Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4556
mod_vvisit_counterDün6748
mod_vvisit_counterBu Hafta11304
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay133807
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16568723

IP'niz: 3.237.61.235
Bugün: 20 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12092006

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

YAHUDİ GÖZÜYLE VE SÖZÜYLE; ERBAKAN

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 


Elazığlı bir dostumuzun eline geçen ve zahmet edip gönderilen KALEM adlı yerel haftalık siyasi gazetenin 19 Ocak 2010 sayılı nüshası bize ulaştırıldı.

Önce;

  • Genel’de haysiyetli ve cesaretli bir yaklaşımla, Milli ve manevi değerlerimize sahip çıkılması
  • Siyonizm tehlikesinin ve azgın Yahudi gerçeğinin farkında olunması ve tavır alınması
  • AKP ve yandaşlarının yanlışlıklarına ve din istismarına projektör tutulması gibi duyarlı ve donanımlı yayınları için bu kardeşlerimizi tebrik ediyoruz.

Bu vesileyle, M. Mesut Ballı imzalı “Peygamberini (Peygamberlerini olması lazım) öldürenlerden dost olur mu? Başlıklı yazısında, İsrail hayranı veya Siyonistlerle irtibatlı Türk siyasileri sıralarken, hiçbir alakası ve dayanağı olmadığı halde “…Erbakan kendi gitmedi, Prof. Dr. Osman Altuğ’u gönderdi” diyerek “laf kalabalığıyla insanları karalama” yaklaşımını da yakışıksız bulduğumuzu hatırlatmak istiyoruz.

Osman Altuğ, siyasetçi değil, Milletvekili değil, RP üyesi değildi... Erbakan tarafından görevlendirilip gönderildiği ise hiç belli değildi. Kaldı ki sizin de ifade ve itiraf ettiğiniz gibi, “İsrail’e tavizde bulunmak, onlara yaranıp rızalarını kazanmak için değil, “araştırma yapmak için” gitmişti. Böyle alakasız ve tutarsız bir bahane ile; Siyonizmin korkulu rüyası ve baş hasımı olan bir Zatı, İsrail taraftarı veya yalakası gösterme gayreti, vazgeçtik samimiyetten, gaflet ve cehaletten de öte bir şeydi.

İşte o yazıdan ilgili bölüm:

“Bebek Katili İsrail” çeşitli entrikalarla 14 Mayıs 1948’de kuruldu. Türkiye İnönü’nün “zihin özürlü” idaresinin bir sonucu olarak İsrail’i ilk tanıyan İslam devleti oldu. Böylece yeni bir dostluk da başlamış oldu! Bu durum 1980’e kadar sürdü. Dünyadaki bazı gelişmelerin yanı sıra 1980’de İsrail Kudüs’ü başkent olarak ilan edince İsrail’le ilişkilerimiz yeni boyuta taşındı: Türkiye elçiliğini kapattı ve İsrail’le aramızdaki diplomatik ilişkiler ikinci katiplik düzeyine indirildi. Demirel döneminde bu kez 1992’de ilişkiler tekrar elçilik düzeyine çıkarıldı.” diyordu, ama bu “Elçiliği kapatan kahraman’ın Kenan Evren Paşa olduğu gizleniyordu!?

“Bu tarihten sonra ilişkilerimiz artarak devam etti!

İsrail’e gitmeyen kalmadı yöneticilerimizden. 1993’de ilk kez bir Türk Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin gitti İsrail’e. Kasım 1994’de Başbakan Tansu Çiller’in yolu düştü İsrail’e! Bülent Ecevit ve onun mütemmim cüzü Rahşan Hanım gitti İsrail’e Nisan 1995’de. Sonra Ecevit tekrar gitti 1996’da. Her düzeyde ziyaret yapıldı. Cumhurbaşkanı Demirel Mart 1996’da İsrail’deydi. Meclis Başkanı Mustafa Kalemli, Ocak 1997’de İsrail’i ziyaret etti. Kasım 1996’da Başbakan Erbakan kendi gitmedi, Prof. Dr. Osman Altuğ’u gönderdi; İsrail ekonomisini araştırmak için. Mesut Yılmaz 1998’de gitti. Ocak 1997’de Turizm Bakanı Bahattin Yücel, RP’li Mukadder Başeğmez ve DYP’li Jefi Kamhi’den oluşan bir heyet İsrail’i ziyaret etti. Birçok siyasetçi daha gitti 1992’den sonra…” sözleriyle, doğrularla yanlışlar harmanlanıp, okuyucular yanıltılmak isteniyordu.

Gerçeklerin dili ve hayırlı hizmetlerin delili” olmak isteyenler, bilmelidir ki, bazı hakikatleri gizlemek de yalancılıktır.

Bu gibilerin, Rahmetli Türkeş’in 1992 yılındaki İstanbul Balat Yahudi Sinagokunu ziyareti sonrası, 50 kadar Yahudi gencinin “Başbuğ Türkeş!.” diye slogan atmalarını, Türkeş’in de Genel Başkan yardımcısı Rıza Müftüoğlu’na “Bunlar da Musa’nın (Yahudi) bozkurtları!” diye iltifat yağdırmasını (Bak. Hürriyet 29 Kasım 2003) ve yine Türkeş’in 1994 Bilkent Konferansındaki:

“Bugünkü dünyada, Türkiye’nin menfaati, İsrail ile dostluğa dayalıdır!” itiraflarını niye yazamadıkları ise merak ediliyordu.

Türkeşin Yahudi Dostları!

Alparslan Türkeş, 1992 yılında, İstanbul’daki Yahudi cemaati yöneticileri tarafından Balat Sinagogu’ndaki bir törene özellikle davet edilmişti. Daveti kabul eden Türkeş, yanına yardımcı Rıza Müftüoğlu’nu alarak Balat Sinagogu’na gitmişti. Bakalım, bu davette neler geçmişti? Rıza Müftüoğlu’ndan dinleyelim:

“Genel Başkanımız, özellikle Yahudiler’le ilişkilere çok önem veriyordu. Bu konuları gündeme getirirken, dünyada üç güçlü lobinin varlığından söz ediyor; bunları ‘Yahudiler, Ermeniler ve Rumlar’ şeklinde sıralıyordu. Başbuğ’un değerlendirmelerine göre, Rum lobisi, Ermeni lobisini yanına alarak sürekli Türkiye aleyhine çalışmalar yapıyordu. Bizim, bu birleşik güçle ancak Yahudi lobisini yanımıza alarak mücadele edebileceğimizi sıkça vurguluyordu!..

Ülkücü Museviler ve Musa’nın (Yahova’nın) Bozkurtları!...

Tören bitmişti.. Sinagogdan ayrılırken bir sürprizle karşılaştık. Yaklaşık 50 kadar genç, bozkurt işareti yaparak, ‘Başbuğ Türkeş’ diye slogan atıyorlardı. Sinagog, adeta MHP’nin miting alanına dönmüştü. Genel Başkanımız da bu gençlere aynı şekilde bozkurt işareti yaparak cevap veriyordu. Gençlerin kimler olduklarını pek anlayamamıştım. Onları, ülkücü gençler zannediyordum. Genel Başkan’a hemen oracıkta, “Efendim, buraya geleceğimizi kimse bilmiyordu. Bu gençler, nereden haber aldı? Sayıları da pek fazla değilmiş. Bunlar, semtin Ülkü Ocakları mensupları mı acaba?” dedim. Rahmetli gülerek şu cevabı verdi: ‘Yok Rıza, bunlar bizim gençlerimiz değil; bunlar Musa’nın bozkurtları!’…”

Türkeş İsrail’e minnet duymaktaydı.. Ona göre “Bize paraşütlerini yollamışlardı!?

Biz, asırlar boyu ‘Kutsal Toprakları’ bekledik, savunduk, savaştık ve şehit verdik. Oysa Araplar, Hıristiyan İngilizler ile işbirliği yaptılar. Onların büyük bir bölümü bizi sevmez. İngiliz Kraliyet Ailesi’nin mücevherlerinin çoğu, Arap ülkelerinden hediye olarak gelir. Kralları, ABD Başkanı Reagan’la diz çökmüş bir vaziyette viski kadehi tokuşturur, ama Türkiye gündeme gelince sırt dönülür. Bütün bu şartlar altında Yahudilerle iyi ilişkiler kurmak zorundayız. Yahudiler, Kıbrıs savaşı sırasında bize paraşüt vermişlerdir!’[1]

Kaldı ki Ahmet Akgül Hocamız Alparslan Türkeş’in bu şaşırtıcı ziyaret ve sözlerini:

“Dindar ve vatansever ülkücü kardeşlerimizin, Şamanist Türk ırkçılığının arkasındaki Siyonist Yahudi fitnesini görmeleri ve bizi Millet yapan manevi değer ve dinamikleri sahiplenmeleri için, Rahmetli Türkeş, zaten ölüme yaklaştığı bir süreçte, alenen ve resmen Yahudi Hahamları ve Ermenistan başkanlarıyla görüşmek suretiyle, bir nevi kendisini feda ederek, milletine ve devletine olan borcunu ödemeye ve Milliyetçileri Masonların güdümünden çevirip İslamiyet’e yöneltmeye gayret etmiş ve dolaylı bir uyarı görevini yerine getirmiştir” şeklinde yorumlamıştı.

Peki, MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Siyonist Yahudi Toplantısında Ne Arıyordu?

Şimdi bazı konuları daha kolay kavramak için 6 yıl önce 22 Eylül 2003’te, Washington’da yapılan, PKK dahil pek çok terörist örgütlerin ve tehlikeli mafya şebekelerinin asıl yularını elinde tutan, farklı ülkelerdeki ihtilal ve darbelerin planlayıcısı olarak tanınan Siyonist Yahudi RİCHARD PERLE’nin başkanlığındaki bir toplantıyı ve Türkiye’den kimlerin katıldığını hatırlayalım:

Tarih, 22 Eylül 2003 Washington D.C.'de 17. Cadde üzerindeki 1150 No'lu ofis merkezinin 12. katı.

Burası, ABD’nin en sinsi ve Siyonist think-tank kuruluşlarından American Enterprise Institute'un (AEI) konferans salonuydu. Konferansın konusu, ‘‘Türkiye Yol Ayırımında’’ başlığını taşıyordu. AEI denince biraz durmamız gerekiyordu. Bush yönetimini Irak serüvenine taşıyan Neo-Con'ların (yeni muhafazakárlar) akıl babalarının çoğu AEI'dan çıkıyordu.

AEI'nın en önemli isimlerinden biri de ‘‘Karanlıklar Prensi’’ olarak tanınan Reagan döneminin Savunma Bakan Yardımcısı Yahudi Richard Perle oluyordu.

Perle, kurduğu özel danışmanlık şirketleriyle pek çok yabancı firmaya da danışmanlık hizmeti veriyordu. Perle, bazı Suudi Arabistan firmalarıyla olan akçalı ilişkileri nedeniyle Savunma Bakanlığı'na (Pentagon) akıl veren ‘‘Savunma Politika Kurulu’’nun başkanlığından istifa etmek zorunda kalmıştı. Hatırlatalım, Perle, Irak Yönetim Konseyi'nin sivrilen isimlerinden Ahmed Çelebi'nin çok yakın dostuydu. Richard Perle konuşmasını yapmak üzere kürsüye çıktığında, toplantıya katkılarından dolayı Çukurova Holding'in patronu Mehmet Emin Karamehmet'e teşekkür ediyordu. İnsan içine çıkmaktan hoşlanmayan biri olarak ün yapmış olan Karamehmet, o anda en ön sırada şeref konuğu olarak yer alıyordu. Konferansın çok önemli konuşmacıları arasında Atatürk Barış Ödülü sahibi Prof. Bernard Lewis de bulunuyordu.

Türkiye'den gelen bir başka konuk, merkez sağ kulvarda siyaset yapma arayışından kolay kolay vazgeçeceğe benzemeyen CHP’li İlhan Kesici dikkat çekiyordu.

Emekli Orgeneral Çevik Bir de katılacak olmasına karşılık, o sırada patlak veren İsabel kasırgası nedeniyle son anda ABD'ye gitmekten vazgeçiyordu.

Konferanstaki konuşmacılardan biri de Karamehmet'in sahibi olduğu Akşam Gazetesi'nin ekonomi yazarı Prof. Deniz Gökçe oluyordu. Akşam Gazetesi'nin Ankara Temsilcisi Nuray Başaran da Karamehmet'le birlikte konferansı izlemeye geliyordu.

İşte bu toplantıdan tam sekiz gün sonra 30 Eylül akşamı Ankara'daki Dafne restoranda yenen ve Perle-Karamehmet ikilisinin yeniden bir araya geldikleri yemeğe baktığınızda, ilişkinin bir think-tank etkinliğiyle sınırlı olmadığı anlaşılıyordu.

Karamehmet, yemeğe sağ kolu Osman Berkmen ile birlikte geliyordu. Yemeğin siyasi katılımcıları dikkat çekiyordu. Bir kere, 3 Kasım seçimlerinde baraj altı kalan partiler arasında tam bir denge gözetildiği anlaşılıyordu.

Masada, MHP'yi Oktay Vural, ANAP'ı Işın Çelebi, DYP çizgisini ise İlhan Kesici temsil ediyordu.

Masada CHP adına eski TBMM Başkanı Hikmet Çetin yer alıyordu. (Malum NATO ombusmanı Hikmet Paşa Amerika’nın yedek maşası, Mustafa Sarıgül’ün yeni yol arkadaşı oluyordu!)

AKP hükümeti unutulmamış; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yeni sıfatıyla ‘‘veri değerlendirme koordinatörü’’ olarak görev yapan Cüneyd Zapsu da konuklar arasında bulunuyordu.

Perle-Karamehmet birlikteliğinin özellikle Irak üzerinde dikkat yoğunlaştığı ortaya çıkıyordu.

Sahibi olduğu Akşam Gazetesi'nde savaşa karşı bir tavır alan Karamehmet'in birden Irak'a duyduğu ilginin arkasında acaba neler yatıyordu?

Ancak Perle'nin Irak Yönetim Konseyi üyesi Ahmed Çelebi üzerindeki nüfuzu da dikkate alındığında, bu ilginin Irak'taki petrol imtiyazlarına kadar uzandığı sırıtıyordu!”

(Not: İlgilenenler www.aei.org adresine girerek, Washington'daki konferansın videosunu da izleyebilirler.)

Çuvalcı generale MHP'li Vural da gidiyordu!

Irak'taki Amerikan Kuvvetleri komutanı General Raymond Odierno’nun, Türk yetkililerle görüşmek üzere Ankara'ya gelişini bir kaçı hariç tüm basın kuruluşları bu haberi,  “ABD'li üst düzey bir yetkilinin Ankara ziyareti” olarak vermişti. Anlayacağınız her ne hikmetse tüm gözler, Süleymaniye'de 11 Türk askerinin başına çuval geçirilmesi gibi vahim bir olayı görmezlikten gelmişti.

İşte o ziyaretle ilgili çok ilginç bir ayrıntı daha belirginleşmişti, Türkiye'yi ziyaret eden "çuvalcı gavurun" onuruna verilen yemeğe MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural da gitmişti. MHP'nin çok sert eleştirilerde bulunduğu çuval olayının kahramanı olan küstah Generalin yemeğine ilişkin: "Bu ABD elçiliğinin genel bir davetiydi. Ben gerçekten onun çuvalcı general olduğunu bilmiyordum. Ben çuvalcı generalin konuğu değil ABD elçiliğinin davetlisiydim. Benim o yemeğe katılmam niye haber konusu oluyor. Başka katılanlar da vardı. Üstelik bu yemeği organize eden büyükelçilik, devlet ve hükümettir." Diyerek kargaları bile güldüren mazeretlerle, ABD ve Yahudi Lobileri uşaklığını gizleme gayretine girmiştir.

Yani, 2002’den bu güne kadar, AKP’sinden CHP ve MHP’sine, yani iktidarından muhalefetine, partilerin hepsi Siyonist sermayeye hizmet ediyor ve verilen rolü oynuyordu!..

Erbakan gibi bu şeytan tezgâhına taşeronluk yapmayanların ise partileri kapatılıyor, parçalanıyor ve siyasetten yasaklanıyor veya adamları ayartılıp etrafı boşaltılıyordu.

Şimdi, hasımlarının ve Yahudi asıllı yazarların diliyle Erbakan’ı tanımaya çalışalım:

1969 yılından itibaren Milli Görüş lideri Necmeddin Erbakan`ı dört koldan takip eden siyonistler, Erbakan Hoca’nın attığı her adımı, yaptığı her konuşmayı kaydediyor ve bunu siyonizmin merkez karargâhlarına rapor ediyordu.

Türkiye’deki Yahudi toplumunun elebaşı yazarlarından olan Rifat N. Bali’nin "The image of the jew in the rhetoric of political İslam in Turkey" (Türkiye`deki Siyasal İslam’ın Dilinde Yahudi Görünümü) başlıklı yazısında, Erbakan Hoca’nın nasıl adım adım takip edildiğini ve Siyonizmi rahatsız eden konuşma ve çıkışlarının nasıl rapor edildiğini açıkça görebiliyoruz.

Milli Görüş hareketinin Yahudiler tarafından nasıl yakın takibe alındığını ortaya koyan bu çalışmayı aynen yayınlıyoruz. Ancak Rıfat N. Bali Sabataistinin bir çarpıtmasına peşinen dikkat çekiyoruz:

Onun iddia ettiği gibi Erbakan bütün Yahudilerin değil, Siyonist ve saldırgan kesimleri hedef almaktadır. Milli Görüş “anti semitist” değil, “Anti Siyonist” bir yapılanmadır. Yani bütün Yahudilere değil, onların zalim, hain ve faşist takımına karşıdır.

1 – Siyasal İslam’ın Doğuşu

Tek Parti dönemine nispetle İslam üzerindeki baskılar azaltıldı ve İslam yeniden Türkiye’nin gündemine gelmeye başladı. Bu yükselişin sonuçlarından biri olarak anti-semitik (Yahudi karşıtı) Cevat Rıfat Atilhan adlı bir yazar 27 Ağustos 1951 yılında "İslami Demokrasi Partisi" kursa da, partinin ömrü kısa sürdü ve 7 Kasım 1952’de kapatıldı.

Bundan sonra ise 26 Ocak 1970 yılında sahneye Milli Nizam Partisi çıktı. Milli Nizam Partisi’nin Başkanı olan Necmettin Erbakan, 1969 genel seçimlerinde İslami eğilimin güçlü olduğu Konya’dan bağımsız aday olarak seçimlere katılmış ve bağımsız milletvekili olarak meclise girmeyi başarmıştı.

Necmettin Erbakan seçimler öncesinde Milliyet gazetesinde kendisiyle yapılan bir röportajda şunu söylüyordu: "Dünya’da üç yön var, 1 Komünizm, 2 Siyonizm, 3 Nasyonalizm. Bir de milletlerin mukaddesatına saygılı olan yön. Biz bu dördüncü yönü seçme durumundayız."

Necmeddin Erbakan’ın bu sözleri, gelecekte politik hayatında sıkça kullanacağı anti-Siyonist ve anti-semitik söylemlerinin işareti durumundaydı...

Necmeddin Erbakan bağımsız olarak meclise girdikten sonra, 26 Ocak 1970 yılında Milli Nizam Partisi’ni kurdu. Milli Nizam Partisi’nin kuruluş gününde Necmettin Erbakan bir basın toplantısı düzenleyerek, siyonistler ve masonlar hakkında ağır diller kullandı. Erbakan o günlerde iki temel nokta üzerinde durdu: Birincisi Türkiye’nin Batı’ya bağımlılığına, Batılılaşmaya ve Batılılaşmanın Türk toplumunu dönüştürmesine karşı çıkmak, ikincisi ise sürekli olarak Yahudi-Siyonist ve İsrail karşıtlığı yapmak. Yahudi ve Siyonist karşıtlığı Erbakan’ın günlük çıkışları halini almıştı.

Milli Nizam Partisi’nin politik hayatı kısa sürdü. 20 Mayıs 1971 yılında Milli Nizam Partisi, "laiklik aleyhindeki faaliyetler" gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı. Bundan 15 ay sonra ise 11 Ekim 1972 yılında Erbakan tekrar siyaset sahnesine dönerek "Milli Selamet Partisi"ni kurdu. Bu partide de 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile kapatıldı.

Refah Partisi Milli Selamet Partisi’nin halefi olarak 19 Temmuz 1983 yılında kuruldu. Bu parti de kuruluşundan 15 yıl sonra 16 Ocak 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından aynı gerekçeyle, "laikliğe aykırı faaliyetler" suçlamasıyla kapatıldı. Erbakan ve 5 milletvekili beş yıl boyunca siyasetten yasaklandı.

Refah Partisi’nin bütün milletvekilleri 1997 yılının sonlarında kurulan "Fazilet Partisi"ne taşındı.

Bütün bu siyasal İslam partilerinde ortak olan en önemli konu, "Erbakan’ın başını çektiği şiddetli Siyonizm ve Yahudi karşıtlığı" oldu. Erbakan’ın partilerinin yarı resmi gazetesi olan ve 1973 yılında kurulan Milli Gazete, Milli Gençlik Vakfı da geniş ölçüde Siyonizm ve Yahudi düşmanlığı yaptı..."

Erbakan’ın: "Nil’den Fırat`a Kadar Büyük İsrail" Vurgusu ya da “İsrail’in Emperyalist Siyonist Hedefleri” Teması

Siyonizm konusunda bu temel vurgulama, Eski Tevrat’ın "başlangıç" bölümünde 15 -18. sıralarında yer alan "Aynı günde Rab Abram ile bir anlaşma yaptı: Mısır nehrinden Fırat Nehrine kadar olan yeryüzünü sana verdim" ve 3-24 sıralarında yar alan "iki nehir arasında ayak bastığın her yer senin olacak" bölümlerine dayandırılmaktadır.

İslamcılar bu bölümleri, Siyonizm yayılmacılığı konusunda güçlü deliller olarak aldı. Onların zihinlerine göre, 1967 ve 1973 savaşlarında İsrail`in ele geçirdiği topraklar da bu konuda delil olarak algılandı. Bu durum "Nil’den Fırat`a Kadar Büyük İsrail" sloganıyla özetlenip, buna göre Türkiye’nin bir kısım topraklarının da siyonizmin tehdidi altında olduğu yaygarası koparıldı. İşte bu vurgulama Necmettin Erbakan’ın üzerinde sıkça durduğu konuların başındaydı.

Necmettin Erbakan 1996 yılında Başbakan olduğunda üst düzey politik ve askeri erkânın bulunduğu bir brifingde İsrail konusundaki bakış açısını şu şekilde aktarmıştı:

"İsrail bayrağında İki mavi çizgi ve ortasında da Siyonizm yıldızı bulunmaktadır. Bunlar birer sembol konumundadır. Üstteki çizgi Fırat nehrini, alttaki çizgi de Nil Nehrini hatırlatmaktadır. Yahudilerin inançlarına göre bu sınırlar İsrail devletinin sınırlarıdır"

Erbakan’ın: "Ortak Pazar (Şimdi AB) Siyonizmin Bir Oyunudur" iddiası..

Türkiye’nin "Ortak Pazar"a katılımı 1970’lerin en sıcak konularından başındaydı. Milli Nizam Partisi’nin bakış açısına göre, siyonizmin nihai amacı Türkiye üzerinde egemen olmaktı. Necmettin Erbakan`a göre, Türkiye’yi Ortak Pazara katılmaya zorlamak Siyonist bir projenin parçasıydı. Erbakan bu düşüncesini 15 Mayıs 1970`de Türkiye parlamentosunda yaptığı bir konuşmada şu şekilde açıklamıştı:

"12 yıl içinde 3 bin Ortak Pazar şirketi Amerika`da Siyonist kapitalistler tarafından satın alındı ve 1969’da bu şirketlerden elde edilen 13 milyar dolar kâr Amerika’ya transfer edildi. Bugün İsrail parlamentosunda Theodor Herzl’in heykeli bulunmaktadır. 100 yıl Viyana’da önce yaşayan bu Siyonist bir İsrail devleti kurma projesine başladı. Onun hazırladığı haritada, Türkiye’nin büyük bir kısmı da İsrail`in bir parçası olarak gösterilmektedir. Siyonistlerin böyle bir projesinin olduğu bir gerçektir. Onların Eski Tevrat’larındaki inançlarına göre, İsrail Kayseri’yi de içine alıyor. Bu plan, Ortak Pazar’ın bir diğer hedeflerinden biridir. Ortak Pazar planında ülke topraklarının yabancılar tarafından satın alınmasına izin veriliyor. Bu durumda siyonistler gelip ülkemizden çok ucuza toprak alabilecekler. Bu da Türkiye’yi İsrail`in bir parçası haline getirecek..!"

Erbakan’ın: "Türkiye`deki anarşinin kaynağı Siyonizm’dir" Vurgulanması…

Milli Nizam Partisi’nin kapatılmasından sonra kurulan Milli Selamet Partisi de politikada aynı şekilde anti-semitik ve anti-Siyonist bir dil kullanıyordu. 1972 yılında Milli Selamet Partisi politik hayatına başladığında Türkiye`de sağ-sol çatışmasına dayalı politik bir kaos yaşanıyordu. O dönemde Milli Selamet Partisi, Türkiye’deki bu sağ-sol çatışmasıyla Türkiye’nin derin bir kaosun içine sürüklemesinden dolayı "baş sanık" olarak "beynelmilel Siyonizm”i ve dünya Yahudilerini suçluyordu. Milli Selamet Partisi`ne göre, Türkiye`deki sağ-sol kapitalizm-Komünizm ayrımı ve çatışmasını Siyonizm tezgâhlıyordu. MSP’ye göre, Siyonizm Türk halkını sağcı-solcu diye birbiriyle çatıştırarak Türkiye üzerinde egemenlik kurmaya çalışıyordu.

Ağustos 1980’de İsrail`in Kudüs’ü kendine başkent olarak ilan etmesinden sonra, Necmettin Erbakan Ramazan ayı içerisinde "Kudüs ve Siyonizm" ve "Anarşi ve Siyonizm" başlıklı iki makale kaleme alıyordu. "Kudüs ve Siyonizm" başlıklı makalesinde Erbakan, İsrail ve Siyonizm ile ilgili bilinen iddialarını tekrarlayarak, siyonizmin yayılmacılığı ve Türkiye’yi kuşatma planları üzerinde duruyordu. "Anarşi ve Siyonizm" başlıklı İkinci makalesinde ise, yine Siyonizme yüklenerek Siyonizmi şu terimlerle tanımlıyordu: "Siyonizm bir ahtapottur. Bu ahtapotun sayısız orduları vardır. Komünizm onların bir tanesidir, kapitalizm diğeridir. Masonlar yan kollarıdır. Irkçılık da başka bir koludur. Bugün bunları bilmeksizin hareket edenler Siyonizme hizmet etmekte ve Siyonizm için savaşmaktadır" Necmettin Erbakan böylelikle Türkiye’deki anarşinin kaynağında siyonizmin olduğunu ısrarla vurguluyordu.

Bu makalelerini yazdıktan üç hafta sonra, 6 Eylül 1980 tarihinde Erbakan’ın önderliğinde Konya’daki meşhur "Kudüs Mitingi”ni düzenleniyordu. Erbakan mitinge katılanların ön safında yer alıyordu. Mitinge katılan gençler de "Yahudi’ye ölüm!" yazılı pankartlar taşıyordu. 6 gün sonra da 12 Eylül 1980’de Türkiye’de askeri darbe oluyordu. (Not: Demek ki 12 Eylül askeri darbesi, Rıfat Bali’nin de itiraf ettiği gibi “Siyonizme savaş açan Erbakan’ı susturmak için” yapılıyordu. Ama sonradan bu harekât Milli güçlerin güdümüne geçiyor ve Siyonistlerin aleyhine işliyordu. / Milli Çözüm)

Erbakan’ın: "Beynelmilel Siyonizm" Saptaması

12 Eylül askeri darbesiyle birlikte diğer partilerle beraber Milli Selamet Partisi’nin de kapatılmasının ardından, Necmettin Erbakan bu kez 1983 yılında Refah Partisi ile siyaset arenasına çıkmıştı. Erbakan Siyonizme karşı tavrını öncekiler gibi aynı şekilde sürdürmekten sakınmamıştı.

Refah Partisi "Beynelmilel Siyonizm" takıntısını entellektüel bir miras olarak devralmıştı. Bunun yanı sıra "Adil Düzen" vurgusu da yapılmaktaydı. Erbakan’ın "Adil Düzen Ekonomik Programı”nın giriş bölümünde Türkiye’deki uygulanmakta olan liberal ekonomik sistem "köle düzeni" şeklinde tanımlanmıştı. Liberal ekonomik sisteme ilişkin yapılan eleştiriler şu şekilde sıralanmıştı:

"Bugün Türkiye’de hakim olan köle düzeni kendi kendine ortaya çıkmamıştır. Bu köleci düzen emperyalist ve Siyonist güçlerin plan ve uygulamalarının bir ürünü olan modern sömürgeciliğin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. New York`un Wall Street’i Siyonizm tarafından kurulan ideolojik bir güç odağıdır. Onlar “Tanrı’nın kendilerini seçip kayırdığına, diğer milletlerin de kendilerinin kölesi olacağına ve kendilerinin dünyaya egemen kılınacağına inanmıştır.” Kendi çıkarları için bütün insanlığı kapitalizm yoluyla sömürme amacındadır. Siyonistler zalim dünya düzenini ve emperyalist devletler vasıtasıyla Gizli Dünya Devletini kurmuşlardır. Bu emperyalistler Türkiye’deki taklitçi partileri destekleyerek ülkemizi yönetmeye ve Türkiye’yi İsrail’in vilayeti haline getirmeye çalışmaktadır.”

Refah Partisi 1990’larda bastırdığı "Türkiye’nin Gerçek Durumu, Nedenler ve Teşhisler" başlıklı bir broşürde yine "beynelmilel Siyonizm dünya egemenliğidir" vurgusu yapılarak Türkiye’nin ekonomik ve sosyal sisteminin İsrail ve Siyonizm için çalıştığı vurgulanmaktadır. Türkiye`deki bankacılık sisteminin de İsrail için çalışan bir sistem olduğu belge ve grafiklerle anlatılmaktadır.

Broşürde şöyle deniliyordu: "1988 yılında Siyonist bankalara 8,5 milyar dolar para aktarılmıştır. Bunun anlamı şudur; Amerika’daki Siyonist bankalara her hafta, ülkemizden 10 ton altın yüklü kamyonlar yollanmaktadır. Türkiye’de milletten toplanan bu paralarla Amerika’daki Siyonist bankalar tarafından, İsrail için silah ve cephane satın alınmaktadır."

Türkiye’deki İslamcıların dünya egemenliği konusundaki bu takıntılarının bir sonucu olarak, Yahudileri kendilerinin en kötü muhalifleri olarak gördüler. Erbakan ve takipçileri Yahudilerin Türkiye’deki diğer politik partilerin efendisi olduğunu ileri sürdüler. Onlar aynı zamanda "Milli Görüş"ü Yahudi ve Siyonizm karşıtı bir doktrin haline dönüştürdüler. Örneğin 1996 yıllarda yerel seçimler sırasında Necmettin Erbakan yaptığı bir konuşmada "Eğer Yahudilerin bu seçimlerden yararlanmasını istemiyorsanız Refah Partisi’ni seçiniz" demişti. Erbakan sadece Türkiye’de değil dünyanın değişik bölgelerinde İslami partiler vasıtasıyla Siyonizme ve Yahudilere karşı evrensel bir karşı duruşa öncülük etmişti. Dünya’daki İslamcı liderler Erbakan’ın bu söylemini paylaşarak anti-Siyonist söylem ve eylemlere girişmişti.

Siyonist-Yahudi İmajının Oluşmasında Erbakan’ın Katkıları

Aşağıda sıralayacağımız nedenler Türkiye`deki siyasal İslamcılık ve Necmettin Erbakan’ın- anti-semitik ve anti-Siyonist tavırlarını anlamamıza yardımcı olacaktır. (Yazar, Erbakan’ın Siyonizm ve emperyalizm karşıtlığını, “Yahudi düşmanlığı” gibi gösterip gerçeği çarpıtmaya devam ediyor. Ama “kahramanlık taslarken hırsızlığını anlatan Kıpti” misali gerçekleri de deşifre ediyordu. M.Ç.)

Ortadoğu’da İsrail devletinin kurulması İslamcıların düşmanca tavırlarının başlıca nedenidir. İsrail devleti Ortadoğu’nun kalbine saplanan bir hançer olarak görülmektedir. Türkiye`deki İslamcılar hiç bir zaman İsrail`in varlığını kabul etmemiştir. İslamcılar, İsrail ile komşularının savaşını "Müslümanlarla Yahudilerin savaşı" olarak gören İhvan-ı Müslimin’in zihniyeti çerçevesinde konuya yaklaşarak hareket etmiştir. Türkiye İslamcılarının bakış açısında İsrail devleti doğal bir devlet olarak görülmemiş, onlara göre Amerikan emperyalizminin bir koluymuş gibi hareket edilmiştir.

Türkiye`de Yahudilere karşı oluşan düşmanlığın özel bir nedeni de, Sultan Abdülhamit`i deviren İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin Siyonist-mason-sabatayist komplocular olduğuna inanılmasıdır. İslamcılar Sultan Abdulhamid’in Theodor Herzl’in Filistin`de Yahudi devleti kurulması isteğini şiddetle reddettiği için devrildiğini savunmaktadır. İslamcılar, İttihad ve Terakki Cemiyeti, nüfusunun büyük bir kısmı Yahudi olan Selanik’teki Mason localarında gizli toplantılar düzenleyerek Osmanlıda milletvekili olan Yahudi Emmanuel Carasso’nun ilanıyla Sultan Abdulhamid’i tahttan indirildiği iddiasındadır. İslamcılar 1948 yılında İsrail devletinin kuruluşunu, 1987 yılında Basel’deki Siyonist rüyanın Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı sonrasındaki bir başarısı saymaktadır.

Anti-semitik klasiklerden olan "Siyon liderlerin Protokolları" bir kitap olarak 1934`den 1997 yılına kadar 87 baskı yapmıştır. Bu kitap hep best-seller (en çok satan kitap) arasındadır. Siyonizm, “tek dünya devleti” amacını güden ve bütün dünyaya egemen olmaya çalışan yayılmacı ve emperyalist bir ideoloji olarak anlatılmıştır. Erbakan’ın yakın arkadaşlarından Süleyman Arif Emre anılarını yazdığı kitapta Siyonizmi, 18. protokolde kanıtlandığı üzere yayılmacı bir ideoloji olarak açıklamıştır. Süleyman Arif Emre’nin bu anıları, İslamcıların zihninde Yahudilerin nasıl bir "hain" imajına dönüştüğünü açıkça kanıtıdır.

İslamcıların politik ve toplumsal söylemlerinde "Yahudi" vurgulaması ayrılmaz bir unsur halini almıştır. Siyonizm, Yahudi ve İsrail kelimelerinin her biri birbirinin eş anlamlısı gibi kullanılmış, Sonuçta İslamcıların gözünde "Yahudi" imajı "İslam düşmanı" ve "bütün musibetlerin kaynağı" olarak algılanmıştır.

Erbakan sürekli olarak "İsrail ile birlikte olmak, iki müttefik ülke olarak birlikte hareket etmek her şeyden önce bizim Müslüman oluşumuza ve insanlığımıza aykırı bir durumdur. Her hangi bir yerde İsrail ile yan yana durmak ve görünmek bizim için bir zillettir" demekten sakınmamıştır.

Geleceğe bir bakış ve Erbakan Tehlikesinden Kurtulma Yolları

Refah Partisi Şubat 1998 Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldığında bütün Refahlı milletvekilleri yeni kurulan Fazilet Partisi’ne kaydırıldı. Refah Partisi’nde başkan yardımcısı olan Rıza Ulucak, Fazilet Partisi’nin gayri resmi başkanı durumundaydı.

Rıza Ulucak geçmişte İsrail ve Siyonizm konusunda İslamcıların düşüncelerini aynen paylaşmıştı. Örneğin 1991 yılında Amerikalı bir gazeteci kendisiyle röportaj yaptığında şunları anlatmıştı:

"İsrail sürekli olarak sınırlarını genişletmeye çalışmaktadır. İsrail’in gerçek amacı Nil’den Fırat`a kadar hakim olmaktır. Bölgede İsrail devletinin var olmasının hiç bir meşru nedeni yoktur. İsrail Filistin’in meşru sahiplerinden topraklarını gasp ederek kurulmuştur. İsrail tüm komşuları için büyük bir beladır. İsrail’in başka bir yerde olması durumunda daha iyi olacağız. Çok seviyorlarsa İsrail’i Güney Amerika`ya veya Kanada’ya taşısınlar. Üzülmeyin biz onu Kuzey Amerika`ya postalamayacağız."

Türkiye’deki siyasal İslamcılık anti-semitik bir çevrede olgunlaştı! (yalanı…)

Türkiye`deki siyasal İslamcıların -Milli Görüş Hareketi’nin- bu gibi söylemleri ve çıkışları yıllar boyu Türkiye`deki atmosferi zehirlemiştir. Oldukça iyimser bir şekilde bir gün bu söylemlerin ortadan kalkacağını umsak da, gelecekte aynı anti-semitik söylemlerin tekrardan politikacıların sözlerinde veya İslamcı medyada yer alacağı sürpriz değildir. Buna iyi bir örnek olarak, 23 Mart 1998 yılında Fazilet Partisi’nin kuruluşunun daha 16. gününde gayri resmi başkan Rıza Ulucak’ın Milli Gazete`de yayınlanan ilk açıklamasında, laiklerin İslamcılara karşı önleyici hareketinin arkasında gizli bir Siyonist planın olduğu ima edilmiştir. Refah Partisi’nin yarı resmi yayın organı olan Milli Gazete`de yayınlanan başyazıda şöyle denilmişti:

"Onlar -Yahudiler- bütün dünyayı holocaust -Yahudi soykırımı- efsanesine inandırmaya zorladılar. Siyonistler aynı zamanda Amerika ve bütün Avrupa ülkelerinden 6 milyon savaş kurbanın ölümü yalanıyla zorla para aldılar. Onlar müthiş medya imparatorlukları aracılığıyla Yeni Dünya Düzeni’nin tek ve gerçek sahibi konumuna ulaştılar. Onlar bu medya imparatorluğunu dünyayı avuçlarının içine almak için kullanıyorlar. Onlar ekonomik sömürü düzenlerini bütün dünyayı sallayacak bir şekilde organize etmiş bulunuyorlar. İsrail her zaman ”vadedilmiş topraklar” olarak gördükleri Ortadoğu ve İslam coğrafyasını ele geçirmenin rüyasını görüyorlar ve bu Şeytani sevdadan asla vazgeçmiyorlar. Siyonistlerin dünya siyasetini göz ardı ederek Türkiye’deki krizin üstesinden gelmenin mümkün olmadığını, bazı çevreler inatla anlamak istemiyorlar!?”

İşte Türkiye Yahudilerinin baş temsilcilerinden olan sözde sosyalist ve ulusalcı yazar Rifat N. Bali’nin "The image of the jew in the rhetoric of political İslam in Turkey" adlı raporundan özetleyerek hazırladığımız bu yazıyı Kutsal Kitabımız ve kurtuluş kuralımız olan Kur’an-ı Kerim’in şu ayeti ile bağlayalım:

"İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli (en şerli ve tehlikeli kimseler) olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın." (Maide 82)[2]

Erbakan Hoca 6 Şubat 2010 Ankara’da Şuurlu Öğretmenler Vakfı vefa gecesinde şunları söylüyordu:

Milli şuur olmadan huzur ve kurtuluş imkânsızdır. Bakınız bazıları: “Efendim, şu kadar okul ve dershane açtık…” diye övünüp durmaktadır. İyi de “Bu okul ve dershanelerde çocuklarımızın kafasına ve kalbine, İslami şuuru, insani sorumluluğu, “HAKK’a intisab, BATIL’dan ictinab” duyarlılık duygusu dolduruluyor mu” diye sormak lazımdır.

1970’li yılların başında Kahraman Maraş’ımızın Kurtuluş yıldönümü törenlerine katılmıştık. İmam Hatip Okulu öğrencileri: “Sütçü İmam Fransızlara karşı halkı nasıl uyandırdı? İlk kurşun nasıl atıldı?” Konusunu canlandırdı. Ardından Garnizon komutanı, Vali ve Belediye Başkanı bir cip üzerinde halkı selamladı. Sonra gelip yanıma oturduklarında, Avrupalı smokinleri giymiş olan Başkana takıldım:

“Yahu biraz evvel kovulan Fransızların kıyafetiyle dolaşıyorsunuz… Biz Millet olarak onları, taşla sopayla kapıdan kovuyoruz, siz o barbar batılıları taklit edip, kültür olarak, hukuk olarak bacadan içeri sokuyorsunuz!” deyince şaşırmıştı.

Şimdi bu AKP’lilerin yaptığı: “İsrail’in Telaviv tiyatrosunda, Türk-İslam televolesi oynatmaya benziyor!”

İnsanlığın kurtuluşu, Yeni ve Adil bir dünyanın kuruluşuna bağlıdır, bu da Milli Görüşün prensip ve projeleriyle mümkün olacaktır.

Hatırlayınız, Napolyon dünyaya hakim oldu ama, İslam’dan habersiz olduğu için, kötülüğü düzeltemedi, iyiliği getiremedi.

Yine Hitler, Siyonizm virüsünü iyi bilmekteydi, bundan insanlığı kurtarmaya yeltendi; ama İslam’dan nasipsiz olduğu için, durumu değiştiremedi, tam aksine felaketlere alet edildi.

Şimdi bu zulüm düzeni ve Siyonist sömürü sistemini değiştirmek ve düzeltmek isteyen ve bunun ilmi ve insani projelerini üreten ve adım adım icraata geçiren, Milli Görüşten başka bir hareket gösterilebilir mi? Öyle ise, hem huzur ve kurtuluş isteyip, hem de Milli Görüş’e karşı olmak neyin nesidir? (Oysa kurtuluş reçetesinin Milli Görüş olup olmadığını anlamak için İsrail’in Siyonist yöneticilerine ve ABD’deki Yahudi lobilerinin üst yetkililerine sormak yeterlidir!...)

 

 

 



[1] Bak: Ahmet Aymaz. / Musanın Bozkurtları / Karakutu Yay. Sh. 19-21

[2] www.haber5.com

Abdullah AKGÜL -

Karşılaştırmalı İslam ve Batı Hukuku araştırmacısı.

El-Ezher Üniversitesi Usuliddin Fakültesi Mezunu.

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Mezunu

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

KEŞKE!
    Çevremizdeki, ülkemizdeki ve bölgemizdeki olaylara ve sebep olanlara bakıyor da...
Devami
AYET VE HADİSLERİ YORUMLAMA VE MEAL YAZMA ÇABAMIZ VE AMACIMIZ
  Yakın arkadaşlarımızdan ve saygın dostlarımızdan yeni bir Kur’an’ı Kerim meali...
Devami
MEDENİYETLERİN MANEVİ MİMARI PEYGAMBERLERDİR
  Mutlak hakikat ve hikmetin kaynağı, ilahi vahiydir. Hürriyet, hakkaniyet...
Devami
En Çok Sevgi Duyduğun ve Kaybetmekten Korktuğun Ne ve Kim ise; TANRIN VE TAPINDIĞIN ODUR!
  İnancın ve vicdanın en önemli göstergesi; herkese ve her şeye...
Devami
Küçük Kızların Evlendirilmesi HEM İSLAM’A HEM İNSANLIĞA AYKIRIDIR!
  İslam “Fıtrat” Dinidir! Fıtrat; Arapçada bir şeyi uzunlamasına ve doğru orantılı...
Devami
Müspet Milliyetçilik Yararlıdır; IRKÇILIK İSE ZARARLIDIR
  Müspet Milliyetçilik Yararlıdır; IRKÇILIK İSE ZARARLIDIR          Yeniçağ Gazetesi Yazarı Esfender Korkmaz,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3920

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR