ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2733
mod_vvisit_counterDün4837
mod_vvisit_counterBu Hafta2733
mod_vvisit_counterGeçen hafta39169
mod_vvisit_counterBu Ay120047
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17570986

IP'niz: 3.235.25.169
Bugün: 19 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12492719

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

FİRAVUNLAR VE FİGÜRANLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Ülkemizin maddi ve manevi yönden, yeniden dirilip kalkınması; aziz Milletimizin, dış güçlerin ve işbirlikçilerin; Sömürülme ve sindirilme kıskacından kurtarılıp, gerçek huzur ve hürriyete kavuşturulması ve Büyük Türkiye önderliğinde, barış ve berekete dayalı, Yeni bir Dünyanın kurulması için;

Bütün hayatını ve rahatını inancına ve insanlığa adamış,

Bu yüzden sürekli, Siyonist merkezlerin, masonik mahfillerin ve münafık dincilerin hücumuna uğramış,

Haklı ve hayırlı yolundan alıkonmak üzere: Üç ihtilal yaşamış, dört partisi kapatılmış,

 

Haksız ve dayanaksız suçlamalara muhatap olup cezalandırılmış ve yasaklanmış...

ERBAKAN HOCA GİBİ ŞEREFLİ BİR ŞAHSİYETE YÖNELİK:

"Haydi Hoca öde şu parayı!" ŞEKLİNDE BAŞLIKLAR ATILAN SEVİYESİZ SATAŞMALARI VE AHMET HAKAN GİBİ KİRALIK YANAŞMALARI muhatap alamaya bile değer görmüyoruz.

Şeytanın şövalyeleri olan küresel çeteye yaranmak ve bu şer şebekesinden makam ve menfaat koparmak için; Erbakan'a hıyanet ve hakaret etmenin en geçerli ve gerekli yöntem olduğunu sezip: Milli Görüş Gömleğinden soyunan ve artık malum ve mel'un sahiplerinin sesi olan nasipsizlerin, nasıl bir ruh sefaleti içinde bocaladıklarını, hayret ve ibretle seyrediyoruz.

İNSANLIK ONURUNU, VİCDANİ SORMLULUĞUNU VE UTANMA DUYGUSUNU YİTİRMEMİŞ İNSANLARIN, KESİNLİKLE BÖYLE DAVANMAYACAĞINI BİLİYORUZ VE EFENDİMİZİN:

"Bütün peygamberlerin ortak hikmet sözü şudur: Eğer utanmazsan, istediğini yap o zaman"  hadisini hatırlatıyoruz.

Ve şu iki ayet mealini, düşünen insanların dikkatine arz ediyoruz:

  • "(Zavallı sapıklar) Allah'ı bırakıp kendilerine (gerçek anlamda) yarar ve zarar sağlayamayacak olan şeylere (zalim kişilere ve ülkelere) kulluk ve hizmet ediyorlar.

İşte (asıl tehlikeli ve gizli) kafir: kendi Rabbine (ve sadık müminlere) karşı (şeytani güçlere) arka çıkandır"[1]

  • Ancak iman eden, Salih amel işleyen ve Allah'ı çokça zikredip (rızasına ve buyruklarına göre hayatını düzenleyen sadık müminler) zülme uğratıldıktan sonra (mutlaka) zafere ulaştırılacak (ve ilahi nusrete mahzar olacaklardır)

Zulmetmekte olan (çağdaş firavunlar ve figüranlar ise) nasıl bir inkılâpla devrilip gideceklerini, pek yakında bilip anlayacaklardır"[2]

Başkasının gözlüğünü takanlar, başkasının baktığını görürler...

İşte başka bir örnek:

Türkiye'de, Müslümanlar adına söz söyleme yetkisini kendilerinde görenler, adlarının bizim adımızla beraber anılmasından bir rahatsızlık duymuyorlar. Hatta kendileri için siyasi bir nüfuz sağladığı için bundan memnuniyet duydukları bile söylenebilir. Fakat sorun şu ki, dünyaya ve olaylara bizim gözlüğümüz ile bakmakta imtina ediyorlar. Bu düşündürücü bir durum. Bizim gördüklerimizi görmüyorlar, dünyaya bizim gözlüğümüzle bakmaya başlarlarsa, saygı gördükleri kapıların yüzlerine kapanmasından korkuyor olmalılar ki, bundan özellikle kaçınıyorlar.

Bizim adımıza söz söyleme yetkisini onlara biz vermedik. Öyleyse bu görevi onlara kim verdi? Bu sorunun cevabını, önünde açılmasını umarak bekledikleri kapının arkasında kimin olduğunu görerek verebiliriz.

Kendi evine başkasının gözlüğü ile bakanlar, evleri hakkında, bırakın söz söyleme yetkisine sahip olmayı, doğru bir yorumda bile bulunamazlar. Çocukların yaramaz olduğunu söyleyecekler, evin düzeltilmesi gerektiğini geveleyecekler... Bu tiplerin ne söyledikleri önemli değil, aklımızı ve gönlümüzü ferahlatan kitaptan, Kur'andan öğreniyoruz gerçeği. Asıl onların evleri ve akılları dağınıktır.

Batılıların gözlüğü ile dünyaya bakanların, kavramlarını ve sınırlarını Batının belirlediği bir düşünce üslubuna ve ufkuna mahkum olmaları kaçınılmazdır. İnkar olunamaz bir gerçektir ki, Batının gözlüğü, kullananların gözünü bozacaktır. Geçtiğimiz yıllarda Müslümanları temsil görevini, anlayamadığımız bir tuhaflıkla üstlenen ve bu yüce(!) vazifeyi, Katoliklerin dini lideri Papa'nın yanına kadar taşıyan kanaat önderinin, kimin gözlüğüyle dünyaya baktığını, yaptıklarından ve yazdıklarından çıkarabiliriz. İngiliz asıllı sanatçı Yusuf İslam'a Amerika'ya giriş izni verilmediği bir dönemde, kimin nasıl ve ne şekilde rahatça orada bulunduğu sorusunu hiç sormayalım. Kendisiyle yapılan röportajların birinde, sapık ve saldırgan Amerikan'ın adalet sistemine duyduğu hayranlığı açıkça dile getiren "kahramanımız", savaşla ilgisi olmayan İsrailli masum insanların öldürülmesine çok üzülüyormuş. Sözü Filistinli intihar eylemcilerine getiriyor. Ama nedense, gözü dönmüş Siyonist askerlerin, mazlum Filistin halkına reva gördüğü vahşet ve cinayetleri ve İsrail'in yürüttüğü devlet terörünü hiç ağzına almıyor.

Anlaşılan o ki, başkasının gözlüğünü takmayı alışkanlık haline getirenler, bizim gördüğümüzden farklı şeyler görüyor. Vatanı işgal altında olan, ailesinin onurunu ve namusunu kurtarmak için canından başka verebilecek hiçbir şeyi olmayanları, sağduyu denilen "şeye" davet ediyor, bu Hoca... Akıl bulandırıcı bir bakış açısı daha.

Şunu göremiyor: Orası Filistinlilerin toprağıdır. Orada bulunan her reşit İsrailli işgalci konumundadır. Bu açık gerçek, görmek isteyen herkes tarafından rahatlıkla görülebilir. Antisemitizm aldatmacasına takılmadan, bu böyledir.

Sözümüzü tekrarlayarak yükseltmeliyiz. Bu satırlar, Yahudilere ya da Yahudilerin gözlüğünü takanlara karşı, gözü kapalı bir düşmanlık değildir. Sadece akıl (İzan ve vicdan) çerçevesinde tarihi bir olgudur ve böyle okunmalıdır. Biz Filistin halkını ve kahramanlarını anlayabiliyoruz. Kur'an-ı Kerim Siyonist saldırganlar hakkında, yine yolumuzu aydınlatıyor. "Ağızlarından köpükler çıkıyor, sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür." Ancak bizim adımıza söz söylemeye kalkışanların, kendisine manevi rehberlik sıfatı yakıştıranların, böylesi çıkışlarını anlamakta zorlanıyoruz. Bu bir gaflet mi, yoksa ihanet mi, çözemiyoruz.

Yarım yüzyılı aşkın süredir tüm dünyanın gözü önünde, tam ifadesiyle bir halkı soykırıma uğratan, yüz binlercesini evlerinden sürüp çıkaran İsrail hakkında ağızlarını bıçak açmıyor. Terör örgütü Mossad'ın cinayetleri hakkında tek kelime etmeyenler, mazlumların çaresiz eylemleri hakkında nasıl bu kadar cesur ve kesin konuşabiliyorlar?

Filistin toprakları, dün olduğu gibi bugün de ve elbette yarın da, Filistin halkının, Müslümanların olacaktır. Ve biz, nasıl Kurtuluş Savaşı'nda işgalcileri topraklarımızdan atmak için topyekün bir mücahedeye katılmışsak ve diğer ülkelerdeki kardeşlerimiz bize destek olmuşsa, bugün de Filistin halkı topraklarını kirleten işgalcileri ülkelerinden atacaktır, biz de onlara destek vereceğiz.

Kim, kimin gözlüğüyle bakarsa baksın, artık bunun hiçbir önemi yok. Doğru ile yanlışın açıkça ayırt edilebileceği bir çağda yaşıyoruz. Siyonistlerden saygı görmek adına, inandıkları kutsalları harcayanların gözlerinin ve gönüllerinin bozulduğuna şahit oluyoruz. Biz her şeye rağmen Hakkın yolunda ve haklının yanında görüneceğiz. Filistin devletiyle kardeşliğimizi güçlendireceğiz.[3]

Abdullah'ı İmralı'dan; Fetuhullah'ı Amerika'dan VATAN'a sokmaya mı çalışıyorlar?

FBI ve CIA Başkanı'nın Türkiye'yi ziyaretinin; "Fethullah Bureau of Intelligence"(FBI)'ın Türk medyasında koordineli bir propaganda atağının son demlerine denk düşmesini anlamlı buluyor, bunun üzerinde durulması gereğine inanıyoruz:

Çünkü:

a- Fethullah Gülen: bu ziyaretin hemen öncesinde Aksiyon dergisinde yayınlanan "Türkiye'yi Koruması Gerekenlere Gönül Koyuyorum" başlıklı röportajında, "Türkiye'yi koruması gereken"(dolayısıyla koruyamayan) istihbarat örgütlerini azarlayan bir tonla,

"Bana öyle geliyor ki; Emniyet, JİTEM ve Milli İstihbarat Teşkilâtı İSTESE Türkiye'de kuş uçurtmaz.

Eğer onlara sormadan bir kuş uçuyorsa vazifede kusur etmişlerdir. Onların durumlarını bir gözden geçirmek lazımdır."  tarzı ifadelerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin istihbarat birimlerine fırça atmış olmasaydı.

(Yargılanmaktan kaçıp, ABD'ye sığınan bir cemaat ağasının; Türkiye Cumhuriyeti'nin istihbarat örgütlerine medya yoluyla fırça atmasındaki garipliği; sinirlerinize hakim olup, lütfen gözardı etmeye çalışın.)

b- Dünyayı Türkiye'nin dış ticaretini arttırmak için dolaştığını iddia eden fakat nedense her gittiği dış gezide ilginç "bilgilendirme ve hizaya getirilme" toplantılarına katılan Başbakan; Türkiye'de "ulema'nın rolünün altını çizen" demeçlerini tam bu sıralarda açıklamasaydı...

c- Aynı Başbakan; güya bütünlük mesajı verdiği demeçlerinden birinde, CIA almanağı gibi, Türkiye'deki bütün etnik grupları saydıktan sonra, "bütün bunları birleştiren din İslam'dır" cümlesini kullanarak; din istismarcılığına kalkışmasaydı ve Amerikancı İslamcıları ön plana çıkarmasaydı...

d- Aksiyon'daki röportajının yarısını istihbarat birimlerini fırçalamaya ayıran Fethullah Gülen'in; röportajın diğer yarısında, Fransa'daki son karışıklıkların kendince analizini yaptıktan sonra, Türkiye'deki PKK temelli kalkışmanın yatıştırılmasında "sözü dinlenen din adamlarının rolünü" vurgulamasaydı... Yani PKK'yı siyasallaştırma hıyanetinde, gönüllü görev alacaklarını açıklamasaydı...

e- Kürtçülük sorununu çözmek için; Abdullah Öcalan gibi bir İT (İliştirilmiş Terörist) 'in referans alınabileceğini düşünenlerin MİT'te üst düzeye tırmanabildiği bir devletin tepe kadrolarında; Fethullah Gülen'i PKK sorunundan, federasyon projesine kadar bir çok kulvara sürmeyi düşünenlerin olduğunun farkına varmasaydı.

f- Yeni ABD Büyükelçisi:

"PKK ile mücadele konusunda Türk hükümeti ile vardığımız ortak yaklaşımın henüz kamuoyuna açıklamadığımız bazı yönleri de var" şeklinde ifadeler kullanmasaydı...

Neticede bu ziyaretler; yukarıda sayılan gerekçeler olmasaydı; yine bir kaç ABD'linin; Türkiye Cumhuriyeti topraklarına babasının malıymış gibi, silahlı korumaları ile girip, silahlı korumaları ile çıktığı ve bütün bunları yaparken; Türk Güvenlik Güçleri'nin yardımcı figüran rolünde aşağılandığı tanıdık bir hikaye olacaktı.

Bu hikayenin en pornografik versiyonunu;

Boğaz kıyısında Bush oğlu Bush'un korumaları tarafından üstü aranıp, elleri kontrol edilen bakanlarımızı izlerken gördüğümüz için;

FBI Başkanı'nın özel korumalı ziyaretini de; bu eziklikle izledik.

Önemli olan; FBI ve CIA'in Ankara'daki üst düzey ziyaretlerinde ele alınan konularla; ABD Büyükelçisi'nin:

"PKK ile mücadele konusunda Türk hükümeti ile vardığımız ortak yaklaşımın henüz kamuoyuna açıklamadığımız bazı yönleri de var" sözünün arkasındaki mananın nerelerde çakıştığını bulmaktır.

Dikkat edersiniz devletin tepe noktalarında ve bu tepelerde fink atanların satır aralarında iki temel eğilim sırıtıyor:

1- PKK merkezli ayrılıkçılığa karşı Amerikancı Ulema'dan yararlanma

2- PKK merkezli ayrılıkçılığa karşı Abdullah Öcalan'ı devreye sokma.

Tabi bunun çeşitli kombinasyonları da vardır.

Sonuç ne olursa olsun; son dönemlerde iyice ayyuka çıkan "kürtçülük" merkezli kalkışma eylemlerinin bir yan psikolojik sonucu var ki o da; Devletin henüz yeni süreçle asenkron; ikna olmamış kadrolarını "bakın bu tehlikeli virajı; AB sürecini de, Türkiye'nin hemhal olduğu uluslararası dengeleri de bozmadan ancak Fethullah Gülen gibi isimlerin manevi liderliği ve Abdullah Öcalan gibilerin taktik kullanımı ile aşabiliriz" cümlesine hazırlamaktır.

Daha da kötüsü; normal şartlarda; ne Fethullah Gülen; ne de Abdullah Öcalan lehine tek bir kelime konuşamayacak; bu isimler adına tek bir manevra yapamayacak üst düzey bürokrasiye, hem Fethullah'ı, hem Abdullah'ı en azından taktiksel amaçla resme sokmaları için fırsat tanıyor olmasıdır.

Şırnak'ta bir asteğmenimizi ve üç erimizi şehit verdiğimiz günlerde, MİT'in üst düzey yöneticilerinin; İT'i "lider sorumluluğu" gibi laflarla Millet'e pazarlamaya çalışması ile ABD'nin istihbarat baronlarının üst düzey telkin turları tek bir yere işaret ediyor:

Birileri Fethullah'ı ABD'den Abdullah'ı da İmralı'dan VATAN'a sokmaya çalışıyor!...

Bu süreçte; Barzani gibi bir aşiret ağasını ağzına "lider" sıfatı ile alırken; kurulmaması için binlerce şehit verdiğimiz ve "casus belli" ilan ettiğimiz "kürdistan"ı da "DEVLET" yapan Genelkurmay Başkanlarına da; Fethullah'ı ve Öcalanı; Millet'e çözüm aracı olarak sunarken, bu PKK'nın kanına girdiği on binlerce insanımızı unutmuş gözüken MİT bürokratlarına da hazırlıklı olun.

Daha neler mi göreceğiz...

Durun bakalım!...

Fethullah Gülen'den "toplum lideri" olarak bahseden bir Genelkurmay Başkanı olabileceğine asla inanmazdınız değil mi..?

Barzani gibi bir aşiret ağasını "değişen şartlar gereği" LİDER olarak kabul etmemiz gerektiğini söyleyen Hilmi Bey'in gün gelip; Güneydoğu'daki halkı sakinleştirmek için yine "şartlar gereği" Fethullah gibi "ulemadan" faydalanılması gerektiğini; kapalı kapılar ardında dahi olsa dile getirebileceğine ben bile asla inanmazdım...

Ama "olmaz olmaz" demeyelim...

Neden mi?..

Daha bir kaç sene önce "olmaz olmaz" sandıklarımızla, bugün şahit olduklarınızı karşılaştırırın; cevabını bulacaksınız.

Bu DEVLET; MİLLET'in değil de... Başkalarının iradesinin tezahürü olarak varolduğu sürece her şey olur!

Bu süreçte; enerjinize fazlası ile ihtiyaç duyulacak günler için, zinde kalmak adına en azından şunu yapın:

ASLA ALIŞMAYIN GÖRECEKLERİNİZE! (Bunlar gelip geçicidir)"[4]

ESAS KONU; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sinir merkezini karadan havaya taşıma ve bu yolda "ilk havacı Genelkurmay Başkanı projesi" ile bağlantılıydı.

Bu konu hakkında SESAR Başkan Yardımcısı iken kaleme aldığım analizin üzerinden hayli zaman geçti.

O günlerde ilginç bir şekilde Hava Kuvvetleri Komutanı; Genelkurmay Başkanlığı makamında oturan Hilmi Bey'i bir F-16 ile gökyüzüne çıkarmış ve bu uçuş sonrasında Hilmi Bey; "İstikbal Göklerdedir ama Karada ve Denizde Kuvvetleriniz Olduğu Sürece" şeklinde hayli ilginç bir cümle sarf etmişti.

Bu cümlenin diğer ucunda; TSK'nın içinde gittikçe düğümlenen sessiz ve derin bir tartışma gizliydi.

Bu derin ve sessiz tartışmanın farkına varan birileri; bu kılcal damar üzerine oynamayı hiç ihmal etmedi.

Neticede yukarıda söz ettiğimiz proje;

Türkiye'nin güvenlik ve savunma altyapısını küresel emperyal plana daha uyumlu ve eşzamanlı kılma makro planı doğrultusunda, hala geçerlidir.

Kuzey Irak'a ABD'den izinsiz helikopter bile sokamayan bir devletin milyarlarca dolar verip dört tane AWACS uçağı almasından tutun da; kız öğrencilerin yazdıkları "Genelkurmay Başkanı Olmak İstiyorum" mektuplarını törenlerde okutacak kadar rengini belli eden komutanlara kadar birçok ek doneyi bu analize eklemleyebiliriz.

Neticede; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin merkezinde duran Kara Kuvvetleri'nin en hassas unsurlarının tek tek pasifize edildiği operasyonların ardı ardına yaşandığı bir konjonktürde (Süleymaniye, Şemdinli operasyonları, v.s.) mevcut Genelkurmay Başkanı ve müstakbel Genelkurmay Başkanı ile birlikte bir diğer karacı unsur olan Jandarma Genel Komutanı hedef tahtasına oturtulurken; Hava Kuvvetleri Komutanı'nın "bayramlaşma tebriği yerine e-posta kullanın" sözlerinin "TSK'de Cömert Paşa Kriterler"i şeklinde kamuoyuna servis edilmesi fazlası ile dikkat çekicidir.

Birileri Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünün ve güvenliğinin havadan korunabileceğine o kadar emindir ki; ayakları yere basan JİTEM pasifize edilirken; ekrana; halkın üzerinden uçan İsrail'e modernize ettirilen F-16'lar sokulmaktadır.

Bu yolda Hayrullah'lara da; Fethullah'lara da ihtiyaç vardır... (Dipnot: Hüseyin Mümtaz Fetullah NATO'ya yöneliyor'dan..)

   "İsrail'den Fethullah'a Bir Çizgi Çekin-Çankaya'dan geçsin!" istiyorlar!..

Hem İsrail'e yakın olacak; Hem Fethullah'a... Hem Başkanlık/Federasyon projesine uyumlu olacak; Hem Kürt asıllı olacak... Hem de NATO uyumlu olacak...

Bu beş kıstasa uygun bir insanın Türkiye'de sırtı yere gelmeyeceğini artık hepimiz biliyoruz.

Behiç Gürcihan, 11 Ekim 2003 tarihinde Star'da yayınlanan "Ortodoksların Gözü Aydın; Fethullah Türkiye'ye Geliyor" başlıklı yazısında müstesna bir teşkilatımızın ABD'ye giden AKP heyetine bir gazeteci iliştirdiğini ve bu gazeteciye Fethullah ile bir röportaj yapma görevi verildiğini;

Bu kapsamlı röportajın yayınlanmasının ertesinde; yaratılacak kamuoyu ile birlikte, Fethullah Gülen'in Türkiye'ye dönüşünün psikolojik zeminin hazırlanacağını ve Fethullah Gülen'i Fransa'ya uçakla getirip, buradan karayolu ile Edirne'den Humeyni misali Türkiye'ye sokma planı yapıldığını, ancak Fethullah Gülen'in son anda "devletin" ona bir komplo kurduğundan şüphelenip, bu plandan vazgeçtiğini hatırlatmıştı.

Bunlar; 2003 yılında gerçekleşti... Medyaya ardı ardına servis edilen "Fethullah Gülen'i Biz Aslında Yanlış Tanımışız" röportajlar serisinden bir yıl kadar önceydi.

Söz konusu gazeteciye yaptırılan röportajın bir yıla yakın bekletilmesinde bu deşifrasyonun bir rolü oldu mu bilemem.

Ya da Fethullah Gülen'e yakınlığı Ankara kulislerinde hep konuşulan Hanefi Avcı'nın; Ankara'daki görevinden alınıp, Edirne'ye tayin edilmesinin bu senaryo çerçevesinde bir anlamı var mı; onu da bilemem.

Neyi bilirsin diyeceksiniz...

Bildiğim bir şey bu yazıdan beş gün sonra; 16 Ekimde Star'da yayınlanan "Yürüyen Koşu Bandında Cumhurbaşkanlığına Yürüyenler" başlıklı yazımda ise;

Türkiye'de Cumhurbaşkanlığı hayalinin; pasifize edilmek istenen figürlerin üzerine konduğu bir koşu bandı yapıldığını;;

Bu koşu bandı üzerine konan figürün Cumhurbaşkanlığı hayali ile bir yere ilerlediğini zannederken; koşu bandının hızının ve yönünün başkaları tarafından ayarlandığını;

Cumhurbaşkanlığı için, birilerinin hedeflediği asıl ismin, ne Erdoğan, ne Özkök değil; Hikmet Çetin'in hazırlandığını yazmıştık.

Bu tespit; Hikmet Çetin'in NATO görevi ile Afganistan'a gönderilmesinden bir yıl önceydi.

Fethullah Gülen'in de; Aksiyon dergisinde kapak olan, "Ülkemizi Koruması Gerekenlere Gönül Koyuyorum" (Vurguya dikkat; Fethullah efendi 'gereken' vurgusu ile nasıl ince bir azar çekiyor, sanki bu ülkenin güvenlik güçleri beyefendinin adamı, o da "çocuklar işinizi doğru düzgün yapmıyorsunuz" havasında) başlıklı röportajının yayınlanmasına ise iki sene vardı.

Bu röportajı özellikle vurguluyoruz; çünkü Tempo'nun kapağından, SESAR'ın Fethullah'ı çağıran analizine kadar bir çok boyutta ülkeye Fethullah çağırmanın yeniden moda olduğu bir dönemde; Aksiyon gibi resmi bir Fethullah yayınındaki röportaj ayrı bir özene layıktır...

İşte bu röportajda Fethullah Bey; Türkiye'de Türk-Kürt ayrımı yapılmadığını vurgularken; durup dururken, Hikmet Çetin örneğini veriyor ve resmin içine sokuyor. Hem de Demirel'le birlikte.

Bunu bir ayrıntı olarak algılayıp; algılamama da serbestsiniz.

Yalnız, bu algı özgürlüğünüzü kullanmadan önce sizden bir ricam olacak.

Fetullah Gülen'in; Yalçın Küçük'ün deyimi ile "İslam'ı Yahudileştirme" projesindeki rolünden; Zaman gazetesinden, okullarına kadar merkezinde durduğu bir çok unsuru düşünsel haritanıza yerleştirin ve sonra Hikmet Çetin'in 3 Aralık 2002'de İsrail'deki bir konferansta;

"1993 yılında İsrail'i ziyaret eden ilk Dışişleri Bakanı olmanın onurunu taşıyarak" yaptığı konuşmada şu cümlesine dikkat edin: "AKP'nin iktidara gelmesi ilişkilerimizi soğutmuyor. Aksine; Başbakan Erdoğan ve Abdullah Gül ilişkilerin kalıcılığını vurguladı. Türkiye için İsrail ile ilişkileri geliştirmek, tarihi, stratejik ve geri döndürülemez bir karardır." Cümledeki "geri döndürülemez" lafının küstahlığı adama çivi gibi saplanıyor değil mi.

Hani; bir gün Millet olarak İsrail'le ilişkileri soğutmak istersek bile, bunu; "geri döndüremeyeceğiz" haberiniz ola. Beyefendi öyle buyurmuş! (http://www1.idc.ac.il/ips/content/2002m6cetin.asp) adresinde tam metnini bulacağınız bu konuşma daha nice derin ve çetin hikmetler içermektedir.

Hikmet Çetin'in; NATO'nun; hem de Afganistan gibi bir uyuşturucu merkezinde yaptığı özel görevde, gerekli NATO terbiyesini de aldığını da göz ardı etmeyelim.

Bu terbiye; NATO'nun efendileri olan AB-D'nin Türkiye'yi; Türk-Kürt Federe Cumhuriyeti'ne çevirme projesine uyumluluk konusunda Hikmet Bey'i gerekli kıvama getirmiş midir; onu da bilemeyiz.

Bildiğimiz tek bir şey;

Fethullah Güven'in takdirini kazanmaktan; Kürt kökenli Türk özelliği ile yeni konjonktüre ve devlet içindeki federasyon sempatizanı kadrolara uyumluluğuna; İsrail sempatizanlığından; NATO terbiyesine ve AKP'ye yakınlığına kadar bünyesinde birçok özellik taşıyan Hikmet Çetin'in; Türkiye'nin başkanlık sistemi üzerinden federasyona dönüştürülmeye çalışılacağı süreçte; Çankaya makamı için birileri (Siyonist merkezler) açısından biçilmiş kaftan olduğu düşünülmektedir.

"Geri döndürülemez" süreçler olduğuna inananlar bu tablodan ürkebilir.

Bu ülke adına her türlü süreci geri döndürebileceğini bilen bizler ise; tarih havuzunda oynayan çocuklar misali güleriz bu kumdan kalelere, sadece gülüp geçeriz.

Benim derdim ise başka...

Ben bir fırsat bulursam şu sıralar emperyal güçlerin himayesindeki uyuşturucu lordlarının cirit attığı Afganistan'da NATO görevi yürüten Hikmet Bey'e, soracağım:

Size, zamanında altın kaplama bir silah hediye edildi mi?

Edildiyse bu hediye kimden geldi ve bu samimiyet nereden kaynaklanıyor?

İnsan merak ediyor işte... Bilemiyor![5]



[1] Furkan:55

[2] Şuara:227

[3] Milli Gazete / 13.Ocak 2005 / Yusuf Genç

[4] http://www.acıkistihbarat.com/ / Behiç Gürcihan'dan

[5] http://www.acıkistihbarat.com/ / Behiç Gürcihan'dan


Bu yazarin diger makaleleri

DOSTLUK AHLAKI VE ARKADAŞLIK ADABI
“Allah için sevmek ve yine Allah için buğzetmek” yani insanları...
Devami
YENİ ŞAFAK YAZARININ AKP İTİRAFLARI VE CENK AÇIK’IN “ÜMMET BİRLİĞİ”NE İTİRAZLARI
Yeni Şafak’tan Akif Emre “Türkiye Irak’ın toprak bütünlüğünü İstiyor mu?”...
Devami
BAŞLICA TARİKATLAR VE PRENSİPLERİ
  Ashab-ı Kiram Devri Tarikat; şeriatın yazılı hükümlerini tatbikata koyma, İslam’ı özümseyip...
Devami
HİCRETTEN DEVLETE MEDENİYET AŞAMASI
  O gün, ”Darü'n - Nedve” (Mekke müşriklerinin danışma yeri ve...
Devami
PAPA PAZARLIĞI VE DİYALOG PAPAZLIĞI!
  Kasım ayı sonlarında, Türkiye'yi davetsiz misafir olarak ziyarete hazırlanan...
Devami
GÖNÜLLERİ PUTHANE, GÖRÜNÜŞLERİ MEVLANE
  Dünya Sevgisi; Din ve Vicdan Tahribi Hz. Peygamber Efendimiz buyurmuşlar: “Dünya...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4797

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR