Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün338
mod_vvisit_counterDün3480
mod_vvisit_counterBu Hafta30380
mod_vvisit_counterGeçen hafta29375
mod_vvisit_counterBu Ay16816
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16791171

IP'niz: 3.237.67.179
Bugün: 04 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12195808

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

CEMAAT’İN CERAHATİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Bazıları bu başlıkları ve yakıştırmaları ağır, acıtıcı ve kırıcı bulmaktadır. Oysa böyle çarpıcı, sarsıcı ve akılda kalıcı kavramlar ve yorumlar yapılmadan, maalesef bazı tahribatların vehameti kavranamamaktadır. Biz, “CIA-MAAT, CEMAATİN CERAHATİ[1], CEMAATİN ŞENAATİ[2]” derken, en yetkili ağızların itirafıyla artık resmen ortaya çıkmış bulunan “Paralel Yapı”dan, devlet içindeki CIA ile ilişkili “derin çatı”dan bahsettiğimiz açıktır. Yoksa, hayırlı bir hizmet hareketi bilerek ve hiçbir art niyet göstermeyerek Cemaat’in peşine takılan talebe ve takipçileri bu ithamların dışındadır. Ancak bunca olaydan, gizli ve kirli ilişkilerin ortaya çıkmasından sonra bile hala uyanmayanlar ve körü körüne haksızlığı ve yanlışlığı savunanlar ise, elbette bunların suçlarına ve sorumluluklarına ortaktır. Ve yine hatırlatalım ki, bu çarpıcı ve uyarıcı teşbih ve tenkitler, asla şahısları değil, tahripkâr hatalarını hedef almaktadır. Kaldı ki bu ifadelerin çok daha ağırlarını bizzat Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar ve yandaş yazarlar kullanıp durmaktadır.

Uzun zaman Fetullah Gülen Cemaati içinde kalan, onların yurtlarında okuyan, çok önemli sırlarına ve şebeke yapılanmalarına vakıf olan; ancak kendisinin iyi niyet ve istikametine merhamet buyuran Cenabı Hakkın hidayet ve inayetiyle ve bizim uyarıcı kitaplarımızın ve Milli Çözüm Dergisi yazılarımızın da etkisiyle gerçekleri fark edip onlardan ayrılan; çok cazip miktarlardaki rüşvet vaatlerini ve tehditlerini büyük bir cesaret ve metanetle reddedip dik duran değerli kardeşim Av. Ahmet Aydın bize oldukça çarpıcı bilgiler aktarmış, hatta bunları, özel davet üzerine yüksek emniyet bürokrasisiyle de paylaşmışlardı.

Oysa AKP’liler, AYM’de Gülen’i savunmuşlardı!

Anayasa Mahkemesi’nin 2008 yılında ‘laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak’la mahkûm ettiği AKP’nin savunmasında, F tipi örgüte sahip çıkılmıştı. AKP’yi kapatma davası iddianamesinde, Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanlığı dönemindeki laik devlet ilkesine aykırı eylem ve demeçleri ile ilgili bölümde, Fetullah Gülen’in yurtdışındaki okulları için yayınlanan genelge de yer almıştı. İddianamede şunlar hatırlatılmıştı: “Laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurmak suçundan hakkında dava açılan Fetullah Gülen isimli tarikat liderinin yurt dışında kurduğu okullar ticari şirket olarak değerlendirilip temas ve işbirliği yapılması, Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Bakanlığın genelgesi ile Büyükelçiliklerimizden istenmiştir.”

AKP ise savunmasında, iddianamede yer alan bu genelgenin Gülen cemaati veya başka irticai kuruluşlarla temas ve ilişki kurulması talimatı içermediğini öne sürerek “İddianamenin ekinde sunulan genelge fotokopilerinin incelenmesi hâlinde görüleceği gibi, bahsi geçen dernek, vakıf ve okulların faaliyetleri ve tutumlarına bağlı olarak ve yerel koşullar çerçevesinde temas ve işbirliğinde bulunma konusunun misyon şeflerimizin takdir yetkisi içinde bulunduğu hatırlatılmaktadır” ifadelerini kullanmıştı.

“Cemaat’i bizden öncekiler de destekledi” savına sığınmışlardı!

AKP savunmasında, Cemaat’le temasını meşrulaştırmak için kendisinden önceki iktidarlardan da örnekler sunmuşlardı: “Cumhurbaşkanlarımız (Turgut Özal ve Süleyman Demirel), TBMM Başkanlarımız (Mustafa Kalemli ve Hüsamettin Cindoruk), Başbakanlarımız (Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Bülent Ecevit), Dışişleri Bakanları dâhil Bakanlarımız (Şerif Ercan, Ahat Andican, Cumhur Ersümer, Necdet Menzir, Refaiddin Şahin, İstemihan Talay, Enis Öksüz vd.), Yargıtay Başkanımız Müfit Utku, Milletvekillerimiz (Murat Sökmenoğlu, Hasan Korkmazcan, Hayri Kozakçıoğlu, Yıldırım Akbulut, Nevzat Ercan, Masum Türker, Haydar Yılmaz, Lütfullah Kayalar, Onur Öymen vd.) ile diğer devlet adamlarımız (Alpaslan Türkeş, Em. Tümgeneral Prof. Dr. Ömer Şarlak, eski Hv.K.K. Org. Halis Burhan vd.) yurt dışı gezilerinde Büyükelçilerimizin de refakati ile anılan okulları ziyaret etmiş, destekleyici icraatlarda bulunmuş ve takdirlerini aktarmışlardır!.” diyerek şıracıları bozacılara şahit tutmuşlardı. Ve tabi bu resmi ifadeler, Rahmetli Erbakan’ın dışında Sağcı-Solcu, İslamcı bilinen hemen bütün siyasilerin CIA-MAAT’cı olduklarının, bizzat iktidar tarafından itirafıydı!?

Şimdi soralım, bu Bay Fetullahçılar ve Nurcular neden Erbakan şemsiyesinden kaçıp, Amerikan Himayesine sığınmışlardı?

Nuriye Akman'ın; Ilımlı İslamcı, Fetullahçı ve Amerikan şakşakçısı Zaman Gazetesinde yayınlanan röportajında, Nurcu Mehmet Fırıncı: "Biz her zaman Erbakan'dan uzak durduk, Süleyman Demirel'e destek olduk.. Biz başından beri: "siyasal İslam'ı değil, sosyal İslam'ı savunduk" anlamındaki sözleri, hem bunların ayarını ve ahlakını, hem de Erbakan Hoca'nın amacını ve haklılığını ortaya koymaktadır.

Nurcu ağabeylerinden Mehmet Fırıncı: "Erbakan tarafına geçseydik biz de onun anlayışında olmuş olacaktık. Hâlbuki biz sosyal İslam'ız. Erbakan ile beraber olmuş olsaydık, İran ve Kaddafi damgasını yerdik. Erbakan'ın gölgesi altında kalırdık. Biz Erbakan'ın şemsiyesi altına girmek istemedik. Çünkü siyasal İslam'ı Bediüzzaman kabul etmiyor” sözleriyle içlerini dışa kusmaktaydı. İşte bunlar Demirel'in tarafında yer alınca sosyal, Erbakan'ın tarafında olunca siyasi İslam oluyorlardı!?” sözleriyle, hem Bediüzzaman'ı çarpıtıp Risale-i Nuru istismar ettiklerinin, hem Erbakan'a iftira niyetlerinin kanıtlarıdır. Sonunda "Başörtülüler Arabistan'a gitsin" diyecek kadar İslami gerçeklere olan hıncını kusan Demirel'e, hala sahip çıkmaktan utanmayanların: Kur'ani hassasiyetten ve insani haysiyetten nasipleri işte bu kadardır. "Siyasal İslam'a değil, sosyal İslam'a talibiz", sözleri de: "İslam’ın, hayat ve huzur kaynağı olan ahkâm ayetlerini değil, sadece toplumdaki gelenek ve görenekleri ve bazı adet ve ibadetleri önemsiyoruz" anlamındadır ve bu itiraflar gerçek niyetlerini ve mahiyetlerini açığa vurmaktadır.

Ve zaten AKP’de Erbakan’a hıyanetleri, O’nun İslam Birliği ve Adil Düzen Projelerini engellemeleri karşılığı iktidara taşınmışlardı. Şimdi Cemaat’le kapışmaları ise sadece iktidardan pay kapma kavgasıydı.

Lütfen hatırlayınız: Türk Silahlı Kuvvetleri'nin merkezinde duran Kara Kuvvetleri'nin en hassas unsurlarının tek tek pasifize edildiği operasyonların ardı ardına yaşandığı bir konjonktürde (Süleymaniye, Şemdinli operasyonları, v.s.) mevcut Genelkurmay Başkanı ve müstakbel Genelkurmay Başkanı ile birlikte bir diğer karacı unsur olan Jandarma Genel Komutanı hedef tahtasına oturtulurken; dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı'nın bazı “demokratik tavırları!” "TSK'de Cömert Paşa Kriterler"i şeklinde kamuoyuna servis edilmesi fazlasıyla sırıtmaktaydı. Birileri Türkiye Cumhuriyeti'nin birliği ve güvenliği için artık karacılar gereksizdir havacılar yeterlidir” kanaatini, hem de Taha Akyol gibi gavur aşıkları ve Jakobenizm uşakları eliyle pompalarken, ayakları yere basan JİTEM pasifize edilirken, halkın üzerinden uçan İsrail'e modernize ettirilen F-16'lar görüntüye sokulmaktaydı. Bu yolda en etkin beyin yıkama operasyonları yürütenler ise Fetullahçı medya ile şimdi kapıştıkları yandaş medya yazarları ve yorumcularıydı.

Cemaat mi, MOSSAD mı?

Bursa SGK'ya yapılan operasyonun altından “Paralel böcek çıkmış, 1 milyon TL ödenerek alınan telefon santraliyle, tüm memurların dinlenerek fişlendiği anlaşılmıştı. Bursa SGK İl Müdürlüğü'nde uzun süredir çalışan personelin savcılığa verdiği dilekçe, paralel yapının kurumdaki yapılanmasını ortaya çıkarmıştı. Paralel yapının, şantaj amaçlı dinleme için 6 yıl önce 1 milyon liraya özel telefon santrali kurdurduğu saptanmış, Cemaat’in 'kurum imamı' olarak atadığı T. Y. isimli şef üzerinden tüm işlemleri takip ettiği ve kriptolu telefon aldırdığı belgelerle kanıtlanmıştı.[3]

Bu arada AKP'den istifa eden ve Cemaatçi bilinen Hakan Şükür gündeme bomba gibi düşecek iddialar ortaya atmıştı. Hakan Şükür, kendisini AKP'de kalmaya zorlayan kişinin Fetullah Gülen olduğunu açıklamıştı. Hakan Şükür Aksiyon Dergisi’nde yer alan röportajında istifa etmemesi için kendisine bakanlık teklif edildiğini aktarmıştı.[4]

Cemaat niye MHP’ye el atmıştı?

MHP Genel Başkan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, ilginç açıklamalarda bulunarak, kaset komploları hakkında: "Evet Cemaat geçmişte partimiz üzerinde oyunlar oynamıştır. Bir kere Cemaat'in okul faaliyetlerine baktığımızda bunlar hayırlı ve yararlı işlerdir. Ama Cemaat ya da kendi ifadeleriyle 'Hizmet Hareketi' elini herhangi bir siyasi partinin içine sokmaya kalkıyorsa bu yanlıştır" itirafını yapmıştı. Tuğrul Türkeş şunları açıklamıştı: “Cemaat MHP’nin içine elini sokmaya çalıştı, kestik. Net. Ha merkezi otoriteden yaptı, mahalli ilçe seviyesinde heveslendiler yaptılar, onu bilemem. Ama bir dönem Cemaat’le yakınlığı bilinen insanların ilde, ilçede diş tutmaya çalıştığını gördük. Ve müdahale ettik. Senin MHP’nin görüşlerine sempati duyup partide çalışman ayrı şey. Ama bir Cemaat yaklaşımı içinde 'Şuraların da ucunu ben tutayım’ demeye kalkarsan benim demokratik siyasi parti olma hakkımı zedeleyeceği için ben ona müdahale ederim.”

Ardından en tepedeki isim, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli tekrarlamıştı: “Böyle bir deneme yapılmaya kalkışılmış, ancak başarılı olmamıştır!” Tamam da, bu devlet sırrı mı? Türkeş ve Bahçeli neden yer, zaman ve isim vermekten imtina ediyorlardı? Kimseyi savunmak için söylemiyorum ama açıklasalar ayrıntıları, partiye sızmak isteyenlerin kimler olduğunu ifade etseler de kamuoyu da aydınlansaydı… Şaşırdığım bir nokta daha vardı; En küçük haberlere bile hemen açıklama yapan Cemaat, böylesi ciddi bir itham karşısında neden tek kelime etmiyorlardı?[5]

Bu isimler Cemaat itirafçıları olacaktı!

Beddua seansı sonrası aldığı tepkiler sebebi ile ekranlardan bir süreliğine çekilen Fetullah Gülen tekrar her gün yine ekranlara taşınmaktaydı. Herhalde panik içinde ondandı. Cemaati sadece madden değil manen de çöküyor ve kanamayı durdurmak için son çare diye bu yola başvurulmaktaydı. Cemaat artık para toplamakta sıkıntı yaşamaktaydı. Zaman Gazetesi yüz binlerce tiraj kaybetmiş ve kaybedilen büyük itibar sonucu camia içinde homurdanmalar başlamıştı. Bir grup “Hoca Efendiyi yanılttılar” deyip Cemaat içinde ayrı cephe açılmıştı. Paniğin en büyük gerekçesi ise bazı cemaatçilerin itirafçı olmaya karar vermesi kuşkularıydı. “Önceki gün öğle yemeğinde beraber olduğumuz Adalet Bakanlığı bürokratının aktardığına göre Cemaate mensup 10’a yakın isim itirafçı olmak için müracaat etmiş ki bu itirafçıların bazıları F Tipi yapının kurmay ekibinden sayılmaktaydı.” Mesela kamuoyunda tanınan iki yazar itirafçı olacaktı. Aynı şekilde daha önce yargının imamlığını yapan bir isim yine itirafçı sırasındaydı. Keza Emniyet Müdürü rütbesini taşıyan iki isim, emekli bir albay ve önemli bir işadamı itirafçılar arasında yer alacaktı. İşte bunun öğrenilmesi üzerine Camiada müthiş bir panik başlamıştı, zira bu itiraflar ile F Tipi Cemaat, PKK misali örgüt olarak tescillenip mensuplarının devletten uzaklaştırılması sağlanacaktı.” diyenler haklı çıkmakta, Cemaat’in önde gelen yazarları, iş adamları ve bürokratları, haklı ve hayırlı bildiklerinden değil, güçlü ve garantili gördüklerinden bir bir iktidarın safına katılmaktaydı. İşte bunların imanı da ihlâsı da bu kadardı.

F Tipi Cemaat’ten CHP’li Halk TV’ye Para mı aktarılmaktaydı?

Evet, Halk TV-Cemaat ilişkisine dair somut belgeler ortaya çıkmaktaydı. Son günlerde televizyonlarda Zaman Gazetesinin reklam kuşakları dönüyor ki Halk TV de bundan nasibini almaktaydı. Reklam para demek olduğundan bunun adı dolaylı yardımdır. “E canım, tanıtım için olamaz mı?” demeyin, Halk TV’den çok çok daha fazla izlenen kanallarda bu reklam çıkmamaktaydı. Cemaat kendine karşıt görse Halk TV’ye reklam vermeyeceğine göre demek ki aynı amacın yolcularıydı. Zaten öyle olmasa Bugün Gazetesinde Ergenekon’da yargılananlara peşin hükümle saldıran Hakan Aygün gibi biri Halk TV’nin genel yayın yönetmeni yapılır mıydı?

Ergenekon davası duruşmalarının görüldüğü salondaki kamera kayıtlarının Cemaat elamanlarınca silindiği belgelerle ispatlanmıştı. Avukat İrem Çiçek “mahkemenin hukuksuzluklarına delil niteliği taşıyan kayıtların heyetin bilgisi dışında silinemeyeceğini” vurgulamıştı.

Ergenekon davası yargılaması boyunca duruşmalarda kayıt altına alınan güvenlik kamera görüntülerinin son 6 aylık duruşmalar dışında silindiği ortaya çıkmıştı. Avukat İrem Çiçek hakkında Ergenekon duruşmasında celse arasında salonda bulunan bir güvenlik görevlisine hakaret ettiği gerekçesiyle dava açılmıştı. Çiçek, yargılandığı davada suç işlediği iddia edilen olay anına ilişkin salondaki kamera kayıtları görüntülerinin getirilmesini talep etti. Mahkeme bu talebi kabul ederek, 8 Mayıs 2014’te ilgili mahkemeye gönderdiği bir yazıyla görüntüleri istemişti. Özel yetkili mahkemelerinin kapatılmasıyla Ergenekon davasının yeni mahkemesi olan İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi ise 26 Mayıs 2014 tarihli yazısında şu yanıt enteresandı: “Kapatılan 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nin duruşmalarının görüldüğü mahkeme salonundaki güvenlik kamera kayıtları görüntülerinin son 6 aydan önceki kayıtlar silindiğinden istenilen görüntüler gönderilememiştir.”

İşte bütün bunlardan dolayı MGK’da Askeri Kanat Paralel Yapı’ya KCK’yı da katmıştı

En uzun Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında, tüm tarikatların değil, sadece F tipi örgüt ve KCK’nın “paralel yapılar” olarak tanımlanmasının konuşulduğu ortaya çıkmıştı. Askeri kaynakların: “Gelecekte başka yapılar da ülke güvenliği ve TSK açısından tehdit oluşturursa, onların da eklenmesi gündeme gelir” dediği yansımıştı. Bu MGK toplantısında “F tipi örgüt” için “illegal örgüt” tanımlaması yapılmış, toplantıda, askerlerin “açılım, peşmergenin Türkiye’den geçişi ve Jandarma ile Sahil Güvenlik Komutanlığının İçişlerine bağlanması” konularındaki itirazlarını gündeme getirdiği anlaşılmıştı. Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında ilk kez toplanmış, 10 saat 25 dakika süren toplantı bugüne kadar yapılan en uzunu sayılmıştı. Edinilen bilgilere göre, MGK’nın askeri kanadı PKK’nın Doğu ve Güneydoğu’da askeri hedef alarak terör eylemlerini artırmasına dikkat çekerek, “açılım” politikalarına itirazlarını aktarmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, MGK toplantısından önce yaptığı konuşmalarda sık sık paralel ile mücadeleyi gündeme getirerek Gülen Cemaati’nin “terör örgütü” olarak Kırmızı Kitap’a alınması konusunda teklifte bulunacağını açıklamıştı. Yine hükümete yakın medya kuruluşlarında, konuyla ilgili olarak MGK’da karar alındığı ve Cemaat’in “terör örgütü” olarak kırmızı kitaba gireceğine yönelik yayınlar yapılmıştı. Tarihî MGK toplantısında, “paralel yapı ile mücadele” konusu yaklaşık 25 dakika ele alınmış, Hükümet kanadı, bu konuda gerekli bilgileri aktartmıştı. Bir hükümet üyesi, örtülü olarak da, Gülen Cemaati’nin “terör örgütü” ilan edilmesi görüşünde olduklarını hatırlatmış, MGK’nın asker üyeleri de, buna destek çıkmıştı. MGK’nın asker kanadı “paralel yapı ile mücadelenin” tek başına bir cemaat ile sınırlandırılmaması gerektiğini vurgulayıp PKK, PYD, KCK ve diğer tehlikeli oluşumların ve tüm fraksiyonların da bu kapsama alınmasını savunmuşlardı.

Hüseyin Gülerce F tipi soruşturmada “Tanık”lık yapacaktı!

Zaman Gazetesinin eski yazarlarından Hüseyin Gülerce F tipi örgüt soruşturması kapsamında İstanbul Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Fuzuli Aydoğdu’ya yaklaşık 2 saat ifade verip itiraflarda bulunmuşlardı. Twitter paylaşımlarından 25 Aralık’ı önlemeye çalışmış gibi bir algı oluştuğunu belirten Gülerce, “Savcıya Twitter’da belli harf sayısıyla tweet atıldığını, cümle baştan okunursa böyle bir anlam çıkarılamayacağını, bunun zorlama bir şey olduğunu söyledim. Ben bunları gördüğüm, üzüldüğüm için durdurmaya çalıştım; yoksa 25 Aralık’ı bilip de önlemeyen de namerttir” diye yanıtlamıştı.

Savcının “Sizin zaman gazetesindeki bu çizgi farklılığınız ne zaman başladı?” diye sorduğunu aktaran Gülerce, “7 Şubat’a kadar hiçbir ciddi problemim yoktu, ertesi gün 8 Şubat’ta Zaman gazetesi MIT ifadesiyle ilgili şu başlığı attı; ‘Savcılar bugüne kadar haklı çıktı.’ Nasıl oluyor da bir iddia makamı için bir gazete “Savcılar hep haklı çıktı” manşetleri atmaktaydı. “Bunu ben niye eleştirdiğimi de anlattım Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nda. İkincisi böyle yapınca yargıda arkadaşımız yoktu savcıya sahip çıkmış oluyorsunuz ama en önemlisi bu hükümete karşı bir savaş ilanıdır. Çünkü MİT Müsteşarı, Erdoğan’ın Başbakanken yaptığı bir tayindir ve kendisi için çok önemli bir makamdır. Bu doğrudan MİT üzerinden müsteşarı ve personeli üzerinden Başbakan’a yönelik bir hareket sayılır” dediğini aktarmıştı.

Gülerce, 7 Şubat MİT krizindeki tavrın, Gezi olaylarında Tayyip Erdoğan’a yönelik eleştiriler, 17-25 Aralık ve yerel seçimlerin kendisi için Zaman gazetesinde kırılma noktası olduğunu ifade ederek, “Savcı, bendeki kırılmayı sordu ben sırayla dedim ki 7 Şubat’taki MİT krizindeki tavır. İki gezi olaylarındaki hiç görülmeyen üslup yanlışlığı. Erdoğan’ı eleştirmenin ötesinde hakaret etme noktası benim için kırılma noktasıydı. Benim koptuğum an 25 Aralık” diye konuşmakta ve Cemaat gemisinin battığını görüp Recep Erdoğan’a sığınmaktaydı.

Hüseyin Gülerce: "Cemaat böyle giderse dağılır!"[6]

Fetullah Gülen cemaati ile 35 yıllık ilişkisine son veren, Cemaat’in en önde gelen isimlerinden Hüseyin Gülerce, “Cemaat’in devleti ele geçirmek istediğini ancak kaybedeceğini ve dağılacağını” hatırlatmıştı. Hüseyin Gülerce, Hürriyet gazetesinden Ahmet Hakan'a çarpıcı açıklamalar yapmıştı. 7 Şubat Krizi olarak adlandırılan MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın ifadeye çağrılmasıyla sarsıldığını ve 17-25 Aralık soruşturmaları ile Cemaat’in, Hükümet’e topyekûn savaş açtığını söyleyen Gülerce, ayrılma sürecinin böyle başladığını anlatmıştı.

Zaman gazetesinin eski genel müdürü Hüseyin Gülerce, Cemaat'ten nasıl ve neden koptuğunu anlatırken: “Cemaat’in kurmay takımı "Erdoğan gitsin, AKP kalsın" planı çerçevesinde davrandı. Erdoğan gittikten sonra AKP Meclis Grubu'ndan "Hizmet tandanslı ve Cemaat’in güdümüne bağlı bir hükümetin çıkabileceğini ummuşlardı. Kısaca yönetime hâkim olmaya çalışmışlardı. Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, hepsi çok ciddi iddialarda bulunmaktadır, bunları yok saymak imkânsızdır. Bunlar ispatlanırsa Cemaat dağılır!” itirafında bulunmuşlardı.

Fetullah Gülen'i ziyaret eden Marslı çocuk masalı!

Fetullah Gülen'in yankı uyandıran son sohbetinde söylediği Marslı çocuk iddiası pek çoğunu meraklandırmıştı. Gülen'in kendisini ziyaret ettiğini söylediği Marslı çocuğun 9. Türkçe Olimpiyatları'nda Marslı taklidi yapan Romanyalı öğrenci Christian olduğu kıvırmaları da tutmamıştı. Fetullah Gülen'in Cemaat’in tabanına (AKP’ye hücumda) "vites yükseltin" talimatı verdiği sohbette ilginç bir detay ortaya çıkmıştı. Herkul.org.'ta yayınlanan "Mazlumlara Düşen Vazifeler" başlıklı sohbetinde F. Gülen, Marslı çocuğun kendisini ziyaret ettiğini açıklamıştı: “Yıldızlarda gideceğimiz yer var mı? Mars’ta… Çinliler mi Hintliler mi Mars'a şimdi uydu göndermişler. Evet varsa bir canlı manlı filan. Bir keresinde gelmişti bir çocuk oradan. Buraya da geldi beni ziyaret etmek için Marslı çocuk. Belki vardır… Fakat biz vardır diye bence aramalıyız onları. Nam-ı celili Muhammedi oralara taşımalıyız" diyen Fetullah Gülen keramet uydurmakta ve riyakârlık yapmaktaydı.

Yılmaz Yalçıner, Fetullahçı Gazeteciler Vakfı’nın meşhur Çırağan iftar yemeğinde su gibi içki kullanıldığını, bunu Hüseyin Gülerce’ye sorduğunda “İsteyen kendi cebinden ödeyip içiyor, biz karışmıyoruz!” yanıtını aldığını, ama daha sonra içki dahil bütün masrafların Cemaat Vakfınca karşılandığının saptandığını anlatmıştı.[7]

AKP’nin mağduriyet edebiyatı da sahtekârlıktı

AKP Hükümeti her seçimde farklı bir mağduriyet edebiyatı yapmaktadır. Biliyorsunuz son zamanlarda da Cemaat’e atıfta bulunarak; paralel yapının kendilerini mağdur ettiğini savunmaktadır. Bunlarda doğruluk payı elbette vardır. Fakat bu Cemaat’le yıllarca ortaklık yapan, Cemaat’in bizzat eliyle yürüttüğü ılımlı İslam ve dinlerarası diyalog çalışmalarına katılan Erdoğan ve adamları bunları ne çabuk unutmaktadır. Örneğin Kasr-ı Arifan Dergisi Aralık 2011 sayısında Ali Eren’in makalesinde; 2002 seçimleri akabinde tertiplenen II. DİN ŞURASI’nda; Dinlerarası Diyalog Komisyonu oturum başkanlığını yapan Diyanet’ten sorumlu bakan yapılan Mehmet S. Aydın’ın konuşmasını aktarmaktadır. AKP’li Bakan Mehmet S. Aydın’ın orada sarf ettiği; ”Ben Avrupa’ya gittiğimde kiliseye çok giderim. Büyük zevk duyuyorum” ifadelerini makalesine taşımıştır. Eski Başbakan’ın sürekli ifade ettiği; ”Paralel yapı bizi kandırdı!” sözleri saflık mıdır, yoksa mağduriyete sığınmak mıdır? Maalesef 28 Şubat’ta paralel yapının Milli Görüş’e olan tavrını bilmeyen var mıdır? Bunlara rağmen eğer bir araya gelip bir anlaşma yapmışsanız ve bu anlaşmaya uyulmadıysa, işte o zaman kandırılma vardır. Öyle ise böyle bir anlaşma kime karşı ve ne kasıtla yapılmıştır?

Şimdi izan ve vicdan sahibi olanlara hatırlatıyoruz: Daha önce Vatikan’a gidip Papa’nın ellerini öperek “Haçlı misyonunun aciz bir elemanı olduğu” anlamındaki küfür ve nifak sözlerini sarf eden Fetullah Gülen’le, şimdi “Kutsiyetpenah” diyerek hâşâ ilahlık vasfı verdiği yani Papa’nın himayesine giren ve Türkiye’ye davet edip hürmet gösteren Sn. Recep T. Erdoğan, elbette aynı itikat ve karaktere bağlıydı!

Savcı paralel yapı kazanırsa başına gelecekleri anlatmıştı!

Malatya Cumhuriyet Savcısı Tayanç Çalışır, paralel yapının HSYK seçimini kazanması durumunda başına gelecekleri kaleme almıştı. Savcı Tayanç Çalışır, “Paralel yapı kazanırsa, yazgısal değil ama yargısal bir cinayete kurban gideceğim, buna ‘dur’ diyelim” diye yakınmıştı. Savcı Tayanç Çalışır, “Faşist Paralel Yapı Kazanırsa Başıma Gelecekler” başlıklı bir yazı hazırlamış ve “Paralel yapının HSYK’yı ele geçirmesi durumunda başıma neler geleceğini tahmin edebiliyorum” diyerek, meslektaşlarını uyarmıştı. Star gazetesinde yer alan habere göre Cumhuriyet Savcısı Kurtuluş Tayanç Çalışır, facebook sayfasında 12 Ekim’de yapılacak HSYK seçimleri öncesinde meslektaşlarına böyle çağrı yapmıştı.

Yeni Şafak yazarından Cemaat’e ihanet iması!

Yazar İsmail Kılıçarslan, Kosova'da tüm İslami oluşumların üzerine giden polisin nedense Cemaat’in hiçbir kurumuna dokunmadığına dikkat çekip onları işbirlikçilikle suçlamıştı. Kosova'da son dönemde İslami STK'lar hedef tahtasındaydı. Çok sayıda vakıf ve derneklere, IŞİD'e yardım ve yataklık gerekçesiyle baskın yapılmıştı. Kosova'da okul, cami inşa eden ve eski eserleri restore eden Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı'nın (TİKA) İŞİD'i finanse ettiği suçlaması kafaları karıştırmıştı. Bilindiği gibi son dönemde Cemaat’e yakın medyada iddialarla ilgili haberler yer almıştı. Yine Taraf yazarı Emre Uslu, 25 Eylül tarihli "TİKA kurumlarına IŞİD kıskacı" başlıklı yazısında TİKA'nın bağlantılı olduğu kuruluşların şüpheli olduğunu yazmıştı. Ve her nedense AKEA dahil Kosova'daki 'İslami oluşumların' hepsine dokunan Kosova polisi, bir cemaatin hiçbir kurumuna dokunmamıştı.

Mumtazer Türköne; Çok uğraştığı ve her hileye bulaştığı halde Cemaat’in BANK-ASYA’sını batıramayan Erdoğan’ı “Geçmiş olsun gücün bu kadarmış!” diye alay konusu yapmıştı. Haşim Kılıç tarafından görevden alınan mahkeme raportörü Emin Kaya’nın “Haşim Kılıç Cemaat yandaşlarının kadrolaşmasına göz yumuyor” iddiaları üzerine aynı kuruma operasyon hazırlığı başlatılmıştı. Birçok paralelci yazar: “Bunca saldırı ve sataşmaya rağmen 160 ülkedeki okullarımıza, sinek kanadı kadar zarar veremediler” diye AKP’ye karşı horozlanmaktaydı. Ama Cemaat’in ve F. Gülen’in Sn. Erdoğan aleyhine açtığı hakaret davası sonuçlanmış ve “suç unsurunun oluşmadığı” kararı çıkmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın nitelemesiyle "sır zinciri" gibi örgütlenen bu yapı, neticede siyaseti dizayn etmeye soyunan yeni bir vesayet odağı olarak karşımıza çıkmıştı. İlkin Emniyet ve Yargı'yı ele geçiren Cemaat, bu alan üzerinden siyaseti ve toplumu kontrol etmeye başlamıştı. Medyaya, siyasi partilere, diğer cemaat ve sivil toplum kuruluşlarına sızmış, Emniyet ve Yargı üzerinden geliştirdiği operasyonlarla devlet içinde daha büyük bir güç sağlamıştı. Cemaat'in ilk günden beri amacı devleti kontrolüne almak, siyaseti yeni güç dengelerine göre yeniden yapılandırmaktı. Bu nedenle Cemaat kendi varlığını HSYK üzerinden korumaya alma telaşındaydı. Bütün olanaklarını HSYK'daki kontrolünü korumak için harekete geçirmiş durumdaydı. İşin doğrusu bu kale düşmeden Paralel Yapı’nın gücünün kırılması da imkânsızdı. 12 Ekim'deki HSYK seçimleri bu anlamda büyük önem taşımaktaydı. HSYK, Cemaat'in tek başına hâkim olduğu bir kurum olmaktan çıkarılıp çoğulcu bir yapıya kavuşturulmalıydı” diyen yazarlara sormak lazımdı: HSYK seçimlerini kazandığınıza göre AKP artık Paralel tehlikeden kurtulacak mıydı?

Oysa yıllarca Zaman gazetesinde Fetullah yalakalığı yapan Etyen Mahçupyan, Cemaat gemisi su almaya başlayınca hemen kaytarıp Erdoğan’a sığınmış ve “Kamusal alanın Cemaat tarafından fethedildiği” uyarısını yapmıştı.

Sonuç olarak:

Her şey Cenabı Allah’ın kader projesine uygun ortaya çıkmakta, bizim ruh ekranlarımızda Rabbimiz Teâlâ’nın ezelde tayin ve taksim ettiği sürekli bir yaratılış yaşanmaktadır. Bu herkesin ve her kesimin, kendi niyet ve gayretinin karşılığını alacağı bir imtihan programıdır. AKP ve Cemaat de; akla, vicdana ve Kur’an’a göre haram, haksız, yanlış ve batıl irtibat ve ittifaklarla, Rahmani değil şeytani safta yer almaktadır. Ancak, dini istismar kasıtlı da olsa, birçok girişim ve hareketleri sonuç itibariyle İslam’a yaramakta ve insanlığın hayrına bazı sonuçlar doğurmasına vesile olunmaktadır. Herkesin gerçek amacı ve ayarı ahirette ortaya çıkacaktır.

 


[1] Cerahat: Derin yara ve çıbandan çıkan pis kokulu kötü sıvı

[2] Şenaat: kötü ve ürkütücü davranış, ahlaksız ve acımasız tavır.

[3] www.sabah.com.tr, 24.11.2014

[4] www.internethaber.com, 01.11.2014

[5] Adnan Öksüz, Milli Gazete

[6] www.cnnturk.com, 01.11.2014

[7] A Haber TV, Mehmet Ali Önel, Deşifre


Bu yazarin diger makaleleri

BAŞKANLIK (Kum)PASI (*) VE Kendi Kalemize GOL KRALLIĞI
Ülkemizin 2015 yılı itibariyle külçe altın rezervlerinin yüzde 76’sı İngiltere’ye...
Devami
YARGI REFORMU MU, KAYGI DEPOSU MU?
Açılım projelerinin de, Anayasa değişiklik paketlerinin de; AKP’nin kendi kanaat...
Devami
İRAN'A SALDIRI SENARYOSU VE ZAMAN GAZETESİNİN SOYSUZLUĞU
"İsrail'in oturup roket bekleyecek hali yok"muş!.. ABD Dışişleri Bakanı...
Devami
BAZI ALEVİ BEKTAŞİ OLUŞUMLARI VE KİRLİ AMAÇLARI
Bazı Alevi öncüleri: "Ankara'daki yürüyüşü düzenleyenler Alevi-İslam değil; Allah'ı tanımayan...
Devami
STRATEJİK KÖLELİK
  ABD yönetimine yakınlığı ve muhafazakârlığı ile tanınan Heritage Foundation'ın...
Devami
AKP’DEN KAHRAMAN AKREPTEN “BAL YAPAN” ÇIKAR MI?
AKP Ankara’sının 12-14 Ekim 2009 tarihlerinde Konya’da yapılacak ve savaş...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1670

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR