Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4232
mod_vvisit_counterDün8605
mod_vvisit_counterBu Hafta65181
mod_vvisit_counterGeçen hafta77717
mod_vvisit_counterBu Ay86529
mod_vvisit_counterGeçen Ay254358
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15981518

IP'niz: 54.236.59.154
Bugün: 07 Ağu 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11886988

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

Evet – Hayır İmtihanı Ve VAKIFCILARIN İNHİRAFI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 4
ZayıfMükemmel 

Biz hiçbir kişinin, hiçbir kesimin veya partinin karşıtı olarak ortaya çıkmadık. Batıl ve yanlış akımlardan hiçbirinin zıddı olarak vücut bulmadık. Biz sadece Allah’ın (hizbi) taraftarıyız, Hakkın bağlılarıyız ve İslam’ın mensuplarıyız. Kendileri; ortadan, yandan, sağdan veya soldan Şeytanın safında, Batılın etrafında ve Siyonizm’in işbirlikçisi sınıfında olanlar, bizleri kendilerinin karşıtı sanmaktadır. Oysa biz antitez ve batıllara alternatif değiliz, kendi TEZ’imiz ve davamız vardır. Ve zaten Allah Hakk’tır ve O’nun dışında (ve İslam’a aykırı olarak) tapılan (tabi olunan, medet umulan, yalvarılan ve bağlanılan her şey ve herkes) batıldır.” (Hacc:62)

Bizim fıtratları değiştirme imkânımız yoktur; ama vicdanları etkileme ve düzeltme fırsatımız vardır. Erbakan Hoca kendilerini İstanbul il başkanlığı ve Belediye Başkanlığı makamlarına taşırken, buna rağmen Ona hıyanete kalkışanların; Kendisini sadece basit ve silik bir özel kalem müdürlüğüne reva gören Turgut Özal’lara ve arkasındaki odaklara bağlılık ve saygınlık damarı; aslında bir insanın fıtratıyla alakalıdır ve bir vicdan ayarını yansıtmaktadır. Ahmet Özal, babası Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yaptığı teklifi yıllar sonra katıldığı televizyon programında açıklamıştı. Ahmet Özal, "Babam Recep T. Erdoğan'ı hem yakından takip etmekteydi, hem de onun hakkında bazı bilgiler edinmişti. 1980’li yıllarda Recep T. Erdoğan Refah Partisi'ndeyken, babam başbakanlığı döneminde kendisine Başbakanlık'ta Özel Kalem Müdürlüğü teklifi getirmişti" bilgilerini aktarmıştı. Bir televizyon kanalında yayınlanan "Birebir" programına katılan Ahmet Özal’ın, babasının Erdoğan'ı henüz Refah Partisi'nde görevliyken keşfettiğini ve ona Başbakanlık'ta Kalem Müdürlüğü teklif ettiğini söylemesi hayretle karşılanmıştı.[1]

9 Şubat 2017 Habertürk TV’de Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu Türkiye’nin Nabzı programına katılan Fatih Erbakan’ın tutarsız ve duyarsız tavırları!

“Erbakan Hoca’nın Başkanlıkla ilgili düşünce ve projeleri nasıldı?” sorusunu:

“Rahmetli Erbakan Hocamız, Milli Görüş’ün de lideri olarak başkanlık sisteminin faydaları olduğunu ve bu faydaların sağlanabilmesi için başkanlık sistemine geçilebileceğini ifade etmiş bulunuyor. Rahmetli Erbakan Hocamızın istediği başkanlık sisteminde, başkanlık ve Cumhurbaşkanlığı birleştiriliyor, devlet başkanlığı halinde ve bu devlet başkanını da halk seçiyor doğrudan doğruya. Bu kısmı zaten şu anda getirmek istenen sistemle de paralellik arz ediyor… Ama, milletvekili sayısının azaltılması, halka veto hakkı tanınması, halkın yasamaya doğrudan katılmasıyla ilgili bir düzenleme bulunmuyor; inanç ve fikir özgürlüğüyle ilgili kısıtlamaların ortadan kaldırılması için laiklik ilkesinin anayasada açıklanması, şu anda getirilmek istenen sistemin içerisinde yer almıyor! Erbakan Vakfı adı üzerinde Erbakan Hoca’nın ismini taşıdığı için, asıl yapması gereken “Erbakan Hoca olsaydı bu meseleler karşısında nasıl tavır takınırdı, hangi kararı alırdı? Onu Erbakan Vakfı olarak ortaya koyabilmek bizim asıl misyonumuz oluyor!” şeklinde yanıtlıyor ve Erbakan Hocanın aziz hatırasını ve manevi mirasını istismar ediyordu. Çünkü Erbakan, yüce davasının tek adresinin Saadet Partisi olduğunu defalarca vurguluyor ve AKP’nin Siyonizm’in işbirlikçisi olduğunu haykırıyordu. Partideki birkaç tescilli haini bahane ederek bu kutlu hareketten ve Kur’an’ın çizgisinden kopup ayrılmak, nasıl bir mantık marazını yansıtıyordu?

“Düzenleme getiriyorsa, biz başka siyasi sebeplerle peşin peşin hayır dememiz doğru değil, ama ne olursa olsun evet diye bir tavır içerisinde olamayız, faydalı ise gerçekten güzel bir sistem getiriyorsa ona evet denmesi lazım, ama zararlı yanları varsa, onun da ortaya konması lazım, ilmi bir değerlendirme yaptık. Öncelikle çok önemli birkaç konuda ifade etmek istiyorum. Başkanlık sistemi bir araç dolayısıyla bir aracı kimin ve nasıl kullanacağı bizce daha önemli görülüyor!” gibi tavrını ve tarafını mertçe ortaya koymaktan aciz yaklaşımlar, o asil soyadınıza yakışır mıydı?

“Koskoca bir ülkeyi ve toplumu ilgilendiren kararların bir kişinin uhdesine verilmesi sağlıklı mı?” sorusuna verdiği:

“Tamam yapacak da, hangi uluslararası anlaşmayı yapacak? D-8 projesini canlandırmak için, D-60’ı, İslam Birliğini kurmak için bir uluslararası anlaşma yapacaksa gayet güzel bir yetki bu. Ama Kıbrıs’ta toprak vermek için, BOP’un uygulanması, yürütülmesi için yapacaksa o zaman kötü” yanıtı bile vicdanları yaralamaktaydı. Yahu 15 yıllık iktidar ve icraatları, Erdoğan’ın hangi istikamette ve AKP iktidarının kimlerin hizmetinde olduğunu ispat etmiyor mu ki, hala böyle çelişkili ve ikircikli yanıtlar vermekten sakınılmıyordu?

(Erdoğan’la ilgili) Kuşkularınız mı var? sorusuna:

“Yani bizim böyle olmamasını temenni ettiğimiz konular var tabi… Daha önce yapılan bizim tasvip etmediğimiz, uygun görmediğimiz uygulamaları oldu. BOP’la ilgili eşbaşkanlığı, Amerika’nın Irak’a müdahalesinde Amerika’yla birlikte davranılması, Libya’da Kaddafi’ye yapılan operasyona NATO’yla birlikte dahil olunması, Kıbrıs konusunda yapılan tavizkar uygulamaları bulunuyor” dedikten sonra: "Yani Başkan seçilecek kişi uluslararası anlaşmaları tek başına yapacak, dolayısıyla riskli gördüğümüz alanlar var mı diyorsunuz, öyle mi?" sorusuna: “uluslararası anlaşmaları tek başına yapacak olmasını hepten riskli görüyoruz, demek istemedim. Ne yapacağı önemli” şeklinde biraz önceki kendi tespit ve tenkitlerinden çark edip dönüvermesi ise, tek kelime ile mide bulandırıyordu.

“Yürütme tekelde toplanıyor, tek başına kararname çıkarıyor, siz hala ne yapacağını mı önemli sayıyorsunuz?” sorusunu ise:

“Efendim bu kadar yetkiyi veriyorsunuz, her şeye kendi başına karar veriyor, dediğim gibi yine ne yapacağı önemli… Gelecek başkan kanun hükmünde kararname çıkarıyor, çıkartabilir, bunu çok zararlı görmüyoruz, nasıl bir kanun hükmünde kararname çıkartacağı önemli. Bütçeyi yapıyor, bütçeye denk bütçe yapıyorsa tamam yapsın… Efendim Ordu’yu kullanma yetkisi verilmiş, bu da hayırlı yöne kullanılırsa faydalı olur. Dolayısıyla biz aslında başkanlığa karşı değiliz. Tabii ki demokratik bir ortam içerisinde halkın seçtiği bir Başkan olması lazım. Burada başkanı doğrudan halkın seçmesi son derece faydalı, iki başlılığın ortadan kaldırılması son derece faydalı, koalisyonların ortadan kaldırılması son derece faydalı, etkili, hızlı bir yönetimin olması gibi son derece faydaları var. Sıkıntılı tarafları burada bir denetlenebilme özelliğinin tam olarak oturmamış olması, denetleme, hesap verilebilirlik, hakemlik müessesi yani bağımsız tarafsız bir yargının teşekkül etmesi ile ilgili… Yani şuna benziyor. Efendim bıçak vermeye karşı mısınız değil misiniz? Dört yaşında bir çocuksa bıçak vermeye karşıyım ama bir hanım bu bıçağı eline alacak ve sonunda yemek yapacaksa faydalı bir şey olur… Özetle Cumhurbaşkanlığı sistemine prensipte Evet diyoruz!  

Biz (Erbakan Vakfı olarak) tabi herhangi bir bağlayıcı karar almadık, geldiğimiz noktada şunu söylüyoruz: Bu mahsurlarını ve faydalı taraflarını milletimizin değerlendirmesi gerekiyor. Biz de bir vakıf olarak, bir siyasi parti olmadığımızdan bu konuya daha ziyade ilmi açıdan yaklaşıyoruz. Gördüğümüz faydaları şunlardır, ama bu gibi sakıncaları vardır diye ifade edip bunun karşılığında seçimi millete bırakmamız faydalı olur.” Sözlerinin Türkçesi: “Ey Erbakan Vakfı mensupları, biz bu referandumda EVET diyeceğiz!” oluyordu.

Israrla “Evet mi Hayır mı diyeceksiniz?” sorularına:

“Başkanlık sistemi bir araç, bu aracın hangi amaçlarla kullanılacağı önemli” şeklinde kaypak ve kaçamak cevaplar verilmesi, şuurlu ve sorumlu bir mümin tavrını yansıtmıyordu.

“Vakfımızda Milli Görüş çizgisinden gelen, uzun yıllar Milli Görüş’ün içerisinde olmuş insanlar çoğunlukta, ayrıca çok değişik kesimlerden insanlar da var, milliyetçi görüşte olanlar var, mevcut iktidar partisine çok yakın olanlar da var. Dolayısıyla aslında bir mozaik halinde Vakfın asıl işlevi, maksadı da herkesi kucaklayabilmek. Biz dediğim gibi kendimiz de hep arkadaşlarla görüşmemizde, konferanslarımızda toplantılarımızda bu çekincelerimizi ifade ediyoruz. Bunun yanında, faydalı taraflarını da söylüyoruz. Kararı tabii Vakıf mensuplarına ve milletimizin kendisine bırakıyoruz, bağlayıcı bir karar almadık ve özellikle başkanlık sisteminin bir araç olduğunu, bu aracı kimin nasıl ve ne yönde kullanacağının asıl önemli olduğunu da hep ifade ediyoruz.” Sözleri de, gerçekleri gizleyici ve her tarafı idare edici bir yaklaşımı ortaya koyuyordu!

Saadet Partisi’nin hayır kararını destekliyor musunuz? Sorusunu ise:

“Ben tabi böyle bir fikri ifade edersem bizim Vakıf bünyesi içerisinde bağlayıcı karar almamış olmamızın çok bir mantığı kalmaz. Onu ifade ettiğimizde o zaman herkes böyle bir karar aldık diye düşünüyor. Ben de, bu sakıncalarını ve faydalı yönlerini bütün Vakıf mensupları ve milletimiz gibi değerlendiriyorum. Kimseyi de etki altında bırakmak istemiyorum” şeklinde geçiştirici, niyetini ve gayesini gizleyip Erdoğan’ın gözüne girici ifadelerle yanıtlaması ise nefsinin ve güvenilmez kesimlerin tuzağına kapıldığını gösteriyordu. Ve tabi çok fazla da şaşırmamak gerekiyordu. Çünkü zaten Kur’an-ı Kerim bazı peygamberlerin bile çocuklarının, hanımlarının ve babalarının çok farklı ve aykırı saflarda bulunduklarını haber veriyordu. Çünkü insanlar hür iradeleriyle imtihan için bu dünyada bulunuyordu ve herkes kendi amacına ve ayarına uygun davranışlar sergiliyordu.

Bakan Mehmet Şimşek’in itirafıyla; tamamı 489 ton olan Merkez Bankası altın rezervinin tam 450 tonunu İngiltere’ye emanet (rehin) olarak gönderen AKP iktidarına mı güvenip referandumda “EVET” oyu atacaktık?

Ziraat Bankası, Halkbank, Botaş, PTT gibi elde kalan Milli varlıkları, yeni ve faizli dış borç alabilme hatırına, malum ve mel’un merkezlere ipotek vermenin kılıfı olan “VARLIK FONU” kahramanlarına mı güvenip “EVET” mührü basacaktık?

Siyonist ve işgalci zalim İsrail’le normalleşme anlaşması yapan yamuklaşmış kafalara mı güvenip “EVET” propagandası yapacaktık?

ABD’nin Irak vahşetine, NATO’nun ve Batının Libya mezalimine, Suriye’yi harabeye çeviren şeytani projelere taşeronluk yapanlara mı güvenip, camiamızı “EVET mi, HAYIR mı?” konusunda serbest bırakacaktık?

Hesap vereceğine inanan, dava hassasiyeti taşıyan… Ve zerre kadar olsun muhterem Babasının hatırını sayan ve hatırasına saygı duyan bir insana böylesine çelişkili ve çetrefilli bir tavır yakışır mıydı?

Siz Allah’a karşı ne kadar cesur ve mağrur insanlardınız ki, bu iktidarın geçmişteki korkunç tahribatlarının ve zulüm ortaklıklarının ve gelecekteki işbirlikçilik icraatlarının bütün vebalini sırtlamaktan hiç korku duymamaktasınız!? Açıkça AKP’ye katılan ve kendi mantıklarıyla “CHP ve PKK ile aynı konumda olmamak için EVET veriyoruz” propagandası yapanlar bile, sizlerden çok daha tutarlıydı…

Nabi Avcı İsrail ziyaretinde Siyonist katliamcılara şöyle yılışmışlardı:

"Sevgili dostlar. Büyükelçimizin bu güzel konuşmasından sonra benim ilave edecek fazla bir sözüm yok. Ama şu kadarını bilmenizi istirham ediyorum. Sadece Kültür ve Turizm Bakanı olarak değil, Cumhurbaşkanından Elçilikteki çalışanımıza kadar hepimiz sizinle birlikteyiz.

Dolayısıyla birlikte projeler yapalım, hem İsrail’de hem Türkiye’de, hem de üçüncü ülkelerde. Birlikte ne tür kültürel faaliyetlerde bulunabiliriz, bunları birlikte konuşalım, çalışalım. Biz Kültür Bakanlığı olarak yeni açılan Kültür merkezimizde inşallah Elçiliğimizin koordinasyonunda pek çok yeni kültürel etkinlikler planlıyoruz. Oraların en aktif katılımcıları gayet tabii sizler olacaksınız.

Dolayısıyla ben artık kendimi artık sadece Türkiye’nin Kültür Bakanı olarak değil, aynı zamanda burada, Türk Yahudileri ve Yahudi Türkler, veya Türkiyeli İsrailliler- İsrail’deki Türkler, hangi sıfat üzerinden konuşursam konuşayım, sizlerin de Kültür ve Turizm Bakanı olarak lütfen herhangi bir şekilde bir ihtiyaç olursa, bize düşen bir vazife olursa, memnuniyetle, hem dernek açısından, hem de buradaki sosyal faaliyetler açısından, hem de Türkiye için planlanacak başka faaliyetler açısından biz her an hizmetinizdeyiz!"[2] Şimdi açıkça İsrail’in hizmetinde olacaklarını itiraf edenlere “EVET” demek başımıza ne işler açacaktı?

Ne yani Saadet Partisi’nde, tutup bir Genel Başkan Yardımcılığı verselerdi, şimdi “HAYIR” edebiyatı yapacaktınız, ama maalesef marazlı şahısların dışlamasıyla kadro dışı bırakılınca “EVET” bandosuna katıldınız… Bu mu dava anlayışınız..?

Haydi kendinizi ve ailenizi düşünmüyorsunuz, size aldanıp “EVET” diyecek onca insanın günahını nasıl taşıyacaksınız? Allah aşkına yapmayın, soyadınızdan kaynaklanan ağırlık ve saygınlığınızı bu kadar ucuza harcamayın! Kutlu camiamıza ve teşkilatımıza tavır almanıza bahane saydığınız o malum marazlıların, sinsi planlarına hizmet ettiğinizin artık farkına varın! Onları haklı çıkaracak bu tutarsız ve duyarsız davranışları bırakın… İnancınızın, davanızın, Muhterem Babanızın ve vicdanınızın sesine kulak asın! Nefsinizin hayal ve heveslerine, çevrenizdeki kimselerin kof ve kışkırtıcı vaatlerine kanmayın! İleride çok pişman ve perişan olacağınız hatalar yapmayın!

Çünkü zaten, Vakıfçılardan Eyüp Baylan’ın paylaştığı bir telefon konuşması ses kaydında O. Asiltürk “Bu referandumda Evet mi, Hayır mı diyeceğiz?” şeklindeki soruya “Ne Evet ne de Hayır diyoruz. İkisi arasında bir fark görmüyoruz!” anlamındaki sözlerle yanıtlamış; yani Fatih Erbakan’la aynı görüşü paylaşmıştı.

Erbakan Hocamızın benzetmesiyle: “Evimizi oda oda…” Türkiye’mizi ada ada – parsel parsel satanlara “Evet” demek Milli ve Manevi intihardı!

“Göze batmasın diye toptan değil de evi oda oda satıyorlar. “Türkiye’ye yabancı sermaye geliyor” diye halkı aldatıyorlar. Peki bu yabancılar ülkemize niye geliyorlarmış? Şunun içinmiş; “Ekonomimiz kuvvetliymiş, bize güveniyorlarmış da geliyorlarmış”. Bize demiyorlar ki, bizden daha kolay soyacak birini bulamıyorlar da bu yüzden koşuyorlar. Bizim havuzumuz fakir fukaranın havuzuydu. Senin havuzun ırkçı emperyalizmin havuzudur!”

Bir KHK ile kurulduğundan ansızın haberdar olunan Varlık Fonu üzerindeki tartışmalar devam ediyordu. İktidar medyasının bile savunamadığı, hükümet yetkililerinin olumlu cümleler kurmakta zorlandığı Varlık Fonu, yıllardır ısrarla uygulanmakta olan faiz ve rantiye ekonomisinin acı faturası ve yabancı borçlara ipotek sigortası olarak yorumlanıyordu. Kamuoyundaki tepkileri dindirmek için kimi çevrelerce benzetilen Erbakan Hoca’nın kurduğu Havuz Sistemi ile Varlık Fonu arasında uzaktan yakından küçücük bir benzerlik bile bulunmuyordu!

Çünkü:

• Havuz Sistemi, faizci kapitalist ekonomiye karşı gerçekten bir tavır geliştirildiği süreçte kuruldu. Varlık Fonu ise faizci kapitalist ekonominin bir parçası olarak oluşturuldu.

• Havuz Sistemi tasarrufu, Varlık Fonu ise borçlanmayı esas alıyordu.

• Havuz Sistemi bankalardan yüksek faizle borç almaya son verirken, Varlık Fonu bankalardan borç almak için bir araç olarak görülüyordu.

• Kamu tek hesabına dayalı olan Havuz Sistemi, para ve harcamanın denetimini ve koordinasyonunu sağlarken, Varlık Fonu ise kanunlardan, denetimlerden muaf tutuluyordu.

• Havuz Sistemi ile rantiyenin hortumları kesilirken, Varlık Fonu rantiyeye yeni kanallar açıyordu.

• Havuz Sistemi’nde kamu kurumlarının devri söz konusu değilken, Varlık Fonu ile asırlık kuruluşların ipotek edilmesi, rantiyeye teminat olarak gösterilmesi amaçlanıyordu.

• Havuz Sistemi, Denk Bütçe ile birlikte değerlendirilirken, Varlık Fonu her yıl ortalama faize 60 milyar TL ayrılan bütçenin yaması olarak karşımıza çıkıyordu.

“Varlık Fonu” kılıftı, asıl oluşturulan ipotek sigortasıydı!

Varlık Fonu diye ülkenin bugüne kadar birikimlerini bundan sonra alacakları borçlara karşılık teminat olarak göstermek hatta ve hatta ipotek etme anlamını taşımaktaydı. Bunun adı Varlık Fonu değil, ipotek listesi olmalıydı. Daha beteri GAP’ın fona devredilmesi durumunda Fırat ve Dicle nehirleri de İsrail’e akıtılacaktı. Bu girişimlere “EVET” demek akıl kârı mıydı?

Bu Varlık Fonu’na devredilen kurumların isimlerine bakın şaşıracaksınız. Üstelik daha hangi kurumların katılacağı da gizli tutulmaktadır. Hükümet maalesef yeni oluşturduğu her müessese ve kurumda denetimi saf dışı etmeye çalışmaktadır. Bu Varlık Fonu kurumu Sayıştay denetiminden uzak tutulmaktadır. Varlık Fonu kılıfıyla hangi müesseslerimizi yarın alacağımız borçlara karşı teminat olarak gösterebileceklerinin listesini tutmuşlardır. Dış borçlar için teminat hazırlamışlardır.

Oluşturulan Varlık Fonu ile ilgili çok ciddi bir konu kamuoyunun gündeminden saklanmaktadır. Bu da AB’nin Fırat ve Dicle nehirlerinin uluslararası bir konsorsiyuma devredilmesine çalıştığı “sınırı aşan sular” anlaşmasına Türkiye’nin daha önce imza koyduğu hatırlatılarak Varlık Fonu üzerinden Dicle ve Fırat’ın kontrolünü elimizden almaya çalışacaktır. Ve Referandumda “EVET” demek, bütün bu talan ve tahribatlara çanak tutmaktır.

“Boş Dolar”ı borç almakla kimsenin karnı doymazdı!

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Bretton Woods'ta Dünya Para Sistemini belirleyen bir anlaşma imzalanmıştı. Buna göre devletler, paralarını artık merkez bankasındaki altına karşılık olarak çıkarmayacaktı. Bunun yerine ABD, Doları altın karşılığı basacak, diğer ülkeler de Dolara karşı para basacaktı. Yani ülkelerin parası güya Dolar aracılığıyla altına bağlanmış sayılacaktı. ABD her ülkeye bir ons altın karşılığında 35 Dolar vermeyi taahhüt ediyordu; anlaşma buydu! Sözde altın Doları, Dolar da diğer ülkelerdeki paraları doğuracaktı!

Ancak Amerika kasasındaki altının karşılığının çok üstünde para basmıştı. Yani Dolar karşılıksız kâğıt parçasıydı. Bunun üzerine ellerinde para tutan ülkeler Dolar karşılığında altın istemeye başlamışlardı; haklılardı, ama bu imkânsızdı!

Çünkü ABD'nin bunu karşılaması onun iflasıydı. ABD bu soruna kolay bir çözüm ortaya attı. Bu çözüm tek cümlede yatmaktaydı. Açıklama geldi: Bu anlaşma yoktur artık! İşte bu açıklamadan sonra artık paranın karşılığı altın olmaktan çıktı! Döviz kurları esnek ve kontrolsüz hale taşındı. Watergate skandalının altında buna itiraz yatmaktaydı. Nixon'ın gidişine böyle bakmakta fayda vardı. İstifa etmek zorunda kalan ilk Başkan'dı!

Elinde Dolar tutanlar ABD'ye "al Doları ver malımızı" deseler ABD bunu asla karşılayamazdı, çünkü imkânsızdı. Ancak ellerinde Dolar tutanlar bu yola sapmıyorlardı. Çünkü böyle bir durumda Doların değeri sıfırlanacak ve herkes alacağını kaybetmiş olacaktı. Mesela Çin elinde en çok Dolar tutan ülke konumundaydı! Dolardan kopamazdı. Elindeki Doların miktarı çok fazlaydı. İstese Doların değerini çok düşürür ama bu durumda elindeki tüm Dolarlar değersiz hale gelip boşa çıkardı. Yani en çok kaybeden kendisi olacaktı. Bu nedenle kimse bu dengeyi bozmaya kalkışamazdı. Çünkü Siyonist sömürü modeli, karşılıksız kâğıt para (Dolar)la dünyayı yönetmek üzere yapılandırılmıştı. Eskiden emperyalist işgalciler askeri komutan ve birlikler gönderir, işgal eder, orada seçilen aileler üzerinden iş görür, örgütlere, cemaatlere girer ve yönetimi ele alırdı. Amerika ise bunu Dolar ile yapmaktaydı. Japonya'ya atom bombası attı sonra elinden tutup kalkındırdı. Ama parasını Dolara endeksleyip kendine bağladı. Japonya bu çizgiden çıkamazdı. Deneyen bile olmazdı. Kazandıkları paranın önemli kısmı da Amerikan finans sisteminde kalırdı. Amerika bu parayla da açığını kapatırdı. İşte savaşın başladığı yer burasıydı. Trump da bu nedenle Başkanlığa taşınmıştı.

Trump yemin ettikten sonra 100 günlük özel planı hayata geçirmeye başlamıştı. Alt yapı çoktan tamamdı. Özel bir Yahudi de oradaydı! Steven Mnuchin... Hazine Bakanı olacaktı. Medyaya baktığımızda Trump ile ters düştüğü konuşulmaktaydı, ama bu işin numarasıydı. Siyonist Mnuchin, çok özel vergi sistemini ilk 100 gün içinde hayata geçirmiş olacaktı. Reagan'dan sonra tarihin en güçlü vergi değişikliği için düğmeye basacaktı.

Trump yakın zaman önce Mnuchin'i yanına çağırmıştı. Trump Dolar üzerindeki değişikliği anlatmıştı. Obama'nın en yakın adamlarından biri olarak gösterilen Hazine Bakanı Yahudi Jack Lew'in tamamladığı yeni Dolarları Mnuchin'e tanıttı. Jack Lew, Demokrat gibi görünen Cumhuriyetçi bir Yahudi olmaktaydı. 5, 10, 20 ve 100 Dolarlık banknotların üzerinde bulunan portreler değişecek, yerlerine başka resimler konulacaktı. Bu akıl almaz durum yakında gerçek olacaktı. Obama ve ekibi cesaret edip bunu yapamamıştı. Ancak Trump ve ekibi bunu yapacaktı. Zaten getiriliş amacı da bunda saklıydı. Yani yeni tosunla (Trum’la) eski oyun devam etmiş olacaktı.

ABD'nin en önemli isimlerinin yerine, yeni önemli isimlerin fotoğrafları Dolarların üzerine basılacaktı. Amerika Birleşik Devletleri'nin yeniden büyük güç olarak öne çıkacağına inanılan bu durum, elbette büyük tepkilere de yol açacaktı. Özellikle küresel sermaye baronları karşı çıkıyor görüntüsüyle bu yeni sömürü çarkına mazeret ve meşruiyet kazandıracaklardı. Soros Yahudi’si kurusıkı çıkışlara çoktan başlamıştı. Keskin bir şekilde Trump'ı ölümle bile tehdit ediyorlardı.

Yani itirazlar olacak, belki başka olaylar da yaşanacaktı, ama Dolar sözde değişmiş şekliyle yine Siyonizm’in sömürü aracı ve sigortası yapılacaktı. Ve kimler elinde Dolar tutuyorsa yakında Batacaktı! Amerika'nın yaşaması için borçlarından kurtulması lazımdı; şimdi böyle bir senaryo tezgâhlanmıştı.

“Ayakta kalmak için anlamak zorundayız... Doların başlattığı ve bitireceği bir savaşın ortasındayız... Yakında herkesin safı belli olacak, bu kaçınılmazdır. Şimdiden sınırların nasıl değişmiş olacağını, devletlerin nasıl teslim alınacağını ve bütün bunların Dolarla yapılacağını bilmemiz lazımdır” diyen Ergün Diler gibileri, acaba bizdeki VARLIK FONU oyununun, yeni karşılıksız kâğıt paraları (Dolarları) faizli borç alabilmek için, Siyonist Bankerlere, en kıymetli varlıklarımızın ipotek bırakılması anlamını taşıdığını niye yazmazlardı?

Dünyanın en borçlu ülkeleri şunlardı:

Belçika           : 501 milyar Dolar,

Fransa            : 2,5 trilyon Dolar,

İngiltere          : 2,6 trilyon Dolar,

İtalya               : 2,75 trilyon Dolar,

Almanya         : 3 trilyon Dolar,

Çin                   : 4 trilyon Dolar,

Japonya          : 14 trilyon Dolar,

ABD                 : 16 trilyon Dolar,

Yunanistan      : 500 milyar Dolar,

Türkiye’nin ise: 700 milyar Dolar borcu vardı. Bazıları bu rakamın kefil olunan özel sektör borçlarıyla birlikte 900 milyar Doları aştığını yazmaktaydı.

Ey vakıfçılar, Aziz Erbakan Hocamızın uyarıları, umarız sizlere de bir şeyler hatırlatırdı:

Hem içeride hem dışarıda o kadar çok sorunumuz varken… Sonunu kimsenin kestiremediği sınır ötesi operasyonlar, bitmek bilmeyen şehit haberleri, ihraçlar, tutuklamalar, dizginlenemeyen döviz kurları, iflas etmiş, durgunlaşmış piyasa varken… Ve ne kadar daha süreceği bilinmeyen olağanüstü hâl varken… Ülke BAŞKANLIK muammasıyla oyalanmaktadır. İşte sessiz sedasız yürütülen ve bir anda önümüze getirilen Varlık Fonu aslında, bir beka sorunudur ve tehlike kapımıza dayanmıştır. Anlaşılan yıllardır sıcak paralarla ekonomide estirilen bahar havasının ve rant ekonomisi uygulamasının iflas ettiğinin kendileri de farkına varmışlardır ve “Varlık Fonu” safsatasıyla kurtulmaya çalışılmaktadır; ama çırpındıkça batılmaktadır.

Hataları anlaşılmasın diye bu kadar önemli bir konunun konuşulmasından bile rahatsız olunmaktadır. Hâlbuki daha iş başına geldikleri ilk günden itibaren Erbakan Hocamız bir devlet adamı ciddiyetiyle bunlara defalarca uyarılarda bulunmuşlardı.

"AKP yöneticileri kaynak bulamıyorlar. Çünkü cevherleri eksik, mayaları yok. Hükümet işbaşı yapalı 7 ayı geçmiştir. 54. Hükümet, 6 ayda 57 milyar $’lık bütçeye 35 milyar $ kaynak ilave etmiştir. Ayrıca denk bütçe yapmış, ekonomiyi borç, faiz sarmalından kurtarmıştır. Memur, işçi, emekli, esnaf, köylü, dar gelirliye hiçbir dönemde görülmemiş refah payı sağlamıştır. Bunlar şimdi gömleksiz kaldıkları için, Milli Görüş’ün hidayet, dirayet, ve ferasetinden mahrum bulundukları için ülkenin temel meselesini çözemiyorlar. İşte bütçeleri ortada; kaynak yok. Çünkü 146 katrilyonluk bütçenin 46 katrilyonu açık, 66 katrilyon faiz, 70 milyonun bütün hizmetlerinin görülmesi için sadece 20 milyar $, toplanan bütün vergiler faizlere yetmiyor. Bir açmazın içindeler kıvranıyorlar. Kendileri de bu acı gerçeğin farkındadırlar. Buna rağmen halkı aldatabilmek için “göz boyama” yollarına başvuruyorlar."

Peki, iktidar bu göz boyama yanında sorunu nasıl çözmeye çalışmaktadır? İşte Varlık Fonu’nun ne olduğunun cevabı da burada yatmaktadır. Türkiye’mizin kâr eden kuruluşları tek bir elde, birkaç kişinin himayesinde yabancılara rehin bırakılmaktadır. Bu referandumda “EVET” mührü basmak, bütün bu talan ve tahribatlara ortak olmaktır!..

 

 


[1] http://www.internethaber.com/turgut-ozal-erdogana-hangi-gorevi-teklif-etti-1752471h.htm

[2] https://www.youtube.com/watch?v=I8eSCsqQC5k


Bu yazarin diger makaleleri

EY SABIK DOSTUMUZ VE EY SAYIN TOSUNUMUZ! AMPULÜNÜZÜN FİŞİ ÇEKİLDİ!
  AKP'nin ilahiyatçı milletvekili Resul Tosun, Erkan Mumcu'nun istifasıyla ilgili...
Devami
TÜRKİYE TÖKEZLİYOR, YIKILMASI YOK OLUŞUMUZDUR!
Devlet çatısı çatırdıyor. Emniyetle asker, polisle jandarma çekişiyor. Emniyet içinde...
Devami
Şecere-i Hürriyet'ten Ahmet Hakan'a: KAHPELİK VAR, KAHPELİKTEN İÇERİ
Kur'an bize: "Kitap ehliyle (Hıristiyan ve Yahudilerle) -içlerinden zulmedenleri hariç olmak üzere-...
Devami
PKK-HİZBULLAH TAHTARAVELLİSİ
  Siyonist merkezler, İran devriminden sonra, Şiilik itikadını ve Farisilik inadını...
Devami
FETULLAH GÜLEN ŞEBEKESİ, SİYONİST ABDNİN MİSYONERLERİ Mİ?
  "Çağdaş Nurculuk" mu, "Bid'atkârâne bir hıyanet" mi? Zaman'dan Ahmet Kurucan'ı...
Devami
KÜRTÇE AŞİRET DİLİDİR, DEVLET DİLİ OLMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR.
Sn. Abdullah Gül’ün, şike ve şaibe kokuları sezdiğimiz Diyarbakır ziyaretinde,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 646

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR