ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2056
mod_vvisit_counterDün8387
mod_vvisit_counterBu Hafta23215
mod_vvisit_counterGeçen hafta58521
mod_vvisit_counterBu Ay101360
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17552299

IP'niz: 3.236.231.14
Bugün: 15 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12485424

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

YALAN PROPAGANDA AMERİKA'YI VE AMİGOLARINI KURTARACAK MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

ABD yaralı sırtlan gibi saldırıyor!

Ortadoğu petrolünü kontrol etmek isteyen ama Irak'ta batağa saplanan ABD, yaralı bir hayvan gibi saldırganlaşıyor. Bush, petrole hâkim olan Şiilerle ittifak kurmasından endişelendiği İran'ı bu yüzden kışkırtıyor.

  

  Ortadoğu'da ABD'nin temel taleplerine direnen sadece iki ülke var: İran ve Suriye. Bu yüzden ikisi de düşman sayılıyor, ama İran daha önemli. Soğuk Savaş'taki gibi, en büyük düşmanın nüfuzundaki artış şiddet kullanımını meşrulaştıracak bir gerekçe gibi sunuluyor. Şaşırtıcı olmayan bir biçimde, Bush Irak'a ek asker gönderirken, sanki ABD işgali yokmuş gibi İran'ın Irak'ın iç işlerine karıştığına dair hikâyeler anlatılıyor...

Petrolü bir kez gemilere yüklediğinizde, gidecek bir yer bulur elbet. Kontrol, bir küresel hâkimiyet aracı olarak görülüyor. İran'ın 'hilal'deki nüfuzu da ABD kontrolüne meydan okur nitelikte. Coğrafyanın cilvesine bakın ki, dünyanın ana petrol yataklarının çoğunluğu Ortadoğu'da Şiilerin yaşadığı bölgelerde: Güney Irak, Suudi Arabistan'la İran'ın kesişme noktası. Buralarda bazı büyük doğalgaz kaynakları da var. Washington'ın en kötü kâbusu, dünya petrolünün çoğunu kontrol eden ve ABD'den bağımsız olan gevşek bir Şii ittifakı.

  Geçen yaz İsrail Lübnan'ı beşinci defa işgal etti. Bu işgalde de, ABD desteği kritikti, bahaneler asılsızdı ve sonuçlar Lübnanlılar açısından yine ağırdı. Gerekçeler arasında, Hizbullah roketlerinin İran'a yönelik bir ABD-İsrail saldırısında caydırıcı olabileceği de vardı...

  Öte yandan Bush yönetimi, yaralı bir yırtıcı hayvanın tehlikeli ve ne yapacağı kestirilemez hale gelmesi gibi, daha tehlikeli maceralara girişebilir. ABD Irak'ta tahayyül edilemez bir felaket yarattı. Güvenilir bir kukla devlet kuramadı ve çekilmesi, kaynakların kontrolünü riske atması anlamına gelecek.

  Bu arada ABD muhtemelen İran'ı içeriden istikrarsızlaştırmak yönünde de faaliyet yürütüyor. İran'ın etnik yapısı karmaşık; ayrılıkçı eğilimler var ve ABD bunları ateşleme peşinde olabilir. ABD, diğer Batı ülkelerinin de desteğiyle, İran'ı ekonomik kuşatmaya almaya, liderlerini başarısızlığa sevk edip halkın hoşnutsuzluğunu artırmaya çalışıyor. Bu arada İran liderliğini şeytanlaştırmak da gerekiyor haliyle. Batı basınında İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın herhangi bir çılgınca sözü yalan-yanlış çevrilip manşetlere taşınıyor...

  İran'ın nükleer caydırıcılık arayışını Irak işgali tetikledi. Hedef savunmasız oldukça ABD'nin istediği gibi saldırdığı mesajıydı bu. Bugün İran, Afganistan, Türkiye, Irak ve Körfez'deki ABD güçleriyle çevrili ve nükleer güç sahibi Pakistan ve İsrail'e yakın. 2003'te İran nükleer faaliyetler ve İsrail-Filistin ilişkileri dahil, çetrefilli meselelerde müzakere önerdi. ABD'nin verdiği karşılıksa, öneriyi götüren İsviçreli diplomatın yüzüne kapıyı kapatmak oldu...20

Yalansavarlar işe yaramıyor

Artık AB işi bitti. 15 Aralık günü AB zirvesinin aldığı kararlardan sonra Abdullah Gül'ün "en az dört başlıkta müzakerelere başlanılacağı" beklentisine karşı AB tarafı adeta tokat vurur gibi kararlar aldı. "Dört başlık yerine sadece bir başlıkta müzakerelere, belki başlanabileceğine" dair Ankara'ya mektup yazdı. O başlıkta bile başlanacağının garantisi yok.

  IMF politikaları çöktü. IMF yoluyla Türkiye'nin kurtulacağına dair yürütülen yalan kampanyasının yerini muhtemel finans kriziyle ilgili ciddi korkular ve kuşkular aldı. Piyasalar tam manasıyla diken üstünde. Amerika'yı güzel göstermek için yürütülen basın ve televizyon kampanyalarının ne kadar yanlış olduğu; Amerikan askerlerinin haydut sürüleri gibi davrandığı; hareket eden her hedefe ateş açtığı; önlerine gelen kadınlara tecavüz ettiği gün gibi ortada.

  ABD'nin ne Irak'ta ne de Afganistan'da başarılı olabileceğine dair hiçbir ihtimal kalmadı. Yani Amerika yenildi Amerika'nın yenilmezliği konusunda anlatılanların hükmü kalmadı. İsrail'in yenilmezliği efsanelerini Hizbullah yaz içinde yırtıp çöp sepetine attı. İşte bu sebeplerden dolayı bizim basın ve televizyonlar malzeme sıkıntısı çekiyor. Acaba şimdilerde bile bile yalan haber yazmaktan dolayı bunlar hakkında tüketici hakları çerçevesinde dava açabilir miyiz? Bunları düşünmenin zamanıdır... Ama görünen o ki, mızrak çuvala sığmıyor. Yalanlar Brüksel'den, Irak'tan, Afganistan'dan ve IMF merkezinden geri dönüyor. Kusura bakmayın ey kiralık şakşakçılar, bunlar bitti; varsa dağarcığınızdaki yeni yalanlarınızı görelim... Biz yalansavarlar olarak cephede bekliyoruz... 21

  ÖKK'ye karşı psikolojik savaş sürdürülüyor

  Kuzey Irak'ta, ABD-Türkiye güç mücadelesinde yeni aşama

  Eski Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Köksal Karabay'ın açıklamalarının ardından, ABD'nin psikolojik savaş mekanizması devreye sokuldu. Hürriyet'in yayınlarında hedef tek: Irak'ın kuzeyinde ABD ile gizli güç mücadelesi içinde olan Türk Ordusunu yıpratmak. Hedefte mücadelenin merkezindeki ÖKK(Özel Kuvvetler Komutanlığı) var.

  Eski Genelkurmay Harekat Başkanı Korgeneral Köksal Karabay'ın 4 Temmuz 2003'te Amerikalı askerlerin 11 askerimizin başına çuval geçirmesi olayıyla ilgili televizyondaki açıklamaları tesadüf değil. Açıklamalar ve arkasından devam eden yayınlar Irak'ın kuzeyinde Türkiye ile ABD arasında son dönemde yoğunlaşan güç mücadelesinin bir yansımasıdır.

  Genelkurmay'ın bilgisi dahilinde açıklama

  Korg. Karabay, 17 Aralık'ta Habertürk'te çuval olayıyla ilgili açıklamalarını Genelkurmay'ın bilgisi dahilinde yapmıştır. Amaç, Korg. Karabay üzerinden yürütülen Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratma faaliyetini boşa çıkarmaktı. Ancak karşı taraf atağa geçti ve Hürriyet gazetesi üzerinden yıpratma kampanyası yoğunlaştırıldı.

  Korg. Karabay: "Ateş etmeyin" emri verdiğim uydurma!

  Türk Ordusu'na karşı olayın gerçekleştiği andan itibaren zaman zaman yükselen bir yıpratma kampanyası sürdürülüyor. Bu kampanya çerçevesinde yapılan yayınlarda, olayın birinci derece sorumlusunun Korg. Karabay olduğu iddia ediliyor. Korg. Karabay'ın askerlere "ateş etmeyin" emri verdiği, bu nedenle askerlerimize bu aşağılayıcı muamelenin yapılmasına neden olduğu iddiası 3 yıldır her yerde yayınlanıyor. Korg Karabay, bu iddianın doğru olmadığını ve sorumluluğun bölgedeki Tim Komutanı Binbaşı'ya ait olduğunu savundu. Korg. Karabay, olaydan bir saat sonra Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Sadık Ercan'ın kendisine bilgi vermesiyle haberdar olduğunu, durumu Genelkurmay'a bildirdiğini söylüyor!.

  ABD komutanı sahtekarlık yapıyor

  Korg. Karabay'ın açıklamalarının ardından Hürriyet gazetesi 19 Aralık nüshasında, baskını gerçekleştirdiği iddia edilen Amerikalı Tim Komutanı'yla yaptığı görüşmeyi yayınladı. Tim komutanı, Türk askerlerini gafil avladıklarını, gözcülerini satın aldıklarını, bu nedenle habersiz bir şekilde televizyon izlerken yakalandıklarını iddia etti. Hürriyet'in "Gözcüleri satın alıp, Türkleri avladık" başlığını attığı haberde Amerikalının "TV seyreden Türk askerler tamamen savunmasız avlandılar" sözlerine yer verildi. Amerikalının, "Türk askerlerin silahlarının yanlarında olmadığı" iddiasına da haberde yer verildi. Oysa böyle bir şey mümkün değildir. Çünkü Amerikalıların gözaltına aldığı ÖKK mensupları çok ciddi bir eğitimden geçirilmiş subay ve astsubaylardan ibaretti ve 'kural olarak silahlarını yanlarından ayırmaları düşünülemezdi.

  ABD'nin yenilgiyi Türkiye'nin üstüne yıkma çabası

  Bu tartışmanın yeniden canlanması, ABD'nin Irak'ın kuzeyine çekilme planıyla ilişkilidir. ABD'nin Irak'ın bütünündeki yenilgiyi, yeni bir atakla düzeltme hedefinin, "Irak'ın kuzeyine çekilerek, Kukla Devlet'i tahkim etmek olduğu" bizzat Amerikalı yetkililerin açıklamalarıyla kesinleşmiştir. Ancak Türkiye bunu kabul etmiyor. Bu nedenle Irak'ın kuzeyinde Türkiye ile ABD arasında güç mücadelesi yoğunlaşmış durumda. ABD, 2007 yılı içinde Kukla Devlet'in bir oldubittiyle Kerkük petrollerine sahip olmasını sağlamayı ve Kerkük petrollerini İsrail'e akıtmayı da kafasına koymuş gibidir.

  İsrail'den BM'ye emir: "İran'ın üyeliğini iptal et" çağrısı

  İsrail'in Stratejik Tehditlerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Avigdor Lieberman, BM'nin yeni Genel Sekreterine bir mektup göndererek, Ban Ki-Moon'u İran'ın BM üyeliğini kaldırmaya çağırdı, Lieberman, BM'nin yeni Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a gönderdiği mektupta, Ki-Moon'un bir Güney Kore gazetesine verdiği mülakattaki, eski Genel Sekreter Kofi Annan'nın izinden giderek, "Filistin sorununa yoğunlaşacağı" yolundaki sözlerini eleştirdi. Lieberman, Ki-Moon'un İsrail-Filistin sorununun çözümünün, İran sorununun da çözümüne yol açacağı yolundaki açıklamalarının, kendisini endişelendirdiğini belirtti. Lieberman, "İran'ın nükleer silah programına izin verilmesi halinde, tüm dünyanın bunun bedelini ağır ödeyeceğini iddia etti. İsrail Başbakan Yardımcısı, yeni BM Genel Sekreterini, İran'ın BM üyeliğini derhal kaldırmaya, BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a daha sert ve yoğun yaptırımlar uygulaması için baskı yapmaya ve İran'ın nükleer silah çabalarını durdurmaya çağırdı.

  BM Güvenlik Konseyi, ABD ve İsrail'in baskısıyla İran'a karşı yaptırımları genişletti.

  İran'a karşı şer ittifakı

  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, işgalci ABD ve siyonist İsrail'in güdümündeki Batılı devletlerin baskılarıyla, nükleer programı ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almadığı bahanesiyle İran'a karşı yaptırımları genişletme kararı aldı.

  BM Güvenlik Konseyi, İran'ın nükleer programı ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almadığı için bu ülkeye karşı yaptırımlar içeren ikinci bir karar tasarısını oy birliğiyle kabul etti. BM Güvenlik Konseyi'nin iki daimi üyesi İngiltere ve Fransa ile Almanya tarafından sunulan yeni karar tasarısı, Konsey'in 15 üyesinin tümünün oylarını alarak oy birliğiyle kabul edildi.

  Kararda, İran bir kez daha nükleer faaliyetlerini durdurmaya çağrılıyor ve İran'ın buna uymaması durumunda İran'a yeni yaptırımlar getiriyor. Kararda İran, uranyum zenginleştirme, yeniden işleme, ağır su reaktörleri, nükleer silah sevkıyat sistemlerinin geliştirilmesi gibi faaliyetlerini, Uluslararası Atom Enerji Kurumuyla (UAEK) işbirliği yaparak askıya almaya çağrılıyor. UAEK'in, bu bağlamda İran'ın bu çağrıya uyup uymadığı konusunda 60 gün sonra bir rapor hazırlaması öngörülüyor.

  İran'a karşı 23 Aralık 2006 tarihinde yaptırımlar içeren 1737 sayılı kararı genişleten bu ikinci karar tasarısında, İran'ın nükleer faaliyetlerine katılan grup, kişi ve firmaların isim listesi genişletiliyor ve bunların mallarının da dondurulacağı belirtiliyor.

  İranlı yetkililere seyahat sınırlaması!

  Kararda ayrıca İran'ın diğer ülkelere geleneksel silah satışı yasaklanırken, BM ülkelerinin de İran'a ağır silah sevkiyatı olmaması konusunda çok dikkatli olmaları isteniyor. Bu karar ayrıca İranlı yetkililerin yurt dışı seyahatlerini sınırlandırmayı da amaçlıyor.

  Bu, işgalci siyonistlerin isteği

  Siyonist İsrail, BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a yeni yaptırımlar öngören karar tasarısını onaylamasını memnuniyetle karşıladığını bildirdi. Hükümet sözcüsü Miri Eisin, İsrail'in  iyi yönde (!) atılmış bir adım olan bu oylamadan memnun olduğunu belirtti.  

  Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Gordon Johndroe de, yaptığı açıklamada, kararla, İran'a güçlü bir mesaj verilmiş olduğunu söyledi. Johndroe, ''oylamayla, İran liderliğine güçlü bir mesaj verildi: ülkenizi ve halkınızı izole etmeyi bırakın, programınızı (uranyum zenginleştirme) bırakın ve masa başına gelin'' diye konuştu. Sözcü, uluslararası toplumun İran'a karşı tek vücut olduğunu ve bu ülkeye, ''alınan önlemlerin gelecekte daha da sertleşebileceği mesajının verilmiş olduğunu'' ifade etti.

  Katar: Baskı çözüm getirmez

  Öte yandan, Katar'ın BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Nasır Abdülaziz El-Nasır ise oylamadan önce yaptığı açıklamada, Katar'ın İran'ın barışçıl nükleer programına sahip olmasını desteklediğini belirtti. Katar'ın temsilcisi El-Nasır, İran'a karşı yaptırımlar getirilmesinin uygun olmadığını, bazen yaptırımların sorunları daha da karmaşık hale getirebileceğini söyledi. El-Nasır, İran ile batı arasında bir güven sorununun yaşandığını belirterek yaptırımların bu güven sorununun aşılmasına yardımcı olmayacağını ifade etti. Katar Büyükelçisi, nükleer silahların yayılmasını önleme konusunda tüm ülkelere eşit davranılması, her ülkeye eşit kriterlerin uygulanması gerektiğini de vurguladı. 

   Güvenlik Konseyi ve İran'daki gelişmelerin amacı

24 Aralık 2006 Pazar günü, Güvenlik Konseyi'nden İran aleyhinde bir karar çıkmıştır. Bu karara göre İran'dan uranyum zenginleştirme programlarına son vermesi ve nükleer konularda araştırma programlarını da durdurması istenmiş bulunmaktadır.

  İran'ın Nükleer çalışmalara devam etmesi durumunda, İran'a karşı yaptırımlar uygulanmasına ittifakla karar verilmiş ve İran'a askeri olmayan nükleer gelişimde kullanılabilecek her türlü malzeme ve malın direkt veya dolaylı satışı yasaklanmıştır.

  İran'ın Konsey kararlarına uymaması halinde ise 7'nci fasıl ve 41'inci bölümde bulunan tedbirlerin alınacağına ve kullanılacağına karar verilmiştir. Bilinmesi gereken husus, bu bölümün "askeri olmayan tedbirler" kategorisi içinde olduğu hususudur.

  Sadece Rusya'nın, halihazırda İran'da inşa etmekte olduğu nükleer merkezin tamamlanmasına izin verilmiştir. Bunun yanı sıra, şu anda işlerlikte olan ve bu karardan önce imzalanmış bulunan bütün anlaşmaların geçerliliği de tanınmıştır. Ağustostan bu yana yapılan çalışmalar sonucunda Konsey'de bir işbirliği sağlanmıştır.

  Etki ve Tepkiler:

  Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nden böyle bir karar çıkar çıkmaz, İran parlamentosu, ilk defa olarak bu GK kararını tanımamaya ve İran'ın nükleer programlarına devam etmeye ittifakla karar vermiştir. İran'ın Nükleer konulardaki baş müzakerecisi Ali Laricani bu durum karşısında, en geç, o gece yani, Pazar (24 Aralık) gece yarısına kadar İran'ın ana nükleer santralına 3000 adet uranyum zenginleştirici özel ayırım aleti takılarak, harekete geçirileceğini ilan etmiştir. "İran tüm hızıyla uranyum zenginleştirme programına devam edecektir" diyerek, İran'ın kararlılığını da belirtmiştir.

  İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, GK kararını, "bir kağıt parçası" olarak nitelerken, dışişleri bakanlığı sözcüsü Mohammed Ali Hüseyni, "böyle bir karardan sonra, Viyana'daki Atom Enerjisi Kurumu Ajansı (AEKA) ile işbirliği içinde çalışmanın pek manası kalmadığından bu işbirliğinin azaltılabileceğini" ifade etmiştir. İran dışişlerinin ABD ve Avrupa'dan sorumlu bakan yardımcısı, Said Celili ise oldukça sert bir tepki vererek, AEKA ile yapılan tüm uyumlu çalışmalar ve yapılan tüm teftişlerden sonra barışcıl ve halkın kullanımına yönelik çalışmaların dışında hiçbir şey bulunmamasına rağmen, Güvenlik Konseyi'nin bu kararının "tamamen insafsız, son derece mantıksız, etkisiz ve hukuka aykırı bir karar" olduğunu vurgulamıştır. İran'dan tepkiler tek ses ve tek yumruk olarak yükselmiştir.

Yorum ve Gelişimler:

  ABD, BM konseyi kararını yeterince sert bulmamıştır. Çin, kararın zayıf yaptırımlı ve az etkili bir karar olduğunu beyan etmiştir. Bu kararı hazırlayan İngiltere, Fransa ve Almanya ise, kararın dikkate alınması gereken bir uyarı olduğunu vurgulamışlardır. Kararın alınışından birkaç saat önce ABD Başkanı Bush, Başkan Putin ile görüşerek şu anda Rusya'nın İran'la yapmış olduğu anlaşmanın bu kapsam içine girmediğini ve inşaa etmekte oldukları merkezi bitirebileceklerini ifade etmiş ve böylece Rusya'nın çıkarları koruma altına alındıktan sonra Rusya da karara katılmıştır. Fransa, hızını alamayıp böyle giderse "İran'ın tam bir izolasyona tabi tutulacağını" ifade etmiştir. ABD de önlem babında, 12 İranlının ve 10 firmanın mallarına ve hesaplarına el koymuştur.

  Tümü ile ortaya çıkan resim gayet garip bir portredir:

  İran işine devam etmektedir. AEKA ile arasındaki anlaşmaya göre bu İran'ın hakkı ve yetkisidir.

  Onunla çalışan Rusya ve Çin işlerine devam edecektir.

  Diğer taraftan Malezya ve Singapur'dan İran'a gerekli malların satılıp satılmadığı kontrol edilecektir. 

Fransa gürültülü bir şekilde öfkesini belirtip, tehditler yöneltmektedir.

  İngiltere, sureta barışçı görünüp alttan alta işler yürütmektedir. İsrail'e nükleer teknoloji ve madde veren ve bomba yapmasını sağlayan iki ülke de İngiltere ve Fransa olduğu kesindir.

  Aralık 12, 2006'da İsrail başbakanı, İsrail'in bir nükleer güç olduğunu ilan etmiş bulunmaktadır. (bir rapora göre 100-200 nükleer başlığa sahiptir) 

  ABD, İran'a gürlemekte, ama Hindistan'a bütün hızı ile her türlü nükleer madde ve makine satmaya devam etmektedir. (Hem de bu ülke AEKA üyesi olmadığı ve teftişe açık olmadığı halde. Aynen İsrail gibi).

  Bu arada Mısır 20 yıl sonra tekrar nükleer araştırmalar ve uranyum arıtma işlemlerine döneceğini ilan etmiştir.

Gözden kaçmaması gereken hususlar:

Amerika'da National Academy of Science'ın (Ulusal Bilim Akademisi) yaptığı bir araştırmaya göre İran'ın Petrol ve Doğalgaz kaynaklarında büyük bir azalma olmakta ve yapılan hesaplara göre 2015 yılında bu durum had safhaya ulaşma eğilimindedir. Bir asırdır büyük üretim yapan ve Batı firmaları tarafından Batının ihtiyaçlarını karşılayan İran, bugün kendi halkına da aynı rahatı sağlamak için indirilmiş fiyatlardan halkına enerji sağlamaktadır.

  Washington D.C'de bulunan tanınmış John Hopkins Üniversitesi profesörlerinden Roger Stern'in hazırladığı ekonomi raporuna göre, İran her yıl Petrol kaynaklı gelirinden en az % 10-12 arasında bir kayıp yaşamaktadır. Dolayısıyla 5 yıl içinde geliri yarı yarıya azalmış olacaktır. Bir bakıma İran'ın Nükleer enerjiye dönerek sivil ihtiyaçları karşılamaya çalışmasının arkasında hissedilen gerçek bir durum mevcuttur. Bu Amerikalı profesör, siyasilerin ekonomik ve coğrafi verilere bakarak daha gerçekçi karar vermelerini tavsiye etmektedir.

  ABD istese de, istemese de İran'ı olduğu gibi kabul etmeye ve Ortadoğu denklemi içinde vazgeçilmez bir unsur olarak onunla bir şekilde anlaşma yolu bulmaya zorlanabilir. Politik olarak, her problem savaşla çözülemeyeceğine göre gerçek diplomasi "reel politika" icabı barışcıl alternatiflere bakmak zamanı gelmiştir.

  Son GK kararına bakıldığında bunun adeta Amerika'yı mahcup olmaktan kurtaracak, ama İran'a karşı askeri olmayan yaptırımlarla olayı çözmeye yönelik bir çıkış arayışı olarak da görmek mümkündür.

Her ne olursa olsun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tam manası ile çifte standart kullanmakta ve keyfi uygulamalar yapmaktadır.22

  Heyetlerin biri gidiyor, biri geliyor

  İsrail'le derin temas sürüyor!

  Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun başkanlığında, Genelkurmay Başkanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii yetkililerinden oluşan bir heyet, Türkiye-İsrail askeri diyalog toplantıları için İsrail'de temaslar yapıyor.

İki ülkenin askeri alandaki işbirliği projelerini değerlendirmek ve gelecek yıla ilişkin ortak çalışma takvimini belirlemek üzere İsrail'e giden Türk heyeti, İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz ve Savunma Bakanlığı Müsteşarı Gabi Aşkenazi ile görüşüyor. Yaklaşık 15 kişilik heyet, İsrail'deki askeri sanayi tesislerinde de incelemelerde bulundu.

  Heyet, Ramle'deki Türk Şehitliğini ziyaret edip daha sonra Kudüs'e geçerek, İkinci Dünya Savaşı sırasında, Nazi soykırımında hayatını kaybeden 6 milyon Yahudi'nin anısına inşa edilen "Yad Vaşem" Soykırım Müze ve Anıtını gezdi.

  Dünya çapında Sanatçı ve aydınlardan İsrail'e ortak uyarı yağıyor!

  Aralarında tanınmış sanat tarihçisi, eleştirmen ve yazar John Berger'in de yer aldığı sanatçı ve aydınlar, İsrail'in Filistin'e yönelik politikası ve şiddet eylemlerini kınadı, bu ülkeye gidilmemesi ve herhangi bir kültürel aktivitesine de katılınmaması çağrısında bulundu.

  BirGün Gazetesine konuşan John Berger, boykot kampanyasının "küresel ihtar" olduğunu söyleyerek, "Bugün bu protestoyu gerçekleştiren yüzlerce sanatçı var, İsrailli ve Filistinli sanatçılar da var ve artık boykot tüm dünyaya yayılıyor."

  "Filistin halkının bütün mali kaynakları kesilmiş durumda; üçte ikisi yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Tüm paraları da ellerinden alındı" diyen Berger, "Ve devletin çöken altyapısı nedeniyle orada bir kaos baş göstermek üzere, çünkü hükümet falan yok. Ve bütün bunlar demokratik bir seçimden sonra yaşanıyor. Bütün bunlar karşısında bilhassa sanatçılar suskun kalabilir mi?" diye sordu.

  Özgürce seçilmiş Hamas hükümetinin vekillerinin ve bakanlarının tutuklanması ve öldürülmesi karşısında sessiz kalındığını anlatan Berger, "Bu kampanyayı başlatmanın arkasındaki fikir, oradaki zulmü etinde kemiğinde hissedenlere ses vermektir. Onların kendilerini yalnız hissetmemesini, bir araya gelebilmelerini ve seslerini yükseltebilmelerini sağlamaktır. Böylelikle İsrail hükümetinin canavarca politikaları üzerinde bir tür baskı kurabilirler." şeklinde konuştu. Sanatçı ve aydınlar, bu girişimi Filistinli sanatçı ve aydınların Ağustos ayında dünyaya aktardıkları İsrail'i boykot çağrısına bir destek ve dayanışma hamlesi olarak sunma kararı almıştı. 

  Velhasıl, ABD, AB ve İsrail'in yalanları ve palavraları artık eskisi gibi etkili olmamaktadır. Bütün ezilen insanlık ve İslam dünyası uyanmaktadır. Siyonist ve emperyalist odakların şaheseri olan dinsiz ve dengesiz Dünya Düzeni (Deccalizm) temelinden sarsılmakta ve Türkiye merkezli tarihi bir devrimle yıkılmaya hazırlanmaktadır. Evet, tarihi her zaman kötüler değil, bazen de iyiler yazacaktır.

14.3.2007 / Noam Chomsky / Radikal

28.12.2006 / Hasan Ünal / Milli Gazete

28.12.2006 / Doc. Dr. Oya Akgönenç / Milli Gazete




Bu yazarin diger makaleleri

BİR NUMAN VAR, BU NUMAN’DAN İÇERİ
Milli Görüş Lideri ve 54. T.C. Hükümeti Başbakanı Prof.Dr. Necmettin Erbakan,...
Devami
BU KAFAYLA EMİN BEY'LER ÇÖL DEĞİL BİR KÖY BİLE AŞAMAZ!
  Hürriyet'in havarilerinden Emin Çölaşan, 23 Nisan Çocuk Bayramı nedeniyle...
Devami
CIA-MAAT’ın Kalkışması, “Dönmelik” Belası ve FETULLAH GÜLEN’İN HIYANET MACERASI
  Kandırılmak, aldatılmak, iyi niyet ve dini hizmet söylemine kapılmak, yapılan...
Devami
İSRAİL'DEN İNSANLIK, ABD'DEN İSLAMLIK BEKLEMEK!
İşte İsrail'in Arz-ı Mev'ud macerası: 1948 savaşı Filistinliler için bir dönüm...
Devami
İÇİMİZDEKİ İBN-İ SEBE
  Değerli ve deneyimli aydınlarınızdan Aytunç Altındal, Konya'da birlikte olduğumuz...
Devami
“ULUSALCILIK” BATILI VE BATIL; “MİLLİCİLİK” YERLİ VE HAYIRLIDIR!
  Dış Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun: “Ulusalcılıkla hesaplaştıklarını” söylemesi, kendi tahribatlarını meşrulaştırmaya...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3957

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR