Get Adobe Flash player
Reklam

Milli Çözüm Dergisi Kitapları

RUHLAR SIRLAR VE UZAYLILAR
PDF Yazdır
Kitap Kabı RUHLAR SIRLAR VE UZAYLILAR
Yazar: Ahmet AKGÜL
Sayfalar: 486
ISBN: 9758715836
Yayın Evi: Bilge Karınca yayınları
Yıl: 2006
Tıklanma: 1403
Kullanıcı Oyları:  / 2
KötüEn İyi 
Konu Açıklaması
Ekleyen Editör
  • Ruhun mevcudiyeti ve mahiyeti
  • Ruhların tedavi ve terakkisi
  • Ruhların üstün meziyetleri ve münasebetleri
  • Ölüm sonrası ruhların, nurani bedenlerle seyahatleri ve serbestiyetleri
  • Dört Kitaba göre Uzaylılar gerçeği ve sır perdeleri
  • İslâm Âlimlerinin özellikle Mevlana Halidi Bağdadi Hz.leri ve halifelerinin, Batı uygarlığını çok geride bırakacak, bilim ve teknoloji sırları ve serüvenleri.
  • Yaşadığımız Kâinat, tabiat ve hayat; hakikat mi, yoksa hayal mi?
  • Ruhi olgunlaşma ve manevi buluşma ve yardımlaşma çareleri

Gibi çok önemli ve orijinal konuların;

Kur’an ayetleri, Hz. Peygamberimizin hadisleri, Büyük İslâm Alimlerinin işaretleri ve çağdaş Batılı bilginlerin itiraf ve ifadeleri doğrultusunda yorumlandığı bir kitap!...

 


 

ÖNSÖZ

İnsanın özünü ve aslını oluşturan ve Allah’ın insandaki sırrı olan “ruh” gerçeğini, farklı boyutlarıyla ortaya koymak.

Ruhların eğitilmek, yetiştirilmek ve imtihan edilmek üzere bedenlenip dünyaya gönderildiği hikmetini hatırlatıp, ruhi sorunlarımızı ve sorumluluklarımızı vurgulamak.

Ruhun olgunlaşması ve özgürlüğüne kavuşması durumunda, başka ruhani varlıklar ve geçmiş ve gelecek zamanlarla da iletişim kurabildiğini, ilmi ve akli delilerle açıklamak.

Dünyeviliğin ve madde perestliğin ruhları kapsadığı ve kararttığı bir ortamdan kurtulup, manevi iklimlere kanat açmak isteyenlere, acizane ışık tutmak ve cesaret kazandırmak.

Ve üzerinde çok konuşulan ve tartışılan ufolar ve uzaylılar konusunu, kutsal kitaplar ve bilimsel kanıtlar çerçevesinde, yeni yorumlar ve yaklaşımlarla ele almak.

Niyeti ve gayretiyle bu kitap hazırlandı. Rabbımın rızasını, okurlarımın duasını umuyorum.

Ahmet AKGÜL


 

 

BİSMİLLAH

Bismillah-ir-Rahman-ir-Rahim

Her an koruyup kollayan ve acıyıp bağışlayan Allah’ın adıyla;

-Bu işe başlıyorum

-Ancak Onun yardımıyla başaracağıma inanıyorum

-Onun koyduğu kurallara uygun çalışıyorum. Helal ve haram ölçülerini gözetiyorum

”Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîym” dua ve ayetinin kısaltılmış şekli Bismillah olarak söylenir. Hayırlı ve helâl bir işe başlarken, Allah Teâlâ’nın adını anarak, Ona sığınarak ve bütün gücüyle sebeplere sarılarak işe başlamak anlamına gelir. İslâmiyet’ten önce Araplar, herhangi bir işe başlarken, bağlı bulundukları ilâhlarının adlarını anarak başlarlar, meselâ, Bismi’l-Lat (Lat’ın ismiyle), Bismi’l-Uzza (Uzza’nın ismiyle) derlerdi. Her kavimde buna benzer sözlerin kullanıldığı ve meselâ bir hizmetlinin, âmirinin verdiği bir emri yerine getirirken, “Bunu falanın adına yapıyorum” demesi cahiliye döneminde adet haline gelmişti.

Resulullah (sav), İslâm dinini tebliğ etmeğe başladıktan sonra, cahiliye Arapları’nın kullandığı sözleri değiştirmiş ve, “Ey Allah’ım, senin adınla” anlamına gelen, “Bismike Allahümme” ve “Allah’ın adıyla” anlamına gelen, “Bismillahi” sözlerini kullanmaya başlamıştır. Ancak Kur’an-ı Kerîm’de Neml suresinin otuzuncu ayeti nazil olduktan sonra besmele son şeklini almıştır. Bu ayette Süleyman (as) tarafından yazılan bir mektup söz konusudur. Mektupta “Bu mektup Süleyman’dandır ve Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla başlamaktadır.” denilmektedir. Kısaca besmele dediğimiz ve “Rahman, Rahim olan Allah’ın adıyla” anlamına gelen “Bismi’llahi’r-Rahmani’r-Rahim” aynı zamanda Kur’ân-ı Kerîm’den bir ayettir.

Besmele: “İşime, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla başlıyorum. O’nun emriyle ve O’nun için bu işin başındayım ve O’nun adına teşebbüste bulunuyorum, O’nun emriyle yapıyorum. Çünkü bu başladığım işin tamamlanmasında gerekli olan kuvvet ve kudret O’nun tarafından bana verilmiştir ve O’ndandır. O bana bu kuvvet ve kudreti vermezse ben bu işi tamamlayamam” anlamındadır.

Helâl ve hayırlı bir işe başlarken, Allah’ın adını anmak, her Müslüman’ın üzerinde titizlikle durması gereken görevlerindendir. Kur’an-ı Kerîm’de buna işaret eden pek çok emirler, vardır.

“Atalarınızı andığınız gibi, hatta daha çok (şiddetle ve içtenlikle) Allah’ı anın. “[1]

“Namazlarınızı kıldıktan sonra, ayakta iken otururken ve yanlarınızın üzerinde yatarken Allah’ı anın.“[2]

“Rabbı’nın adını an. İhlâs ile O’na yönel.“[3]

“Rabbı’nın adını sabah akşam an”[4]

Resulullah (s.a.s.)’den nakledilen bir hadiste şöyle denilmiştir: “Bismillah ile başlamayan her ciddi iş noksandır.“ (Başında besmele, sonunda hamdele (elhamdülillah) bulunmayan işler hayırsızdır.)

İlk ifade “b”dir

Bismillahi’r-rahmani’r-rahim sözü dört kelimeden oluşan bir cümledir. Bunlar: “İsim, Allah, Rahman ve Rahim” kelimeleridir. Ancak isim kelimesinin başına bir “b” harfi getirilmiştir. Bu harf, kendinden önce var olduğu düşünülen bir fiile, sonraki cümleyi bağlamak için kullanılmıştır. ‘b’ harfinden önce var sayılan fiil: başlarım, ‘okurum’, ‘yaparım’ olabileceği gibi ‘başla’, ‘oku’, ‘yap’ şeklinde emir de olabilir. Buna göre besmele, bu fiillerden birisinin var kabul edilmesiyle beş kelimeden meydana gelmiş olur.

“(Rahim) ve (Rahman) olan Allah’ın adıyla başlarım” gibi...

Besmeledeki ilk kelime olarak görülen “isim”, bir hususa işaret etmek üzere konulmuş addır. Ahmet, Ali, ağaç, su gibi isimler, özel isim ve cins ismi olmak üzere iki kısımdır. Şahıs isimleri ile yer veya şehir isimleri özel isimdirler. Bu isimler kimin adı ise, hangi yer, şehir, kurumu belirtiyorsa başkalarında bulunmayan, kendilerine özgü özellikleri vardır. Buna karşılık, tahta, masa, ağaç, insan gibi isimler cins ismidirler. Genel bir anlam belirtirler. Bu sebeple “Ahmet” denildiği zaman, onun insan olduğu anlaşılır. Çünkü Ahmet, insan cinsi içinde yer alır. Fakat insan denildiği zaman mutlaka Ahmet anlaşılmaz. Çünkü Ahmet’ten başka insanlar da vardır.

Besmele’de yer alan ikinci kelime “Allah” ismidir

Allah, kendine has doksan dokuz sıfatı olan zatın yüce ismidir. Gerçek mabudun adıdır ve özel ismidir. Allah Teâlâ’nın kendine has sıfatlarından bazılarını, Kur’an-ı Kerîm’in aşağıdaki ayetlerinde görmekteyiz.

“O, öyle Allah’tır ki, O’ndan başka ilâh yok’tur. O, gizliyi de aşikârı da bilendir. O, esirgeyen, bağışlayandır. O, öyle Allah’tır ki O’ndan başka ilâh yoktur. Hükümrandır. Mukaddestir, selâmdır, mümindir, müheymindir, azizdir, cebbardır. Allah müşriklerin ortak koşmasından münezzehtir. O öyle Allah’tır ki, yaratan, yarattıklarına şekil verendir. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih eder. O, hüküm ve hikmet sahibidir.“[5]

Üçüncü kelime “Rahman”dır

İşte Allah, en güzel, en mükemmel ve en üstün sıfatları zatında toplamaktadır.

Besmele’de yer alan üçüncü kelime, ‘Rahman’ kelimesidir. Bu kelime kendinden önce ismi zikredilen yüce Zatın sıfatıdır. Yani Allah Teâlâ’nın sıfatıdır. Rahman kelimesi, rahmet kelimesinden türetilmiştir. Rahmet, sözlükte, insan kalbinin bir kimseye acıma ile birlikte meydana gelen bir yakınlık duygusudur ki, bu acıma ile yakınlığın artması ve şiddet kazanması halinde, o kimseye karşı fiilî yardıma dönüşür. Bu sebepledir ki, o kimse hakkında ‘çok merhametli’ denir. Ancak insandaki bu merhamet duygusunu, Allah Teâlâ’nın merhametini anlamakta bir ölçü olarak kullanmamız mümkün değildir. Çünkü insandaki merhamet duygusu geçici bir haldir. Ancak bir üzülme ve acıma neticesinde ortaya çıkar. Üzülme ve acımanın ortadan kalkması ile merhamet duygusunun da yok olduğu görülür. Allah Teâlâ ise üzülmek gibi noksanlıktan ve gelip geçici acıma duygusundan münezzehtir. Bu sebeple Allah Teâlâ’nın rahmeti, kullarının merhametiyle kıyas olunamayacak bir üstünlük arz eder ve ezelden ebede her şeyi kuşatan nimetler ve bağışlar olarak ortaya çıkan sonsuz bir merhameti gösterir.

En güzel isim O’nundur

Rahman kelimesinin diğer bir özelliği de Kur’an-ı Kerîm’de, Allah ismi makamında özel bir isim olarak kullanılmış olmasıdır.

“İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın, hangisi ile çağırırsanız, en güzel isimler O’nundur.”[6]

“Senden evvel gönderdiğimiz resullerimizden sor: Biz, Rahman’dan başkasını ilâhlar yapmış mıyız?”[7]

“Sen ancak Kur’an’a uyan ve görmeden Rahman’dan korkan kimseleri korkutacaksın.“[8]

“(Cennet), görmeden Rahman’dan korkan ve (O’nun tâatına) yönelmiş bir kalp ile gelen kimselere hastır.“[9]

“Ey babam, şeytana tapma, Çünkü şeytan Rahman’a çok asi olmuştur.“[10]

“Rahman’ın yaratışında hiç bir düzensizlik göremezsin.”[11]

Mealleri zikredilen bu ve sayıları elliye varan diğer ayetlerde ‘Rahman’ kelimesinin Allah’a has ve Allah ismine eşit bir anlamda nasıl kullanıldığı açıkça görülmektedir.

Dördüncü kelime “Rahim”

Allah Teâlâ’nın Rahman sıfatı, sadece kendi zatına has özel sıfatı olduğu halde; Rahim sıfatı, kendi iç güdüleri veya iradeleriyle hareket eden yaratıklara bir nebze olsun bahşedilmiş bir sıfattır.

İnsanların kendi yavrularına veya biribirlerine besledikleri şefkat ve merhamet dolu yardım duygusu, yahut bir kuşun, yavrusu başında kanat çırpışı, sahip oldukları bu rahîm sıfatının bir eseridir.

Bundan dolayı insanın, Allah Teâlâ’nın zatına has olan Rahman sıfatıyla nitelendirilmesi mümkün olmadığı halde rahîm sıfatıyla nitelendirilmesi mümkün olabilir. Nitekim bir kimse hakkında çok merhametli anlamına rahîm denilmesi bundandır.

Özetle; Her işine, her girişimine “Bismillah” diyerek başlayan kimse:

  • Her şeyin ve herkesin gerçek sahibi ve hakimi Allah olduğuna
  • O’nun kudret ve kuvvetinin, rahmet ve nimetinin sonsuzluğuna
  • Allah’ın inayeti ve nusreti olmazsa, insanın ne kadar aciz ve çaresiz bulunduğuna
  • Kur’ani kurallara ve insani amaçlara aykırı küfür ve kötülüklere besmele ile başlamanın, haşa Allah’la alay etmek manası taşıdığına
  • Bir işte başarılı olmanın:

-     Allah emrettiği ve izin verdiği için

-     Hz. Peygamberin öğrettiği şekilde ve Kur’ani prensipler çerçevesinde

-        O konuya İslamın verdiği önem derecesinde

-        Ve yine öngörülen zaman ve mekan içerisinde yapılmasına bağlı olduğuna inanıyor ve buna göre davranıyor demektir.

“Allah” (c.c.) 99 Esmai Hüsnasının (en güzel ve en mükemmel isim ve sıfatların) anlamını içeren Yüce Zat’ın özel adıdır.

Esma-ül Hüsna (Allah’ın en güzel isimleri):

1- ALLAH: (Celle Celaluhu) Her şeyin tek ve gerçek sahibi ve ilahı olan. İbadet olunmaya, rızası aranmaya, hüküm koymaya ve kendisine sığınılmaya en layık ve müstahak Zat

2- RAHMAN: Dünyada bütün mahlukatına acıyıp koruyan, besleyip doyuran

3- RAHİM: Ahirette yalnız dostlarına rahmet edip cennete koyan

4- MELİK: Bütün mevcudatın gerçek sahibi ve hükümdarı bulunan

5- KUDDÜS: Bütün mahlukatı maddi ve manevi kirlerden arındıran, her türlü eksiklik ve çirkinlikten uzak ve pak olan

6- SELAM: Her türlü tehlikeden kullarını selamette kılan, barış ve bereket sağlayan

7- MÜMİN: Kalplerde iman nurunu yakan ve kullarını güvenlikte bulunduran

8- MÜHEYMİN: Bütün varlıkları ilim ve kontrolü altında tutan, himayesi altına alan

9- AZİZ: Sonsuz izzet sahibi olan, asla yenilgiye uğratılamayan, her işinde mutlak başarılı olan ve sadık kullarını zafere ulaştıran

10- CEBBAR: İstediğini zorla yaptıran, acizlik ve çaresizlikten münezzeh olan

11- MÜTEKEBBİR: Sonsuz büyüklük ve azamet sahibine yakışır davranan

12- HALIK: Her şeyi yoktan yaratıp varlığa çıkaran, zerreleri ve atomları, hücreleri ve organları bütün oluşumları ve olayları bizzat ve her an yaratan

13- BARİ: Eşyayı ve her şeyin aza ve cihazatını birbirine uygun ve kusursuz yaratan

14- MUSAVVİR: Her varlığa en münasip şekil giydiren, tasvirini yapan, programlayan. Gölge varlıkların resimlerini ve filmlerini hazırlayıp ruh ekranımıza yansıtan

15- GAFFAR: Çok affedip bağışlayan, kendisine sığınanları boş çıkarmayan.

16- KAHHAR: Her şeye galip gelen ve bütün düşmanlarını yenilgiye uğratan

17- VEHHAP: Bol bol ve karşılıksız hediyeler veren, ihsanda bulunan

18- REZZAK: Bütün rızka muhtaç olanları rızıklandıran ve ihtiyacını karşılayan, her gıdasını hazırlayıp ulaştıran

19- FETTAH: Her şeyin kapısını hikmetle açan, kapalı ve zor şeyleri kolaylaştıran

20- ALİM: Her şeyi hakkıyla bilen, ilmi ezeli ve ebedi kuşatan

21- KABİD: İstediğini maddi ve manevi yönden daraltan, sıkan

22- BASİT: İstediğini maddi ve manevi bakımdan genişleten, ferahlatan

23- HAFİD: İstediği kulunu alçaltıp rezil rüsvay bırakan, nankörleri ve hainlik edenleri, hidayet gömleğinden soyundurup, aşağı ve bayağı kılan.

24- RAFİ: Dilediklerinin mertebesini yükseltip şerefli kılan, Hak’ta ve hayırda sadıkları ve sabırlıları, yüksek derecelere çıkaran.

25- MUİZZ: İstediğine izzet veren, haysiyet ve fazilet sahibi yapan

26- MÜZİLL: İstediğini zelil kılan, toplum içinde utanılacak durumlara sokan.

27- SEMİ: Gizli açık her sesi işiten, duyan

28- BASİR: Her şeyi bütün incelikleriyle gören ve anlayan

29- HAKEM: Hükmeden, hakkı yerine getiren ve adaletle arayı bulan

30- ADL: Tam adaletli olan, kimsenin hakkını kimsede bırakmayan, asla haksızlık ve yanlışlık yapmayan

31- LATİF: Lutfu keremi bol olan, yumuşak ve nazik davranan, bütün işleri görünmeden ve gizlice bizzat yapan

32- HABİR: Her şeyden herkesin niyet ve faaliyetinden haberdar olan

33- HALİM: Yaratıklarına son derece yumuşak muamele buyuran

34- AZİM: Kendisine büyük ümitler bağlanan, ulu ve azametli olan

35- GAFUR: Kullarının günahlarını bağışlayan

36- ŞEKUR: Rızası için yapılan işleri bol sevapla karşılayan

37- ALİYY: Her şeyiyle yüce olan, layık ve müstehak olanları yüksek makamlara çıkaran.

38- KEBİR: Varlığının kemaline hudut bulunmayan, büyüklük kendisine mahsus olan.

39- HAFIZ: Her şeyi muhafaza edip koruyan, yarattığı bütün görüntüleri aynen muhafaza edip saklayan

40- MUKİT: Her türlü mahlukata münasip rızık verip gıdalandıran, yiyecek ve içecekleri vitaminlere ve yararlı maddelere çevirip vücutların ihtiyacını karşılayan

41- HASİB: Kullarının bütün fiillerinin hesabını tutan, ahrette ise herkesi tek tek hesaba çekecek olan.

42- CELİL: Yücelik ve ululuk sahibi olan, gazabından ve heybetinden korkulan.

43- KERİM: İyilik ve ikramı bol olan, cömertliğine sınır bulunmayan.

44- RAKİB: Bütün varlıkları her an kontrol ve kumanda (murakabe) eden, gözetleyip duran

45- MUCİB: Kullarının dualarına cevap veren, karşılıkta bulunan… Yalvarış ve yakarışları cevapsız bırakmayan.

46- VASİ: İlim ve ihsanı, kuvvet ve gufranı her şeyi içine alan

47- HEKİM: Her şeyi yerli yerinde ve hikmetle yapan

48- VEDUD: İtaatkâr kullarını çok seven, dost olan ve saygı duyulan

49- MECİD: Azamet şeref ve hakimiyeti sonsuz olan

50- BAİS: Peygamberler gönderen ve ölüleri dirilten, baharda olduğu gibi her türlü filizleniş ve yeniden dirilişe sebep olan

51- ŞEHİD: Kullarının her yaptığına hazır ve nazır olan

52- HAKK: Varlığı hiç değişmeden duran, daima sabit kalan, temel insan haklarını ve evrensel hukuk kurallarını koyan

53- VEKİL: Kendine güvenen kullarının işini en iyi yoluna koyan, sahip çıkan

54- KAVİY: Güç ve kuvveti sonsuz olan

55- METİN: Hiçbir şey hükmünü ve gücünü sarsmayan ve kendisine güven duyulan

56- VELİY: Müminlerin dostu olan, müstehak olanları velayet sahibi kılan.

57- HAMİD: En çok övülen ve her türlü övgüye layık olan

58- MUHSİ: Atomlardan hücrelere kadar her şeyin sayısını bir bir bilip duran, hayatımızın her anını ve her davranış ve düşüncemizi sayan ve kayda alan.

59- MÜBDİ: Mahlukatı örneksiz ve yoktan yaratan, her şeyin ilk başlangıcı olan.

60- MÜİD: Mahlukatı öldükten sonra aynen yeniden diriltip kaldıran

61- MUHYİ: Canlılara hayat bağışlayan

62- MÜMİT: Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan

63- HAYY: Gerçek hayat sahibi olan

64- KAYYUM: Gökleri yeri ve bütün mahlukatı ayakta tutan

65- VACİD: İstediğini bulan ve meydana çıkaran

66- MACİD: Sonsuz şan ve yücelik sahibi olan

67- VAHİD: İsimlerinde sıfatlarında ve fiillerinde ortağı bulunmayan

68- SAMED: Her şey kendisine muhtaç, Ama O kimseye muhtaç olmayan

69- KADİR: Sonsuz kudret sahibi olan, etkinliğine ve yetkinliğine sınır bulunmayan

70- MUKTEDİR: Her şeye gücü yeten, mutlak imkân ve iktidar sahibi olan

71- MUKADDİM: Dilediğini ileri geçiren, ön sıralara koyan

72- MUAHHİR: İstediğini arkaya bırakan, sevdiklerinin ve seçtiklerinin sonlarını hayırlı ve şerefli kılan.

73- EVVEL: Her şeyden önce olan ve evveli bulunmayan

74- AHİR: Her şeyden sonra olan ve sonu bulunmayan

75- ZAHİR: Varlığı apaçık görünen, her şeyde tecelli ve tezahür buyuran

76- BATIN: Her şeyin iç yüzünden haberdar olan, eşyada ve insanda gizli ve görünmeyen icraatın gerçek sahibi olan

77- VALİ: Mahlukatın işlerini yoluna koyan, kainatın ve mahlukatın mutlak yöneticisi bulunan, dilediği kullarını yeryüzünde hükümran kılan.

78- MÜTEALİ: En yüce olan, en üste çıkan, daima yüceltilip ibadet olunan

79- BERR: Herkesten fazla iyilik yapan, vadinden ayrılmayan

80- TEVVAB: Bütün tevbeleri kabul buyuran… Tevbesini bozup tekrar zatına yönelenleri bile mahrum bırakmayan.

81- MÜNTEKİM: Suçluları müstehak oldukları cezaya çarptıran, zalimlerden ve hainlerden intikamını alan, Dinsiz Düzenleri ve deccal rejimlerini yıkıp adalet düzenini ve sadakat ehlini hakim kılacak olan.

82- AFÜVV: Kullarını çok çok affedip berat buyuran

83- RAUF: Kullarına çok şefkat edip esirgeyen, kollayan

84- MALİKÜLMÜLK: Mülkün hakiki sahibi olan. Dilediğine verip, dilediğinden alan

85- ZÜLCELALVELİKRAM: Büyüklük, fazilet ve kerem sahibi olan

86- MUKSİT: Bütün işlerini ölçülü, planlı ve birbirine uygun yapan. Sünnetullaha (kendi koyduğu tabii kanun ve kurallara) uygun davranan, israfta bulunmayan, iktisat esaslarını koyan

87- CAMİ: İstediğini istediği şekilde ve istediği yerde toplayan

88- GANİY: Gerçek zenginlik sahibi ve hiçbir şeye muhtaç olmayan

89- MUĞNİ: Mahlukatının ihtiyacını giderip zengin kılan

90- MANİ: İstemediği şeyin, murat etmediği amelin meydana gelmesine engel olan

91- DARR: Hikmeti gereği elem ve zarar verici şeyleri yaratan

92- NAFİ: Faydalı şeyleri yaratan, kullarını menfaatlandıran

93- NUR: Alemlerin ve gönüllerin aydınlığı, mevcudat ve mahlukatın esası ve hakikatın mayası olan

94- HADİ: Kullarına hidayet veren, doğruya ulaştıran: Hidayet önderleri yollayan

95- BEDİ: Eserlerinde varlığı apaçık görünüp ortaya çıkan. Eserleri hayret ve hayranlık uyandıran

96- BAKİ: Varlığının sonu bulunmayan

97- VARİS: Bütün mülk ve servetlerin hakiki ve son sahibi olan

98- REŞİD: Bütün işlerini ezeli hikmetine göre en olgun neticeye ulaştıran

99- SABUR: Asileri hemen cezalandırmayıp çok sabırlı davranan, zalimlerin ve kâfirlerin yularını uzatan, imtihan hikmeti gereği herkese fırsat ve ruhsat tanıyan C.C.(Celle Celalühü)

Kelime-i Tevhid

“La-ilahe-İllallah-Muhammedür-Resulüllah”

Anlamı:

  • Yüce Yaratanımız, yaşatanımız ve her an varlıkta tutanımız olarak:
  • Yalnız kendisine ibadet olunacak
  • Her iş ve ibadette rızası aranacak
  • Her konuda hükmü esas alınacak
  • Her an, her korkudan ve her ihtiyaçtan dolayı sadece kendisine sığınılacak,

Tek ve gerçek ilah, ancak Allah’tır. Başka ilah yoktur…

Hz. Muhammed Aleyhisselam ise:

Bize Allah’ı tanıtan, Kur’anı açıklayıp anlatan, sünneti ve hayat sistemiyle her konuda bize örnek ve önder olan, Allah’ın son peygamberi ve kıyamete kadar insanlığın rehberidir.

Salâvatı Şerifenin anlamı:

Allahumme salli ala, seyyidina Muhammedin- ve ala Ali seyyidina Muhammed.

“Allah’ım, Efendimiz ve hidayet rehberimiz olan Hz. Muhammet Aleyhisselema ve Onun ailesine ve ehli beytine salat ve selam olsun…” manasını taşımaktadır.

Ve; Allah’ım:

1-   Resuli zişanın tebliğ ve davetini daim kıl

2-   Resulüllahın şeriatını ( adalet ve ahlak esaslarını) hakim kıl

3-   Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın, sünnetini ve hayat sistemini kaim (ayakta, sağlam ve kalıcı) kıl.

4-   Hz. Peygamber Efendimizin derecesini ali (en yüksek) ve şefaatine bizleri nail kıl.

O Fahri Kainatın hatırına; Onun aline ve ailesine, sahabesine, ümmetine ve kıyamete kadar yolunda gidenlere, hidayet ve inayet buyurup, yine bizlere harcayacağı manevi sermaye ve himayesini devamlı kıl artır ve bizleri sonsuz ve kusursuz nimetlerine naim kıl… anlamında bir duadır.


GİRİŞ

Kur’an bütün ilimlerin anahtarı ve her türlü hayır ve hikmetin kaynağıdır. Müspet (pozitif) bilimlerin de, manevi (metafizik) gerçeklerin de kutsal kılavuz kitabıdır.

İslam dini ise, hem barış ve adalet nizamı, hem de bir imtihan programıdır. Sadıklarla sahtekârların bilinmesi[12], iyilerle kötülerin seçilmesi ve herkesin kendi kazancına göre değerlendirilmesi ve hak ettiğine eriştirilmesi için[13] açılan bu ilahi imtihanda, özellikle iman edilmesi gereken esaslar “Gaybi” hususlar olup, maddi ölçüler ve müspet ilimlerle ispatı imkânsız olan şeylerdir.

“Allah (cc), melek, ahiret, kıyamet, cennet ve cehennem inancı... Vahiy ve nübüvvet, ilham ve keramet” gibi konuların maddi değil, manevi saha içinde ele alınması gerekir.

Kur’an, mü’minleri tarif ederken “onlar gaybe inanırlar”[14] buyurmaktadır. Gayb, “aslında var olan, fakat varlığı ancak bir takım alamet ve işaretlerle anlaşılan” şeyler demektir.

Göz, kulak, burun, dil ve dokunma gibi beş duyu organıyla bilinen şeyler, maddi şeylerdir. Ama “ruh” gibi, “velayet” gibi şeyler ancak, varlıklarına alamet ve işaret sayılan delillerden yola çıkarak, aklın idrak edip anlaması, kalbin mutmain olması ve inanması şeklinde, bunların mevcudiyetlerine iman edilir.

Batı da “pozitif” denen bilim konuları, bizdeki “müspet” ilimlerin karşılığıdır. Müspet demek, ispat edilmiş, herkesin kabul etmeye mecbur kalacağı şekilde gerçekleşmiş ve gösterilmiş bilgiler demektir. İki kere iki dört eder gibi, matematik ve mantık kurallarıyla veya çeşitli gözlem ve deney metotlarıyla varlığı ve doğruluğu ispat edilebilen müspet= pozitif ilimlerin yetki alanı dışında kalan konular da vardır ki, batılılar buna metafizik=fizik ötesi, biz ise maneviyat= madde ötesi diyoruz.

Evet, kesinlikle kabul ediliyor ki, matematik, fizik, kimya, tıp, astronomi gibi müspet (pozitif) ilimlerin yetki alanı dışında kalan konular da vardır. Müspet ilimlerin gelişmesi ve tabiatın gizliliklerine nüfuz edilmesi, gaybi=fizik ötesi alemin varlığına işaret ve alamet olan delillerin çoğalmasına ve güçlenmesine yardım etse de, hala bunları elle tutulur, gözle görülür biçimde ispat etmekten acizdir. Ne var ki maddi ilimlerin gelişmesi, manevi ve gaybi gerçeklerin izah ve ikna edilmesine kolaylık getirmektedir.

Elbette bütün kâinat ve mevcudat Cenab-ı Hak’kın vahdet, kudret ve rahmet delilleri ve sanat eserleridir. Her kış kıyametin, her bahar mahşerin örnekleridir.

Ahiretin ve ebedi saadetin varlığını gönül istemekte, akıl gerekli görmektedir. Ancak bu “gaybi” gerçeklerin maddi ve müspet ilimlerle mutlaka ispat edilebileceğini söylemek yanlıştır. Ve zaten bu, imtihan sırrına da aykırıdır.

İşaret ve alamet olarak gösterilen deliller, ne denli izah ve ikna edici olursa olsunlar, gaybi gerçekleri kesinlik derecesinde ispat etmeye yeterli olmayacaklardır.

“Biz onlara melekleri indirseydik, ölüleri (diriltip) kendilerine söyletseydik ve (canlı cansız) her şeyi toplayıp önlerine getirseydik (ve onlara dil verip gerçekleri bildirseydik) yine de inanmayacaklardı..:”[15] ayeti de gösteriyor ki, mucizeler bile sadece akla kapı açmak ve inanmayı kolaylaştırmak içindir. Yoksa herkesi inanmaya mecbur edecek derecede kesin ve açık şeylerin inkârı zaten söz konusu olmayacaktır. Şairin:

“Bin yüz ile göründün âlemi saldın gümana-Bir yüz ile görünseydin kafir de gelirdi imana” mısraları bu imtihan sırrını ne güzel açıklamaktadır.

Hatta şeriat ilimleri esas olmakla beraber, tasavvuf ve tarikat hikmetlerini ifade ve izah etmek için özel yorumlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yüzdendir ki Tevrat ve Şeriat sahibi olan Hz. Musa, hikmet ve maneviyat ehli olan ve “İlmi Ledün” sahibi bulunan Hz. Hızır’a talebe olmak zorunda kalmıştır.[16]

Evet, ilim öğrenmenin ve bilgi edinmenin iki yolu vardır. Birisi kişinin kendi gayreti ile çeşitli mekteplerde ve çeşitli öğretmenlerin nezaretinde ve çeşitli kitaplar okuyarak, veya araştırma, deney, gözlem ve incelemeler yaparak elde etmesi şeklinde olur ki, bu tür ilimlere “Kesbi”, yani kişinin kendi çabasıyla kazandığı ilimler tabir edilir ve genelde ilim öğrenme yolu budur.

Diğeri de, Cenab-ı Hak’kın bazı şahsiyetlere özel olarak verdiği üstün bir feraset ve engin bir hikmet sayesinde, öylesine bir anlayış ve kavrayış kabiliyetleri olur ve olayların iç yüzünü sezmede ve problemleri çözmede öylesine bir basiret ve başarı yetenekleri bulunur ki... özellikle imani, ahlaki, içtimai ve siyasi konularda, nice çıplak ve çarpıcı gerçekleri, gerekçeleriyle beraber görmede ve göstermede öylesine marifetli olurlar ki... Bu tür ilimlere de “vehbi” yani Allah tarafından kendilerine özel olarak hibe ve hediye edilen ilimler tabir edilir.

Herkesçe bilinen yollar ve yöntemlerle ve kendi gayret ve hizmetiyle, kesbi olarak bilgi edinen ve ilimde ileri gidenlere Kur’an “Rasihun” dediği gibi[17] Rabbani bir iltifat ve özel bir ilhamat sayesinde vehbi olarak hikmet ve hakikat ehli olanları da, “Ribbiyyun” kelimesiyle tarif etmektedir.[18]

İnsanlık tarihi boyunca bütün büyük inkilapları genellikle ya nebiler veya “Ribbiyyun” bilginler gerçekleştirmiş, ama artık hakim bulunan Hak Nizamın, hayatın her safhasında uygulanması ve olgulaşması için “Rasihun” alimlere iş düşmüştür.

Hatta Hak elçilerinin ve İslam davetçilerinin yanında Rasihun alimlerden ziyade, Ribbiyyun kimseler hizmet ve cihat ede gelmişlerdir.

“Nice Peygamber vardır ki, kendileriyle beraber pek çok “Ribbiyyun” (hikmet ve feraset ehli olan hak ve adalet dertlisi) kimseler çarpışıp cihat ettiler... Ve Allah yolunda başlarına gelen (hakaret ve musibet)lerden asla yılmadılar. Zayıflık ve korkaklık göstermediler. (Zulme ve zillete) boyun eğmediler... Allah sabredenleri sever...”[19] ayeti de bu gerçeği ifade etmektedir.

İşte yaşadığımız çağdaki hakikat erlerini ve büyük dava önderlerini ele alalım... Bir Bediüzzaman’ı, bir Harun Yahya’yı hatırlayalım.

Bu zatları yakinen tanıyan, kendi sağlıklarında ve zor zamanlarda onları gerçekten seven ve savunan isimlerin... Dava hatırına bunlara bağlanan ve birlikte hizmet ve zahmetlere katlanan kimselerin, Rasihun’dan ziyade Ribbiyyun’lar olduklarını göreceksiniz. Zaten kendileri de “Kesbi” değil “Vehbi” olarak yetiştirilmiştir.

Bir kısım gerçekleri akıllara yaklaştırmak ve anlaşılmalarını kolaylaştırmak için bunları yazmak ihtiyacını hissettik.

“Efendim, hangi mektebi bitirmiş, nereden öğrenmiş, kim izin vermiş, nasıl bilmiş?” gibi vesveselerin düşürdüğü vartalardan ve hatalardan kurtarmak ve sakındırmak istedik. Ama bu gerçekleri kavramak için, kişi önce “gaybe” ve maneviyata gerçekten inanmak mecburiyetindedir.

Biz bu kitapta; Ruh gerçeğini, ruhların terakki ve terbiye yöntemlerini, ruhların diğer manevi varlıklar ve uzaylılarla münasebetlerini hem ilmi, hem de akli ve nakli deliller ışığında anlatmaya ve okuyucularımıza yeni boyutlar ve bakış açıları kazandırmaya çalıştık. Doğrular Rabbimizden, hatalar kendimizdendir.

 


[1] el-Bakara: 2/200

[2] en-Nisa: 4/103

[3] el-Müzzemmil: 73/8

[4] İnsan: 76/25

[5] el-Haşr: 59/22-24

[6] el-İsra: 17/110

[7] ez-Zuhruf: 43/45

[8] Yâsin: 36/1

[9] Kaf: 50/33

[10] Meryem: 19/45

[11] Mülk: 67/3

[12] Ankebut: 2-3

[13] Necm: 39-41

[14] Bakara: 3

[15] En’am: 111

[16] Kehf: 65-82

[17] Ali-İmran: 7, Nisa: 162

[18] Ali İmran: 146

[19] Ali İmran: 14

Eklenme Tarihi: 27 Mayıs 2015

Makale Paylaşım Sayısı: 7177

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR