Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2148
mod_vvisit_counterDün3126
mod_vvisit_counterBu Hafta27049
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay124964
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16762939

IP'niz: 34.200.252.156
Bugün: 29 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189076

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

TERÖRÜN DİNİ?!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Terör: İhtilalci grupların giriştikleri şiddet hareketlerinin tümüne denir. Özellikle Fransız Devrimi sırası ve sonrasında oluşturulan anayasa Meclisine ve Birinci Konvansiyona karşı yapılan anarşik hareketler terör olarak isimlendirilmiştir. Terör, insanlık tarihi boyunca çok farklı amaçlar taşıyan ve değişik metot ve araçlar kullanan, sindirme hareketleri olarak süregelmiştir. Bir toplumda kuşku ve korku dalgası oluşturarak, huzur ve güven ortamını sarsmak... Mevcut hükümet ve sistemden ümit kesen halk kesimlerini kendi yönetim ve denetimi altına girmeye mecbur bırakmak hedefini güden terör eylemleri, 2. Dünya Savaşından sonra iyice yaygınlaştı. 1970’li yıllarda ise tamamen azgınlaştı. Genellikle dünyaya hâkimiyet kurmak isteyen küresel çetelerin (Siyonizm’in ve Emperyalizmin) iyice zayıflatmak ve kendisine bağımlı kılmak istediği ülkelerdeki terör odaklarını CIA, MOSSAD, KGB gibi istihbarat birimleri eliyle kurup kullandığı ortaya çıkmıştır. Türkiye’mizde komünist solculuk, faşist sağcılık ve mafyacılık, bölücü Kürtçülük akımları bunlardandır.

1970-1980 arası ülkemizi kan gölüne çeviren sağ-sol kavgaları; 1977’de 35 kişinin öldürüldüğü 1 Mayıs olayları, 1 Nisan 1978’de Belediye Başkanı Hamido’nun paketli bomba ile öldürülmesi üzerine patlayan kanlı Malatya kargaşaları, 9 Ekim 1978’deki 10 kişinin kurşuna dizildiği Ankara Bahçelievler katliamları, 22-24 Aralık 1978 Kahramanmaraş’ta 110 kişinin öldürüldüğü iç savaş senaryoları ve 1980 sonrası Kürtçü bölücü PKK’nın binlerce masum cana malolan vahşi kıyımları ve daha sonra Kürtçü-İslamcı kılıflı Hizbullah’ın acımasız cinayet dosyaları, hafızalarımıza kazınan terör hatıralarıdır. Milli birliğimizi ve dirliğimizi dinamitleyen bütün bu acı ve yıkıcı süreçte hem sağ-sol terörüne, hem Hizbullah cinayetlerine katılan İmam-Hatip çıkışlıların sayısı, diğer okul mezunlarının yüzde birinden az olması, açık bir gerçek olarak ortadayken, buna rağmen din eğitimi almış herkesi “teröre teşne insan” gibi gösterme gayretleri, şeytana hizmetkârlıktır.

Fransızca; yıldırma, usandırma, kargaşa çıkarma anlamına gelen terörün, en tehlikeli ve etkili diğer bir biçimi de, “Devlet Terörü”dür. Bir hükümetin, kendi muhaliflerini sindirmek veya kurulu sistemin tabulaştırılmış ideolojilerini sürdürmek ve aykırı sesleri kesmek üzere; ordu, polis, yargı gibi devlet güçlerini kullanarak uyguladığı resmi ve siyasi, ama sinsi bir terör uygulaması, maalesef ülkemizin ve milletimizin çok çektiği ve hala çekmeye devam ettiği bir talihsizliktir.

Milli ve yerli değerlerimize sahip çıkan, ilmi ve insani gerçekleri savunan ve halkı şuurlandırarak, Siyonist sömürü çarkına çomak sokanları devre dışı bırakmak üzere Erbakan’a karşı üç ihtilal yapılması, 4 partisinin kapatılması, Cumhuriyet tarihinin en hayırlı ve başarılı iktidarının yıkılması, defalarca siyasetten yasaklanması, bunlar da yetmeyince, haksız ve dayanıksız bahanelerle ve bağrındaki münafıkların hile ve hıyanetleriyle çeşitli cezalara çarptırılması, bunun en taze ve yürek ezen örnekleridir... Ve tabi, Atatürk’ün de, büyük devrimi öncesi idama mahkûm edilip suçlandığını, apoletlerinin sökülüp bütün resmi yetkilerinin elinden alındığını, ama bütün bunlara rağmen, Milleti arkasına alarak imkânsız olanı başardığını da hatırlatmamız gerekir.

Evet, işte herkesin bildiği ve yakından takip ettiği BOTAŞ yolsuzluk davasında, sanıkların suçu sabit görülüp, her birine 1 yıl 2 ay hapis ve 2 milyon para cezası veriliyor ve bu suçları tekraren işlediklerinden cezaları arttırılıyordu. Ancak, iyi halleri göz önüne alınarak, hapis cezaları paraya çevriliyor ve toplam 6 milyon 46 bin lira ile kurtuluyordu. Ama Erbakan Hoca’nın dayanaksız iddialarla açılan kasıtlı davası hem de yetkisiz bir mahkeme tarafından, 2 yıl hapis kararıyla sonuçlanıyor ve onaylanıyordu. Yani devleti defalarca ve 90 trilyon soyanlara, 6 milyon para cezası… Ama RP’ye devletin kendi verdiği 1 trilyonun harcanmasında güya usulsüz yapılmış iddiasına, 2 yıl hapis reva görülüyordu!? Evet, birileri Türkiye’yi karıştırıyor ve terörü teşvik ediyor, insanları kışkırtıyor, ama Milli Görüşçüler, bu fitne ve fesatlıklara tevessül ve tenezzül etmiyordu. Çünkü Milli ve haysiyetli bir diriliş, direniş ve devrim bekleniyordu!..

Hâlbuki:

1- Anayasamızın 68/2. maddesine göre: - "Siyasi Partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır." Bundan dolayı siyasi partiler derneklerden ve diğer tüzel kişilerden farklı olarak Anayasanın özel teminatı altına alınmıştır. Bu meyanda siyasi partilerin mali faaliyetleri ile ilgili konular ve bunlarla ilgili müeyyideler Anayasanın 69/3. maddesi ve siyasi partiler yasasının ilgili maddeleriyle özel bir şekilde tanzim olunmuştur. Bu esaslar Anayasamızın ve demokrasimizin temelini oluşturmaktadır.

2- Özel kanun varken genel kanunların hükümleri uygulanamaz.

3- Anayasa'nın 69/3. maddesi ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 74. - 76. maddeleri gereğince;

- Siyasi partilerin gelir ve giderlerinin İNCELENMESİ,

- Bunların belgelerinin ve harcama maksatlarının yasalara uygun olup olmadığının TESPİTİ,

- Yasalara aykırı bir harcama varsa bunun Hazineye gelir kaydedilmesine karar alınması,

- Yasaya aykırı harcama yapılmış ise ilgili parti mensubundan tahsilinin talep edilmesi,

- Ve varsa suç işleyenlerin tespiti ile Cumhuriyet Başsavcılıklarına suç duyurusunda bulunma, görevi sadece Anayasa Mahkemesine verilmiştir. Bu görevlerin ister tasfiye, isterse herhangi başka bir sebeple olsun, idari veya yargısal herhangi bir mercie verilmesi Anayasanın 69. ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 74-76. maddelerine aykırıdır.

4- Refah Partisi Genel Merkez ve Taşra Teşkilatlarının 1997 yılı mali faaliyetleri ile ilgili bütün resmi kayıtlar Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünce muhafaza edilmektedir. Bu evrakların hepsi, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 6.3.2002 tarih ve 1998/271 esas ve 2002/43 sayılı kararına dayandırıldığı; "O tarihte Türkiye'nin en büyük partisi olan Refah Partisi'nin 1 Ocak 1997'den, 22 Şubat 1998 tarihine kadar geçen 14 aylık süre boyunca Genel Merkez ve Taşra Teşkilatlarının hiçbirisinde bir tek kuruşluk dahi harcama yapılmadığı" kabulünün gerçeğe aykırı olduğunu açık bir şekilde ispat etmektedir.

5- Sadece 3. ve 4. Maddelerde açıklanan bu iki sebep dahi adı geçen mahkeme kararının usul ve esas yönünden isabetli olmadığını ispat için yeterlidir.

6- Bu kararın konusunu oluşturan iddia ile ilgili davalar, davalıların bir kısmı hakkında Ankara Mahkemelerinde halen devam etmektedir.

7- Yukarıda açıkladığımız sebeplerden dolayı, mezkûr kararda adli hata yapıldığına ve bu kararın karar düzeltme yolu veya iade-i muhakeme yoluyla yasalara uygun bir şekilde en kısa zamanda hukuken düzeltilmesi gerekmektedir.

Bütün göstergeler İstanbul’da Sinagok’a ve İngiliz Bankasına yönelik terör saldırılarının da “Küresel Çete” (ABD’deki Siyonist güçler ve İsrail) tarafından yapıldığını akla getirmesine rağmen, malum ve mel’un güçler ve işbirlikçileri ısrarla “İslami Terör” kavramını kullanmaya devam ediyorlardı!

“Katlettiği bir cana karşılık olmaksızın veya yeryüzünde (ve ülkesinde) yaptığı anarşi ve fesadı önleme amacı taşımaksızın, kim bir kişiyi (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur”[1] diyen bir merhamet ve fazilet dini olan İslam’ı “terörün kaynağı”, Müslümanları da “potansiyel terörist” göstermeye çalışan bu azgınlar, sanki İslam’a saldırmak için böyle bir bahane bekliyorlarmış gibi davranıyorlardı. Evet her din mensubu, yozlaştırılarak ve beyni yıkanarak terörist yapılabilirdi. Kimliğinde Müslüman yazan her hangi bir insan da her günaha girebileceği gibi, anarşist de olabilirdi. İslam tarihinde meşhur Hasan Sabbah’ın esrarkeş fedaileri, daha önce sahabeyi katletmeyi mubah, bir kuş öldürmeyi ise büyük günah sayan ve bizdeki Hizbullahçıları çok andıran Hariciler gibi teröristler de çıkagelmiştir. Bunların benzeri ve çok daha beteri, Hıristiyanlar, Yahudiler ve diğer dinler içerisinde de görülmüştür ve İngiltere-İrlanda arasında ilkokul çocuklarını bile hedef alan mezhep katliamları hala devam etmektedir. Ancak, bütün bunlar bahane edilerek Hıristiyan terörizmi, Yahudi terörizmi demek ne kadar haksız ve yanlışsa, “İslam Terörü” de o kadar insafsızdır ve kasıtlıdır. Emperyalizm ve Siyonizm ise Yahudilik ve Hıristiyanlıktan başka bir şeydir. Ne var ki bu tür terör eylemlerine genel bir ifade olarak “Dini Terör” demek belki münasip olabilirdi. Fakat eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ün Çukurova Üniversitesi kuruluş yıldönümü törenleri için gittiği Adana’da “Radikal İslam, İslam’dır!?” diyerek, İslam’ı terörün tarlası gibi göstermesi, içindeki gayzın ve garazın bir ifadesidir.

Hâlbuki on binlerce Yahudi’yi yakan Hitler Müslüman değildi. Milyonların katilleri Stalin ve Lenin Müslüman değildi. Amerika’ya yerleşirken, yüz binlerce Kızılderili’yi soykırıma uğratanlar Müslüman değildi. Bugün bile zenci ve Asya kökenli vatandaşlarını copla dövüp öldüren polisler Müslüman değildi. Daha birkaç sene önce yüz binlerce Boşnak Müslümanı kurşuna dizen Sırplar Müslüman değildi. Filistin halkının yarısını acımasızca öldüren, yarısını sürgüne gönderen Siyonist caniler Müslüman değildi. Evet dünyanın tanıdığı en vahşi kanlı krallar, Kazıklı Voyvodalar, toplu soykırımcılar Müslüman değildi!...

Japonya’ya atom bombası atıp milyonları canlı canlı kavuranlar, Sabra ve Şatilla katliamlarını yapıp şimdi başbakan olanlar, hangi dindendi? Üstelik İstanbul’daki kanlı eylemin tetikçilerinin irtibatlı bulunduğu ileri sürülen El-Kaide’nin, Amerika’nın kurup kullandığını artık herkes bilmekteydi. Ve hatta ABD’nin Afganistan’a yerleşmesinden sonra Afyon üretiminin tam üç kat artması dikkat çekmekteydi. Ama bazı yazar ve yorumcu bozuntuları, taşı atanı görmezlikten gelip, atılan taşın peşinden koşan zavallı mahlûklar gibi, ille de tetikçilerin ve onların bağlı bulunduğu dinin-İslamiyet’in üzerine gitmekteydi...

Tarhan Erdem, NTV’deki bir söyleşide “Terörün tırmanmasını ve uygun ortam bulmasını, Kenan Evren’in din eğitimini mecbur hale getirmesine bağlayacak” kadar doğruları eğriltmekteydi... Oysa hatırlayınız, Hizbullah’ın öldürülen son lideri Sülhaddin Ürük bile, Müslüman değil, Ermeni’ydi... Ve yine maalesef Show’da Cüneyt Arcayürek’le söyleşen Tuncay Özkan; sonunda: “Ezher mezunlarının bir kısmı hala resmi görevlerde… Bunlar tespit edilip temizlenmeli” anlamında laflar ederek, Kur’ani ve İslami eğitimden geçmiş herkesi anarşiye müsait ve terörist gösterme insafsızlığına düşmekteydi... Ve hele Ulusalcı kesimlerin ve bazı CHP’lilerin, Siyonist güdümlü CIA’nın ürettiği: “İslam=Terör, Müslüman=Terörist” formülünü, herkese kabul ettirmek ve resmileştirmek yolundaki gayretleri vicdan ehlini iğrendirmekteydi...

Bütün bu talihsiz gelişmeler karşısında, AKP hükümeti de tamamen kemiksiz, kimliksiz ve renksiz bir tavır sergilemekteydi... Ve maalesef İslam’a ve Müslümana yapılan iftira ve iddialara bahane olabilecek yanlışlar içindeydi... Güya PKK’lıları dağdan indirmek hevesiyle “Eve Dönüş Yasası”nı meclise taşımış, Hizbullah ve İbda-C hayranı AKP milletvekillerinin önergeleri sonucu, bunlar da af kapsamına alındı ve cezaevlerinden salınmıştı. Ardından Emniyet Teşkilatında ve hele İstanbul’da, Terör, yolsuzluk ve kaçakçılıkla mücadelede deneyimli ve başarılı üst düzey personel, pasif görevlere dağıtılmıştı. Özellikle son bir yılda, Müslüman halkların ve İslam dünyasının Türkiye’ye kırgınlığını kızgınlığa dönüştürecek tamamen İsrail yanlısı ve Amerikan bağımlısı politikalar uygulanmıştı. İstanbul saldırılarının El-Kaide tarafından ve dini düşüncelerle yapıldığını peşinen kabullenerek, dış güçlerin amacına aracılık yapılmış, arkasından da “İslam’la terörü birlikte dillendirmek kanımıza dokunuyor” cinsinden ucuz kahramanlıklara ve riyakârlıklara sığınılmıştı.

Bütün bu yanlışları, AKP yetkililerine, acaba hangi güçler yaptırmaktaydı?. Rusya Devlet Başkanı Putin bile “Irak’ın haksız işgalinde, ABD’yi desteklemek aptallıktır!” demesine rağmen, bazılarını hangi gebelikler Amerika’ya mecbur ve mahkûm bırakmaktaydı? Eski ABD Başkanı Jimmy Carter dahi, George Bush’un, Ortadoğu’daki yanlış politikalarıyla, Dünya Barışına zarar verdiğini haykırmaktaydı... Clinton’un eşi senatör Hillary: “teknoloji gücü ve silah üstünlüğüyle Irak’ı işgal ettiklerini, ama halka huzur ve güven veremediklerini ve gönüllerine giremediklerini, bu yenilgiden kurtulmak için Türkiye’yi yanlarına çekmeleri gerektiğini” açıklamaktaydı. Irak’taki işgalci teröristlerin İstanbul olaylarından sonra, Samara’da bir gece baskınında 50 Sünni ve savunmasız Müslümanı katletmeleri, bir intikam havası taşımaktaydı. Zaten ABD Savunma Bakan Yardımcısı Siyonist ve terörist Wolfowitz İstanbul saldırılarının hemen arkasından, “Bu olay bizi Türkiye’ye yaklaştırdı. Artık kan kardeş olduk, aramızda kan bağı oluştu”, Bush ise: “Artık Türkiye de, terörle mücadelede hedef ve cephe ülke konumundadır” mesajını yayınlamıştı!?[2]

Ve ilginçtir, İstanbul saldırıları ile 11 Eylül Amerikan olayları şaşırtıcı bir biçimde benzerlikler arz ediyordu.

İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un, çok önceden planlanan ve önemle hazırlıkları yapılan ABD ziyaretini, sürpriz bir şekilde iptal etmesinden, intihar dalışı yaptığı söylenen 11 kişiden 7’sinin hala Mısır ve Arabistan’da pilotluk görevini yürütmesinden... Çelik ve beton blokları eriten korkunç yangından, teröristlerin sapasağlam kimliklerinin çıkarılıp kamuoyuna gösterilmesinden... Kuledeki 4 bin Yahudi’nin nasıl oluyorsa, o gün toptan işyerine gitmemesinden... Ve dahi, İstanbul’da intihar bombacısı Gökhan Elaltuntaş’ın 15 gün önce kaybolup yenisi çıkarıldığı halde, paramparça olmuş ve yanmış cesedinden, hem de kaybolduğu bilinen eski kimliğinin sapasağlam çıkarılıp basına verilmesine kadar, nice benzerlikler sırıtıyordu.!? Olayın hemen ardından “El-Kaide bağlantısı ve İslami Terör saplantısı” ise gizli güçlerin kirli emellerini ele veriyordu.. Arapça yayın yapan bir TV programına Milli Gazete yazarı Ömer Korkmaz’la birlikte katılan Mısır eski İstihbarat Daire Başkanı Fuat Allan: “El-Kaide örgütü bitik bir durumdadır. Eğer gücü olsaydı, Afganistan’da ve çok daha güçlü tabana sahip Pakistan’daki, Amerikan hedeflerine bir eylem yapardı. Usame Bin Ladin, kendi hayatını zor korumaktadır. İstanbul saldırılarını El-Kaide’ye mal etmek, olayı çarpıtmaktır. Bu olaydan, İsrail kokusu yayılmaktadır. Çünkü İsrail, dünyada sarsılmış bulunan kredisini kurtarmaya çalışmakta ve mağdur rolü oynamaktadır. Geçmişte Mısır’da Kral Davut Otelini bombalayıp 18 Yahudi’yi öldürenlerin de, MOSAD ajanları olduğu kesinlikle ispatlanmıştır”[3] diyerek gerçeklere tercümanlık yapmıştır. Paris’teki Charlie Hebdo saldırısı da aynı şeytani odakların planıdır, amaçları İslam’ı ve Müslümanları hedef tahtasına koymaktır.

İran sınırında yakalanan Yusuf Polat, intihar eylemcilerine: “Sen arabayı filan yere park edip uzaklaş” dendiğini, ama bomba yüklü arabaların, sürücülerle birlikte uzaktan kumanda ile infilak ettirildiğini söyledi”. Ve yine aynı şahıs: “Biz ilk gün Amerikan hedeflerine de saldırılar planlamış ve her türlü hazırlığı tamamlamıştık. Ama ne olduysa bunlar gerçekleşmedi. Her halde polisler bunları yakaladı!?.” şeklinde laflar etmişti. İyi de, bu ABD hedeflerine katılan eylemciler kimlerdi?.. Polise yakalanmışlarsa diğer eylemler niçin önlenemedi? Gerçekten polis kayıtlarına böyle bir olay geçti mi? Yoksa Yusuf Polat’a hazır senaryolar mı söyletildi?.. Üstelik, bin türlü tantana ile Suriye’de yakalanıp getirilen ve orada dini eğitim gören çoğu çocuk 20 kişi suçsuz bulunup salıverildi?!..

Canlı bombacı diye tanıtılan ve zavallı oldukları her halinden belli olan, bu beyni yıkanmış kişiler, ölen konsolos Şort’un İngiliz Gizli Servisinin çok önemli bir elemanı ve özellikle Ortadoğu ve İslam üzerine strateji uzmanı ve sicilli bir Müslüman düşmanı olduğunu, ancak Bush ve Şaron yönetimleriyle ters düşüp bozuştuğunu, nereden biliyorlardı? İstanbul saldırılarını gerçekleştiren tetikçiler, aynı gün Londra’da Bush’a karşı çok büyük çaplı bir protesto gösterileri yapılacağını, bu eylemler olunca dikkatleri başka yöne çekilen ve panikleyen kimseler yüzünden bu toplantının sönük kalacağını, nasıl hesaplamışlardı? İnternette “ABD’nin en büyük müttefiki El-Kaide” başlıklı yorumunda Rızvan Enver, bugüne kadar El-Kaidenin kendisine isnat edilen hiçbir eylemi kabul etmediğini, bunun da El-Kaide için öne sürülen amaçlara uygun düşmediğini yazmıştı.[4]

“İslami Terör” yaftası ve yalanıyla, tüm Ortadoğu’nun, İslam Dünyasının ve Asya’nın işgal ve kontrol altına alınmak istendiğini... Irak’tan sonra Suriye ve İran’a saldırıya geçileceğini ve ardından Yugoslavya misali asıl Türkiye’nin bölüneceğini, Yunanlı Gazeteci Haris Mavromatis bile biliyor ve yazıyordu da, bizim etkili ve yetkili başlarımız uyuyorlar mıydı?[5]

Türk Medyası denen bazı basın ve yayın mafyasının, ABD’nin ve İsrail’in borazanı gibi davranması ve “İslamcı Terör” havasını yayması, satılmışlık gereği mi, yoksa tarafsızlık icabı mıydı?

Bütün bunlar açıkça teröristleri Türkiye’ye davet etmek ve ülkemizi terör üssü ve hedefi haline getirmek ve dış güçlere hizmet etmek anlamı taşımaz mıydı? “İslamcı terör” senaryosunda, figüran soytarılığını oynayan kuklalar, niye bugüne kadar bir kere olsun on binlerin katilleri için “Hıristiyancı terör” veya “musevici terör” kelimesini kullanmamıştı? Bütün Müslümanları potansiyel terörist ilan eden yayınlar, maalesef etkisini göstermeye başlamıştı.

İstanbul seferini yapan uçakta 7 Türk yolcu namaz kılmaya başlayınca, telaşa kapılan pilot “terör alarmı” ile uçağı geri döndürmüş. Bu Türk yolcuların 2,5 saat poliste sorgulanmasının ardından uçak yeniden havalanmıştı.”[6] Evet, maalesef 11 Eylüldeki ikiz kule saldırıları ile potansiyel terör evrensel bir konum kazanmış ve İslamcı terör sıfatıyla bütün Müslümanlar hedef tahtası yapılmıştır. Batı Medeniyeti etiketli Amerikan emperyalizminin ve İsrail Siyonizm’inin dünya hâkimiyeti sevdasıyla, Ortadoğu’ya ve İslam âlemine yönelik dayatmalarına karşı çıkan bütün Müslümanları “tehlikeli terörist” göstererek, işgal ve sömürülerine haklılık kazandırılmaya çalışılmaktadır. Daha önceleri Afrika’yı sömürmelerine meşruiyet kazandırmak için yerli halkını “yamyam, tamtam” diye tanıttıkları da unutulmamalıdır.

Sonuç olarak:

İsrail Siyonizm’i ve onun güdümündeki Haçlı Emperyalizmi, kendisini masum tanıtmak ve meşruiyet kazanmak için, uzun yıllar korkulu düşman olarak gösterdiği Komünizmin yerine, şimdi artık İslam’ı koymuş bulunmaktadır. Batının zulmünden ve sömürüsünden haklı bir nefret duyan bazı Müslüman grupların tepki ve taleplerini istismar ve suiistimal ederek, bunları şiddet ve hiddete yönlendiren ve dönüp bunları bahane göstererek, kendi vahşi eylemlerini Müslümanlara yükleyen de bunlardır. Bu küresel çeteye gönüllü hizmet edecek köle ruhlu Müslüman tipini, Siyonizm ve emperyalizmle uyumlu teslimiyet zihniyetini, “Ilımlı İslam” diye yerleştirmek ve bu İslam aksesuarlı sömürü saltanatını yürütmek üzere “Radikal İslam” veya “İslami Terör” korkusuyla Müslümanları sindirmek için, her ikisini de, yani ılımlısını da, radikalini de aynı odaklar uydurup, kullanmaktadır.

Bir zamanlar, sağcılara karşı solcuları, kapitalizme karşı komünizmi koyan ve tahterevalli gibi oynatan da bunlardı... Bu nedenle öyle “Ayaklarımın altında ezerim!.. Dünyayı onlara dar ederim!” gibi efelenmelerle veya “Ahirette cezasını çeksinler!” gibi beddua etmelerle, terörle mücadele edilmesi imkânsızdır. Teröre tehdit savurmak, meydan okumak, acemiliktir, cahilliktir... Çünkü terör; orduları, silahları, saldırı sahaları, ortaya çıkacağı zamanı ve mekânı belli olmayan bir düşmandır. Ve hele, hala PKK’yı özgürlük savaşçısı gören Avrupa’ya ve hala Güney sınırımızı kabul etmeyen Amerika’ya güvenerek, terörü ezeceğini söyleyenlere, kargalar bile kahkaha atmaktadır. Çünkü ABD ve AB destekli PKK’nın şu anda sınırlarımızdan içeriye korkunç miktarda C3 ve C4 patlayıcıları sokmakta olduğunu ASAM Başkanı Prof. Ümit Özdağ Star TV Kırmızı Koltuk Programında açıklamıştır.[7] Amaç büyük eylemlerle panik yaratmak, hükümeti Leyla Zana’yı ve APO’yu serbest bırakmaya zorlamak ve Eric Edelmen’nin kehanetiyle hapisten çıkartılan ve yıldızı parlatılan yeni liderleri iktidara taşımaktır.

“Terörün dini yoktur” iddiaları da doğruyu yansıtmamaktadır. Çünkü terörün dini vardır:

Terörün dini Siyonizm’dir. Terörün tanrısı Şeytan’dır. Bugünkü çete reisleri Netanyahu, perde arkası pirleri ise Rockefeller ve Rothschild’lerdir! Bu şeytan şebekesiyle boğuşmak ve başa çıkmak, elbette çoluk çocuk işi değildir.

Yıllar önce başkanlık hevesine düşen birisine, Bir muhterem şu nasihatlerde bulunmuştu: Sen daha boş gururunu bile aşamamışsın, ülkenin bunca sorununu nasıl aşacaksın? Sen vicdanınla ve inancınla bile barışık değilsin, Ortadoğu ve Irak’a barışı nasıl taşıyacaksın? Sen kendine ve ahiretine bile acımıyorsun, dünyan için dinini ve davanı bile harcıyorsun… Artık başkalarına nasıl acıyacaksın? Sen nefsine ve insanlığın nefsi emaresi olan Siyonizm’e esir olmuşsun… Huzur ve hürriyete nasıl ulaşacaksın? Sen Deccalizm’in canavarı ve despotizmin cengâveri Amerika’ya köle olmuşsun… Bu halinle, kötülüklerle nasıl savaşacaksın?

 


[1] Maide: 32

[2] Umur Talu / Sabah / 30.11.2003

[3] Milli Gazete / 02.12.2003

[4] Melih Aşık / Milliyet / 02.12.2003

[5] Radikal / 01.12.2003

[6] Vatan / 02.12.2003

[7] 02.12.2003


Bu yazarin diger makaleleri

PAPANIN HOCASI DÖNÜYORMUŞ!
Fıtratı dönektir, hep dövünüyor Demek çok özlemiş, köyünü Hoca? Ülkem, gözün aydın;...
Devami
FİLİSTİN SORUNU VE AKP’NİN KONUMU
Batı, acaba Arap Baharı denen ve demokratikleşme kılıfı geçirilen gelişmelerde...
Devami
EY RTÜK, KÜTÜK MÜ KESİLDİNİZ? Ey Sn. Davut Dursun, Sn. Hasan Tahsin Fendoğlu, Nerdesiniz?
Kanal D’de, “Sünnet” gibi dini kural ve kavramların alay konusu...
Devami
Cemaat-Hükümet Çatışması arasında KÜRDİSTAN’IN KURULMASI
  Recep Erdoğan ve yandaşları yağlı iktidar imkânlarını elden kaçırmamak; Cemaat...
Devami
YARGI; SAYGI YERİNE KAYGI UYANDIRIYORSA!?
Mimar Sinan Üniversitesi Öğretim Üyesi Hukuk Profesörü Ünal Emiroğlu: "Yargıya Güven...
Devami
KUSURA BAKMA (ŞİİR)
  KUSURA BAKMA      Faniden acizden, ilah olur mu Sübhan1 Rabbi ara, küsura2...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 968

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR