Get Adobe Flash player
Reklam

ZAMAN GAZETESİ, TÜRKİYE’NİN “HAARETZ”İ Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

 

Haaretz’in, İsrail’de Siyonist yönetimin yarı resmi yayın organı gibi çıkan bir gazete olduğunu herkes biliyordu. Özellikle son beş yıldır, Siyonist Haaretz gazetesiyle, Fetullahçı Zaman Gazetesinin, birbirinden alıntı yapmaları, manşetlerini ve önemli haberlerini birbirlerine dayandırmaları, kısaca aynı ideolojinin İbranice ve Türkçe versiyonları gibi davranmaları oldukça dikkat çekiyordu.

Geçen hafta İsrail Haaretz gazetesi:

“İran, Türkiye’deki ABD elçiliklerine saldırı planlıyor!” manşetiyle çıkıyordu. Ve bu haberin bizi ilgilendiren tarafı, Haaretz “bu bilgileri Türkiye’deki Zaman Gazetesinden aldığını” belirtiyordu.

Ve zaten daha önceleri, Zaman Gazetesinin:

“İran’dan, Türkiye üzerinden Suriye’ye silah taşıyan TIR’ları” manşetine taşıdığını herkes hatırlıyordu.

18.01.2012 tarihli Zaman Gazetesinde Fetullah Gülen’in sağ kolu bilinen Hüseyin Gülerce, halen Hasdal’da tutuklu bulunan Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı Korgeneral Kadir Sağdıç’ın cezaevi ziyaretine giden çocuklarıyla yaptığı bir konuşmayı yayınlıyordu!?

“İçeride iken, herkesle daha yakından ilgileniyor ve her yere rahatlıkla ulaşıyorum. Hainlerin canlarına okuyor ve faturalarını kesiyorum. Üzülmeyin, sizlere torunlarımıza kadar garanti veriyor ve mücadelemize burada da devam ediyoruz. Bu arada komutanlarla da görüşüyoruz, derdimizi anlatıyoruz ve sağ olsunlar bizi dinliyor ve dikkate alıyorlar…” dediğini aktarıyordu.

Şimdi şu sorular üzerinde biraz kafa yoralım:

1- Bu gizli ve özel aile ziyareti dertleşmelerini, Zaman Gazetesinin “çok özel ve yetkili” gizli elemanları mı kayda alıp internete ve gazetelere servis ediyordu?

Veya, Hüseyin Gülerce bunları kafadan uyduruyor ve TSK içinde daha geniş kapsamlı tutuklamalar için DGM, pardon Özel Yetkili Mahkeme savcılarını tahrik mi ediyordu?

2- Yoksa, tutuklu komutanların bu gizli ve yasak özel görüşmelerini CIA ve MOSSAD ajanları ve çok özel teknolojik imkanlarıyla mı kaydedip Zaman’a ve yandaş medyaya ulaştırıyordu?

O takdirde topyekûn TSK’yı yıpratmayı amaçlayan komutan tutuklamalarını bizzat CIA ve MOSSAD’ın desteklediği ortaya çıkıyordu!

3- Ya da, bu kayıtları bizzat MİT mi tespit edip malum ve marazlı medyaya veriyordu? Böyle ise, MİT Zamancıların yan kuruluşu gibi mi hareket ediyordu?

Geçen ay, Ankara, Kırıkkale, Konya, Mersin, İzmir ve Adana illerimizdeki konferans ve sohbetlerimiz ve fuarlardaki kitap imza günlerimiz vesilesiyle pek çok eskimez dostlarla hasret giderme ve onlardan çok çarpıcı bilgiler dinleme fırsatını yakalamıştık. Manisa’dan, 50 yıldır ideal ve istikametini asla değiştirmeyen sadık kardeşim Rahman Kocacenk anlatmıştı:

“Şimdi Cemaatin Sudan Genel İmamı olan oğlum, daha önce Kıbrıs İmamı iken ziyaretine gitmiştim. Kendi özel bürosunda:

Karanlık bir dünya haritasının üzerinde güneş gibi doğan ve her tarafı aydınlatan kabartma ve lazer ışınlarıyla donatılma bir “Rockefeller” panosunu görünce hayret etmiştim.

Oğluma dönüp, “Bu Rockefeller’in Siyonist sömürü sisteminin ve zalim dünya düzeninin en tepesindeki Yahudi ailesi olduklarını ve bunların İslam ve Türkiye düşmanı bilindikleri halde, nasıl oluyor da sizin Ilımlı İslam hizmetlerinize küresel destek sağladıklarını?” sorduğumda ise suçüstü yakalanmanın verdiği tedirginlikle şaşırıvermiş ve “bazı arkadaşlar herhalde süs olsun diye oraya asıvermiş!” gibi mazeretlerle konuyu geçiştirmişti…”

Ve yine Adana’dan çok değerli ve dava dertlisi kardeşim S.M.Y. misafir kaldığım sadık dostum Bekir Başak’ın evinde ve hazır bulunan dört-beş dostun içerisinde şunları nakletmişti:

“Geçenlerde, davet üzerine katıldığım özel bir CEMAAT sohbetinde, ilimizdeki etkin ve yetkin temsilcilerine sordum:

“Bazı güvenilir çevrelerden, Masonluğun alt kurumları olan ve Siyonizmin ilk ve ortaokulu sayılan, Rotary ve Lions Kulüplerinin, Cemaatin her türlü hizmet ve faaliyetlerine katılıp birlikte çalıştığınızı dinledim. Gerçekten böyle bir irtibatınız var mı?

Ben “Yok canım, böyle sapkınlık olur mu, bunlar uydurma iddialardır” şeklinde bir yanıt beklerken, dönüp bana:

“Evet, doğrudur ve bu gayet normal bir durumdur. Bu yaygın ve saygın hizmetlerimize katkı sağlayan ve destek çıkan ve uluslar arası etkinliği bulunan Lionslarla işbirliği içinde çalışmamız, akıllı bir tutumdur ve lüzumludur!”

Deyince hayrete düşmüş ve şaşırıvermiştim.”

Masonik ve Siyonist odaklar “Müttefik Destekçi”, ama Paşalarımız “Terörist” sayılıyordu!

“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Genelkurmay Başkanı Necdet Özel hakkındaki çirkin sözleri üzerine, “PKK’ya terörist diyemeyenler bugün Genelkurmay Başkanımıza onbaşı demeye başladılar” diyerek sözde karşı çıkıyordu.

Taner Yıldız, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tutuklanması konusundaki soruya ise; “Hukuka intikal etmiş bir konuda benim yorum yapmam doğru değil” şeklinde cevap veriyordu.

İyi de, eski Genelkurmay Başkanı’na da özel yetkili savcılar “terörist” diyordu!? Mahkeme de bu suçlamayı “kuvvetli” bularak Başbuğ’u tutukluyordu. Üstelik bu tutuklama, şimdiki Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in dağa çıkanlar için, “terörist kelimesini kullanmak istemediklerini” belirterek, “Bize göre bunlar çeşitli sebeplerle kandırılmış kişilerdir” demesi ile aynı güne denk geliyordu!

Şimdi fotoğrafa bir daha bakalım? Genelkurmay Başkanı dağa çıkanlara terörist demek istemiyor, ama soruşturmayı yapan savcılar ve polisler, eski Genelkurmay Başkanı ve silah arkadaşlarını teröristlikle itham ediyordu. Hırant Dink cinayetini bütün yönleriyle araştırırken bazı polis müdürlerini suçlamak durumunda kalan gazeteci Nedim Şener’e, kitap yazarak yaşadıklarını ve gördüklerini anlatan Emniyet müdürü Hanefi Avcı’ya, bilgisayarında yazmakta olduğu bir kitap taslağı ele geçirilen gazeteci Ahmet Şık’a, kişisel bilgilerini açıkladığı için bir savcıyı tazminata mahkûm ettiren gazeteci Müyesser Yıldız’a “Gizli örgüte üyelik, yani teröristlik” suçlaması yapabiliyordu.”[1]

Daha önce bazen 20-30 Mehmetçiğimizin topluca şehit edildiği İsrail-ABD destekli PKK saldırıları sonucu TSK’ya yönelik hiçbir başsağlığı mesajını hatırlamadığımız Fetullah Gülen’in, kasıtlı ve yanıltıcı istihbaratlar ve psikolojik baskı ve kışkırtmalar sonucu jetlerimizin 35 kaçakçıyı terörist zannıyla vurması üzerine, Zaman gazetesinde, hem de yarım sayfalık taziye mesajı yayınlaması, bunların niyetini ve tiniyetini ortaya koyuyordu.

Operasyonlar ABD’nin istihbaratıyla mı düzenleniyordu?

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Sinat-Haftanin bölgesinde yaptığı operasyonda 35 kişinin hayatını kaybetmesiyle, TSK’nin istihbarat kaynağı sorgulanıyordu. Acaba yanlış istihbaratla TSK’ya tuzak mı kuruluyordu?

“Çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat” kafa karıştırıyordu

Genelkurmay açıklamasında şöyle deniyordu: Çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat ve yapılan teknik analizler sonucunda, içlerinde örgüt elebaşlarının da bulunduğu terörist grupların bölgede bir araya geldikleri ve sınır hattındaki karakol ve üs bölgelerimize yönelik saldırı hazırlığı içinde oldukları anlaşılmış ve ilgili birlikler ikaz edilmiştir.”

Uzmanlar açıklamanın işte bu noktasına dikkat çekiyordu. Terörist sızmaya karşı uçakla saldırı kararının herhangi bir istihbarat üzerine verilmediğini vurgulayan kaynaklar, insansız hava araçlarının görüntüsü öncesindeki istihbaratın kaynağı üzerinde duruyordu. Uzmanlar, bu tür bir operasyonun kesine yakın bir duyumun ardından insansız hava araçlarının teyit etmesi üzerine verilebileceğini hatırlatıyordu.

‘Ordu operasyon yapamaz hale getirilmek mi isteniyordu?’

Emekli Albay ve Araştırmacı Erdal Sarızeybek, Uludere’de 35 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylarla ilgili olarak yaptığı açıklamada, gelişmelerin planlı olduğunu kaydederek, “Uludere olayları ve sonrası kasıtlı ve planlı işlerdir. Türk Ordusunun eli kolu bağlanıyor. Bundan sonra gerekli istihbarat gelse bile Hava Kuvvetleri nasıl hareket edebilecek? Yasal açıdan da psikolojik açıdan da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eli kolu bağlanıyor. Türk Ordusu operasyon yapamaz hale getirilmek isteniyor” diye uyarıyordu. Olayla birlikte, bölge halkının tahrik edilmesinin dikkat çekici olduğunu ifade eden Sarızeybek, halkın ajite edilerek harekete geçirilmek istendiğini belirtiyordu.

Asıl sıkıntılar “Habur açılımı” ile başlıyordu!

Habur açılımından sonra bölge halkının can güvenliğinin ortadan kalktığını, şimdi de vali ve kaymakamların can güvenliğinin olmadığı bir döneme girildiğini vurgulayan Sarızeybek görüşlerini şöyle açıklıyordu: “Her şey bir plan içinde gelişiyor. AKP ve PKK birlikte yeni anayasa için zemin hazırlıyor. Yeni anayasaya zemin hazırlamak için düğmeye basılmış durumda. Bölgede özerklik planlanıyor. Özerklik sağlandığı anda özerk PKK yönetimi kurulmuş olacak. Murat Karayılan gibilerin de hapis yatmadan yönetime getirilmesi için çalışılıyor. Türkiye, Hükümet eliyle tuzağa düşürülüyor. Şu anda bölgede PKK ordusu kuruluyor. Anayasa ile bu işi çözmek istiyorlar. Yeni Haburlar gelecek dedikleri de bu. Yerel yönetimler teröristlerin emrine verilecek.” Önümüzdeki günlerde karşılıklı olarak AKP-PKK atışmasının yaşanacağını ifade eden Sarızeybek şunları söyledi: “KCK 2005’te kuruldu. Hükümetin bilgisi dâhilinde kuruldu. PKK ile görüşmeler yürütülürken kuruldu. Her şey planlı yürütüldü. Şimdi genel affın altyapısı hazırlanıyor. Silivri’deki yurtseverlerle KCK’lıları yan yana getirmeye çalışacaklar. Fon müziği de AKP’nin seçim şarkısı olacak.”

“Planları ABD yapıyordu”

Bütün bu olayları planlayanın ABD ve İsrail olduğunu belirten Sarızeybek’in, “Türkiye’yi bir serbest bölge yapmak istiyorlar. Yönetimi kendileri ele alıp ‘isteyen istediğini yapsın’ politikası izlemeyi amaçlıyorlar. Predatörlerle bölgeyi, bölgedeki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her hareketini izliyorlar. Ona göre hareket ediyorlar. Bütün bunları yaparken de Türkiye’deki iktidarla ortak hareket ediyorlar” sözleri dikkat çekiyordu.

MİT arşivleri MOSSAD’a mı açılıyordu?

Taraf Gazetesinde Mehmet Baransu’nun “MİT arşivleri MOSSAD’a açıldı” açıklamasına da dikkat çeken Sarızeybek, “Eğer gerçekse Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün özeli İsrail ve ABD’nin elinde demektir. Bunun ne anlama geldiği de açıktır. Bu konuda MİT derhal açıklama yapmalı, arşivleri MOSSAD’a açtıysa kimin emriyle niye açıldığını söylemelidir. Bu konuda hemen soruşturma açılmalıdır” diyordu.

Taraf Gazetesine Bavul içindeki askeri belgeleri İskender Pala mı sızdırıyordu?

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yönetimine atadığı İskender Pala’nın 1. Ordu Komutanlığı’nın 2003 yılında düzenlediği Plan Semineri’nin belgelerini Taraf Gazetesi’ne sızdırdığı iddia ediliyordu.

Pala, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda binbaşı rütbesindeyken YAŞ kararıyla 28 Şubat döneminde TSK’dan uzaklaştırılmıştı. Cemaatle yakın ilişkileri bilinen İskender Pala’nın, seminer belgelerini sızdırarak Balyoz tertibinin oluşturulmasında da kritik rol üstlendiği konuşuluyordu.

İlk teslimat 2007’de yapılıyordu!

Geçmiş bağlantılarını kullanarak arşivlere ulaşan İskender Pala’nın, Seminere ait dokümanları, dönemin AKP Milletvekili İhsan Arslan’a teslim ettiği söyleniyordu. Bu buluşmanın ardından İhsan Arslan, dokümanları Ankara’ya götürüyor ve belgeler üzerinde değişiklik yapılıyordu. Balyoz tertibine hazır hale getirilen belgeler, 2010 yılında Taraf muhabiri Mehmet Baransu’ya veriliyordu.

Bu iddiaları Orhan Aykut doğruluyordu!

Matkap operasyonu kapsamında çete lideri olmaktan tutuklu bulunan Orhan Aykut, 18 Mayıs 2010’da Savcı Ercan Başaran’a verdiği ifadede bu süreci şu sözlerle anlatıyordu: “Geçmişte irticadan dolayı TSK’dan uzaklaştırılmış uzun saçlı bir binbaşı ve Amerikalı bir senatör Balyoz soruşturmasında delil olarak kullanılan belgeleri, bir valizin içinde getirip İhsan Arslan’a teslim ettiler. Biz de belgeleri alıp, İhsan Arslan’a ait otomobille Ankara’ya, İhsan Arslan’ın çalıştığı ofise getirdik. 22 katlı binanın 5. katında belgelere ilave yapıldı. Belgeler üzerinde büyük bir çalışma yapıldığına şahidim.”

“Muhbir uzun saçlıydı ve emekli olduğunu söylüyordu!”

Mehmet Baransu da askeri savcılığa verdiği ifade de bavulu getiren kişiyi, benzer ifadelerle tarif ediyordu. İşte Baransu’nun, Balyoz yayınları üzerine 1. Ordu Komutanlığı Askeri Savcılığı’na verdiği ifade: “Muhbirin kimliğini önemsemiyordum ancak konuşmalarımızda bana emekli olduğundan bahsetmişti. 2003 yılında görevli olduğunu, 2006-2007 gibi de emekli olduğunu tahmin etmiştim. Halen görevde olan bir personel görüntüsü yoktu. Tıraşı ve görünümü emekli bir kişiye benziyordu. Saçları uzundu.”

9 gün sonra valiz de geliyordu

Baransu, uzun saçlı kişiyle iki defa buluştuklarını da şöyle anlatıyordu: “Soruşturma konusu belgeler ilk önce bana bavulla birlikte gelmişti. ‘Bavulu getirmemin sebebi orijinal olduklarını gör ve emin ol’ şeklinde konuştu. Ben belgelere göz gezdirdim. Doğruluğuna kanaat getirerek 3 adet DVD ve 1 adet CD’yi aldım. Belgeleri getiren şahıs bavulu alıp gitti. Yaklaşık 9 gün sonra sabahleyin tekrar benimle irtibata geçti. İşyerine yakın bir yerde bavulun içindeki tüm orijinal belgeleri teslim etti.”[2]

Hilmi Özkök Paşa’nın endişe ve uyarıları dikkat çekiyordu!

“Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde iç tehditler arasında sayılan ‘irtica’ ile mücadele kapsamında Genelkurmay karargâhında yapılan faaliyetler şimdi soruşturma nedeni. Bu konudaki görüşlerini soran gazeteciye Özkök’ün değerlendirmesi şu yönde oluyordu:

Milli Güvenlik siyaset belgesi bir hükümet belgesidir. Hükümet iç ve dış tehdit unsurlarını belirler. Sır değil, iç tehditlerin hep iki ana teması olmuştur: Birincisi bölücülük, diğeri irtica. İrtica, Türkiye Cumhuriyeti için her zaman tehdit olmuştur ve olacaktır. Belgede adına ‘irtica’ dense de denmese de bu böyledir.”Bence işin en can alıcı noktası bu.

Hilmi Özkök uyarıyor (mealen):

“Beyler bu belgeyi diğer Başbakanlar gibi Tayyip Erdoğan da imzaladı. Tuzağa düştünüz. Bu işin ucu başta Başbakan olmak üzere öyle yerlere kadar uzanır ki, topyekûn gideriz. Toparlanın, kızgınlıkla hareket edip sürekli kendi kalenize gol yemeyin. Birbirinize girdiniz, neyin ne olduğunun farkında değilsiniz. Sürekli kendi ayağınıza sıkıyorsunuz.”

Devam ediyor Hilmi Paşa:

“İrtica hep gündemde olmuştur. Ancak irtica tehdidini belli bir siyasi parti görüşüyle, hükümetle özdeşleştirmek yanlıştır. Bir partinin içinde irticacı düşünenler olabilir, ama önemli olan o partinin ya da iktidardaysa hükümetinin uygulamalarıdır. İrtica ile hükümeti ayırmak lazım. Bizde çok karışıyor. Öyle olduğunda da yanlış şeyler düşünülüyor.”

Hilmi Özkök Paşa neden böyle bir uyarıda bulunma ihtiyacı hissediyordu?

Bir de ortada “Fetullah Gülen’in Türkiye’ye dönüş şartları oluştu mu, oluşmadı mı?” tartışmaları varken, Özkök Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a bir şeyler mi hatırlatmak istiyordu?

Özkök Paşa sanki “belki de anlamamışlardır” diye altını çize çize tekrar uyarıyordu:

“Herkes bu tartışmaları siyasi istismar konusu yapıyor. Kurumlar arası ilişkiler çok ısınmış durumda. Bir an önce soğutulması lazım. Birilerinin bunu toparlaması lazım. Cumhurbaşkanı ve siyasi liderlere, âkil adamlara düşer bu sorumluluk. Bir an önce daha ağırbaşlı bir ilişki ortamına girmek gerek.”

Hilmi Özkök’ün bu açıklamalarına rağmen ertesi günü, İlker Başbuğ’un “Siteler benden önce kuruldu” ifadelerinin üzerine savcılık eski Genelkurmay Başkanı Büyükanıt ile ilgili inceleme başlatıyordu.

Hoppala!..

Özkök Paşa Hoca ne diyor?.. Birileri ne yapıyordu?

Biz, Hilmi Paşa’nın bu “irtica ile mücadele” uyarısını not ettik, sizler de unutmamak üzere bir tarafa kaydedin!..

Ha! Bir de Anayasa Mahkemesinin, “AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna” dair kararına da arşivlerden göz gezdirin. Belki ileride lâzım olur...

Acaba “biri veya birileri, birilerinin eliyle, birilerine istemeseler dahi bir şeyler yaptırıyor” da, yoksa biz mi anla(ya)mıyorduk?! Kim bilir belki de ultra post modern bir şeyler oluyor.

Siyaseti dünya çapında gözleyip çok iyi analiz eden bir dostum dikkat çekiyordu:

“Okyanus ötesinin, göreve getirdiği siyasetçileri kullanma süresi doldu. Dikkat edin AKP’nin iktidara gelmesi ile yat gezileri yapan, yurtdışından dönmeyen küresel sermayenin yerli patronları ülkeye geri dönüş yaptı. Şimdi yeni oluşumlar kuruyorlar, forumlar düzenleyip bildiriler ve raporlar yayınlıyorlar. Kurtlar Vadisi raconu ile anlatayım. 2002’de lağvedilen Baronlar Konseyi yeniden faaliyete geçirildi. Bundan sonra medya da dâhil olmak üzere operasyonlara dikkat edin!”[3]

 



[1] Arslan Bulut / yeniçağ

[2] 4 Ocak 2012 / Aydınlık

[3] Ahmet Takan / yeni Çağ


Bu yazarin diger makaleleri

AMERİKA ÇÖZÜLÜYOR, UŞAKLARI ÜZÜLÜYOR
Rus bilim adamı Igor Panarin: “ABD yakında çökecek!” diyordu. Rus bilim...
Devami
AKP Genel Başkanının sözleri KOYU BİLGİSİZLİK YANSIMASI MIYDI YOKSA MASONLARA ŞİRİNLİK MESAJI MIYDI?
  AKP Genel Başkanının sözleri KOYU BİLGİSİZLİK YANSIMASI MIYDI YOKSA MASONLARA ŞİRİNLİK MESAJI MIYDI?       ...
Devami
Meclis Darbe Komisyonu AMERİKA’YI AKLAMA VE ERBAKAN’I KARALAMA PLATFORMU MU?
  Hasan Hüseyin Ceylan, görünüşte 28 Şubatı eleştirirken, gerçekte Erbakan Hoca’yı...
Devami
“AKP, Erbakan’ın Güdümündedir” diyenler; ŞAPŞAL MI, ŞEYTAN MI?
Bir konuya yaklaşım ve yorumlarımızda: Kuranı Kerim’in zahiri ve muhkem (herkesin...
Devami
ERBAKAN KARŞITLIĞININ VE ORDU DÜŞMANLIĞININ SEBEPLERİ VE SONUÇLARI
  Ayhan Aktar, “Erbakan’ı özleyenler…” yazısıyla: 1- Hem, doğrularla yanlışları harmanlayıp gerçekleri...
Devami
Bu Seçim Hangi Sonuçlara Gebeydi Ve ERDOĞAN’I NASIL BİR AKIBET BEKLEMEKTEYDİ?
Kavganın hedefi yerel seçimlerden öte, kimin Cumhurbaşkanı olacağıydı. Ayrıca bir...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1678

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR