Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1399
mod_vvisit_counterDün9526
mod_vvisit_counterBu Hafta20802
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay10925
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16785280

IP'niz: 3.219.31.204
Bugün: 02 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12194198

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ATATÜRK KESİNLİKLE AB'NİN AĞABEYLİĞİNE KARŞIDIR!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Başbakan Erdoğan, ülkemizin, AB ülkelerinin temsil ettiği medeniyete girmemizi istemektedir. "Bizim girişimimiz bu medeniyet projesine katılmayı hedef almaktadır" demektedir.

Bütün AB taraftarları da bu görüşleri tasvip etmektedir.

Oysa Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk, milletimizin böyle bir medeniyete girmesine kesinlikle karşıdır.

Şimdi size, Atatürk'ün bu konulara temas eden, beyanlarını, "söylev ve demeçlerinden" alarak, aynen sunuyorum.

 

"Her milletin kendine mahsus an'anesi, kendine mahsus adatı (adetleri) kendine mahsus milli hususiyetleri vardır."

"Hiçbir Milet aynen diğer milletin mukallidi (taklitçisi) olmamalıdır. Çünkü böyle bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne kendi milliyeti dahilinde kalabilir. Bunun neticesi şüphesiz ki hüsrandır (yıkımdır)."

Şu net ve veciz sözler hiçbir tereddüde gerek bırakmayacak derecede kesinlik arz etmektedir. Medeniyetler üzerinde fikir yürüten ilim adamları da Atatürk'le aynı görüştedir. Bir milletin zoraki dayatmalarla, bazı AKP liderlerinin yapmak istedikleri gibi, yaratılışında mevcut hasletleri değiştirmeye kalkışmak, siyasi, sosyal ve iktisadi bakımlardan o milletin dejenere olmasına, çözülmesine ve hüsrana uğramasına sebep olur.

Görülüyor ki Sayın Başbakanın yapmaya kalkıştığı değişiklikler kendi medeniyet ve kültürümüzü ve dinimize dayalı ahlak ve örfümüzü zaafa uğratacak bir istikamete yöneliktir. Mesela:

-Toplumumuz zinayı suç sayar, ahlak dışı bir fiil olarak görür. Ama AKP'nin yeni medeniyet projesinde böyle bir suç ve ayıp bulunmamaktadır.

-Homoseksüellik, eşcinsellik, lezbiyenlik gibi alışkanlıklar bizim insanımızın şiddetle nefret ettiği fiiller cümlesindendir. Oysaki AKP'nin yeni medeniyet projesinde bu gibi ahlaksızlıklar, hukuki sayılmaktadır.

-Yine, bizim medeniyetimize ve manevi değerlerimize göre aile bağları devletimizin ve milletimizin temelidir. Ama AB normlarına göre aile, kuvvetini ve kutsallığını kaybetmiştir. Hatta bazı AB ülkelerinde erkeklerin erkeklerle, kadınların kadınlarla evlenmesi için kanunlar bile çıkartılmıştır.

Aile konusunda ise, Atatürk şöyle söylüyor:

"Medeniyetin esası, terakki ve kuvvetin (gelişme ve güçlenmenin temeli aile hayatındadır. Bu hayata fenalık yapmak (aile kutsiyetini sarsmak) muhakkak içtimai, iktisadi, siyasi aczi mucip olur. (Ailevi ve ahlaki değerlerin yozlaşması ekonomik, sosyal ve siyasal bir çöküşe neden olur.)

Görülüyor ki bu konuda "benim referansım İslam değildir" diyen Erdoğan'ın ve AB'lilerin görüşleri ile Atatürk'ün görüşleri tamamen birbiriyle çelişmektedir.

 Gözüken odur ki, şayet bir gün, Erdoğan'ın medeniyet projesi gerçekleşecek olursa, maazallah bu bizim milletimiz için bir çözülüşün ve bir çöküşün başlangıcı olur. Atatürk'ün beyan ettiği gibi hüsrana uğrarız.

Bilindiği gibi, Başbakan 17 Aralık 2004 tarihinde yaptığı basın toplantısında, AB'nin medeniyet projesi içinde yer almak için, her şeyi yaptığını ve yapmaya devam edeceğini beyan etmiştir.

Biz onun bu beyanını millet, tarih ve Allah huzurunda yapılmış bir suç itirafı sayıyoruz.

Çünkü bu iş son derece önemli ve tehlikeli boyutlar kazanıyor...

Zira Tayyip Beyden cesaret alarak ve kalemizi içten fethetmeyi düşünen kültür emperyalistleri, daha şimdiden ülkemizi manevi bir istilaya tabi tutarak topraklarımızdan milletimizin kimliğini ve tarihimizin izlerini silmek için kolları sıvamış bulunuyor.

İtalya'da yayınlanan Corriere Della Sera gazetesinde röportaj veren Anadolu Piskoposu Luigi Padovese, Türkiye'nin AB'ye alınması, "Türk halkına Hıristiyanlığın taşınmasını kolaylaştıracaktır" diyor.

İtalyan Başbakanı Berlusconi ise, adı geçen piskopostan daha da ileri giderek, "Kendi medeniyetlerinin İslam medeniyetini alt ettiğini" ileri sürüyor!..

Evet, AB ülkelerinin maksadı, Türkiye'nin manevi değerlerini ve kimliğini yok ederek, kendi medeniyetlerini ve kültürlerini ülkemize hâkim kılmaktır.

Vaktiyle Endülüs Emevi Devleti, İspanyollar karşısında girdikleri savaşı kaybettikleri için, manevi ve kültürel istilaya uğrayarak Müslümanlıktan çıkmış Hıristiyan olmuşlardır.

Şimdi ise, Tayyip bey sayesinde bizi, kendilerine teslim olmuş saydıkları için, manevi ve kültürel istilaya uğratmaya ümitli ve kararlı gözüküyor.

Bu acıklı ve alçaltıcı tablo karşısında, "Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder" sözüne bir de benim ilavem var. Yarım ve yamuk politikacı da maazallah vatandan eder!

Ve konumuzla ilişkisi sebebiyle, Atatürk'ün, yabancı kültürlere karşı görüşlerinin yer aldığı şu önemli ve tarihi uyarılarını kamuoyumuza sunuyorum:

Evsafı fıtriyemizle (yaratılışımızda mevcut niteliklerle) hiçbir münasebeti olmayan, yabancı fikirlerden, şarktan veya garptan gelebilecek bilcümle tesirlerden, tamamen uzak, seciye'i milliyemizle ve tarihimizle mütenasip bir kültür kastediyoruz. Çünkü dehayı millimizin inkişafı tam mı (milli dehamızın tam bir gelişmeye kavuşması) ancak böyle bir kültürle temin olabilir. Laletayin bir ecnebi kültürü, şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin muhrip (harap edici) neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür (hareseti fikriye) zeminle münasiptir.. O zemin milletin seciyesidir. Çocuklarımız ve gençlerimiz yetiştirilirken onlara bilhassa, mevcudiyeti ile, hakkı ile, birliği ile taarrus eden bil'umum yabancı anasırla (unsurlarla) mücadele lüzumu ve efkarı milliyeyi kemali istiğrakla (tamamen özümseterek) her mukabil fikre karşı şiddetle ve fedakarene müdafaa zarureti telkin edilmelidir. Yeni nisbin (neslin) bütün kuvvayi ruhiyyesine bu evsaf (bu nitelik) ve bu kabiliyetin zerki (aşılanması) mühimdir.[1]

Günümüz Türkçesiyle:

Tabii niteliklerimiz ve milli özelliklerimizle hiçbir alakası ve yakınlığı bulunmayan yabancı fikirlerden, doğudan veya batıdan gelecek yıkıcı etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve şanlı tarihimizle uyumlu bir kültür amaçlıyoruz. Çünkü milli dehamızın olgunlaşması ve yeni bir uygarlık kurması ancak böyle gerçekleşir.

Rastgele bir yabancı kültürü takip ve taklit etmek, tekrar yıkıcı ve yıpratıcı sonuçlar doğurabilir.

Kültür, geliştiği zeminle orantılı ve bağlantılıdır. 0 zemin; milletin doğası ve değerleridir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirirken, onlara özellikle ve öncelikle varlığımızı, haklarımızı ve milli birlik ve bağımsızlığımızı kendi güdümlerine almaya çalışan bütün yabancı unsurlarla mücadele ruhu ve şuuru kazanacak şekilde eğitilmeli; her türlü yabancı ve karanlık fikre karşı tam bir aşk ve heyecanla, Milli Görüş ve gerçeklerimizi, hem de özveri ve cesaretle savunmanın gereği öğretilmelidir.

Yeni neslin bütün ruhi merkezlerine ve manevi melekelerine bu milli değerleri koruma gayreti ve kabiliyetinin aşılanması, hayati bir önemdedir."

Evet, işte Atatürk'ün kanaat ve karakteri bunlardır. Ve bu talep ve talimatlar, AB'nin dayattığı şartlarla taban tabana zıttır. Bu nedenle diyoruz ki; Atatürk'ü AB'ci gösterenler ya cahil ve saftır veya sahtekârdır.

 Atatürk'ün Ve Türkiye'nin Baş Belası "Dönme"Liğin Esasları:

Dönmelik, "Osmanlı tebaasından olup dini ve siyasi ideallerine daha rahat ulaşabilmek için İslam'ı kabul etmiş görünen Yahudi cemaati şeklinde tanımlanmaktadır.

Dönmeliğin tarihçesini baktığımızda Dördüncü Sultan Murat döneminde Sabatay Sevi'nin sahte ihtidasıyla başlar. Bu yüzden onlara dönme dendiği gibi liderlerinden hareketle "Sabataistler" de denir.

XII. yüzyıldan beri süregelen bu batıl itikat hareketi, Selanik'in Osmanlı'dan Yunanistan'a ilhakından sonra Yunanistan'da siyasi ve dini anlamda Yahudiliğe rücu etmek için bazı teşebbüslerde bulunurlar. Bunlar şöylece sıralanmaktadır:

1-Selanik'in Yunanistan'a ilhakından sonra orada Yunanlı olarak kalan bazı dönmeler Yahudiliğe rücu için Yunan hükümetine müracaat ederler. Bu iş için görüşlerine başvurulan Selanik Yahudileri çeşitli mânialar ileri sürerek olumsuz kanaat serdederler.

2-Atina'da Yunan Meclis-i Mebusanı azasından olan Mustafa Efendi adında bir dönme tarafından Gonatas'a müracaat ederek, mübadele hükümlerinin Türk ve Rumlara münhasır kalmasını ister. Ayrıca kendilerinin Türk ve Müslüman olmadıklarını ileri sürerek mübadeleden azade bırakılmaları lazım geldiğini talep eder. Kendi harslarının/kültürlerinin Yahudi olduğunu iddia eder.

Gonatas ise Meclis-i Vükelade bu meseleyi müzakere ederek red cevabı verir.

3-Yine Meşrutiyet'in ilanından sonra kendi aralarında akdettikleri bir kongrede asıllarına (Yahudiliğe) dönmek meselesi uzun uzadıya münakaşa edilir. Meşhur dönme Cavit Bey vakit gelmediğini beyanla buna mani olur.

Türkiye'de ise Cumhuriyetin kurulmasıyla dönmeliğin tarihe kavuştuğu savunulmuştur.

İtikatlarına gelince, onların hurafelerle dolu inanç esasları şöyle hülasa edilir:

1-Gerçek tanrı olan İsrail'in Tanrısı'na inanırım.

2-Sabatay Sevi'nin gerçek Mesih olduğuna inanırım.

3-Tevrat'ın gerçek Tevrat olduğuna inanırım.

4-Tevrat'ın değiştirilmediğine ve yürürlükte olduğuna inanırım.

5-Sabatay Sevi'nin dünyanın dört tarafına dağılmış olan İsrailoğulları'nı bir araya toplayacağına inanırım.

6-Ölülerin dirileceğine inanırım.

7-İsrail'in Tanrı'sının, Süleyman Mabedini yukarıdan aşağıya bina edilmiş olarak göndereceğine inanırım.

8-İsrail'in Tanrı'sının bu dünyada cemalini göstereceğine inanırım. "Dönme amentüsünün son maddesi "gerçek Mesih" Sabatay Sevi'nin gönderilmesini isteyen dua cümlelerini ihtiva eder(*)."

Bunların dışında yine inanç nokta-i nazarında bazı özellikleri de şöyledir:

1-Gizli Yahudi adı kullanırlar.

2-Reislerini mukaddes sayarlar.

3-Osman babayı ilah sayarlar.

4-Gizli Yahudi nikâhı yaparlar.

5-Türklerle evlenmezler.

6-Ölülerini Müslüman mezarlığına gömmezler.

7-Dönmeliklerini gizlerler.

8- Dönmeliğin gündeme gelmemesi için çabalarlar.

9-Günah çıkarırlar.

10-Gizli mabetleri vardır.

11-Ölü kadınları erkek gaseller yıkarlar.

Dönmeler kendi aralarında Karakaşlar, Kaplancılar, Yakubiler diye de üç gruba ayrılırlar.

Ayrıca günümüz Türkiye'sinde dönmelerle ilgili verilen şu bilgiler çok dikkat çekicidir:

.Dönmeler Türkiye genelinde 30-40.000 kişi civarında tahmin edilmektedir. Bunlar daha çok Edirne, İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa'da yaşamaktadırlar. Yoğun olarak bulundukları yer Selanik olduğu için dönmelere "Selanik dönmesi" de denilmektedir. Bundan dolayı mübadele sonrasında Türkiye'nin çeşitli şehirlerine gelip yerleşen dönmelerden doğum yerleri Selanik olanlar Selanik ismini değiştirmişlerdir. Kapalı bir cemaat hayatı yaşadıkları için dönmeler sır vermemeye özen göstermişler, eskiden olduğu gibi bugün de Türklerin yanında Türk isimlerini, kendi aralarında ise Yahudi isimlerini kullana gelmişlerdir.

"Dışişleri, maliye, eğitim, basın-yayın ve üniversiteler başta olmak üzere çeşitli alanlarda görev yapanların yanında, özellikle ticaret ve sanayide önemli başarılar elde eden dönmelerde vardır. Bugün Türkiye'nin en etkili aydınları gazete sahipleri ve köşe yazarları arasında dönmelerin de bulunduğu iddia edilmektedir.(* *)"

Siyonist kongrelerde önemli mevkilerde yer alan dönmelerin bazen sinsi, bazen ise açıktan açığa fakat muttariden İslam'a ve Müslümanlara saldırmaktan, karalamaktan geri durmadıkları bir gerçektir. Gayız ve husumetleri hiç bitmeyen dönmelerin intikam hislerini tatmin için yüce Türk milletinin mukaddes hislerini hançerlemek başlıca görevleridir. Müslümanlığa avdeti irtica telakki ederken, Yahudiliğe avdeti ilerleme olarak kabul ederler...

(*) Abdurrahman Küçük, "Dönme Mad." TDV

(**)Agm. sh.519

Avrupa Birliği Çöküşe Doğru

Harrani Hz. namıyla maruf bir zat açıklamıştı, yakın bir gelecekte komünist Rusya, ABD, Avrupa ülkeleri, eski önemini kaybedecek. Bunlar içinden, içinden çürüyen kof ağaçlar gibi devrilecek, meydan İslam âlemine kalacak, bu yeni fütuhatın karargâhı Türkiye olacak, demişti.

Olaylar görüldüğü gibi bu istikamette gelişiyor.

Bu önemli açıklamalar yapıldığı günlerde, henüz komünist bütün heybeti ve dehşeti ayaktaydı. Bütün dünyaya meydan okuyor, ABD'ye kök söktürüyor, dünya halkalarıyla birlikte ihtilaller yaparak yeryüzünün tek hâkimi biz olacağız diyordu.

Gördüğünüz gibi, içi çürüyen kof bir ağaç gibi, bir Afganistan fiskesiyle yıkılıp gitti. Şimdi o saltanatın yerinde yeller esiyor.

Öyleyse şimdi sıra ABD'ye geldi. Zira o da çöküşün eşiğinde. Dolar ekonomisi geriye gidiyor. İssizlik artıyor. Rusya'nın başı Afganistan'la derde girdiği için nasıl bu olay onun yıkılışını hazırladıysa, ABD'nin başı da Irak'la derde girdi. Yaptığına bin pişman oldu, bu süreçte onun yıkılışının bir başlangıcı olacak.

Şu söylediklerimiz sadece bir zatın ileriye dönük ilhamlarının ürünü değildir. Zira kanuni ilahi de bu merkezdedir. Kur'an-ı Kerim'de her millet veya topluluğun bir ömrü vardır. Büyür, gelişir ve sonunda dağılır buyruluyor.

Dünya genelinde cereyan eden ekonomik, sosyal ve siyasal olaylar da, İlahi kanunun doğrultusunda bulunur. ABD zannetti ki dünya tek kutuplu olmaya devam edecek, globalleşerek bir top gibi avucuna düşecek ve böyle kalacak. Hayır, yanılıyor Genel konjonktür de ABD'yi yalanlıyor. Zira dünyada bilhassa Uzakdoğu da yeni yeni siyasi, ekonomik ve sosyal gelişme ve güç odakları doğuyor... Bu odaklar hızla güç kazanırken ABD ve AB hızla güç kaybediyor. ABD'nin, Irak'a ve İslam ülkelerine karşı çılgınca saldırıya geçmesinin arka planında, alelacele İslam ülkelerinin tabii zenginliklerini ele geçirerek, bu çöküşten kendisini kurtarmak çabası yatıyor.

Gelelim Avrupa Birliği'ne:

AB de artık ihtiyarladı, sonun başlangıcına geldi. Türkiye'yi AB'ye alırız, amma asla ona para pul veremeyiz diyorlar. Türk işçilerine ve insanlarına kapılarımızı açamayız, çünkü bizim ülkelerimizde de işsizlik sürekli olarak artıyor diye taahhütlerinden yan çiziyorlar. Üstelik AB ülkelerinde zina gibi, homoseksüellik ve lezbiyenlik gibi, alkol ve uyuşturucu iptilâları gibi o ülke toplumlarını hızla çürüten ve önü alınamayan insanlık dışı hastalıklar var. Bu hastalıklar o toplumları kemiriyor ve baş döndürücü bir hızla ilerliyor.

Bu gelişmelere rağmen, AKP ve diğer AB hayranları gerçekleri bir türlü görmüyor, ya da görmek istemiyor. Bir kimse birini severse onun ayıplarını görmez, çirkinliklerine karşı sağır ve kör olurmuş. AKP yöneticilerinin tutkusu da böyle. Kendileri gerçekleri görmedikleri gibi, medyanın efsun ve büyüsü sebebiyle, halkımızın da gerçekleri görmesine engel oluyorlar, gerçekleri gizliyorlar. Maksatları bu efsaneyi uzattıkça uzatarak, halkın bu yanılgısını bir kere daha oya çevirmek.

Halkımıza AB'yi, adeta bir dünya cenneti gibi takdim ediyorlar. Bu cennet aslında bir sahte cennettir. Bu cennetin aslında bir cehennem olduğu, AB'nin son ilerleme raporunda ve 17 Aralık müzakerelerinde ayan beyan gözüktü. Adamlar açıktan açığa biz Türkiye'yi parçalayıp yutacağız diyorlar. Patriğe ekümenik vererek İstanbul'u ikinci bir Vatikan'a çevirecekler. Güneydoğumuzu bizden kopararak uluslar arası bir yönetime teslim edecekler. Pontus kültürünü ihya edin diyerek Karadeniz Bölgesine el koyacaklar. Sözde Ermeni soykırımını tanıyın diyerek Kuzeydoğumuzu tazminat karşılığında Ermenistan'a bağlayacaklar. Daha bunlar buz dağının gözüken kısmı. Çünkü AB‘nin yüz bin sayfalık deragasyonunda nelerin mevcut olduğu henüz bilinmiyor.

Yani AB politikacıları allayarak pullayarak ikinci Sevr'i bize cennet diye yutturacak. Bizim uzağı görmeyen yöneticilerimiz milletimizi peşine takarak işte bu cehenneme sürükleyecek.

Bir de sayın başbakan bu harekete medeniyet projesi diyor. Hâlbuki İslam, ezeli ve ebedi bir medeniyet projesidir. Bu projenin yerine yapay bir medeniyet projesi ikame edilirse memleket kurtulacakmış. Siz AKP'nin şu perişan ve şaşkın haline bakınız ki, önce partisini kurmuş iktidara gelmiş, ondan sonra bazı bilim adamlarını toplayarak AKP'ye bir yeni kimlik aramaya kalkışmış. Bu şaşkınlık devresi bitmeden şimdi birde yeni bir medeniyet projesi arayışına giriştiler.

Ne diyelim Allah akıl fikir versin.

Gidilecek yol, yapay ve gelip geçici cennet ve medeniyet projelerini bir tarafa bırakarak, ülkemizin sahip olduğu muazzam yeraltı yerüstü zenginlikleri değerlendirerek, kendi gücümüzle kalkınmaktır. IMF'nin, ABD'nin ve AB'nin köleliğinden ülkemizi kurtararak, yüzü ak, alnı açık olarak büyük Türkiye'yi kurmaktır.

Açıkladığımız gibi, bütün İZM'ler çökmüştür. Kapitalizm de çökecektir. Kapitalizmin iki odağı olan ABD ve AB dahi çözülecektir. Sıra yine milletimizin önderliğinde gerçek manada manevi ve maddi değerlerin hakim olduğu, bizim medeniyetimizin egemenliğine gelecektir.

Tek kurtuluş çaresi Milli Görüş‘tedir, reçetesi Erbakan‘ın elindedir.


Erbakan korkusunu aşmanın ya da Erbakan'ı anlamanın bir yolunu bulmak!

Yalçın Küçük bir TV. Programında önemli şeyler söyledi. Biz bunları yıllardır söylüyoruz; fakat yaptığı bir tespit var ki onun üzerinde özellikle durmak istiyoruz: Prof. Küçük "Biz şu anda 1918'i yaşıyoruz!" diyor. Hatta Küçük' ün söylediklerinden yeni bir Sevr tanımı çıkartmak da mümkün. "illa" diyor "birinci harbin sonunda ortaya koydukları Sevr'i uygulayacaklarını beklemeyin. "Küçük'ün ifadelerine göre yeni bir parçalama planının ortaya konması hiç de zor değil. Hatta böyle bir plan ortaya konuldu ve uygulanıyor.

Üstelik burada dikkat çekilen 1918 tarihi hatırlanacak olursa Türkiye'mizde milli bir ayaklanmayı göze alacakların 1919 ruhu ile yola çıkan insanlar kadar şanslı olmadıklarını söylemek de mümkün. Çünkü bizlere gösterilen resmi tarihin aksine, o gün yönetimdeki meşru iktidarın 1919 ruhunun ardındaki müteharrik güç olduğunu herkes biliyor. Zaten böyle bir şey olmasaydı Anadolu'yu ayağa kaldırmak mümkün olamazdı. Kuvay-ı Milliye ruhu, Sevr'i tanımayan ruhun adıdır. Ve bu ruh özünde Türkiye'yi Batı'nın bir parçası yapma fikrini değil, onların dayattığı Sevr'i parçalayıp atma, bağımsızlığı yeniden kazanma fikrini taşıyordu.

Oysa bugün yönetiminde bulunanların bizatihi varlıkları Sevr'i dayatanların arzuları istikametinde yürümeye odaklanmış durumda. Bunlar Kuvay-ı Milliye ruhuna sahip bir milleti Sevr'e itiraz etmek şöyle dursun, kabulünde büyük maslahatlar olduğuna iknayla meşguller. Milli bir ayaklanmayı gerekli görenlerin işi bunun için 1919'dan daha zor.

Bizim esas dikkatimizi çeken şey aydını, siyasetçisi, askeri, bürokratıyla; aklı eren ve sağduyuya sahip olan herkesin, Türkiye'nin kurtuluşu noktasında Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın kırk yıldır gösterdiği yolu işaret etmesi ve fakat buna rağmen "Erbakan" deme konusunda son derece cimri ve çekingen davranması. Bu neden böyle oluyor? Neden Erbakan'ı ağzına almak, ateşi avuçlamak kadar zor geliyor?

Benzer bir şeyi Küçük'ün sözünü ettiğimiz programında da izledik. Kendisinin "Çok iyi bir planlamacı" olduğuna sık sık vurgu yaparak bir ülkenin döviz hesabını dış turizmi teşvik etmek üzerine bina etmesinin yanlışlığına dikkat çekiyor. Bunun yerine "mesela makine yapmak" gibi başka yatırımlar öneriyor. Ve TV. Sunucusu bunun hangi zihniyete ait bir milli şuur olduğunu hemen hatırlıyor ve soruyor: "Erbakan'ı mı savunuyorsunuz?" refleksi bu yüzden gelişiyor. Konuşmacı bundan gocunmuyor ama "sadece ne mahsuru var?" demekle yetiniyor. Dili bir türlü, "Evet; çünkü Türkiye'mizin esas kurtuluş kapısını o gösteriyor" diyemiyor.

Benzer örnekleri bugüne kadar çok yaşadık. Erbakan'ın temsil ettiği Milli Görüş zihniyetinin durdurulması için elinden geleni yapan yetkili savcıların "Biz RP ile ilgili kararın AİHM tarafından onaylanacağını biliyorduk, çünkü onlar Türkiye'nin parçalanmasını isterler" itiraflarından tutunda, "Türkiye'yi esas kurtaracak olan şeyler Refah-Yol dönemiyle birlikte Sayın Erbakan'ın ortaya koyduğu icraatlardı" deme dürüstlüğünü gösteren yetkili bakanlara, "Bu dış güçlerin bizim için oluşturduğu tehdidi yıllardır Sayın Erbakan söylüyor" deme hak bilirliğini esirgemeyen emekli generallere, ya da "Erbakan Hükümetine büyük haksızlık yapıldı" deme sağduyusunu gösteren sermaye temsilcilerine kadar birçok insan, bize aslında 1919 ruhunu nerede bulacağımızı gösteriyor.

Fakat Türkiye'mizi sokulduğu yanlış yoldan çekip kurtarmak için bunları itiraf etmek yetmiyor. Eğer yaşadığımız tarih 1918 ise ki, öyledir; 1919 ruhunu Erbakansız yakalayamayacağımızı artık en gür sesle söylemeye başlamalıyız.[2]  Çünkü bunu yapmadan hiçbir şey başaramayız.

Doktordan korkan hasta psikolojisinden kurtulmalıyız... Gereksiz kuşku ve korkuları aşmalıyız!



[1] Milli Gazete / S. Arif Emre

[2] Milli Gazete / 03-Ocak-2005


Bu yazarin diger makaleleri

İSRAİL SEÇİMLERİ VE FİLİSTİN'İN GELECEĞİ
    İsrail'de Seçim yapıldı. Seçim sonuçlarına göre İsraillilerin % 75'i...
Devami
Suriye’ye Düşman Çağırmak; AHMAKLIK MIYDI, AJANLIK MIYDI?
  Suriye’ye Düşman Çağırmak; AHMAKLIK MIYDI, AJANLIK MIYDI?          Ahmet Davutoğlu, Suriye’nin parçalanması...
Devami
DİYARBAKIR BULUŞMASI VE HÜKÜMET-CEMAAT KAPIŞMASI
  Barzani Diyarbakır’a gelmeden önce ABD Başkan Yardımcısı Yahudi Siyonist Joe...
Devami
AKP’NİN AKPREPLİK TAVIRLARI
  Sn. Recep T. Erdoğan’ın Papa’ya talihsiz mektubu! “Kutsiyetpenahları Papa Fransuva, Ülkemizi ziyaretiniz...
Devami
ERMENİSTAN AÇILIMI VE KAFKASYA’DA DENGELER
İsviçre’de Türkiye ve Ermenistan Dış Bakanlarınca ve Obama’nın telefon talimatlarıyla...
Devami
“DİNCİ”LERLE “DİNSİZ”LERİN VURUŞTURULMASI VE SEFERBERLİK KOVUŞTURMASI
"Dinsizin hakkından imansız gelir." Bu çok bilinen atasözümüze bakınca karşımıza şöyle...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4667

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR