Get Adobe Flash player
Reklam

Milli Çözüm Dergisi Kitapları

SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
PDF Yazdır
Kitap Kabı SABAH YAKIN DEĞİL Mİ?
Yazar: Ahmet AKGÜL
Sayfalar: 416
ISBN: 9944337861
Yayın Evi: Togan Yayınevi
Yıl: 2012
Tıklanma: 864
Kullanıcı Oyları:  / 0
KötüEn İyi 
Konu Açıklaması
Ekleyen Editör

ÖNSÖZ:

“ÖNCE VATAN” BİLİNCİ

 

Kutsal inanç ve amaçta,

Ortak tasada ve kıvançta,

Aynı ideal ve ihtiyaçta,

Kaynaşıp tek bir vücut halini alan; DİN, DİL ve DEĞER (kültür ve tarih) birliği oluşan toplumlara MİLLET denir;

Milletin ortak aklı ve iradesi DEVLET’tir, devletin bedeni ise Kur’anı Kerimin DİYAR-YURT, bizim VATAN dediğimiz ülkedir. Hz. Peygamber Efendimizin, önce Taif ziyareti, ardından Habeşistan ve derken Medine’ye hicretleri de, İslam’a yurt arayışı niyetiyledir. “Vatan sevgisi imandandır” buyurması da bunun içindir.

Halkımızın: “Dünyada vatan iman, ahirette cennet mekân” deyimi bu gerçeğin ifadesidir.

Her yönden bağımsızlığını elde eden, kendisinin ve müttefiklerinin haklarını savunabilen bir milletin özgürlük ve özgüven içinde, hür ve huzurlu yaşadığı, bağımsız toprak parçasına vatan denir.

İnsanın doğup yaşadığı ve tarihi mirasını devraldığı yurt da olsa, resmen veya fiilen işgal edilmiş ve sömürgeleştirilmiş bir ülke, maalesef giderek vatan özelliğini yitirecektir.

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır”

dizeleri bunun için söylenmiştir.

“Vatan bize kılıcımızın emeği, kanımızın ekmeğidir” diyen Namık Kemal bu gerçeğin bilincindedir.

“Şeref, haysiyet ve namus duygusundan mahrum olan kesimler, vatan ve millet gayreti ve sorumluluğu da taşımayan kimselerdir. Çevremizi ve ülke yönetimimizi bu tiniyetsiz tiplerden uzak tutunuz” diyen Hz. Mevlana’ya kulak vermelidir. Mustafa Kemal’e Şanlı Kurtuluş Savaşını başlatan ve zafere ulaştıran ruh: “Vatan sevgisi, ruhları ferahlandıran ve şahlandıran en kuvvetli rüzgârdır. Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır” sözlerinde gizlidir.

Rahmetli Erbakan Hoca’nın, AKP’nin tahribatlarını anlatırken “Artık uyanmamız ve tedbir almamız gerekiyor. Çünkü toprak ayaklarımızın altından kayıyor!” sözleri bu tehlikeye dikkat çekmekteydi.

Evet, insan vatanını sevmek ve sahiplenmek mecburiyetindedir. Çünkü hürriyetinin, haysiyetinin, huzur ve emniyetinin, namus ve şerefinin ve en önemlisi DİN ve DEVLETİNİN korunması ancak, bağımsız bir vatan sayesindedir.

İstiklal Marşımızda:

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”

diye haykıran Mehmet Akif, hepimizin duygu ve düşüncelerine tercümanlık etmektedir.

Kur’an’da vatan (yurt) kavramı ve savunma gayreti

“Allah, sizinle din konusunda savaşmayan (Dininizin hükümlerini yaşamaya engel olmaya çalışmayan), sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara (ve temel insan haklarınızdan mahrum bırakmayanlara) iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.”

“Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları (İslam’ı yaşamanıza mani olanları), sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mümtehine: 8-9) ayetleri VATAN ve BAĞIMSIZLIĞIN, İslam için nedenli önemli olduğunu bildirmektedir.

“Eğer bir kavmin ihanet (ve huzur ve hürriyet içinde yaşadığınız ülkenize hücum) edeceğinden kesin olarak korkarsan, sen de açık ve adil bir tutumla (onlarla olan anlaşma metnini ve diplomatik ilişkiyi) at. Gerçekten Allah, ihanet edenleri sevmez.”

(Bağımsızlığınıza, inancınızı yaşamaya ve vatanınıza düşman) “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar (her türlü caydırıcı) kuvvet ve besili atlar (savaş ve savunma silahları) hazırlayın. Bununla, Allah'ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah'ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infak ederseniz, size 'eksiksiz olarak ödenir' ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal: 58-60) ayetleri ise VATAN SAVUNMASI’nın önemini ve önceliğini belirtmektedir.

“Gerçekten biz onları (sadık ve sağlam Müslümanları) tam bir (samimiyet ve gayretle) YURDU düşünüp-anan (dünyada memleket, ahirette cennet şuuru taşıyan) ihlâs sahipleri kıldık” (Sad: 47) ayeti de, vatan muhabbeti ve bağımsızlık gayreti gütmeyenlerin halis ve salih Müslümanlar olamayacağına dikkat çekmektedir.

Yurduna ve ordusuna sahip çıkmayanlar hain ve zalimdir

Musa'dan sonra İsrailoğulları’nın önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (farz kılındığı) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.” (Bakara: 246) ayeti ise, yurdunu savunmayan, bu maksatla ordusuna sahip çıkmayan kimselerin hain ve zalim olduklarını haber vermektedir.

Atatürk’ün şu sözleri O’nun vatan sevgisini ne güzel ifade etmektedir:

“Benim de, üstelik pek büyük ve ihtiraslı arzularım vardır; ancak bunlar, yüksek mevki ve rütbelere erişmek, veya büyük menfaat ve servetler elde etmek gibi maddi ve dünyevi emellerin tatminiyle ilgili sanılmamalıdır. Benim ihtirasım, vatanıma ve milletime büyük faydaları dokunacak, bana da gönül huzuru ve rahatlığı sağlayacak, hayırlı ve kalıcı hizmetlere muvaffak olmaktır. Bütün hayatımın ilkesi ve gayesi, bu kutsal amaca ulaşmaktır ve ölünceye kadar da bu hedefim şaşmayacaktır.”[1]

Bazı solcuların, ulusalcıların ve Kemalizm istismarcılarının:

“Biz vatan kavramına Tanzimat’tan sonra, özellikle Cumhuriyetin kurulmasıyla ulaştık” gibi iddiaları tamamen safsatadır, sahte bir tavırdır ve dolaylı biçimde İslam’ı ve Osmanlıyı karalama gayretidir.

Hz. Peygamber Efendimiz:

“Siz aynı gemide yolculuk eden kimseler gibisiniz. Alt katta bulunan bazı beyinsizlerin, denizden su almak için bindiğiniz gemiyi deldiklerini gördüğünüzde “neme lazım, boş ver” der de onlara müdahale etmezseniz, sonunda gemi su alıp batınca, hep birlikte boğulup gidersiniz”

Mealindeki hadisi şerifte “GEMİ” örneği ile asıl dikkat çektiği, üzerinde birlikte yaşadığımız ülkemizdir. Bugün maalesef ÜLKE GEMİMİZ, yani Türkiye’miz şu beş yönden tahrip edilip batırılmak istenmektedir:

1- Güneydoğu’ya özerklik tanıma ve Kürdistan’a zemin hazırlayan Sevr’in ertelenmiş maddelerini uygulamak üzere açılımlar yapmak

2- Başta Dersim olmak üzere, Cumhuriyete yönelik diğer isyanları gündeme taşıyıp kaşıyarak, sözde insan hakları bahanesiyle devlet-millet barışını baltalamak

3- Çok sinsi ve tehlikeli bir TSK düşmanlığını körükleyip Vatanımızın birlik ve dirlik garantisi olan Kahraman Ordumuzu yıpratmak

4- AB’ye girmemiz, hatta küreselleşme hevesiyle Siyonist sermaye hâkimiyetine köleleşmemiz önündeki hukuki engelleri kaldırmak üzere Yani Anayasa hazırlamak

5- Milli birlik ve dirliğimizin manevi sigortası olan İslam Dinini ılımlaştırıp yozlaştırmak, ahlaki ve ailevi tahribatla emperyalist zalimlere karşı CİHAT ve milli savunma ruhunu körletip, gâvur âşıklığını ve Batı uşaklığını meşrulaştırmak.

Bütün sinsi ve şeytani senaryoları bozmak ve Türkiye merkezli, insan endeksli ve İslam (barış ve bereket) prensipli yeni ve adil bir medeniyete öncülük yapmak için; artık sağ-sol kamplaşmalarından, ilerici-gerici, Dinci-devrimci kavgalarından, parti ve dernek inatlaşmasından, cemaat ve tarikat taassubundan kurtulup, tamamen milli bir şuurla ve insani bir duyarlılıkla dirilip derlenmemiz gerekmektedir.

“Hepimiz Hrant’ız, Hepimiz Ermeni’yiz” diye bağırmanın ilericilik ve çağdaşlık; ama “Hepimiz Mustafa’yız, Hepimiz Müslüman’ız” demenin ve “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün gericilik ve ırkçılık sayıldığı bir “toplumsal bunama” belirtisinde ve “Milli vicdanı dumura uğratıp duyarsızlaştırma” sürecinde ÖNCE VATAN bilinci daha bir önem arz etmektedir.

Oysa Mustafa Kemal yukarıdaki sözünde: “Aynı inanç, aynı amaç ve aynı ihtiyaç etrafında kaynaşmış; ortak DİN, DİL ve DEĞERLER potasında aynılaşmış Türk, Kürt, Çerkez, Arap, Laz, Arnavut gibi unsurların, ortak vatan seçtikleri ve sınırlarını kanları ve canlarıyla çizdikleri Türkiye kıtasındaki herkes kastedilmiş ve zaten tarihi ve tabii bir olgu olarak bütün dünyada öyle tanındığı için “Ne Mutlu Türküm Diyene” demiştir. Dikkat edin “Ne mutlu Türklere” dememiştir.

Bu tespit ve teşvik ne denli doğru ve birleştirici ise, daha sonraları tam bir ırkçılık ve dayatmacılık kafasıyla okullarda mecbur edilen “Türküm, doğruyum, çalışkanım… Varlığım Türk varlığına armağan olsun” tekerlemeleri de o denli yanlış ve yersizdir. Sırası gelmişken bir kere daha hatırlatalım ki, Rahmetli Erbakan Hoca, malum Bingöl konuşmasında, bazılarının gaflet ve cehaletle, bazılarının da kasıtlı bir hinlikle çarpıttıkları gibi:

“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözüne değil, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” tekerlemesine itiraz etmiştir. Bunların farkını anlamayan kalın kafalılara veya bilimsel ve evrensel düşünemeyen, İslami ve insani bakış açısını bilmeyen ve kabullenmeyen ırkçılık budalalarına laf anlatmak ise “Deveye dere atlatmak” gibidir ve gereksiz bir gayrettir.

Şu tarihi ve tabii gerçek asla unutulmasın ki, bin yıldır Anadolu’nun bize vatan yapılmasındaki ve bugüne kadar korunmasındaki en önemli etken İSLAMİYET’tir. Evet, Türkler cesur ve cengâver bir kavimdir. İslamiyet’ten önce de Atilla gibi Türk akıncıları zaman zaman Avrupa içlerine kadar olan toprakları ellerine geçirmişler, ama buraları asla “kalıcı vatana” çevirememişlerdir. Hatta İslam’dan uzak kalan Macarlar gibi kavimler Türklüklerini bile muhafaza edememiştir. Bir kere daha vurgulayalım ki; Anadolu’muzun bize vatan olması ve bu güne kadar elimizde kalması, ancak İslamiyet sayesindedir. Bu nedenle İslam’ı gericilik sayanların ve Dini bir istismar aracı olarak kullananların vatan sevgisi sahtedir. Böyleleri sadece, ideolojik bir azınlığın halkın üzerinde hâkimiyet kuracakları bir despotizme zemin hazırlama peşindedir.

Yeri gelmişken şunu da vurgulayalım ki;

Temel insan haklarını ve evrensel hukuk kurallarını sadece kendisine, partisine, aydın din ve düşünceden kimselere reva görüp; karşıtı hatta düşmanı bile olsa, her kesin ve her kesimin insanlık onuruna, huzuruna ve doğal haklarına sahip çıkmayan ve saygı duymayan kişiler, samimiyetsiz ve seviyesizdir.

Fehmi Koru gibi yalaka yazarların ve yandaş medyanın sahte duyarlılığı bu cinstendir:

Polisle dalaşmış ve çıktığı mahkemede hâkime sataşmış diye 19 yaşında iken 17 yıl hapse mahkûm edilen ve cezaevlerinde 7 yıldır çile çeken ve üstelik merdiven boşluğundan atılıp felç olduğu için, şimdi evli olan ağabeyi de cezaevine refakatçi olarak getirilen 26 yaşındaki genci ve ailesini bu duruma sokan çarpık adalet ve yargı anlayışını” eleştiren ve timsah gözyaşları döken FEHMİ KORU (Star. 26 Ocak 2012-Kavanoz Dipli Dünya)

Acaba, hala ne ile suçlandıkları bile kesin belli olmayan, çünkü beş yıldır henüz bir çoğunun iddianameleri dahi tamamlanmayan, Ergenekon bahanesiyle tutuklanan, bazı kimselerin savunmaları sırasında suç işlediği gerekçesiyle açılan davalar yüzünden 16 (on altı) yıl hapse mahkum edildiğini niye yazmaz ve kınamazdı?! Şu adalete bakın; belki de beraat edecek bir davadan dört yıl tutuklu bir insana, bu süreçteki savunmaları yüzünden 16 yıl ceza veriliyordu!?

Harp Okulunu birincilikle bitiren Teğmeni Ergenekoncu diye içeri atanlar cep telefonuna PKK’lı teröristlerin fihristini yüklüyor, rezalet ortaya çıkınca da “sehven” deyip çıkılıyor ve bu “sehven telefon yüklenmesi” olayını incelemekle görevlendirilen TÜBİTAK “çok yoğunum” yanıtını verdiğinden zavallı okul birincisi teğmen aylarca içeride çürütülüyor ve Fehmi Koru gibi demokrat ve duyarlı yazarlar bu haksızlıklar karşısında susan dilsiz şarlatan oluyordu!

Bir kişinin veya ekibin, bazı düşünce ve davranışlarını çok yanlış, haksız, hatta fesatçı ve kışkırtıcı bulabilir ve eleştirebilirsiniz. Ama bu bahane ile o kimselerin, ailelerinin ve yakın çevrelerinin temel insan haklarına yönelik tahrip ve tahrikleri bizzat kendinize ve çevrenize yapılmış gibi değerlendirip savunmaya geçmezseniz, siz çifte standart sahibi bir sahtekârın tekisiniz.

İşte böyle tiniyetsiz tiplerin Tanrı diye Amerika’yı, “vatan” diye de, yemlendikleri ve keyif sürdükleri ortamları bilmeleri gayet normaldir.

Demokratikleşme, hatta “eski itibarını iade etme” gibi jelatinli kılıflarla, ülkemizdeki Türkçe yer isimlerini kaldırıp, Rumca ve Ermenice isimlerini geri verenler ve böylece Patriklerin ve Papazların özel iltifatına erenler, acaba vatan diye Bizans dönemine mi hasret çekmektedir? Acaba Türkiye’nin ismini ANATOLİA diye değiştirmeye de sıra gelecek midir?



 

 

BAŞBAKAN’A AÇIK MEKTUP

 

 

Sn. Başbakan.

Size “işbirlikçi” dedik diye, hakaret ve iftira ettiğimiz iddiası ile, bize ve yayınevimize 40 bin TL. lik tazminat davası açtırıp, şimdilik 20 bin TL. kazanmış görünmektesiniz. Aynı iddialarla açtırdığınız diğer bir mahkemede ise bize ağır hapis cezası talep etmektesiniz.

Oysa böylesi cezalar ve zindan korkularıyla; İdeallerimize, milli ve manevi mesuliyetimize hizmetten ve hakikatleri dile getirmekten asla vazgeçmeyeceğimizi, otuz beş yıllık tanışıklığımız nedeniyle en iyi siz takdir edersiniz…

Şimdi 70 milyonun huzurunda ve vicdanınızın kulağına sorup sesleniyorum.

1-  Zatı Aliniz, bizim video görüntüleriyle tespit edip mahkemeye sunduğumuz gibi, tam 32 yerde “BOP’un eşbaşkanı olduğunuzu” ilan ve itiraf etmediniz mi?

2-  ABD’nin en yüksek Dışişleri yöneticileri ve devlet yetkilileri: “Büyük Ortadoğu Projesinin, 27 İslam ülkesini Amerika’nın çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn edip parçalamayı ve kontrol altına almayı hedeflediğini” defalarca belirtmediler mi?

3-  Eşbaşkanı olduğunuzu defalarca söylediğiniz BOP, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülüp kabul edilmemişti.

  • Bakanlar Kurulundan geçmemişti.
  • Devletin diğer stratejik kurumlarına bilgi verilmemişti.

Öyle ise yabancı ve yıkıcı bir projede size eşbaşkanlık görevini, bizim Milletimiz ve Meclisimiz vermediğine göre, sizi hangi güçler ve hangi tavizler için seçmişlerdi?

4-  Yabancı ülke ve derneklerden, her hangi bir para yardımı alan partilerin bile kapatılması hükme bağlanmışken, Türkiye’mizi de Irak misali parçalamayı hedefleyen böylesine karanlık ve yabancı projede ve yabancıların ataması ile görev almanın, Anayasamızda ve kanunlarımızdaki karşılığı nedir?

5-  “Biz Ülkemize, Milletimize ve ideallerimize, daha rahat hizmet imkanı bulmak üzere bazı dış merkezleri ve güç mahfillerini, kendilerinden görünüp oyalıyoruz ve taviz koparıyoruz” iddiasıyla teşkilatınızı ve tabanınızı rahatlatıyorsanız; o takdirde bizim, zahiren oldukça tehlikeli ve tahripçi olan bu ilişkilerinize açıkça karşı çıkarak, malum odaklar nezdinde size olan itimatlarının devamına ve onları aldatıp oyalamanızın kolaylaşmasına vesile olduğumuzdan, tenkit ve uyarılarımızdan gocunmanız yerine, gizli bir sevinç duymanız gerekmez miydi?

6-  Sizi, “Irkçı emperyalizimle işbirlikçilik ve her halde bilmeyerek İsrail’in sinsi ve Siyonist emellerine hizmetçilik” gafletinden ve bunun çok acı akıbetinden kurtarmak üzere Rahmetli Erbakan Hocamızın ısrarlı uyarıları; acaba bir şefkat ve Milli hassasiyet gereği miydi, yoksa basit bir muhalefet ve haset ifadesi miydi?

Sn. Başbakan.

a-  Daha önce, Bush’un başlattığı Yeni Haçlı Seferleri çerçevesindeki Irak işgaline ve Amerikan vahşetine destek verdiğiniz, hatta “Conilerin en az zayiat ve zaferle ülkelerine dönmesi için dua ettiğiniz” yetmiyormuş gibi, şimdi kalkıp: “Irak’taki mezhep ve etnik kavgaların ve kaos ortamının dizginlenmesi için, askerlerinin Irak’tan çekilmesinin erken olduğu konusunda ABD yöneticilerini uyardığınızı” söylemektesiniz.

Gerçekten, emperyalist ve zalim ABD’nin Irak, Afganistan ve Libya’da olduğu gibi bölgemize barış ve “sidikli demokrasi” getirdiğine inanacak kadar safiyet ve iyi niyet sahibi misiniz? Yoksa BOP eşbaşkanlığı görevinizin gereğini mi yerine getirmektesiniz?

b-  D-8 leri kurup yeni ve Adil bir dünyanın temellerini atan, HAVUZ SİSTEMİ ile gavurların ve yerli ortaklarının sömürü çarkını bozan Erbakan’dan ve Milli Görüş davasından vazgeçip, cesaret madalyası aldığınız Siyonist Yahudi Lobilerinin himayesine erişmekle; İstanbul’u kuşatan Sultan Fatih’e karşı, makam ve menfaat hırsıyla Bizans imparatoruyla anlaşıp Osmanlı İslam ordusuna ok ve kurşun yağdıran Şehzade Orhan’ın derekesine ve akıbetine düşmek ihtimalinizi de düşünmek ister misiniz?

c-  En yakınlarımızın ve ülke çapında konferanslar vesilesiyle ziyaret ettiğimiz dostlarımızın şahadetiyle, malum rahatsızlığınız ve ameliyatınız dolasıyla, Cenabı Haktan acil şifalar buyurması için duacı olduğumuz hastalığınızı fırsat bilen Fetullah Gülen’e ve köşk’e yağ çeken çevrelerin, Zaman ve Taraf gibi gazetelerin, bir zaman size övgüler dizen bazı sabataist yazar ve çizerlerin, “sizi devre dışı bırakma ve çevrenizi boşaltıp altınızı oyma” gayretlerinin arkasında ABD ve Yahudi Lobilerinin olduğunu ve artık “yeterince yararlanıp, yıprattıkları için sizden kurtulmak” istediklerini anlamaktan aciz değilsiniz!

Öyle ise, yeniden Milli Görüş’e ve yerli dinamiklere yönelip, Allah’ın izni ve inayetiyle, hem geçmiş yanlışlıklarınıza kefaret olacak, hem de yeni şeref ve faziletler kazandıracak, bu tarihi fırsatı mutlaka değerlendirmelisiniz.

d-  Sizin üzerinizden TSK’yı güdükleştirmek ve gözden düşürmek isteyen malum güçlerin ve işbirlikçilerinin; Amerika’nın yanlış ve kasıtlı istihbaratı, Predetorların ilk ateşi açması ve jetlerimizin oraya yollanması sonucu, 35 sivilin öldürüldüğü o acı tablonun faturasını size ve askerimize çıkartmak istediklerini herhalde bilmektesiniz. Öyle ise bu malum güçlere ve kullandıkları çevrelere karşı kesin ve keskin tedbirleri almamanız durumunda, düşünün hangi durumlara düşürüleceksiniz?

e-  Sn. Başbakan! PKK’yı devre dışı bırakıp, onun gizli ve daha tehlikeli siyasi temsilcisi olan BDP’yi bu ülkenin ve Milletin başına bela etmek isteyen merkezlerin, hedef ve hevesleri istikametindeki tavırları hemen ve kesinlikle terk ediniz! PKK’nın yıllardır silahla ve zorbalıkla başaramadığı tahribatları, BDP’nin çok daha fazlasıyla ve Sevr’in uygulanması amacıyla, Kürt kardeşlerimiz üzerinden yapacağını ve yaptığını ve şimdi İslam’dan koparmak üzere Zerdüştlük’ü yaygınlaştırdığını görmezden gelemezsiniz.

f-      CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Siyonist sermayenin spekülatörlerinden George Soros’un özel katkılarıyla ve Türkiye’yi AB içine sokup eritme programıyla öne çıkan TESEV üyeliğini hala şeref sayması, bizim gibi ülkelerde Hükümetin de, muhalefetin de aynı küresel odakların verdikleri rolleri oynamaya zorlandıklarının açık belgesidir. Sadece halkı oyalayıp avutmaya yönelik kof kapışmaları ve horoz kavgalarını terk edip, Milli ve manevi değerlerimize ve yerli dinamiklerimize yönelip, Allah’a güvenerek gerçeklere tercümanlık etmemiz, hem zatı âlinizi hem de peşinizden gelenleri, dünyevi ve uhrevi felaketlerden kurtaracak son ve tek çaredir.

Haklı ve hayırlı yolda başarı dileklerimle.  

Ahmet Akgül

 

 

NOT: Adana-Elazığ arası otobüs yolculuğunda ve yorgunluk esnasında tasarladığım ve not aldığım bu mektuptaki imla ve cümle hatalarımdan dolayı, değerli okurlarımın müsamahasına sığınıyorum.

Şimdi mümin kişinin şu ayetleri dikkatle ve nefsine hitaben okuması ve kendini Kur’an’a uydurması gerekir:

“Eğer, Allah’a, Nebisine ve O’na indirilen (Kur’an-ı Kerime, öyle göstermelik değil gerçekten) inanmış olsalardı, asla onları (Siyonist Yahudileri ve Hıristiyan emperyalistleri) evliya (himayelerine sığınılan güç merkezi ve rehber) edinmezlerdi. (Zalim güçlerin hizmetine girip siyasi ganimet devşirmeleri, bunların özde değil sözde iman eden kalbi marazlı kimseler olduğunun alametidir)” (Maide: 81)

 


[1] Atatürk'ün Vatan ve Millet Sevgisi / Harun Yahya

Eklenme Tarihi: 27 Mayıs 2015

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR