Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün965
mod_vvisit_counterDün3687
mod_vvisit_counterBu Hafta965
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay127468
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16765443

IP'niz: 3.238.184.78
Bugün: 30 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189701

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

AHMET HOCAM'DAN İKİ HATIRA: İTLERE ALTIN KOLYE!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

 

Bir hadisi kutside mealen; "Ben kulumun bana olan zannı üzerindeyim. Beni nasıl bilirse ve hangi tür zan beslerse, ona öyle muamele ederim" buyrulmaktadır.

"Tehalluku bi Ahlakillah-Allah'ın ahlakıyla ahlaklanınız" hikmetine uygun davranan pek çok insanı Kamil; ziyaretine gelen ve kendisine soru yönelten bazı niyeti ve zihniyeti bozuk kimseleri ürkütmemek ve başından def etmek için; onların bekledikleri ve sevinecekleri cevapları verdikleri bilinmektedir. Hatta böylesi pişkin ve erişkin zatlar, kim kendisini nasıl zannediyorsa, ona öyle davranmaktadır.

 

Alişam'lı meşhur Ömer Efendi'den ilim tahsil eden ve Elazığ'da, zahiri kılık kıyafetine pek dikkat etmediği için "Kirli Hoca" veya "Aynalı Baba" diye bilinen, hal ve hikmet ehli Zat'ın yanına ve bir seçim ortamında şapkalı sakallı ve orta yaşlı birisi uğrar ve "Hoca Efendi, oyumuzu kime verelim?" diye sorar. O adama:

"Kime olacak, Süleyman Demirel'e!... Ancak Erbakan'ın da aleyhinde bulunma... Bana O'nun hizmet ve hakikat ehli olduğu bildirildi."

Cevabını verir. Adam memnuniyetle elini öpüp ayrılır.

Biraz sonra, genç ve berduş kılıklı başka birisi gelir ve "Hoca Efendi, oyumuzu kime vereceğiz?" der. Ona ise;

"Kime olacak, elbette Türkeş'e!... Ancak, Erbakancılarla uğraşmayın. Onların da haklı ve hayırlı bir yolda oldukları bize malum oldu..." O da gayet memnun ve mutlu olarak ayrılır. Ardından başka bir genç daha gelir.

Hoca Efendi'nin elini öptükten sonra "oyumuzu kime verelim. Sorumluluktan kurtulmak ve sevabını kazanmak için, hangi partiyi destekleyelim? diye sorar.

Rahmetli Kirli Hoca bu gence ise:

"Oğlum sen, saman mı yiyorsun, yoksa somun mu? Elbette Selamete vereceksin ve Erbakan'ı destekleyeceksin!.." der.

Bütün bunlara şahit olup, Hocanın yanında oturan; Rus işgali sırasında Afgan mücahidi olan ve Aynalı Hocayla arası çok iyi bulunan Mustafa Akgül Ağabeyimiz dayanamaz ve Hoca Efendi'ye;

"Oh, ne güzel, kolayını bulmuşsun!.. Her sakala bir tarak uyduruyorsun!.." verdiğin bu fetvaların vebalinden korkmuyor musun?" diye takılınca, Rahmetli Hoca Efendi:

"Bak ulan, ilk ikisi gerçeği öğrenip anlamak için değil, kendi kafasına koyduklarına uygun cevap almak ve vicdanlarını rahatlandırmak üzere yanıma geldiler. Ben gerçeği de söylesem zaten onlar bildiklerinden vazgeçmeyecekler... Öyle  cevap verdim ki, hiç değilse hak davaya düşmanlık etmesinler ve bizimle irtibatı kesmesinler!..."

Bu sohbetler esnasında Mustafa, dayanamayıp "Ne olur Hocam, bunca zamandır yanında ve yolundayız... Bize de "ismi azam" duasını öğretsen, dara düşünce okur, manevi yardımından yararlanırız!" teklifinde bulunur.

Cevabı çok nükteli ve ibretlidir.

"Sen İran, Pakistan, Afganistan gezip dolaştın. Köpeklerin boynuna altın beşibirlik takıldığına hiç rastladın mı?!..."

Bunları niye mi hatırlayıp aktardık?

Bizler, Aziz Hocamızın da, herkesin seviyesine ve samimiyetine göre hareket ettiğini, kişiler ve hadiselerle ilgili sorulara, bu soruların sahiplerinin niyetine ve tiyniyetine göre cevaplar verdiğini, defalarca şahit olduğumuzdan, yakinen biliyoruz.

Herkes Hoca'yı nasıl görüyorsa ve hakikatten nasibi de yoksa ona öyle davranması, yani zannına göre muamelede bulunması; zaten büyüklüğün şanındandır.

Çünkü insanları kendi aklı, ayarı ve ahlakı derecesinde idare etmek, muhterem peygamberlerin ve mürşitlerin tebliğ ve terbiye sanatıdır.

Biz, Kur'an ve sünnet terazisinde tartılacağımız ve bizzat Allah tarafından sorgulanacağımız hesap gününden korkar ve ona göre hazırlanırız...

Sadece Allah'ın rızasını ve rıdvanını arar ve yalnız O'nun cemalini ve cennetini arzularız.

Rehberimiz, liderimiz, hidayet ve hizmet önderimiz Aziz hocamızın; yüzümüze, dergimize ve diğer girişim ve gayretlerimize karşı nasıl bir tavır takındığını da: mübarek gözleri ve sözleri ile bize hangi nazarla yaklaştığına bakarız.

Çünkü; Bir insanı kamilin, şahıslar ve olaylarla ilgili bir kaş göz işaretinin, bir yüz ifadesinin ciltler dolusu kitaptan daha anlamlı ve açıklayıcı olduğuna inananlardanız!...

Yoksa bazı kalpleri çürük ve kavrama kapasiteleri düşük kimselerin bizimle, dergimiz ve hizmetlerimizle ilgili sorularına verdiği cevaplar, aslında onların beklediği ve duymak istediği yanıtlardır ve bize değil onlara yönelik bir tavırdır.

Yıllar önce, acemilik ve acelecilik dönemlerimizde "en yakınlarından bazılarının bile, bize MİT'in adamı, Amerikan ajanı" gibi iftiralar attığı ve hizmet yollarımızı tıkadığı için, şikâyette bulunduğumuzda, şöyle buyurmuşlardı:

"Maalesef bizde böyledir. Geri kalırsan korkak ve kaçak" derler. İleri geçersen "ucuz kahraman veya ajan" derler.

Bunlara alışacak ve kulak asmayacaksınız!... Sizde bulunmayan iyiliklerle övülmenizin bir yararı olmadığı gibi, sizde bulunmayan kötülüklerle yerilmenizin de bir zararı dokunmayacaktır. Yani size ajan demekle, herhalde ajan olmadınız!..

Allah gerçek ve örnek müminleri Kuran'da tarif ettiği gibi "haset ve hıyanet ehli" ayıp arayıcıların (ve iftira atıcıların) kınamasından ve sataşmasından korkmayınız!.." anlamındaki sözlerle bizleri uyarmışlardı.

Hz. Aişe validemiz naklediyor:

"Hz. Peygamber Efendimizin yanına birisi geldi... Selamını alıp halini hatırını sordu ama fazla ilgilenmedi. Kendi ibadetine devam etti. Bu adam izin isteyip gittikten sonra ise;

"Ne hoş ve ne mübarek insan!" buyurdu. Biraz sonra başka birisi ziyaretine geldi. Efendimiz, Araplardaki hürmet ve rağbet alameti olarak, oturması için cübbesini altına serdi. Adama oldukça ilgi ve iltifat gösterdi. Nihayet bu adam kalkıp ayrıldıktan sonra, peygamberimiz (SAV):

"Ne asılsız ve hayırsız bir insan!" buyurdu.

Ben hayret içinde;

"Ya Resülullah, hakkında "ne hayırlı insan" buyurduğun kimseye fazla bir itibar ve iltifat göstermedin. Ama "ne uğursuz adam" dediğin kişiyle ise bir sürü ilgilendin ve onura ettin!?"

Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu:

"Şerrinden korkulduğu için, hak etmediği halde sadece belasını defetmek niyetiyle iltifat etmeye mecbur kalınan insan, elbette kötüdür!"

"Onları sana bakar görürsün. Oysa onlar görmezler!"[1]  Ayetinde haber verildiği gibi, yıllarca büyük zatların yanında ve yakınında bulundukları halde, ama sadece makam ve menfaat peşinde koştukları için; ferasetsiz, basiretsiz ve nasipsiz kalan insanlara, İslami ve siyasi sırları söylemedikleri bilinen bir gerçektir ve böyle olması zaten gereklidir.

Çünkü "kedilerin boynuna altın kolye takıldığı" görülmemiştir.

KUR'AN'IN TESELLİSİ.

Refah Partisi'nin kurulması ve canlandırılması gayesiyle ve teşkilat görevlisi değil, özel bir sorumluluk gayretiyle Adana'ya gidip, çok kahrımızı çok çeken Hacı Bekir Başak kardeşime misafir olmuştuk. O gece sohbete gelenler salonu doldurmuştu...

"Artık Anavatan Partisi var. O da bizim sayılır." Yeni bir partiye ne lüzum vardır?" propagandası birçok kardeşimizin kafasını bulandırmış ve bozmuştu. Onlara, Milli Görüşün farkını, amacını ve toplumun Refah'a ihtiyacını, Erbakan Hocamızdan öğrendiğimiz kadarıyla anlatmak, bizi bayağı zorlamış ve yormuştu. Bunların yanında gördüğüm umutsuzluk ve umursamazlık havasını dağıtmak için de, Kur'an ve hadislerdeki genel müjde ve mesajlarla birlikte, Hocamızdan, Üstad Bediüzzamandan ve Şeyh Haydar Babadan bazı müjdeli haberleri aktarmak ihtiyacı doğmuştu.

Dinleyenlerden bir kısmı:

"Erbakan Hoca'ya da, Bediüzzaman'a da Haydar Babaya da senden çok daha yakın kişiler var... Biz onlardan böyle şeyler duymadık. Sen bunları uyduruyorsun!.." dediler. Çok bekledim, ama maalesef kimseler de beni desteklemediler ve sahiplenmediler. Kendimden ziyade, örnek verdiğim zatların, dolaylı biçimde yalanlanması beni derinden yaralamıştı... Gariptim, sahipsizdim ve çaresizdim...

Herkes dağıldıktan sonra, bana ayrılan odaya çekildim. Bir türlü uyku tutmuyordu... Saatlerce kıvrandıktan sonra, kalkıp abdest aldım ve 2 rekat namaz kılıp, tefaül ve teselli maksadıyla Kur'an'ı açtım: karşıma çıkan ayet şöyle diyordu;

"Yoksa onu kendisi uydurdu mu diyorlar?"[2] 

"Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları (gerçeğine akıl yatıramadıkları) ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş (yani şimdilik açığa çıkmamış olduğundan kavrayamadıkları) bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak."[3]

Bu ayetler beni biraz sakinleştirmiş ve sevindirmişti... Yeniden yatağa uzandım, ama saatler geçmesine rağmen bir türlü uyuyamamıştım.

Tekrar kalkıp abdest alarak iki rekât namaz daha kılarak, yeniden tefaül niyetiyle, Kuran-ı Kerim'i rast gele açtım. Karşıma şu ayetler çıkmıştı:

"Yoksa onlar "bunu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, o Rabbinden olan bir haktır. Senden önce kendilerine (izah ve irşat edici) bir uyarıcı gelmemiş bir topluluğu uyarman için... Umulur ki hidayet bulurlar"[4]

 "Eğer seni yalanlıyorlarsa, senden önceki elçilerde yalanlandı. Bütün işler Allah'a döndürülür"[5]

Hayretler içindeydim. Aynı ayetler, bu sefer başka bir sayfada ve başka bir surede tekrar bana gösterilip gönlüme ferahlık ve rahatlık veriyordu.

Vakit gece yarısını geçmişti... Hiç değilse birkaç saat uyuyabilirim niyetiyle yeniden yatağa girdim... Hayli zaman geçmişti, ama ben hala uyanıktım. Çaresiz kalkıp yine abdest alarak iki rekât namaz daha kıldım ve tekrar tefaül ve temenni amacıyla Kuran-ı Kerim'i açtım:

Büyük bir heyecan ve huzur içindeydim. Çünkü bu sefer başka bir sahifede, ama aynı mealdeki ayetle karşılaşmıştım.

"Yoksa "kendisi onu uydurdu" mu diyorlar? De ki; Eğer ben (bunları) uydurdumsa, bu durumda siz; Allah'tan bana (gelecek) hiçbir şeye (belaya ve cezaya engel ve) malik olamazsınız.

(Ama) sizin kendisi hakkında ne taşkınlıklar yaptığınızı, o daha iyi bilendir.

(Artık) benimle sizin aranızda şahit (ve hâkim) olarak O yeter".[6]

Bu mutluluk ve manevi destekle mestü hayran olmuş bir vaziyette, sevinç gözyaşları dökerken, sabah ezanları okunmaya başlamıştı!..





[1] Araf: 198

[2] Hud:13 / Sh.223

[3] Yunus: 39  / Sh: 213

[4] Secde: 3 / Sh. 415

[5] Fatr:4 / Sh:435

[6] Ahkaf: 8 / Sh. 503


Bu yazarin diger makaleleri

ÇAĞLAYAN COŞKUSU VE FLASH TV'NİN KORKUSU
29 Kasım 2004 Pazartesi saat 20 Ana Haber bülteninde, Flash...
Devami
AKILLI YAŞAMA VE STRATEJİ AHLAKI
  “Bir işe başladığınız zaman çektiğiniz Besmele’nin ihlâsı ne kadarsa; başarınız...
Devami
ERBAKAN HOCAMIZLA AHMET AKGÜL ÜSTADIMIZIN İLGİNÇ ANILARI
  Erbakan Hocamıza 40 Sayfalık Mektup Yazdırtan Olay! Almanya’daki özel ve gizli...
Devami
İRAN’LA UZLAŞMA, TÜRKİYE’Yİ KUŞATMA MI?
  ABD’nin derin devleti olarak bilinen Siyonist Yahudi Lobilerinin güdümündeki Batı...
Devami
Maneviyat Kılıflı Menfaat Avcıları Ve MİLLİ DAVALARIN KİRLİ KURMAYLARI
  Dünyevileşmenin ve dindarlık adına dinar devşirmenin simgesi olan Yahudiler ve...
Devami
"BEN" YERİNE "BİZ"
  Paradigma: İnsanın hayal ve arzularından, ahlâkî ve manevî ayarından,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5400

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR