Get Adobe Flash player
Reklam

Milli Çözüm Dergisi Kitapları

DIŞ POLİTİKAMIZ BOP'UN TEMELLERİ 1988-1998
PDF Yazdır
Kitap Kabı DIŞ POLİTİKAMIZ BOP'UN TEMELLERİ 1988-1998
Yazar: Ahmet AKGÜL
Sayfalar: 652
ISBN: 9944183857
Yayın Evi: Bilge Karınca yayınları
Yıl: 2008
Tıklanma: 1131
Kullanıcı Oyları:  / 0
KötüEn İyi 
Konu Açıklaması

 Bu kitapta:

  • Masonik mahfillerin güdümündeki yanlış ve plansız Türkiye dış politikasıyla ilgili, yirmi yıl önceki saptama ve uyarılarımızın, bugünleri nasıl yansıttığını ve bizleri haklı çıkardığını,
  • Türkiye’miz dahil, 22 İslam ülkesini parçalayıp piyonlaştırmayı ve Büyük İsrail’i kurmayı hedefleyen BOP’un temellerinin 20 yıldır nasıl atıldığını, sağcı ve solcu geçinen iktidarların bu şeytani projeye nasıl taşeronluk yaptıklarını,
  • Kıbrıs, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya, Rusya, Irak, Ortadoğu ve İslam Dünyasına yönelik, teslimiyetçi ve temelsiz politikaların bizi nasıl mandalaştırdığı,
  • Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh!” hedefi; “sadece ülkemizin ve bölgemizin değil tüm insanlık aleminin huzur ve hürriyetini sağlayacak, her türlü saldırı ve sömürü çarkını kıracak caydırıcı bir güce ve güvenceye ulaşmak sorumluluğundayız” anlamında iken, bu sözlerinin, maalesef: “Batıya ve Haçlıya uşaklık, Doğuya ve İslam’a düşmanlık” şeklinde nasıl yozlaştırıldığını,
  • Türkiye merkezli, insan endeksli ve İslam adaletli yeni bir dünyanın nasıl kurulacağını ve bunun, mutlu sona yaklaşan alt yapı hazırlıklarını okuyacak ve yakın tarihin karanlık perdelerini aralayacaksınız.

 

 

ÖNSÖZ

Yaklaşık 20 yıldan beri, Türkiye'nin Dış Politikasıyla ilgili öneri, eleştiri ve beklentilerimizi içeren ve çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanan yazılarımızı, konularına göre düzenleyerek bir kitap haline getirmeyi amaçladık...

Böylece, hem yakın geçmişimize ışık tutacak, bir çeşit bilgi ve belgeler niteliğindeki bu yazıları okurlarımızın yararlanmasına sunmayı, hem de geçmişten ders alarak geleceğimizi daha sağlıklı ve kalıcı temellere oturtmak konusunda kafa yoranlara ve sorumluluk taşıyanlara katkıda bulunmayı görev saydık.

Bu yazılar ve yorumlarda: 20 sene gibi, dünyada dış politika dengelerinin hızla değiştiği ve asıl hedeflerin ustalıkla gizlendiği bir dönemde, uzun sayılacak çok önceki yıllara ait olmasına rağmen bazı ayrıntılar dışında, genelde tespit ve tahminlerimizde yanılmamış olmamızı sağlayan: Kur'ani gerçekleri esas almamız, tarihi deneyimleri hesaba katmamız ve özellikle olaylara Milli Görüş dürbünüyle bakmamızdır.

Mustafa Kemal’in:’’Yurtta barış,dünyada barış’’parolası;’’sadece ülkemizin değil,bölgemizin ve tüm insanlık aleminin barış,huzur ve güvenliği bizim sorumluluğumuzdadır,onun için bu kutsal amacı sağlayacak güce ve etkinliğe ulaşmamız lazımdır’’ anlamında iken maalesef,onun ölümünden sonra;’’kendi yurttaşlarımıza hakaret,dış odaklara teslimiyet’’ şeklinde anlaşılıp uygulanmıştır.Pısırık,içe kapanık,hatta mason localarından ve siyonist odaklardan talimatla iş yapmaya alışık siysiler elinde,ülkemiz perişan bırakılmıştır.

Yirmi sene önce yazdıklarımızla ve yorumlarımızla, bugünkü kanaat ve kaygılarımızın, önemli ölçüde bağdaşması: Hem ABD, AB ve İsrail’in, ülkemiz ve bölgemiz üzerindeki hedeflerinin uzun vadeli ve tehlikeli bir plana dayandığını; hem de Erbakan Hoca’nın proje ve projektörlerinin ne denli hayati önem taşıdığını göstermesi bakımından da anlamlıdır.

Maalesef, büyük araçlar beceriksiz adamların elinde verimsiz... Büyük devletler basit yöneticiler elinde çaresiz olurlar.

Küçük adamlar büyük atılımlara kalkışamazlar... Küçük beyinler büyük beklentiler kuramazlar...

Evet, pire kafalı piyon tipler, dünya çapındaki projelere imza atamazlar.

İşte Türkiye'miz gerçek potansiyeline ve yüksek pazarlık gücüne rağmen, Mustafa Kemal’den sonra küçük düşünceli kimseler elinde güçsüz ve güdümlü bir dış politika izlemiş, ama Kıbrıs Zaferi'nden ve 12 Eylül döneminden sonra ve özellikle Milli Görüş'ün etkileri ve katkılarıyla yeniden dirilmeye, böylece dünya dengelerinde varlığını ve ağırlığını göstermeye başlamıştır.

Özetle, Türkiye artık büyüklüğünün farkına varmıştır ve şimdi Milli misyonu ve yerli vizyonuyla, yeni ve adil bir medeniyetin öncüsü olarak Dünya liderliğine hazırlanmaktadır.   

‘’Esas(mesele),Türk Milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas(ise),ancak,(her bakımdan)tam ve sağlam bir bağımsızlığa sahip olmakla sağlanıp korunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun,(ekonomik, teknolojik ve politik)bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık gözünde, uşaklık konumundan daha yüksek muameleye layık görülmeyecektir.

Başka bir devletin(veya birlikteliğin, herhangi bir şekilde)himaye ve sahipliğini kabul edip(onların güdümüne girmek);insanlık vasıflarından mahrumiyetten, acizlik ve esarete rıza göstermekten başka bir şey değildir’’ (Nutuk. C.1 sh.13. ‘’Ya İstiklal Ya Ölüm!’’) diyen Atatürk’e rağmen, egemenliğimizi devretmek pahasına AB’ye girmeye çalışan sahte Kemalistlerin ve Milli Görüş gömleğini çıkarıp,siyasi ikbal için Siyonistlerin hizmetine girenlerin bu hevesleri kursaklarında kalacaktır.

                                                                                                                        Ahmet AKGÜL


GİRİŞ

DIŞ POLİTİKA AÇISINDAN TÜKİYE'NİN KONUMU

Bir ülkenin dış politikası, iç politikasının yansımasıdır. İç organları zayıf ve rahatsız olan bir insanın bu durumu, nasıl doğal olarak yüzüne ve vücuduna aksederse, bunun gibi ahlâki, hukuki, ekonomik ve sosyal yönden yetersiz ve yeteneksiz bir zihniyetin onurlu ve olumlu bir dış politika izlemesi de olanaksızdır.

Kendi halkının kültür köklerine, milli ve manevi değer ve dinamiklerine savaş açan... Kendi tarihinden, töresinden ve öz kimliğinden kaçan... Kendi insanını açlık, ahlaksızlık ve anarşi içinde boğuşturan... Başka ülkelerden, borç dilenerek yaşamaya çalışan bir devletin dış politikada saygınlık kazanacağını ve hele bölge ve dünya sorunlarında ağırlık koyacağını düşünmek saflıktır.

Ve zaten ekonomik, teknolojik ve askeri yönden ağırlığı ve saygınlığı bulunmayan ülke temsilcilerinin, bölge ve dünya devletlerinin tertiplediği toplantılardaki konuşma ve önerileri, güçlü ülke diplomatları tarafından sadece, "gevezelik" sayılmaktadır.

Evet, şirket, cemiyet (dernek-parti) ve devlet gibi birimler, bir insanın büyütülmüş şekilleri olarak düşünülebilir.

Tembel, pısırık ve dağınık bir insanın, şahsi ve ailevi hayatında huzursuz olacağı ve onursuz yaşayacağı gibi, aynı korkak ve kararsız psikolojiye sahip şirket ve devletlerin, her bakımdan geri kalacağı ve asla güven ve saygınlığını koruyamayacağı da bir gerçektir.

Ve zaten yeryüzünde iki çeşit devlet varlığı kabul edilmektedir:

1. Bağımsız (Aktif ve etkin) devletler

2. Bağımlı (Reaktif ve edilgen) devletler

1. Bağımsız ve etkin devletler; başka devletleri de etkileyecek ve kendi inandığı ve arzuladığı değerlerin hakim olduğu bir dünyayı şekillendirecek stratejiler hazırlar ve uygularlar. Uzun vadeli ve geniş çerçeveli (evrensel) program ve projeler peşinde olurlar.

2. Bağımlı ve edilgen devletler ise; devamlı ve sadece kendi iç sorunlarıyla boğuşup dururlar. Büyük bildikleri, daha doğrusu gözlerinde büyülttükleri ve büyülendikleri devletlerin himayesinde ve himmetiyle yaşabileceklerine inanırlar. Bugün BM'yi oluşturan 180 kadar devletin maalesef büyük çoğunluğu bu sınıftandır.

Türkiye ise hem tabii coğrafyası ve dünyanın merkezinde bulunması, hem tarihi mirası ve büyük bir kültür birikimine sahip olması, hem de potansiyel imkânları ve talihli fırsatları bakımından bölgesel ve evrensel politikalar üretmesi gerekirken, maalesef bugüne kadar pasif ve pısırık bir tavır izlemiştir.

Tabi Türkiye'nin daha atak ve etkin politikalar izleyebilmesi için:

a) İnançlı ve istikrarlı bir siyasi iktidara sahip olması,

b) PKK ve terör sorununu çözüme kavuşturması,

c) Ekonomik çıkmazdan ve çaresizlikten kurtulması,

d) Ülkede temel insan hak ve hürriyetlerini ve iç barışı mutlaka sağlaması,

e) Bütün bunlar için de, öncelikle bilgi, birikim ve beceri yönünden örnek ve yüksek bir beynin iş başında bulunması gerekiyordu.

Ve şimdi "Türkiye'nin Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkasya'da ve Orta Asya'daki misyonu (tarihi ve tabii” görev ve konumu) ve dünyadaki yeni vizyonu (görüşü ve bakış açısı) ve sorumluluğu nedir? konusuna girelim.

Türkiye'nin Sorumluluğu

Tabii ve tarihi şartlar ve önümüze çıkan bazı şanslı imkânlar Türkiye'ye önemli sorumluluklar yüklemektedir:

1. Türkiye hem Asya ile hem Avrupa ile, hem de kalkınmış Kuzey Yarımküre ile geri kalmış Güney Yarımküre ortasında, her bakımdan bir köprü başı ve buluşma noktasıdır.

Öyle ise Doğu ülkeleriyle Batı dünyasını, hem siyasi hem ekonomik, hem de sosyal ve kültürel yönden buluşturmak ve barıştırmak, Türkiye'nin tabii ve tarihi görev sahasındadır.

2. Ve özellikle İslam alemiyle Hıristiyan aleminin arasındaki kırgınlık ve kışkırtmaları, diyalog ve dayanışmaya döndürmek ve insani değerler etrafında karşılıklı saygı ve anlayış ortamını gerçekleştirmek de, Türkiye'nin şansı ve fırsatıdır.

3. Kafkasya ve Orta Asya'daki Türk” Cumhuriyetlerin her bakımdan kalkınmasında, bunlardaki petrol, doğalgaz gibi madenlerin ve tarımsal potansiyelin, bölge halkının ve insanlığın yararına kullanılması için, Türkiye, Batı ülkeleriyle ortak yatırım ve yardımlaşma konusunda da kilit ülke durumundadır. Ve özellikle ikiyüzmilyar varil gibi muazzam bir rezerve sahip olduğu anlaşılan Hazar Petrollerini, ABD ve Rusya ittifakını kullanarak ele geçirmek ve sömürmek isteyen Siyonist merkezlere karşı, hem teknolojik yatırımların ve üretimin arttırılmasında, hem de Bakü-Ceyhan boru hattıyla bu petrolün Dünya pazarlarına taşınmasında, Türkiye batılı ülkelerle Azerbaycan arasında öncülük ve arabuluculuk yapmak zorundadır.

4. Türkiye Rusya'nın da hür dünya ve bölge için bir tehdit ve tehlike unsuru olmaktan çıkarılıp, insanlık aleminin uygar ve uyumlu bir üyesi haline sokulmasında da etkin bir rol üstlenecek konumdadır.

5. Türkiye sadece Avrupa ile Asya'yı, Hıristiyan alemiyle İslam dünyasını değil, Müslüman ülkeler arasındaki dağınıklık ve düşmanlığı da ortadan kaldıracak bir ağırlığa ve saygınlığa da mutlaka ulaşmalıdır.

D-8'ler toplantısında asla bir araya gelmesi mümkün görülmeyen, İran ile Mısır'ı aynı masa etrafında buluşturmak ise bunun bir ispatıdır ve Erbakan'ın tarihi başarısıdır.

6. Türkiye aynı zamanda, mevcut batı medeniyetinin, akıl ve araştırma yoluyla varılan ve insanlığın yararına olan buluş ve birikimleriyle, kendi ilim ve ahlâki değerlerimize uygun olarak hazırlanan Adil Bir Dünya Düzeni'nin evrensel barış ve bereket projelerini uygulamak, ve Yeni Bir Dünyayı kurmak şuurunda ve sorumluluğundadır.

7. Bunun için de Türkiye, her şeyden önce geçmiş hükümetlerin gafleti yüzünden, bütün komşularıyla düşmanlık derecesinde sorunları ve sıkıntıları olan bir ülke olmaktan kurtarılarak her birisiyle olumlu ve onurlu ilişkiler kurmak zorundadır ve bunu başarmak için özellikle milli ve yerli bir yönetime yani Milli Görüş hükümetine ihtiyaç vardır.

Türkiye'nin hem Avrupa hem Asya ülkesi sayılması, hem Karadeniz ülkeleriyle, hem Balkan ülkeleriyle, hem Kafkas ülkeleriyle, hem Ortadoğu ülkeleriyle komşuluk münasebetlerinin ve tarihi geçmişinin bulunması, bir yandan da hem İslam ülkeleriyle hem Türk Cumhuriyetleri ile milli ve manevi bağlar içinde olması elbette çok önemli ve talihli imkânlardır.

8. Türkiye, insanları asırlar öncesi şartların gereği olarak hazırlanmış ve uygulanmış ve tarihi süreç içinde giderek İslam’ın özünden uzaklaşmış ve yozlaşmış “katı, kapalı ve klasik bir din devleti” anlayışından kurtarıp, gelişen ve değişen dünya standartlarına ve insanlığın bütün ihtiyaçlarına uygun ve yeterli çözümler ortaya koyan ve bizzat Hak'tan ve ilimden kaynaklanan ve temel hak ve hürriyetler açısından tüm insanları kucaklayan yeni bir İslam medeniyeti anlayış ve ümidine yerleştirmek ve yürütmek mecburiyetinde ve makamındadır.  

9. Velhasıl Milli Görüş medeniyetindeki ve Adil Düzen yönetimindeki Türkiye, ne Avrupa ne Amerika ile, ne Yunanlılarla ne Ruslarla, ne İran'la, ne Araplarla, asla savaşmak ve düşman yaşamak hevesine ve hedefine sahip olmayacaktır. Tam aksine, her dinden ve düşünceden farklı kavimler ve ülkelerle, karşılıklı anlaşma ve dayanışma içinde olacak, bunu sağlamak üzere siyasi, iktisadi, askeri ve ahlâki kalkınmaya önem ve öncelik tanıyacaktır.

10. Bunlardan da anlaşılıyor ki Türkiye, bir yandan İslam ülkeleriyle siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel işbirliğine yönelik gerekli girişim ve oluşumlara öncülük ederken aynı zamanda bugünkü evrensel kuruluşlardaki üyeliğini de sürdürecek, hatta daha aktif ve etkin bir rol üstlenecek,

- Sömürü yerine her konuda işbirliği ve adil paylaşımın,

- Tahakküm yerine, karşılıklı insan haklarına saygılı yaklaşımın,

- Savaş ve saldırı yerine, konuşup uzlaşarak anlaşmanın gerçekleşmesi noktasında ağırlığını koyacak ve saygınlığını kullanacaktır.

Böylece haksızlık ve ahlaksızlık temeli üzerine kurulan Siyonizm'in sömürü saltanatının yıkılmasına ve insanlığın yakında yeniden huzura ve refaha kavuşmasına Türkiye katkıda bulunacak, uydu ve kuyruk değil, lider ve lokomotif bir ülke olacaktır.

 

Eklenme Tarihi: 27 Mayıs 2015

Makale Okunma Sayısı: 0

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR