ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4746
mod_vvisit_counterDün14063
mod_vvisit_counterBu Hafta30804
mod_vvisit_counterGeçen hafta43879
mod_vvisit_counterBu Ay144866
mod_vvisit_counterGeçen Ay149785
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17069006

IP'niz: 3.238.70.175
Bugün: 21 Oca 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12285625

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

Bu Yırtık, Dikiş Tutmayacak!.. ÖNCE BULANACAK, SONRA DURULACAK MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

Recep T. Erdoğan: "Sn. Baykal, "türban düzenlemesi siyasi gerginliklere yol açabilir" demişti. Yoksa AKP hakkında açılan kapatma davasını daha önceden bilmekte miydi?.." diye sorup, merhamet istismarı yaparak oy devşirmek üzere mağduriyet edebiyatıyla kahramanlık taslıyordu. Ama, kendi Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin: "Bu dava Türkiye'de yeni bir dönem başlatacak. Türkiye'de parti kapatmalar zorlaştırılacak" şeklinde ve sanki bu kapatma davasını bekliyor, hatta tetikliyor olduklarını açığa vuracak biçimde sözler ediyordu.



"Yeni bir dönem başlayacak" diyordu

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, AKP hakkında kapatma davası ile ilgili olarak, ''AKP; 6 yıllık icraat dönemi içinde görülmüştür ki, sadece hizmetlerin odağıdır. Vatanseverlik, millet severlik, demokrasi severlik ve cumhuriyet severliğin odağıdır'' diyordu. Kendisinin koordinasyonunda düzenlenen, AKP Antalya İlçe Başkanları Aylık Olağan Danışma Kurulu toplantısına katılmadan önce, AKP hakkında açılan kapatma davasına ilişkin gazetecilere açıklamalarda bulunup, davanın ne anlama geldiğine yönelik yorumlar yapan Şahin: ''Bu dava ne anlama geliyor diye sorarsanız, bu dava, Türkiye'de bana göre yeni bir dönemi başlatacaktır. Bu dönem, özellikle siyasi partiler açısından Türkiye'yi anti demokratik uygulamaların odağı olmaktan kurtaracak bir dönem olacaktır. Bu dönem, Türkiye'yi partiler mezarlığı olmaktan kurtaracak bir dönem olacaktır. Önümüzdeki günlerde bunu hep beraber göreceğiz'' sözleriyle, kafalarda soru işaretleri oluşturuyordu.

Bir kavram kargaşası, kurumlar kapışmasına mı dönüşüyordu!

Ergenekon soruşturmasını yürütenler, bu girişim ve gelişmelerle ilgili Başbakana brifing verdiği yazılıp söylenmişti. Şayet bu doğruysa,

Peki soruşturma safhasındaki hukuki bir sürecin gizli tutulması gerekirken bir siyasetçiye bilgi verilmesi neyin nesiydi?

Ertuğrul Günay; Yargıtay Baş Savcısının kapatma davasıyla ilgili:

"Bu Ergenekon soruşturmasının rövanşıdır" demişti.

Bu açıkça bir kamplaşma ve hesaplaşma daveti miydi?

Ahmet Altan üzerinden masonik merkezlerin AKP'lilere: "elinizi çabuk tutun. Ergenekon kapsamında gerekli tutuklamaları geciktirmeyin" tavsiye (veya talimatı) yerine mi getirilmekteydi? Avrupa Parlamentosunun talimat gibi raporları, bağımsız yargımıza müdahale değil miydi?

Erdoğan ve ekibi:

"Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıya müdahale edilmemesini, onların hukuki görevlerini yerine getirdiğini" söylüyor, ama Yargıtay Baş Savcısına yönelik hakaret içeren ve hedef gösteren çıkışları da yine kendileri yapıyordu.

Ve hele, Sırrı Enver Batur gibi mason ve sabataist başkanlar döneminde; solcularca faşist sayılan sağcı yazarlarla birlikte, TOBB'dan "komünizmle mücadeleye destek fonundan" düzenli yardım alan (nasıl oluyorsa?) kıdemli sosyalist İlhan Selçuk gibi, AKP'yi ve Fetullah Gülen'i şiddetle ve ciddi gerekçelerle eleştiren kimselerin Ergenekon bahanesiyle tutuklanmaları, "bu soruşturmanın AKP muhaliflerini susturma operasyonuna dönüştüğü" iddialarını yaygınlaştırıyordu. Ama nedense, Cumhurbaşkanınca serbest bırakılan İlhan Selçuk, bu sefer "gerilimi düşürme ve itidalli hareket etme" çağrıları yapıyordu!?

"BOP eşsavcılığı mı kuruldu?

AP raporunda: Ergenekon'un üzerine sonuna kadar gidilsin" emri yer alıyordu. Haberi ilk önce Zaman gazetesi veriyordu.

Raporun En Önemli Cümlesi Aynen Şöyle:

"Türk yetkililer Ergenekon hadisesinin üzerine kararlı bir şekilde gitmeli. Bu şebekenin devlet içindeki bağlantıları tam anlamıyla gün yüzüne çıkarılmalı ve sorumluları adalete teslim edilmeli."

Merkez Bankası İstanbul'a taşınacaktı, yoksa bu arada polis müdürlüğü de Lüksemburg'a mı taşındı?

BOP Eşbaşkanlığı yetmedi, şimdi bir de BOP Eşsavcılığı mı ihdas olundu?

Peki benim Türkiye'me n'oldu?[1] soruları yanıt bekliyordu.

Refah ve Fazilet kapatılırken zil takıp oynayanlar, sıra AKP'ye gelince demokrat kesiliyordu:

Bu süreç iyi yönetilmezse bedeli çok ağır olur!" diye ağıtlar yakılıyordu.

İşte onlardan biri:

"İyi olmadı.. Hoş olmadı.. Çoğu kişi bu kadarı da fazla dedi.. AKP bunu hak etmedi dedi..

Haklılar..

Ben de aynı görüşteyim..

Türkiye, parti kapatarak demokrasi koşusunu sürdüremez.. Parti kapatarak bir yere varılmaz..

Bu yöntem çok denendi.. Sonuç ortada..

Hiç kimse çıkıp; çok iyi oldu, bugünü bekliyorduk, AKP'den başka türlü kurtulamazdık diyerek ilkel, çağdışı, anti demokratik bir tavrın içinde olmamalı..

Olanlar var...

Ama yine de politikasına karşı olsanız bile bir partinin kapatılmasını içinize sindirmemeniz gerekir..

Demokrasi, demokratlık bunu gerektirir.. Ama bunu yaparken Anayasa'ya siyasi partiler yasasına dayanarak dava açtı diye Başsavcı'yı da ağır bir dille suçlayamazsınız?

Ağzınıza geleni söyleyemezsiniz... Bunları neden söylüyorum.. Türkiye tehlikeli bir sürecin içine girdi.. Hem kapatma davası nedeniyle hem de kapatma davasına konu olanların tutumu nedeniyle.. Bu süreç iyi yönetilmezse bedeli çok ağır olur.. Herkesin sakin olması gerekir... AKP, bana kimse dava açamaz.. Benim arkamda halk gücü var, onlar da kim oluyor tavrına girmemeli..

AKP karşıtları da bu iktidarın sonu geldi, gidişleri yakındır sarhoşluğuna kapılmamalı.. Bu kazananın veya kaybedenin olduğu bir maç değil.. Durum çok ciddi![2]

Siyasi bir kriz yaşanıyor ama kerizler hala şov yapıyordu!..

Siyaset Bilimci ve Yazar Doç. Dr. Nuray Mert, Vatan'dan Mine Şenocaklı'ya yaptığı röportajda: (17-18-19 Mart 2008)

"Tarihin en major siyasi krizini yaşıyoruz!."

"Son derece vahim bir süreç, bu işin sonunun nereye varacağını kestiremiyoruz."

"Artık bu ülkede darbe olmaz diyemiyoruz.."

"Vazo Cumhurbaşkanlığı seçiminde kırıldı. AKP uyarıları dikkate almadı. Abdullah Gül'ün Köşke çıkması, bazı kesimlerde aşırı paranoyaya yol açtı."

"Cünet Zapsu'nun (başörtüsü-don benzetmesi) densizliğin daniskasıydı. Ama AKP'liler kınamalıydı.. (olmadı)" şeklindeki tespit ve endişeleriyle, Türkiye'nin siyasi ve hukuki bir kaos ortamına sürüklendiğini söylüyordu.

Velhasıl, tortuların ve zararlı kurtçukların önce açığa çıkması, sonra dibe çöküp rahat toplanması için, siyaset suyunun, herhalde iyice bulanması, ardından da durulması gerekiyordu!

Bugünkü özgürlükçü tavrı nedeniyle alkışlanmayı hak eden Prof. Özbudun, Refah ve Fazilet davalarında neden yasakçı bir tutum sergiliyordu?

İki Farklı Özbudun

AKP'nin kapatılmasıyla ilgili açılan dava için ‘O zaman halkı da kapatalım! Uzaydan halk mı getirelim' diyerek yasakçı zihniyete karşı çıkan ve AKP'nin anayasa taslağını hazırlayan bilim kurulunun da başkanlığını yapan Prof. Dr. Ergun Özbudun'un 10 yıl önceki tavrı ile şimdi tavrı kafaları karıştırıyordu. Refah Partisi'nin (RP) kapatılması için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde açılan davada, Türkiye'nin avukatlığını yapan ve ‘Refah'ın aldığı yüzde 20 oy, laik sistem için bir tehdittir' diyerek kapatılmasını isteyen Prof. Ergun Özbudun, AKP'nin kapatılması davasında ise özgürlükçü bir tavır takınıyordu. Kamuoyu Özbudun'un, anti demokratik ve akıl almaz iddialarla kapatılmak istenen AKP'den yana tavır almasını alkışlarken yaklaşık 10 yıl önce halkın yüzde 20'sinden fazlasının oyunu alan Refah'ın kapatılmasını desteklemesini anlamakta zorlanıyordu!?

Gazete haberlerine dayanarak Refah Partisi'ne kapatma isteyen Özbudun'un yine medya tarafından bu sefer AKP hakkında aleyhine yayınlanan haberlere aldırmadan AKP'yi desteklemesi ise manidar bulunuyordu.

"RP'yi düzen bakımından tehdit görüyordu"

Özbudun, AKP'ye yöneltilen suçlamaları, ‘demokratik bir ülkede, fikir özgürlüğünün tezahürü olarak değerlendirilmeli' diye yorumluyor. Ancak aynı Özbudun, hiçbir çatışma ortamına girmeyen ve yıllardır aklıselim ile bilinen Milli Görüş'ün Refah Partisi'ni gazete kupürlerine dayanarak kapatılmasını savunabiliyordu.  NTV'ye konuşan Özbudun, "RP hakkında da söylediklerim doğrudur. Bunun arkasındayım. O günkü savunmamın noktasıyla, virgülüyle arkasındayım. Fakat mühim olan RP'nin laik düzen, demokratik düzen bakımından oluşturduğu tehdit, bugün AKP bakımından var mı? Tartışmamız gereken nokta budur. Yoksa Başsavcı ikisini birbirine benzetti diye hepimiz onun iddiasını kabul etmeye mecbur değiliz. Bu anlamda RP ve AKP arasında hiçbir benzerlik görmüyorum" ifadelerini kullanıyordu! Yani dolaylı biçimde AKP'nin küresel sermayenin emrinde olduğunu vurguluyordu.

Radikal'den Murat Belge bile koyu bir AKP'li kesiliyordu!

Sükûnet tavsiyesi

"Medyada birileri var: şu son kapatma girişimi karşısında, hepimize sakin olmamızı tavsiye ediyorlar. Dediklerine göre, bir 'hukuk süreci' başlamış; mahkemelik bir olaya zaten müdahale edilmez. Sonucu beklemeliymişiz. 

Bir 'sürec'in başladığı besbelli de, bunun adının 'hukuk' olduğu hiç belli değil. Herhalde verilecek son ad olabilir bu. Atılan adımı geri almak mümkün değil. Onun için, evet, galiba ne türlü sonuçlara varacağını bekleyip görmekten başka çare yok. Ama müsaade buyursunlar da, 'Bir hukuk süreci başlamıştır. Sonunu bekleyelim' afyonunu yutmadan yapalım, ne yapacaksak...  Örneğin, bu kapatma davasıyla 'Ergenekon' arasında, sakın ola ki, acaba bir paralellik olabilir mi diye düşünmeyeceksiniz.

Baykal'ın 'kaos'uyla savcının girişimi arasında bir 'zamanlama' çabası olabileceğini aklınızdan geçirmeyeceksiniz. Bu olaylarla Şemdinli davasında olanlar arasında benzerlik aramaya kesinlikle kalkışmayacaksınız.  Size 'bunları sakın yapma' uyarısında bulunanın bunlarla ne gibi bir ilişkisi olabileceğini merak etmeye kalkarsanız!?"[3] diyerek, demode olmuş demokratlığını sergiliyordu. . Ama aynı uzaktan kumandalı kafalar, işlerine geldiği zaman da "AKP Milli Görüş'ün devamıdır" demekten sıkılmıyordu ve utanmıyordu..

"Sabataist ve Hain Derin Devlet Çetesi" Türkiye'yi Bölmeye çalışıyordu

Ülkemizdeki bir numaralı bölücü odak "Sabataist Derin Devlet Çetesi"dir.

- Sabataist ve Masonik Derin Devlet Çetesi yurt dışı kaynaklı bir oluşumdur. Kendilerine Türk Milleti'nin asla destek bulamayacağını ve asla iktidara sahip olamayacaklarını anlayan bu karanlık güç, çareyi ülkeyi dış güçlere teslim etmekte bulmuş ve onların her isteklerin kayıtsız şartsız yerine getirir hale gelmişlerdir.

- Darwinist-Komünist ideolojiyi savunan bölücü örgüt PKK da, bu karanlık çetenin bir şubesidir. Örgütün dine ve Müslüman-milliyetçi inanca düşman olması, Sabataist Derin Devlet Çetesi'nin gerçek bakış açısını göstermektedir. Ana hedef PKK'nın sadece bölgesel hakimiyeti değil, PKK desteğiyle Türkiye'nin tamamında bir sömürge rejimi oluşturmak ve Türkiye'yi bölmektir. Ülkemizi bölmek için çabalayan bu çete, bu uğurda devletimize tuzak kurmaya, devletin kurumak birbirine düşürmeye çalışmak ve ülkemizi karıştırmak istemektedir.

- Sabatast ve Mason Derin Devlet Çetesi'nin, Türkiye'nin aydınlık ve müreffeh bir ülke olması gibi bir hedefi ve projesi mevcut değildir. Bunların amacı: İslamiyet'in yok olması ve komünist ideallere ulaşılmasıdır. Ülkenin mahvolması bunları ilgilendirmemektedir.

- Siyonist Derin Devlet Çetesi'nin ana ideolojisi Darwinizm'dir. Türk Devletini, Darwinist-ateist yapmak isteyen, ülkemizde ayrımcılığı körükleyen, ülkemizin bölünüp parçalanması için var gücüyle tahribe yönelen ve 100 yılı aşkın bir süredir devam eden bu hain Derin Devlet Çetesi, Darwinizm safsatası yıkılınca, ilk defa Türkiye'de her yönüyle bozguna uğramış, hem gücünü, hem itibarını hem de devlet kurumlarındaki hakimiyetini kaybetmiştir.

- Bu çete, Türk Milleti'nin Allah'a inanmasından ve İslam'a sarılmasından şiddetle rahatsız olmuş ve ideallerinin hüsrana uğramasıyla paniklemiştir.

- Milletimizden tamamen ayrı bir fikir ve ahlak yapısına sahip olan bu çetenin mensupları son derece acımasız ve insafsız bir yapı sergilemekte ve her türlü kanunsuzluğa yönelmektedir. Fakat ideolojilerini ve etkilerini ülkemiz üzerinde yitirdiklerinden, kendi emellerine ulaşmak için kullanmış oldukları saldırgan eylemler ve psikolojik savaş teknikleri de, ülkemiz halkı üzerinde nefret edici sonuçlar vermektedir..

- Karanlık çetenin emrindeki en önemli güç marazlı ve masonik basındır. Şu anda tüm gücünü yitirmiş olan bu çete, bir kısım basın sayesinde gündem değiştirip gündem oluşturmaya, sahte deliller, sahte senaryolar üreterek kamuoyunu kandırmaya ve kışkırtmaya yönelmiştir.

- Kirli ve Hain Derin Devlet Çetesi üyeleri son zamanlarda taktik olarak kendilerini dindar göstermeye yeltenmektedir. Tıpkı komünist lider Lenin'in "iki ileri bir geri" taktiğinde olduğu gibi, halkımızı aldatmak için yine bir oyun peşindedir. Kendilerini dindarmış gibi veya dine taraftarmış gibi, ya da dinin bazı hükümlerine sahip çıkarmış gibi gösterme gayretindedir. Oysa gerçekte bu çete mensuplarının ortak özelliği din karşıtı olmalarıdır. Kullandıkları bu yöntem de çaresizliklerini göstermekte ve Sabataist Derin Devlet Çetesi'nin çöküşünü açıkça gözler önüne sermektedir.

- Darwinizm, hayatın kökeni konusunda açıklamasız kalmış aciz bir teoridir. Tek bir proteinin tesadüfen ortaya çıkmasının imkânsız olduğunun anlaşılması ile kesin olarak geçersizdir. Yapılan olasılık hesapları insan vücudunda işlev gören ortalama bir proteinin tesadüfen ortaya çıkma ihtimalinin 10950'de bir, yani imkânsız olduğunu göstermiştir. (Matematikte 1050'de 1'den küçük ihtimaller "sıfır ihtimal" kabul edilir)

- Darwinizm'in çöküşünü gösteren ikinci en büyük delil ise milyonlarca yaşayan fosilin Türkiye ve dünya çapında sergilenmesidir. Tek bir ara fosil olmayışının ve canlıların milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişime uğramadıklarının sergilerle açıkça ispat edilmesi, Kirli ve Hain Derin Devlet Çetesi'ni psikolojik yönden yıkıma sürüklemiştir.

- Türkiye artık Darwinizm savunucularıyla ve dolayısıyla din karşıtı düşünce yapısıyla alay etmektedir. Bu karanlık çetenin ve Darwinizm düzmecesinin 1980'lere kadar gerçekleri bilmeyenler üzerinde kendilerince bir etkisi olmuştur. Fakat bu tarihten sonra, özellikle son yıllarda artan bir hızla bu şeytan şebekesi tam anlamıyla perişan duruma düşmüşlerdir.

Sonuç: Türkiye'nin Büyük İsrail İmparatorluğunun eyaleti haline getirilmesi ve Müslüman Türk Milletinin emperyalizmin ve siyonizmin kölesi haline getirilmesine kesinlikle ve hiçbir şekilde izin verilmeyecektir.

AKP'yi kapatma davasıyla ilgili iddianameden bazı bölümler ve doğru tespitler:

Tayyip Erdoğan yasadışı biçimde genel başkan yapılmıştır

"- AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan halkı din ayrımı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik etmek suçundan on ay hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bu mahkûmiyeti nedeniyle yasal engeli bulunmasına rağmen, AKP'de kurucu üye olmuş ve bilahare partinin genel başkanı seçilmiştir.

- Yasalar ve Anayasa'da yapılan değişikliklerle Recep Tayyip Erdoğan hakkında söz konusu olan mevzuat engelleri ortadan kaldırılmıştır."

"İcraatlarını "BOP eşbaşkanı" sıfatıyla sürdürmesi oldukça sakıncalıdır

- Şeriat hedefine ulaşmada, demokrasiyi bir araç gören bu zihniyet, küreselleşmenin merkez güçlerinin ülkemiz ve bölge ülkeleri için ürettiği 'ılımlı İslam' ideolojisi ve onun siyasi hedefi 'Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) eşbaşkanları sıfatıyla söylemlerini asıl referansları olan şeriatla hiç bağdaşmayan "insan hakları, demokrasi, din ve vicdan özgürlüğü, öğrenim hakkı" gibi kavramların arkasına gizlenerek" göstermişlerdir.

Hazırladıkları yeni anayasa taslağı projelerinin bir parçasıdır

- Davalı parti özellikle 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra, alınan oy oranının etkisi ve cüretiyle toplumu İslam devletine dönüştürecek projelerini önce yeni bir Anayasa taslağı hazırlamak sonra da türbanı gündeme getirmek suretiyle laiklik ilkesini hedef alarak adım adım gerçekleştirmeye başlamıştır.

Davalı partinin Genel Başkanı ve bazı parti yetkilileri sert açıklamalarla laiklik karşıtı eylem ve söylemlerini sürdüreceklerine dair kararlılıklarını sergilemişlerdir.

Fethullah Gülen'le işbirliği içinde bulunmaktadır

- "Demokratik yollardan devlet kademelerinde kadrolaşarak, Şeriat esaslarına dayalı bir devlet kurmayı ve bunu takiben Dünya İslam birliğini gerçekleştirmeyi hedeflediği" iddiasıyla hakkında dava açılıp yurt dışına kaçan Fethullah Gülen isimli tarikat liderinin yurt dışında kurduğu ve faaliyetleri nedeni ile bulundukları ülke devletleri tarafından Türkiye'nin uyarılmasına neden olan okullar bir ticari şirket olarak değerlendirilip temas ve işbirliği yapılması, Dışişleri Bakanlığının bir genelgesi ile Büyükelçiliklerimizden istenebilmiştir,

- Dışişleri Bakanlığı tarafından Büyükelçiliklere gönderilen bir genelge ile, Almanya ile imzalanan "Güvenlik İşbirliği Anlaşması'nda" köktendinci terör örgütü olarak söz edilen, şer'i esaslara dayalı devlet düzeni kurmayı amaçladığı belirtilen Avrupa Milli Görüş Teşkilatı ile temas ve işbirliği kurulması istenmiştir."

ABD'nin "Ilımlı İslam" dayatması "BOP Eşbaşkanı" Erdoğan'dan güç almaktadır

Davalı partinin iktidarda olduğu yaklaşık beş buçuk yıllık süreçte Türkiye'nin uluslararası camiadaki laik ülke imajı da erozyona uğramış, Dünya ülkeleri, özellikle AB ülkeleri nezdinde Türkiye bir "ılımlı İslam Cumhuriyeti" modelinde algılanmıştır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile olan ilişkilerde ise bu bakış açısı resmi söylemlere de yansımıştır.

Başta eski ABD Dışişleri Bakanı olmak üzere birçok ABD yetkilisi Türkiye'nin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu gerçeğini görmezden gelerek ülkemizi bir 'Ilımlı İslam Cumhuriyeti' olarak tanımlamışlar, bu söylemlerindeki cüretkârlığı "bir ABD projesi olan ve kapsamındaki ülkeleri ılımlı İslami rejimlerle yönetmeyi amaç edinen "Büyük Ortadoğu Projesi'nin eşbaşkanı" olduğunu her fırsatta tekrarlayan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayip Erdoğan'ın söyleminden ve davalı parti iktidarlarının dini istismara dayalı icraatlarından, kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya karıştırmalarından, devleti dini esaslara göre şekillendirme amaç ve faaliyetlerinden" aldıkları gözlenmiştir.

Ve İddianamedeki Bazı Çelişkiler

Laiklik din ve dünya işlerinin ayrılmasıdır

"Lâiklik, ortaçağ dogmatizmini yıkarak aklın öncülüğü, bilimin aydınlığı ile gelişen özgürlük ve demokrasi anlayışının, uluslaşmanın, bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve insanlık idealinin temeli olan bir uygar yaşam biçimidir" deniyor. Ama yeni anayasa taslağıyla egemenliğimizin resmen AB'ye devrine imkan sağlayacak girişimlere hiç değinilmiyor.. Ve zaten AB'ye girmemiz halinde, Avrupa'nın  bir eyaleti olacağımız belliyken, hala AB süreci bir batılaşma hevesi olarak görünüyor. Ve bu tutum açık bir çelişki oluşturuyor.

"Lâiklik, toplumların düşünsel ve örgütsel evrimlerinin son aşaması; ulusal egemenliğe, demokrasiye, özgürlüğe ve bilime dayanan siyasal, sosyal ve kültürel yaşamın çağdaş düzenleyicisidir. İnsanı kul olmaktan çıkarıp birey yapan, bireye kişiliğini geliştirmesi için özgür düşünce olanaklarını veren, bu yolla siyaset-din ve inanç ayrımını gerekli kılarak din ve vicdan özgürlüğünü sağlayan ilkedir" deniyor. Ama din ve vicdan özgürlüğünün icabı olarak başörtüsü takılması hem yasaklanıyor, hem de bu haksızlığı düzeltme gayretleri suç sayılıyor.

"Lâik düzende din, siyasallaşmadan kurtarılır, yönetim aracı olmaktan çıkarılır, gerçek ve saygın yerinde tutularak kişilerin vicdanlarına bırakılır. Dünya işlerinin lâik hukukla, din işlerinin de kendi kurallarıyla yürütülmesi, çağdaş demokrasilerin dayandığı temellerden biridir" deniyor. Ama dini hayatın kendi kurallarıyla yaşanmasına kısıtlanmalar getiriliyor. Devlet, sıkça ve açıkça dine müdahale ediyor ve din istismarını bir nevi kurumlaştırıyor. Üstelik laikliğin bu şekilde tanımı, hem anayasanın ruhuna, hem de doğal ve sosyal olgulara aykırı bulunuyor. Ve sanki laikliğin dinsizliğe alet dilmesi için zoraki yorumlar yapılıyor. İslam dininin sadece devlet işlerinden değil, toplum hayatının bütününden uzaklaştırmayı amaçlayan bir yaklaşım sergileniyor. Bu ise hiçbir zaman tutmayacak dayatmacı bir zihniyeti hatırlatıyor.





 

 

 



[1] 16 Mart 2008 / Aydınlık

[2] Mehmet Tezkan / Vatan

[3] Murat Belge / Radikal

Bayram YÖNEM -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

İNSANOĞLU
  İnsanoğlu aynen maden misali, Demiri, kömürü, elması vardır Çoğu dünya gözler, kimi...
Devami
SADDAM'I ASTILAR YA, SEVDAMI BOĞAMAZLAR
  Kına yaksın batılılar, utansın Müslim, Asya Sırada İran var...
Devami
ZAMANI GELDİ
  "Küçük"ler, "düşük"ler dökülür gayrı Buğdayın elenme zamanı geldi! Tüm çürük çoraplar sökülür...
Devami
CHP KAFASI, BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI VE AKP SAHTEKARLIĞI
Yeni Şafak'taki türbanlı yazarın, eşcinsel Cemil İpekçi hayranlığı: Yeni...
Devami
FETULLAHCILIK, KÜRESEL EMPERYALİZMİN BİR ARACIDIR
Gülen Cemaati’nin şifreleri Fetullahcı cemaatin yükselmesinde etkili olan nesnel faktörlerin birincisi...
Devami
İNSANI KAMİL
                                     Kapında kulluk şerefim; Çün Sen'sin Halıkı alem                                   ...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2676

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR