ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5660
mod_vvisit_counterDün7320
mod_vvisit_counterBu Hafta17655
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay131717
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17055857

IP'niz: 3.227.247.17
Bugün: 20 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12281996

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

AMERİKA CAN ÇEKİŞİRKEN, ASYA'NIN DİRİLİŞİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

İran'a müdahaleye karşı çıkan Oramiral William Fallon, görevinden istifa ediyor!

ABD'nin İran ve Irak'ın da yer aldığı Yakın Doğu bölgesinden sorumlu Merkez Komutanlığı'nın (Centcom) Komutanı Oramiral William Fallon, görevinden istifa edip ayrıldı.  Oramiral Fallon, Kongre'deki bir konuşmasında terör örgütü PKK ile bir çeşit uzlaşmanın gerektiğini ileri süren sözleri yüzünden Türkiye'de gündeme gelmiş ve tepki toplamıştı. Oramiral Fallon, Esquire dergisinde yayımlanan, "ABD'nin, İran'a karşı askeri çözüme başvurma eğilimine karşı çıkan tek ses" olarak tanımlanmıştı.


Bu gelişmeden hareketle Washington'da, Fallon'un İran konusunda Başkan George W. Bush'un politikasına karşı çıktığı için görevden ayrıldığı yorumları yapıldı.  Fallon'un istifasını Savunma Bakanı Robert Gates açıkladı.

‘Tilki'nin istifası savaş getirir mi?

Amiral William Fallon... Amerikan ordusunda ‘Tilki' olarak tanımlanan ülkenin yetiştirdiği en yetkin kurmaylardan biriydi...

Son görevi, Amerika Birleşik Devletleri'nin en hassas komutanlığı olarak bilinen, Ortadoğu ve Asya'yı kapsayan Birleşik Devletler Merkez Komutanlığı (CENTCOM)'un en üst kademesiydi...

Bu komutanlığın Amerikan stratejisi açısından önemini örnekleyelim: Irak Savaşı'nı ve Afganistan müdahalesini bu komutanlık yürüttü. Görev alanı içinde Suudi Arabistan, Azerbaycan veya Kazakistan petrol alanlarının güvenliğini sağlamak da var, yarın bir gün İran'a savaş açıldığında o savaşı yürütmekti görevi...

Amiral ‘Tilki' Fallon, geçtiğimiz günlerde, Türkiye'nin PKK ile mücadelesini izleyen bir komutan olarak (Çünkü Irak'ın kuzeyi de onun yetki alanında, yani günlük istihbaratı onun kurmaylarından alıyoruz) bir gün bu örgütle siyasi mutabakat sağlaması gerektiğini belirterek bir hayli tepki de almıştı...

İstifa etti...

İstifa nedeni, tabii ki, bizimle ilgili söyledikleri değil...

Amiral ‘Tilki' William Fallon, Bush yönetiminin İran'a dönük muhtemel askeri müdahalesine net bir şekilde karşı çıkan, bu tür bir askeri müdahalenin çok ağır sonuçları olacağını savunan bir kurmaydı...

İstifanın aynı zamanda, tam, bütün dünyanın, ‘gizli bir İran-Amerikan anlaşması'ndan söz etmeye başladığını rastlaması daha da önemli...64[1]

Ahmedinejad, Irak'ta Ne Arıyor?

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın Irak ziyareti sonunda gerçekleşti. Irak Dışişleri Bakanlığı Ahmedinejad'ın, Devlet Başkanı Celal Talabani'nin ziyaret davetini kabul ettiğini söylemişti. Ahmedinejad, İslam devriminden beri Irak'ı ziyaret eden ilk İranlı liderdi. Büyük oranda Şii nüfusa sahip olan İran ve Irak, 1980'li yıllarda 8 yıl boyunca savaştı. İran-Irak savaşında 1 milyona yakın insan öldü. ABD'nin 2003'te Irak'ı işgal ederek Saddam Hüseyin'i devirmesinden sonra Irak yönetiminde Şiilerin güçlenmesiyle iki ülke arasındaki ilişkiler hızla gelişti. Irak Devlet Başkanı Celal Talabani ve Başbakan Nuri El Maliki, İran'ı birkaç kez ziyaret etmişlerdi.

ABD ile görüşme kime yarıyor

Bu arada, İran ve ABD arasında Irak'ın güvenliğine ilişkin dördüncü görüşmenin de yapıldığı belirtildi. İran Dışişleri Bakanlığından adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili, Öğrenci Haber Ajansı'na (ISNA) yaptığı açıklamada, görüşmelerin şekli konusunda anlaşıldığını, ancak katılım düzeyi konusundaki görüşmelerin sürdüğünü söyledi. ABD İran'ı, Irak'taki güvenliği bozmak ve Şii direnişçileri desteklemekle suçluyor. Irak'ta güvenliğin sağlanmasını desteklediğini ifade eden Tahran yönetimiyse iddiaları kabul etmiyor. Aralarında, 1979 İslam devriminden sonra yaşanan büyükelçilik baskınından beri diplomatik ilişki bulunmaya iki ülke arasında ilk görüşme, geçen yıl mayıs ayında yapılmıştı. ABD ve İran yetkilileri 28 yıl aradan sonra bir araya gelmiş ve iki ülkenin Bağdat büyükelçileri şimdiye kadar üç kez Irak'taki güvenlik konusunu görüşmüştü. Kafalara takılan soru şuydu: Bush Amerikası İran'a vurmaya hazırlanırken, Ahmedinejad, Irak'ta hangi Amerika'nın kuklalarıyla kucaklaşıyordu?

Bor rezervimiz iştah kabartıyor!

BOR kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkesi olan Türkiye, çok uluslu şirketlerin kıskacında bulunuyor. Meclis ise enerjiden tarıma, tıptan astronomiye kadar çok farklı alanlarda stratejik önemi bulunan bu konuyu araştırmaya hazırlanıyor. MHP, konuyla ilgili bir araştırma önergesi verdi. Eğer önerge kabul edilirse, potansiyel olarak liderliği elinde bulunduran Türkiye'nin, rafine üretim konusunda da birinciliğe yükselmesi için neler yapılması gerektiği tespit edilecek. Önergenin gerekçesinde, çok uluslu şirketlerin tarih boyunca bu varlık üzerinde etkili olabilme düşüncesinin bulunduğu vurgulanırken, özelleştirmenin sakıncalarına işaret ediliyor.

Araştırma önergesinde, "Borun, ülkemizde estirilen özelleştirme adı altında yabancılaştırma rüzgarına dahil edilmemesi, ülkemizin bor hammaddesinde liderliğinin rafine bor üretimi alanına da taşınması için neler gerektiğinin tespiti amaçlanmaktadır" deniliyor.

Türkiye'nin yüzde 72'lik pay ile bor ve bor kaynakları açısından dünyanın en büyük ülkesi konumunda olduğu vurgulanıyor. Buna karşın dünya bor piyasasından alınan payın düşüklüğüne işaret edilerek, payının artırılmasının rafine ürünlerin geliştirilmesi ile mümkün olacağının altı çiziliyor.

Borun ikame edilemeyen bir kullanım alanına sahip olduğu da belirtilirken, bu mineralin kullanım alanlarına işaret ediliyor. Gerekçede, otomobil ve uçak camlarından kayak malzemelerine ve tenis raketlerine, çeşitli darbelere karşı koruyuculardan, telefon ve bilgisayar ağlarında geniş bir kullanım alanı bulan fiber optik kablolara, LCD ekranlar ve mikroçip üretiminden otomobil motorlarına, uydulardan farklı uzay araçlarına, uçak, helikopter ve diğer zırhlı araçlardan silah yapımına kadar Bor kullanıldığına dikkat çekiliyor.

Borun kullanıldığı sektörlere de vurgu yapılarak, 250 ayrı sektörün bundan yararlandığı hatırlatıldı. Borun, kanser tedavisinde, psikiyatride ve menopoz tedavilerinde kullanıldığı, parfümeri malzemelerinden temizlik ürünlerine kadar çeşitli yerlerde değerlendirildiği hatırlatılıyor. Tarım sektöründe gübre üretiminde kullanılan bu mineralden, nükleer atıkların depolanmasında da yararlanılıyor. Tekstilde, nişastalı yapıştırıcıların ayarlanmasından ağır metallerin sulardan temizlenmesine kadar önemli işlev gören Bor, tekne, yat gibi deniz ulaşım araçlarının imali ve inşasında, mücevhercilikte kullanılıyor.

Araştırma önergesinde, bor piyasasının, aralarında Eti Holding'in de bulunduğu birkaç firmanın elinde olduğu hatırlatılırken, şöyle deniliyor:

"Avrupalı öğütücü ve nihai kullanıcılar ile dünya bor piyasasını belirleyen çokuluslu şirketler tarih boyunca bu varlık üzerinde etkili olabilme düşüncesinde olmuşlardır.

Yabancıların hâkimiyet planı

Eti Holding'i bünyesine katarak çok uluslu bir şirketin bor piyasasındaki hakimiyetini tam anlamıyla pekiştirecek tekelleşme arzusunun, son dönemde ülkemizde estirilen özelleştirme adı altında yabancılaştırma rüzgârına dahil edilmemesi, ülkemizin bor hammaddesinde liderliğinin rafine bor üretimi alanına da taşınması için neler gerektiğinin tespiti amacıyla Meclis araştırması açılmasını arz ederiz" deniyor. Ama maalesef AKP zaten dış güçlere hizmet için hükümete getirilmiş bulunuyor, MHP ise ona yedek lastiklik yapıyor.

İran'ın eski Dışişleri Bakanı Velayeti'nin danışmanı Prof. Asgar Ferdi:

Bizde AKP hükümetine yakın Müslüman gözüyle bakılmıyor!

Aydınlık'tan Ercan dolapçı önemli bir röportaj gerçekleştirmişti.

Prof. Asgar Ferdi. Tahran Üniversitesi uluslararası ilişkiler hocası. Eski Dışişleri Bakanlarından Ali Ekber Velayeti'nin Türkiye ve Kafkaslar danışmanı. Evinde yaptığımız sıcak sohbete Nazım Hikmet ile başladık, Mustafa Kemal ve. Humeyni ile devam ettik. Mehmet Akif ve şiirleriyle son buldurduk. Ferdi, Mehmet Akif hayranı ve şiirlerini su gibi biliyor. Tabii Asgar Ferdi'yle sadece şiir konuşmadık.

·         İran'dan, Türkiye, bölge ve politikalar nasıl görülüyor?

Ferdi- Bizim için önemli olan genel politikada ve dış siyasette emperyalizm yanlısı veya antiemperyalist olmaktır. Herhangi bir rejim herhangi bir iktidar herhangi mikyasta veya çapta ABD'ye uzak olursa bu tabiatıyla bize yakın olur! Okyanusun öbür tarafından kimseden izin almadan hatta BM'den bile onay almadan Irak'a saldıran ABD'den biz izin almak zorunda değiliz, kendi düşmanlarımızı basmak için. ABD'nin hangi hukuku ve meşruiyeti var ki ben o meşruiyete göre izin alayım; kendi düşmanlarımı vurmak için. Türkiye tamamıyla kolay bir yolla, Çanakkale'deki Türkiye gibi girip kendi düşmanlarının başını ezer ve çıkardı. Oranın yönetimine saygı duymakla beraber... Zaten bugün Irak'taki yönetim ABD'yi ve yabancı güçleri kabullenmiş. Türkiye neden izin alacakmış PKK'yı ezme ve basmak için. Onun için bunu ABD'ye mal etmek; tabi ki İran açısından bugünkü iktidarı uzaklaştırıyor, İran'a... Bizim sınırlarımıza yakın ABD uçaklarının Türkiye'ye yardım bahaneyle uçuş yapması tabii ki üzücüdür.

AKP iktidarı ile İran'ın ilişkilerini gözden geçirecek olursak: Türkiye'yi biz daha çok ekonomik bir ülke ve ekonomik esaslı bir rejim tanıyoruz dünyada. Türkiye politikası ekonomisine dayalı bir politikadır. Ekonomik menfaatler nerden gelirse oraya kayar diye bir bakış açımız var Türkiye'ye... AKP döneminde de bu tekrarlandı. Türkiye'de endişe edildiği gibi biz AKP hükümetine öyle yakın bir Müslüman, sadık Müslüman gözüyle bakamıyoruz. Biz Türkiye kamuoyunun yerine olsaydık AKP'den korkmaz ve endişe etmezdik. Çünkü gerçekten biz, bu kesimin gömlek değiştirmesine inanıyoruz. Yani müstakim bir yolda antiemperyalist siyaset izlememeleri bazen bundan kaymaları bizi tedirgin edebilir.

·         ABD, Ahmedinecad'ın bu politikaları karşısında geri adım mı attı?

Ferdi- Biz ABD'nin dağılacağını ve dağılma arifesinde olduğunu görüyoruz. Bunu dünya da gözlerinin camlarını silerse görecektir. Sovyetler Birliği'ndeki patlamadan daha rezil daha büyük patlama olacak. ABD yenilgiye uğruyor. Türkiye'de, ABD karşıtlığı yüzde 97'leri bulmuş. Geçen yıl yüzde 70'ler civarındaydı. Bu hızla ve süratle gelişen ABD'nin kendisinin yarattığı örtüsünü düşürmeler, Allah vadesidir, bu tarihin determinizmidir. ABD geri adımlar atıyor. Parçalanıyor. İçinden çürüyor ve dağılıyor. 

Çin'e kadar uzanmışız. Çin'le ananevi birliğimiz var. Hiç kimsenin aklına sığmayacak kadar Çin'le komşu ve kardeşiz. İran-Irak savaşında kim bizim arkamızdaydı? Kimse değildi. Bugün Şanghay İşbirliği Örgütü içindeyiz. Öbür taraftan istinat noktalarını azaltmak ve ortak noktaları yoğunlaştırmak zorundayız. Dışlayan davranışlar bizim hayrımıza değil, düşmanlarımızın yararınadır. Şimdi, Sünnilik-Şiilik meselesi... Bu konu fıkıh ilminde profesörlük konumlarındadır. Bizi hiç ilgilendirmez. Biz hepimiz kardeşiz. Biz bunları yakalamalıyız. Bu nerden başlar? Avrasyalıktan... Çemberi daha da genişletmeliyiz.

Sınır ötesi operasyonlar PKK ve Amerika'yı hizaya getiriyor

Hain ve acımasız saldırıları ile halkımızın huzurunu kaçıran PKK'nın bu defa TSK'nın etkili hava harekâtı ve kara baskınları ile önemli ölçüde moral ve güç kaybettiği anlaşılıyor.

5 Kasım Türk-ABD zirvesinden sonra TSK'nin sınır ötesi operasyonunun her an gerçekleşme olanağı üzerine Irak'ın kuzeyinde sürekli yer değiştiren PKK; yurt içinde de ağır kış şartları altında TSK'nin etkili operasyonları karşısında Güneydoğu'da, kırsalda harekât serbestisini tamamen kaybetmiş görünüyor.

Ve şimdi Apo'nun büyük şehirlerde eylem stratejisine can simidi gibi sarıldığı seziliyor.

Ama, birbiri ardına canlı bombalar etkisiz hale getiriliyor, patlayan maddeler ve bomba düzenekleri ele geçiriliyor.

Şehirlerde her gece sokakları basan, araçları kundaklayıp yakan bu hainler, şimdilik kalabalıkların arkasına gizlenebiliyor.

TSK'nin, Kurban Bayramı arifesinde başlattığı sınır ötesi operasyonlar bütün halkımıza gurur ve heyecan veriyor. Operasyonların belirlenen PKK hedeflerine yöneltildiği, sivil halka zarar verilmediği, PKK'nın lojistik tesisleri ile mevzi ve barınaklarının yok edildiği, bir kaç yüz militanın etkisiz hale getirildiği Genelkurmay Başkanlığı'nca açıklanıyor. Hepimizin çok iyi bildiği malum çevrelerce operasyonların hemen durdurulmasından tutun, canlı kalkan teşkiline, PKK'nın bir siyasî örgüt olarak kabul edilmesine ve malum isteklerinin yerine getirilmesine kadar bir sürü safsata ve sataşma da devam ediyor. Ve hele Baykal ve Bahçeli'nin Genel Kurmay'a karşı olumsuz ve sorumsuz saldırıları mide bulandırıyor.

Eli kanlı ihanet çetesine yasal bir platformda siyasî zeminde yer vermek kabul edilebilir mi?

Malum çevrelerin bu akıl almaz saplantıları bir tarafa, Türk Ordusu'nun gerek yurt içinde, gerek Irak'ın kuzeyinde bu operasyonlara devamının, PKK'nın mücadele azminin kırılmasına yönelik olacağı aşikârdır. Ve bu kararlılığın, tek bir militan kalmayıncaya kadar sürdürülmesi ve bu sonucun TBMM'nin TSK'ne verdiği süre içinde elde edilmesi kaçınılmazdır. TSK ve emniyet teşkilatımızın bu sonucu sağlayacak kadar güçlü, becerikli, tecrübeli ve kararlı olduğu ortadadır.

TSK, malumları 16 Aralıktan beri dünyada ancak sayılı ülkelerin yapabildiği fevkalade başarılı hava harekâtları ve dünyanın ağzını uçuklatan kara operasyonları başarılmaktadır.

Kahraman Ordumuz; günün 24 saatini, gündüz şartları içinde büyük bir maharetle kullanmış, temin edilen anlık istihbaratın derhal kullanılmasında çok başarılı bir performans sergilemiştir. En son teknoloji ürünü silah, teçhizat ve mühimmatı büyük bir ustalıkla kullanan TSK; harekâtı büyük bir gizlilik içinde, süratle ve şiddetle icra ederek tam bir baskın tesiri sağlamış ve ayrıca bütün bu faaliyetleri büyük bir disiplin ve düzen içinde zayiatsız sonuçlandırmıştır.

Bu arada PKK'yı ortadan kaldırmak için başlatılan askeri harekâtla birlikte ekonomik, sosyal ve diğer sivil tedbirlerin bu defa zamanında alınmasına dair çalışmalar yapıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bütün bu iyi niyetli çalışmalara rağmen bazı belediyelerce, dağa çıkışı teşvik mahiyetinde; çatışmalarda ölen ve dağda PKK'ya hizmet eden militanların ailelerine iş olanağı sağlandığının, para yardımı yapıldığının, sağlık ve diğer sorunlarının çözümüne yardımcı olunduğunun ne kadar garip ve hüzün verici olduğunu ortada iken, AKP'nin hala PKK'ya siyasi kılıf geçirilmesine alet olması akıl dışıdır.

Amerika'daki değişimler ve yaklaşan seçimler düşündürüyor!

Değişimler:

2001 yılından beri ABD değişmeye başlamıştır. 11 Eylül'de New York'taki İkiz Kulelere yapılan saldırıdan sonra, o hep başarılı, büyük ve güçlü olmanın güveni içinde yaşayan Amerika'da belirgin yeni eğilimler yoğunlaşmıştır. Bush'un da bu değişikliklerde katkısı vardır. Bush'un ve onun etrafında idareye yön verenlerin dünya görüşü, daha önceki Amerikan idarelerinin görüşlerinden çok farklı olup, bunlar daha Evanjelist bir bakışla, dünya siyasetine yaklaşmaktadırlar. Bu da, oldukça kökten dinci bir yaklaşım olup olayları çok farklı bir şekilde değerlendirme amaçlıdır.

Bu Evanjelist yaklaşımın en belirgin vasıfları:

- İsrail ve Yahudilere karşı çok özel ve tarafgir bir şekilde yaklaşmaları ve kendilerine çok yakın hissetmeleridir.

- Evanjelistler, kendilerine has ve dünyanın sonunun gelişinde (kıyamet gününde) rolleri olduğuna dair inançları ile Ortadoğu'daki müdahalelerini haklı ve kaçınılmaz olarak görmeleri ilk göze çarpan hedefleridir.

- Bush, seçimlerde iki defa başkanlığı almıştır ama son seçimlerde fevkalade az bir sayı ile bu makama oturabilmiştir. Bir  "Süper Devlet" başkanının, makamını kazanmasını sağlayan bu oy sayısı komik denecek kadar küçük bir orandan ibarettir. Bu durumun, başkanın halkın gözündeki prestiji konusunda ipuçları vermektedir.

- Bush, ABD'de "başarılı sayılmayan"  bir başkandır ve içinde bulunduğu bu son yıl, tam bir "lame duck (topal ördek)" yılıdır. Yani, etki ve yetkisinin en düşük seviyede olduğu bir dönemdir. Buna rağmen Bush, Filistin problemi gibi çok önemli bir siyasi konuyu ancak 7 sene sonra, bu yıl ele alacak zamanı bulmuştur. Tabii ki hiç bir şey çözümlenmemiştir.

Diğer Taraftan Amerikan Toplumunun Geneline Bakıldığında Şu Gözlemler Yapılabilir:

- Amerikan halkı artık "savaş yorgunudur", Irak'ta ve Afganistan'daki savaşın bir an önce bitmesini beklemektedir.

- Bütçe açısından sıkıntılar yaşanan bir döneme girilmiştir. Halk, bütçeden sürekli savaşa para ayrılmasından çok mutsuzdur, çünkü toplum için yapılacak sosyal hizmetlere yeterli bütçe verilmemektedir.

- ABD, artık eskiden olduğu gibi "hürriyetler" ve "bolluk" ülkesi değildir. "Kişisel hürriyetler" büyük kısıntılara uğramakta ve "Milli Güvenlik" uğruna birçok kısıtlamalar yaşanmaktadır. Telefonlar dinlenmekte, bilgisayar ve cep telefonlarına kadar her şey, istenildiği takdirde polisin kontrolünden geçmektedir.

- Milli Güvenlik idaresi, eyaletlerin kendi vatandaşları için birer kimlik çıkartmasını ve iç yolculuklarda bu kimliklerin kullanılmasını istemektedir.

- Polis ve FBI'ın yetkileri arttırılmakta ve kişiler çok daha büyük baskılar altında inlemektedir.

- ABD'de suni bir "İslam korkusu" yayılmakta ve aşırı "typology" yani "tip ve görüntülere göre insanları sınıflara ayırma" işlemleri artmaktadır. Bu çok tehlikeli bir durum olup "Irkçılığın ta kendisidir" denebilir.

- ABD içinde bir ekonomik krizin öncü sarsıntıları hissedilmekte olup özellikle ev satış sektöründe ciddi bir "mortgage krizi" gelmektedir. Bankalar krize karşı "kırılgan" hale gelmiştir. İşsizlik büyümektedir.

- ABD dünyanın her yerinde "popülaritesini kaybetmektedir". Daha az sevilen bir ülke haline gelmiştir. Özellikle Afganistan, Irak ve Sudan müdahalelerinden sonra Amerikan düşmanlığı tırmanışa geçmiştir.

Yani bir tarafta başta bulunan çok değişik ve etkisi de pek müspet olmayan bir başkan ve idaresi; diğer tarafta da toplumun yaşam ve düşünce tarzını etkileyen değişiklikler Amerika'yı ve Amerikan halkını ciddi bir şekilde etkilemektedir."

‘Irak Bumerangı' ABD'ye dönmektedir.

Eski ABD ulusal güvenlik danışmanı 30 Mart 2008 Zbigniev Brzezinski The Washington Post'ta şunları yazıyordu:

ABD'deki başkanlık seçiminin ana meselesi, adayların Irak'a bakışıdır. Savaş ulusal bir trajediye, ekonomik bir yıkıma, bölgesel bir felakete ve uluslararası imajı onarılmaz bir yara alan ABD için küresel bir bumeranga dönüşmüş bulunmaktadır. Yeni yönetimin Irak'taki savaşçı birlikleri çekmesi şarttır.

İki Demokrat başkan aday adayı da, ABD'nin Irak'taki savaşçı misyonunu kendilerinin muhtemel başkanlığından 12-16 ay sonra bitirmesi gerektiğinde hemfikir olmuşlardır. Cumhuriyetçi adaysa savaşı belki de 100 yıl boyunca, 'zafer'e dek devam ettirmekten yanadır. Dolayısıyla, bu seçim kampanyasının ana meselesi savaşın faziletleriyle, onu devam ettirmenin getiri ve götürülerine dair temel bir anlaşmazlıktır.

Demokratların savaşı bitirmeye, Cumhuriyetçilerinse sürdürmeye yönelik savları arasındaki zıtlık, belirgin ve dramatiktir. Savaşa son vermeye yönelik sav, fahiş ve somut bedellere dayandırılırken, işgale devam savı bilinmeze dair yaratılan belirsiz korkulardan ve en kötü durum senaryolarından besleniyor. Bush'un ve Senatör John McCain'in bölgesel felaket tahminleri, ABD'nin Vietnam'daki süren varlığını meşrulaştırmak için kullanılan 'düşen domino taşları' öngörülerini hatırlatıyor. Ne başkan ne de McCain savaşa son vermenin felaket anlamına geleceğine dair gerçek kanıtlar sunuyor; fakat, felaket tellallığı savaşı uzatmayı kolaylaştırıyor.

Fiyaskonun bedeli burada da bitmiyor. Savaş Ortadoğu ve Güney Asya'daki Amerikan karşıtı duyguları körüklerken, Irak toplumunu parçaladı ve İran'ın nüfuzunu artırdı. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın kısa süre önceki Bağdat ziyareti, Irak'ta ABD'nin yerleştirdiği hükümetin bile İran'ın etkisi altına girmeye başladığına bol bol kanıt sunuyor.

Kısacası, savaş ulusal bir trajediye, ekonomik bir yıkıma, bölgesel bir felakete ve ABD açısından küresel bir bumeranga dönüşmüş bulunuyor."

Evet işte Brzezinski gibi Yahudi asıllı bir siyonistin bu feryadı, Amerikan emperyalizmin ve İsrail siyonizminin çöküşünün habercisidir.







[1] Adanan Zentürk / Star / 13.03.2008

Bu yazarin diger makaleleri

HAYRETTİN KARAMAN, KARAVANA SIKIYOR!..
  Prof. Hayrettin Karaman 23.04.2006 tarihli Yeni Şafak Gazetesindeki "İman...
Devami
İRAN SAVAŞI BAŞLAMIŞ DURUMDA
  Avrupa Birliği Ülkeleri, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya alması durumunda,...
Devami
AKP, PKK İLE MÜCADELE EDEMEZ!
  Çünkü: AKP'yi iktidara taşıyan da, PKK'yı kurdurup kullanan da...
Devami
MHP KÜRESELLEŞME KISKACINDA MI?
  Kahramanmaraş Milletvekili Edip Özbaş: MHP 3 yıldır işgal altında Yukarıdaki...
Devami
STRATEJİK DÜŞMANIMIZ ABD; VE TRAJİKOMİK İKTİDARIMIZ AKP
Siyonist Amerika ile faşist Amerika çatışıyor! Siyonist mason ve Yahudi...
Devami
TÜRKİYE NEREYE?
  Başörtülülere saldırtılan polis, Hizb-ut Tahircileri seyrediyor!... Ürdün kökenli İslami Hizb-ut...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 3168

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR