Get Adobe Flash player
Reklam

Milli Çözüm Dergisi Kitapları

ERBAKAN DEVRİMİ
PDF Yazdır
Kitap Kabı ERBAKAN DEVRİMİ
Yazar: Ahmet AKGÜL
Sayfalar: 606
ISBN: 9944337465
Yayın Evi: Togan Yayınevi
Tıklanma: 1702
Kullanıcı Oyları:  / 8
KötüEn İyi 
Konu Açıklaması
Ekleyen Editör

   Biz bu kitapta, Erbakan Hoca’nın yaşam öyküsünü, tarih ve takvim sırasına göre (kronolojik olarak) anlatan klasik bir biyografisini yazmaktan ziyade, O’nun despotizme ve siyonist dünya düzenine karşı başlattığı ve artık başarıya yaklaştığı örnek ve orijinal mücadelesini... Bu mücadele sürecindeki gerçek siyaset ve stratejisini... Bizlere ve gelecek nesillere ışık tutacak yüksek prensip ve projelerini anlamaya ve aktarmaya gayret ettik. Tabii ve temel insan haklarının ve evrensel hukuk kurallarının eksiksiz sağlandığı... Değişik köken ve kültürden tüm insanlarımızın birlikte, barış ve bereket içersinde yaşadığı... ‘Gardiyan değil, garson devlet’ anlayışının geçerli kılındığı... Gerçek bir demokrasinin ve örnek bir laikliğin uygulandığı... Her yönden kalkınmış ve saygın bir Türkiye’nin mimarlığına soyunan ve yürütülen sömürü saltanatına çomak sokan bu büyük şahsiyeti ve hizmetlerini topluma tanıtmayı tarihi ve talihli bir görev bildik.

   Hocam gibi şahsiyetlerin başkaları tarafından yüceltilmeye ve reklâm edilmeye asla ihtiyaçları olmadığı halde bunları tanımaya ve örnek almaya bizlerin muhtaç bulunması nedeniyle, Aziz Hocamızın şanlı mücadelesini, kendi aklımız ve anlayışımız nispetinde yazmaya karar verdik.

 


 

 

9. BASKININ ÖNSÖZÜ:

LİDER VE DEVRİM

 

Liderlik, talihli bir sanat ve tabii bir ihtiyaçtır. Bir vücut için beyin ne ise, bir toplum için de lider aynı konumdadır. Aynı amaç ve ihtiyaçlar için bir araya gelmiş, küçük büyük her toplum kesiminin ve her insan kümesinin, değişik yetki ve yeteneklerde bir başı mutlaka vardır. Çünkü başsızlık veya başıbozukluk, dağınıklığı ve başarısızlığı doğuracaktır.

Dini, askeri, ticari ve siyasi sahalardaki liderlik olgusu nasıl vazgeçilmez bir unsur ise, tarihi değişimlere öncülük edecek büyük liderlerin önemi ve gereği de tartışılmazdır.

Lider, her işi tek başına yapan bir süpermen değil, başarı için gerekli her türlü organizeyi yapan, bunların arasındaki koordineyi kuran ve otoriteyi sağlayan insandır.

Özellikle, askeri işgallerin, ekonomik ve siyasi krizlerin ve ahlaki çöküntülerin yaşandığı toplumlar, kurtarıcı aramaya ve dolayısı ile liderlik kabiliyeti ve karakteri taşıyan kimseleri meydana çıkarmaya müsait ortamlardır.

Sadece olanları gören değil, olacakları da hesap edebilen... Yalnız bugünleri kurtarabilen değil, yarınları da kurgulayabilen... Geçmişi değiştiremeyeceğini, ama geleceği şekillendirebileceğini düşünen... Yapılan haksızlık ve yanlışlıkların perde arkasını ve çözüm yollarını topluma gösterebilen... Doğuştan taşıdığı üstün yetenekleri, ciddi ve disiplinli bir eğitim, deneyim ve birikim süreciyle geliştirilebilen liderlere ihtiyaç duyulan durumlar, tarihi değişim ve dönüşüm noktalarıdır. Ancak bu fırsatları istismar eden bazı kişi ve çevrelerin kurtarıcı rolüyle sahte kahraman olarak ortaya çıktıkları ve bu suni liderlerin ‘toplumsal uyku hapları’ gibi kafaları ve kalabalıkları uyuşturdukları da unutulmamalıdır.

Oysa toplumu uyutan değil uyandıran, oyalayan değil olgunlaştıran, suskunlaştıran değil sorgulayan ve sorumluluk taşıyan, dejenere olmuş dünya nizamına ve devlet hukukuna razı olmayıp, hukuk devletini ve adalet medeniyetini amaçlayan, kısaca halkının ‘kuvvetin hukukuna değil, hukukun kuvvetine’ inanan kimseler olmasını sağlayan liderlere sahip çıkılmalıdır.

Ama maalesef dünyamız hep yanlış rolleri oynayan insanların dolaştığı bir sahne görünümündedir. Kendi kabiliyet ve kapasitesinin çok ötesinde işlere girişen ve karanlık merkezlerin güdümlü kuklası haline gelen zavallı kimselerin liderlik hevesleri, toplumsal birikim ve beklentileri istismara yöneliktir.

Evet, günümüzün en büyük problemi, mantıkların makineleştirilmesi, düşünme, değerlendirme ve doğru karar verme yeteneğinin körleşmesi ve insanların bilgisayar donanımlı bir robot haline dönüştürülmesidir. Böylece, medya marifetiyle, kalabalıkların uzaktan kumanda ile yönlendirilmesi daha kolay hale gelmektedir. Öyle ise kendisi bazı merkezlerce güdülen, yani kendi kendisini bile yönetemeyen ve kendi nefsini yenemeyen zavallı kimseler, başkalarını nasıl yöneteceklerdi?

Liderlik, herşeyden önce hürriyet, haysiyet ve hamiyyet ister... Yani, maddi ve manevi bağımsızlık, onur ve saygınlık, gayret ve kararlılık gerektirir.

Liderlikciddiyet ve cesaret işidir. İnanç ve ideallerine değil, ihtiraslarına ve masonik mihraklara bağımlı, kiralanmaya ve kullanılmaya yatkın; riskli ama şerefli girişimler yerine, garantili ve geçici heyecanlara alışık tiplerle kurtuluşa erişmek mümkün değildir. Elbette lider, hiç korkmayan ve kuşku duymayan değil, ama korkuları ve kuşkuları yenebilen kimsedir. Bazıları makam ve yetki gücüyle bir teşkilatı yönetebilir, ama yönlendiremez... Yani, hayırlı ve başarılı hedeflere doğru, toplumu ve teşkilatı manipüle edemez. Bazıları bilgi ve becerisiyle insanları etkileyip yönlendirebilir, ama yönetemez... Gerçek liderler ise, hem yönlendirmesini, hem de yönetmesini iyi bilen şahsiyetlerdir.

Liderlik, bir bakıma, farklı katmanları, kendi başkanları vasıtasıyla yönetmek ve yönlendirmektir. Bunun için de organizasyondaki birim ve ekip başkanlarının kabiliyet ve karakterini iyi tespit edip onlardan olduğunca yararlanabilmelidir. Ekip başlarının ve hizmet elemanlarının adlarını, soyadlarını, genel durumlarını, özel sorunlarını, zaafiyet noktalarını, bilgi ve beceri sahalarını iyi bilmeyen liderlerin, onlardan verimli yararlanma şansı düşecektir. Bunun için de, uzun bir geçiş süreci ve deneme dönemi gerekmektedir.

Ekip çalışmalarına önem vermeyen, çevresine güven telkin etmeyen, duyarsız ve tutarsız kimseleri münasip şekilde değiştirmeyen, zararlı urları ve unsurları devre dışına itmeyen veya Sultan Abdülhamit gibi “bazı mecburiyetlerle hain tiplere zahirde etiket ve rütbe verip gerçekte bütün yetkilerini kendisi üstlenmeyen” başarılı ve hayırlı hizmetleri ödüllendirmeyen, asli değerlere ve prensiplere sadık kalarak kendini yenilemeyen, değişimci ve girişimci bir tavır sergileyemeyen liderler, zamanla saygınlığını ve ağırlığını yitirecektir.

Problemleri ve projeleri önem ve öncelik sırasına göre ele almayan, zamanla özelliğini ve güncelliğini yitiren konuları ve kararları bırakamayan, girişim ve gayretlerindeki eksiklik ve eğrilikleri fark edip bunlardan uzaklaşmayan, kısaca özünü koruyarak değişim ve gelişime uğramayan ve şartlara göre manevra kabiliyeti olmayan kimseler, beklenen başarıya erişemeyecek, toplumun kem talihini yenemeyecek ve tarihi dönüşümleri gerçekleştiremeyecektir. Çünkü tarih, kazananlar tarafından yazılan bir ibret belgesidir. Ve bir sayfa tarih, bir cilt mantığa bedeldir. Ve bu anlamda başarı bir sonuç değil, mücadele dolu bir süreçtir. Düşüp kalkmalarla devam eden uzun bir yolculuk gibidir.

Herkes hata yapabilir, bu normaldir. Anormal olan hatasını görmemek ve düzeltme gayreti göstermemektir. Kendi hatasını hoş görmek ve kılıf geçirmek basitlik alametidir. İnsanın en kolay aldatacağı kimse maalesef yine kendisidir. Başkalarını affetmek fazilet, ama kendi nefsimizi affetmek acziyettir. Asıl marifet, hiç düşmemek değil, düştükten sonra kalkmasını ve yeniden hedefe doğru koşmasını bilmektir.

Kendi hatasını “tecrübe” diye geçiştiren, ama aynı hatayı sürekli tekrar eden kimseler, nefislerinin kölesidir. Evet büyük adamların ve büyük adım atanların düşme riski de büyüktür. Ama bunlardan sadece ders almasını bilenler hedefe yürüyecek ve gönüllerde yükselecektir.

Büyük liderler, gerektiğinde kendi boşluğunu dolduracak ve yokluğunu unutturacak çapta, ‘çekirdek kadroları ve lider adayları’ da yetiştirirler. Asırları aydınlatan büyük liderler, güneş gibidir. Onun ışığını her tarafa yansıtan, “ay misali uyduları” olagelmiştir. Bu seçkin ve seviyeli elemanların yetiştirilmesi, ayrı bir özellik ve gizlilik gerektirebilir. Bunlar uzun bir zaman resmi görevlerden ve gözlerden uzak tutulabilir. Ve tabii asıl önemli ve gerekli olan; şuurlu ve sorumlu bir teşkilat kurabilmektir. Yoksa ancak süper beyinler tarafından idare edilebilecek pejmürde bir kurum veya toplum, her an çökmeye hazır vaziyettedir.

Sonuç olarak, başarmak ve kazanmak; eldeki imkânları, elemanları ve fırsatları çok iyi değerlendirmeyi gerektirir. Çünkü senin kaçırdığın fırsatları mutlaka bir başkası ele geçirecektir. İşte liderlik uygun kararı uygun zamanda verebilmektir. Unutmayın başarılı bir takımın veya teşkilatın pek çok elleri olabilir, ama beyni tektir. Ve birçok lider, kabiliyetsizliğin değil, imkân ve fırsatları israf etmenin cezasını çekmiştir. Lider şahsiyetlerin zamanı iyi kullanması kadar, zamanlaması da mükemmeldir. Nerede susup nerede konuşacağını, hangi durumda hangi adımı atacağını bilmeyenler, erken açan çiçek konumuna düşecektir.

Her başarılı kimse, sürekli boğuşmakla ve bir çok başarısızlıkla dolu nice yıllar geçirmiştir. Uzun zaman seni görmezlikten gelen, hatta engelleyen kötü ve kıskanç kimselerin, başarılı olunca sana iltifatlar yağdırması da, yine hayatın ayrı bir cilvesidir. Oysa yenilgiler bir sonuç ve tükeniş olmadığı gibi, başarılar da bir hedef değildir. Asıl marifet: Milletine ve insanlık âlemine, maddi ve manevi yönden hizmet için akılcı ve kalıcı projeler üretmek ve bunlara karşı çıkan şer cephesinin saldırılarını, sabır ve cesaretle göğüslemektir. Bütün bu gayretlerin gayesi, kulluk imtihanını kazanabilmek ve sonsuz mutluluğu yakalayabilmektir.

İşte günümüzde gerçek ve örnek bir lider tanımak isteyenler, Erbakan Hoca’yı ve mücadele dolu hayatını takip etmelidir. Ve elinizdeki kitap asıl bu amaca yöneliktir.

Peki Erbakan; ülkemizi, bölgemizi ve tüm insanlık âlemini etkileyecek hangi değişimlere öncülük etmiştir ve hangi aşamaya gelinmiştir?

İşte Erbakan hareketinin ana başlıkları:

A- Türkiye’de:

1- Siyonist Haham Haim Nahum doktrini çerçevesinde yozlaştırılma ve dininden uzaklaştırılma tahribatına tabi tutulan Müslüman Türk toplumunda, yeniden İslamlaşma ve aslına dönme sürecini başlatması,

2- İttihat ve Terakki’den itibaren devleti ele geçirmeye başlayan ve Atatürk’ün şüpheli ölümünden sonra yeniden palazlanan sabataist cuntanın, masonik kadroların ve bunların kâhyalığını yapanların dışında kalan ve sürekli horlanıp hırpalanan ve her yönden çaresiz ve etkisiz bırakılan Anadolu insanına, yeniden özgüven ve girişimcilik ruhunu aşılaması; ticaretten siyasete, eğitimden yönetime, her sahada ezilen halkın söz sahibi yapılması,

3- Ülkemizdeki, zaman zaman kanlı kapışmalara vardırılan kısır sağ-sol kamplaşmasını, Milli-işbirlikçi (Hak-batıl) hesaplaşmasına kaydırmayı başarması,

4- Neredeyse rejim ve resmiyet kılıfı geçirilen İslam düşmanlığını ve dindar halkı dışlamayı meslek edinen seçkinler zümresinin, Milli Görüş’ü dizginlemek ve engellemek için, bu sefer, Müslümanlara hoş görünmek gayretiyle din istismarına ve ılımlı İslamcılığa sığınmaları ve bu mecburi müsamaha dolayısıyla İslami hizmetlerin daha rahat bir ortama kavuşturulması,

5- Halkımıza projektör tutarak, ABD ve AB gibi güçlerin kapitalizm ve komünizm gibi ideolojilerin perde arkasındaki siyonist Yahudi gerçeğini ve İsrail’in şeytani projelerini ve bunlardan kurtulma çarelerini anlatıp uyarması.. Böylece dış güçlere ve siyonizme karşı bilinçli ve bilenmiş bir cephenin oluşturulması,

B- Dünya genelinde:

6- Siyonist Yahudilerin güdümündeki BM, NATO, IMF gibi emperyalist kuruluşlara karşı; İslam Birleşmiş Milletleri, İslam Ortak Pazarı, Müşterek Savunma Paktı, İslam Dinarı gibi; ilmi, insani ve İslami oluşumları ortaya atması ve D-8’leri kurması,

7- Barbar batı emperyalizmine ve tek süper güç ABD’ye karşı, tüm Afrika, Asya ve Güney Amerika ülkelerini içine alan, Yeni ve Adil Bir Dünya çağrısının ve çalışmalarının yankı ve yanıt bulması ve mazlumlar dünyasının uyanması,

8- ABD, İngiltere ve İsrail gibi sayılı ülkelerin sahip olduğu nükleer silahları ve dünyayı cehenneme çevirecek tahribat mekanizmalarını boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak teknolojik keşif ve gelişmelere ön ayak olması, gizli açık yürütülen girişim ve gayretler sonucu, şimdi caydırıcılık gücüne ve güvencesine ulaşılması,

9- Her türlü inkârcılığın ve sapıklığın fikri temellerini yıkacak ilmi ve ahlaki kitapların, tüm dünyada yaygınlaştırılması. Son derece bilimsel yöntemlerle doğru ve doyurucu şekilde hazırlanmış yayınların herkesime ulaştırılması,

10- Ve bütün bu hazırlıkların artık son aşamaya gelmiş bulunması ve artık kendisi başta bulunmasa da prensip ve projelerinin, stratejik ekip ve takipçilerinin programlarını iktidara taşıyıp icraata koyacak olması.

Erbakan Devriminin köşe taşları olarak gösterilebilir.

The Washington Times Erbakan’ı niye tehlike saymıştı?

Siyonist Yahudilerin güdümündeki Washington Times gazetesinde yer alan bir makalede, efsane Başbakan Necmettin Erbakan Hoca’nın haklı tepkileri ve yine ABD’li bir eski demokrat senatörün ve Blair kabinesinin eski bir kadın üyesinin sözleri, dünyada giderek artan ve yaygınlaşan Yahudi düşmanlığının azıtması olarak yansıtılmıştı.

Oysa Erbakan Hoca’nın ve diğer duyarlı ve vicdanlı insanların yaptığı Yahudi düşmanlığı değil, siyonizm karşıtlığıydı. Çünkü İsrail’in fesatlık ve katliamlarına karşı çıkmayı Yahudi düşmanlığı şeklinde göstermek, olayı çarptırmak amaçlıydı. Erbakan Hoca; siyonist fikirler taşımayan, ülkemizi ve bölgemizi karıştırmaya çalışmayan dürüst ve sade Yahudilere karşı hiçbir önyargıları ve düşmanlık damarları bulunmadığını defalarca açıklamış ve zaten hayatı boyunca da bunu kanıtlamıştı. Victor Davis Hanson, “Yeniden günah keçileri” başlıklı makalesinde, yayılan Yahudi düşmanlığını, daha doğrusu siyonizme karşı oluşan küresel şuurlanmayı ele almıştı. Hanson: “Biri şöyle demişti: ‘Bu Yahudiler şimdi 20. Haçlı Seferi’ni başlattı. 19’uncusu Birinci Dünya Savaşı idi. Neden? Sadece İsrail’i inşa etmek için.’ Bu sözler, Nazilerden kalma mı? Hiç de değil. O bir NATO müttefiki olan Türkiye’nin eski Başbakanı Necmettin Erbakan. ‘Mikrop’ dediği İsrail’in; Çin, Hindistan ve Japonya’yı kontrol ettiğini ve ABD’yi perde arkasından yönettiğini iddia ediyor diye yazmıştı.

Yahudi düşmanlığının diğer örnekleri arasında Demokrat Parti’nin eski senatörlerinden James Aburezk’in, “11 Eylül olayına karışan Araplar, siyonistlerle gerçekte işbirliği yapmışlardır. Böylece Arapları (Müslümanları) suçlamak için mükemmel bir bahane oluşturmuşlardır” sözlerini sayan yazar, senatörün bu ifadeleri Hizbullah televizyonunda sarfettiğini hatırlatmıştı. ABD’li senatörün ve İngiltere’de Tony Blair’in kadın bakanlarından Clare Short’un, “İsrail Güney Afrika’daki ‘apartheid’tan daha tehlikelidir… Uluslararası toplumun küresel ısınmaya karşı reaksiyonunu bile İsrail önlemektedir” biçimindeki sözlerinin ‘komplocu saçması’ ve ‘çevreci zırvası’ olduğunu kaydeden Washington Times yazarı, “Eski anti-semitizmin yeni bir kışkırtıcı türü dünya çapında yayılıyor. 70 yıldır görülmeyen söz konusu nefret, sadece İran’ın çılgın başkanı Mahmut Ahmedinecad ya da radikal cihatçılar tarafından desteklenmiyor. Sonuncu anti-semitizm; Türkiye Başbakanı Erbakan gibi dünya liderleri ve sofistike politikacı ve akademisyenlerce de dile getiriliyor” şeklinde sızlanmıştı.

Lübnan Ordusu İslamcıları bombaladığında dünya niye tepki vermiyormuş?!

Bu siyonist yazar, “İsrail’in Batı Şeria’da konutlara yönelik şiddet içeren operasyonları dolayısıyla haksız yere kınandığını” belirtirken, “Ancak geçen hafta Lübnan Ordusu, İslamcı teröristler bulunduğu iddiasıyla Nahr el Bared göçmen kampını bombaladığında dünya neden tepkisizdi?” diyerek, aslında Lübnan yönetiminin ve askerinin İsrail’in güdümünde olduğu gerçeğini de gizlemeye çalışmıştı.

Dünyanın İsrail-Filistin ilişkileri konusunda bir ölçüde çifte standart sergilediği savunulan makalede, Kıbrıs ve Tibet gibi ‘işgal edildiği iddia edilen’ ülkeler için aynı tepkilerin niçin gösterilmediği sorularak, “Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı işgal ettiği ve Kürdistan’ı (Güneydoğu Anadolu’yu) zorla topraklarına ilhak ettiği” iddialarının Yahudi Lobilerinden kaynaklandığı açığa vurulmaktaydı.

“Kamboçya, Kongo, Ruanda, Darfur gibi bölgelerdeki kitlesel cinayetlerin BM kınamalarına, İsrail’den çok daha az konu olduğu” belirtilen yazıda, “Kimi İngiliz akademisyenler, Filistin’e destek için İsrail üniversitelerine boykotta bulunuyor, ama baskıcı İran, Çin ve Küba’dakileri bırakıyorlar” biçimindeki itirazlar ise, siyonist Yahudilerin artık yalnızlığa itildiğinin bir itirafıydı.

“Yahudilerin Batı Şeria’da arazi almasının dünya tarafından eleştirildiğini, şimdi Hizbullah’ın İran parasıyla Güney Lübnan’da askeri amaçlı büyük araziler elde ettiğini” yazan Washington Times’ın, “Anti-Semitizm’in bu yeni yüzü çok sinsidir, çünkü kılık değiştirmiştir. Nereden ortaya çıktığı anlaşılmayan diplomatlar ve akademisyenler tarafından geliştirilmiştir. Şimdi de sözde üniversite kampusları tarafından desteklenmektedir” ifadeleri, dolaylı olarak, Erbakan Hoca’nın sahip çıktığı antiemperyalist ve anti siyonist cephenin, ne denli gelişip güçlendiğinin de bir kanıtıydı.

Evet evet, tarihi her zaman kötüler değil, bazen de iyiler yazacaktı. Ve bundan sonraki gerçek tarihçiler; Erbakan’ı “insanlığın bağrında çöreklenen Siyonist şebekeyi deşifre edip çökerten ve dünyayı değiştiren adam” olarak anacaktı…

 

                                                                                        Ahmet AKGÜL


 

 

ÖNSÖZ

 

Fransız düşünür Maxıme Rodinson’un Hz. Peygamber efendimizle ilgili çok önemli bir tespiti vardır: “(Hz.) Muhammed’in en çarpıcı özelliği, söyleminin açık, stratejisinin gizli olmasıdır!”Evet Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin, dini, davası ve daveti ta başından itibaren gayet açık ve net olmakla beraber; düşmanlarını etkisiz bırakmak ve engelleri aşıp hedefine ulaşmak için yürüttüğü siyaset ve stratejisini, genellikle gizlemiş ve en yakınlarından bile saklamıştır.

Müslümanlar aleyhine çok ağır şartlar içeren Hudeybiye barış anlaşmasını imzalaması... Mekke’yi Fetih niyetini ve projesini gizli tutması... Fetih günü, can düşmanlarını bile bağışlaması ve bazı önemli görevleri henüz o gün Müslüman olan eski müşriklerin elinde bırakması... Huneyn’de vefakâr ve cefakâr bağlılarından önce, kalbi ısındırılmak ve İslam'a bağlanmak istenen Müellefetül Kulub’a ganimetten büyük hisseler ayırması gibi, bazı sahabeleri tarafından bile karşı çıkılan bir çok hareketinin asıl hedefi ve hikmeti çok sonraları anlaşılmıştır.

İşte bunun gibi, Efendimizin izinden giden ve zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre hareket eden, tedbir ve temkin sahibi liderler de, bazen korkaklıkla suçlanmıştır. Oysa “Harp hiledir” hükmüne ve hikmetine aykırı olarak, ucuz kahramanlıklara ve kuru kabadayılıklara tenezzül edenler, sıradan ve sorumsuz insanlardır. Hak-batıl mücadelesi, günümüzde ‘stratejik güçlerin, gizli muharebesine’ne dönüşmüş bulunmaktadır. Yani, sadece halkın senin yanında olması, kalabalıkların his ve heyecanlarının coşturulması, netice almak için yeterli olmamaktadır.

“(İç ve dış düşmanlarınıza) karşı, bütün imkanlarınızı kullanarak, (her türlü) kuvvet hazırlayın.”[1]

“Size verdiklerimizi kuvvetle tutup (sahip çıkın)”[2]

“Ey Yahya! Kitap’a Kuvvetle sarılın (Ve hükümlerini kuvvetle uygulamaya çalışın)”[3]

Mealindeki Ayeti Kerimelerde açıkça bildirildiği gibi, şayet;

Ekonomik gücünüz ve yeterliliğiniz yoksa...

Askeri kuvvetiniz ve desteğiniz yoksa...

Teknolojik beceriniz ve birikiminiz yoksa...

Kültürel, siyasal ve sosyolojik etkinliğiniz yoksa...

Ve hepsinden önemlisi, bütün bu “hayati hazırlıklarınızı”, özellikle oluşum safhasında düşmanların hedefi yapılıp, heba ve heder olmaktan koruyacak ve zamanı gelince en canlı ve caydırıcı şekilde kullanacak, ‘gizli ve etkili bir stratejiniz’ yoksa, sizin kuru sıkı tehdit ve tepkilerinize kimse aldırmayacaktır.

Üstelik mücadelede kamuflaj çok önemli bir olaydır.

■ Yukarıda saydığımız güç merkezleriniz, nerededir ve ne kadardır? ■ Açık dost -gizli düşmanlarınızla, açık düşman -gizli dostlarınız kimlerdir ve hangi makamlardadır? ■ Zayıf olduğunuz halde güçlü görünmeniz veya güçlü olduğunuz halde zayıf görünmeniz ve düşmanları üzerinize çekmeniz gereken hangi durumlardır? ■ Hangi sözler, hangi ortamda ve hangi oranda konuşulacak, nerede ve niçin susulacaktır? ■ Nerede atağa geçilecek ve nerede savunmada kalınacaktır? Sorularının cevabını bilmeyenler ve gereğini yerine getiremeyenler, zalim dünya düzenine savaş açamazlar ve karanlık güçlerle başa çıkamazlar.

Ve işte Erbakan, daha ilk çıktığı günden itibaren, açıkça “Milli Görüş, Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya“ diyerek davetini ve hedefini gayet net ve mert bir şekilde ortaya koyan... Ve bu maksatla, yasal teşkilatlarını kuran ve muhtemel gelişmelere karşı tedbirlerini hazırlayan... Ama ‘güç kaynaklarını ve destek merkezlerini, teknik ve bürokratik özel ekiplerini, kısa ve uzun vadeli stratejik projelerini’ ise devamlı kamufle edip gizlemeyi ve rakiplerini yanlış yönlendirip, sonunda kendi amaçlarına hizmet ettirmeyi başaran... Ve herkesin yılgınlığa ve şaşkınlığa uğradığı en çaresiz ve ümitsiz dönemlerde bile “Tek kişilik bir ordu” gibi davasını omuzlayan ender ve önder bir şahsiyettir... Ve Onun sadık takipçi ve talebeleri, yine Onun istikametinde büyük hedeflerine ulaşmak üzeredir!...

Giderek bölgesel ve evrensel yeni bir güç ve medeniyet merkezi olmaya doğru yürüyen, sağlam ve sarsılmaz temellerini çağdaş değerlerle yücelten Büyük Türkiye'nin yakın tarihini yazacak olanlar, Erbakan'dan övgüyle hayret ve hürmetle bahsedeceklerdir.

Erbakan; Liderlere yol gösteren büyük öncü şahsiyet!

Siyonist ve Emperyalist Haçlı zihniyetinin alçak zulümlerle sıkıntılara boğduğu insanlığın, huzur ve saadetini tesis için bugüne kadar atılmış en kuvvetli adım, D-8 İslam Birliğidir. Ve bu muhteşem birliğin kurucu ortaklarından olan dünyanın en büyük İslam ülkesi Endonezya’nın eski devlet başkanı Yusuf Habibi’nin hayat hikâyesinde Erbakan’ın etkisi açıkça görülmektedir. Kendi cümleleriyle “iyi bir dost, gurur verici bir insan ve kutlu bir lider” olarak tanımladığı Erbakan’ı hayatının her aşamasında bir model olarak benimseyen Habibi, dünyayı cehennem zindanı olmaktan çıkarıp, cennetten bir bekleme odası haline çevirebilmenin yolunun Erbakan’ın ilkelerine bağlılıkla sağlanabileceğinin altını çizmektedir.

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasının ve hilafetin kaldırılmasının ardından büyük bir vurgun yiyen İslam Birliği’ni yeniden ihya etmek için Başbakanlığı döneminde D-8 İslam Birliği projesini hayata geçiren Erbakan, bütün müslümanların gönüllerinde takdir edilen bir lider olarak müstesna bir yer edinmiştir. Öyleki İslam ülkelerinde Erbakan adına kültür merkezleri, devlet üniversiteleri, yetimhaneler, aşevleri ve birçok alanda hayır çalışmaları yürüten hizmet birimleri meydana getirilmiştir. Endonezya’da çekilen ve ülke sinemasında başyapıt olarak gösterilen bir sinema filmi dikkat çekicidir. Erbakan’ın hayatından da portreler içeren sinema filmi D-8 projesinin kuruluşunda aktif rol alan Endenozya eski devlet başkanı Yusuf Habibi’nin hayatını ekrana getirmektedir. Başarılarla dolu bir eğitim sürecinden, Almanya’daki akademik kariyerine, öğrencilik dönemlerinde hazırladığı ağır sanayi projelerinden cumhurreisliğine uzanan Yusuf Habibi’nin hayat hikayesinde Erbakan’ın silinmez izleri açıkca görülmektedir.

“Habibi ile Ainun” filminin Endonezyalı yapımcısı Anirudya Mitra’da Erbakan’ın Habibi’nin hayatına yaptığı etkiyi şu şekilde özetlemektedir: D-8 projesiyle müslümanları bir araya getirmeyi amaçlayan Erbakan, devlet başkanımız Habibi’nin hayatında örnek aldığı az sayıdaki şahsiyetten birisidir. Filmi hazırlarken bu gerçeği dikkate alıp değerlendirdik ve Türk yetkililerden bir talep gelmesi durumunda Erbakan’ın filmini de yaparak insanlığa bir örnek olarak sunmak istediğimizi bildirdik”

Endozya’nın yetiştirdiği en hayırlı ve başarılı öğrencisi olan Habibi bu başarısını Almanya Achen Üniversitesi’nde Makina Mühendisliği bölümünde devam ettirmiştir. Bu arada onu en çok sevindiren, ilmi ve siyasi mücadelesine yön veren olay Erbakan’la tanışması ve oldukça etkilenmesidir. Habibi’nin, Milli Görüş Lideri Erbakan ile uzun yıllar sürecek; siyasi hareketinde ve İslam Birliği’ni kurma mücadelesinde de seyredecek dostluklarının bu üniversite çatısı altında başladığı bilinmektedir.

Erbakan’ın teşvikiyle Endonezya’nın ilk yerli uçağını üreten “dahi” mühendis!

Ağır sanayi üzerine çalıştığı akademik başarılarıyla ismini duyuran Habibi, o dönem ülkesinin başında bulunan Suharto’ya yazdığı mektupta Endonezya’ya dönüp ülkesine hizmet etmek istediğini beyan etmiştir. İlk olarak Endonezya’nın alt yapısının buna müsait olmadığı gerekcesiyle ülkesine dönme teklifi reddedilen Habibi, inancını ve azmini kaybetmemiştir. Bir süre sonra ısrarlarının sonucunu alan Habibi, Devlet Başkanı Suharto’nın çağrısıyla ülkesine dönmüş ve ülkesinin ilk yerli ve milli uçağını yapmak için görevlendirilmiştir. İşte Habibi’nin devlet başkanlığına uzanan siyasi hayatı gerçek anlamıyla bu noktadan sonra belirginleşmiştir. Suharto tarafından ağır sanayi projelerinin başına atanan Habibi aynı zamanda Endonezya Kabinesi’nde Teknoloji Bakanlığı görevine getirilmiştir. Habibi bu yönüyle Almanya’daki akademisyenlik yıllarının ardından Türkiye’ye dönerek ülkenin ilk yerli motor üretimini gercekleştiren Gümüş Motor’u kuran Erbakan’la birebir örtüşmektedir.

Teknoloji Bakanlığı süresince göz dolduran bir çalışkanlıkla ilk yerli uçağı kullanılır hale getiren Habibi’nin bu başarısı Endonezya’nın her köşesinde sevinçle karşılanıp takdir edilmiştir. Ve Habibi bu başarısının ardından adeta bir milli kahraman olarak halkın gönlünde büyük bir yer edinmiştir.

Şer odakları iş başında!

Habibi’nin teknolojik imkânları zorlayarak başarıyla hayata geçirdiği yerli uçak projesi Endonezya halkı ve birçok dünya devleti tarafından takdirle karşılanırken, gözünü ülkenin yerli kaynaklarına diken ve ülkenin gelişmesini istemeyen şer odaklarının da husümetini çekmiştir. Malum çevreler, başarılı çalışmalarıyla, Endonezya devlet başkanlığına yükselen Habibi’nin itibarını zedelemeye ve onu halkın gözünden düşürmeye yönelik türlü entrikalara girişmişlerdir ve Türkiye’nin 28 Şubat’ına benzer bir komplo ve kışkırtma süreciyle onu engellemişlerdir..[4]

Evet “İnsanların hayırlısı, insanlara fayd veren ve hizmet edendir” gerçeğine uygun olarak, hem ülkemizde, hem bölgemizde hem de yeryüzünde adalet ve hürriyetin yerleşmesi... Ve her türlü zulüm ve sömürünün sona ermesi amacıyla yola çıkan Erbakan, bu aziz Milleti ve insanlık alemini huzura kavuşturma çabasındaydı. “Bir saat adaletle hükmetmeyi, yetmiş yıl nafile ibadetten hayırlı” sayan bir düşüncenin mensubu olarak, “adaletle hükmetmenin de ancak siyasetten geçtiğinin” şuuruyla mücadelesine başlayan Erbakan, sadece insan hakları ve demokratik katılımlar konusunda değil, ekonomik ve teknolojik atılımlarda da dünyaya örnek ve yüksek bir medeniyetin öncüsü olacak Büyük Türkiye’yi kurma sevdasındaydı. Ve tüm tarihi deneyimlere ve ülkemizdeki gelişim ve değişimlere bakılırsa, Erbakan Hoca’nın kutlu projelerinin, sadık talebe ve takipçileri eliyle mutlu sona ulaşması da oldukça yakındır ve bunun manevi zafer tacı da elbette Onun hakkıdır ve Ona layıktır.

Ve umarız, elinizdeki kitap bu gizemli gerçeği çözmenize yardımcı olacaktır.

                                                   Ahmet AKGÜL

 


[1] Enfal. 60

[2] Bakara: 92

[3] Meryem: 12

[4]Milli Gazete / 23 05 2014 / Abdussamet Karataş

Eklenme Tarihi: 27 Mayıs 2015

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR