ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3232
mod_vvisit_counterDün4837
mod_vvisit_counterBu Hafta3232
mod_vvisit_counterGeçen hafta39169
mod_vvisit_counterBu Ay120546
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17571485

IP'niz: 3.235.25.169
Bugün: 19 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12492888

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

İSLAM’IN YOZLAŞMASI VE CAHİLİYE AHLAKI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

1- Alaycılık

Toplum taparlık ve adam yerine koyulmak Dinin mensuplarının: Ana dilleri ayrı olsa da, ana düşünceleri aynıdır. Pasaportlarında farklı dinlere veya ateizme bağlı oldukları yazsa da, fikirleri ve fiilleri aynıdır. Ülkeleri ve partileri değişik de olsa, hayat prensipleri ve pratikleri ortaktır.

Samimiyetsizliğin yanı sıra alaycılık da adamlık dini insanlarının ortak davranış dengesizliğidir. Kuran'da açıkça yasaklanan alaycılığın, ne derece sakınılması gereken bir davranış olduğu bir ayette şöyle bildirilmiştir:

“Arkadan çekiştirip duran ve kaş göz işaretiyle (insanlarla) alay edip (aşağılayan) her kişinin vay haline...”[1]

Buna karşın adamlık dininde, kişinin fırsat bulduğunda hiç çekinmeden bir başkasıyla alay etmesini ve onu küçük düşürmesini engelleyen hiçbir kural getirilmemiştir. Tam tersine alay eden kişinin safında olmak herkese daha kolay ve cazip gelir. Alaycı ve küçük düşürücü tavırlara şu örnekleri verebiliriz:

Bir topluluk içinde samimi olduğu kişilerle kaş göz işareti yaparak diğer bazı kişileri alaya almak, topluluk içinde insanları aşağılamak kastıyla onların hatalarını, eksiklerini, kusurlarını gündeme taşımak ve bunları alay konusu yapmak, kişileri fiziksel özelliklerinden dolayı kınamak ve horlamak, karşı tarafın eksik ya da vasat özelliklerini, o şahsı bu özelliklerin zıttıyla överek alay konusu yapmak.

Ayrıca şaka ve esprilerle veya kötü lakaplar ve sıfatlar takmak suretiyle insanları hafife almak, bakış ve mimiklerle insanları küçümseyip aşağılamak, karşısındakinin küçük düşürücü şekilde taklidini yapmak, üslup, ses tonu ve seçilen kelimelerle karşı tarafı ezmeye çalışarak kendi üstünlüğünü ortaya koymak, birisi bir şey anlatırken onun eksikliğini ima ederek başkasıyla gülüşüp şakalaşmak, duyamayacağı bir şekilde onun hakkında fısıldaşmak gibi hareketler adamlık dininde sık sık görülen edep ve hürmet dışı hareketlerdir.

2- Umursamazlık

İstismarcılık dininin en temel esaslarından biri de umursamaz tavırlardır. Çünkü bu batıl dinde umursamazlık; akıl, yetenek ve şahsiyet üstünlüğünü vurgulama yöntemi olarak kullanılır. “Çok özel, önemli ve herkesten daha üstün bir şahsiyete sahip insan” izlenimi vermenin yolunun, "umursuzluk" olduğuna inanılır. Bu nedenle özellikle gençler arasında umursuz tavırlar çok yaygındır.

3- Zalimlik ve zorbalık

İstismarcılık dini topluma son derece acımasız ve insaniyetsiz bir sistem getirir. Bu nedenle halkın büyük bir çoğunluğu çevresine karşı son derece düşüncesiz ve merhametsizdir. Dolayısıyla insanların sadece bir gün içinde defalarca morali bozulur, kırılır, kalbi sıkılır. Adamlık dininin zalimliği nedeniyle son derece gergin, asabi, azap dolu bir hayat yaşanır. Herkesin mutlu ve neşeli bildiği insanların bile hemen hemen tamamı, akşam yatağına yattığında huzursuz olan, vicdan azabı duyan, için için büyük bunalımlar yaşayan insanlardır. Çünkü toplumun geneline adamlık dini tam hâkim durumdadır ve bu dinin getirdiği her tavır ve her mimik insanlar için -kendileri de aynılarını yapıyor olsa da- katlanması çok güç bir eziyettir.

Çünkü taklitçilik dininde samimiyetle insanlara itibar ve iltifat etme, iyilik ve güzellikleri dile getirme yoktur. İnsanları iğnelemek, hor görmek, hakaret etmek, küçük düşürmek adamlık dininin prensipleridir. Her güzellikte bir kusur bulmak ve güzel olan yerine kusurlu olanı dile getirmek adamlık dininin bir gereğidir.

4- Kızdırma Taktikleri İle Muhataplarını Kışkırtmak

İnsanları kızdırmaya çalışmak adamlık dininin bir diğer bozuk tavrıdır. Halk arasında birçok insan çeşitli sebeplerle bu yöntemi kullanır. Kimisi sevmediği bir insana rahatsızlık vermek, kimisi de kendisine kötülük yapan birinden intikam almak istediği için kızdırıcı davranır. Kimisi için ise kızdırmak adeta bir yaşam tarzıdır. İnsanların zaaflarını ortaya çıkarmaktan ve öfkelenmelerini seyretmekten hoşlanır ve bu şekilde nefsini tatmin etmeye çalışır. Annesine, babasına, öğretmenlerine, arkadaşlarına karşı her tavrının altında kızdırıcı bir yöne rastlanır.

Ancak adamlık dininin bu özelliği, insanlar tarafından çok açık olarak uygulanmaz. Kızdırmanın belirli yöntemleri vardır. Bunlardan birkaçı şunlardır:

a) "Sakin Takılmak"

Karşı tarafı kızdırmaktan zevk alan insanlar bu yönteme çok sık başvururlar. İnsanların önem verdiği, heyecan duyduğu, telaşlandığı konularda normalin dışında sakin bir tavır göstererek karşılarındaki insana rahatsızlık yaşatırlar. Özellikle gençlerin kızdıkları öğretmen ve arkadaşlarına, anne ve babalarına karşı olan tavırlarında buna sıkça rastlayabilirsiniz. Örneğin dışarı çıkmasına izin vermeyen annesinden intikam almak isteyen bir genç kız, onun bütün sorularına son derece lakayt ve sakin bir ses tonuyla cevap verir.

b) Duymaz, Görmez, Anlamaz Davranmak

Cahiliye toplumlarında bu yöntemi genellikle kavgalı kişiler birbirlerinden intikam almak için kullanırlar. Sevmediği insanı kızdırarak rahatsız etmek, ona huzursuzluk vermek için uygularlar. Böylece bir nebze de olsa intikam aldıklarını sanırlar. Örneğin kavga ettikleri kişinin de bulunduğu bir toplulukta ondan yana bakarak konuşmamak, sanki o ortamda öyle bir insan yokmuş gibi davranmak, herkesin esprisine gülerken onunkine ilgi duymamak, herkese selam verirken ona selam verip almamak, herkese veda ederken onunla tokalaşmamak, herkesin hatırını sorarken onun yanından geçip yüzüne bakmamak, adamlık dini kıstaslarına göre "sana değer vermiyorum, bilgin olsun" anlamına gelir.

c) "Laf Dokundurmak"

Kızdırmanın diğer bir yöntemi "laf dokundurma" tabiriyle bilinen bir tavır bozukluğudur. Örneğin birileri vasıtasıyla şirkete girmiş ve üst düzey yöneticiliğe yükseltilmiş bir elemanın olduğu iş toplantısı sırasında, "keşke bizim arkamız da güçlü olsaydı da, biz de kısa yoldan yükselseydik" demek buna bir örnektir. Veya istemeyerek yaptığı bir hata yüzünden zarara sebep olan birinin yanında "bazı insanların hatalarının ceremesini biz çekiyoruz, bildiğiniz gibi" şeklinde sözler sarf etmek yine "laf dokundurmak" maksatlıdır. Burada isim vermemek, özellikle "bazı insanlar" diye belirtmek yine adamlık dininin çirkin kurallarındandır.

ç) Bakışla Kızdırmak

İnsanlar genellikle sözle anlatamadıkları şeyleri bakışlarına yansıtarak karşı tarafa anlatma yolunu seçmektedir. Çünkü bakışla yapılan bir ima hiçbir zaman maddi olarak ispat edilemez ve insanlar bakışlarındaki anlamı kolaylıkla reddedebilirler. Örneğin karşısındakine kinle bakan bir insan, "o an heyecanlandım, bakışlarım bu yüzden değişmiştir, yoksa kızgınlıkla hiçbir ilgisi yok" dediğinde bunu herkes kabul etmek zorunda kalır. Ya da bakışlarında alaycılık olan birinin, "yoo ben seni gayet ciddi dinliyorum, bir an aklıma bir şey geldi de, ondan bakışlarım sana alay gibi gelmiştir” dediğinde buna kimse itiraz edemez. Çünkü bakıştaki alaycılığın maddi bir delili yoktur. Ancak insan bakışlarıyla karşısındakine, her türlü olumlu veya olumsuz düşüncesini belli edebilir. Bu nedenle cahiliye toplumlarında kızdırma yöntemi olarak sadece bakışlarını kullanan birçok kişi vardır.

5- Yeni Fikirlere ve Eleştiriye Karşı Kapalı Olmak

İstismarcılık dinini yaşayan bir insan, karakter ve ahlak olarak hayatı boyunca hiçbir hayırlı ilerleme kaydedemeyecektir. Çünkü adamlık dini eleştiriye ve yeni fikirlere kesin bir yasak getirmiştir. Bir insanın kendisinden büyük, zengin, kültürlü, yüksek makama sahip, güzel ve tecrübeli bir kişiyi eleştirebilmesi veya ona yeni fikirler getirebilmesi neredeyse imkânsız gibidir. Hatta adamlık dininde bu konuda o kadar sert kurallar vardır ki, 20-30 yıllık arkadaşlıklar tek bir eleştiri nedeniyle bir daha görüşmemek üzere bir anda sona erebilir.

Örneğin adamlık dinine göre bir insanın, kendi tavrıyla, ahlakıyla, karakteri ve kusurlarıyla ilgili olarak karşısındaki kişinin fikrini alması ve ona danışması son derece küçük düşürücü sayılan bir şeydir. Bu nedenle genellikle cahiliye toplumunda kimsenin kendisiyle ilgili konularda bir başka kişinin fikrini aldığını ve danıştığını göremezsiniz. "Karakterimde sizi rahatsız eden yönler bulunuyor mu? Gülüşlerimde, yüz mimiklerimde veya yürüyüşümde bir kusur görülüyor mu? Bana kişiliğimle ilgili verebileceğin bir tavsiyeniz olur mu? Nasıl bir insan olsam daha çok sevilirim konusu konuşulur mu?” gibi sorular duymak hemen hemen mümkün değildir. Çünkü bir insanın kendisini geliştirmek için çevresinden fikir alması adamlık dininin zihniyetine taban tabana zıt görülmektedir. Herkes kendisini "en iyi, en kültürlü, en görgülü, en akıllı" kişi olarak kabul etmektedir. Eksiklikleri ve kendisini geliştirmesi gereken yönleri olduğunu bilse bile bunu çevresine belli etmek istememektedir.

Taklitçilik dini, fikir danışmamanın yanı sıra eleştiriye de tam anlamıyla kapalıdır. Örneğin kendi alanında uzman bir doktor veya bir mühendis düşünelim. Kendilerine gelen bir kişi eğer başka bir uzmanın fikrinin kendisininkinden farklı olduğunu ifade ederse, mutlaka "o zaman git ona muayene ol veya öyle ise git evini ona yaptır" gibi bir cevap verilir. Kendi sahasında uzman olan insanlar, genellikle meslektaşlarının fikirlerini almaya tenezzül etmez ve mutlaka kendi dediklerinin yapılmasını isterler.

6- Misafire Bakış Açısı

Bir insanın manevi değerlerini kaybetmesiyle birlikte bu boşluğun yerini dinsizlik sistemi üzerine kurulu olan adamlık dini doldurmaktadır. İslam ahlakının ve Kur’an ahkâmının olmadığı yerde mutlaka adamlık dini vardır. Adamlık dininin olduğu yerde ise insaniyet, ince düşünce, fedakârlık gibi güzel ahlaka uygun davranışlara rastlamak imkânsızdır.

Eğer adamlık dininin etkisi altında olan bir kişinin evine misafirliğe giderseniz, burada yoğun olarak hissedeceğiniz duygu "yük olma"dır. Çünkü cahiliye ahlakında misafir, kendi deyimleriyle fazladan bir "boğaz'" olarak algılanır. Karşılıklı çıkar alış verişi olan insanlar, aralarındaki ilişkinin bozulmaması için mecburen birbirlerini bir sıraya tabi olarak belirli zamanlarda ağırlamaktadır. Adamlık dini kurallarına göre bir kişi diğerinin evine gittiğinde sıranın mutlaka diğerine gelmesi lazımdır. İki-üç kere üst üste bir taraf diğerine misafir olamayacaktır.

Bu bakış açısı gereği misafirin bir an önce evine dönmesi arzulanır. En yakınları bile olsa birkaç günden fazla misafirlere katlanılmamaktadır. Olabilecek en az masrafla misafiri evine yollama gözüyle bakıldığı için, en ucuz gelecek şekilde dışarıdan alınan birkaç ikram yapılır. Evdekiler genellikle yiyeceklerin iyilerini kendilerine ayırıp kötülerini sunma ve bu şekilde kar elde etme telaşına kapılır. Misafirin bir tabaktan fazla yemesi son derece itici görülür ve eğer kendiliğinden biraz daha yiyecek isterse ev sahipleri mutfakta arkasından "amma çok yedi, bir an önce gitse de rahatımıza baksak" gibi kızgınlık ifadeleriyle misafirin ne kadar görgüsüz olduğu vurgulanır. Misafirin evde dolaşması bile hiç hoş karşılanmamakta, çünkü Allah rızası ve akraba hatırı gözetilmediğinden, misafirler sadece mecburen katlanılan bir yük sayılmaktadır.,

7- İstismarcılık Dininde Yaşlılığa Yaklaşım

Adamlık dininin her yaş kategorisi için belirlediği bir tarzı vardır. Bunun yazılı bir metni ve açıklaması yoktur, ama insanlar, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, bunu bilip bütün detaylarıyla uygulamaktadır. Örneğin 50 veya 60'lı yaşlara gelmeye başladıklarında yaşam şekillerinin, konuşmalarının, kıyafetlerinin, ses tonlarının, üsluplarının adamlık dininin kurallarına uygun şekilde değişmesi gerektiğine inanılır.

Bu değişikliğin ana prensibi: dünya nimetlerinden el çekme, her şeyden, herkesten ve geçmişinden şikâyet etme ve karamsarlık üzerine kurulmaktadır. "Nasılsın?" sorusuna bu yaşlarda verilen cevap genellikle "işte idare ediyoruz, ne olsun bildiğin gibi" veya "ne yapalım hastalıklarla uğraşıyoruz" gibi olumsuz cevaplardır. Bunların hayattan zevk almaya bir hakları olmadığına ve bu yaştan sonra tüm nimetlerden uzaklaşmaları lüzumuna dair batıl bir inançları vardır. Çünkü sonsuz bir hayata inanıp hazırlanmadıkları için hep böyle ruhi karanlık ve karamsarlık içinde kıvranmaktadır.

8- Taklitçilik Dininde İnsan Ayrımı

Adamlık dininin en belirgin kötülüklerinden biri, insanları değerlendirme şeklidir. Bu dinde insanlar zengin ve fakir olarak ikiye bölünmektedir. Her iki gruba farklı bir bakış açısı ve dolayısıyla da farklı bir davranış şekli hâkimdir. Zengin ve fakir insanlara karşı gösterilen tavır farklılığı, tüm mimiklerine, ses tonuna ve hatta bakış şekline kadar dünyanın hemen hemen her yerinde aynı gibidir. Bir Amerikalı da bu dinin gereği olarak söz konusu tavrı yerine getirir, bir Rus da, bir Fransız da…

Özet olarak bu tavır farklılığını şu şekilde maddeleyebiliriz:

1- Cahiliye insanları kendilerinden daha zengin ve itibarlı kişilere karşı genellikle ince ve yumuşak bir ses tonu kullanır ve mümkün olduğunca kibarlaşarak konuşmaya çalışır. Fakir bir insana karşı ise ses tonu doğallaşır, kişinin gerçek ayarı neyse bu ortaya çıkmaktadır. Konuşma sertleşir, kabalaşır, kibarlaşma ihtiyacı ortadan kalkmaktadır. Anlatılacak olan konu son derece net ve en kısa şekliyle anlatılır. Bir iş yerinde genel müdüre kullanılan ses tonu ve üslupla iş yerinin çaycısına kullanılan üslup arasındaki farklılık, hemen göze çarpmaktadır. Genel müdürden menfaat elde etme ihtimali olduğu için ona değer verdiklerini hissettirmek amacıyla mümkün olduğunca nezaketli, alçak gönüllü ve saygılı bir ses tonuyla konuşulmaktadır. Ancak çaycıdan bir çıkar beklentileri yoktur ve bu nedenle konuşurken ona değer vermez bir üslubu kullanmaktadır.

2- Zengin bir kişi geldiğinde hareketler aceleci ve itinalı olmaktadır. Her şeyin istediği gibi olması, her arzusunun yerine getirilmesi, hoşuna gitmeyecek bir durum oluşmaması için herkes telaşa kapılmaktadır. Fakir bir insan geldiğinde ise genellikle kimse onun varlığını umursamaz. Son derece sakin, yavaş ve ilgisiz davranılır. Zengin olan biri içeri girdiğinde ayağa kalkılır, üstbaş düzeltilir, oturuşa çeki düzen verilir. Fakir olan birine karşı ise ayağa kalkılmaz, hatta ondan yana bakılmaz, oturuşta herhangi bir değişiklik yapılmaz.

3- Zengine genellikle "siz" diye hitap edilir. Fakir bir kişiyle ise direk "sen" diye konuşulur. Örneğin bir bakkal alışverişe gelen zengin bir müşteriyi mutlaka "ne arzu etmiştiniz" gibi saygılı bir cümleyle karşılar. Ancak eğer içeri giren müşterinin fakir olduğunu anlarsa "Ne istedin" veya "ne baktın" gibi aşağılayıcı bir ifade kullanır.

4- Zengine karşı çok titiz bir saygı hâkimdir. Zengin kişinin yaşı küçük olsa bile ona bir büyüğe gösterilen saygı gösterilir. Hatta yaşça küçük olan insanların bile eli öpülür, kalkılıp yer verilir. Fakire ise yaşça büyük olsa bile çocuk gibi davranılır. "Ne yapıyorsun bakalım", "Ne istedin, söyle bakalım" gibi çocuklara kullanılan ifadelerle hitap edilir.

8- İstismarcılık Dininde Arkadaş Seçme Koşulları

İslam dininde dost seçerken de tek ölçü o kişinin ahlakı ve Allah’a yakınlığıdır. Adamlık dininde ise arkadaş seçme ölçüsü yine çok farklıdır. Cahiliye toplumundaki her kültürün kendisine has birtakım kuralları vardır. Örneğin "entel" çevreden olan bir kişi kendisine arkadaş seçerken mutlaka kendi kültürüne uygun biri olmasına bakmaktadır. Bunun için de önce dış görünüşüne bakılır. Temiz, düzgün, ütülü, klasik giyimli biri yerine serkeş giyimli, boynuna fular bağlayan, ayağında kalın büyük botlar olan, temizliğine özen göstermemiş, gümüş takılı, keçi sakallı veya mor ojeli biriyle arkadaşlık kurmayı uygun bulmaktadır. Çünkü adamlık dininde genellikle bu görünümün yansıttığı belirli bir kültür vardır. Dünyayı umursamayan, ahlaki değerlere aldırmayan, insanlara tepeden bakan, kimsenin kendisine karışamayacağını ve kimseye karşı sorumlu olmadığını savunan bir hayat görüşüne bağlıdır.

Bir de dostluk ölçüsünü karşısındakinin sadece maddi durumuna bakarak belirleyen çevreler vardır. Bu adamlık dini çevrelerinde karşıdaki kişinin konuşulacak, fikri alınacak, arkadaşlık kurulacak bir insan olup olmadığını anlamak için önce kıyafetlerini, fiyatlarına ve markalarına göre teker teker değerlendirmek lazımdır. Ceketinin, ayakkabılarının, çantasının, parfümünün, kol saatinin, gömleğinin hatta çoraplarının bile markasına bakılır. Kıyafetlerden sonra eğer görülebilecek bir yerdeyse arabası olup olmadığını öğrenmek, eğer arabası varsa markasını öğrenebilmek önem kazanır. Bunlar ilk adım için gereken koşullardır. İkinci adımda ise bu kişinin ailesiyle ilgili bilgi edinmeye çalışır. Babasının mesleği, hangi okulu bitirdiği, annesinin çevresi, gittiği berberi, tatil yaptıkları ülkeler, yazlık evlerinin nerede olduğu, hangi muhitte oturdukları vs. gibi özellikler kalıcı bir dostluk kurup kurmamak için karar verme aşamasında gerekli şartlardır. Eğer karşıdaki kişi tüm bu özelliklerden geçer not alırsa o zaman bu kişinin ahlakı, karakteri, inancı veya dünya görüşü her ne olursa olsun hiç fark etmez, mutlaka arkadaş olunabilecek insan kategorisinde sayılır. Evet, dünyaperetlerin kuralları da, koşulları da Şeytan mantıklıdır.

10- Fırsatçılık ve Çıkarcılık

Kuran'ı yol gösterici olarak kabul eden bir insanın en belirgin özelliklerinden biri, son derece vefakâr ve fedakâr hareket etmesidir. Çünkü böyle bir kişi tüm mülkün Allah'a ait olduğunu ve O'nun rızasını aramak için kendisine emanet olarak verildiğini, dolayısıyla Rabbimiz'in gösterdiği şekilde hayır yolunda harcaması (infak etmesi) gerektiğini bilir. Bu harcama, yani infak, İslam'ın en temel ibadetlerinden biridir.

Buna karşılık, adamlık dini tamamen şahsi menfaatlere dayalı bir toplum modeli benimsemiştir. Adamlık dininde yetişen bir insan, çocukluğundan itibaren çıkarcı ve bencil bir karaktere sahip olması yönünde teşvik edilir. Ailesinden, arkadaşlarından, toplumun genelinden gördüğü örnek insan modeli: çıkarcı, fırsatçı, her ortamda kendi şahsi menfaatlerini kollayıcı insan modelidir. Bu telkinle zaman içinde "gemisini kurtaran kaptan" olmayı öğrenir.

Uyanıklık ve fırsatçılık, "adam" olması gereken bir kişide aranılan özelliklerden zannedilir. Her ortam ve işte kendi çıkarına maksimum fayda sağlayabilmek, uyanıklık göstergesidir. Buna göre insan, içinde bulunduğu her ortamda kendi şahsi menfaatlerini düşünmeli, "en çok fayda" prensibi ile hareket etmelidir. Bireyler arasındaki ilişkiyi de yine en çok fayda prensibi şekillendirir. İş yerinde patron çalışanlardan, çalışanlar patronlarından elden geldiğince yararlanmayı düşünmektedir. Alış verişte müşteri satıcıdan, satıcı müşteriden, arkadaşlar birbirlerinden en çok oranda faydalanmak peşindedir.

11- Yancılık ve Yağcılık:

İstismarcılık dininin ortaya çıkardığı insan karakterlerinden biri de yancı ve yağcı karakteridir. Yancıların en belirgin özelliği: aslında zengin olmadıkları halde zengin gibi yaşamaları, satın alacak güçleri olmadığı halde pahalı kıyafetler almaları, iyi evlerde oturmaları, aileleri ekonomik olarak zor durumda olduğu halde kendilerinin zengin bir çevrede yaşamaları için imkân ve iktidar sahiplerine yaranma gayretleridir. Yancılar bu olanaklara, yağcılık ve yalakalık yaptığı bir insanın "sırtından geçinerek" erişmektedir. Kendilerine dost edindikleri bu insanın parasından, çevresinden, olanaklarından, evinden, arabasından ve sahip olduğu her türlü imkândan faydalanarak hayatlarını sürdürmektedir. Bunun karşılığında ise; dalkavukluk yaptıkları insanın her türlü ayak işini yapma, onu övme, nefsini tatmin etme, kendisine olan güvenini sağlama gibi görevleri yürütmektedir.

Eğer çevrenize dikkatlice bakarsanız toplum içinde hemen her zengin veya ünlü kişinin yanında birçok yancıya ve yağcıya rastlamanız mümkündür. Aslında her ikisi de aynı tarz giyinmelerine, aynı üslupla konuşmalarına rağmen hangisinin piyon, hangisinin patron olduğunu hemen ayırt edebilirsiniz. Çünkü yancılar genellikle aşağılanan, azarlanan, hizmet eden, karşı tarafı sürekli öven, konuşmalarını tasdikleyen, istekleri yerine getiren, ilgilenen, üstüne düşen kişidir. Diğeri ise övülen, istekleri yerine getirilen, sözleri tasdik edilen ve aşağılayan taraftır.

Yancının en büyük görevi yağcılık yaptığı kişiyi eğlendirmek, neşelendirmek, sürekli övmek, onun güvenini ayakta tutmaktır. Kendisini çirkin hissettiği zamanlarda onu güzel olduğuna inandırmak, morali bozuk olduğunda dengesini sağlamak, espri yaptığında sahte kahkahalar atmak, dertlerini dinleyip ortak olmak ve ona çözümler aramak ve gerçekte haksızlık ve ahlaksızlık içinde bocalayan bu kişiye sahte saygılar sunmaktır. Ve hele gözüne girilmeye ve lütfuna erişilmeye çalışılan kişi bakan, başbakan, holding başkanı ise, gazete yazılarında ve televizyon yorumlarında bunlara yandaşlık ve yağdanlık yapmak, hatta hıyanetlerine keramet, hezimetlerine hikmet uydurmak, çok daha kȃrlı ve yaygın bir karakter hastalığıdır.

12- İstismarcılık Dininde Kavgacı Tavırlar

Taklitçi ve cahil toplumda "Adam olmanın" gereklerinden biri de kavgacı bir karaktere sahip olmaktır. Çünkü kavgada yenen taraf olmak adamlık dininde çok önemli bir itibar meselesi sayılır. Adamlık dinine göre galip taraf olmak aklın, gücün veya karakterin üstünlüğünü yansıtır. Yenilen taraf olmak ise zayıflıktır. Bu nedenle insanlar herhangi fiziksel bir kavga ya da tartışma ortamında haksız da olsalar mutlaka üstün gelmek için ellerinden geleni yapmaktadır. Kavganın bir diğer önemi ise, şahsiyet ve cesaret belirtisi olarak algılanmasıdır. Bir insan eğer hoşuna gitmeyen bir durumda karşısındakine tavır alabiliyorsa adamlık dinine göre bu, onun güçlü bir karaktere sahip olduğunun ispatıdır. Dolayısıyla Hak dini yaşamayan insanlar arasında sık sık böylesi kavga sahnelerine rastlanmaktadır.

İnsanların kavgaya en açık olduğu yerlerden biri de trafikte yaşanır. Dolayısıyla adamlık dininin binlerce detayını görebildiğimiz yerlerden biri de trafik olayıdır. Yolda sadece 10-15 dakikalık bir süre için araba kullansanız bile yüzlerce adamlık dini tavrına şahit olunacaktır. Dini ve Milli değerleri, ülkenin birlik ve dirliği, temel insan haklarının gözetilmesi konusunda kılı kıpırdamayan insanların, basit bir trafik ihlali yüzünden ne kavgalara karıştıkları ve başlarına ne belalar açtıkları, her gün karşılaştığımız durumlardır.

13- Delikanlılık Numaraları

İstismarcılık dininin erkekleri arasında yaygın olan ortak bir kişilik yapısı vardır: "Delikanlılık".

Erkeklerde ergenlik çağıyla başlayan ve genellikle orta yaş sınırlarına kadar devam eden delikanlılık ruhu kişinin tavır ve davranışlarını büyük ölçüde etkisi altına almaktadır. Temel vasfını "delikanlılık" olarak tanımlayan bu kitlenin ortak tavır ve davranış biçimleri vardır.

Kendine göre çeşitli prensipleri olan bu kişilik yapısının ileri safhalarında, olayın batıl bir felsefe ve ahlak sistemi haline geldiği ortaya çıkmaktadır. Kendine göre doğruları yanlışları ve kuralları olan bir delikanlı ahlakı yaygındır. Bu sisteme göre arkadaşının, komşunun, mahallenin kızlarına bakmak büyük ahlaksızlıktır. Fakat aynı yanlışlık tanımadığı birine yapıldığında bu hareket çapkınlık, delikanlılıktır. Yakınlarının, mahallenin kadınlarına ve kızlarına karşı da göstermelik bir koruma ve kollama mantığı vardır. Lafa gelince, doğruluk, dürüstlük ya da kendi tanımlarıyla "harbilik" delikanlılığın değişmez kanunlarıdır, ama yolunu bulur, kalıbına uydurursan her türlü sahtekârlığı yapmak uyanıklık olarak tanıtılır.

Bu cahiliye mantığından, başbakan olmuş kişiler bile kurtulamamakta, kendilerine “Kasımpaşa delikanlısı” denilmesinden hoşlanmaktadır. Genelde kendini kanıtlama üzerine kurulu bu kültürde; gergin, asabi ve saldırgan bir ruh hâkimdir. Bunalımlı ve psikopat takılmak, ani çıkışlar, dengesiz hareketler yapmak, her an kavga ya da gerilim çıkarmaya hazır olmak ne kadar delikanlı olunduğunun bir göstergesidir. Dışarıya karşı daha caydırıcı bir görünüm verebilmek, çekinilen birisi olabilmek için kendine aşırı dengesiz bir görünüm vermek de sık başvurulan bir yöntemdir. Tespih, zincir gibi aksesuarlar da delikanlılığın vazgeçilmez objeleridir.

14- Yanlış Saygı Anlayışı

Müminin sahip olduğu saygı hissinin aslı, Allah'a duyduğu derin hürmetten kaynaklanır. Diğer insanlara göstereceği saygı da, bu asıl saygının bir yansımasıdır. Mümin, Allah'a saygı duyduğu için, O'na itaat edip, rızasını kazanmaya çalışan diğer insanlara, yani tüm müminlere de saygı duyacaktır. (Saygıya layık olmayanlara, yani Allah'a isyan eden, O'nun rızasına aykırı hareket eden, Allah'ı tanımayan inkârcılara ise kalben saygı duymak imkânsızdır.

Ancak elbette, adamlık dinindeki saygı anlayışı Kuran'da tarif edilen bu gerçek saygı kavramından tamamen uzaktır. Müminlerdeki saygı, daha önce de belirttiğimiz gibi, temeli Allah'a olan saygıdan kaynaklanan içten ve samimi bir duygudur. Adamlık dininde ise, saygı: yüzeysel, belli kalıplara oturtulmuş, tamamen şekilci ve karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan riyakâr davranış biçimleri olarak kendisini gösteren sahte tavırlardır.

İstismarcılık dinine göre "saygı" göstermek demek: yerine göre nazik davranmak ve çeşitli ortamlara göre kurallaştırılmış söz ve hareket kalıplarını suni bir tarzda uygulamaktır. Saygı, kişinin toplumda bir yer edinmesine yardımcı olan, ortamına ve kişisine göre şekli, süresi değişen ve katlanılması gerektiğine inanılan bir tavır farklılığı olarak algılanır ve tam bir sahtekârlıktır.

İstismarcılık Dininde İslam Aksesuarı!

Bugün dünyanın birçok ülkesinde "din" kavramı son derece yanlış anlaşılmaktadır. Allah'ın Kuran'da bildirdiği din anlayışı ve İslam ahlakı ile toplumun algıladığı ve uyguladığı din kavramı arasında büyük farklılıklar vardır.

Bunun en açık göstergesi, bir insandan söz edilirken onun dininin yanı sıra, dünya görüşünden, ideolojisinden, hayat felsefesinden ya da yaşam biçiminden de söz edilebilmesidir. Bu mantığa göre, bir insan herhangi bir dine mensup, örneğin Müslüman olabilir, ancak bunun yanında, Müslümanlık dışında (Komünistlik, Kapitalistlik gibi) bir hayat felsefesi, dünya görüşü vs. benimsemesinde hiçbir çelişki görülmemektedir. Müslümanlık, onun sadece "inanç"larıyla ilgilidir, ama bunun yanında bir de "hayatın gerçekleri" vardır!? diyerek, kendi tapındığı Batıl din ve ideolojiye İslam kisvesi geçirilmektedir. Yani İslam bunların hayatının motoru değil, kaportası ve aksesuarıdır.

Bu zihniyete sahip adamlık dini mensuplarının çok büyük bir bölümü, hak dini açıkça inkâr etmezler. Aksine iyi birer Müslüman olduklarını ileri sürerler. Buna karşın, İslam'ın bazı hükümlerini kendilerince beğenmez, çağ dışı, gereksiz ve geçersiz gösterirler. Katı Kur’ani kuralların değişmesi gerektiği düşüncesindedirler. Dinin kabul ettikleri kısmı sadece, çıkarlarına ters düşmeyen bölümleridir. Tüm bunları yaparken iyi birer Müslüman oldukları iddiasını da sürdürürler. Oysa bu yaptıkları, Kuran'da bildirilen tariflere göre samimi iman özellikleri değildir. Ve bir anlamda inkâr etmektir. Böylece Kuran'da, "ayetlerin bir kısmını kabul edip bir kısmını inkâr edenler"in konumuna düşülmektedir.[2]

Burada İstismarcılık ve çıkarcılık dini mensuplarının neden İslam'ı tamamıyla değil de kısmen kabul ettiklerini ve neden bunun inkârcıların bir özelliği olduğu gerçeğini iyi tespit etmelidir. Aslında bir insanın İslam'ı kabul edip yaşamasının gerçek nedeni, “yalnızca Allah'ı Rab kabul etmesi ve O'na teslimiyetle yönelmesi ve rızasına erişmesi” olması gerekir. Eğer İslam bundan daha farklı bir nedenle benimsenir ve yaşanırsa, bu gerçek bir iman değildir. Kuran'da bahsi geçen bir insan topluluğu olan münafıklar bunun en iyi örneğidir. Onlar da İslam'ı benimser gibi görünürler ve tıpkı Müslümanlar gibi hareket ederler, ama amaçları Allah rızasını kazanmak değil, insanlara gösteriştir ve dini sömürmektir. İslam'ı kabul ederek daha iyi bir statü elde edeceklerini, bazı çıkarlara kolay erişeceklerini düşünmektedir. Kuran'da bu insanlar şöyle tanımlanır:

İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller."[3]

Münafıklar, İslam'ın Allah rızası dışındaki bir amaçtan dolayı benimsenmesinin hiçbir değeri olmadığının örneğidirler. Zaten bunlar, İslam'ın tüm hükümlerini yerine getirmez ve özellikle fedakârlık gerektiren ibadetlerden yüz çevirirler. Süper güç dedikleri zalimlerin himayesine girmeyi ve onlara gönüllü hizmet etmeyi realite diye gösterirler.

İstismarcılık dini mensupları da benzer bir durum içindedirler. Çünkü onlar da İslam'ı, Allah'a gerçekten iman ettiklerinden, O'nun rızasını gözettiklerinden ve ahiret hayatını düşünüp hazırlık gördüklerinden dolayı kabul etmiş değillerdir. Onların İslam'ı kabul nedenleri, inkârcıların temel özelliklerinden biri olan "atalara uyma" mantığı ve taklitçiliktir.



[1] Hümeze: 1

[2] Bakara: 85

[3] Bakara: 8-9


Bu yazarin diger makaleleri

SEVDASIZ OLMAZ (ŞİİR)
  SEVDASIZ OLMAZ         Kutlu hedeflere, varmak isteyen Bu işler zahmetsiz, tasasız olmaz!.. Ey...
Devami
KARARSIZ GÖNLÜM
Kalbim kudret avcunda, her an başka hal gelir Gâh sadık bir...
Devami
PORNO ŞEHVETİ, ÇOĞUNU MAHVETTİ! (ŞİİR)
  PORNO ŞEHVETİ, ÇOĞUNU MAHVETTİ!      Porno rezalettir, uzak dur sakın Huzur haysiyete,...
Devami
İBRADI KASABASININ SIRRI VE ŞANSLI TÜRKLERİN(!) GİZEMLİ BAŞARISI
         Şiir “İbradılıyız, çok şanslıyız Çünkü İbrani, asıllıyız… Bazen dindarız, İslamcıyız Solcu sağcı ve,...
Devami
MİLLİ ÇÖZÜMCÜ GENÇLERE (ŞİİR)
MİLLİ ÇÖZÜMCÜ GENÇLERE        Hainlikle, hançerin Dost bağrına, sayma ha… Karga olup, serçenin Gözlerini,...
Devami
ŞEHİT TEĞMEN AHMET TARIM’A
  Selam sana teğmenim, selam şehitlerime Şahadetle Ahmedim, haydi uğurlar ola! Kurban etti...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3347

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR