Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2090
mod_vvisit_counterDün4618
mod_vvisit_counterBu Hafta28110
mod_vvisit_counterGeçen hafta31377
mod_vvisit_counterBu Ay82219
mod_vvisit_counterGeçen Ay110938
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14052946

IP'niz: 34.204.191.31
Bugün: 19 Eki 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11063306

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

WILLY BRANDT – M.ALİ BİRAND SOYADI BENZERLİĞİ Mİ, SOY BERABERLİĞİ Mİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

Herkesin asli kökenini ve gizli kimliğini araştırıp deşifre etmek, veya temel hak ve hürriyetleri sadece bazı kesimlere reva görmek; bizim inancımıza da, insanlığımıza da ters düşmektedir. Ancak eğer birisi, PKK militanları dışında Kürtlerin bile çoğunun tanımadığı Abdullah Öcalan’la (ve her halde MİT ve MOSSAD aracılığıyla) gidip Bekaa’da röportaj gerçekleştirip, O’nu Türkiye’ye tanıtarak reklamını yapıyor ve ömrünün sonuna kadar PKK’nın talepleri doğrultusunda bir barış edebiyatından dem vuruyorsa!?... Döneminin ABD Yahudi Lobilerinin Türkiye temsilcisi gibi hareket ederek, yüksek bürokratlardan başbakanlara kadar herkese yol gösteren (!) sabataist (Yahudi dönmezi) Abdi İpekçi’nin özel himmet ve himayesiyle; Liseden sonra, şirketlerinde basit bir memuriyet için gittiği Vehbi Koç tarafından “Yok canım, önce İngiltere’ye gidip hem yanık ayağından bir ameliyat daha geçirmen, hem de İngilizce öğrenmen gerekir” iltifatıyla ve bütün masrafları Koç tarafından karşılanmak şartıyla Londra’ya yollanıyor, döner dönmez de Sabataist ve Masonların güdümündeki Milliyette gazeteciliğe başlatılıp hızla yükseliyorsa!?... Ardından Gizli Dünya Devletinin askeri Karargahı NATO’nun başkenti Brüksel’e yerleşiyor, Belçika vatandaşı oluyor ve hanımı NATO’da görev alıp oradan emekli oluyorsa!?... Ancak küresel merkezlerin tavassut ve tavsiyesiyle mümkün olacak; ABD, Rusya, Fransa, İngiltere devlet başkanlarıyla ve çok meşhur adamlarla röportaj yapma fırsatları sağlanıyor ve bunları yayınladığı TRT 32.Gün programlarından dolayı, sahte belgelerle devletten milyonlarca dolar çaldığı mahkeme kararlarıyla sabit bulunuyorsa!?... “Tarafsız, cesur ve ilkeli gazeteci” diye tanıtılıp parlatılmasına rağmen, Kaddafi’yle röportajını Özal’ın baskısıyla, Beşşar Esad’la buluşmasını Erdoğan’ın karşı çıkmasıyla hemen randevularını iptal ediyor ve halkımızın doğru bilgilendirilme ihtiyacını, şahsi ihtirasları için hiçe sayıyorsa!?... Ve hele vefatından sonra, İslam’a ve insanlığa düşmanlıklarını dışa vuran bazı malum ve mel’un şahısların oldukça samimi övgülerine mazhar oluyorsa!?...

Ve yine, meşhur İslam düşmanı, Somali asıllı Hollandalı politikacı Bayan Ayaan Hırsi’nin 2005’te Time Dergisince “dünyanın en etkili 100 insanı” arasında gösterilmesine ve Siyonizm hizmetkarı, Springer Akademisinden onur ödülü verilmesine… Ve yine Şeytan Ayetleri yazarı Hint asıllı İngiliz dinsiz romancı Salman Rüşti’nin, Foreign Policy dergisince 2012’de “dünyanın ilk 100 entelektüeli” listesinde 10. Sırada seçilmesine sözde oldukça içerleyen, ama aynı derginin Recep T. Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu’nu da 28.sırada şereflendirdiğini ve yine aynı çevrelerin geçen yıllarda Fetullah Gülen’i reklam ettiklerini bilmezden gelip gizleyen cemaatci Aksiyon Dergisi (21-27 Ocak 2013-İslamofobi Endüstrisinin lejyonerleri) Mehmet Ali Birand’ı çok dürüst, değerli ve dengeli bir gazeteci diye göklere çıkarıyorsa!?... Ve o kişi, “demokratikleşme ve sivilleşme” bahanesiyle, özellikle TSK’yı etkisiz hale getirme ve başta anarşinin, her melanetin ve darbelerin yegane suçlusu olarak Ordumuzu gösterme gayretiyle yanıp tutuşuyorsa!?... İşte o kişinin aslı, astarı, ayarı ve bilinç altı elbette bizi ilgilendirirdi.

Evet, Mehmet Ali Birand 09 Aralık 1941 tarihinde Mürvet ve İzzet Birand çiftinin çocuğu olarak İstanbul’da Alman Hastanesi’nde doğmuşlardır. Anne tarafından Kökeni Elazığ'ın Palu ilçesine dayandığı yazılmıştır. Hayret, M. Ali Birand son zamanlarda her nedense “yarı Kürt asıllı” olduğunu sıkça vurgulamıştır. Ural adında bir abisi vardır. Babası İzzet bey Mehmet Ali Birand 2 yaşındayken ölmüştür. Çocukluğu Erenköy’de geçmiştir. İlkokulu Erenköy Zihnipaşa’da okuduktan sonra 1955 yılında orta öğrenimi için Galatasaray Lisesi'ne girmiş. Okul masraflarını da dayısı üstlenmiştir. 1962 yılında Galatasaray Lisesi'nden mezun olmuş, ardından İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesi'nde Fransızca bölümüne girerek eğitimi devam ettirmek istemiş, ama güya ekonomik zorluklar nedeni ile bir yıl bile olmadan yarım bırakmak zorunda kalmıştır.

3 yaşındayken sol bacağına kaynar su dökülerek yandığından 5 ayrı ameliyat geçirmişmiş, 1963 yılında Vehbi Koç’un yardımıyla İngiltere’ye ayağından 5 inci ve sonuncu ameliyatını olmaya gitmiştir. Londra’ya giderken, Galatasaray lisesi yıllarından tanıştığı Abdi İpekçi, kendisine Milliyet’in Londra muhabirliğini vermiştir. Bir yandan İngilizce öğrenme ve Milliyet’e mektupla haberler gönderme işi ile bir yıl geçmiştir.

1964 yılı Temmuz'unda İstanbul’a döndüğünde Abdi İpekçi’nin yanında Milliyet Gazetesi'nde hemen işe başlamıştı. Mehmet Ali Birand, 1971 yılında, Milliyet Gazetesi'nin kurucusu Ali Naci Karacan'ın oğlu Ercüment Karacan’ın üvey kızı Cemre (Garan) Hanım ile evlenip ardından Milliyet Gazetesi'nin Brüksel’deki muhabiri olarak Belçika’ya taşınmış ve 20 yıl orada kalmışlardı. Aynı zamanda Belçika vatandaşı olan Birand’ın özellikle hanımı tarafından bağlantıları ve hısımları Sabataycı seçkinlere ve Boğaziçi şebekesine dayanmaktadır. 1985'de TRT’de sonraları Show TV'de devam eden kariyerinin altın basamaklarını, aylık haber programı “32. Gün”ü hazırlayıp sunmakla tırmanmaya başlamıştır. TRT 32. Gün Programını hazırladığı dönemde devleti dolandırmaktan ve sahtecilik yapmaktan yargılanmış ve ceza almıştır. TRT Teftiş kurulu raporuna göre devletten çaldığı para tutarı 2 milyon Belçika Frangı, 4.5 milyon İtalyan Lireti, 105 bin Fransız Frangı, 35 bin ABD Doları, 39 bin İngiliz Sterlini, 36 bin Avusturya Şilini (gibi cep harçlıklarıdır!?)

Liberal bakış açısıyla tanınan 32.Gün programında, bir çok Türk politikacısının yanı sıra, dünya liderlerinden eski Fransa Devlet Başkanı François Mitterand, Avrupa Komisyonu eski başkanı Romano Prodi, eski Fransa Devlet Başkanı Jacques Chirac, Ürdün Kralı Hüseyin ve oğlu Kral Abdullah, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Essad, eski Irak lideri Saddam Hüseyin, Rusya Federasyonu eski başkanı Gorbachov, Yeltsin, Filistin lideri Yassir Arafat, Alman Başbakanı Helmut Kohl, Schröder ve eski İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, Karamanlis, Mitsotakis, Rabin, Şimon Peres gibi önemli isimleri ağırlamıştır. 32.Gün programı TRT’nin durağan dilinden farklı olduğu için çok beğenilmiş ve onu şöhrete taşımıştır. Bu programın böylesine başarılı olmasında Can Dündar, Mithat Bereket, Çiğdem Anat, Ali Kırca, Deniz Arman, Cüneyt Özdemir, Rıdvan Akar, Musa Çözen, Talip Korkmaz, Sacit Baydar başta olmak üzere, sayısız muhabir, kameraman ve teknisyenin de katkısı vardır. 1986 yılında Milliyet Moskova bürosunun kuruluşunu da Birand başarmıştır. 1989’daki Kıbrıs Belgeseli, ardından Demirkırat (27 Mayıs darbesini anlatan çalışma) ve arka arkaya, 12 Mart-12 Eylül Ve Özal’lı yılları ekrana taşımıştır. Bütün bunları Can Dündar ve Bülent Çaplı gibi isimler sayesinde ortaya çıkarmıştır.

O ana kadar kimseye konuşmamış olan terörist başı Abdullah Öcalan ile 1988 yılında Lübnan’ın Beka vadisindeki PKK kampında röportaj yapmış ve Apo’yu hem Kürtlere hem de Türklere tanıtıp reklam olmasını sağlamıştır.

1991 yılının Haziranında, Belçika’dan ayrılarak İstanbul’a yerleşmiş, uzun yıllardır çalıştığı Milliyet’ten ayrılıp Sabah’a geçmiş ve 32. GÜN’ü de TRT’den Show TV’ye taşımıştır. 1992-1995 seneleri arası Show TV ana haber bülteni sunuculuğu yapmış, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumları anlatan ve Türk siyasetini içeren birçok kitap yayınlamıştır. Türk Ordusu'nun yapısı, 12 Eylül askeri darbesi, 1974 Kıbrıs Çıkartması ve Türk-Yunan ilişkisini anlatan kitapları İngilizce, Almanca ve Yunanca'ya çevrilmiş bulunmaktadır.

TRT için 32. Gün programını hazırladığı dönemde “sahtecilik ve dolandırıcılık” iddiası ile hakkında açılan kamu davasından yargılanmış ve hüküm giymiş bir insandır!

Daha sonra CNN Türk yöneticilerinden biri olan M. Ali Birand, haber programı olan Manşet ve 32.Gün'ü CNN Türk'de sunmuş, 2005 yılından itibaren de Kanal D ana haber bültenini sunmaya başlamıştır. Ulusal ve uluslararası birçok ödülün sahibi olan Birand, 1987 yılında Avrupa Konseyinin “Yılın Gazetecisi”, 1976 yılında TÜYAP kitap fuarının “Yılın Yazarı”, 1993 yılında Lions kulüplerinin Melvin Jones Fellow ödülü ve Fransızların (masonik) Şövalye nişanı "Chevalier de L’Ordre National de Merite" ünvanına sahip kılınmıştır.

Mehmet Ali Birand, 1971 yılında Cemre Birand ile Evlenmiş olup Umur Ali (d.1977) adında bir oğlu vardır. 16 Ocak 2013'de safra kesesindeki stent değişimi için Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi'nde ameliyata alınan Birand'ın operasyon sırasında kalbi durmuş ve bu dünyadan ayrılmıştır. Yetiştiricisi ve hamisi Abdi İpekçi’nin öldürülmesi 12 Eylül 1980 ihtilalini hızlandırmıştı. Acaba talebesi M. Ali Birand’ın sürpriz vefatı da yeni bir değişim habercisi mi sayılmalıydı?

M.Ali Birand’ın Babasının dedesi Mehmet Ali Bey (ittihatçı) ve Posta Nazırıdır. Birand’ın dedesi Mithat Bey Gümrük memurluğu yapmıştır. Babası İzzet Bey aynı bakanlıkta teftiş kurulu başkanıdır. Annesi Mürvet Hanım (Dikerman) Paludan Karadeniz Ereğlisine göçmüş (güya) Kürt bir ailenin kızıdır. Dayısı Mahmut Dikerman Tahran ve Amman Büyükelçiliği yapmıştır. Demokrat Parti iktidarında ailesinin sahip olduğu kömür madenleri devletleştirilince sıkıntıya uğramışlardır.

Cenazesine Mesut Barzani, Türkiye eski temsilcisi Safin Dizai’yi yollamıştır. Dizai 25 yıldır tanışıp danıştıklarını açıklamıştır. Annesi Mürüvvet Hanım tarafından dedesi Şerif Bey Palu ilçesinden Karadeniz Ereğlisine taşınmıştır.

Mehmet Ali Birand neye inanırdı?

Mehmet Ali Birand öldü ama geride ilginç hatıralar ve karanlık noktalar bıraktı. Fırsat şımarığı gazetecinin, ilahiyatçı Nihat Hatipoğlu ile diyalogları çok çarpıcıydı. Mehmet Ali Birand "İnançlı insan mısınız" sorusunu, "Ben Allah'a inanırım, camiye (hepsi birkaç kere) çok az gittim, namaz kılmam, böyle büyüdüm" diye yanıtlamıştı. Mehmet Ali Birand, kendi özel hayatıyla ilgili bilinmeyenleri Mesut Yar'ın programında anlatmıştı. Mehmet Ali Birand'ın dine bakışı karışıktı. İşte o gizemi Birand, bizzat kendi ağzından kaçırmış ve “dinler arasında bir kıyaslama yapmadığını” açıklamıştı. Yani tam bir Fetullahcı diyalogcu kafasındaydı. Ama Yahudi ve Hıristiyanların Tanrısına mı, yoksa Kur’an’ın anlattığı Allah’a mı inandığını özellikle gizlemiş, sır gibi saklamıştı. Ahmet Almaz’ın (Tarihin esrarengiz sayfası: Dönmeler kitabında -Kültür Yayınları Sh.139) Meclise giren dönmelerden saydığı İzzet Birand’la, babası İzzet Birand aynı insan mıydı, yoksa isim benzerliği miydi? Sorusu hala yanıtlanmamıştı.

Çeçenistan ihaneti Birand’ın notlarından çıkmıştı.

Mehmet Ali Birand, bir TV programında Vladimir Putin ile yaşadığı diyaloğu aktararak, AKP hükümetinin Çeçenistan ihanetini gün yüzüne çıkarmıştı. 24 Ekim 2009 tarihinde CNN Türk'te Ayşenur Arslan'ın hazırlayıp sunduğu 'Medya Mahallesi'ne konuk olan Mehmet Ali Birand, AKP hükümetinin Çeçenistan politikasına yönelik çarpıcı bir iddiada bulunmuştu. Programda Türkiye’nin dış politikasına dair değerlendirmelerde bulunan M. Ali Birand, “Erdoğan’ın başbakan olmadan önce Rusya devlet başkanı Vladimir Putin ile yaptı bir görüşmeyi” aktarmıştı. Birand, Erdoğan'ın bu görüşmede Putin'e Çeçenistan konusunda, ‘iktidara geldiğimizde size hiçbir şekilde zorluk çıkarmayacağız’ şeklinde söz verdiğini aktarmıştı. Birand’a göre, Rusya devlet başkanı Putin kendisine Recep T. Erdoğan’la arasında geçen konuşmayı şöyle anlatmıştı: Putin: "Sizin Başbakanınıza müthiş bir güvenim var, çünkü Başbakan olmadan önce Erdoğan bana geldi ve: 'Bu Çeçenler konusunda göreceksiniz bizim iktidarımız size hiçbir şekilde zorluk çıkarmayacak, bu konuda biz sorun yaratmayacağız' dedi. Ben de kendi kendime güldüm. Çünkü Erdoğan’ın geldiği yer belliydi. Çeçenistan konusunda hassaslığı ile bilinen Erbakan’ın ekibindendi, bu söylediğinizi yapamaz dedim. Ama Başbakan oldu ve sözünü yerine getirdi. Birand’ın bu iddiası, AKP hükümetinin 400 yıldır kendi topraklarını işgalden korumak için Rusya’ya karşı mücadele eden Çeçen halkına yaptığı dolaylı ihaneti ortaya çıkarıyordu. AKP hükümetinin iktidara geldiğinden bu güne geçen 11 yıllık süreçte, Çeçen sorunlarına karşı duyarsızlığı ve ilgisizliği de Birand’ın bu iddiasıyla örtüşüyordu. Başbakanlığı süresince Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile samimi ilişkiler kuran Başbakan Erdoğan’ın, Putin’e neden böyle bir söz verme ihtiyacı hissettiği de akıllarda soru işareti meydana getiriyordu![1]

Birand’a Esad’la görüşmesini kim yasaklamıştı?

Birand iki ay kadar önce Hüsnü Mahalli’yi aramış, Suriye'deki gelişmelerle ilgili sohbet yapmışlardı. Haziran 2012'de Şam'a gidememenin üzüntüsünü yaşıyormuş. Çünkü Mahalli’ye Esad ile görüşmek istediğini söylemiş, Esad da Birand'ı duyunca 'Hemen gelsin' demişti. Esad'ın onayını duyan Birand çok sevinmiş ve Şam'a gitmeyi kabul etmişti. Tüm hazırlıklar bitmiş, ama bir gün önce arayıp gidemeyeceğini söylemişti. Çünkü herhalde hükümetten gelen baskılar üzerine Esad’la randevusunu iptal etmişti. Nitekim baskılara boyun eğmeyerek Şam'a giden Utku Çakırözer ile sohbet eden Esad, Birand'ın gelemeyişine şaşırmış ve 'Birand gibi bir gazeteciyi hiçbir hükümet korkutamaz. Tam tersine hükümetler ondan çekinir' demişti. Beşşar Esad’ın: “Hükümetler Birand’tan çekinir” sözleri, Onun küresel güçlerin adamı ve Siyonist lobilerin elemanı olduğunun dolaylı bir ifadesiydi. Utku Cumhuriyet'teki köşesinde bunu yazmış ve Şam'dan dönüş yolunda Birand'ın kendisini aradığını ve Esad ile görüşmesinden dolayı kutladığını belirtmişti.

İşte Hüsnü Mahalli’nin itirafları:

“İstanbul'a döndüğümüzde Esad'ın kendisiyle ilgili söylediklerini ilettiğimde Birand çok duygulanıp 'Ne olur benim adıma ondan özür dile' demişti. Çünkü Esad'la çok samimi bir dostluk geliştirmiş, Esad da onu çok sevmişti. Nitekim Birand geçen yıl ameliyat olduğunda Esad'ın ofisinden aranmış, ulaşılmadığı için başkanın geçmiş olsun dilekleri iletilmişti. Birand da Esad’la konuşamadığı için çok içerlemişti.”

Sabataistlerin dayanışmaları ve gizli İslam düşmanlıkları

Yalçın Küçük, Gürcan Dağtaş’tan naklen, Sabataist “Evliyazadeler”in, Refah’a girdiği için ve Nakşibendi tarikatına meyletmesi nedeniyle Aydın Menderes’e kızdıklarını ve sabataist Evliyazadelerin İttihat ve Terakkiye yakınlıklarını anlatmaktadır. İzmir suikastı nedeniyle asılan sabataist ittihatçı Doktor Nazım’ı çok beğendiğini ama Atatürk’ün dış bakanı Doktor Rüştü Aras’ı hiç sevmediğini söyleyen Yalçın Küçük Doktor Aras’ın, kızı Emel’i genç ve parlak diplomat Fatin Rüştü Zorlu ile evlendirdiğini hatırlatmaktadır.

Doktor Rüştü Aras, “Rum” ya da Selanik mübadelesini yapan adamdır. Türkiye’de ve özellikle Trabzon’da, dünyanın en zenginlerinden bazıları orada yaşıyorlardı. Onları, topraklarından söktük, yerlerine Selanik ve çevresinden (sabataist Yahudi) zenginler ektik. Aras, sabetayisttir ve tekrarlıyorum; Musul’u, sapan sıkmadan veren insandır, şimdi “İkinci Israel” diyorlar. Aydın’ın annesi Berin Hanım ile Sevin’in annesi Emel, teyze çocuklarıdır. Ve bunları konuşurken, Aydın Bey bir ara bana, “Doktor Nazım için, “Büyük Dayım” deyiverdi; benim için “Büyük Devrimci” Doktor Nazım, Berin Menderes’in dayısı çıkıyordu. Doktor Nazım, İbrani asıllı ve sabetayisttir.

Sırlarla dolu Cumhuriyet tarihimiz

Siyonist Yahudi, Jabotinsky’i, bilmeden, Cumhuriyet tarihimizi bildiğimizi iddia edemeyiz, Menachem Begin, Jabotinsky için, “Israel’in hakiki kurucusu” diyor ki, doğrudur, İrgün/Ergun ve İzel/Ezel adlarını Jabotinsky’e borçluyuz; teröristtir, şimdi iktidarda olan Likud, Jabotinsky ve arkasından Begin’in işidir. İstanbul’da Siyonist örgütçü olarak bulundu; dört dergi yönetiyordu, Jeune Turc, “Jön Türk” bunlardan birisi idi ve siyonisttir. Çanakkale’de bize karşı savaşan “Siyonist Katır Birliği”, Kudüs’ü kaybetmemizde çok önemli olan Jewish Legion, Jabotinsky’nin marifetidir. Jabotinsky anılarında bir yerde, “I was not successful with Nazım Bey, The Secretary General Of The Young Turk Party, the author and the initiator of the revolution” diyerek Atatürk’e suikaste karıştığından idam edilen ittihatçı Dr. Nazımı övmektedir. Sık sık görüşüyordu, Devrim’i yapan ve bir anlamda Osmanlı’nın sonunu hazırlayan Doktor Nazım’dır; yakın arkadaşı Siyonist Jabotinsky, bunları söylüyor. Jabotinsky, Ben-Gurion’un rakibidir. Bana göre, Ben-Gurion, büyük fesatçıdır ve fırsatçıdır, ama Jabotinsky, daha açık, Türkler’i ve Arapları kahretmekten yanadır. Ve ben kitaplarımda Ben-Gurion’u, Kennedy ile Menderes’in ölümüne karar veren ve manipüle eden adam olarak yazıyorum.

27 Mayıs’ta Kapaniler

Hürriyet Partisi’ni daha çok İzmirliler kurdular, İbrani dilinde “İzmirian” diyorlar, sabetayistlerin Kapani koludur. Milli Birlik Komitesi’nde de Kapani ağırlığı görüyorum. Peki, Milli Birlik Komitesi’ne, Hürriyet Partisi’nin devamı diyebilir miyiz? sorudur.

Tel-Aviv’e giden generaller

Aydın Bey, Menderes’in kitabında, babasının Suriye’yi zaptetme sevdasında olduğunu yazıyor. Biliyorum, Belen Geçidi’nde, teyzemlerin mülkü vardı, biz de sayfiyeye çıkardık. Sonbahara doğru birliklerimiz Halep’in zaptına giderler ve sonra boş dönerlerdi. Aydın Bey’in tarihleri karıştırdığını sanıyorum; o zaman pek küçüktü, normaldir. Birisi sadece benim kitaplarımda yer alıyor; Orgeneral Erdelhun, Yardımcısı Sunay, Tekin Arıburun, Cemal Gürsel, Fahri Korutürk, Tel-Aviv’e gittiler, Suriye’nin zaptı için İsrail’le ortak planları yaptılar. Planlamada karşı tarafta İzak Rabin’i görüyoruz. Ama olmadı. Peki ne oldu; olan 27 Mayıs’tır ve Erdelhun ile Tekin Arıburun artık hapistedirler. Ama Gürsel, Sunay, Korutürk sırasıyla cumhurbaşkanı oldular.[2] Şimdi Yalçın Küçük’ün şu sorunun yanıtını da vermesi beklenirdi: Acaba Mehmet Ali Birand ve Onun manevi ağabeyi ve hamisi Abdi İpekçi, sabataistlerin hangi koluna ve masonların hangi ekoluna mensup kimselerdir?

Wily Brandt kimdir?

Gerçek adı “Herbert Ernst Karl Frahm” olup aslen Yahudi kökenlidir. 1969-1974 arası Federal Almanya Başbakanlığı yapan kişidir. Üniversite döneminde komünist düşünceleri nedeniyle mecburen Almanya’yı terk etmiştir. 1934’te Dünya Devrimci Gençlik Genel Sekreterliğine getirilmiştir. 1937 İspanya iç savaşında gazeteci olarak Yahudi sermayesine hizmet vermiştir. 1938’de Alman vatandaşlığından resmen çıkartıldığından Norveç uyruğuna girmiş, sonra Norveç pasaportu ve yeni adıyla Almanya’ya geçmiş, Norveç basın ataşeliğine getirilmiştir. 2. Dünya savaşından sonra tekrar Almanya vatandaşlığına geçip 1948’de SPD (Alman Sosyalist Demokrat Partisine) girmiştir. 1949’da Federal parlamentoya, 1957’de Berlin Belediye Başkanlığına seçilmiştir. Willy Brandt, AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu- şimdiki AB)nin çok koyu bir takipçisi ve destekçisidir. Bütün Avrupa’nın Yahudi sermayesinin güdümüne girmesi için yoğun bir çaba sarf etmiştir. 1974’te İsrail’e yarar sağlayan bir casusluk skandalına karıştığından istifa etmiştir. 1971’de Nobel Barış ödülü verilmiştir. Ekim 1992’de vefat etmiştir.

İşte bizim merakımız, genellikle Yahudilerin kullandığı “Brandt” soyadıyla, Mehmet Ali Birand’ın soyadı arasında sadece bir benzerlik mi, yoksa “derin ilişki mi?” olduğu meselesidir!

Sn. Recep T. Erdoğan’la, Mehmet Ali Birand’ın Ortak Kimyası!

Başbakan Erdoğan, Mehmet Ali Birand’ın vefatı dolayısıyla kendisini arayan muhabire: “Birand’ın kendisini arayıp helallik ve dua istediğini, kendisinin de, eşiyle birlikte sabah namazına kalktıklarında Onun bu arzusunu yerine getireceklerini” söylemesi ve tabi her nedense “sabah namazını kıldıkları” mesajını vermesi özellikle “Birand’la kimyevi benzerlik ve gönül birlikteliğinin bulunduğunu” vurgulamak üzere “Beraber kokoreç yiyecek kadar, kendisiyle kimyalarının uyuştuğunu” belirtmesi Ve yine ta, RP İl Başkanlığı ve İstanbul Belediye Başkanlığı döneminden beri Birand’la çok sıcak ve samimi ilişkilerini itiraf etmesi bize şu ayeti kerimeleri hatırlatmıştı:

“Ey iman edenler (Gerçekten Rabbinize ve Resulüne inanıp güveniyorsanız) sakın, Benim de, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin (İslam şeriatını gereksiz, geçersiz ve gericilik sayanları dost ve rehber edinmeyin) Siz onlara karşı meveddet ve muhabbet (sevgi ve destek) yöneltiyorsunuz; oysa onlar HAK’tan size gelen (Kur’an hükümlerini) inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a (ve Kitabının ahkâmına) inanmanızdan dolayı, elçiye de, sizi de (vatan, makam, imkân ve iktidarınızdan) sürüp çıkarmışlardır. Eğer siz (Gerçekten) Benim yolumda cihat yapmak ve Benim rızamı aramak amacıyla (yola) çıkmışsanız, (nasıl hala kalbinizde) onlara karşı sevgi ve destek (duygusu) gizliyorsunuz? (Oysa) Ben sizin gizli tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da bilirim. (Artık) kim sizden bunu yapar (Kur’an ahkâmına ve İslam ahlakına karşı olanlara sevgi ve destek sunar)sa, O kesinlikle (Hak) yolun ortasından şaşırıp sapıtmış olur” (Mümtehine-1)

“…(Hz. İbrahim gibi deyin ki:) Sizi (dost) tanımayıp inkâr ettik. (Yahudi ve Hristiyanların şirk koştukları gibi değil) Allah’a vahid (Bir, tek, eşsiz ve şeriksiz olarak ve Kur’an’ın tamamını hak, gerekli ve geçerli sayarak) inanıncaya kadar, aramızda ebedi bir kin ve düşmanlık baş göstermiştir…” (Mümtehine-4. Ayet ortası)

“Hubb” Ve “Vedd” Kavramları Kapsamında Sevgi Bağı!

Sevgi, birilerine yakınlık duyguları ve tüm canlıların fıtratına, genetik yapısına, Allah tarafından yerleştirilmiş bir gönül bağıdır. Sevgi özel bir çekim, (cazibe) ve ilgi duygularıdır. Sevgide var olan çekim (ya da cazibe) kuvveti, muhataplar arasındaki kan, iman, mekân, zaman, varlık bağıyla alakalı olarak değişik tezahürlerde karşımıza çıkmaktadır.. Genel olarak sevginin iki kaynağı vardır: 1- Yaratılışla birlikte insan genetiğinde var olan sevgi bağı, 2- Sonradan kazanılan gönül yakınlığı.

Kur’an’da sevginin bu iki farklı kaynağı ile ilgili olarak “hubb” ve “vedd” kavramları kullanılmaktadır. Kur’an’da sevginin odak noktasını oluşturan kelimeler, “hubb” ve “vedd” kökünden türeyen “muhabbet” ve “meveddet” olmaktadır. Hubb kavramı (Ha-Be-Be kökü), “Sevmek, sevdirmek, hoşlanmak, lezzet duymak, fazîletinden dolayı bir şeyi istemek, tercih etmek ve muhabbet beslemek” anlamında kullanılmıştır. Hubb; buğz kelimesinin zıddıdır. Muhabbet, iki varlık arasındaki karşılıklı sevgi anlamındadır[3].

Vedd kavramı (Vedd, Vidd ve Vüdd) ise, “Bir şeyi sevmek ve o şeyin olmasını istemek ve bu yönde desteklemek ve emek sarf etmek” demektir. Dostluk ve muhabbet manasını ifade eder. Vedd, “kâmil sevgi ve destek” anlamına gelir. “Sevginin en katıksız, en latîf ve en incesi ‘vüdd’ diye isimlendirilir”.[4]

Sevgi anlamına gelen hubb ve vedd kavramları, sözlüklerde birbirlerini açıklamak için kullanılmakla beraber aralarında ince farklılıklar bulunmaktadır. “Hubb, yaratılış ve hikmet yönünden her ikisinin de îcap ettiği konularda söz konusudur”. “Vüdd ise, sadece tabiatın meylettiği cihetledir”. Yani şuurlu ve sorumlu bir tercih ve destek söz konusu olmaktadır. Doğuştan gelen sevgi için “muhabbet”; sonradan kazanılan sevgi için ise “meveddet” kavramları kullanılmaktadır. İnsanın iyi davranışlar netîcesinde kazandığı sevgi ve birilerine sağladığı samimi desteği “mevedde” olmaktadır.

Evlilikle birlikte eşler arasında ortaya çıkan sevgi (Rum 21), akrabalar arasındaki sevgi (Şura 23), hayata karşı olan sevgi (Bakara 96) ve iman edenlere karşı yönetilen sevgi (Meryem 96) münafıklara ve inkar edenlere karşı yönetilen sevgi (Mümtehine 1) sonradan kazanılan ve ortaya çıkan sevgi olduğu için vedd kavramı kullanılmaktadır. Buna karşılık, Allah’ın sevdiği (Maide 42, 93; Bakara 222; Al-i İmran 146, 159) ve sevmediği kişiler ( Al-i İmran 57, 140; Nisa 107, Enfal 31,58; Enam 141, Araf 31, 54; Yunus 12; İsra 26–27; Nahl 22–24; Kasas 79; Bakara 190, 205, 276; Maide 64, 87; Hac38).

Bu iki kavramdan ayrı olarak Kur’an’da, sevginin değişik türevleri anlamında Velî, Hullet, Halîl, Bitâne, Şeğaf, Hemm, Sabve, Hevâ, Alâka, Futûn, Rızâ kavramları yer almaktadır. Kur’an’da sevgi karşıtı olarak da, Adâvet ve Buğz, Ğıll, Husûmet, Gazab, Nufûr, Kürh kavramları kullanılmaktadır.[5]

Acaba Sn. Erdoğan’la, müteveffa Birand’ın “ortak kimya”ya sahip olmaları, fıtrat ve karakter genlerinin aynılığından mı, yoksa “duruma göre dönmek” ve zoru görünce gömlek ve kimlik değiştirme” yeteneği ve geleneğinin yakınlığından mı kaynaklanmaktaydı?

Rahmetli Erbakan Hoca’ya göre Milli Görüşçünün kimyası şunlardı:

1-         Milli Görüşçü maneviyatçıdır, ahiret hazırlığını ve Allah rızasını öne alır; diğerleri dünyacı ve menfaatçidir.

2-         Milli Görüşçü, Hakkı üstün tutmakta ve her halde haklıyı ve mazlumu savunmaktadır; diğerleri ise güce dayanır ve güçlüden yanadır.

3-         Milli Görüşçü, nefis terbiyesini esas alır; diğerleri, şöhret, servet ve siyasi etiket gibi nefsi dürtülerinin peşinde koşmaktadır. Sn. Recep Erdoğan’la M.Ali Birand’ın kimyalarının hangi sınıftan olduğu ortadadır.

John Kerry ve Mehmet Ali Birand’ın benzerliği şaşırtıcıydı!

Hillary Clinton’dan sonra Obama tarafından Dışişleri Bakanı yapılan John Kerry’nin de ‘Müslüman bulaşığı’ olduğu ortaya çıkıyor ve Mehmet Ali Birand’la ortak bir “Kimya” taşıyordu. Biyografisine göre, John Kerry tanınmış bir Katolik ve onun ötesinde bir masondu. Bu kişi göğsünde haç/istavroz taşıyor ve elinde de bir Müslüman tespihi bulunuyordu. Tam bir diyalogcuydu. Yani Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim’e inanıyordu. Hatırlarsanız Süleyman Demirel’de Şevket Demirel’e; Kur’an-ı Kerim, tespih ve Makyavelli’nin Prens kitabını hediye ediyordu!

John Kerry’nin babaları tarafından ataları Avusturya’ya dayanıyor, David Cameron gibi soyları Yahudilerle kesişiyordu. Kendisi, dinler hakkında yaptığı incelemelerle tanınıyor, Kur’an, İncil ve Tevrat arasında farklılıklar bulunduğunu ikrar ediyor lakin iman noktasında ortak yönlerinin bulunduğunu da söylüyordu. Ataları üzerinden Yahudilerle kan bağına sahip olduğu gibi aynı zamanda Bush gibi Masonluk’la irtibatlı Kuru Kafa ve Kemik cemiyetine üye oluyordu. Aynen Mehmet Ali Birand gibi hayatının ilk devreleri Napolyon’un gençliğindeki gibi fakir ve kimsesiz geçiyor, ardından evliliklerle şansı yaver gidiyor ve talihi dönüyordu. Baba Bush karşısında girdiği seçimleri kaybetse de ABD derin devleti olan Yahudi Lobilerince önce Dış İlişkiler Komisyonu’na seçiliyor, ardından Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturuyordu. Beşşar Esad’la altı defa bir araya geliyor ve onu hep savunuyordu. Ama Suriye’nin de Arap Baharı kervanına katılmasından sonra Beşşar’ın çekilmesini istiyordu. Bu tavrıyla bizim Recep T. Erdoğan’a ne kadar da benziyordu! Püritenler gibi dindar olan John Kerry gençliğinde ciddi bir biçimde ruhban ve papaz olmaya karar veriyor, ancak araya engeller giriyor ve bugün karşımıza dini konularla ilgilenen dışişleri bakanı olarak çıkıyordu. Bu çelişikler yumağı, Yahudi dönmelerini ve onların karakter genlerini bilmeyenlere garip geliyordu.




[1] 25 Ocak 2013 – Milli Gazete- sh.9

[2] Prof. Yalçın Küçük, 22 Ocak 2013, Aydınlık

[3] İsfehani, Müfredat, Pınar yayınları, İstanbul (2007)

[4] İbn Kayyim el-Cevziyye, Medaricu’s-Salikin, İnsan yayınları, İstanbul, c:3 a:9-37 (2005)

[5] Prof. Dr. Burhanettin can – Milli Gazete – 25 Ocak 2013

 


Bu yazarin diger makaleleri

İBRADI KASABASININ SIRRI VE ŞANSLI TÜRKLERİN(!) GİZEMLİ BAŞARISI
         Şiir “İbradılıyız, çok şanslıyız Çünkü İbrani, asıllıyız… Bazen dindarız, İslamcıyız Solcu sağcı ve,...
Devami
EVLİLİKTE HUZUR PRENSİPLERİ VE MUTLULUK TESTİ
  Aile huzur ve mutluluğun kaynağı, beraberlik ve bereketin kaymağıdır. Başarılı...
Devami
DUA (ŞİİR)
  DUA      Dualara kalkan, eller aşkına Zalimi kahredip, kavursan Ya Rab!.. Kur’an’a tercüman,...
Devami
MOSSAD VE MOSHA'YA TAVSİYEMİZ!
  Kıvanç Değirmenli'nin önemli tesbitlerinden kesitler vermeden önce, bazı gerçeklerin...
Devami
İTTİHATÇI MASONLARA KARŞI, MUSTAFA KEMAL’İN SİYASETİ
  “Siyonizm’in amaçlarına ulaşabilmesi için Osmanlı'nın dağılmasını beklemeliyiz. Bu sureci hızlandıracak...
Devami
PORNO ŞEHVETİ, ÇOĞUNU MAHVETTİ! (ŞİİR)
  PORNO ŞEHVETİ, ÇOĞUNU MAHVETTİ!      Porno rezalettir, uzak dur sakın Huzur haysiyete,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2896

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR