Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün872
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta11400
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay109315
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16747290

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182694

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

BİR AYET BİN HİKMET

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

"Muhakkak ve mutlaka;

Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar; ve

Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar; ve

İtaate gönülden devam eden erkekler ve itaat ehli kadınlar; ve

Doğru dürüst erkekler ve doğru dürüst kadınlar; ve

Sabreden erkekler ve sabreden kadınlar; ve

Saygıyla Allah'tan korkan hürmet ve edep sahibi erkekler ve hürmet ve edep sahibi kadınlar; ve

 

Muhtaçların ihtiyaçlarını gideren erkekler ve muhtaçların ihtiyaçlarını gideren kadınlar; ve

Oruç tutan ve ağzına sahip olan erkekler ve oruç tutan ve ağzına sahip çıkan kadınlar; ve

Irzlarını koruyan ve zinadan sakınan erkeler ve namuslarını koruyan kadınlar; ve

Allah'ı çokça zikreden erkekler ve Allah'ı çok sık hatırına getiren kadınlar; (varya işte)

Bunlar için bir bağışlanma ve büyük bir başarı ve karşılık hazırlanmıştır."[1]

Önce bazı genel tespitler yapalım:

Bu Ayeti Kerimede:

a- Müjdelenen mağfiret ve mükafat garantisi; sayılan özelliklerin bir kısmına sahip olanlar değil, tamamını taşıyanlar içindir.

Yani, diyelim ki, oruç tutan ve çok zikir yapan bir insanda, gerçek bir iman ve teslimiyet yoksa bunlar için "mağfiret ve ecru azim" söz konusu değildir.

b- Ayette sıra ile sayılan üstün vasıflar; birbirilerinin hem sebebi ve hem neticesidir. Aynı zamanda birbirilerinin tamamlayıcısı (mütemmimidir)

Örneğin:

Müslüman göründüğü halde sağlam bir imanı yoksa...

İmanlı geçindiği halde, inkıyadı ve itaatı yoksa

İtaat ve ibadet ehli bilinse de samimiyet ve sadakatı yoksa

Doğru ve dürüst bir Müslüman havasında iken, sabır ve sebatı yoksa

Sadık, sabırlı ve inançlı bir insan davası güderken, içinde Allah korkusu ve hududullah (Kur'ani kanunlara ve ilahi sınırlara) saygısı yoksa...

Teslimiyetli, hürmetli, ibadetli bir mümin konumunda iken sadece kendisini düşünüyor, başkalarının maddi ve manevi sıkıntılarını dert etmiyor ve sorunlarının aşılması için ciddi yardımlar yapmaya yanaşmıyorsa...

Oruç gibi bazı ibadetlere ve hayırlı hizmetlere koşsa da, ırzına namusuna sahip çıkmıyor ve zinadan sakınmıyorsa...

Her işinde ve girişiminde Allah'ı hatırlayarak ve o konudaki emir ve yasaklarına uyarak hareket etmiyor, her türlü nimet ve fazileti O'ndan bilip şükür ve zikir yapmıyorsa...

Veya Allah'ın ismini çokça tekrarladığı, bol bol kuran ve dualar okuduğu halde, düşünce ve davranışlarını İslama uydurmuyorsa,

Ayetlerdeki müjdelerin ve mağfiret garantisinin muhatabı değildir.

c- Ayette öğütlenen ve öğretilen gerekler ve güzellikler gerçek ve örnek bir müminin, yüksek özellikleridir. Bu durum; bir işe alınacak veya damat ve gelin adaylarında aranacak şartlar gibidir.

Olgun bir müminde, iman; kalp... İslam; beyin... itaat; el, ayak... Zikir; dil... oruç ve sabır; ahlâk... sadaka; göz kulak yerindedir.

Kafası kalbi sağlam, ama eli ayağı sakat ve tutmayan

Vücudu, endamı çok güzel, ama gözü ve dili bulunmayan

Veya her yeri güzel ve gösterişli olsa da, ahlâkı dürüst olmayan kimselerin beğenilmeyeceği bir gerçektir.

Çok güzel yüzü gözü var diye, felçli bir insan

Boylu poslu, genç dinç ama deli bir insan, tercih edilmeyecektir.

d- Bu Ayeti Kerime;

İman ve itaatte, eğitim ve hizmette, şeref ve mesuliyette, hayır ve servette, kendilerinin ve toplum kesimlerinin namus ve haysiyetini muhafaza etmede ve bunların sonunda her türlü rahmet ve fazilete ermede, velhâsıl bütün insanî özellik ve görevlerde, kendi yaratılış ve yapılarına uygun şekilde Allah katında Erkek ve Kadın'ın eşit olduklarını, sosyal ve siyasal hayatta aynı statü ve sorumlulukları taşıdıklarını, adil ve asil ölçülerle yaşamı paylaştıklarını da bildirmektedir.

Şimdi bu ayette Allah'ın mağfiretini ve sonsuz mükâfatını hak kazanmak için şart koşulan 10 sıfatı sıra ile anlamaya çalışalım.

1-Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar:

Müslim; teslim olmuş, İslam dinine ve düzenine razı olduğunu açıklayıp ortaya koymuş kimse demektir.

İslam, "silm" kökünden, aynı zamanda "barış, bereket ve selamet" anlamını da içerir.

Zaten Müslümanlık "kalp ile iman ve tasdik, dil ile ikrar ve izhar (inancını açığa vurma) ve amelle tatbik" ten ibarettir.

Bazen, iman içine oturmadığı halde, şartların ve ihtiyaçların zorlaması ile Müslüman görünen ve islamın bazı şartlarını yerine getiren kimseler, her yerde ve her dönemde görülmektedir.

"(Bazı bedevi) Arabîler (gelip) iman ettik" (lerini) söylediler. Deki, (hayır) siz iman etmediniz, ama  "İslama girdik, (zahiren)  teslimiyet gösterdik" deyiniz.(çünkü) "Henüz iman kalplerinize girmiş değildir."[2]  Ayeti bu gerçeği bildirmektedir.

Bir çok ayetlerin işaretlerine ve bazı alimlerin görüşlerine göre ise;

Mü'min: Kur'anı haber ve hükümlerin, kesinlikle haklı ve hayırlı olduğuna iman eden ve bu adalet ve saadet düzeninin hakim olması için gayret gösteren ve görev üstlenen, yani inancı ve ideali uğrunda mücahade ve mücadele eden kimsedir.

Müslim ise; Kurulan ve hakim bulunan İslam düzenine (barış ve bereket sistemine) tabi ve teslim olan ve uyum sağlayan kimselerdir.

Müslümanlar, islamın hükmüne ve adil hükümete bağlılık ve saygınlık sözü vermişlerdir. Bunların kalbini Allah bilir. İslam zahire göre hüküm verir. Bunlar İslam hukukuna tabidir.

"Biz Müslimlerle mücrimleri (İslam düzenine teslim olanlarla, kanun ve nizama karşı çıkanları) bir tutarmıyız?"[3]   Ayeti buna işarettir.

"Size selam verene (ve Müslüman olduğunu gösterene) dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek, "sen mümin değilsin" demeyin..."[4]  Ayeti de açıkça münafıklık ve fesatlık yapmadıkları sürece, Müslüman bilinenlerin kalplerini sorgulamaya ve yargılamaya kalkışmanın yanlış ve yasak olduğunu bildirmektedir.

Kalbiyle inandığı ve bir gerçeğe aklının yattığı halde, diliyle ikrara yanaşmayan ve imanını açığa vurmayan kimse:

-Ya çevre baskısından, yani kınanmaktan, dışlanmaktan ve düşmanlıktan sakınmaktadır.

-Ya mevcut düzenden ve hükümetten beklediği bazı makam ve menfaatlerden mahrum edilmekten kaygılanmaktadır.

-Ya etrafındakilerin dağılmasından, hürmet ve hizmet edenlerin azalmasından kuşku duymaktadır

-Veya herkesi ve her kesimi idare ve istismar etmeye çalışan bir münafıktır.

Haklı ve hayırlı olduğuna kalben kanaat getirdiği halde yukarıdaki endişelerle:

-İslami ve insani hedefler taşıyan bir lider şahsiyete ve siyasi harekete katılmayan

-O hareket içinde samimi ve kapasiteli ekiplerle değil, marazlı ve garazlı tiplere yanaşan

-Çok yararlı ve duyarlı bulduğu halde bir gazeteyle, bir dergiye açıkça sahip çıkmayan... ve sadece kendisi alıp, inceleyen ve evine götüren, ama iş yerine götürüp masanın üzerine koymayan

-Ve yine çok önemli ve gerekli bulduğu bu tür parti, gazete, dergi ve kitapları başkalarına açıkça tavsiyede bulunmak ve taraftar kazanmak noktasında ürkek davranan kimseler;

Hakikatı ikrar, inancını aşikâr edemeyen

Mü'min olduğu halde, müslim olmaktan çekinen

Beyni bileğine, kalbi bedenine hükmedemeyecek kadar zayıf insanlardır.

2-Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar:

İslamın öğrettiği şekilde cenabı Allah'ın varlığına ve birliğine, Peygamber Efendimizin risaletine ve hakkaniyetine, Kur'anı Kerimin bütün haber ve hükümlerine ve bunların en değerli, en gerekli ve geçerli ölçüler ve öğütler olduğu gerçeğine şüphesiz ve kesin olarak inanan kimseye mü'min denir. Sadece bu gerçeklere ihtimal vermek, mümkün görmek, belki demek, iman değildir.

Mü'min bu sağlam ve sadık imandan dolayı, Allah'ın gazabından emindir, şeytani safsata ve saptırmalara karşı emniyetlidir. Ve aynı zamanda başkaları da ona güvenmektedir. Çünkü emin, yani itimat ve  itibar ve edilen kişidir. Eliyle ve diliyle, hiç kimsenin malına namusuna, onuruna ve hukukuna zarar vermeyen bir iman ve ahlâka sahiptir.

Mü'min; her şeyi Allah'ın tayin, tanzim ve taktir ettiğine tam iman ettiğinden ve tevekkül edip rabbine güvendiğinden dolayı, korku ve kuşkulardan uzak bir gönül huzuru içerisindedir.

"Kadere iman eden kimse, üzüntü ve kederden emindir" hadisi şerifi ve "İyi bilin ki, iman edip takvaya ermiş kimseler olan Allah'ın dostları için asla korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir."[5] Ayetleri de bu mutluluğu ifade etmektedir.

3-Gönülden itaate devam eden erkekler ve itaat ehli kadınlar:

Ayettte geçen "kanit" ve "kanut" gönülden ve içtenlikle itaat etmek, isteyerek ve ihtiyaç hissederek hizmet yürütmek ve kendi keyfine göre eğip bükmeden ve önem sırasını değiştirip geciktirmeden, emredileni; öngörülen şekilde ve sürede yerine getirmek demektir.

İslamın 3 temel ve tamamlayıcı esası: Kalp ile tasdik, dil ile ikrar, amelle tatbiktir.

İşte "kanitin ve kanitat"  islami gerekleri ve insanî görevleri samimiyetle ve sürekli biçimde yerine getiren, itaat, ibadet ve istikamet ehli erkek ve kadınları tarif etmektedir.

Bakara süresindeki

"Biz O'na Müslim (Teslim olmuş) kimseleriz"

"Biz O'na kulluk (İbadet ve itaat) edenleriz"

"Biz O'na gönülden bağlanmış muhlisleriz (ihlâslı kimseleriz)"[6]  şeklinde biten ve arka arkaya gelen ayetler de iman-amel ve ihlâs esaslarını öğretmektedir.

Çünkü "kanitin" in bir anlamı da; sükûnet, samimiyet ve ciddiyet içerisinde itaat ve hizmet etmektir.

Ve yine bu itaat ve hizmeti geçici ve kısa vadeli heves ve heyecanlarla değil, sürekli, sistemli ve bilinçli olarak yerine getirmeye karar vermektir.

Çünkü hadislerde,"az da olsa, devamlı olan ibadet ve hizmetlerin makbul olduğu" bildirilmiştir.

4-Sadık erkekler ve sadık kadınlar:

Özünde, sözünde ve izinde doğru ve dürüst olanlar...

Yalandan ve yamukluktan uzak duranlar...

İbadet ve itaatında, cihadında ve biatında sağlam ve sadık kalanlar elbette övülmeye layık kimselerdir.

Doğruluk; Allah'a tevekkül etmenin, kendisine güvenmenin, şerefli ve haysiyetli bir insan olmanın tabii gereği ve göstergesidir.

Yalan ise; korkaklığın, alçaklığın, münafıklığın ve riyakârlığın bir alametidir.

Yalancılık, insanı yağcılığa, sahtekârlığa ve yamukluğa götürecek, sonunda lâçka ve yalama bir insan haline getirecektir.

Yalan, inkârın ve itikatsızlığın çekirdeği; doğruluk ise gerçek imanın ve yüksek ahlâkın bir meyvesidir.

"Siz doğruluğa sarılın. Mü'mine sadakat yaraşır. Çünkü doğruluk (insanı) iyilik (Ve istikamete) taşır. İyilik ise cennete ulaştırır. Bir kişi (her halde ve her yerde) doğru söyleyip, doğruluğu gözettikçe sonunda Allah katında sıddık (doğru konuşan ve dürüst davranan) lardan yazılır.

Yalandan ise kesinlikle sakının. Çünkü yalan (insanı fitne fucura) kötülük ve ahlâksızlığa iletip yaklaştırır. Kötülük ise cehenneme (dünyada vicdani sıkıntılara ve ruhani rahatsızlığa, ahirette ise Allah'ın gazabına ve azabına) uğratır.

Kişi yalan söyleyip yalana tevessül ve devam ettikçe, sonunda Allah katında kezzab (yalancı, sahtekâr ve yaramaz adam) olarak yazılır." Mealindeki hadisleri bu gerçeği ikaz etmektedir.

Yalanı gözü açıklık ve kolaycılık, doğruluğu ise ahmaklık sayanlar; cüzî ve geçici bazı yararlar sağlasalar da, sonunda mutlaka rezil ve sefil bir duruma düşecektir... Veya bu yalan mikrobu onun imanını yiyip bitirecektir.

Doğruluk; hamiyet ve mertliktir, yalancılık ise; namertlik ve hıyanettir.

Doğrucular, değerli ve dengeli; yalancılar ise adi ve basit kimselerdir.

Velhasıl doğruluk rahmani, yalancılık şeytanidir.

Sadıklar Allah'ın, yalancılar iblisin askeridir.

5-Sabreden erkekler ve sabreden kadınlar:

Sabır; yararına ve lüzumuna inanarak ve sonunun mutlaka karlı ve hayırlı olacağını umarak, her türlü zorluk ve zararlara dayanmak ve direnmek demektir.

Hadiste de buyrulduğu gibi: Sabreden zafere erişecektir.

-İbadet ve hizmetin sıkıntı vezahmetine sabır

-Haram ve günahlara, nefsi arzu ve azgınlıklara sabır.

-Felaket ve musibetlere, bela ve kazalara sabır

-Fakirlik, işsizlik ve geçim darlığına sabır

-Akraba ve arkadaş gibi yakınlarından gördüğü vefasızlık ve nankörlüklere sabır

-Şehvet, servet ve etiket imkanı sunan haksız ve ahlaksız fırsatlara sabır

-Devlet ve düzenden gelebilecek baskı ve zulümlere sabır

-Eğitim ve öğretimin, bilgi ve beceri edinmeni, ticaret ve memuriyet gibi görevlerin meşguliyet ve meşakkatine sabır...

Evet hayatın her safhasındaki sıkıntı ve zorluklara sabretmek, pişip olgunlaşmanın ve onurlu yaşamanın yegane çaresidir.

6-Tevazu ve terbiye ehli erkekler, hürmet ve edep sahibi kadınlar:

Huşu; saygıyla boyun eğmek, mütevazi ve terbiyeli hareket etmek, hürmet ve edeple hizmet yürütmek, Allah'ı severek ama azametinden de korkup çekinerek samimiyetle teslimiyet göstermek, huzur ve şuur içinde ve içtenlikle ibadete yönelmek anlamlarına gelir.

Bu bakımdan ihlas ve ihsan manalarını da içerir.

Karşılığını insanlardan bekleyerek, dinini ve davasını istismar ederek veya insanların kınama ve dışlamalarından çekinerek yapılacak ibadet ve hizmetlerin hiçbir değeri olmadığını göstermektedir.

Mü'minler; dünyevi nimet ve faziletlerden zevk aldığı gibi, ibedet ve dini hizmetlerden de ruhi bir lezzet alabilmelidir. Çünkü vücudun gıdaya ihtiyacı olduğu gibi, ruhun da beslenmesi gerekir. Bedenin gıdası besin, beynin gıdası ilim, kalbin gıdası zikir ve ibadettir.

Ve zaten islamın Adil Düzeni; karnı, kafayı ve kalbi birlikte doyuran dengeli bir sistemdir. Bunlardan birinin aç bırakılması, huzursuzluk ve huysuzluk sebebidir.

7-Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar:

Sadaka; elinde maddi, siyasi, ilmi her çeşit imkân ve fırsatı olanların, kendilerine ihtiyaç duyan muhtaç ve mağdurların; sorunlarını aşmasına, ihtiyaçlarını karşılamasına ve sıkıntılardan kurtulmasına yetecek yardımda bulunmalarıdır.

Yoksa halk dilinde, dilencilere veya fakir kimselere verilen bir ekmek parasının sadaka olarak algılanması yaygın bir yanlıştır.

Sadaka, zekat karşılığıdır ve ihtiyaçları giderecek şekilde olmalıdır.

Nisa 4. ayetinde, kadınların bir nevi sigorta hakkı sayılan "mehir" lerin "sadukat"  olarak zikredilmesi bundandır. Çünkü mehir, kadının boşanması halinde, en az iddet müddetince ve evleninceye kadar onun ihtiyaçlarını karşılayacak miktardır.

Sadakanın doğruluk ve dostluk anlamı da vardır.

Yani mü'minler helal ve meşru yollarla çalışıp kazandıklarından; yani,

Mallarından, paralarından, makamlarından, bilgi ve hocalıklarından ve her türlü imkan ve fırsatlarından, düşkün ve yoksun kimselerin, o konudaki ihtiyaçlarını giderecek şekilde harcamaları ve yardıma koşmaları bir iman ve insanlık borcu olduğu gibi, dostlarına ve yakınlarına vefa göstermeleri de yine islam'ın icabıdır.

Çaresiz ve sahipsiz yakınlarına, komşularına, tanıdıklarına sahip çıkmayan, zekat ve sadakasını dağıtmayan, davası ve dostları için fedakarlıkta bulanmayan kimseler, kur'anda defalarca kınanmış ve azarlanmıştır.

8-Oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar:

Savm; tutmak demektir. İbadet niyetiyle, belirlenen ramazan ayında ve bilinen sahur-akşam arasında yemekten içmekten ve cinsi münasebetten uzak durmak gerekir.

Gıybet, hakaret, yalan şehadet gibi günahlara karşı ağzını tutmak ve sır saklamak anlamlarını da içerir.

İslamda farz ibadetler; insanları ve toplumu (cihada, milli savunmaya ve muhtemel felaketlere ve tabii afetlere karşı dayanıklı olmaya hazırlayıcı bir özelliktedir.

Namaz; disiplinize edilmeye, emir komuta altına girmeye

Zekat; maddi fedakarlığa ve inancı uğrunda malını ve rahatını terk edebilmeye

Hac; evinden, işinden ve ailesinden haftalar boyu uzak kalmaya ve yolculuk sıkıntılarına göğüs germeye

Oruç ise; açlığa, susuzluğa dayanmaya, kanaatle yaşamaya, nefsi arzularını frenlemeye, iradesini güçlendirmeye yönelik manevi bir hazırlık ve bağışıklık mahiyetindedir.

9-Irzlarını koruyan ve zinadan sakınan erkekler ve kadınlar:

İslam dini, fıtrat dinidir. Fert ve toplum hayatını disiplinize etmek ve dengelemek için Allah'ın rahmet ve adalet ölçüleridir. İslamda haramlar ve yasaklar çok sınırlı olduğu halde, helal dairesi oldukça geniştir.

Fuhuş ve zinanın yaygınlaşması bir toplum için en büyük felakettir. Bu nedenle İslam evliliği mübah sayıp kolaylaştırmış ve teşvik etmiş ama zinayı ve cinsi sapıklığı şiddetle yasaklamıştır. Pek çok zührevi hastalıkların ve sosyal sapıklıkların sebebi olan fuhuş ve faiz, şeytani sistemlerin iki temel sömürü aletidir.

Ayette mü'min erkek ve kadınların sadece kendi ırzlarını korumaları ve zinadan sakınmaları değil, toplum namusunu ve ahlak nizamını muhafaza etmeleri gerektiği de istenmektedir. Çünkü batıl ve bozuk (haksızlık ve ahlaksızlık üzerine kurulan)bir düzende, fertlerin ve ailelerin bozulmadan kalması mümkün değildir.

10-Allah'ı çokça zikreden erkek ve kadınlar:

"(Makbul) kişiler (ve Allah CC. Erleri o kimsedir ki) ne ticaret ne de alışveriş bunları Allah'ı CC. Zikretmekten alıkoymaz."[7]  Ayeti kerimesini bazıları "Allah' ı CC. Zikretmek ve ibadetle meşgul olmak için ticaret ve alışveriş gibi dünyalık işleri bırakıp tenhalara çekilen ve yalnızlığı seçen kişiler övülmektedir" şeklinde çok yanlış ve yanıltıcı bir biçimde tevil ve tefsir etmektedirler.

Halbuki bir ayeti kerimeyi Kuar'anın diğer ayetlerine ve Efendimiz SAV. in örnek hayatına ve sünnetine uygun bir şekilde anlamak ve yorumlamak gerekir. Zira Cenab-ı Hakkın ortaya koyduğu hüküm ve hakikatleri en güzel şekilde tarif ve talim eden Peygamberimiz bu konuda şunları söylemektedir.

"Benim ümmetime ruhbanlık (dünyadan el etek çekip ibadethanelere ve tenhalara sığınmak) yoktur. Ümmetimin ruhbanlığı (Hak hakim olsun diye) cihad etmektir"...

"Üstteki (veren) el, alttaki (alan) elden hayırlıdır".

"Çoluk çocuğunu geçindirmek için helal yoldan çalışıp yorulanlar cephede savaşan mücahitler gibidir".

"Hiç kimse el emeğinden daha hayırlısını yememiştir".

"İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır" gibi hadisi şeriflerin ve "(Cuma) namazını kıldıktan sonra yeryüzüne dağılın, Allah' ın fazlından (rızkınızı) arayın ve Allah' ı çok hatırlayın ki felah bulasınız" gibi ayeti kerimelerin ışığında (makbul) kişiler (o kimselerdir ki) ne ticaret ve ne de alışveriş onları Allah' ı CC. anmaktan geri koymaz."[8]  Ayetini okuduğumuz zaman şu ilahi gerçek ve güzellikler ortaya çıkmaktadır.

Övülen ve öngörülen mümin kişiler, ilim ve hikmetle, fen ve teknikle, her türlü sanat, sanayi ve ziraatla ve her çeşit ticaret ve alışverişle. Kısaca kendisine, ailesine, müslümanlara ve tüm insanlığa faydalı olacak maddi ve manevi kazanç ve üretim yollarıyla meşgul olan ama bütün bu meşguliyetleri, kendilerini Allah'ı zikretmekten geri koymayan kimselerdir.)

Buradaki "zikir" den maksat, sadece herkesin bildiği şekilde lafza-i Celal ve kelime-i Tevhid gibi diğer esma-i hüsnayı tekrarlamak değildir. Mümin hayatını kuşatan her halini, hareketini, sözlerini, duygu ve düşüncelerini İslama uydurabildiği ve her işinde Allah' ın CC. Rızasını gözetebildiği kadar, bu ayetin övgüsüne ve müjdesine müstahak olacaktır. Bu da Allah'ın hükümlerini emredildiği için, emredildiği şekilde, emredildiği vakitte, emredildiği kadar yapmaya bağlıdır. Şu husus asla unutulmamalıdır ki, İslam üç şey ile tamam olur.

1-İslam'ı bilmek, 2- İslam'ı yaşamak, 3- Her halde İslam'a göre düşünmek. Bunlardan birinin noksanlığı, diğerini de boşa çıkarır. 

Bir insan belli bir şirket sanat veya alışverişle uğraşmaya karar verirken, önce islamın o konudaki emir ve yasaklarını, helal ve haram kurallarını öğrenirse... Yapacağı işlerde islamı ölçü ve önceliklere riayet ve dikkat ederse... Ve bunları Allah CC. Ve Resulü SAV. Böyle emrettiği için yerine getirirse... Ailesine, çevresine, topluma, dinine, davasına yararlı olmaya niyetlenirse... Ve bu arada vakitleri ve şartları belirlenmiş (Namaz, oruç, zekât, cihat) gibi farzları asla ihmal etmez ise, o kimse "devamlı zikir üzerine bulunuyor" demektir. Hatta yapılan işlerde Kur'ana ve sünnete uymayı niyet etmek, basit davranış ve adetleri bile ibadete çevirir. Yatarken, içerken, başlarken, bitirirken, oturup kalkerken bütün bunlarda Efendimiz' in AS. Sünnetine ve sistemine uygun davranmaya niyet ve gayret etmek insana daimi bir huzur kazandırır.

Diğer tarafta, yaptığı işlerde İslam'ı ölçüleri gözetmeyen, helal ve haram kurallarına dikkat etmeyen, kolay ve haksız kazançtan vazgeçmeyen ve yine namaz oruç gibi ibadetleri yaptığı halde maddiyatına ve rahatına uygun gelmediği için zekatı ve cihadı terk eden bir kimse ise her ne kadar zikir ve duaları dilinden, tesbih aletini elinden bırakmazsa bile-gerçekte o kimse Allah' tan o kadar gafil İslam'dan o nispette cahildir.

Allah dostlarından hikmet ve hakikat ehli bir zat yakınlarıyla birlikte çarşı pazara uğradılar. Yaşlı bir tüccar kumaşı açarken, ölçerken hep besmele ve hamdele getiriyor, dua ve zikir dilinden düşmüyordu. O zat bu kimse için "Gafil ve müraidir" deyip geçtiler. İleride ise bir genç, ağırbaşlı vakur bir tavırla alışveriş yapıyordu. Zahirde zikirde meşgul olduğu yoktu. O zat bu genç için de "Maaşallah, barekallah zikir ve huzur ehlidir" buyurdular. Çünkü o yaşlı tüccar ticaretine yalan ve haram katıyor, bu genç ise asla hile ve haksızlığa tenezzül etmiyor ve devamlı Allah korkusu ve ahiret kaygısı içinde bulunuyordu.

"Ey iman edenler. Ne malarınız, ne evlatlarınız, sizi Allah' ın zikrinden geri koymasın."[9] Ayeti kerimesi (mallarınızı çoğaltmak ve aile efratınıza bakmak hususundaki gayretiniz sizleri Allah' a ibadet ve İslama hizmetten alıkoymasın) şeklinde anlaşılabileceği gibi (mal ve servetinizi, makam ve şöhretinizi zenginleştirmek, evladü iyalinizin rahatını ve saltanatını geliştirmek için, Allah' ı unutarak, haram ve haksız yollara kenezzül ve tevessül etmeyiniz) şeklinde anlamak ta mümkündür.

Şu hususu da belirtelim ki "devamlı tezekküre, devamlı tefekkürden kapı açılır." (Her şey Allah'ı CC. Tesbih ve tahmid etmektedir. Ancak siz anlayamazsınız) ayetinin hakikatını idrak etmeye çalışmalıdır. Şöyle bir düşünelim, dünyanın mevcut dağları kömür ve bütün denizleri petrol ve bütün atmosfer tabakaları havagazı olmuş olsa, ancak birkaç saatlik yakıtını karşılayabileceği su, ısı, ışık ve enerji kaynağı olan güneşin her saniyede çok büyük ölçüde enerji sarf etmesi ve hacminden kaybetmesi sebebiyle, çoktan eriyip tükenmesi ve sönmesi lazım gelirken hala olduğu gibi kalmasıyla... Ve güneş etrafındaki gezegenlerin her biri belli bir yerde ve yörüngede bulunup müthiş bir sürat ve intizamla dönmeleri ve asla yerini, yönünü ve yolunu kaybetmemeleriyle...  Ki bir santim sapmaları bile kıyametin kopması demektir. Ve o milyonlarca yıldızların gök boşluğunda durup düşmemeleri ve o hızlı ve hacimli hareketlerine karşılık hiçbir gürültü ve döküntü meydana getirmeleriyle, mutlak bir kudret ve azamet, sonsuz bir rahmet ve hikmet sahibi olan, asla eşi ortağı ve benzeri bulunmayan ezel ve ebed sultanı bir zatın yaratması ve yürütmesi altında bulunduklarına ve asla bağımsız ve başıboş olmadıklarına işaret ve şehadet ediyorlar.

Yine bir çekirdek etrafında, akla durgunluk verecek bir dengeyle dönen elektronları ve çekirdek içindeki nötron ve protonlarıyla,  güneş sisteminin milyarlarca defa küçültülmüş bir örneği sayılan ve güneş gibi ısı, ışık ve enerji kaynağı olan her bir atom (zerre) "Allah vardır ve birdir" hakikatini haykırıyorlar.

"Ben o sonsuz kudret ve hikmet sahibi Allah'ın irade ve idaresi altında hareket ediyorum" diyorlar. Zira tırnak büyüklüğünde bir uranyum madeninin atomlarındaki elektrotların bir an başıboş kalmaları bile koca bir şehri harap edecek şekilde infilak etmeleri demektir.

İşte bu zerrelerden kürelere kadar, canlı ve cansız, şuurlu ve şuursuz, yerde ve gökte bulunan her şey birçok yönden bize "Allah"ı hatırlatıyor veya Allah CC. Onlarla bize kendisine tanıtıyor... Ve onun varlığına, birliğine, kudret ve azametine, rahmet ve hikmetine işaret ediyorlar. Yani resimler ressamını, eserler ustasını hatırlatıyorlar.

Kısaca, kainat bir ayna gibidir, her bir varlık ise o aynada Cenab-ı Hakkın mükemmel sıfatlarının ve en güzel esmasının, tezahür ve tecellileri ve bir nevi görüntüleri ve gölgeleridir. Yani Cenab-ı Hak kainat aynasında hem kendisini seyrediyor, hem de akıl ve şuur sahibi insanlara kendisini tanıtıp seyrettiriyor ve sonsuz rahmet ve nimetleriyle kendisini bize sevdirip saydırmak istiyor. Şairin dediği gibi:

"Binbir yüzle göründün, alemi saldın gümana,

Bir yüz ile görünseydin kafir de gelir imana".

Bir kalp böyle kasrette vahdeti bulursa, eşya ve hadiselerde cereyan eden ilahi kudret ve hikmeti görüp anlarsa, o zaman kalbin tercümanı olan dil de sahibini ve Rabbini zikretmeye koyulacaktır. Gökteki ve yerdeki tüm varlıklarla birlikte "Allah, Allah, Allah" demeye başlayacaktır.

Böylesine bir şuur ve huzurla devam edilen zikri ilahi, insanı madde bağımlılığından ve nefsin tuzağından kurtaracak ve adım adım Rabbine yaklaştırıp olgunlaştıracaktır.   

İnsana bu zikir ve ibadet alışkanlığı kazandıran mektep ise, her halde tekke ve tarikatlardır.




           



[1] Ahzap suresi Ayet:35

[2] Hücurat: 14

[3] Kalem:35

[4] Nisa:94

[5] Yunus 62-63

[6] Bakara:136-138-139

[7] Nur:37

[8] Nur:37

[9] Münafikun:9


Bu yazarin diger makaleleri

NE HALE GELDİK? (ŞİİR)
  NE HALE GELDİK?      Gafletle dolaştım, gayesiz gezdim Hayallere daldım, uzun emelli! Zatından...
Devami
TEKTONİK DEPREM DEMOKRASİSİ VE ABD SEFERBERLİĞİNİN FELAKET TEDBİRLERİ
ABD’nin demokrasi kriterleri Hatırlanacağı gibi Nobel barış ödülü; Irak'ta, Afganistan'da, hatta...
Devami
BALGAT’TAKİ BULUT SEFASI VE HAYRETTİN KARAMAN’IN SAFSATASI
Aziz Hocamızın haklı tespitiyle: (Malum sabataist ve masonik) çetelerce yönlendirilen… Hak davayı...
Devami
AHMET HOCAMIZDAN HİKMET DERSLERİ
v Allah’ın taksimine, yani hayır ve şerden kısmetine razı ol...
Devami
KENDİMİZİ TANIMAK VE KAPASİTEMİZİ TAM KULLANMAK
Teşkilat mensuplarının ve yönetici kadroların; özellikle Hak dava dertlisi Müslümanların,...
Devami
İYİLİK VE İBADETLERİ DÜNYADA YEYİP BİTİRMEK
Ahmet Akgül Hocamızın; Haktan cayarak Batıl bir yola girip vefat...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4330

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR