Get Adobe Flash player
Reklam

MÜJDE! TRUMP’LA ERDOĞAN KANKA OLMUŞLARDI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

MÜJDE!

TRUMP’LA ERDOĞAN KANKA OLMUŞLARDI!

      

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Amerikan askerlerinin Suriye’den çekileceği konusunda sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda: "DAEŞ’i Suriye’de yendik, Trump hükümeti boyunca Suriye’de bulunmamızın tek sebebimiz buydu" açıklaması kafaları karıştırmıştı.

ABD’li bir yetkilinin, Suriye'den tüm askerleri çekmeyi değerlendirdiklerini söylemesinden kısa süre sonra, Twitter'dan açıklama yapan ABD Başkanı Trump'ın; “Suriye'de DAEŞ’i yenilgiye uğrattık, Başkanlığım döneminde orada olmak için tek nedenim buydu, şimdi DAEŞ ile mücadelede yeni sayfaya geçilirken, ABD askerleri ülkeye dönmeye başladı” ifadeleri herkesi şaşkınlığa uğratmıştı. Reuters haber ajansına konuşan bir ABD'li yetkili, Suriye'den tüm askerleri çekmeyi değerlendirdiklerini doğrulamıştı. Bu haberin gelmesinden kısa bir süre sonra ABD Başkanı Donald Trump’ın, konuyla ilgili Twitter hesabından yaptığı açıklama, “ABD'nin yeni ve sinsi planları olduğu” kuşkusunu gündeme taşımıştı.

Trump’a göre: “Amerika’nın yarım bıraktığını Erdoğan Suriye’de tamamlayacak, DAEŞ’ten kalanı Türkiye ortadan kaldırıcaktı.”

ABD Başkanı Donald Trump’ın daha sonra, Twitter hesabından Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesiyle ilgili açıklamalarında: “Erdoğan Suriye'de DAEŞ'ten kalanı yok edeceğini söyledi” itirafları, Türkiye’ye yönelik yeni bir tuzak kurulduğu şeklinde yorumlanmıştı. Trump’ın; “Suriye'deki askerlerimiz evine dönüyor. Türkiye çok doğru bir komşu” dedikten sonra ayrıca, “Erdoğan'ın söylediğini yapabilecek biri olduğunu” belirtmesi kuşkularımızı arttırmıştı. Çünkü Trump’ın, Suriye’den çekilme kararında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmenin etkili olduğu ortaya çıkmıştı ve Trump bu durumu attığı tweetlerinde bile gizleme gereği duymamıştı.

Ancak ABD'deki Türkiye karşıtı lobiler de bu kararı tartışmaktaydı. İşte bu tehlikeye dikkat çeken bazı yazar ve yorumcular, “Trump'ın çekilme kararı sonrası, Türkiye'ye tuzak çıkabileceği yönünde” uyarılarda bulunmuşlardı.

"(...) ABD’de aynı anda hem Trump hem de Türkiye karşıtı lobiler var. Bunların başında ABD medyasının güçlü kesimi ve bunları fişekleyen FETÖ bağlantıları da bulunmaktaydı. Bunlar gözlerini Türkiye’nin huzuruna, hatta bağımsızlığına dikmiş durumdalardı. Türkiye’nin Suriye’ye yönelik bir operasyonunda, Türkiye aynı zamanda DAEŞ'le de mücadele etse bile, bunlar çok açık biçimde bu durumu Türkiye’nin oradaki Kürtlere karşı, bir soykırım harekâtı yaptığı şeklinde yorumlayacak ve dünyaya böyle bir algı yayacaklardı. Sonrasında da önce Trump’a bu kararı değiştirmesi için baskı yapılacak. Zaten bir anı bir anını tutmayan Trump, muhtemelen bir süre sonra; “insani nedenlerle oraya dönmek zorundayız” diyerek kararını askıya alacak ve bu çarkı ile puan toplamaya çalışacak ve bunu muhalifleri ile barışma fırsatına çevirmiş olacaktı. Daha da kötü bir ihtimal olarak, Suriye’nin doğusuna uluslararası bir kontrol getirmek için düğmeye basılarak, güçlü bir rüzgâr estirilmeye başlanacaktı! Ve mesele, Türkiye açısından daha da içinden çıkılmaz hale sokulacaktı.

“Elbette ve herhalde Türkiye’nin Suriye’ye girmesi ve PYD/PKK çıbanını deşmesi gerekirdi ve elzemdi. Bu nedenle ABD’nin Suriye’den çekilmesi bölge adına çok olumlu bir gelişmeydi. Bu, Suriye’deki bir işgal gücünün çekilmesiydi. ABD’nin ve Atlantik kuvvetlerinin kaybetmesi demekti. Ancak ABD çekilirken de çıkarlarını korumaya yönelik tedbirler geliştirirdi. Bu nedenle ABD’nin Suriye’den çekilmesi de elbette çeşitli senaryoların gereği olabilirdi. Fakat o senaryoları bozup bozamamak Türkiye’nin ve bölgemizin meselesiydi” tespitleri yerindeydi.

Başlıca senaryolar şöyle konuşulmaktaydı:

Hatırlayınız; Rahip Brunson’un serbest bırakılmasının ardından, Ankara ile Washington arasında mekik dokunmuştu: Önal-Palmer, Fidan-Jeffrey, Akar-Dunford, Çavuşoğlu-Pompeo ve hepsinden önemlisi Erdoğan ile Trump’ın temasları olmuştu.

1. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey: “Kürtler ile Türkiye arasında bir çözüm için çabalarımızı yeniden başlattık” (1.11.2018) buyurmuştu.

2. ABD Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Matthew Palmer, ülkesinin PKK üst düzey yöneticileri Murat Karayılan, Cemil Bayık ve Duran Kalkan için 12 milyon dolar ödül koyduğunu duyurmuştu (6.11.2018).

3. Erdoğan: “Fırat’ın doğusuna operasyona başlayacağımızı ilan ettik. Sayın Trump ile bunları görüştük, olumlu cevap verdiler” (17.12.2018) itirafında bulunmuştu.

4. Çavuşoğlu: “Trump Erdoğan’a, Gülen’in iadesi konusunda çalışıyoruz” dedi (16.12.2018), “FBI, FETÖ ile ilgili 15 eyalette çalışma başlattı, tutuklamalar var” (17.12.2018) diyordu. Böylece Suriye’deki yeni bir Kürdistan projesinde ABD ile iş birliğine hazırlanıyordu.

5. Pentagon “Türkiye’ye S-400 alternatifi paket” raporu hazırlıyordu (30.11.2018). ABD Dışişleri Bakanlığı Türkiye’ye 3,5 milyar dolarlık Patriot füze savunma sistemi satılmasına onay veriyordu (18.12.2018).

6. Trump: “Suriye’den çekiliyoruz” açıklamasını yapıyordu (19.12.2018).

7. Erdoğan; “Trump’la görüşmesi sonrasında Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonu bekletme kararı alıyordu” (21.12.2018).

8. Çavuşoğlu: “Çekilmeyi ABD ile birlikte koordine etmeliyiz, boşluk olmamalı. Bundan sonra siyasi çözüme odaklanmamız lazım” diyordu (21.12.2018).

9. AP’ye göre Trump, Suriye’den çekilme kararını Erdoğan’la görüşmesinde alıyordu. Hatta habere göre Erdoğan, Trump’tan çekilmeyi aceleye getirmemesini istiyordu! Aslında Erdoğan’ın şu ilk açıklaması bu haberi teyit ediyordu: “Sayın Trump’la yaptığımız görüşme neticesinde bize şunu söyledi: ‘Buradan siz DAEŞ’i (IŞİD) temizler misiniz?’ Biz temizledik, bundan sonra da temizleriz. Yeter ki sizler lojistik anlamda bizlere gerekli desteği verin” (21.12.2018) diyordu.

10. Yani sonuç olarak AKP’nin Obama’ya yaptığı “IŞİD’le mücadelede PKK ile değil, benimle çalış” önerisi, PKK’yı (şimdilik) feda eden Trump tarafından kabul edilmiş oluyordu! Nitekim Trump: “IŞİD’in çaresine Türkiye gibi ülkeler bakmalı” demeye başlıyordu (22.12.2018).

ABD’nin olası hedefleri şunlardı:

ABD’nin hedefi Türkiye’yi Batı kampında tutmak ve Türkiye’nin dâhil olmasıyla ağır basan bölge cephesini dengelemek oluyordu. Nasıl yapacak bunu? “Türkiye’ye rağmen Suriye Kürdistanı planı” tutmayan ABD, “Türkiye himayesinde Kürdistan planı” ile Suriye’nin kuzeyini AKP’ye “fethettirip” Türkiye’yi Suriye, İran ve Rusya ile karşı karşıya getirmek istiyordu! Peki, Türkiye'nin, PKK/PYD karşılığında bunu kabul etmesi doğru olur muydu? Bagajında BOP eş başkanlığı olan AKP elbette kabule yanaşabilirdi ama Türkiye’nin kesinlikle kabul etmemesi gerekiyordu. Önümüzdeki dönemin iç politikasının önemli meselesi işte buydu. Öncelikli çözümü de Ankara’nın “Suriye toprağında gözünün olmadığını” dünyaya ilan etmesinden ve Şam’la anlaşmasından geçiyordu. Türkiye’nin Rusya, İran, Irak ve Suriye’yle ortak hareket etmesi, piyon feda eden ABD’yi rok yapmaya da mecbur ederdi ve taktik çekilmesi, stratejik çekilmeye dönüşürdü!”[1]

“Evet, ABD’nin Suriye’den askeri güçlerini çekme kararı dünyada şaşkınlıkla karşılanmıştı. Son yıllarda Türkiye ile ABD arasında zemin seviyesine inen güven ortamında, bu açıklamanın neye delalet ettiğine şüpheyle yaklaşılması doğaldı. Oysa bu süreç bir günde oluşmuş sanılmasındı. Çünkü Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın liderliğinde bu süreci ilmek ilmek örüp hazırlamıştı. Burada hassas nokta, Türkiye’nin gerçek gücünü fark edip, bağımsız, çok yönlü, rasyonel politika ve stratejiler geliştirmeye başlamasıydı.” yorumları acaba gerçekleri özetleme çabası mıydı, yoksa gaflet ve teslimiyeti gizleme amaçlı mıydı? 

Siyonist sermayenin ve Fransa’daki Masonik merkezlerin güdümündeki Le Monde gazetesinin, çekilme kararını “Erdoğan’ın zaferi” başlığıyla duyurması da doğru okunmalıydı.

“ABD’nin çekilme kararı sonrasında Suriye’de bir önemli hadise daha yaşanmıştı. Azez’de Suriye’deki Türkmen, Arap, Kürt ve Hristiyanlardan mürekkep 150 aşiret lideri bir araya toplanmıştı. Burada “Yüksek Aşiretler Konseyi” oluşturularak, DAEŞ ve PKK’dan arındırılmış bölgelerdeki yerel halkın temsil makamına taşınması kararlaştırılmıştı. Aşiret liderlerinin bu birlik girişimi şüphesiz Türkiye’nin varlığıyla ve destek çıkmasıyla anlam kazanmıştı. ABD’nin çekilme kararı ise bölgede büyük bir coşku ve beklenti yaratmıştı. Tüm liderler TSK ve ÖSO ile birlikte terör örgütlerinin bölgeden temizlenmesine tam destek vereceklerini duyurmuşlardı. Bu birliğin Suriye’nin siyasi geçişinde de etkin olacağı açıktı.” yaklaşımları da bizi kuşkularımızda haklı çıkarmaktaydı. Yani “Sınırımızdan biraz uzakta ve Suriye’nin üçte birine yakın (56 bin km2) bir alanda oluşturulacak, Özerk Kürdistan bölgesine resmiyet ve Türkiye’den destek sağlama şeytanlığı olmasındı!? Çünkü bölgede taşlar böyle yerinden oynayınca, yeni denklemlerin nasıl kurulacağı karanlıktı. YPG/PKK, ABD korumasından çıkınca, Esad ile nasıl bir irtibat kuracaktı? Rusya ve İran bu konuda nasıl bir tutum alacaktı? Bunları şüphesiz Türkiye yakından takip edecek ve devrede olacaktı. İyi de Erdoğan’ın gerekli ve yeterli planları var mıydı?

Terör örgütü YPG/PKK'nın çağrısı üzerine Esad ordusunun Münbiç'e girip bayrak dikmesini Rusya memnuniyetle karşılamış, Kremlin son dakika açıklaması yapmıştı.

Rusya'dan yapılan açıklamada, Suriye ordusunun Münbiç’te kontrolü almasından memnuniyet duyulduğu vurgulanmıştı. PKK/YPG’nin “Biz çekiliyoruz gelip alın” çağrısı üzerine Esad ordu güçleri hemen Münbiç'e girip, göndere bayrak çekmiş durumdaydı. Terör örgütü PKK/YPG’nin; “Toprağı, halkı ve sınırı bakımından ait olduğumuz Suriye devletini, Türk işgaline karşı Münbiç bölgesini korumak için silahlı kuvvetlerini göndermeye davet ediyoruz” çağrısından kısa süre sonra Esad ordusu, Münbiç kent merkezine girip Suriye bayrağını dikmiş ve Suriye ordusu sözcüsü, “Münbiç’deki tüm Suriye vatandaşları ve diğer tüm kişilerin tam güvenliğini garanti ediyoruz” açıklamasını yapmıştı.

Suriye ordusuyla Rusya'nın, hatta PKK'nın irtibatlı ve anlaşmalı davrandıkları açıktı. Böylece Erdoğan iktidarının ve yandaşlarının; “Türkiye, Amerika'ya karşı Rusya kozunu kullanıyor!” iddiaları kof çıkmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, 28.12.2018 Cuma namazı çıkışı basın mensuplarının sorularını yanıtlarken, Suriye'nin Münbiç'e girmesiyle ilgili ifadeleri bir sürü çelişkileri barındırmaktaydı:

"Suriye'nin Münbiç'e yönelik böyle bir psikolojik eylem içerisinde olduğunu biliyoruz. Orada kendi bayrağını dalgalandırmak istediği gibi bir durum olduğunu görüyoruz. Ortada kesinleşmiş bir şey yok. 1 saat kadar önce arkadaşlarımızla ve istihbaratla görüştük. Şu anda tedbirlerimizi aldık. Heyet görüşmesi sonrası Putin ile de yüz yüze görüşebilirim. Silahlı kuvvetlerimiz bölgede çalışmalarını sürdürüyor... Münbiç konusunda Sayın Obama döneminden başlayan süreç vardı, ama Obama verdiği sözü tutmadı. Biz bütün bunlara rağmen sabrettik. Trump döneminde tekrar gündeme geldi. Müşterek hareket içinde olabileceğimizi söyledi. Putin ile insani yardım konusunda atılabilecek adımları konuştuk. Şu anda gelinen noktada bu topraklar Suriye'ye aittir. Suriye'nin bölünmesine karşıyız. Bizim amacımız terör örgütlerinin oradan çıkmasıdır. Terör örgütlerinin çıkması halinde bize yapacak şey kalmaz…"

Şimdi soralım; bu topraklar Suriye'ye aitse, Suriye birliklerinin oraya bayrak dikmesinden niye gocunulmaktaydı? Obama sizi aldatıp oyaladıysa, şimdi Trump ve Putin’in kandıramayacağından nasıl emin olunmaktaydı?

“Trump’ın bu tavrı Türkiye’yi de şaşırttı ama birçok avantajlı durum da yarattı” diyenler yanılmaktaydı. Çünkü bazı Amerikalı uzmanlar bile yeni durumun Türkiye’nin lehine görünse de bazı tehditler içerdiğini vurgulamaktaydı.

Örneğin Türkiye’ye gelen heyetin başındaki Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton bunlardandı. John Bolton tam bir İsrail yanlısı, İran’a karşı şahin bir Amerikalıydı. Başkan Erdoğan’dan da fazla hoşlanmazdı. Suriye’deki yeni durumda Bolton, 'acaba Suriye’de Türkiye’yi İran ve Rusya ile karşı karşıya getirme fırsatları yaratılabilir mi' diye akıl yürütmeye ve projeler üretmeye başlamıştı. Bunu Pompeo da yapmaktaydı.

PKK/YPG’ye verilen silahlar toplanmayacaktı!

Son yıllarda Ankara-Washington hattındaki önemli gerilim hatlarından birisi ABD'nin terör örgütü YPG'ye verdiği silahlardı. Trump'ın Suriye'den çekilme kararı almasının ardından, ABD'nin silahları toplayıp toplamayacağı tartışılmaktaydı. Reuters'a konuşan üç isimsiz ABD'li yetkili, ABD'li komutanların Pentagon'a, silahların geri alınmaması yönünde tavsiyede bulunduğunu açıklamıştı. Pentagon sözcüsü Sean Robertson ise, silahlara ne olacağı ile ilgili bir yorum yapmanın uygunsuz ve erken olacağını vurgulamıştı. Robertson, "Planlama devam ediyor ve birliklerimizin güvenliğini sağlamak için tedbirler alırken, bilinçli ve kontrollü bir çekilmeyi sağlamaya odaklanıldı" ifadelerini kullanmıştı. Bir ABD’li yetkili, Washington yönetiminin PKK/PYD terör örgütüne, DAEŞ'le mücadele sona erene kadar silahlandırma sözü verdiğini hatırlatmıştı. "Savaş henüz bitmedi. Silahları geri istemeye başlayamayız" diyen yetkili, “YPG'ye verilen silahların kayıtlarının tutulduğunu ancak hepsinin yerini belirlemenin neredeyse imkânsız olduğunu” aktarmıştı. Washington yönetimi daha önce defalarca kez YPG'ye verilen silahların geri toplanacağı yönünde açıklamalar yapmış, ancak sözlerini tutmamıştı.

“DAEŞ'i ortadan kaldırmak Türkiye’ye mi kalmıştı?”

ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'deki Amerikan askerlerini bölgeden çekme kararı ve sonrasındaki "DAEŞ ile mücadeleyi bundan sonra Türkiye yapacak" açıklaması, bu "mücadelenin" sahadaki karşılığının ne olacağı tartışmasını yoğunlaştırmıştı.

Trump'ın sözlerini değerlendiren Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, "Nerede olursa olsun bu temizliği yaparız. Teröristler ve rejim hariç herkesle de iş birliği yaparız. Türkiye, DAEŞ’i etkisiz hale getirecek güce ve etkinliğe sahiptir'' şeklindeki sözleri, Türkiye ABD’ye taşeronluk mu yapacak? sorularını gündeme taşımıştı. Bilindiği gibi coğrafi hâkimiyeti 30 kilometrekarelik bir alana yayılan DAEŞ’in, Deyrizor’un kuzeyindeki ceplere sıkışmış savaşçıların sayısının ise 2500 civarında olduğu konuşulmaktaydı. Fransız Haber Ajansı AFP, farklı analistlerle konuşarak, Ankara'nın DAEŞ'in kalan bu unsurlarını "ortadan kaldırma" kapasitesini masaya yatırmıştı. Washington'daki Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi isimli düşünce kuruluşundan Nicholas Heras, "Türkiye'nin DAEŞ karşıtı operasyonların kontrolünü üstlenebileceğine Trump'ı inandırarak, Erdoğan aslında kendi başarısının kurbanı oldu" ifadelerini kullanmıştı. Heras bu düşüncesini de şöyle açıklamıştı:

"Türkiye'nin elinde şu an itibarıyla, Suriye'nin doğusunu elinde tutabilecek büyüklükte, tecrübede ve meşruiyette bir Özgür Suriye Ordusu gücü bulunmamaktadır. Böyle bir kuvvetin oluşturulması, ABD desteği ile bile olsa, uzun aylar hatta yıllar alacaktır. Bu da Türkiye’ye pahalıya mal olacaktır."

Çünkü Suriye'nin doğusunda ve ortasında, ceplere dağılmış durumdaki DAEŞ unsurları ile Türk ordusu ve Türkiye destekli muhaliflerin arasında yüzlerce kilometrelik bir mesafe bulmaktadır. Yine ajansın konuştuğu Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü'nden Suriye uzmanı Doçent Fabrice Balanche de bu uzak mesafeye dikkat çekmeye çalışmıştır:

"DAEŞ El Bukemal bölgesine yakın, Türkiye ile arasında 400 kilometreden fazla mesafe bulunmaktadır. Bu uzaklığa Türkiye'nin ulaşması imkânsızdır. Amerikan askerlerinin ayrılmasından sonra buradaki DAEŞ yapılanması ile Suriye ordusunun ve Iraklı Şii milislerin ilgilenmesi olasıdır. Türkiye, kendi sınırına yakında yer alan İdlib'deki El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir el Şam örgütünü bile ortadan kaldırmayı başaramamıştır. Nasıl olup da isyancılarla birlikte DAEŞ'i ortadan kaldıracağına inanayım."

Balanche'a göre, Türkiye, en fazla Suriye ile sınırını kapatarak, DAEŞ'in yeniden canlanmasını engelleyebilir ve tıpkı El Bab'da yaptığı gibi nokta operasyonlarla örgüte zarar verebilir. İstanbul merkezli Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi'nin (EDAM) başkanı olan Sinan Ülgen de Türkiye sınırı ile IŞİD unsurları arasındaki mesafenin "ciddi bir problem" teşkil ettiğini belirtmiştir. AFP'ye konuşan Ülgen, "DAEŞ cephesi ile Türkiye sınırı arasında böyle bir mesafe bulunuyorken, Türkiye'nin nasıl bir askerî harekât planı içinde olduğu belirgin değildir" demiştir.

ABD Başkanı Suriye’den çekilme kararını, DAEŞ’in temizlendiğini gerekçe göstererek açıklıyordu. Aradan çok geçmeden bir de bakıyorsunuz farklı bir konumda söz konusu terör örgütü arazide yerini alıyordu. Kısacası, terör örgütlerini ortaya çıkaran, kanlı eylemlerine zemin hazırlayanlar ile yok edildiğini söyleyenler, bununla da yetinmeyerek ihtiyaç olduğu an o yok olduğunu söyledikleri örgütü yeniden meydana sürenler hep aynı Amerika’ydı. Özellikle Irak ve Suriye’de Trump, ABD askerlerini çekme kararını açıklarken artık DAEŞ kalmadığını, bunun için de askerleri çekme kararı alındığını söylerken, el altından da terör örgütlerini ağırdan meydana sürmeye başlıyordu. Belli ki, aldıkları karar her ne olursa olsun Haçlı ittifakının bölgemiz ile ilgili planı son bulmuş değil. Sanıyorum medyaya, “ABD ve PKK’dan yeni DAEŞ oyunu” başlığı altında yansıyan haber bu planın yeni versiyonunu oluşturuyordu. Haberin spotunda yer alan değerlendirme, sanıyorum sergilenen oyunu göstermeye yetiyordu. ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklamasının ardından derin devlet devreye girdi. Pentagon, PYD/PKK aracılığıyla Rakka ve Deyrezor’u DAEŞ’e terk edecekti. DAEŞ ile PKK arasında sözde çatışma çıkaracaklardı. İşte PKK/PYD’ye saldıracak DAEŞ’le mücadeleyi Türkiye yapacaktı yani Türkiye PKK/PYD’nin hamisi mi olacaktı?

İsrail Suriye’ye saldırmaya başlamıştı!

Bu ara Suriye’de, çok hareketli geceler yaşanıyordu. Şam'dan patlama sesleri gelirken kimse önce ne olduğunu anlamamıştı. Farklı ülkelerin medya kuruluşlarından farkı farklı iddialar öne çıkmıştı. İngiliz medyasının iddiasına göre İsrail Suriye'yi vurmaktaydı. Suriye hava savunma sistemlerinin başkent Şam yakınlarında "düşman hedeflere" ateş açtığı açıklanmıştı. İsrail ordusu da saldırıların ardından Suriye'den uçaksavar füzesi ateşlendiğini iddia etmiş. SANA haber ajansı, bazı düşman hedeflerinin hava savunma sistemleri tarafından vurulduğunu vurgulamıştı. İngiltere Merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi Direktörü Rami Abdülrahman, "İsrail uçakları tarafından fırlatılan füzelerin, Şam'ın güneybatısında ve güneyinde bulunan Hizbullah ya da İran güçlerine ait silah depolarını hedef aldığını" açıklamıştı. İsrail ordusu ise, Suriye'den atılan bir uçaksavar füzesinin hava savunma sistemi tarafından vurulduğunu duyurmuşlardı. Ordudan yapılan yazılı açıklamada, "Suriye tarafından ateşlenen bir uçaksavar füzesi hava savunma sistemimiz tarafından imha edildi" ifadesi kullanılmıştı. İsrail tarafında herhangi bir hasar veya can kaybının yaşanmadığı belirtilen açıklamada, olaya ilişkin daha fazla detay yer almamıştı.

Bu arada, Suriye'den gelen bir son dakika haberi herkesi şaşırtmıştı. Suriye’de yıllardır kendi halkına saldıran Beşar Esad Türkiye'nin operasyon düzenleyeceği Münbiç'in batı kırsalındaki Arimah beldesine asker yığmıştı. Suriye’de sıcak gelişmeler yaşanmaktaydı. Beşar Esad’ın Türkiye'nin operasyon düzenleyeceği Münbiç'in batı kırsalındaki Arimah beldesine yerleşme çabaları, Türkiye’nin nasıl bir tuzağa çekildiğinin kanıtıydı!

Trump’ın Türkiye’ye DAEŞ teşekkürü boşuna yapılmamıştı!

Suriye’yi harabeye çevirip terk etme kararı alan ve işgalin maddi ve manevi maliyetini Türkiye üzerine yıkan ABD Başkanı Trump, DAEŞ çöplüğünü Türkiye’nin “kazıyacağını” ve Türkiye’nin “iyi bir kapı komşusu” olduğunu vurgulamıştı. ABD Başkanı Donald Trump resmi twitter hesabında yaptığı paylaşımda, Erdoğan’ın kendisini bilgilendirdiğini, Türkiye’nin doğru bir kapı komşusu olduğunu belirtti ve Trump; “Türkiye, Suriye’de DAEŞ’ten geri kalanların kökünü kazımak için ne gerekiyorsa yapacağı konusunda beni güçlü şekilde bilgilendirdi” buyurmuşlardı. Trump sosyal medya hesabında “Erdoğan bunu yapabilecek biri. Ek olarak Türkiye doğru bir kapı komşusu, askerlerimiz eve dönüyor” ifadelerini kullanmıştı.

Peki, YPG’ye verilen silahlar ne olacaktı?

Suriye'den çekilme hazırlığına giren ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), terör örgütü YPG/PKK'ya verilen silahların geri alınması sorusuna net bir cevap vermekten sakınmıştı. Pentagon sözcüsü Binbaşı Sean Robertson, AA muhabirinin, Suriye’de YPG/PKK’ya verilen silahların geri alınıp alınmayacağına yönelik sorusuna yazılı bir açıklama yapmıştı. Açıklamasında SDF’nin (YPG/PKK) bölgede DAEŞ’e karşılık etkili bir ortak olduğunu ileri süren Robertson, “SDF’ye verilen silahların sınırlı, görevlere özel olacağı ve DAEŞ’i yenilgiye uğratma hedefine ulaşmak için kademeli olarak sağlanacağı konusunda her zaman açık olduk” ifadelerini kullanmıştı. Robertson, kendisine ikinci kez yöneltilen soruya da net bir cevap vermekten kaçınmıştı. Maalesef Sn. Erdoğan, şimdi sanki ABD ile Eğit-Donat stratejisi çerçevesinde, Suriye’deki yangına benzin taşınmamış gibi bir hava estiriyorlardı. Oysa ABD Suriye’de yerel güç olarak tarif ettiği YPG’ye bu zamana kadar 20 bin TIR’dan fazla silah desteği sağlamış. En son ikisi yeni olmak üzere 20’den fazla askeri üs yapmıştı. ABD hâlâ Büyük Ortadoğu Projesi’nin ana uygulayıcısıydı. Hâlâ mikro milliyetçilikleri destekleyerek İslam ülkelerini birbirine kırdırma projesinin arkasındaydı. Mezhepsel farklılıkları kaşıyarak barış ve huzurun gelmesinin önüne set olmayı stratejik bir vazife saymaktaydı. Hâl böyleyken, henüz B-C planlarının ne olduğu da tam olarak ortaya çıkmadan, bu çekilme konusunda büyük laflar ederek olası gelişmelere karşı kendi kendimizi bağlamak akılla, iz’anla bağdaşmazdı.

Evet, ABD çekilsin ya da çekilmesin, Türkiye “terör koridoru” dediğimiz bölgeye müdahale etmek zorundaydı. ABD’nin ya da bölgesel ortaklarının, DAEŞ ya da PKK’nın ajandası ne olursa olsun, Türkiye kendi çıkarlarını korumak durumundaydı. Ancak ABD planlarına taşeronluk yapmak, gafletten öte bir anlam taşırdı ve BOP eş başkanlığını hatırlatırdı!

2003 Irak işgalinden bu yana, Irak ve Suriye’de olanların tamamı Türkiye’nin aleyhine olmuştur, durum hâlâ aynıdır. Bu olaylara konjonktürel bakan herkes yanılmıştır, yine yanılacaktır. ABD ve müttefikleri, Türkiye’nin çok kararlı olduğunu gördükleri anda, hep yeni bir oyalama taktiğine başvurmuşlardır, bunu yine yapacaklardır. Trump’ın “çekilme” kararı, PKK’da paniğe yol açsa da, ABD’de iç siyasi sarsıntı yapsa da, Savunma Bakanı istifa edip ayrılsa da, ABD yerleşik sistemi ile terör örgütleri arasındaki ortaklık Türkiye’yi ve bütün bölgeyi hâlâ tehdit ediyor durumdadır. Trump çekilmek istese de o yerleşik sistem kendi oyununu oynamaktan geri durmayacaktır. Öyle görünüyor ki, ABD yerleşik sistemi Trump’tan daha büyük bir oyun hazırlamaktadır. Ancak ne oyun oynarlarsa oynasınlar ABD’nin bu bölgede kalma şansı yoktur, olmayacaktır. Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e ulaşma hesapları Afrin’le kesilmiş durumdadır. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki operasyonlarıyla sekteye uğramış, doğu ve batı kapıları kapatılmıştır. İşte tam bundan sonra ABD, S. Arabistan, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır güneyde yeni bir eksen kurmuşlardır.

“Rusya ile ABD'nin üzerinde anlaştığı büyük Suriye planının uygulanması, Türkiye'nin onayına ve desteğine bağlıdır!” ifadeleri, Türkiye’nin Suriye’deki Özerk Kürt bölgesine taşeronluk yaptırılacağının itirafıydı!

Suriye’nin geleceği konusunda ABD ile Rusya 1 yıl önce bir ön anlaşmaya varmışlardı. İki ülke de bu geleceğe Türkiye’nin onayı ve desteği olmadığı takdirde uygulanması ihtimalinin bulunmadığını bildiklerinden, ön anlaşmalarının en kritik konusu Suriye Kürtleri üzerine yoğunlaşılmıştı. Rusların 'Kuzey Irak Modeli', Amerikalıların 'Kamışlı Modeli' diye adlandırdıkları 'Kürt Oluşumu Modeli' bu süreç içinde hazırlanmıştı. Şimdilik Kürtleri içeren federatif bir yapı düşünmüyorlardı. Kuzey Suriye’de sınırımızdan uzakta, sınırları belli olan ve sınırlarında Suriye bayrağının dalgalanacağı, sınır korumasının da Suriye ordusu tarafından yapılacağı bir alanda YPG/PYD etkisinin temizlendiği Kürt oluşumuna kültürel ve idari özerklik sağlanacaktı. Rusya ile ABD arasındaki gizli diplomaside, Türkiye’nin başta buna tepki vereceği ama sonra Kuzey Irak’ta olduğu gibi bununla çalışmaya geçtiği takdirde, Irak Kürt Otonom Bölgesi nasıl Türkiye’nin etkisi altına girdiyse Kuzey Suriye’de de bunun olacağı konuşulmaktaydı.

Türkiye'nin hedefindeki YPG/PKK terör örgütü ise Fatih Altaylı'nın benzetmesiyle “kiralık fahişe” konumundaydı.

“Evet, bu örgüt yıllardan beri “Fahişeleşmiş” bir yapıydı. Para karşılığı birlikte olmayacağı güç kalmamıştı. Bu bazen bir süper güç olmakta, bazen, bölgesel bir güç olmaktaydı. Örgütün geçmişi sürekli bu tür diyebileceğimiz ilişkilerle dolu bulunmaktaydı. Kâh Suriye’nin, kâh ABD’nin, kâh Fransa’nın, kâh Rusya’nın, kâh İsrail’in koynuna sokulmaktaydı. Yani PKK, her an herkesle yatağa girebilecek bir örgüt konumundaydı. Emin olun şimdi de boş bırakmayacaklardı. Üstelik müşterisi de oldukça fazlaydı. Ve şimdi büyük ihtimalle Rusya ile görüşmelere başlamışlardı. Ya doğrudan ya da bunlara bir süredir yeniden yüz vermeye başlayan Esad üzerinden bunu yapmaktalardı. Zaten Rusya ile yıllardır hiç koparmadıkları bir ilişkileri olduğu da sır sayılmazdı. Hatta zaman zaman İran’daki kirli odaklarla da açıklanmamış bir mutabakatları olduğu anlaşılmaktaydı. Görünürde sadece Esad’la anlaşsalar bile, Rusya ve İran’ı zaten arkalarına ya da yanlarına almış olacaklardı. Peki, biz bölgedeki müttefikimiz Rusya ve sıcak ilişkiler kurduğumuz İran ile YPG/PKK ortaklığı oluştuğu zaman ne yapacaktık? ABD gidiyor diye seviniyoruz da, işin bu tarafı hiç tartışılmamaktaydı? Bölgenin kötü yola düşmüş çocuğu, ya bizim siyasi hısımlarımızdan biriyle yatağa girerse ne olacaktı?"

ABD Suriye'den çekilmeye dair kararlar açıklamıştı. İyi de bu durum sahaya nasıl yansıyacaktı? Sahadaki taktiksel ve askeri etkisini mi sonlandıracaktı, üslerle varlığını mı ortadan kaldıracaktı? DAEŞ'le mücadele gerekçesiyle Akdeniz’e konuşlandırdığı deniz piyadeleri ve savaş gemileri ne olacaktı? Suriye’de yaklaşık 56 bin kilometrekare, yani Suriye'nin 3'te biri ki, tamamı 175 bin kilometre karedir. YPG/PKK'ya tahsis edilmiş durumdaki özerk bölge ne olacaktı? YPG/PKK'ya böyle bir fırsat sağlanırsa, buna Türkiye razı mı olacaktı?

ABD “çekileceği” yere yeni üs kurmaktaydı!

Suriye’yi harabeye çevirip çekileceğini açıklayan işgalci ABD, Irak’ın batısında Suriye sınırı yakınlarında iki yeni askeri üs inşa edeceğini açıklamıştı!

Enbar Vilayeti İl Meclis Üyesi Ferhan Duleymi; ABD’nin, vilayetin Suriye sınırına yakın çöl arazide, iki yeni askeri üs inşa etme kararı aldığını açıklamıştı. Duleymi;, üslerden birinin Kaim ilçesine bağlı Er-Rumana kasabasının kuzeyinde, diğerinin de Rutba ilçesinde kurulacağı bilgisini aktarmıştı. Her iki üssün de Suriye sınırından yaklaşık 100 km. mesafedeki stratejik noktalarda inşa edileceğini kaydeden Duleymi, işgalci ABD askerlerinin Iraklı güçlerine sınır güvenliğinin sağlanması konusunda destek(!) vereceğini vurgulamıştı. ABD’nin konuşlanmayı planladığı bölgeler, Irak-Ürdün-Suriye üçgeninde, gümrük kapılarının ana güzergâhı üzerinde bulunmaktaydı.

İşgalcilerin çekilmesi masaldı!

Irak’ta Amerikan terör örgütü DAEŞ’in ortaya çıkarıldığı 2014’ten bu yana örgütle mücadele etmek ve bölgedeki güvenlik güçlerine destek sağlamak yalanıyla sadece resmi rakamlarla yaklaşık 5 bin işgalci ABD askeri görev yapmıştı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den askerlerini çekme kararını açıklamasının ardından Irak’ta yeni Amerikan üsleri kurulacağına dair bilgiler gelmesi kafa karıştırıcıydı. Irak merkezi hükümeti ya da ABD yönetimi ise söz konusu askeri üslerin inşasına ilişkin henüz açıklama yapmamıştı.

Tam bu sırada Beyaz Saray, FETÖ elebaşı Gülen'in iadesine ilişkin; 'ABD Başkanı Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a iade konusunu araştıracağını söyledi' açıklamasını yapmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, FETÖ elebaşının Türkiye’ye iadesine ilişkin, "En son Buenos Aires’te bir araya geldiğimizde, ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’a bu konu üzerinde çalıştıklarını söyledi” açıklamasını Beyaz Saray bir nevi yalanlamıştı. Açıklamada, "Trump, Erdoğan'a Gülen'in iadesi konusunda sadece bir bakacağını söyledi" ifadesi yer almıştı. Beyaz Saray Sözcüsü Sarah Sanders, "Trump, Erdoğan'a sadece gözden geçireceğiz dedi" açıklamasını yapmıştı. Sanders, süreçle ilgili herhangi bir taahhütte bulunulmadığını vurgulamıştı. Yani Türkiye resmen avutulup oyalanmaktaydı. Suriye’den çekilme olayı da işte böyle bir şeytanlıktı!

Netanyahu, Türk ordusu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında küstahlaşmaya başlamıştı!

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya üzerinden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk ordusu hakkında skandal ifadeler kullanmıştı. Netanyahu yaptığı açıklamada "Kuzey Kıbrıs'ın işgalcisi, ordusu Türkiye'nin içindeki ve dışındaki Kürt köylerinde kadınları ve çocukları katleden Erdoğan İsrail'e vaaz vermesin" diyecek kadar küstahlaşmıştı.

Önemli bir not:

Yeni Akit’teki; “Ah Erbakan Hoca, Ah!” (29 Aralık 2018) yazısı nedeniyle Ali Karahasanoğlu’na bir hatırlatma…

“Keşke, bir kasete veya deftere; başınızdan geçenleri ve bazı generallerin hadsizliklerini yazıverseydiniz de, bugün çıkıp: ‘Merhum Erbakan hayatta iken kendisine darbe yapıldığına dair hiçbir iddiada bulunmamıştır!’ diyemeselerdi…” arzularınız kalbi marazlarınızı ve akli arızalarınızı açığa vurmaktaydı... Çünkü Erbakan Hoca; bazı fasık, hatta kiralık Paşalar yüzünden tüm Kahraman Ordumuza kin tutulmasına ve hedef alınmasına asla razı olmamıştı... Ve asıl önemlisi Erbakan Hoca; bu piyonlarla değil, onları kışkırtıp kullanan Siyonist patronlarla uğraşırdı. Ve zaten AKP’yi de, üstadınız Abdurrahman Dilipak’ların itirafıyla “bir dış proje olarak” aynı Siyonist odaklar hazırlayıp iktidara taşımışlardı. Erbakan Hoca; tarihi projelerini köstekleyen, hatta köklerine kibrit suyu döken Erdoğan'ın ve yandaşlarının istismar ve suiistimal aracı yapacakları sözleri kullanmayacak kadar akıllıydı… Bu temenni ettiklerinizi onun için yazmamıştı. İz’an ve vicdan ehli herkes biliyor ki, Erbakan sizlerden en az 100 kat daha cesaretli, ferasetli ve dava dertlisi bir insandı…

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:

 


[1] Cumhuriyet Gazetesi, Mehmet Ali Güller: “Piyon Fedası ve Rok”

Makale Paylaşım Sayısı: 125

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR