ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün284
mod_vvisit_counterDün3418
mod_vvisit_counterBu Hafta21453
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay21453
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17349451

IP'niz: 44.192.10.166
Bugün: 06 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12402272

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

İSRAİL KRİZİ VE İSMAİL KERİZİ!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Hatırlayın, Olmert’in ziyaretinden sonra da, Gazze’de Dökme Kurşun Harekâtı başlamıştı

Türkiye ile İsrail arasında yaşanan 'alçak koltuk' krizinin resmi özürle noktalanması, akıllara birçok kuşkuyu getiriyordu. Bir dizideki sahneler gerekçe gösterilerek çıkarılan diplomasi krizi, İsrail Savunma Bakanı Siyonist Ehud Barak'ın Türkiye ziyaretini nedense etkilemiyordu. Tam bir yıl önce dönemin Başbakanı Ehud Olmert'in Türkiye ziyaretinde 5 saat ateşkes konuşulduktan sonra İsrail, bir hafta geçmeden 1500'ü aşkın kişinin hayatını kaybettiği Gazze operasyonunu gerçekleştiriyordu. Acaba; 'Diplomasi krizi ve özür tartışmaları konuşulurken, Barak'ın ziyaretinde ele alınacak bölgeye ilişkin yeni gelişmeler gözlerden mi kaçırılıyordu? İsrail, bir yıl önce yaptığı gibi kamuoyunun başka bir yöne odaklandığı sırada yeni bir hamle mi hazırlıyordu?” sorularının cevabı merak ediliyordu. İsrail, Türkiye ile ilişkilerinde 'boz-yap' stratejisi izliyordu. Kamuoyu önünde tartışılan gündemle, uygulanan politikalar ve gerçekleştirilen eylemler arasında büyük farklılıklar yaşanıyordu. Recep Erdoğan ise millete farklı, efendilerine farklı bir tavır sergiliyordu.

 

Alçak koltuk küstahlığı

Türkiye kamuoyundan bu sözlere tepki yağarken, Kurtlar Vadisi dizisinde yer alan İsrail karşıtı görüntü ve ifadeleri protesto etmek üzere Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u, Dışişleri Bakanlığı yerine İsrail parlamentosu olan Knesset'e çağıran İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, büyük bir diplomatik küstahlığa imza atıyordu.

Aşırı sağcı Bakan Liberman'ın talimatıyla Büyükelçi nezdinde Türkiye'yi aşağılamak için diplomatik bir tuzak kuran Yardımcısı Ayalon, Büyükelçi Oğuz Çelikkol'u önce kapıda bekletiyor, ardından kendisinden aşağıda bir koltuğa oturtuyordu. Gazetecilerin ısrarlarına rağmen büyükelçimizle el sıkışmayı reddediyor, hiçbir ikramda bulunmuyor, alçak koltuk için de İbranice "Onun bizden daha aşağıda oturduğunun ve masada tek bir bayrak olduğunun görülmesini istedik" açıklamasını yapıyordu.  Bu seviyesiz hareket nedeniyle, Türkiye ile İsrail arasında yeni bir suni kriz patlak veriyor ve kerizler yine oyalanıyordu. Türkiye'de basın ve kamuoyu krizin üzerine gidince, İsrail tarafı güya geri adım atıyor. Cumhurbaşkanı Şimon Peres devreye giriyor. Peres'in isteği üzerine İsrail Dışişleri Bakanlığı Türkiye'ye muhabbet mektubu gönderiyordu. Mektupta Ayalon'un "Sizi küçük düşürmek gibi bir niyetim hiçbir şekilde yoktu. Girişimimin yapılış biçimi ve algılanışı nedeniyle özür dilerim. Lütfen bunu büyük saygı duyduğumuz Türk halkına iletiniz" ifadesi yer alıyordu. Yani kendi küstahlığından değil, yanlış algılayanların ahmaklığından(!) söz ediyordu.

Ancak ilginçtir bu kriz, İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ın Türkiye'ye gelmesinden bir hafta önce çıktı. Ancak kamuoyundaki gerginlik ve diplomatik skandal, Barak'ın gerçekleştireceği bu ziyareti etkilemedi. 17 Ocak'ta Ankara'da olması beklenen Barak'ın önceden belli olan programı aynen uygulanacak.  İsrailli Bakan, Başkent'te Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşüp ayrıldı. Barak'ın programında Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile görüşmede vardı.

“İsrail’in yerine Ayalon’un özrü!” resmi olamazdı!

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’un tavrının İsrail’in değil, bakan yardımcısının kendi yanlışı olduğunu belirtiyordu. Ordu radyosunun verdiği habere göre Peres, Tel Aviv’de bir etkinlikte yaptığı konuşmada, Ayalon’un hatasının tüm ülkeye ve diğer tüm diplomatlara mal edilmemesi gerektiğini vurguluyor ve buradan nelerin yapılmaması gerektiği konusunda dersler çıkarılması gerektiğinin altını çiziyordu. İsrail’in özür dilemediğine dikkat çeken Peres, “Hiç de diplomatik bir tavır değildi. Kendisi adına özür dilemesi iyi oldu” diyordu.

Barak gitti müsteşarını yolladı!

İsrail Dışişleri Bakanlığı, Barak'ın Türkiye ziyaretinden sonra hemen bakanlık müsteşarını Ankara'ya gönderiyordu. İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman ve yardımcısı Danny Ayalon'un iki ülke arasında yol açtığı gerginlik üzerine İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Ankara'da ağırlanıyor, İsrail'den yapılan sözde özür açıklamaları ve Barak'ın Ankara ziyaretinden sonra İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Yossi Gal, Türkiye'ye geliyordu. Gal'ın, Türk Dışişleri Bakanlığı'nda Müsteşar Feridun Sinirlioğlu ile yapacağı 13. istişare toplantısında “Türkiye-İsrail ilişkilerinin yanı sıra bölgesel konuların da ele alınacağı” öğreniliyordu.

İsrail'le 13. Stratejik İstişare Toplantısı...

İsrail'le ilişkilerde hemen her adımın büyüteç altına alındığı günler yaşanıyordu. Tıpkı Davos'ta yaşanan 'one minetu' çıkışında olduğu gibi 'alçak koltuk' olayı da Türkiye'de tuhaf bir atmosfer oluşturmuştu. Alçak koltuğa oturtulan Türkiye değilmişçesine!  'İsrail'e haddini nasıl bildirdik' türünden açıklamalar havada uçuşuyordu.

Malum, alçak koltuk krizinden hemen sonra İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak Türkiye'ye geliyor, çuval dolusu sıcak mesajı Ankara'ya bırakıp ülkesine dönüyordu. Ama bize göre bu ziyaretten de daha önemli olanı İsrailli bir müsteşarın Barak'dan hemen sonra Ankara'ya gelmesiydi. Bir müsteşarın ziyareti bir bakanın ziyaretinden nasıl daha önemli olur demeyin... Zira çoğu zaman bakanlık bürokratları o bakanlıktan bile daha önemlidir. Tarih birinci adamlar kadar ikinci adamların da çok önemli olduğunun kanıtlarıyla doluydu. Perde arkasındaki ilişkiler ağını birinciler yani bakanlar değil; ikinciler ve diğerleri belirliyordu. Özellikle de dış politikada bu böyledir. Müsteşar ve diğer bürokratlar bakanlık politikasını belirler; diplomasiye yön veriyor, bakan da genelde o yol haritasından yürüyordu. Çoğu zaman bakanlar bakanlığının sözcüsü konumundan öteye gidemez. Nerdeyse her ülkede bürokrasinin kanunudur bu.

İşte İsrail Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Yossi Gal'in Ankara ziyareti Ehud Barak'ın temasları kadar yer bulmasa da medyanın ilgisine mazhar oldu. Lakin Müsteşarın ziyaretine dair konuşulanlar, yazılıp çizilenler de genelde 'alçak koltuk' üzerine oturtuldu. “Güya Müsteşar Gal, Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'un yediği naneyi temizlemek için buraya gelmiş” havası veriliyordu. Haber ve yorumlara göre Gal'in temasları bu krizin aşılması için büyük önem taşıyordu.

Ancak; Müsteşar Gal'in Ankara ziyaretinde gözlerden kaçırılan bir şey vardı. Bu ziyareti Ehud Barak'ın ziyaretinden de daha önemli kılan bir şey. İsrailli Müsteşar Ankara'ya Türkiye-İsrail Dışişleri Bakanlıkları arasındaki düzenli istişare toplantıları kapsamında gelmişti. 13. Stratejik İstişare toplantısıydı Müsteşar Gal'i Ankara'ya getirten neden. Bir önceki istişare toplantısı ise 6 ay önce Kudüs'te gerçekleşmişti.

Garip değil mi sizce de? Davos'ta 'one minute' deniyor; alkışlar toplanıyor.  Eller havaya, oylar sandığa... Büyükelçi 'alçak koltuğa' oturtulunca da yine değişen bir şey yok. Cilasıyla pudrasıyla yine allı pullu çıkışlar yapılıyor, alkışlar yine toplanıyor. Fakat ne tuhaftır ki; 'one minute'den sonra da, 'alçak koltuk'tan sonra da Türkiye ile İsrail Dışişleri Bakanlıklarının rutine bağladığı STRATEJİK İSTİŞARE toplantıları devam edebiliyor. Alçak koltuk krizinin daha 'ıslaklığı' kurumadan Müsteşar Gal, strateji toplantısı için Ankara'ya gelebiliyor.

Merakımız mazur görülsün, acaba bu Strateji İstişare toplantıları Azerbaycan'la da yapılıyor mu? Ya da KKTC ile... Velhasıl; 'Türkiye-İsrail ilişkileri raydan çıkıyor mu?" diye meraklanan, hayıflanan ve endişeye kapılan varsa; telaşa mahal yok bizce. Anlaşılan o ki, alçak koltuk fotoğrafı da, kriz de sanal...”[1]

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, İsrail ile şu anda üzerinde çalışılan yeni bir anlaşmanın bulunmadığını belirterek, "Ama zaten her türlü ilişkimizi düzenleyecek, mesela askeri alanda 16 tane anlaşma var. Bunlardan hiçbiri yürürlükten kalkmış değil, hepsi yürürlükte" diyordu. Gönül, İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Ayalon'un "Büyükelçiyi sınır dışı ederiz" şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine, "Onlar Dışişleri Bakanlığının konusu. Dışişleri Bakanımız zannediyorum etraflıca görüştü" diye konuşuyordu.

Danny Ayalon'un özrü, Mair Hartzion'un kancıklığı!

Eli kanlı katil Ariel Sharon'un arkadaşı ve suç ortağı olan Meir Hartzion,  1950'li yılların başında Gazze'de yapılan bir İsrail baskınında masum bir Filistinli'yi sırtından bıçaklayarak şehit ediyordu. Daha sonra kendisiyle yapılan bir röportajda, yaptığından vicdan azabı duyup duymadığı sorulduğunda Meir Hartzion böbürlenerek: "Vicdan azabı mı? Hayır! Neden vicdan azabı duymalıyım ki? Bir adamı tabancayla öldürmek çok kolayadır. Tetiği çekersin hepsi bu kadar. Ama bıçak bambaşka bir şey, gerçek bir silah. Fantastik bir duygu bu, erkek olduğunu hissettiriyor insana" yanıtını veriyordu.

Bir masumu, savunmasız bir Müslüman’ı arkadan bıçaklayıp öldürmeyi 'erkeklik' sayanların erkeklikleri ne kadar kancıklıksa; özürleri de işte o kadar küstahlık sırıtıyordu.

"Bir Türk öldür ve dinlen" cümlesini bilmeyen Yahudi yoktur.

Hikâyenin tamamıysa şöyledir: Çarlık Rusya'sında bir Yahudi genç, Türklerle savaş esnasında askere çağrılmıştır. Annesi gözyaşları içinde tren istasyonunda veda ederken ona şöyle söyler: "Kendini çok paralama! Bir Türk öldür, dinlen. Bir Türk daha öldür, yine dinlen...". Çocuk sözünü keser: "İyi de anne, [ben dinlenirken] ya Türk beni öldürürse?" Anne büyük bir şaşkınlıkla feryat eder: "Seni öldürürse mi? Neden ki, ne yaptın sen ona?"

Türk Büyükelçisinin saflığı mı, yavşaklığı mı?

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon makamına çağırdığı Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'u kendi koltuğundan daha alçak bir koltuğa oturtarak sözde İsrail devletinin ne kadar büyük olduğunu göstermek istiyordu. Yaptığı nezaketsizliğin ne denli derin olduğunu gösterircicesine etrafındaki basın mensuplarına bu fotoğrafı bir de açıklamaya kalkışıyordu.

Denny Ayalon'un yaptığı açıklama: "Dikkat edin o alçakta biz yüksekte oturuyoruz, masada sadece bir İsrail bayrağı var ve gülümsemiyoruz" alçaklığın derinliğini gösteriyordu.

Evet, fotoğrafa dikkatlice bakanlar ortada alçaklık durumu olduğunu fark etmekte zorlanmıyordu. Fakat kimin neye ve kime göre alçak olduğu koltukların konumlanış biçiminden değil, bize fotoğrafa ne tarafınızdan baktığınıza bağlı gibi geliyordu.

Evet, Denny'nin küstahlığı karşısında acaba Büyükelçi Oğuz Çelikkol'un yapacak bir şeyleri olması gerekmiyor muydu?

Haydi, İbranice bilmediği için hazırlanan tezgâhı anlayamadı diyelim, vücut dilinden de anlamaz ve vurdumduymaz birisi nasıl büyükelçi yapılıyordu?

Posta’dan Rauf Tamer: “Hasta ruhluların özlediği fotoğraf” diyerek gizli Yahudi aşıklığını, Siyonizm uşaklığını ve AKP şakşakçılığını açığa vurmaktaydı!

“Danny Ayalon,  hem Türkleri öfkelendirdi, hem İsrail kamuoyunda fazla destek bulamadı. Nedir o, yüksek iskemle / alçak kanepe şovları? Bunlar şık olmadı. Zekice bir iş sayılmazdı. Akıllıca hiç değil. Kurnazca bile değil. Üstelik kendine ve ülkesine on paralık faydası yok. Bu ne biçim Yahudi? Kafası hiç işlemiyor!..

Gelelim bizimkilere. Adam Türkiye'ye hakaret etti ya, aramızda sevinenler bile var. Yani üzüntü değil mutluluk duyuyorlardı. Askerlerimizin başına çuval geçirildiği gün de bunlar mutlu olmuşlardı.

Bir şey söyleyeyim. İsrail'de ikinci sınıf bir memurun beni alçak kanepe'ye oturtmasıyla ben alçalacak değilim... Bay Ayalon da yüksek iskemlede oturmakla yücelmiş falan değildir. Ama asıl irtifa farkı, bazı Türklerle bazı Türkler arasında meydana geliyor. Beni Danny Ayalon'dan daha çok rahatsız eden budur. T.C.'nin Hariciye Politikası külliyen hezimete uğrarsa bunlar göbek atıp oynayacaklar. Kürt Açılımı, K. Irak, Kıbrıs,? Ermenistan, Batı Trakya...  Her tarafta fiyasko bekliyorlar.

İsrail özür mektubu falan yazmasın ki, bunların mutluluğu ikiye katlansın istiyorlar... Gerçi özür mektubu yazılsa bile bunlar ona da bir kulp bulurlar. Hasta ruhlar, hasta...” diyen bay yalaka senin ki hastalıktan da beter bir “haspa”lıktır, haysiyet hamlığıdır, İsrail hayranlığıdır!

İsrail’in küstahlığı ve işbirlikçilerin katkısı:

"Türkiye-İsrail ilişkileri dün akşam itibarıyla yeni bir döneme giriyor. Ancak yeni bir döneme giren, İsrail'in yalnızca Türkiye ile ilişkileri değil, bölgedeki varlığı başta olmak üzere uluslararası siyasetteki ağırlığıdır da" ifadelerini kullanan Radikal yazarı Murat Yetkin, İsrail'in özrünü "altın çağının sonu" olarak niteliyor ve Recep Bey’i kahraman ilan ediyordu.

Oysa, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Köşk'te İsrail ile büyükelçi krizi üzerine yaptığı açıklamalar uluslararası Siyonist merkezlere verilen bir mesajdı:

Gül bu açıklamaları bir ödül töreni sonrası kabul resminde gazetecilerin soru sorma talebi üzerine özellikle yapmıştı.  Bir gün önce Dışişleri Bakanlığı'nın İsrail'i protestosu biliniyordu. Müsteşar Feridun Sinirlioğlu'nun İsrail Büyükelçisi Gabby Levy'ye ortaçağ benzetmesi ile bir an önce izahat ve özür beklendiğini söylemesi de olağandı. Ancak Türkiye'nin İsrail'e yazılı özür için süre verdiği, böylece İsrail’in zararına olacak inatlaşmanın önlenmeye çalışıldığı anlaşılmıştı. Bu ültimatomu dünyaya ilan etme işini Cumhurbaşkanı Gül üstlenmesi; İsrail yönetiminin atacağı adımın özür beklentisi dışında başka anlamlara çekilmesi girişiminin önüne geçmeği amaçlamıştı.

Gül'ün, özür gelmediği takdirde Türkiye'nin İsrail'deki büyükelçisi Oğuz Çelikkol'un uçağa atlayıp yurda döneceğini tekrar vurgularıyla söylemesi İsrail’i kurtarmaya yönelik çıkışlardı. Bu ültimatomdan saatler sonra İsrail'den değil, Levy’den yazılı özür geldi ve Erdoğan hemen bunun istenen cevap olduğunu açıkladı. Ankara'daki bazı Avrupa büyükelçilikleri İsrail'in Türk büyükelçisine yönelik davranışı altında ne olabileceği üzerine görüşlerini soruyorlardı.

İsrail gibi bölgede güvenebileceği tek dost Türkiye olan bir ülkenin -aradaki anlaşmazlık konuları ne kadar derin olursa olsun- işi diplomata zeval vermeye, aşağılamaya vardırmasının altında başka ne olabileceğini araştırıyorlardı. Cumhurbaşkanı Gül'ün dün "Neden kendinizi bölgeden ve dünyadan bu kadar dışlatıyorsunuz' diye İsrail'e sormak lazım" demesi Türkiye’nin mi, İsrail’in mi çıkarınaydı?

Arsız AKP “Kaç Filistinlinin öldüğü beni alakadar etmez” diyen katil Barak’ı Türkiye’de ağırlaması alçak tezgâhtan da alçaltıcı bir davranıştı

Türkiye büyükelçisine yönelik alçak tezgâhın ardından Hükümetten İsrail'e kurusıkı tepkiler yağmıştı. Ancak alçak tezgâhın yaşandığı aynı gün Türkiye'den Milli Savunma Bakanlığı'ndan bir heyet silah alımı ile ilgili müzakereler yapmak için İsrail'de bulunuyorlardı. Büyükelçiyi çekme tehdidinden önce bu heyeti de çekmesi gereken Türkiye, üstelik Dökme Kurşun Operasyonu'nun emrini vererek binlerce Filistinliyi katleden İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak'ı ağırlamıştı. Barak, Türk yetkililerle görüşmesinde Türkiye'ye silah satmak ve yeni savunma antlaşmaları imzalatmak için buradaydı. Katil Barak'ın Türkiye'de bulunması Alçak Tezgâh'tan da daha alçaltıcıydı.

Terörist İsrail'in katil Bakanı Ehud Barak'ın Türkiye'ye bugün yapacağı günü birlik ziyaretine tepkiler giderek büyüyor. Daha Gazze'deki İsrail soykırımının acısı yüreklerde tazeliğini korurken bu soykırımı başlatan Ehud Barak'ın Türkiye gelerek Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül tarafından kabul edilecek olması yürekleri yakıyor. Bu ziyaretin İsrail'in Gazze'ye 27 Aralık 2008'te yaptığı işgal girişiminin birinci yıl dönümü protestolarının yapıldığı bir dönemde gerçekleşiyor olması da manidar karşılanıyor. Terörist Ehud Barak, Mescid'i Aksa katliamının ardından yaptığı şu açıklama hafızalara kazınmıştı: "Bana Gazze'de, Batı Şeria'da ve diğer mıntıkalardaki çatışmaların nasıl dineceğini sormayın. Filistinli kalabalıklara karşı her türlü aracı kullanmak meşrudur. Kaç Filistinlinin öldüğü beni alakadar etmez. Benim için önemli olan halkımın emniyetidir"

İngiltere'ye giremeyen katil Türkiye'de ağırlandı!

Ehud Barak, fosfor bombaları da dâhil olmak üzere uluslararası anlaşmalarca yasaklanmış çeşitli silahların da kullanıldığı bu barbarlığın "Savunma Bakanı" sıfatıyla birinci dereceden sorumlulardan biri olarak kabul edildiği için İngiliz mahkemelerince savaş suçlusu sayılıp ülkeye giriş yapması halinde tutuklanmasına karar verdi. BM ve birçok uluslararası insan hakları örgütü Başbakan Ehud Olmert ve Dışişleri Bakanı Tzipi Livni ile birlikte Barak'ın da Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nde yargılanmaları gerektiğini ısrarla dile getirdi. Yine bu çerçevede İngiltere'de bir mahkemenin geçtiğimiz ay Tzipi Livni hakkında İngiltere'ye gelmesi durumunda tutuklama kararı çıkartması üzerine, Livni'nin bu ülkeye yapmayı planladığı ziyaretini iptal etti. Şimdi bu kişiler bir 'Güvercin' olarak Ankara'ya geliyor ama Türkiye'ye silah ve askeri malzeme satmak için. Bu vesileyle Barak'ın ziyaretinin Türkiye yargısına da sorumluluk yüklediğini hatırlatmak isteriz!

“Kudüs elde kalsın” diyen Hayrettin Kahraman, aslında Türkiye’nin bile elden çıktığını unutmaktaydı!

Üç şehir, üç mescid herhangi bir şahsın, topluluğun hatta devletin olamaz; bir devletin toprakları içinde bulunsalar bile bu üç şehir bütün Müslümanlara (ümmete) aittir, bu üç şehirden yalnızca orada oturanlar değil, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar bütün Müslümanlar sorumludur. Yakın bir tarihte değerli insan, büyük mücahid, Ummu'l-Fahm Belediyesi'nin eski Başkanı Raid Salah ile görüşmüştük; onun bize anlattıklarının bir özetini de Mustafa Erol internet yoluyla dağıttı. Bu çığlığı sizlerle paylaşıyorum: "Dünya Müslümanlarına Filistin'den çağrı var:

Filistin Parlamentosu'ndaki Kudüs Komisyonu Başkanı milletvekili Dr. Ahmed Ebu Halebiyye, Arap ve İslam ülkelerini, İslam Konferansı Teşkilatı'nı ve Arap Birliği'ni tehlikeli bir süreçten geçen Kudüs kentine ve Mescid-i Aksâ'ya destek için acil konferanslar düzenlemeye çağırdı. Evler yıkılıyor, arazilere el konuluyor Ebu Halebiyye, Gazze'de düzenlediği basın toplantısında Kudüs kentinde yürütülen Yahudileştirme faaliyetleri hakkında bilgi vererek Filistinlilerin evlerinin yıkıldığını, arazilerine el konulduğunu, kimliklerinin ellerinden alındığını söyledi. Halebiyye, Süleyman Mabedi'nin inşası için hazırlıkların yapıldığını ve Yahudi yerleşim birimi inşasının devam ettiğini belirterek, Kudüs kentinin Arap ve İslami kimliğinin değiştirildiğini söyledi. Kudüs kentinin Arap ve İslami kimliği değiştiriliyor Arap ve İslam ülkelerinden Kudüs kenti ve halkı için uluslararası koruma isteyen Ebu Halebiyye, işgal altındaki kentle ilgili uluslararası kararların etkin bir şekilde uygulanmasını talep etti.

Siyonistlerin Filistin halkına, Filistinlilerin topraklarına ve kutsal değerlerine yönelik cinayetlerinin durdurulması çağrısında bulunan Ebu Halebiyye, Siyonist işgal liderlerinin de yargılanmasını istedi. Kudüs halkını ve 1948'de işgal edilen topraklarda yaşayan Filistinlileri topraklarını terk etmemeye davet eden Ebu Halebiyye, Siyonist işgal devletinin tehcir politikaları karşısında gösterdikleri direnişi de övdü. Arap ve İslam ülkelerine maddi destek çağrısı Filistin Parlamentosu'ndaki Kudüs Komisyonu Başkanı, Arap ve İslam ülkelerini Kudüs halkını maddi ve manevi yönden desteklemeye çağırdı."

R. Salah'ın şu önemli açıklamasını da eklemek gerekiyor: "İsrail zaman ile yarışıyor, on yıl daha böyle giderse Kudüs tamamen Siyonistlerin eline geçecek ve o zaman barış yapılsa bile Kudüs geri alınamayacaktır."[2]Sözleriyle “Kudüs gayreti çekiyor” görünerek, İsrail’in suç ortağı AKP’nin suçunu ve sorumluluğunu örtmeye çalışıyordu.

Türkiye bağımsız mıydı?

Türkiye'de "bağımsızlık" sokak düzeyinde tartışılıyor ve maalesef asla bir "metre" ileri gitmiyor...

Sokaklarda, "Biz Amerika'yı istemiyoruz" diyenler toplanıyor, birileri de onlara, "Biz de şehrimizde PKK'yı istemiyoruz" diye saldırıyor...  Farkında olsun olmasın her iki tarafta sadece siyonizme figüranlık ediyor.

Hangi ülkelerde Türkiye'deki gibi kontrolsüz bir "eline geçeni önüne gelene sat" politikası uygulanıyor ve nasıl gizlice sömürgeleşiyor? Meksika'da bugün sistemin yüzde 82'si yabancıların elinde, Arjantin'de yüzde 48, Şili'de yüzde 42, Peru'da yüzde 47, Macaristan ve Polonya'da yüzde 65, Çek Cumhuriyeti'nde yüzde 95, Slovakya'da yüzde 93, Estonya'da yüzde 100.

Oysa: Amerika-Avrupa "dışarı" diye gösteri yapmakla hiçbir şey değişmiyor, küresel güçler “finansal prangayı” boğazımıza geçiriyor ve Türkiye siyonizmin sömürgesi haline geliyor!

Kızılderililer New York'u kaça satmıştı?

Bugün dünyanın en pahalı arazisi sayılan New York'un ünlü Manhattan adasının 1624 yılında Peter Munite adlı bir tüccar tarafından Kızılderililerden 24 dolar değerindeki incik boncuk karşılığında satın alındığını, toplam 58 kilometrekare olan Manhattan'a ilk olarak aralarında Yahudi asıllıların da bulunduğu Hollandalı göçmenlerin yerleştiğini ve buraya New Amsterdam adı verildiğini, bölgeye 1664 yılında yerleşen İngilizlerin New York adını verdiğini, Kızılderililerin 24 dolarlarını 386 yıldır Amerikan hazine bonolarına yıllık yüzde 5 faiz ile yatırsalar bugün 2 milyar 336 milyon 536 bin 394 dolarları olacağını biliyor muydunuz? Peki, AKP’nin günü kurtarmak ve koltuğunu korumak için çoğu Yahudi asıllı yabancılara pırasa fiyatına peşkeş çektiği sanayi kuruluşlarımızın ve stratejik kurumlarımızın, tekrar hangi şartlarda ve kaç trilyon dolara kazanılacağını hiç düşünmüyor musunuz?

Siyonist İsrail’le işbirlikçi AKP arasında bu suni krizler yaşanırken, bizim “İsmail” dediğimiz, bazı Milli Gazete yazarı, ama gizli AKP ve Recep Bey hayranı kardeşlerimiz “İsrail’e hak ettiği dersin verildiğinden…” “Recep Erdoğan’ın cesaretli ve dirayetli siyasetinden” dem vurup, iktidara rüşvet-i kelam cinsinden selamlar gönderip: “Bu ne turşu, bu ne perhiz? Sanmayın ki herkes keriz!” sorusunu hak ediyordu.

“Katilin cebine para koy, maktulün cenazesinde ağla” sahtekârlığı

Bazıları ise: “Son katliamda binlerce Yahudi fırınlarda yakılırken Türk Büyükelçileri yine yardım elini uzatmış ve elinden geldiği kadar kurtarmaya çalışmıştı.

11 Ocak 2010 günü İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon'ın Türk Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a yaptığı terbiyesizlik bizim iyilik damarımızı kurutamaz, misafirperverliğimizi köreltemez.

Gençler ava çıkarlar ve bir sırtlanın izini sürerler.

Sırtlan bir eve sığınınca ev sahibi kılıcını alır ve avcılara "Bu sırtlan benim eve sığınmıştır. Çekilin gidin" der.

Ev sahibi zayıf kalan bu sırtlana sabah, öğle ve akşamları süt vererek besler.

Sırtlan kuvvetlenince ev sahibine saldırır ve onu parçalayıp kanını emer.

"İyiliğe karşı iyilik her kişinin işidir, kötülüğe karşı iyilik er kişinin işidir"

Rabbimiz buyurur: "İyilikle kötülük denk değildir. Kötülüğü en güzel olanla gider. O zaman birde bakmışsın ki seninle arsında düşmanlık olan kişi sanki sıcacık bir dost oluvermiş." (Fussilet - 34)   Bu ayetin tefsirini "Şifa tefsiri 7/24" inden bir okuyuverin.

Peygamber efendimiz, "Layık olana da olmayana da iyilik yap. İyilik, layık olana isabet ederse o zaten layıktı. Eğer layık olmayana iyilik isabet ederse o zaman sen, iyilik yapmaya layık bir insansın" buyurmuş. (Şihab, Müsned 1/436, hadis no 747)” diyerek AKP’nin İsrail uşaklığını, İslami ve insani duyarlılığa bağlıyor, ardından da muhtemel tepkileri törpülemek üzere:

“Gazze'deki mazlum Müslümanlara yapılan on milyoncuk yardımı dünyanın gözüne sokarcasına ilan edilirken İsrail'den alınan Heron uçakları nedeniyle ödenen yüz yirmi milyon dolar hiç konuşulmamaktadır.

Bir tarafta Dışişleri Bakanlığı Büyükelçisi aşağılanmak için en kötü ve alçak koltuğa oturtuldu diye protestolarını Türk halkına yönelik olarak yaparken öbür tarafta Savunma Bakanlığı uzmanları 120 milyon dolar hatırına en lüks salonlarda ağırlanmaktadır.” gibi laflar ediyordu.

Bazı AKP yağcısı Milli Gazete yazarları da: “Millî Görüş gömleğini çıkarmış olsalar da; bugünkü Türkiye'de o ekolden gelenler iktidardadır ve son dışişleri krizlerinde yaşananda görüldüğü üzere, bugünkü İsrail ile onlar mücadele ediyorlar... Papa ve kilise, yani dindarlık Avrupa'da etkin hâle gelmiştir... ABD'de bir Müslüman zencinin oğlu Hüseyin Barack Obama başkan olmuştur... Dünyanın hemen her yerinde Yahudi emperyalizmine karşı direnme vardır; başarıya doğru gidiliyor...

Bu gelişmelere rağmen; şimdilik bütün dünyanın finans ekonomisi tamamen Yahudilerin ellerindedir. Türkiye'de sayıları binde birler civarındadır ama Türk ekonomisinin yüzde sekseni onların yönetimindedir. Dünyada da Türkiye'dekine benzer aynı finans güçleri vardır. Kolay kolay teslim olacağa benzemiyorlar. Görünürde mağlup da edilemezler. Cengiz Çandar gibiler Yahudilerin bu gücünü yakinen bildikleri için bu mücadelede bir buçuk milyarlık İslâm âleminin soykırıma uğrayacağı kanaatindedirler.

Tekel sömürü sermayesi şimdilik belirli hedeflere yönelmiştir, onları bertaraf etmeye çalışmaktadır. Ama başarılı olamayacak ve en sonunda mağlup olacaktır. 'Mağlup olacağını nereden biliyorsun?' diye soranlara ne demiştik:

Allah, O'nun halifesi halk var ve bugüne kadar bu gücü yenebilen çıkmadı.

Bugünlük bu kadar ama neler olacağına dair bu yazının devamı olabilir; olacak...

“Lieberman "şahinlerin" başını çeken bir politikacı olarak şunları yapmaktadır:

  • Türk-İsrail ilişkilerini germek için elinden gelen her şeyi yapmaktadır.
  • Türkiye'yi çeşitli ambargolar koymakla tehdit savurmaktadır
  • Tüm İsrail büyükelçilerine, "artık yumuşak olma zamanı bitmiştir", "yağcılık ve iyi geçinme dönemi sona ermiştir demeye çalışmaktadır.
  • Bütün bu tutumu ile İsrail, bölgede istikrarsızlığı ve sürekli savaş durumunu tercih ettiğini dünya kamuoyuna göstermiş bulunmaktadır.

Bu da bölgede istikrar ve barışı sağlamaya çalışan ve çatışma yerine diyaloğu tercih eden Türkiye politikaları ile İsrail politikaların tam bir zıtlık taşımaktadır” sözleriyle:

a) AKP’yi Milli Görüşün, Recep Erdoğan’ı Erbakan’ın devamı

b) İsrail’e karşı bu kof çıkışları, iktidarın kahramanlığı

c) İsrail’le AKP’nin zıt kutuplarda ve farklı kulvarlarda yarıştığını iddia edip zırvalıyordu.

Bazıları da: “Bu konuda geçtiğimiz Pazartesi günü Sn. Başbakan, Ortadoğu bölgesindeki tehlikelerden bahsederken haklı olarak İsrail devletinin elinde bulunan yüzün üstündeki nükleer silahların da hesaba katılmasını istemiştir. İlaveten, İsrail'in nükleer merkezinin de Atom Enerjisi Kontrol Komisyonu'nca teftiş edilebilmesi gerektiğinden bahsetmiştir. Bu da İsraillileri çok kızdırmıştır çünkü İsrail gizlice bu çalışmaları yürütmekte ve Avrupa'dan (özellikle Fransa ve İngiltere'den) bu konuda yardım almaktadır.

Ortaya çıkan son "Alçak koltuk" çirkinliği işte bu iç dünyalarındaki kendini beğenmişlik duygusunun patlamasıdır... Ama bilenler için bu durum sürpriz değildir.

Bilinmelidir ki İsrail'e ABD ve İngiltere başta olmak üzere Hıristiyan dünyanın desteği sürdüğü müddetçe benzer çılgınlık ya da ayıplar sergilenmeye devam edilecektir. Bu terbiyesizlik bugün Türkiye'ye yönelik yapılmış, yarın benzer durum kendisini destekleyenlere karşı da olabilir.” saptama ve saptırmalarıyla Recep ağabeylerinin tutarlı tavırlarına karşı hayranlıklarını dile getiriyordu!..

 

 

 

 

 



[1] Kulis Ankara / Milli Gazete

[2] Hayrettin Karaman / Yeni Şafak


Bu yazarin diger makaleleri

BOR MADENLERİMİZ VE HIYANET EDENLERİMİZ
AB’den Bor kazığı! Avrupa Birliği, Türkiye’nin önünü kesmek için dünya...
Devami
“ARAP BAHARINA” BOP PENCERESİNDEN BAKMAK!..
Aldığımız duyumlara göre, Mısır’daki Askeri Konsey, bizim mevcut Anayasamızı isteyip...
Devami
BİN LADİN, 20. HAÇLI SEFERLERİNİN BAHANESİ VE SAF MÜSLÜMANLARIN EFSANESİDİR!
     Irak ve Afganistan işgalinin ve şimdi de, Pakistan ve...
Devami
BİLGE VE YİĞİT BİR ŞAHSİYET ÖRNEĞİ
  BİLGE VE YİĞİT BİR ŞAHSİYET ÖRNEĞİ          Üstadımız Ahmet Akgül Hocamız...
Devami
TÜRKİYE’DE AZINLIKLARIN AZDIRILMASI VE İÇ SAVAŞ HAZIRLIKLARI
Başbakan Recep Bey’in, EMASYA protokolünün iptal edileceğini ve “Milli Güvenlik...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2061

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR