ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3317
mod_vvisit_counterDün4837
mod_vvisit_counterBu Hafta3317
mod_vvisit_counterGeçen hafta39169
mod_vvisit_counterBu Ay120631
mod_vvisit_counterGeçen Ay122941
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17571570

IP'niz: 3.235.25.169
Bugün: 19 Nis 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12492918

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

YARGI; SAYGI YERİNE KAYGI UYANDIRIYORSA!?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Mimar Sinan Üniversitesi Öğretim Üyesi Hukuk Profesörü Ünal Emiroğlu: "Yargıya Güven Kalmadı."

İnsanlar yargıyı istismar ediyorlar. Eğer yargı devrede olmazsa mafyacılık ortaya çıkar. Tıpkı bugün olduğu gibi. Eskiden bizim ‘şeriatın kestiği parmak acımaz' diye çok güzel bir sözümüz vardı. Bu sözü bugüne uyarlarsak, ‘yargının kestiği parmak acımaz' diyebiliriz. Bu adalete ve yargıya güvenin ifadesidir. Bu bizim halkımızın özlü bir sözüdür. Ne güzel bir teslimiyet ve ne güzel bir söz bu. Ama bugün, yargıya elini veren kolunu kurtaramıyor. Herkesin aklına başına alması lazım.



* Yargı içinde ideolojik bir kadrolaşmadan da söz ediliyor.

Evet bu var. İşte eğilim ne olursa olsun, A Kulübü ya da B Kulübü taraftarları yargıcın karşısına çıktığı zaman, Yargıç orada taraftarlık şapkasını çıkarmak durumundadır. Orada politik eğilimler ve duygusal yaklaşımlar bir kenara bırakılacak. Yargının buna kapalı olması lazım.

Adını koyamadığımız bir takım güçleri kastediyorsunuz. Gelinen noktada acı bir tablo var. Türkiye bugüne kadar 24 parti kapatmış ve bu konuda dünya rekortmeni durumunda. Bu konuda son merci Anayasa Mahkemesi'dir. Anayasa Mahkemesi kapatma kararı verdikten sonra süreç Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne götürülecektir.

* Ama oraya götürülmüş olması kapatmayı engellemiyor

Evet doğru. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sadece tespit yapar. Kararın yanlış olduğunu açıklar ve Türkiye'yi tazminata mahkûm eder.

Bu mahkeme özellikle parti kapatmaları konusunda çok titizdir. Ama bir şartla, oraya giden parti Müslümanların partisi olmayacak. Biz Türkiye olarak AİHM'in yargılama yetkisini kabul ettiğimizden bu yana parti kapatma davaları ile ilgili 7 başvuru yapılmış ve bu 7 başvuru da kabul edilmiş.

Türkiye Birleşik Komünist Parti, Sosyalist Parti, Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Halkın Emek Partisi, Demokrasi Partisi, Sosyalist Türkiye Partisi ve Emek Partisi'nin kapatılması AİHM tarafından insan hakları sözleşmesini ihlal ettiği gerekçesiyle haksız bulunmuş.

Batı AKP'nin kapatılmasını onaylamaz çünkü:

AKP ile Refah arasında fark var. AKP'nin yüzü Batı'ya daha dönük durumdadır.  Bu nedenle de eğer AKP kapatılırsa ve AİHM'e giderse AKP'nin lehine karar çıkacaktır. Refah ise, Batı Kulübü'ne karşı idi. Bu nedenle de 28 Şubat'a muhatap oldu ve kapatıldı. AKP kendisine oy veren tabanın inançlarını sarsan ‘zina yasası'nı geçirmiş ve zinayı suç olmaktan çıkararak Batı'ya yaklaşmıştır. Batı, kendisi ile böyle ilişkiler içinde olan bir hükümet başkanını silmek istemez.

Refah'a büyük haksızlık yapıldı

Refah Partisi de aynı gerekçelerle başvuruyor. Ama Refah Partisi'ni ayrı tutuyorlar. Önceki kararlarının gerekçelerinden yürüseler Refah Partisi'nin kapatılması da haksız bulunacaktı.

*  Fazilet Parti'nin davası neden geri çekildi?

Çünkü, Sayın Necmettin Erbakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Müslümanlar'a karşı önyargılı olduğuna ve çifte standart uyguladığına inanıyor. Yıllar önce ‘Avrupa Hıristiyan Kulübüdür' diyerek bu tespiti yapmıştı zaten.  Bunda da haksız değil. Çünkü gerek Refah Partisi davası'nda gerekse Leyla Şahin davası'nda AİHM çok kötü bir karar aldı. Erbakan bu davayı geri çekmekle de tüm dünyaya hem anlamlı hem de önemli bir ders verdi. 

* AİHM parti kapatmayı hangi nedenlerle haklı bulabilir?

AİHM; "Eğer bir parti şiddeti özendirirse ve o partinin kendisinin bile kapatılmasına yol açacak demokrasiyi ortadan kaldıracak eylemlerin içinde olursa kapatılır" diyor.

Bu söyledikleriniz, yukarıda ismi geçen 7 partide yok. Ama Refah Partisi'nde var. Öyle mi?

AİHM Refah Partisi için ‘sınıra çok yaklaşmıştır. Bunun için kapatmayı doğru buluyorum' diyor. Bu kadar gülünç, bu kadar açık ve bu kadar çelişki içinde bir yaklaşım olamaz. Demek ki, AİHM'de önyargılı karalar veriyor. Soldan gelen her türlü talebe olumlu cevap veriyor. Ama Müslümanlar gittiği zaman ‘haksızsınız' diyor. Bütün bu kararlarda hilal-haç çekişmesini çok açık görebilirsiniz.

Eğitim hakkı engellenmemeli

*  Hocam Anayasa değiştirildi, fakat rektörler buna rağmen öğrencileri derse almadılar? Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Anayasa değişti ama, hala Anayasa Mahkemesi'nde bekliyor. Eğer YÖK Başkanı Rektörler'e bir konuda emir veriyorsa, Rektörler ‘uygulayamam diyemez' Eğer derse bunun çok ağır yaptırımları var. Düşünün orduda Genelkurmay Başkanı Albay'a emir verecek ve o da hayır olmaz diyecek: böyle bir şey mümkün mü?

* Ama hocam burası üniversite...

Burası üniversite de oranın da kendi kuralları var. Kurallar ne diyorsa onu uygulamak gerekir. YÖK Başkanı'nın yetkileri bellidir. Rektörlerin amiri konumundadır. Rektörler, değişiklik süreci tam olarak, sonuçlanmadığı için eski duruma göre ‘suçlu konuma düşebiliriz diye uymadık' diyorlar. Zaten tek dayanak noktaları da budur.

* Siz ne düşünüyorsunuz başörtüsü yasağı konusunda...

Eğitim hakkı en temel haktır. Çocuklar inançları gereği başlarını örttükleri için eğitim hakları ellerinden alınmamalı. Yazıktır. Günahtır.65[1]

ÖNEMLİ BİR GERÇEK: YARGITAY DA HATA YAPABİLİR

Yargıtay'ın da hata yapabileceğinin önemli bir gerçek olduğunu, Yargıtay eski Başkanı Osman Arslan açıklamıştır. Osman Arslan, Yargıtay'ın iş yükünün ağırlığını hatırlatmış ve 2005 yılında Yargıtay'ın 518 bin 881 karar verdiğini belirtmiştir. Günde 2500 davayı karara bağlayan bir kurumun hata yapmamasının mümkün olmadığını dile getirmiştir:

Osman Arslan: YargItay da hata yapabİlİr. Bir yılda mesai yapılan gün 200 kabul edilirse, demek ki günde YargItay'dan 2 bİn 500'den fazla karar çIkIyor. Bu Şartlarda hİç hata yapIlmamasI mümkün mü?66[2]

Günde 2500 karar alan Yargıtay üyeleri, vakit darlığından ve iş yoğunluğu sebebiyle önlerine gelen onlarca klasörden oluşan dava dosyalarına en fazla 5-10 dakikalık bir vakit ayırabilmektedirler. Bu durumda da onlarca klasörden oluşan delil ve belgeleri inceleme fırsatı bulamadan davayı hükme bağlamak durumunda kalmaktadırlar. Yargıtay Başkanı Erarslan Özkaya hiçbir hukuk devletinde Yargıtay'ın bu kadar ağır iş yükü altında olmadığına dikkat çekmiştir.

Eraslan Özkaya, "Aşırı iş yükünün davaların sağlıklı İncelenmesini tehlikeye düşürdüğünü" açıkça dile getirmiştir.67[3]

Nitekim yapılan istatistikler son derece önemli bazı gerçekleri ortaya koymaktadır:

... Yerel mahkemelerin kararlarının temyiz incelemesini yapan YargItay ceza daİrelerİ de yanlIŞ kararlarIn altIna İmza atIyor.

YARGITAY CEZA GENEL KURULU, 2003'TE KENDİ DAİRELERİNDEN GELEN DAVALARIN YÜZDE 57'SİNİ BOZMUŞTUR.68[4]

T.C. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü'nün 2004 yılı verilerine göre ise, YargItay Ceza Genel Kurulu, YargItay'In verdİĞİ kararlarIn % 61,7'sİnİ bozmuŞtur.7269[5]

Böyle bir durumda Yargıtay üyelerinin kararlarının kusursuz olacağını iddia etmek mümkün değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, kendi dairelerinin aldığı kararları, hatalı olduğu için bizzat kendisi bozmuştur. Ve bu hata oranının, % 61'lere varan çok yüksek bir rakam olduğu görülmektedir. Demek ki, "Yargıtay kayıtsız şartsız doğru söyler" diye bir kural yoktur. Aksine Yargıtay, gelen davaların yarısından fazlasında yanlış karar verebilmektedir. Yargıtay eski Başkanı Osman Arslan, "Ülkemizde de adli yargıda hatalar vardır. Nicelik ve nitelik ters orantılıdır. Nicelik artıkça nitelik artmaz, düşer." demiştir. Arslan, "Bir hakimin günde 10 dosyaya baktığı zaman başarı sağlayacağını" söylemiş, "aksinde ise performansın düşeceğini ve hatalı kararlar alınabileceğini" belirtmiştir.70[6]

Yargıtay Onursal Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk ise, "Afrika dahil, dünyanın hiçbir yerinde Türkiye'deki kadar işi olan bir Yargıtay yok" sözleriyle bu gerçeği dile getirmiştir.

Sayın Sami Selçuk'un bu konudaki çok önemli bir başka tespiti ise şöyledir:

Ama Türkiye'de ilk mahkeme yargıçlarına, Yargıtay yargıçları not veriyorlar. YargIçlar, savcIlar, İyİ not almak İçİn fakültede okuduklarInI bİr yana İtİyor. YargItay ne demİŞse ona göre karar verİyor. KİŞİlİĞİnİ, beyİnsel baĞImsIzlIĞInI yİtİrİyorlar. Gelişme de duruyor. Bu çok üzücü. BaŞka türlü yükselemİyor çünkü. Not sisteminin hemen bırakılması gerek.71[7]

Yerel mahkemelerin Yargıtay'dan bozularak dönen davalarda tüm bu gerçekleri göz önünde bulundurarak hareket etmeleri gerekmektedir. "Yargıtay bir kararı bozduysa kesin doğrudur" diye düşünmeleri son derece hatalı bir yaklaşımdır.

Özetle Yargıtay'ın 80-90 klasörlük davaları 10-15 dakikada neticeye bağlaması o kadar sıhhatli olmayabilir. Yargıtay'ın, bu kadar az bir zamanda davaları incelemesi hata payını çok yükseltmektedir. Örneğin bu kısıtlı zamanda "emniyet ifadelerinin avukat nezareti olmaksızın alındığı, sanıklara işkence ve şiddet uygulandığı dolayısıyla bu ifadelerin hukuki geçerliliği olamayacağı" gibi son derece önemli ayrıntılar gözden kaçmaktadır.

Adeta hipnotize olmuşçasına, deliller ve araştırmalar ışığında daha önce edindikleri tüm kanaatleri bir kenara bırakarak Yargıtay'ın 5-10 dakikada verdiğini bildikleri bir kararı hiç sorgulamadan kabullenmek, hukuka ve adalet anlayışına da uygun değildir. Nitekim böyle bir yaklaşımın ne kadar yanlış olacağını, Yargıtay Başkanları bizzat kendileri hatırlatarak, yargı görevlilerinin dikkatini bu konuya çekmektedirler. Ve bu hatalı kararlara karşı uyanık olmaları konusunda onları uyarmaktadır.

Yargıtay'ın hatasını ortaya çıkarttıkları takdirde, Doç. Dr. Sami Selçuk'un belirttiği gibi, Yargıtay'ın gözünde olumsuz puan alacaklarını ve bu durumun terfi etmelerine olumsuz etki edeceğini düşünen hakimler, göz göre göre hukuktan ve adaletten taviz vermiş olacaklarını unutmamalıdırlar. Yargıtay'ın gözünde itibar elde etmek adına, onlarca masum insanın hayatını tehlikeye atmayı göze almamalıdırlar. Böyle yanlış temellere oturan bir yargı sisteminin bir gün kişilerin kendi karşılarına da çıkabileceği açık bir gerçektir. Yanlış inançlarla, yanlış telkinlerle süregelen bu hipnozun bozulması, hakimler, savcılar dahil tüm insanların faydasına olacaktır.72[8]

Hakimler, Hiçbir Etki Altında Kalmadan, Cesaret ve Kararlılıkla Hüküm Vermek Mecburiyetindedir.

Hal­ka ada­let hiz­me­ti­ni gö­tür­mek ve hu­ku­ku üs­tün kıl­mak yar­gıç­la­rın ana gö­re­vi­dir. Dev­le­tin ad­li mercilerin­den çı­kan ka­rar­la­rın kuş­ku ve te­red­dü­de ma­hal bı­rak­ma­ya­cak bi­çim­de, rı­za gös­te­ri­le­bi­lir ve ka­na­at geti­ri­le­bi­lir net­lik­te ol­ma­sı lazımdır.

Ha­kim sa­de­ce ada­le­tin ve hu­ku­kun ta­ra­fı ol­ma­lı­dır. Ha­ki­min ken­di ha­yat gö­rü­şü­nü, ide­olo­ji­si­ni, kişi­sel kay­gı ve en­di­şe­le­ri­ni bir ke­na­ra bı­rak­ma­sı mes­le­ği­nin en önem­li şart­la­rın­dan­dır.

Tür­ki­ye'de Yar­gı üze­rin­de ege­men­lik kur­ma gay­re­tin­de ba­zı ke­sim­le­rin ol­du­ğu ka­mu­oyu­nun ma­lu­mu­dur. Sav­cı­la­rı­mı­zı, ha­kim­le­ri­mi­zi hat­ta yar­gı­nın en üst ka­de­me­le­ri­ni kon­trol­le­ri­ne al­ma­ya ve­ya et­ki al­tın­da bı­rak­ma­ya ça­lı­şan güç odak­la­rı bu­lun­mak­ta­dır. Bu tür bir gay­ret için­de olan­la­rın hu­kuk dev­le­ti­nin te­me­li­ne di­na­mit koymakla eş­de­ğer olan bu tür ey­lem­le­ri­ni ge­çer­siz kıl­mak bir zo­run­lu­luk­tur. Ha­kim­le­ri­mi­zin bu tür ha­yal­ler peşinde olan­la­rı ve bu­na te­ves­sül eden­le­ri de­şif­re et­me­le­ri, ka­nun­suz­luk­tan me­det uman­la­rın he­ves­le­ri­ni kursak­la­rın­da bı­ra­ka­cak­tır.

El­bet­te ki ha­kim de in­san­dır. Onun da bir ya­şam gö­rü­şü, il­ke­le­ri, dü­şün­ce­le­ri var­dır. Bu top­lum­da yaşamak­ta­dır. An­cak bak­tı­ğı da­va­lar­da bun­lar­dan sıy­rıl­ma­sı, bu et­ki­le­rin ta­ma­mı­nı gö­zar­dı et­me­si son de­re­ce önem­li­dir. Yar­gıç kür­sü­ye çık­tı­ğın­da ki­şi­sel de­ğer­le­ri­ni, kor­ku­la­rı­nı, kay­gı­la­rı­nı ka­pı dı­şın­da bı­rak­ma­lı­dır. Çün­kü et­ki al­tın­da kal­dı­ğın­da ve­ri­le­cek ka­rar­lar sağ­lık­lı ola­ma­ya­cak­tır.

Yar­gı­cın tek he­sap mer­ci ken­di vic­da­nı ol­ma­lı­dır. Yar­gıç, "kim ne der", "ba­sın ne ya­zar", "vereceğim ka­rar­dan son­ra ba­şı­ma ne ge­lir" gi­bi dü­şün­ce­ler­den ken­di­ni arın­dır­mak zo­run­da­dır.

Ka­rar­lar, tel­kin­ler ve et­ki­le­rin göl­ge­sin­de alın­ma­ma­lı­dır. Ay­nı şe­kil­de duy­gu­sal­lık­tan, kor­ku ve endi­şe­ler­den arın­ma zo­run­lu­lu­ğu da bu­lun­mak­ta­dır.

Ha­ki­min "gö­rev­den alı­nı­rım", "kı­de­mim art­maz" gi­bi dü­şün­ce­ler­le ha­re­ket et­me­si ise kim­se­nin ih­ti­mal vermek is­te­me­ye­ce­ği çok va­him bir du­rum ola­cak­tır. Ha­ki­min bir men­fa­at bek­len­ti­si ve­ya şah­si bir en­di­şe sebebiy­le ala­ca­ğı yan­lış bir ka­rar­la ise ni­ce in­sa­nı, yuvayı, ak­ra­ba­yı, an­ne ba­ba­yı mağ­dur ede­bi­le­ce­ği, çoluğu çocu­ğu pe­ri­şan bırakabileceği unutulmamalıdır.

Ha­kim­le­ri­mi­zin üze­rin­de­ki her tür­lü bas­kı kal­dı­rıl­ma­lı, iktidarlar bu ko­nu­da ti­tiz­lik­le ye­ni atı­lım ve ted­bir­ler üze­rin­de ça­lış­ma­lı­dır. Ha­ki­min mes­le­ği­ne tam kon­san­tre ol­ma­sı için; iş yo­ğun­lu­ğu­nun, ma­aşı­nın, sağ­lık ve ba­rın­ma­sı­nın, emek­li­li­ği­nin, ula­şım so­run­la­rı­nın ve her tür­lü ih­ti­ya­cı­nın karşılanmasına öncelik tanınmalıdır.

Ha­kim­le­ri­miz, ada­let da­ğıt­ma­nın öne­mi­nin ge­rek­tir­di­ği ça­lış­ma or­ta­mı­na ka­vuş­tu­rul­ma­lı­dır. Hem devletimi­zin hem de hal­kı­mı­zın ha­kim ve sav­cı­la­rı­mı­za ar­ka çık­ma­sı, yar­gı­nın iş­le­vi­ni da­ha iyi ye­ri­ne ge­tir­me­si­ne neden ola­cak­tır.

Ha­kim­le­ri­mi­zin yar­gı sü­re­ci­ni sağ­lık­lı bi­çim­de ta­mam­la­ya­bil­me­le­ri, hu­ku­kun ve vic­dan­la­rı­nın ge­re­ği olan ka­rar­la­rı ve­re­bil­me­le­ri ada­let sis­te­mi­mi­zin iş­le­me­si için mut­lak bir zo­run­lu­luk­tur. Bir hu­kuk dev­le­tin­den söz edebil­mek için hu­ku­ka aza­mi say­gı gös­te­ril­me­si, ada­let te­mel­le­ri­ne da­ya­lı bir ya­pı­nın vü­cu­da ge­ti­ril­me­si gerekmekte­dir. Hu­ku­kun ev­ren­sel ku­ral­la­rı, in­sa­nın te­mel hak ve öz­gür­lük­le­ri göz ar­dı edil­di­ğin­de, yasalar bir grup ve­ya züm­re­nin men­fa­at­le­ri­ne uy­du­rul­ma­ya ça­lı­şıl­dı­ğın­da ve­ya uy­gu­la­ma amaç dı­şı­na taş­tı­ğın­da kaçınılmaz so­nuç hu­zur­suz­luk ve kar­ga­şa­dır.

Ha­kim­le­ri­mi­zin ada­let aş­kı, top­lum­da baş­ta­cı edil­me­le­ri­nin te­mel şar­tı­dır. Hal­kı­mız Türk Yar­gı sis­te­mi­ne ve ada­le­ti­ne tam gü­ven duy­mak is­te­mek­te­dir. Yur­du­mu­zun en ücra kö­şe­le­rin­de ada­let da­ğıt­mak üze­re bü­yük bir öz­ve­riy­le ça­lı­şan hâkimlerimiz, hal­kı­mı­zın bu gü­ve­ni­ne la­yık ol­duk­la­rı­nı ver­dik­le­ri isa­bet­li ka­rar­lar­la ortaya koymalıdır.

Ha­kim­le­ri­mi­zin önem­li bir en­di­şe­si, al­dık­la­rı ka­rar­la­rın tem­yiz aşa­ma­sın­da bo­zul­ma­sı­dır. Ha­kim­le­ri­miz vic­da­ni so­rum­lu­luk­la­rı­nın ge­re­ği­ni ye­ri­ne ge­tir­me­li mes­le­ki ka­ri­yer­le­ri­ne za­rar ge­le­bi­le­ce­ği gi­bi endişeler­den so­yut­lan­ma­lı­dır­.

Sa­nık­la­rı, ta­nık­la­rı, avu­kat­la­rı din­le­yen ha­kim­dir. Üst mah­ke­me­nin elin­de bu imkân bu­lun­ma­mak­ta­dır. Elin­de­ki da­va dos­ya­sı­nı in­ce­ler ve ya­zı­lı me­tin­ler­den ha­re­ket eder. Oy­sa ha­kim, yar­gı­la­ma­nın ba­şın­da­dır. Olan bi­te­ni, iyi ha­li, kö­tü ha­li, ya­la­nı, laf çe­vir­me­yi, yüz ifa­de­si­ni, ses tit­re­me­si, pa­nik, çe­liş­ki­li be­yan, sa­mi­mi iti­raf gi­bi kâğıtlara yan­sı­ma­yan şey­le­ri o bilip durmaktadır.

Üst mahkemelerin elin­de sa­de­ce bir dos­ya var­dır. Yar­gı­la­ma sü­re­cin­de can­lı ta­nık­lar, sa­nık­lar ve mah­ke­me salonun­da olup bi­ten­le­rin mu­ha­ta­bı olan ha­kim­dir. Vic­da­ni ka­na­at yö­nün­den Yar­gı­tay'a gö­re çok faz­la ve­ri­ye sahiptir. Ni­te­kim bin­ler­ce da­va­da ye­rel mah­ke­me­le­rin al­dı­ğı ka­rar, tem­yiz ma­ka­mın­da bo­zul­muş an­cak ka­ra­rı alan ha­kim ver­di­ği ka­rar­da di­ren­miş ve so­nuç­ta onun de­di­ği­nin doğ­ru ol­du­ğu or­ta­ya çık­mış­tır. Yar­gı­tay bir ka­rar ver­miş­se ama bu yan­lış bir ka­rar­sa, bu du­rum­da ha­kim­ler bu ka­ra­rı dü­zel­te­cek kararla­rı vermek­ten çe­kin­me­me­li­dir­ler.

Yar­gı üze­rin­de­ki kor­ku ve bas­kı bü­tü­nüy­le kalk­ma­lı­dır. Ha­kim­le­ri­miz dev­le­tin güç ve des­te­ği­ni tam olarak ar­ka­la­rın­da his­set­me­li göz­le­ri­ni kırp­ma­dan hu­ku­kun ve vic­da­ni ka­na­at­le­ri­nin doğ­rul­tu­sun­da ka­rar ver­me­ye bakmalıdır.

Ka­nun­la­rın ve vic­dan­la­rı­nın ge­re­ği­ni ye­ri­ne ge­tir­me­de en ufak te­red­düt gös­ter­me­yen ha­kim­le­ri­miz, Türkiye Cum­hu­ri­ye­ti'nin bir hu­kuk dev­le­ti ola­rak ebe­di­yen pa­yi­dar kal­ma­sı­nın bi­rer ga­ran­ti­si ola­rak her za­man hür­met ve say­gı ile anı­la­cak­lar­dır.

Ye­rel mah­ke­me­ler ver­dik­le­ri ka­rar­la­rın ar­ka­sın­da dur­mak­tan çe­kin­me­me­li­dir. "Üst mahkemeler da­ha akıl­lı­dır, daha bil­gi­li­dir, hu­ku­ka ve te­mel man­tık­la­ra da­ha ha­kim­dir" ben­ze­ri man­tık­lar ha­ta­lı ola­cak­tır. Zi­ra yüz­ler­ce, binler­ce da­va­da Yar­gı­tay'ın ver­di­ği hük­mün de­ğil ye­rel mah­ke­me­nin­ki­nin doğ­ru ol­du­ğu or­ta­ya çık­mış­tır. Bu dava­lar­da Yar­gı­tay ha­ta­sı­nı ka­bul et­miş, ye­rel mah­ke­me­nin ka­ra­rın­da ıs­ra­rı, ada­le­tin te­cel­li et­me­si­ne yol açmıştır.

Ni­te­kim Yar­gı­tay es­ki Baş­ka­nı Os­man Ars­lan 21 Ara­lık 2006 ta­rih­li Ra­di­kal Ga­ze­te­si'nde "Ama Yar­gı­tay da ha­ta ya­pa­bi­lir. Bir yıl­da me­sai ya­pı­lan gün 200 ka­bul edi­lir­se, de­mek ki gün­de Yar­gı­tay'dan 2 bin 500'den faz­la ka­rar çı­kı­yor. Bu şart­lar­da hiç ha­ta ya­pıl­ma­ma­sı müm­kün mü?" di­ye­rek bu ger­çe­ği açık­ça be­lirt­miş­tir. Do­la­yı­sıy­la ye­rel mah­ke­me­le­rin Yar­gı­tay'ın ha­ta­sız ol­du­ğu­nu dü­şün­me­le­ri yer­siz ola­cak­tır.

Yar­gıç­la­rın, ken­di­le­ri­ni Yar­gı­tay'dan ta­li­mat al­mış gi­bi his­set­me­le­ri, ora­dan işa­ret gel­miş ka­bul et­me­le­ri ve bu dü­şün­cey­le ka­rar­la­rı­nı de­ğiş­tir­me­ye kalk­ma­la­rı son de­re­ce yan­lış ola­cak­tır. Devletin bu tarz sinsi ve giz­li ka­nun­la­rı yok­tur. Dev­le­tin ka­nun­la­rı açık­tır, söy­len­me­yen, giz­li ka­nun dayatmadır. Açık olan bu ka­nun­la­ra göre yar­gı­la­ma ya­pı­lır ve ka­rar alınır.

Ye­rel mah­ke­me yar­gıç­la­rı­nın ver­dik­le­ri ka­ra­rın ar­ka­sın­da dur­ma­la­rı ve bun­la­rın, Yar­gı­tay ka­ra­rın­dan da­ha doğ­ru ol­du­ğu­nun or­ta­ya çık­ma­sı bu yar­gıç­lar için bir onur kaynağıdır.

Hiç­bir Türk yar­gı­cı, dü­rüst dav­ran­ma­yıp kor­ka­rak, ço­luk ço­cu­ğu­na za­rar gel­me­si kay­gı­sıy­la, Masonik şebekelerden ve gizli çe­te­ler­den çeki­ne­rek, ter­fi­si­nin en­gel­le­ne­ce­ği en­di­şe­siy­le ya da mad­di ka­yıp­la­ra uğ­ra­ya­ca­ğı şeklin­de­ki dü­şün­ce­ler­le ha­re­ket et­mez. Ge­le­cek ne­sil­ler­de da­hi nef­ret­le anı­la­cak böy­le kü­çük dü­şü­rü­cü davranışlardan sakınır.73[9]

Masonlar Yargıdan Elini Çekmelidir!

Ma­son­luk, dün­ya­nın bir çok ül­ke­sin­de ol­du­ğu gi­bi ül­ke­miz­de de fa­ali­yet gös­te­ren son de­re­ce ka­ran­lık, gizli ve et­ki­li bir güç oda­ğı­dır. Han­gi ül­ke­de ya­şar­sa ya­şa­sın, han­gi ırk­tan ya da din­den olur­sa ol­sun, her ma­son aynı fi­kir ve inanç­la­rı pay­la­şır. Çün­kü ma­son­luk ulu­sal de­ğil kü­re­sel bir teş­ki­lat­tır. Tür­ki­ye'de sa­de­ce ma­son­lar için ya­yın­lan­mak­ta olan Ma­son Der­gi­si'nin 81/4 sa­yı­sın­da ye­ra­lan "ma­son­luk ni­zam­la­rı her ma­son için tek rehber­dir" il­ke­si, ma­son­lu­ğun bu özel­li­ği­ni vurgulamaktadır. Gerçekten de örneğin bir Ame­ri­kan ma­son lo­ca­sı Alman ya da Yu­nan bir ma­son lo­casının birebir aynısıdır. Dünyadaki locaların tamamı, ma­son­lu­ğun tek merkezden alı­nan karar­la­rı­nı uy­gu­la­ma­ya ko­yan şu­be­leri ma­hi­ye­tin­de­dir. Hiç­bir lo­ca mer­ke­zin onay ve talimatına uygun ol­ma­yan karar­lar ala­maz, ilke ve pren­sip­ler or­ta­ya ko­ya­maz. Kı­sa­ca dün­ya üze­rin­de tek bir mason teş­ki­la­tı var­dır. Ülkelerde­ki ma­son lo­ca­la­rı da bu teş­ki­la­tın bi­rer üye­si­dir. Mer­kez­de alı­na­cak bir ka­rar dün­ya­da­ki tüm ma­son­la­rı bağlayıcıdır.

Bir ma­son, ma­son­luk dı­şın­da hiç­bir ah­la­ki ve­ya hu­ku­ki pren­si­bi dik­ka­te al­maz. Ak­si­ni yap­tı­ğı tak­dir­de ma­son­lu­ğa iha­net etmiş sa­yı­lır. Do­la­yı­sıy­la bir yer­de ma­son var­sa ora­da ma­so­nik fel­se­fe­nin iz­le­ri görüle­cek­tir. Bir in­san hem ma­son­luk­ta de­re­ce alıp hem de baş­ka bir ha­yat fel­se­fe­si­ni uy­gu­la­ya­maz. İş çev­re­sin­de ve­ya yet­ki­li bu­lun­du­ğu ku­rum­da mut­la­ka ma­son­lu­ğun le­hi­ne fa­ali­yet yap­mak zo­run­da­dır.

Masonların devletin bazı kilit noktalarının ellerinde kalmasına büyük önem verdikleri bilinmektedir. Bu noktalara yapılacak atamalarda mason olmak ilk şart koşulmakta, bir masonun görevi sona erince onun yerine, "halef-birader sistemi" tabir edilen uygulama ile diğer bir mason atanmaktadır.

Ma­son­lar en ki­lit nok­ta­lar­dan olan yar­gı­ya da sız­mış­lar­dır. Ma­son­lu­ğun yar­gı ka­de­me­le­rin­de ken­di­ni gös­ter­me­si son de­re­ce en­di­şe ve­ri­ci­dir. Bu sız­ma, do­ğal ola­rak ba­zı ka­rar­la­rın, ana­ya­sa­mıza, kanunlarımıza ve vic­da­ni il­ke­le­re gö­re ve­ril­me­di­ği­ni gös­ter­mek­te­dir. Çün­kü yu­ka­rı­da da izah et­ti­ği­miz gibi bir maso­nun tek ha­re­ket nok­ta­sı ma­so­nik pren­sip­ler­dir. Ma­son bir sav­cı ve­ya ma­son bir yar­gıç, ne kanun din­ler ne vic­dan. Ma­son­luk ne em­re­di­yor­sa onu ya­par. Ada­let­siz­lik, hak­sız­lık ve­ya ahlaksızlık bir maso­nu zer­re ka­dar il­gi­len­dir­meyen konulardır.

Ata­türk'ün ka­pat­tır­dı­ğı an­cak vefatından son­ra tür­lü oyun­lar­la tek­rar fa­ali­ye­te baş­la­yan ma­son lo­ca­la­rı, Türk ada­let me­ka­niz­ma­la­rı­nı ça­lı­şa­maz du­ru­ma ge­tir­mek­te­dir. Lo­ca­lar­da kı­lıç­la­rın önün­de diz çö­ke­rek ye­min eden bir sav­cı ve­ya yar­gıç­tan ada­let bek­le­mek abes­le iş­ti­gal olur. Özel­lik­le ma­son­lu­ğun men­fa­at ve ide­al­le­ri­ni il­gi­len­di­ren ha­ya­ti ko­nu­lar­da ka­rarlar biz­zat lo­ca­lar­da alınmaktadır.

Yar­gı­nın üze­rin­de ma­son et­ki­si ol­du­ğu sü­re­ce yar­gı­dan hal­kı­mı­zı tat­min edi­ci ka­rar­la­rın çık­ma­sı ola­sı­lı­ğı yok­tur. Türk va­ta­nı­nı ve Türk Mil­le­ti­ni se­ven bir kim­se­nin kö­kü dı­şar­da olan bir ör­gü­te des­tek ver­me­si müm­kün de­ğil­dir. Ya­nıl­gı ve yan­lış bil­gi­len­me so­nu­cu ma­son­lu­ğa gir­miş ve ken­di­ni ka­ran­lık bir gir­da­bın için­de bul­muş yar­gı men­sup­la­rı­na çağ­rı­mız va­kit ge­çir­me­den is­ti­fa et­me­le­ri ve ma­son­lu­ğun ken­di­le­ri­ni kul­lan­ma­la­rı­na izin ver­me­me­le­ri­dir. Ken­di ira­de­siy­le yar­gı­da­ki ma­ka­mı­nı terk et­me­yen­ler ise dev­le­ti­miz ta­ra­fın­dan az­le­dil­me­li­dir. Dev­let ve yar­gı me­ka­niz­ma­la­rı­na sız­mış ma­son­lar bir bir tes­bit edilme­li, ayı­rım yap­mak­sı­zın ayık­lan­ma­lı­dır.

Ma­son­lu­ğun bu ül­ke­nin men­fa­ati­ne bir ör­güt ol­ma­dı­ğı­nı her­kes bil­mek­te­dir. Bu­nu bi­le bi­le bu ör­gü­te üye ol­mak cid­di bir ha­ta­dır. Bu kim­se­ler sap­tık­la­rı yo­lun hi­le, ya­lan ve ka­ran­lık­larla do­lu ol­du­ğu­nu an­la­ma­lı ve va­kit kaybetme­den ha­ta­la­rın­dan dön­me­li­dir­ler. Kü­çük men­fa­at­ler uğ­ru­na Tür­ki­ye üze­rin­de oyun­lar oy­na­yan bir ör­gü­te üye olan­lar bi­le­rek ve­ya bil­me­ye­rek bu ül­ke­ye çok cid­di za­rarlar açmaktadır.

Bü­yük Ön­der Ata­türk ma­son­lu­ğu çok sert ifa­de­ler­le eleş­tir­miş ve ka­pa­tıl­ma em­ri­ni ver­miş­tir. Ma­son­lu­ğa ge­çit ver­me­mek bi­ze Ata­türk'ün bir mi­ra­sı­dır. Pek çok ko­nu­da Ata­türk'ün izin­de git­ti­ği­ni id­di­a eden­le­rin, onun ka­pat­tı­ğı bir ör­gü­tün var­lı­ğın­dan ra­hat­sız ol­ma­ma­sı çe­liş­ki­li bir du­rum­dur.

Ma­son­lu­ğun tas­fi­ye­si, Tür­ki­ye Cum­hu­ri­ye­ti'ni dün­ya mil­let­le­ri­nin gıp­ta ile iz­le­ye­ce­ği ör­nek ül­ke ha­li­ne ge­ti­re­cek ha­ya­ti bir atak ola­cak­tır. Bundan sonra ma­son lo­ca­la­rı­na üye olanlar devlet memurluğuna alınmamalıdır. Halen bu localara kayıtlı olanlar ise devlet memurluğundan çıkarılmalı, böylelikle ma­son­lar tas­fi­ye edil­me­li­dir. Polis kayıtlarında bulunan mason memurlar listesi ve gizli mason üyeler de açıklanmalıdır. Ayrıca Türk localarının İngiliz ve Fransız mason localarıyla yaptıkları kriptolu gizli görüşmelere ait dosyalara el konulmalıdır. Bunlar yapıl­ma­dı­ğı tak­dir­de ma­son­lu­ğun dev­le­ti­mi­zin bü­tü­nüne sız­ma­sı en ki­lit yer­le­ri tut­ma­sı iş­ten bi­le de­ğil­dir. İş iş­ten geç­me­den ko­nu­nun üze­ri­ne gi­dil­me­li, göz gö­re gö­re dev­le­ti­miz bey­nel­mi­lel ma­son­lu­ğun elinden kurtarılmalıdır.

Sonuç:

Eğer bir ülkede hem iktidara, hem yasamaya ve hem de yargıya karşı ciddi bir güven sorunu oluşmuşsa, milletin birlik ve dirliği, devletin egemenlik ve güvenliği hakkında kuşku ve kaygılar bulunuyor ve bir bunalıma doğru hızla kayıyorsa; her şeye rağmen hala itibar ve itimat duyulan başka bir kurumun hakemliğine, o toplum hazır ve razıdır demektir. Bu kurum ordumuzdan başkası değildir. Çürüyen ve çözülen sistem artık yamalanacak ve dikiş tutacak konumu çoktan kaybetmiştir. Düzenin bütün kurum ve kurallarıyla, yeniden dizayn edilmesi ve düzeltilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.

Geçen her saniye, aleyhimize işlemektedir.













[1] Mustafa Canbey / 09.04.2008 / Milli Gazete

[2] (http://www.yargitay.gov.tr/content/view/134/64/)

[3] (www.memurlar.net/ haber/6058/)

[4] ("Yargı İki Davada Bir 'Pardon' Diyor", Zaman Gazetesi, 19 Mayıs 2005)

[5] (www.adli-sicil.gov.tr/istatistik_2006/yargıtay/yargt4.htm)

[6] (www.yargitay.gov.tr/content/ view/139/64/)

[7] (http://yenisafak.com.tr/roportaj/roportaj29.html)

[8] Milli Gazete / 09.04.2008

[9] Sedat Altan BAV Başkanı / Milli Gazete / 01.04.2008


Bu yazarin diger makaleleri

BU VATAN KİMLERE KALDI? (ŞİİR)
  BU VATAN KİMLERE KALDI?        Bu vatan davaya, hıyanet edip Tayyo gömleğini,...
Devami
MARS’TAN MİSAFİRİ VAR!
 “Bir Hoca; “Mars’lı bir çocuğun kendisini ziyarete geldiğini” söyledi. (Gazete...
Devami
BAYRAM YAKLAŞIYOR! (ŞİİR)
 BAYRAM YAKLAŞIYOR!    Değişmez kaderin, hükmü yürüyor İstersen karşı çık, tavandan asıl! Kervan...
Devami
İRAN VİRAN OLMAYACAK VE YENİ BİR DÜNYA KURULACAK
Erbakan Hoca'nın Tarihi İran Ziyaretinin Özeti: İRAN VİRAN OLMAYACAK VE...
Devami
TAKDİRİN TAKSİMİN BAŞIM ÜSTÜNE (ŞİİR)
  TAKDİRİN TAKSİMİN BAŞIM ÜSTÜNE          Hidayet yolunda, yoruldum ise Ya Rabbi taltifin1,...
Devami
ERBAKAN’I ANLAMAK… YA DA ANLAYAMAMAK…
Erbakan Hoca, 42 sene evvelinden: “Önce Ahlak ve Maneviyat, Sonra...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2891

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR