Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5835
mod_vvisit_counterDün6449
mod_vvisit_counterBu Hafta12284
mod_vvisit_counterGeçen hafta39454
mod_vvisit_counterBu Ay175150
mod_vvisit_counterGeçen Ay136049
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15355483

IP'niz: 18.232.38.214
Bugün: 26 May 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11644130

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

STRATEJİK MÜPHEMLİK VE ERBAKAN

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Müphemlik, lügat olarak, "örtülü, kapalı, anlaşılmaz, belirsiz, gizli" manalarına kullanılmaktadır.

Hz. Peygamberin sünnetinde terbiyevi maksatlarla yer verilen müphemlikten başka, siyasi amaçlara yönelik müphemlik de vardır.

 

Müphemlik siyasi hayatta sıkça başvurulan bir metot ve vasıtadır. Hz. Peygamber, müphemliği bazen sükût'la, bazen kapalı veya müteşabih ifadelerle kullanılmıştır. Bu davranış Hz. Peygamberi kritik anlarda, gizlediği hedefini ve stratejisini söylemekten koruduğu gibi, açığa çıkmasını istemediği hususların da kapalı kalmasını sağlamıştır.

Ancak Hz. Peygamberin sözleri arasında, bazı kayıt ve şartlarla mü'minlere müsaade ettiği halde, en kritik anlarda bile, hiç bir şekilde yalan söze rastlamak mümkün olmadığı gibi, "imanla bağdaşmaz"25[1] olarak tanımlayarak bundan kesinlikle sakınmıştır.

Fakat

1 - İki dargın kişiyi (veya ekibi, kabileyi) barıştırmak.

2 - Savaş esnasında düşmanı yanıltmak

3 - Aradaki dirliği korumak için, karı koca arasındaki dargınlığı kaldırmak gibi: özel durumlardaki yanıltıcı ve barıştırıcı sözler, yalan sayılmamıştır.26[2]

Müphemliği iki başlık halinde ele almakta yarar vardır:

1 - Dışa ve gizli açık düşmanlara karşı Müphemlik

2 - İçe yani kendi camia ve teşkilatımıza karşı Müphemlik

1 - Dışa karşı MÜPHEMLİK.

a) İlk örneğimizi, Amcası Ebu Talib' in ölümü üzerine, Abdu'l Menaf oğullarının reisi olan ve geleneklere göre Hz. Peygamberi ailevi himayesine aldığını duyuran Ebu Leheb'e verdiği cevabı gösterebiliriz.

Ebu Cehil ve Ebu Muayt'ın kışkırtmasıyla Ebu Leheb, Hz. Peygambere gelerek, kardeşi "Ebu Talib'in cennette mi? cehennemde mi?" olduğunu sordu.

Hz. Peygamber "müphem" bir cevap buyurdu:

"O kavmiyle beraberdir."

Hz. Peygamberin bu cevabından Ebu Leheb memnun oldu. Çünkü atalarının cennette olduğunu belirten bir yanıt aldığını sanıyordu. Bu cevabı Ebu Cehl'e söyleyince; "O Ebu Talib'in cehennemde olduğuna inanıyor"  diyerek kışkırtıyordu. Bunun üzerine Ebu Leheb, Hz. Peygamberi tekrar görüp bu sefer net olarak soruyordu: "Ey Muhammed, sence Ebu Talib cehennemde mi?" Bu soru karşısında Hz. Peygamberimiz artık net olarak cevap veriyordu. "Evet, o ve onun gibi ölenler cehenneme girer." Çünkü bu süre içerisinde Efendimiz, Ebu Leheb'e karşı gerekli ve yeterli tedbirleri almış bulunuyordu. Bu cevap üzerine Ebu Leheb, himayesini kaldırıyordu. Ve bu olaydan sonra Hz. Peygamber Taif'e gidip himayeci aramaya başlıyordu.

b) İkinci örnek:

Hudeybiye anlaşması gereği, Hz. Peygamber müttefikleri arasında yer alan Huza'a kabilesi, anlaşmanın Mekkeliler tarafından ihlal edilmesi üzerine, yardım talebinde bulunmak maksadıyla Medine'ye bir heyet yollamışlardır.

Hz. Peygamber halkın içinde ve herkesin duyacağı bir şekilde gelen heyet başkanına, "Allah sana ve bütün Huza'lılara yardım edecektir!" buyurmuşlardır.

Bu hadiseyi nakleden Taberi: "Resulüllah planının açığa çıkmaması için ve onun Kureyşlilerin bilgisine ulaşmaması için bir ordu göndereceğini söylemedi." Yorumunu yapmıştır.

c) Yine Bedir savaşı esnasında, Peygamber Efendimiz, Hz. Ebu Bekir'i yanına alarak, Mekkeliler hakkında istihbarat çalışması yapmak için dolaşmaya çıktığında, yaşlı bir bedeviye rastlarlar ve kendisine, "Mekkeliler ve Muhammed ve adamları hakkında bir şey bilip bilmediğini sorarlar." İhtiyar cevaben, "siz hangi tarafta olduğunuzu söylemedikçe, ben size bir şey söylemeyeceğim." der. Hz. Peygamberimiz bu adamı ikna ederek, "Eğer sen sorumuza cevap verirsen, biz de senin soruna cevap vereceğiz." İhtiyar "tamam" diyerek doğru bilgiler aktarır. Bu isabetli bilgilerden birisi de, İslam ordusunun konuşlandığı mekândır.

Hz. Peygambere konuşma sırası gelince, "biz su'danız" der ve hızla uzaklaşmaya başlar. İhtiyar Hz. Peygamberin arkasından, "hangi su'dan, Irak suyundan mı?" diye sorarsa da, Hz. Peygamber hızla oradan uzaklaşmıştır. (Hz. Peygamberin "SU' danız dan" cevabı aldatmaca olmayıp, muhtemelen canlıların su'dan yaratıldığı ayetine27[3] istinaden söylenmiş ama farklı anlamlara gelebilen bir tanımlamadır.)

d) Bu örnekler dışında, "susmak ve sessiz kalmak" suretiyle de Hz. Peygamber müphemlik uygulamıştır.

Uhud savaşının sonunda, Ebu Süfyan, Mekke'ye hareket etmeden önce, Hz. Peygamberin öldürüldüğünden emin olmak için, yüksek sesle sorar;

"Aranızda Muhammed var mı?" Üç defa aynı soruyu tekrar etmesine rağmen, cevap alamamıştır. Çünkü Resulüllah Ona, cevap verilmemesi konusunda sahabeyi uyarmıştır.28[4]

e) Hz. Peygamberimizin Mekke'yi fetih planlarını ve stratejik hesaplarını yaptığı bir anda, Ebu Süfyan'ın adamları tarafında bozulan Hudeybiye anlaşmasını tekrar görüşmek üzere Medine'ye gelen Ebu Süfyan'ın, bütün ısrarlı teşebbüslerine rağmen, onunla görüşmeyi ret edip, hiç bir şekilde cevap dahi vermemiş, hatta yüz yüze gelmemek için sürekli saklanmıştır. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz bu tavrıyla, "yüz hatlarından bir anlam çıkarmalarına" bile fırsat tanımamıştır.

2 - İçe karşı MÜPHEMLİK.

Hz. Peygamberin müphemlik uygulamalarını Müslümanlar için de kullandığını görüyoruz.

Bundaki asıl amacın, "yalan söylemekten kaçınarak, gerçek stratejik plan ve uygulamalarının açığa çıkmasını engellemek" olduğu anlaşılmaktadır.

Efendimiz, Bedir savaşının hazırlık aşamasında, Müslümanları savaşa teşvik etmek amacıyla; "Allah bana vaat etti; Onların malları bizim olacak, dinimiz galabe çalacak ve biz onlar üzerinde hâkimiyet kuracağız." Diye haykırmıştır.

Taberi; Resulüllah asla, "Kervanı elde edeceğiz" demediğini, ancak halkın bu sözlerden, "rahatlıkla kervanı da elde edeceklerini düşündüklerini" anlatmıştır.29[5]

Hz. Peygamberin yine buna benzer bir yorumu Hudeybiye'de yaptığını biliyoruz.

Medine'den ayrılırken, Kâbe'yi tavaf ve ziyaret vaadiyle yola çıkmıştır. Fakat Mekkeli Müşriklerin şiddetli muhalefeti ve engellemeleri karşısında, o yıl Kâbe'yi ziyaretten vazgeçip Hudeybiye anlaşmasını imzalamıştır. O gün için görünüşte, anlaşma şartlarının Müslümanların aleyhine gibi sanılması, Hz. Peygambere karşı itiraz edilmesine yol açmıştı. Hatta Hz. Ömer son derece kızgın bir ifade ile "Hani bize, Kâbe'yi ziyaret edeceğiz, tavaf bile yapacağız diye vaatte bulunmamış mıydın?"  diye çıkışınca, Hz. Peygamber cevaben; "Doğru, ama "ille de bu yıl gideceğiz diye bir vaatte bulunmuş muydum?" deyince, Hz. Ömer "hayır" diye cevapladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber; "Hiç endişen olmasın, Mekke'ye gidecek ve tavafını da yapacaksın!" buyurmuşlardı.30[6]

Yine Mekke'nin fetih planlarının hazırlıklarını yaparken, gerçek maksadını gizlemek için, bütün tedbirlerini almıştı. Çünkü Mekkelileri hazırlıksız yakalamak ve gafil avlamak, ayrıca kan dökmeden Mekke'yi teslim almak istiyordu.

İslam ordusu, Hz. Peygamber dışında, hiç kimse tarafından, nereye gidildiğini bilmeden yol almaktaydı. Sadece Hz. Ebu Bekir'in sezdiği, ancak sessiz kaldığı rivayet edilse de, ordunun ikinci defa mola verdiği bir sırada, Uyeyne İbnu Hısn ve Akra İbnu Habis Hz. Peygamberin yanına gelerek;

"Ey Muhammed, ben ne hac, ne de savaş hazırlığı görüyorum, bu ordu ile nereye gidiyorsun." Diye sorunca,

Hz. Peygamber;

"Allah nereye dilerse oraya"31[7] buyurmuşlardı.

Görüldüğü gibi, Resulüllah müphemliğe sık sık başvurmuş ve uygulamıştı. Hem içe, hem de dışa karşı, bazı sırları saklamayı ve önemli planlarını gizli tutmayı, yani "müphem"lik- belirsizlik stratejisini sürekli kullanmayı da uygun bulmuşlardı.

O halde, 21. Yüzyılda ve yaşadığımız çağda, Resulüllahın bu sünnetini ve prensibini, hem anlamak, hem de uygulamak zorundayız.

Çünkü günümüzde Siyonist merkezlerin stratejik plan ve kararları her alanda müphem olarak (gizlilik ortamında ve çeşitli kılıflar altına) uygulamaktadır. Karanlık odalarda ve kapalı kapılar ardında aldıkları kararları planlı ve organize olmuş bir şekilde sinsi olarak uygulamaya koymaktadırlar. Bunlara karşı açık strateji uygulamak, mertlik veya cesaret değil,  ahmaklıktır. Üstelik Siyonist ve emperyalist odaklar; "Demokrasi, laiklik, insan hakları, hukuk kuralları, hoşgörü ve diyalog" gibi insani ve evrensel kurum ve kavramları da sürekli istismar etmekten hiç sakınmamaktadır.

Şimdi, mücadelesinin belli bir evresini tamamlamış bulunan ve dinsizlik düzeni olan Deccalizme son darbesini vurmaya hazırlanan Milli Görüşün ve onun liderinin, peygamberi bir metot olan "müphem bir strateji izlediğini" düşünmek ve olayların seyrini bu metot üzerinde yorumlamaya çalışmak, hayali bir yaklaşım değil, gerçek bir saptamadır.

Çünkü liderin, tüm uzun vadeli plan ve stratejilerinin açık değil, gizli olması doğaldır ve doğru olanıdır. Evet, Mekke'nin fetih planını peygamber efendimiz herkesten saklamıştır. Ve özel feraseti sayesinde sadece Ebu Bekir efendimizin sezdiği rivayet edilse de, Mekke'nin fetih planını, öyle yolda giderken değil, 23 sene boyunca sabırla ve en ince detaylarıyla yapmıştır. Yine, Fatih sultan Mehmet, İstanbul'u fetih planlarımdan sakalımın bir telinin haberi olsa, kökünden keserdim. Çünkü dayanamaz yanındakine çıtlatır, o zaman da sırrın tılsımı bozulurdu" diyerek bu gerçeği anlatmıştır. Öyle ise bir liderin, sadece kendisinin bildiği ve en yakınlarından bile gizlediği özel stratejik planları elbette olacaktır. Bunun aksini düşünmek saflıktır.

Fransız düşünür Maxim Rodinson'un, Hz. Peygamber Efendimizle ilgili yazdığı kitabında çok önemli bir tespiti vardır: Hz. Muhammed'in en çarpıcı özelliği, "SÖYLEMİNİN AÇIK, STRATEJİSİNİN GİZLİ" olmasıdır.

Evet, Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin dini, davası ve daveti, ta başından itibaren gayet açık ve net olmakla beraber, düşmanlarını etkisiz bırakmak ve mânialarını aşıp hedefine ulaşmak için yürüttüğü siyaset ve stratejisini genellikle gizlemiş ve en yakınlarından bile saklamıştır.

Efendimizin izinden giden ve zamanın şartlarına ve ihtiyaçlarına göre hareket eden, tedbir ve temkin sahibi liderler bazen korkaklıkla suçlanmışlardır. Oysa "Harp hiledir" hükmüne ve hikmetine aykırı olarak ucuz kahramanlıklara ve kuru kabadayılıklara tenezzül edenler, sıradan ve sorumsuz insanlardır.

Hak-Batıl mücadelesi, günümüzde "stratejik güçlerin, gizli muharebesine" dönüşmüş bulunmaktadır. Yani, sadece halkın senin yanında olması, kalabalıkların his ve heyecanlarının coşturulması ve tatmin edilmesi, netice almak için yeterli olmamaktadır.

"(İç ve dış düşmanlarımıza) karşı, bütün imkânlarınızı kullanarak, (her türlü) kuvvet hazırlayın." (Enfal: 60)

"Size verdiklerimize kuvvet'le tutup (sahip çıkın)." (Bakara: 92)

"Ey Yahya! Kitap'a kuvvet'le sarılın (ve hükümlerini kuvvetle uygulamaya çalışın.)" (Meryem: 112)

Mealindeki ayetİ kerimelerde açıkça işaret edildiği gibi, Şayet;

  • Ekonomik gücünüz ve yeterliliğiniz yoksa...
  • Askeri kuvvet ve desteğiniz yoksa...
  • Teknolojik beceriniz ve birikiminiz yoksa...
  • Kültürel, siyasal ve sosyolojik etkinliğiniz yoksa...

Ve hepsinden önemlisi, bütün bu "hayati hazırlıklarınızı", özellikle oluşum safhasında düşmanların hedefi yapılıp, heba ve heder olmaktan koruyacak ve zamanı gelince, en canlı ve caydırıcı bir şekilde kullanacak "gizli ve etkili stratejiniz" yoksa sizin kuru sıkı tehdit ve tepkilerinize kimse aldırmayacaktır.

Üstelik muharebede kamuflaj çok önemlidir.

  • Güç merkezleriniz nerededir ve ne kadardır?
  • Açık düşman-gizli dostlarınız kimlerdir ve hangi makamlardadır?
  • Zayıf olduğunuz halde güçlü görünmeniz veya güçlü olduğunuz halde zayıf görünmeniz ve düşmanları üzerinize çekmeniz gereken hangi durumlardır?
  • Hangi sözler, hangi ortamda ve hangi oranda konuşulacak, nerede ve niçin susulacaktır?
  • Nerede atağa geçilecek ve nerede savunmada kalınacaktır?

Bu soruların cevabını bilmeyenler ve gereğini yerine getiremeyenler, Dünya Siyonizm'ine karşı savaş açamayacakları gibi karanlık güçlerle de başa çıkamazlar. Ve bu davanın lideri de olamazlar.

Ve işte Erbakan, daha ilk çıktığı günden itibaren, açıkça "Milli Görüş, Adil bir Düzen (Helsinki sözleşmesi değil) ve Yeni Bir Dünya"nın yanında "Önce Ahlak ve Maneviyat, sonra Ağır Sanayi ve yaygın Kalkınma" diyerek, davetini ve hedefini gayet net ve mert bir şekilde ortaya koyarak bu söylemlerinden hiç sapmayan...

Ve bu maksatla, gerekli tüm yasal teşkilatlarını kuran ve muhtemel tertibatlarını hazırlayan...

Ama, "güç kaynaklarını ve destek merkezlerini, teknik ve bürokratik özel ekiplerini, kısa ve uzun vadeli stratejik projelerini" ise devamlı kamufle edip gizlemeyi ve rakiplerini yanlış yönlendirip, kendi amaçlarına hizmet ettirmeyi başaran...

Ve herkesin yılgınlığa ve şaşkınlığa uğradığı en çaresiz ve en ümitsiz dönemlerde bile "Tek kişilik ordu" gibi davasını omuzlayan ender ve önder bir şahsiyettir...

Ve inşaallah büyük inkılâbını başarmak üzeredir.

İşte Erbakan Hoca'nın Dünya Deccalizmini değiştirecek ve Adil Düzeni yerleştirecek stratejik planları ve teknoloji harikaları (Not: Bunlar sır olması gereken teknolojik hazırlıkların sadece kabuklarıdır, psikolojik bir panik oluşturmak ve Siyonistleri yanlış yapmaya zorlamak için stratejik bir amaçla açıklanmıştır ve zaten bu kadarından onların da haberi ve bilgisi vardır)

Önce iki tarihi adım atacağız:

1. Siyasi irade birliği ve milli iktidarların işbaşına getirilmesi. (D-8'ler dinamik ve enerjik çalışma için bir çekirdektir.)

2. Bütün ezilen ülkelerin ve milletlerin (Rusya, Çin, Brezilya, Hindistan) kenetlenmesi.. Adil Bir Düzen'e geçilmesi ve tüm mazlumların sahiplenmesi... (Sonra, insanlara İslam'ın tebliğ edilmesi. Doğru inancın ve güzel ahlakın öğretilmesi gelir.)

İkinci Yalta Konferansı'nı yapacağız. Siyonistlerin bu günkü haksız ve ahlaksız dünya düzenini ortadan kaldıracağız. Ancak, bunun gerçekleşmesi için müeyyideniz olması lazım. Çünkü batı laftan anlamaz. Sadece güçten anlar!..

G8'lerle D-8'ler ve Rusya, Çin, Japonya, Güney Amerika bir masanın etrafında toplanıp yeniden konuşup kararlaştıracağız ki:

  • Savaş değil, Barış!
  • Çatışma değil, Diyalog!
  • Çifte standart değil, Adalet!
  • Üstünlük değil, Eşitlik!
  • Sömürü değil, İşbirliği!
  • Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasi

İyi de, peki bunlar hangi müeyyide ile yapılacak?.. Hiç arzu etmeyiz ama maalesef ilk kıvılcım İran'dan çıkacak... Ve bu siyonist saldırı, şeytanın saltanatının yıkılmasıyla sonuçlanacak. Ardından biz kendi ülkelerimizdeki önemli ve hayati kurumları asli amacına göre düzenleyeceğiz... İşte bizde MGK var. Devlete yön vermesi gereken yüksek bir kurum. Ama başörtüsü gibi suni gündemlerle uğraşıyor.

Önce "Yüksek Bağımsızlık Kurulu" oluşturacağız. Bunun altındaki beş kurum kendi sahasında çalışacak.

Milli Görüş beyin, Adil Düzen kalptir. Bu kavram sadece bir ülkeye mahsus değildir.

1. Siyasi bağımsızlık komisyonu

2. Ekonomik bağımsızlık komisyonu (Paramızı hangi bankaya koyacağız. Hangi yatırım ve üretimi nereye ve kiminle yapacağız)

3. Teknolojik başarı ve bağımsızlık komisyonu (Müeyyide böyle sağlanır) Onların bütün silah ve saldırı imkânlarını etkisiz bırakacağız

4. Kültürel bağımsızlık komisyonu

5. Kadın ve ailenin korunması komisyonu (Bütün ülkelerdeki bu komisyonlar iletişim ve işbirliği içinde görevlerini yapacak)

Batıdan vahşet çıkar, medeniyet çıkmaz. Medeniyet ancak İslam'dan doğar. Bir medeniyetin oluşması için:

a- Allah inancı (Batılın teslis (üçleme), bizimki Tevhid'dir)

b- İnsana bakışı (onlara göre insan günahkâr doğmuş, bizde eşrefi mahlûktur)

c- Tabiata yaklaşımı (Onlar biz dünyanın sahibiyiz diyor, tahrip ediyor, biz ise emanetçisi olduğumuza inanıp doğayı koruyoruz). Firavunluk ve Nemrutluk, işte bu sahiplik iddiasının sonuçlarıdır.

Batılılar:

• Allaha inanırken; aklınızı

• İnsana bakarken; ahlakınızı

• Tabiata yaklaşırken; vicdanınızı bırakacaksınız diyorlar.

Biz, 60 sene önce Almanya'daki profesörlere, bütün bunları konuşup anlatıyorduk. Bir gün onlara: Biz Müslümanlar sizden, rakamlar, eşari (onluk) sistemi ve ilmin temelleri için birer kuruş patent hakkı istesek, siz fanilanızı verseniz, yine ödeyemezsiniz" demiştik.

Evet, siyonizm laftan anlamaz müeyyide uygulayacağız.

• Ekonomik müeyyide (Boykot yapıp mallarını almayacağız, onlara da stratejik ham maddelerimizi satmayacağız)

• Teknolojik müeyyide: Bir ABD uçak gemisinden atılan bir füze 4 bin km.den sadece 4 metre saparak hedefini vuruyor... "E biz de bunlardan yapalım" derseniz onlar sizden 10 misli daha fazlasını hazırlar!?

Bunun için "teknoloji Allahın biz Müslümanlara bir lütfudur". Onların füzelerini geri çevirip, kendi üzerlerine yönlendirecek teknolojiler hazırlanıyor. Sürtünme ve özel etkilenme sonucu kendi enerjisini üreten ve uzaktan kumanda ile yönlendirilen birkaç ince tel yumağını uçaklara gönderip imha edecek sistemler geliştiriliyor.

İşte İran, uranyum zenginleştirdim diyor, iyi güzel, ama bu gelişme onlarınkine göre henüz hiç bir şey ifade etmiyor... "Biz de uçak gemisi yapalım, biz de atom füzesi yapalım" derseniz, siz bunları hazırlamaya uğraşırken, dış güçler on katını üretiyor... Öyle ise emperyalist ve siyonist ülkelerin yıllardır üzerinde çalıştığı ve hazırladığı bütün silah sistemlerini ve teknolojilerini etkisiz ve geçersiz kılacak, hem de çok daha ucuza mal olacak yeni ve üstün teknolojiler gerekiyor!..

Bu komisyonlar, öğleden sonra ve yarın, işte kendi sahalarındaki sorunların nedenleri ve çareleriyle ilgili ciddi ve ilmi raporlar hazırlayacak... Buraya Cuma sohbetleri konuşmaya gelmedik... İlgisiz şeyler konuşmayacağız, inşaata taş koyacağız...

Şimdiye kadar İslam ülkeleri ve hizmet hareketleri kimisi kapı pencere, kimisi beton dökme, kimi bilmem ne hazırladı. Hepsi sözde İslam sarayı için hazırlık yapıyor. Ama hiç birisinin emeği ve üretimi bu yapının ihtiyacına cevap vermiyor.  Çünkü ölçüleri ve standartları birbirini tutmuyor.

Önce bu yeni sarayın projesini hazırlayıp, o plana uygun malzeme üreteceğiz.

Pilotsuz uçaklar:

Baykar Makine Sanayi ve Teknoloji Araştırma Şirketi'nin ürettiği pilotsuz uçaklar uzaktan kumanda ile uçurulmuş ve istenilen hedefe ulaştırılmıştır.

Simülatör sistemiyle, bu uçakların kendisine zarar vermeden çok çeşitli denemeler rahatlıkla yapılmıştır.

Bütün bunlarda seri imalat safhasına gelinmiş durumdadır.

Her türlü silah ve teknolojik araç ve gereçler üretilip savunma ihtiyaçlarımız için hazırlanmıştır.

Bütün bu özgün başarı ve birikimler, şanlı Ordu'muzun hizmetine sunulmuş bulunmaktadır.

a- Pilotsuz uçakların ve her türlü bilgisayarlı araç gereçlerin

b- Duvardan, kapıdan, mayınlı ortamdan, tel örgülü ve elektrikli mânialardan aşan ve hedefine ulaşıp görevini yapan yürüyen teknolojik böceklerin

c- Ulusal ve uluslar arası her türlü stratejik konuşma ve yazışmaları dinleyecek ve değerlendirecek,  ama kendisi asla çözülmeyecek son sistem iletişim aletlerinin

d- Bilgisayar sistemlerini, teknolojik projeleri, hıyanet ve saldırı girişimlerini, çok özel ve gizli casusluk şebekelerini takip ve tahrip edici, sentetik ilaç kapsülleri benzeri, uzaktan kumandalı ve fark edilmesi imkânsız; bir nevi "suni cin" modellerinin

e- Tasarım ve proje başlangıçlarını

f-            Model ve deneme safhalarını

g- Seri üretim ve geliştirme aşamalarını

Gerçek ve örnek video çekimleriyle gösteren tanıtım filmi, hayret ve hayranlık uyandırmış ve:

"Ahir zamanda ve Hz. Mehdi'nin Deccal'a karşı kutlu savaşında ‘barut ateş almayacak, silahlar patlamayacak' mealinde müjdelenen haberlerin nasıl hakikat olacağı böylece ispatlanmıştır.

 

Dönemin DYP Genel Sekreteri ve Manisa milletvekili Tevfik Diker'den 13 yıl sonra gelen tarihi özür.

Bendeniz de DYP Genel Sekreteri ve Manisa DYP Milletvekili olarak 24 aralık 1995 tarihinde birinci sıradan seçimlere katılmış sonuçta Tevfik Diker, Rıza Akçalı, Yahya Uslu (rahmetli) ve Aysel Gökseli Manisa Milletvekili olarak 20.dönemde TBMM'ye girmiştik.

Seçimlerden sonra hükümet kurma pazarlıkları başlamış uzun süre "Ana Refah Hükümeti" (Anavatan-Refah arasında) kurulması çalışmaları gündemi işgal etmişti.

Mesut Yılmaz' ın tavırları hükümetin kurulmasının önünü tıkamış ve Yılmaz'ın tutumu, RP Genel Başkanı Millî Görüş'ün Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı DYP Genel Başkanı Çiler'e yönlendirmişti.

O günlerde Çiller hakkında haksız mal varlığı edinme başta olmak üzere birçok şaibe gündemde idi.

TBMM'de Yılmaz ve Çiller haklarındaki aklama komisyonları kararları "Akmatik" değerlendirmesi halkın dilinde idi.

Çiller'de; "Yılmaz başta olmak üzere bazı odakların kendisini Yüce Divan'a götürerek hapse atılacağı korkusu vardı" Bunu bana çok açık seçik ifade etmiş ve "Onların hesabı beni Yüce Divan'a göndermek" demişti.

Refah Partisi ile hükümet kurma görüşmeleri yapıldığı günlerde Çiller'e "İlk Başbakanlığı siz alınız, Demirel ve Ecevit geçmişte böyle yapmışlardı, MGK sistemi Başbakana göre yapılandırılmıştır. Erbakan Hocaya bilahare Başbakanlığı veriniz dediğimde; "Mecburum Hoca Başbakanlığı istiyor" dedi.

O günlerde ben ve İrfan Demiralp, Şinasi Altıner, İ. Yaşar Dedelek,  Refahyol Hükümeti'nin kurulmasına karşıydık.

Hepimiz parti yöneticisiydik.

Kurulması halinde Refahyol Hükümeti'nin ülkedeki bazı dengeleri bozacağı ve ülkeye huzur getirmeyeceği kanaatindeydik.

Nitekim endişelerimizde haklı çıktık, Türkiye 28 Şubat'a gitti.

Bu arada şunu açıkça ifade edeyim AKP, 28 Şubat'ın ürünüdür.

Bir gerçeği de açık yüreklilikle ifade edeyim ben ve arkadaşlarım 28 Şubatçı olmadık.

Evet bizler Refahyol kurulmadan önce 21 Haziran1996'da tavır koyduk. Ama Erbakan'a yönelik bu dış güdümlü müdahaleye alkış tutmadık.

28 Şubatçılar Çiller'e hükümeti kurdurup bakanlık koltuğuna oturan Yalım Erez, Yıldırım Aktuna, Rıfat Serdaroğlu, Turhan Tayan gibi isimlerdir.

Refahyol Hükümeti'nin kurulması aşamasında DYP Genel Başkanı Çiller, Erbakan Hoca'nın Başbakanlığında kurulacak hükümete girmeyeceğini ve Başbakan Yardımcısı olarak bizlerden birini görevlendireceğini söyledi.

Bana bu görevi teklif etti.

Ben kabul etmedim.

Bilahare Nahit Menteşe bu görevi üstlendi.

Bu kadar anekdottan sonra önemli bir tarihi bilgimi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.

Bilmeyenler için hatırlatmak isterim.

Bendeniz Hava Kuvvetleri'nde, Genelkurmay Karargahında, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde çalışmış bir emekli subayım.

Askeri cenahta birçok devre arkadaşım ve eski, yeni ve emekli dostlarım var.

Diyaloglarım hâlâ devam etmektedir.

Önemli bir gerçeği de hatırlatmak isterim.

Tercih oylarıyla siyasete girdim.

* * *

Tarihe ışık tutacak olay!...

Şimdi ileteceğim olayı bana ileten e-general arkadaşımın ricası ile ismini deşifre etmeyeceğim.

"ABD CIA Başkanı George Tenet, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir ve MGK Genel Sekreteri Hv. Org. İlhan Kılıç, ABD'de bir araya gelirler. Ortak bir karara varırlar. Refahyol iktidarı yıkılmalı."

Bu karardan sonra malum olaylar yaşanır ve Refahyol yıkılır.

Muhterem Hocam, Başbakanım, Değerli Prof. Dr. Necmettin Erbakan,Bu olayı AKP kurulduktan sonra bizzat birinci ağızdan öğrendim.

AKP'nin kuruluş günlerinde de çok önemli bilgilerim oldu.

Bunları da ayrı bir makalede kamuoyuyla paylaşmak istiyorum

Dünden bugüne geldiğimde; elimi vicdanıma koyarak bir öz eleştiri yaptım.

Ülkemde yaşayan 20 milyon aç ve yoksul ve yapılan talan ile hortumlar, emperyalist hesaplar, akan kanlar beni uyandırdı.

Zattı alinizin "Millî Görüş" hassasiyetinizi yeterince algılayamadığım, Refahyol Hükümeti'nde Yardımcılığınızı kabul etmediğim ve Refahyol'a karşı mücadele ettiğim için sizden samimi bir özür diliyorum.

Lütfen kabul ediniz.32[8]



[1] (Muvatta: 2-225)

[2] (Müslüm)

[3] (Enbiya:30)

[4] (Buhari: Cihad-164)

[5] (Taberi:2-480)

[6] (Buhari: Şurut-15)

[7] (Taberi: 3-125)

[8] 23 Şubat 2009 - Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

MİLLİ ÇÖZÜM'Ü MERAK EDENLERE
Edebiyat, sanat değil; dava, tebligat Politika, palavra yok; aynı hakikat...
Devami
EY UCUZ KAHRAMAN VE UYUZ SAHTEKÂR!
Beşaret İsa’sı doğsun istiyorsan Hazreti Meryem misali Mihnet ve musibet yasasına katlanacaksın… Çünkü...
Devami
DOKUZ KÖYDEN KOVULDUM!
    DOKUZ KÖYDEN KOVULDUM!   Doğru söyleyeni dokuz köyden, ihrac ederler Hak’ta sabredeni onuncuda,...
Devami
BÜLBÜL COŞAR, GÜL COŞAR (ŞİİR)
  BÜLBÜL COŞAR, GÜL COŞAR          Aşk ile şevk ile, zikre dalınca Gönül...
Devami
ACABA
    Bir biz mi kalmıştık Bu aziz ülkenin sevdalısı? Bir biz miyiz devletin,...
Devami
AMAN DOSTLAR
   AMAN DOSTLAR    Ömür tükeniyor, fırsat kaçıyor Yeşillerim döndü, gazele dostlar! Güz...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 929

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR