlığa ulaştırmaktır.

"Allah batılı imha eder ve Hakkı Kelimelerle ortaya koyar"[6] ayeti de bazı gerçekleri insanIığın benimsediği ve ortak değeri haline getirdiği keIimelerle anlatmak gerektiğine izin ve işaret buyurmaktadır.

Zaten, Allahu zülcelal hazretleri "Kitabı (Kur’anı) Hak ve Mizan olarak indirmiştir"[7] Yani Kur’an'ın evrensel kuralları asla "değişmeyen ölçü" dür. Her şey bu ilmi ve insani prensiplere göre düzenlenecek ve değerlendirilecektir.

Bu nedenle Laiklik ve Demokrasi gibi evrensel boyut ve beğeni kazanmış kelimeleri ve kavramları yozlaşmaktan ve yanlış uygulamaktan kurtarıp, bunların ıslahına çalışmak ve insanlığın hizmetine sunmak, hem güzel, hem de gereklidir.

Çünkü İslâm, insanlar arasında adalet ve hürriyeti gerçekleştirmek içindir. Peygamberler de bununla görevlidir.[8]

"Laiklik zulümdür, demokrasi küfürdür" gibi haksız ve dayanaksız yorumlara kalkışmak, kolaycı ve kaçırıcı ucuz kahramanlıklara soyunmak yanlıştır ve tebliğ metoduna aykırıdır.

Ve bu kelimeleri suçlu ve sorumlu tutup savaş açmak, veya bunlardan korkup kaçmak anlamsızdır.

Hem bakınız; laikliği din düşmanlığı, demokrasiyi de sermaye krallığı şeklinde uygulayan bazı hain ve zalim çevreler:

"Din, iman Allah, Peygamber, Hak, Hukuk" gibi İslâmi ve Kur'ani kelimelerimizi kullanmaktan korkup kaçınıyorlar mı?

Hayır, tam tersine bu doğru ve değerIi kelimeleri, yanlış ve değersiz amaçları için sıkça kullanıyor ve istismar ediyorlar. Ve bu mühim ve mübarek kılıfların içini boşaltıp, batıl ve bozuk manalar yüklüyorlar. Öyle ise "laiklik ve demokrasi" gibi çağdaş ve evrensel kelime ve kavramlara da bizim sahip çıkmamız ve bunları ilim ve inancımız açısından yeniden yorumlamamız ve bütün insanlığın hayrına çalışmamız hem güzeldir, hem de gereklidir.

 


[1] Bakara: 256

[2] Kāfirün: 6

[3] Şura: 38 - 39

[4] Al-i İmran: 64

[5] Nisa: 46

[6] Şura: 24

[7] Şura: 17

[8] Şura: 15

Eklenme Tarihi: 27 Mayıs 2015

Makale Okunma Sayısı: 5890

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR