Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün8101
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta39466
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay29589
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803944

IP'niz: 75.101.243.64
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200829

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

Barış ve Huzur İstiyorsan; SAVAŞA HAZIR OLMALISIN!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Barış ve Huzur İstiyorsan;

SAVAŞA HAZIR OLMALISIN!

      

“Daim cenge hazır ol; istersen sulh-ü salah

Gavurdan dost olur mu, NATO’ya güvenen salak!” 

Rahmetli Erbakan Hoca, İslam Tarihinde ilk defa “Büyük Kardeşlik Projesi’ni” başlatmış ve İslam Birliği’nin çekirdeği olan D-8 oluşumuna Ehli Sünnet ülkeleri yanında Şii İran’ı da etkin bir üye olarak katmayı başarmıştı. Ama maalesef, ahmaklara göre O’nun devamı ve dindar kahramanları, anlayanlara göre istismarcıları ve Milli Görüş’ün ifsatçıları, kurgulayıcı Şeytanlara göre ise, Adil Düzen proje ve hedeflerinin işbirlikçi imhacıları olan bu AKP iktidarları; kimliksiz; kritersiz; günübirlik politikaları yüzünden kızdırıp kışkırttıkları İran’ın tekrar Batı’nın (Amerika ve Avrupa’nın) ve Rusya’nın safına ve dümen suyuna girmesine sebep olmuşlardır. Şimdi güya “Teröre Karşı İslam İttifakı kılıflı Suudi Arabistan merkezli görünümlü, ama aslında Amerikan güdümlü askeri yapılanmanın, “NATO’nun İslamcı kanadı” olduğu açıktır. Ama umarız ki, bu tür sahte ve suni girişimler, gerçek İslam birlikteliğine yol açacaktır.

Oluşturulan “Askeri İslam ittifakı” inşallah İslam Savunma Paktı’nın çekirdeği olacaktı!

“Teröre karşı İslam ittifakı”kurulmuştu ve bu ittifakta 33 ülke yer alıyordu. Türkiye'nin de içinde bulunduğu ittifak üyesi ülkeler terörist saldırılara birlikte karşı koyacaklardı. Suudi Arabistan, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 33 ülkeyle birlikte 'Teröre karşı İslam ittifakı' oluşturduğunu açıklamıştı. Merkezi Riyad olacak bir askeri güç kurulacaktı. İran’ın bu ittifakta yer almaması yanlıştı ve önemli bir noksanlıktı. Suudi Arabistan devlet televizyon kanalı Arabiya TV, oluşturulan askeri ittifaka dahil olan ülkelerin arasında Türkiye, Mısır, Ürdün, Katar ve Pakistan'ın da bulunduğunu açıklamıştı. Ama İran’ın dışlanması bu oluşumu ittifak olmaktan çıkarıp ihtilaf merkezine dönüşmesinden sakınılmalıydı. Suudi Arabistan Savunma Bakanı da, merkezi Suudi Arabistan'da bulunacak olan askeri ittifakın uluslararası örgütler ve küresel ittifaklarla koordinasyon içerisinde hareket edeceğini vurgulaması kafa karıştırıcıydı. Çünkü zaten küresel terörizmi bu uluslararası örgütler kurgulayıp kullanmaktaydı. Suud Savunma Bakanı Prens Muhammed bin Selman, 'Teröre karşı İslam ittifakı' olarak adlandırılan yeni yapının sadece Irak Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) karşı değil, karşılaşılan tüm 'terörist' gruplara yönelik olarak mücadele edeceğini hatırlatmıştı.

Teröre karşı İslam ittifakı üye ülkeleri şunlardı:

Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır, Pakistan, Ürdün, Tunus, Katar, Libya, Mali, Fas, Somali, Sierra, Leone, Sudan, Komor Adaları, Moritanya, Nijer, Nijerya, Yemen, Gabon, Maldivler, Gine, Filistin, Çad, Togo, Cibuti, Senegal, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Lübnan, Kuveyt.

Askeri ittifakın merkezi de Riyad olacaktı

Suudi Arabistan'dan yapılan açıklamada, "Katılımcı ülkeler Suudi Arabistan öncülüğünde askeri bir ittifak kurulmasını onaylamıştır. Operasyon merkezi Riyad'da olacaktır" ifadeleri yer almaktaydı. Açıklamada ittifakın amacı ise "Mezhebi ya da ismi-hedefi ne olursa olsun tüm kötülüklerden İslam halkını korumak" olarak tanımlamıştı. Şii İran, Suudi Arabistan öncülüğünde oluşturulan ittifakta yer almamıştı. Bu büyük bir noksanlıktı ve tarihi bir yanlıştı. ABD’nin, son aylarda özellikle Körfez ülkelerinin IŞİD'e karşı askeri anlamda daha etkin bir rol oynaması gerektiğini gündeme taşıması, bu oluşumun ABD ve AB’nin (dolayısıyla İsrail’in) bilgisi ve yönlendirmesi altında kurulduğunu ortaya koymaktaydı. Biz umarız ki ileride, Rahmetli Erbakan’ın savunduğu “İslam Ortak Savunma Paktı”na dönüşebilecek bir yapı olacaktı. Ancak Rahmetli Hoca’nın bu tarihi ve talihli projesine sahip çıkmayıp Suudi Amerika’nın öncülüğündeki (ve Siyonizm’in güdümündeki) ittifaklarla huzur ve kurtuluş arayan gafil ve sefil kafalardan böyle bir girişim beklemek boşunaydı.

Atom Enerji Ajansı “İran’ın nükleer faaliyetlerinin muhtemel askeri boyutunu içeren sorunları” Ajansı’n gündeminden oy birliği ile kaldırıp İran’ı rahatlatmıştı.

İslam dünyasını kamplaştırıp birbirine kışkırtmak isteyen Siyonist odaklar İran’ın askeri amaçlı nükleer faaliyetlerini serbest bırakmaları, artık Müslümanların gözünü açmalıydı. Böylece “İran’ın ve nükleer hazırlıklarının İsrail için en büyük tehdit sayıldığı” iddialarının da tamamen propaganda amaçlı yapıldığı, asıl Türkiye’nin kuşatılıp karıştırılmaya çalışıldığı gerçeği de böylece kesinlik kazanmaktaydı.

İsrail, Rusya'nın hava savunma sistemine karşı tedbir almaktaymış?!

Bu arada, sözde Rusya’nın Ortadoğu’ya gönderdiği S-300 hava savunma sistemini bertaraf etmek için, ABD, Yunanistan ve İsrail ortaklığında bir çalışma yürütüldüğü ortaya çıkmıştı. Oysa Rusya’nın Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimiyle askeri ilişkileri bilinip durmaktaydı. İsrail’in Suriye ve İran’ı vurma potansiyelini azaltan S-300 hava savunma sistemine karşı tedbir alma bahanesiyle, aslında Türkiye’nin kıskaca alındığının artık farkına varılmalıydı. Reuters’a konuşan askeri ve diplomatik kaynaklara göre; Rusya’nın 18 yıl önce Güney Kıbrıs’a sattığı ve şu an Yunanistan’ın Girit adasında bulunan S-300 hava savunma sistemi, 2015 Nisan-Mayıs ayları arasında Yunanistan ve İsrail’in ortak yürüttüğü ortak askeri tatbikatta kullanılmıştı. Ya hu, Yunanistan kendi satın aldığı, Girit ve Kıbrıs’ta konuşlandırdığı Rusya’nın S-300 füzelerini niçin tahribe çalışsındı?

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Moskova ziyaretinin ardından yapılan açıklamada, Suriye'deki siyasi geçiş sürecinin nasıl olacağı konusunda temel prensipler üzerinde bir uzlaşıya varıldığı açıklanmıştı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, tarafların anlaşmazlıkları çözmek için müzakerelere devam edeceğini belirtirken, John Kerry başta “Suriye'deki hangi grupların 'terörist' olarak tanımlanacağı” konusunda bazı alanlarda uzlaşıya vardıklarını vurgulamıştı. Yani kimlere terörist damgası vurulacağına bile Amerika ve Rusya ortak karar alacaktı.

Acaba göbeği ve öbeği açık Rus kedicikle kalça kıvıran Adnan Oktar Türkiye-Rusya krizine çare olacak mıydı? Adnan Oktar TV9’daki sohbetinde Tayyip Erdoğan’ın kriz anından itibaren Putin’e karşı ılımlı ve nezaketli tavır takındığını, Putin’in de bir süre sonra sakinleşip uysallaşacağını söylemiş ve bu kerametini ispatlamak üzere Rus kediciğini karşısına alıp göbek atmıştı..

Bu kafalarla nereye varılacaktı?

Bizzat en yandaş ve bilgileri ABD ile paydaş yazar Abdurrahman Dilipak’ın itirafı ile “Dış güçlerin bir projesi”olmasına rağmen, zahiren zehir zemberek İsrail’e diklenip, Siyonist kuduzlar Mavi Marmara’yı basıp insanlarımızı katledince, sözde stratejik ilişkileri (kesmeyip, gizleyip) gevşetip… Şimdi de 10 milyon paraya -belki de Yahudi Lobilerinden yedikleri paparaya- karşılık, kahramanca şartlarını ve şarlatanlıklarını esnetip terörist İsrail’le çok yönlü ilişkiler için müzakereler yürütecek kadar tutarlı ve haysiyetli… Yani millete karşı yiğit ve yürekli ama İsrail’e karşı bu denli ezik ve acziyetli…

Önceleri Fetullah Gülen’e çağrı yaptı, “Gurbet hasrettir, vatan topraklarının hasreti içinde olanları aramızda görmek istiyoruz, bitsin artık bu hasret, bitsin artık bu sıla hasreti” diye yalakalık ettikten sonra, bu sefer “niye gelmiyorsun Pensilvanya’dan haşhaşi sülük” diyecek kadar hassasiyetli…

Bir dönem “Ergenekon’un savcısıyım” diye böbürlenecek, sonra “şahsım aldatıldı” diye özür beyan edecek kadar tutarlı ve basiretli…

Önce altına makam Mercedes’ini verdiği Zekeriya Öz için “temiz eller savcısına saygı duyulmalı” deyip, şimdi; “görüyorsunuz kaçtı” diyecek kadar akıllı ve ferasetli…

Bir ara boş bulunup “Biz genişletilmiş Ortadoğu projesinin eşbaşkanlarından biriyiz, Amerika’nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi içinde Diyarbakır yıldız olabilir” dedikten sonra “ellerine bir kâğıt almışlar, Amerika’nın projesidir diyorlar, bunu ispat edemezlerse alçaktırlar, namussuzdurlar” diyecek kadar kararlı ve cesaretli…

“Kürecik’teki radarın komutası kesinlikle bize verilmelidir, aksi takdirde böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil” diye hava atıp ardından “buranın komuta sisteminin tamamıyla NATO’da olması gerektiğini söyledik” diyecek kadar duyarlı ve faziletli…

Endonezya gezisinde iken: “Patriot talebimiz olmadı, iddialar asılsız, sağır duymaz uydurur cinsinden bir haber” deyip, birkaç gün geçmeden: “patriotlar Adana, Gaziantep, Kahramanmaraş’a yerleştirilecek” diyecek kadar bilgiç ve marifetli…

Meclis kürsüsünde “Benim milletimin dili tektir, o resmi dil Türkçedir” dedikten sonra “ben ne tek dil dedim ne tek din dedim, hiçbir yerde böyle bir ifadem yok, bunlar yalan makinası” diyecek kadar inançlı ve ciddiyetli…

Önce “Terör örgütüyle masaya oturmadık, asla oturmayacağız, bunlarla görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir” deyip, sonra çark edip “tabii ki görüşülüyor, görüşme talimatını veren benim” diyecek kadar net ve samimiyetli…

Önce “Kardeşim Esad’la iki dost olduk, iki kardeş olduk, mayınları temizledik, vizeleri kaldırdık” deyip arkasından “katil Esed” diyecek kadar güvenilir ve nezaketli…

“Buradan Batı’ya sesleniyorum, şu anda Kobani düştü düşüyor” deyip daha sonra “tutturmuşlar Kobani de Kobani, Türkiye’yle Kobani’nin ne alakası var” diyecek kadar mert ve metanetli…

Bir zamanlar “Ülkemizi bölecek konular üzerinde adım atmayız, anadilde eğitimin önünü açarsanız, resmi dili zedelersiniz, güzelim ülkemize yazık edersiniz” şeklinde sözler söyleyip, ardından “farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açıyoruz, özel kurs imkânı getirmiştik, seçmeli ders olarak öğretilmesinin önünü açmıştık, şimdi de özel okullarda mümkün hale getiriyoruz” diyecek kadar hassas ve hassasiyetli…

Gürcistan ziyaretinde: “Ben Gürcü’yüm, ailemiz Batum’dan Rize’ye göç etmiş bir Gürcü ailesidir” dedikten sonra “ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol, benim için Gürcü diyenler bile oldu” diyecek kadar dürüst ve asaletli…

Önce “Rus uçağı düşürüldü” deyip 10 dakika sonra “milliyeti belirsiz uçak düşürüldü” diyen, önce “hava sahamızı kimseye ihlal ettirmeyiz” sonra “Rusya’ya ait olduğunu bilseydik, düşürmezdik” şeklinde çelişkilere düşen… Fantomumuz düşürüldüğünde “kısa süreli sınır ihlali hiçbir zaman saldırı nedeni olamaz” dediği halde Rus uçağı düşürüldüğünde “sınır ihlali kabul edilemez” diyecek kadar güçlü ve azametli…

Başında: “Musul’daki askerlerimizi geri çekmek gibi bir şey söz konusu değil” deyip, emir yüksek yerden gelince tam tersine tavır sergileyecek kadar erdemli ve meziyetlikahramanlar elinde bu ülke nerelere kaydırılmaktaydı?

İşte bu Kobani’ye gönderilen 10 bin militana YPG’nin hücre evlerinde şehir savaşı eğitimi verilip tekrar Türkiye’ye salınmıştı. Kobani'de eğitimi bitiren militanlar, daha sonra gruplar halinde Güneydoğu’ya yollanmıştı. Teröristler, Cizre ve Sur’da polise karşı yeni savaş taktiklerini kullanmaktaydı. Bu çarpıcı iddia yandaş Yeni Şafak'ın manşetinde de yer almıştı. "Kobani'den 10 bin vandal" derken bunun kendi gaflet eserleri olduğunu unutmuşlardı.

“Irak ve Suriye'deki boşluktan yararlanıp, alanını genişleten bir örgüt. Irak'ta ABD'lilerle işbirliği yaptı. Suriye'de önce Esed'le işbirliği yaptılar. Esed rejimi bazı bölgeleri savaşmadan PYD'ye devretti. PYD, aynı zamanda ABD ile de işbirliğini geliştirdi. Hatta öyle ki, IŞİD'le savaşan seküler Kürt güçleri imajı, öylesine parlatıldı ki, ABD’de PKK'nın terör örgütleri listesinden çıkarılması için bir Yahudi düşünce kuruluşu üzerinden lobi yapılmaya başlanmıştı. Tabi PKK'nın aktardığı paralarla… 28 Mayıs 2015 tarihinde Haseke'de Esed güçleri, PYD ve IŞİD toplantı yaptı. Başbakan Davutoğlu, Tutanaklarına kadar elimizde diye çıkışmıştı” diye yakınan yalaka yazar Abdülkadir Selvi’ye o günleri kim hatırlatacaktı?

Meclis oturumunda konuşan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, PKK'nın elindeki asker ve polis sayısını da açıklamış ve AKP sıralarına "Beğenmediğiniz İsrail devleti bile bir tek askeri için bin Filistinli tutsağı serbest bıraktı. Siz şu anda, PKK'nın elinde 20 polis ve asker var, onlarla ilgili kılınızı kıpırdatmıyorsunuz" diye çıkışmış ve PKK’nın sözcülüğünü yapmıştı.

Cizre ve Silopi'de halk evlerini ve ilçelerini terk etmeye başlamıştı!

Cizre ve Silopi'de sokağa çıkma yasağı uygulanacağı yönündeki açıklamanın ardından mahallelerinde hendek bulunan ailelerin birçoğu evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Şırnak'ın Cizre ve Silopi ilçelerinin yaşanmaz hale gelmesi üzerine çok sayıda vatandaş evlerinden ayrılmıştı. Şırnak Valiliğinin Cizre ve Silopi'de saat 23.00'ten itibaren sokağa çıkma yasağı uygulanacağı yönündeki açıklamasının ardından mahallelerinde hendek bulunan ailelerin bir kısmı yanlarına aldıkları eşyaları yükledikleri araçlarıyla çevre köyler başta olmak üzere Şırnak, Batman ve Mardin'e gitmeye başlamıştı. Cizre'de vatandaşların ilçeden çıkışını engellemek için PKK'lı teröristler, Nusaybin ve İdil caddelerinde durdurdukları araçların kontak anahtarlarına el koyarak, yolları ulaşıma kapatmıştı.

Tam bu sırada Diyarbakır’ın Silvan İlçesinde polise saldırı tezgâhlanmış, 3 polisimiz şehit olurken 6 polis memuru ise yaralanmıştı. Diyarbakır Silvan ilçesinden gelen haber yine yürekleri yakmıştı. Silvan ilçesinde teröristler tarafından tuzaklanan el yapımı bomba, zırhlı polis aracının geçişi sırasında patlatılmış, ilk anda 3 polis memuru şehit olmuş, 6 polis yaralanmıştı.

PKK'yı bitirecek operasyon için artık düğmeye basılmıştı

PKK terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlar tüm hızıyla devam ederken Güneydoğu'nun kritik ilçelerinde büyük bir operasyon için düğmeye basılmıştı. Cizre, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Silvan, Dargeçit gibi kritik ilçelerde büyük bir operasyon başlatılmıştı. Milliyet gazetesi yazarı Serpil Çevikcan, Cizre, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Silvan, Dargeçit gibi kritik yerlerde büyük bir operasyonun hazırlığını yazmıştı.

26 yıl içinde bulunduğu PKK’da 18 yıl üst düzey yöneticilik yapan, Abdullah Öcalan'ın kardeşi Osman Öcalan, PKK'ya sert çıkmıştı!

Güneydoğu’da 7 Haziran seçimleri sonrasında ‘öz yönetim’ adı altında yürütülen PKK terörünü değerlendiren Osman Öcalan, “Bu savaşı Kürtler adına reddediyorum” diyerek PKK’nın Kürt halkını büyük bir felakete sürüklediğinin farkına varmıştı. Kuzey Irak’ın Erbil kenti yakınlarındaki evinden soruları cevaplayan Osman Öcalan, Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel güçler tarafından Ortadoğu’da saf dışı bırakılmak istendiğini kaydederek, çatışmanın hem Kürtlere hem de Türklere büyük zarar verdiğini vurgulamıştı.

Irak Merkezi Hükümeti’nin PKK yandaşlığı!

Irak'ta, IŞİD'le mücadele bahanesiyle PKK'ya silah yardımı yapılması yönünde, hükümete teklif götürülmesi Amerikan kuklalarının ayarını ve Türkiye düşmanlığını ortaya koymaktaydı. Irak'ta Türkmen milletvekilleri PKK'nın bir terör örgütü olduğunu vurgulayarak, IŞİD'le mücadele ettiği bahanesiyle bu terör örgütü için Irak'ta hükümetten silah desteği istenmesine tepki koymuşlardı. Konuya ilişkin Parlamento'da Türkmen Milletvekilleri Irak Türkmen Cephesi Genel Başkanı Erşet Salihi, Hasan Turan ve Niyazi Mimaroğlu basın açıklaması yapmışlardı.

Türk askeri Musul’dan Kuzey Irak’a taşınmıştı!

Irak’ta Başika bölgesindeki konuşlu Türk askeri unsurlarından bir kısmının, yeni bir düzenleme kapsamında Irak’ın kuzeyine intikal ettiği açıklanmıştı. Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre, Musul’daki Başika bölgesinde konuşlu Türk askeri unsurlarından bir kısmı, aralarında tankların da bulunduğu 10-12 araçlık konvoyla yeni bir düzenleme kapsamında ve Hükümet’in kararıyla Irak’ın kuzeyine aktarılmıştı. Söz konusu intikalin, yeni bir düzenleme kapsamında yapıldığı vurgulanmıştı.

Türkiye’nin, 2 yıl içinde 'EURO'ya geçme hazırlığı, AB içinde erime adımıydı!

AB ile 17. faslın açılmasının ardından Türkiye ‘Euro’ya geçişe’ uzanan yola adım attığı vurgulanmıştı. Yeni ev ödevleri arasında Maastricht kriterlerine uyum ve Merkez’in mali bağımsızlığı bulunmaktaydı. Yani Türkiye’nin artık milli bir parası ve ekonomi politikası olmayacak, AB talimatlarıyla yol alacaktı. Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasında açılan 17. faslın sonunda Maastricht kriterlerine uyum ve ardından Euro’ya geçiş hedeflendiği açıklanmıştı.

AB ile müzakereye açılan fasılların bazıları şu başlıklardı:

Sermayenin serbest dolaşımı,

Şirketler hukukunun AB’ye uydurulması,

Bilgi toplumu ve medya kısıtlamalarının kaldırılması,

Vergilendirme sisteminin denetime sokulması,

Dış politikanın AB hedeflerine bağlanması,

İşletme ve sanayi politikalarının Avrupa kontrolüne alınması,

Çevre kavramının yaygınlaştırılması ve cinsel özgürlüğün artırılması,

Mali kontrolün sağlanması.

Oysa Putin bile Rus Anayasası’na uymayan uluslararası kanun ve kararların uygulanmayacağını açıklamıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin uluslararası hukukla ilgili çok tartışılacak bir adım atmıştı. Putin, uluslararası mahkemeler tarafından alınan kararların Rusya Anayasa Mahkemesi'nce geçersiz sayılmasını öngören yasayı onaylamıştı. Putin'in imzaladığı yasaya göre, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve diğer uluslararası mahkemelerin Rusya hakkında aldığı kararlar, "anayasayla çelişkili" görülürse, geçersiz sayılacak ve uygulanmayacaktı. Söz konusu yasa teklifi, Uluslararası Lahey Tahkim Mahkemesi'nin Rusya'yı "usullere aykırı kamulaştırılan" Yukos şirketinin eski hissedarlarına 50 milyar dolar tazminat ödemeye mahkûm etmesinden sonra hazırlanmıştı. Kendileri de bir Hıristiyan kültürüne ve Batı ile ortak değerlere sahip olmasına rağmen, Rusya’nın milli çıkarlarını korumak için böylesine kararlar alırken, AKP iktidarının Türkiye’yi AB’nin bir eyaleti yapacak teslimiyetçi yaklaşımı kafa karıştırıcıydı.

Bütün bu karanlık gelişmelere karşı çıkması gereken CHP'li İslamcı Sosyalist Eren Erdem'in Rus TV'sindeki talihsiz sözleri bunların ayarını yansıtmaktaydı.

CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem, Russian Today'a konuşurken, Türkiye'yi DAEŞ'e yardım yapmakla suçlamış, 2013 yılında aynı örgütlere yine Türkiye tarafından sarin gazı verildiğini iddia edecek kadar şapşallaşmıştı. Daha önce “Türkiye ile İran savaşırsa, Ben İran’ın yanında yer alırım” diyecek kadar şaşkın ve sapkın CHP Milletvekili Eren Erdem, “İslam Sosyalizmi” safsatacısı Ali Şeriati’nin çömez takımı ve Şiilik propagandacısı olarak böylesi kof iddialarla uğraşırken, AKP’nin AB’ye girme hatırına ülkemizin bağımsızlığını feda etme hazırlıklarına hiç dokunmaması, CHP ile AKP’nin aslında aynı odakların taşeronları olduklarının kanıtıydı.

Bu arada Rus haber ajansı Ria Novosti'nin verdiği habere göre Putin ABD Dışişleri Bakanı Jhon Kerry’ye şunları hatırlatmıştı: "Bugün iki ülkenin Dışişleri Bakanları Rusya Dışişleri Bakanlığı'nda görüştüler. Bakan Lavrov bana ABD'nin tekliflerini ve biraz daha üzerinde durulması gereken bazı konuları detaylı bir şekilde anlattı. Sizin ile (Kerry ile) bir araya gelme ve görüşme fırsatı yakaladığımız için çok memnunum." Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesi sırasında “ABD'nin Rusya'ya samimi işbirliği için minnettar olduğunu” aktarmıştı. Acaba Amerika (NATO) ve Rusya kime karşı işbirliği yapmışlardı?

İsrail'den Türkiye'ye flaş doğalgaz açıklaması

İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, Türkiye ve batı Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere doğalgaz ihraç edebilecekleri tüm rota opsiyonlarını değerlendirdiklerini belirterek AKP Hükümeti’ne zeytin dalı uzatmıştı. İsrail Ulusal Altyapı, Enerji ve Su Kaynakları Bakanı Yuval Steinitz, Mısır'ın tahkim dolayısıyla İsrail ile doğalgaz görüşmelerini dondurma kararının ardından bunları açıklamıştı. İsrail'in sahip olduğu sahalardan elde ettiği gazı ihraç etmeyi planladıklarını, Türkiye dahil tüm alternatifleri dikkate aldıklarını belirten Siyonist Steinitz, Mısır'ın gaz akışını durdurma kararı üzerine yaptığı açıklamada, İsrail'in gaz sahalarını hızlı bir şekilde geliştirmesi ve makul derecede enerji bağımsızlığını elde etmesi gerektiğinin altını çizerek, "Bu yüzden doğalgazı ihraç edebileceğimiz bütün rota opsiyonlarını, yani yalnızca Mısır'ı değil, Ürdün'ü, Yunanistan'ı, Türkiye'yi ve Batı ülkelerini” anlaşmaya ve ortak iş yapmaya çağırmıştı.

Ayrıca İsrail Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada Türkiye ile ilişkilerde yaşanan sorunlar için ılımlı mesajlar aktarmıştı

İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Dore Gold, "İsrail'in Türkiye ile istikrarlı ilişkilere sahip olmak istediğini ve buna ulaşmanın yollarını araştırdığını" vurgulamıştı. Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Gold yaptığı yazılı açıklamada, "İsrail, Türkiye ile her zaman istikrarlı ilişkilere sahip olmayı arzulamaktadır ve bu hedefe ulaşmanın yollarını sürekli araştırmaktadır" ifadesini kullanmıştı. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ile Gold'un daha önce Roma'da görüştüğünü hatırlatmakta fayda vardı.

Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’a giderken uçakta gazetecilerin Türkiye-İsrail ilişkileri hakkındaki sorusunu yanıtlayan Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın ise: "İsrail ile ilgili üç başlığımız var. 'Özür' demiştik, bu oldu. 'Tazminat' dedik, henüz olmadı. Bir de 'Filistin’e ambargonun kalkması' dedik. Bu son iki şartta da uzlaşılırsa ortam yumuşatılır” anlamındaki sözleri de İsrail’le uyumlu ve olumlu ilişkilerden yana olduklarını ortaya koymaktaydı.

İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması projesi sık sık gündeme taşınmaktadır. Devletin resmi ajansında İsrail’in Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarıyla yapılan görüşmede, doğalgaz ticaretiyle iki ülke için kazan-kazan durumunun söz konusu olduğu vurgulanmıştır ve Maslahatgüzarın ağzından “İşbirliği yapmanın zamanı geldi. Hadi bunu yapalım ve nasıl sonuçlandırabileceğimize bakalım” sözlerine yer verilerek halkımızın gazı alınmaya çalışılmaktadır.

İsrail’in Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Amira Oron, İsrail’in Doğu Akdeniz’de sahip olduğu doğalgaz kaynakları, bu kaynakların Türkiye’ye getirilmesi ihtimali ve bölgedeki gelişmelerle ilgili, AA muhabirinin sorularını yanıtlamıştır. İsrail doğalgazının bir boru hattı ile Türkiye’ye getirilmesi olasılığıyla ilgili medyada çok yoğun tartışmalar görüldüğünü belirten Oron, şunları vurgulamıştır: “İsrail üst düzey yetkililerinin açıklamalarından anlayabileceğimiz, bu olasılık tutarlı ve sağlam bir olasılıktır ve İsrail için gerçekleşebilecek bir adımdır. Bu konuda enerji ile ilgili olan her şey aynı zamanda politika ile özellikle uluslararası politikayla da ilgili bulunmaktadır. Bu da bizim üzerinde düşünmemiz gereken bir adımdır. Diğer bir konu da bu gazın istikrarsız ve değişken bölgemizi daha dengeli hale getirip, bölgemizdeki farklı ülkelerle daha barışçıl ilişkiler kurulmasında kullanılmasıdır.”

Bizler günlerdir “Noel rezaleti” için vatandaşları uyarma gayretindeyken İstanbul’da Hanuka yani “Yahudi Noeli”, Alanya’da ise Noel Pazarı hazırlanmıştı. Her iki rezalet de devletin neredeyse tüm resmi kurumlarının katılımı ve desteğiyle yapılmıştı. Hanuka yani “Yahudi Noel’i” Türkiye tarihinde ilk kez AKP sayesinde kamusal alanda kutlanmıştı. Ortaköy Meydanı’ndaki kutlamalar Beşiktaş Belediyesi’nin desteğiyle yapılmıştı. Törene Beşiktaş Belediye Başkanı Av. Murat Hazinedar, İstanbul Valiliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yanı sıra Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ve İstanbul Müftülüğü temsilcileri de katılmıştı. ABD, İspanya ve İsrail başkonsolosları da törende yer almıştı. Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu bir mesaj yayınlayarak Türk Musevi Cemaati’nin Hanuka Bayramı’nı kutlamıştı.

Melheme-i Kübra (Armageddon) hesaplaşması kaçınılmazdı!

Son dönem Elazığ evliyasından olup, Muhyiddini Arabi Hazretleri meşrebinden sayılan Musa Kazım Efendi’nin (KS) (D. 1.7.1905, Ö. 25.3.1967) Suriye Merkezli büyük bir hesaplaşmanın yaşanacağı yönünde önemli kanaatler beyan ettiği bilinmektedir. Çok iyi derecede Fransızca, Farsça, Zazaca, Ermenice ve Kürtçe bilen Musa Kazım Efendinin 1950 yılında özel bir sohbet esnasında:

“Çok uzak olmayan bir gelecekte, bu yeni kurulan İsrail’in; iyice şımarıp süper devletleri kışkırtarak Suriye’ye saldırtacağını… Hatay-Amik ovasına ve Türkiye sınırına kadar işgal altına alınacağını... Ancak sabrı taşan Türkiye’nin, (önce kendi içinde yaşanacak kutlu bir değişim ve dönüşümle) İsrail’i ve gâvur güçlerini hezimete uğratacağını” haber vermesi de O Zat’ın önemli bir keşfi ve müjdesidir.[1] Hatta Musa Kazım Efendi’nin sohbetlerine katılan ve sadık bağlılarından olan komşumuz Hacı Kaya Efendi, O Zat’ın “Mehdiyet inkılâbının en önemli görevlisinin Elazığ’dan çıkacağını bildirdiğini” bize nakletmiştir.

Muhyiddini Arabî’ye göre: Şam merkezli (Suriye topraklarında) büyük bir savaş çıkacaktı!

Şimdi İbn-i Arabî’nin, “Fi Muallak-ı Gayb-ül İlm”ini okuyup incelemekteyim. Nedenine gelince, bir dostum telefonuna gönderilen bir mesajı gösterdi. Şöyle yazıyordu: “Dini Necm eden Adam’ın alameti; 28 kez ihrama girmesidir. O, (Mısır ve Suriye’deki) zalim hükümdarların düşürülmesi öncesinde vefat edecektir. (Arkasından) Müslümanların üzerine feci bir savaş ve saldırı düzenlenir. Bu esnada “dini necm eden” Zat'ın öğretilerini üstlenen bir öncü kumandan, Müslümanlardan oluşan ordu sayesinde saldırgan kâfirleri hezimete uğratıp püskürtecek ve Kudüs’ü fethedecektir."

Mesajda bu ifadelerin kaynağı olarak; İbn-i Arabî’nin “Gayb-ül İlmi” gösterilmiş, ancak kitapta bunun aynısına rastlayamadım. Ama başka ilginç ifadeler vardı. Mesela İbn-i Arabî’ye göre;

“Deniz'de büyük karışıklık çıkacak. Müslüman hükümdarlardan biri öldürülüp ortadan kaldırılacak. (Kutlu ülkenin) Kıble yönünde (güneyinde) büyük bir savaş başlayacak. •Kırmızı tenli bir kişinin başında büyük bir fitne kopacak. İnsanlarda göğüs hastalıkları artacak. Batı ülkelerinde kargaşalıklar çoğalıp yayılacak. Şam (Suriye) vilayetinde büyük bir savaş patlayacak. Pahalılık artacak, hatta buğdayın batmanı bir altına fırlayacak. Şam'da çıkan savaş o senenin sonuna doğru bitecek ve Müslümanlar kazanacak. (Merkez ülkenin) Padişahı (iktidarı-Başkanı) azledilip yerine bir başkası oturtulacak...”

Deniz'de çıkacak karışıklığı: Doğu Akdeniz'e, Basra Körfezine ve Kızıldeniz’e…

Öldürülecek Hükümdarı: Kaddafi’ye, Hüsnü Mübarek’e, Mursi’ye ve Beşar Esad’a…

Kırmızı tenli Kişiyi: Donald Trump’a…

Batı Ülkelerindeki kargaşayı: Fransa, İngiltere ve Almanya’nın karışmasına; Yunanistan, İtalya ve İspanya’da krizler yaşanmasına, DAEŞ saldırıları ve mülteci sorunlarına… Ve yine Amerika-Avrupa zıtlaşmasına…

Artan göğüs hastalıklarını; atılacak zehirli gaz bombaları sonucu başta Suriye ve Yemen’de yaygınlaşacak akciğer hastalıklarına ve tehlikeli gribal salgınlara yoracak olursak; önümüzdeki süreç oldukça hareketli geçecek demektir. Biz yine İbn-i Arabî’nin tespitiyle bitirelim: “Her şeyin en iyisini Allah bilir.”[2]

Kur’an’ın Teknolojik Müjdeleri ve Siyonist Sistemin Akıbeti

Rahmetli Erbakan Hoca, özellikle son dönemlerindeki sohbet, seminer ve konferanslarında:

Haksızlık ve ahlaksızlık üzerine kurulan Siyonist ve emperyalist zulüm düzeninin, öyle barış ve adalete çağırmakla veya hoşgörü edebiyatıyla düzeltilemeyeceğini…

Bunların, tahribi çok ürkütücü nükleer füzelerine ve etkili silah sistemlerine güvenip, dünyayı tehdit ederek barbarlıklarını yürüttüklerini…

Öyle ise, Batılıların bu Şeytani güçlerini etkisiz bırakacak, yeni ve yüksek teknolojilere sahip olmak gerektiğini ve Allah’ın izniyle bunları başarıp ilgili ve yetkili makamlara teslim ettiklerini defalarca anlatmıştı.

Bugün zalim ve Batıl güçlerin elinde bulunan:

a- Nükleer başlıklı füzelerini, b- Uçak gemilerini, c- İnsansız hava gereçlerini, d- Savaş kontrol merkezlerini:

1- Tamamen çalışmaz hale getirecek ve çok ucuza mal edilecek teknolojik böcekleri,

2- Silah mekanizmalarını çürütecek metalik virüsleri,

3- Fırlatılan füzeleri havadan yakalayıp tersine çevirecek elektromanyetik sistemleri:

A- Planlayıp yaptıklarını, B- Bunları seri üretime hazırladıklarını, C- Proje aşamasından deneme safhasına kadar, hangi aşamalardan geçtiğini gösteren video kayıtlarını, D- Ve bunların Kahraman Ordumuzun özel yetkili birimlerine aktarıldığını özellikle vurgulamıştı. Bu müjdeler, aynı zamanda; ülke ve bölge şartlarının olgunlaşması durumunda, süper şeytani güçlerin burnunun kırılacağı bir tarihi hesaplaşmanın yaşanacağının da ihbarı ve ihtarıydı. Şimdi, bu gerçekleri daha iyi kavrayabilmek için, Kur’an’da çağımıza yönelik teknolojik gelişmelere işaret eden bazı ayetlerin üzerinde dikkatle durulması lazımdı.

Fil suresindeki “ebabil kuşları” metalik ve insansız hava araçları mıydı?

Fil Suresi: 1- Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi? 2- Onların 'tasarladıkları planlarını' boşa çıkarmadı mı? 3- Onların üzerine ebabil (sürü sürü) kuşlarını gönderdi. 4- Onlara 'pişirilip-sertleştirilmiş balçık taşları' atıyorlardı. 5- Sonunda onları, yenik ekin yaprağı gibi kıldı.

Meryem Suresi’nde geçen, Hz İsa’nın "Ben size çamurdan (maden hamurundan) bir kuş yaparım ve ona üflerim o da uçuverir" mealindeki ayet ile bu “üzerlerine ebabil kuşlarını gönderdi (ki) onlara pişirilip sertleştirilmiş (madeni) balçık taşları (benzeri mermiler) atıyorlardı” (Fil:3-4) ayeti düşünüldüğü zaman ikisi arasındaki irtibat belirginleşir. Bu ayetler: “Dağlardan elde edilecek madenlerin eritilip kuşa dönüştürüleceği” fikrine işaret ve ilham etmektedir. Fazla uzatmaya gerek kalmadan görüyoruz ki, sadece et ve kemik olan kuşlar söz konusu değildir, madenden yapılma kuşlara işaret edilmektedir. Nitekim, bir çok eski efsane ve tarihi hikayelerde ‘demir kuşlar’dan ‘ateş kuşlar’dan söz edilmektedir... “Tayr” kelimesi etrafında yaptığımız bu yorumlardan sonra şimdi Fil Suresi’ni ele alabiliriz... Mekke, bünyesinde barındırdığı Kâbe dolayısıyla en eski zamanlardan beri Arabistan’ın hem kültür hem ticaret merkeziydi. Buralarda her yıl kültür şenlikleri düzenlenir, şiir yarışları tertip edilir ve kurulan panayırlarda hem kültürel etkinlikler hem de ticaret gerçekleşirdi. Putperest Kureyşliler, bu faaliyetler sayesinde büyük servetler edinmişlerdi. Habeşistan, bütün çabalarına rağmen, bu kültürel faaliyetleri ve ticari sirkülasyonu kendi ülkesine çekememişti. Gün geçtikçe Mekke daha zengin oluyor ve kültür merkezi olma bakımından öne geçiyordu. Dönemin Habeşistan Kralının Yemen Valisi Ebrehe, putperest olan Kureyşlilerin bu avantajı Kâbe sayesinde yakaladıklarını biliyordu. Eğer kendisi de bir mabed inşa ederse, belki ticareti Yemen’e çekebilecekti. Öyle de yaptı. Altın kubbeli muhteşem bir mabed yaptırdı ve herkesi buraya gelmeye mecbur etti. Mekkelilere de bu yolda haber gönderdi. Bunun üzerine Yemen’e giden bir Kureyşli, hakaret niyetiyle mabedin içine pisledi. Buna çok öfkelenen Ebrehe, Mekke’yi alıp Kâbe’yi yıkmaya karar verdi. Ordusunun önünde eğitilmiş savaş filleri yürüyordu. Nihayet Mekke civarına gelince, otağını kurdu ve Mekkelilerin sürülerini gasp etmeye başladı... O sıralarda Mekke’nin siyasi lideri, Hz. Peygamber'in dedesi Abdülmuttalib’ti. Ebrehe Abdülmuttalib’in de 200 devesini almıştı... Bu haber Abdülmuttalib’e ulaşınca, Abdülmuttalib, Ebrehe’nin karargâhına gitti. Ebrehe, Onun Mekke’nin affı için yalvaracağını umuyordu. Ama öyle olmadı. Abdülmuttalib, develerini talep etmek için geldiğini söyledi...

Ebrehe şaşırdı. Onun Mekke lideri olarak kendisinden bağışlanma dileyeceğini ve Kâbe´ye zarar vermemesini isteyeceğini sanmıştı. Ve; “Sen develerin için mi geldin? Oysa ben, senin Kâbe´ye zarar vermemem için ricacı olacağını umuyordum” deyince. Abdülmuttalib ona şu cevabı verdi:

“Hayır, ben Kâbe için gelmedim, kendi develerim için geldim. Ben develerimin sahibiyim. Kâbe ise Allah’ındır. O kutsal mabedini koruyacak güçtedir.” Ebrehe, aşağılayıcı bakışlarla Abdülmüttalib’i süzdükten sonra; “Verin şunun develerini, nasıl olsa yarın hepsini birlikte alacağım.” Abdülmuttalib oradan ayrıldıktan hemen sonra Fil Suresi’nde geçen hadise cereyan etti... Şimdi surenin mealini aktaralım;

“Görmedin mi Rabbin Fil sahiplerine ne yaptı? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine ‘siccil (maden çamurundan pişirilmiş taş gibi sert mermiler)’ fırlatan “uçan ebabil”ler yolladı. Ve onları “asfinme’kul”e çevirip (ortadan kaldırdı)”...

Burada üzerinde duracağımız kelimeler ‘tayr’, ‘ebabil’, ‘siccil’ ve ‘asf’tır. Bilindiği gibi ‘tayr’ uçan şeye verilen genel addır. Bu surede ‘tayr’ kelimesinin ‘nekre’ (belirsiz) bir isim olarak kullanılması, bunların bildiğimiz kuşlar olmadığına dikkat çekmek içindir. Elmalılı Hamdi Yazır bu surenin tefsirini yaparken “Bu kelimenin nekre kullanılması, bunların tanınmadık, bilinmedik garip uçucular olduğunu hatırlatmak içindir” demektedir. "Tanınmadık, garip kuş"… Bu ifadeler son derece ilginçtir. UFO’ların İngilizcedeki karşılığıyla tamtamına örtüşmektedir. (Tanımlanamayan uçan cisim!..) Tahmin ediyoruz ki, merhum Hamdi Yazır, bu tefsiri yaparken bugünkü insansız uçaklar ve UFO’lar görünmüş olsaydı, herhalde onlara bir atıfta bulunup dikkat çekerdi.. Çünkü Elmalılı Tefsiri, teknolojik gelişmelere en çok vurgu yapan tefsirlerden biridir, hatta kendi dönemi için en iyisidir. Elmalılı aynı kelimenin tefsirinde “Bunlar -siz bunu uçan cisimler olarak da anlayabilirsiniz- o zamana kadar oralarda hiç görülmemiş, irili ufaklı, siyah, yeşil, beyaz, takım takım kuşlar cinsinden şeylerdi” denmektedir. Eğer surede geçen ‘tayr’ kelimesi bilinen bir tür kuş olsaydı, bunların irili ufaklı olması veya değişik renklerde olması gerekmezdi. Oysa irili ufaklı ve muhtelif renklerden söz ediliyor ve bunların takım takım, yani filolar halinde saldırdığı belirtiliyor. Amon-Ra’nın dönüşünü anlatan “Yıldız Geçidi-Stargate” filmiyle, Amerika’nın uzaylılar tarafından istilasını anlatan ve yeni vizyona giren filmdeki “Independence Day” uzay araçları göz önüne alınacak olsa, Ebabil -ki aşağıda izah edeceğimiz gibi ebabil, filo demektir- diye nitelendirilen kuşların ne derece hakikate uygun olduğu da anlaşılır... Bilinen bir gerçek varsa, bu surede geçen Tayr, bildiğimiz kuşlar değildi ve o daha önce hiç görülmemişti... Bu surede anlatılan uçucular Erbakan Hoca’nın Heronlardan çok daha yüksek kalite ve yetenekte yaptıklarını söylediği “insansız hava araçlarına” ne kadar da benzemekteydi!

 


[1] Bak. Şeyh Musa Kazım Efendi, Bünyami Erdem, Çıra yy. sh. 210

[2] Bak: 28 Aralık 2011, Mustafa Yılmaz, Kulis Ankara, Milli Gazete

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

BİN LADİN BİLMECESİ
Siyonist Biden kabadayılık satıyordu! ABD'nin Yahudi asıllı Siyonist Başkan Yardımcısı Joe...
Devami
AYIN AYNASI
  VURAL SAVAŞ BEYİN YENİ KİTABI Vural Savaş Bey'in lütfedip Milli...
Devami
"ASKERİ DARBE" İNTİHARDIR ama "DEVLET MÜDAHALESİ" İSTİKRARDIR
  Son zamanlarda AKP iktidarına ve Sn. Cumhurbaşkanına karşı bir askeri...
Devami
AYIN AYNASI
  PATRİK ŞERİAT MAHKEMESİ KURDU Suç Duyurusu...             Hırsızlıkla suçlanan ve kiliseye...
Devami
AYIN AYNASI
İSTANBUL’A TÜP GEÇİT İHALESİ VE AKP-CHP TAHTARAVELLİSİ.   İstanbul’a tüp geçit ihalesi...
Devami
AYIN AYNASI
  ORDU OYUN OYNAMAZ! Cüneyt Arcayürek; "İlker Başbuğ ; "Gerektiğinde" sınır ötesi...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 851

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR