Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4543
mod_vvisit_counterDün6748
mod_vvisit_counterBu Hafta11291
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay133794
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16568710

IP'niz: 3.237.61.235
Bugün: 20 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12092003

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

İRAN'A SALDIRI SENARYOSU VE ZAMAN GAZETESİNİN SOYSUZLUĞU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

"İsrail'in oturup roket bekleyecek hali yok"muş!..

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ortadoğu turunun Kudüs ayağında, "İsrail'in oturup, Gazze'den atılan ve halkını terörize eden roketleri bekleyecek hali yok" demişti.

Mısır'ın Şarm el Şeyh kentinde düzenlenen "Gazze'nin yeniden imarı için yardım" konferansına katılan ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, oradan Kudüs'e geçerek İsrailli yetkililerle bir araya gelmişti. Clinton, Gazze'den atılan ve halkını terörize eden roketler karşısında İsrail'in eli kolu bağlı oturamayacağını" belirtmişti. Bu İsrail ve ABD'nin İran'a saldıracaklarının işaretiydi.



Zaman Yazarı Mehmet Yılmaz:

İsrail ile İran arasında füze savaşı çıkar mı? yazısında iblis gibi İsrail şakşakçılığı yapıyordu:

"Bana göre Irak için sonun başlangıcı, Körfez Savaşı sırasında İsrail'e 39 adet Scud füzesinin fırlatılmasıydı.

1981 yılında Irak'ın nükleer santralini hava operasyonuyla yerle bir eden İsrail, on yıl sonra Irak'tan topraklarına gönderilen bu füzelere engel olamamanın acısını hissetti daima.

İsrail 1991'de üzerine bir 'kâbus' gibi çöken Scud'ları da, bunları fırlatanları da hiç ama hiç unutmadı.

Unutmadığı için de güvenliğini tehdit eden Irak'ın 'zayıf' bir ülke haline gelmesi için elinden gelen bütün gayreti gösterdi.

Sonunda başardı da...

Ortadoğu'da Irak'ın geçmişteki rolünü oynayabilecek birkaç ülke var hâlihazırda. Onlardan biri de İran.

Her ne kadar Barack Obama ile birlikte 'iyimser' bir hava esiyor olsa da bölgedeki atmosfer hayli gergin. İran da İsrail de kendilerini bir savaşa hazırlıyor sanki.

Bu gerilimin altında İran'ın 'nükleer' silah elde etme arzusu yatıyor elbette. ABD, Tahran'ın bu niyetinden rahatsız... İsrail ise nükleer silaha sahip bir İran'ın kendisini Irak'tan daha fazla tehdit edeceğini düşünüyor.

Ve İran'ın nükleer silah elde etme kapasitesini ortadan kaldırmak istiyor.

Ancak cevaplanması gereken bir soru var ortada:

İsrail bunu nasıl yapacak?

1981'de Irak'ı vurduğu gibi ani hava operasyonu mu düzenleyecek?

Yoksa...

İran'ı da işgal etmesi için ABD'yi teşvik mi edecek?

İşte bu soruya ışık tutabilecek bir rapor yayınlandı hafta başında. ABD merkezli Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi (CSIS) tarafından neşredilen 114 sayfalık rapora göre İsrail, sahip olduğu uzun menzilli Jericho füzeleri ile İran'ı vurabilir.

Söz konusu füzelerin hedefi vururken çok az sapma gösterdiği, ayrıca 750 kilogram savaş başlığı taşıyabildiği vurgulanıyor raporda. Buna göre 42 Jericho ile İran'ın ana nükleer tesisi Natanz'ı yok etmek mümkün.

Bu durumda İran ne yapıyor peki?

O da bir yandan hava savunma sistemini Rus S-300 füzeleriyle güçlendirmeye çalışıyor. Diğer yandan da uzun menzilli Şahap füzelerini geliştirmek için çaba sarf ediyor.

Rusya kaynaklı haberlere göre iki yıl önce S-300'lerin İran'a satışı konusunda Tahran ile Moskova arasında bir sözleşme imzalanmış. Ancak Ruslar henüz İran'a bir teslimat yapmamış.

Şüphesiz bu açıklama İsrail ve ABD'yi endişelendiren bir gelişme. Çünkü S-300'ler Jericho'larla baş edebilir.

Bu hazırlıklar bir savaşla sonuçlanır mı bilinmez. Ama Türkiye'nin olup bitenleri yakından takip etmesinde fayda var" sözleriyle nükleer başlıklı binlerce füzeye sahip İsrail'in "nükleer hazırlık yapıyor" bahanesiyle İran'a saldırmalarını haklı göstermeye çalışıyordu.

"Hesaplaşma Günü" yaklaşıyordu!?

Taşlar yerinden oynuyor. Hesaplar revize ediliyor. Ülkeler dış politikalarında ciddi değişikliklere gidiyor. İttifak üyesi ülkeler, birbirini hazmedemez hale geliyor.

Ezeli düşmanlar birbirlerine ellerini uzatıyor. "Terör ortak tehdidi" söylemi şimdiden eskimiş sanki. Sadece ABD politikalarında değil, Avrupa Birliği üyelerinin birbiriyle ve dünya ile ilişkilerinde değişiklikler izleniyor. Birlik olarak krizi merkeze alan yeni küresel stratejiler belirleme çabası öne çıkıyor.

1- İran: Nükleer üretime dün başladı. ABD, özellikle İsrail için dünyanın en önemli krizi haline gelen İran'ın nükleer meydan okuyuşunu önleyemedi. İsrail'in ABD'den bağımsız bile saldırıya girişeceği söylenirken tam tersi oluyor. ABD, İsrail'e rağmen İran'la yakınlaşma içine girmeye çalışıyor. Hatta Türkiye'nin iki ülke arasındaki yakınlaşmada ara bulucu olması bile söz konusu. Şu bir gerçek artık: Tahran şöyle ya da böyle nükleer güç oluyor. Bütün baskılara rağmen bunu başarıyor. İsrail, İran konusunda yalnız kaldı. Bu yılsonundan itibaren İsrail'in de, ABD'nin de İran'a karşı caydırıcı güç gösterisinde bulunma lüksü olmayacak. Bu yeni gerçek, en önemli sonucunu bölgesel dengelerde ortaya çıkaracak. Başka ülkeler de nükleer güç olma yolunda ilerleyecek. Ama en önemlisi, İsrail Ortadoğu'daki caydırıcı nüfuzunu önemli ölçüde kaybedecek. Kendisini ciddi oranda sınırlanmış hissedecek. Hareket alanı, ileriki yıllarda daha fazla daralacak. Bu yönüyle kriz eksenli değişim en büyük darbesini İsrail'in güvenliğine vuracak gibi.

2- Suriye: Irak işgalinden sonra ikinci tehditti. Son on beş yılın en önemli bölgesel stratejilerinin merkezinde Irak'la birlikte Suriye'nin de tasfiyesi öngörülüyordu. Çünkü bu çalışmalar önemli ölçüde İsrail'in güvenliğini esas alıyordu. Birkaç yıl önce, ABD ve İsrail'in saldırı ihtimaline karşı Suriye sokakları alarmdaydı. 2007 Eylül'ünde İsrail savaş uçakları Türkiye hava sahasını da kullanarak Suriye'nin el-Kibar bölgesini bombaladı. ABD ve İsrail'e göre burada nükleer tesis kuruluyordu. Sadece Türkiye çok sert tepki gösterdi. Dünya sustu...

Çünkü Suriye artık kurbandı. ABD yönetimi şimdi bütün bunlardan vazgeçti. Dahası Suriye birçok bölgesel konuda ortaklık kurmak istiyor. Şam'a yeni roller öneriliyor. ABD de, Avrupa ülkeleri de Türkiye'nin tezlerine yaklaştı. Şahinlerin Gazze provokasyonu olmasaydı, İsrail bile Suriye ile yakınlaşacaktı. Er geç buna mecbur kalacak. Bu arada Suriye'deki Doğu Araştırmaları Merkezi'nin hazırladığı bir rapor var: Ülkedeki stratejik petrol rezervinin 24.3 milyar varil olduğu ortaya çıkarılmış. Bu kaynaklar nerde, biliyor musunuz? Ülkenin Kuzeydoğu'sunda. Yani Türkiye'ye yakın yerlerde... Bunu da bir not olarak aktaralım. Şam direndi, kazanıyor. Eski mağluplar zafere doğru ilerlerken, eski galipler yalnızlaşıyor.

3- ABD ile Irak arasında yapılan anlaşma ile ABD birlikleri 2011 yılında Irak'tan çekilecekti. Şimdi, Obama'nın, askerlerin 2010'da çekilmesi için emir vereceği, bu açımlamanın önümüzdeki günlerde yapılacağı söyleniyor. Öyle görünüyor ki, asıl değişim bu çekilme ile birlikte kendini gösterecek.30[1]

Medvedev, Rusya'nın askeri planlarını açıklıyordu

Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Rusya'nın saldırgan askeri planlarının bulunmadığını ama Rusya'nın savaş gücünü güçlendireceğini bildirmişti.

www.rusya.ru portalında yer alan www.dni.ru haber ajansına dayandırılan habere göre, Rusya'da kutlanan 'Vatanın Savunucuları Günü' ile bağlantılı olarak açıklamalarda bulunan Medvedev, Rusya vatandaşlarının güvenliğinin her şeyden önemli olduğunu söylemişti.

Rusya'nın kendi vatandaşlarının güvenliğini sağlanması ve garanti alınması gerektiğini kaydeden Medvedev, bu yüzden Rusya ordusunun ve donanmasının askeri gücünün arttırılması gerektiğini kaydetmişti.

Yeni bir vizyonu olan bir ordunun oluşturulmasının günümüzün gereği olduğunun altını çizen Medvedev, ordu ve donanmanın günümüz tehlikelerine cevap verebilecek düzeyde olması ve günümüzde yaşanan tüm ekonomik sıkıntılara rağmen bu görevlerinin yerine getirilmesi gerektiğini belirtmişti.

Konuşmasında, 2. Dünya Savaşını da değinen Medvedev, SSCB'nin savaşı kazanan taraf olduğunu, son zamanlarda savaşın SSCB'nin kazanmadığı aksine müttefik güçlerin savaşı kazandığı yönünde asılsız teorilerin ortaya atıldığını, Rusya'nın savaşı SSCB'nin kazandığı gerçeğini savunmaya devem edeceğini sözlerine eklemişti. Bütün bunlar Amerika'nın muhtemel bir İran'a saldırısında Rusya'yı karşısında bulacağının işaretiydi..

Irak'a demokrasi dışında her türlü felaket ve sefalet getiriliyordu!

Irkçı emperyalistler "demokrasi getireceğiz" diye işgal ettikleri Irak'a 6 yılda, kan, vahşet açlık, yokluk, ölüm, mülteci ordusu, 2 milyon dul kadın ve ölümü bekleyen yüz binlerce çocuk getirdi.

2 milyonun üstünde Iraklı ölüyordu

ABD liderliğindeki işgal güçlerinin 20 Mart 2003'de başlayan Irak işgalinin 6. yıldönümünde, savaşla ve Irak'la ilgili göstergeler korkunç bilançoyu gözler önüne serdi. 2 milyon kadının dul kaldığı Irak'ta sivil kayıpları milyonu geçti.

3 milyon Irak'lı mülteci konumuna düşüyordu

2008'de savaş nedeniyle ülke içinde evlerinden kaçmak zorunda kalanların 195 bin kadarı eski evlerine geri dönebildi. Hâlâ Irak içinde evlerinden ayrılmak zorunda kalmış 3 milyon kişi var.

İşgal güçlerinin sayıları ürkütüyordu

Irak'ta halen 140 bin Amerikan askeri var. Kiralık katillerin oluşturduğu özel Amerikan sözde güvenlik şirketlerinin binlerce katili halen Irak'taydı. ABD'nin resmi verilerine göre, ölen Amerikan askerlerinin sayısı ise yaklaşık 5 bin kadardı.

Irak'ın geleceği karanlık görünüyordu

İşgal edilmesinin üzerinden 6 yıl geçen Irak'ta ülkenin geleceği karanlıktı. Ülkedeki çatışmalar Musul ve çoğunlukla kuzeyde devam ediyordu. Etnik gruplar arasında kaynakların paylaşımı için mücadele de artıyordu.

Siyonist Yahudi ve Hıristiyan ittifak, Irak'ı cehenneme çeviriyordu

Savaşın ABD'ye maliyeti: 620 milyar doları geçiyordu

Resmi verilerine göre askeri operasyonların toplam maliyeti, şimdiye kadar 605 milyar dolardan fazla. Savaşa ayrılan resmi bütçeyse şimdiye kadar 657 milyar dolar. Kongre Bütçe Bürosu, Ağustos 2008'de savaşın gelecek on yıldaki ek maliyetinin 440 milyar ila 865 milyar doları bulabileceği tahminini yaptı. Ekonomist Linda Bilmes ve Joseph Stiglitz, savaşın devam eden askeri operasyonlar, artan borç, faiz ödemeleri ve devam eden sağlık sigortası ve gaziler için danışmanlık hizmetlerinin maliyetleri toplandığında en az 3 trilyon dolar olacağını hesapladı.

AKP Timsah gözyaşları döküyor ama İsrail'le derin ilişkilerini sürdürüyordu:

Gazze'de yüzlerce Filistinliyi katleden İsrail'e karşı AKP saflarından bile tepkiler yükseliyordu. Çünkü AKP işbaşına geldiğinden bu yana İsrail ile derin bir ilişki kurmuştu. Bu gelişmelerde Abdullah Gül'ün dikkat çekici bir rolü bulunuyordu. İşte Erdoğan-Gül ikilisinin İsrail'le ilişkilerinin kısa tarihi...

CIA Başkanı John Deutch 1995'in Ağustos ayında Türkiye'yi ziyaret ediyordu. Tansu Çiller ve Alparslan Türkeş'i de ziyaret eden Deutch'un bir diğer adresi de Abdullah Gül oluyordu. Ancak o dönemde bu tür gelişmelerin tabana nasıl anlatacağı kaygısını taşıyan Gül, bu görüşmeyi basının duymasını istemiyordu.. 6 Kasım 1996'da Sabah gazetesinde Sedat Sertoğlu "Gül Amerika yolcusu" başlıklı yazısında "ABD yönetimi üzerinde son derece etkili olan Yahudi lobisi de Gül'ü merak ediyor. Onun Refah Partisi içindeki bazı unsurlar gibi anti-semitik olmadığı görüşündeler" diye yazıyordu. Abdullah Gül ise Sertoğlu'nun bu yazısından 4 ay sonra, Şubat 1997'de ABD'ye giderek burada Yahudi kuruluşlarıyla bir araya geliyordu. Arkasına ABD ve İsrail desteğini alan Gül ve Erdoğan ikilisi "Milli Görüş"ten koparak AKP'yi kuruyordu.

Yahudi lobileri ve ABD'yle henüz AKP kurulmadan çok önce başlayan ilişkiler, 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından daha üst bir boyut kazanıyordu. Görünüşte "İslamcı" bir gelenekten geldiği söylenen AKP, dış ilişkilerde İsrail'i kollayan politikalarıyla dikkat çekiyordu. İşin ilginç yanıysa, o günlerde de medyaya İsrail-AKP ilişkilerinin gerildiğine dair kasıtlı haberler servis ediliyordu. Ancak ne gariptir ki AKP hükümetinin ilk bir yılında İsrailli bakanlar art arda Türkiye'ye gelirken, hiç bir Filistinliye randevu verilmiyordu.

Gül'den Müslüman ülkelere: "İsrail'i tanıyın" diyordu.

2003 yılının Mayıs ayında Tayyip Erdoğan Cüneyd Zapsu'yu, Abdullah Gül ise Murat Mercan'ı ABD'ye göndererek önde gelen Yahudi lobi kuruluşlarıyla görüşmeler yapılıyordu. Bu tarihlerde Dışişleri Bakanı olan Abdullah Gül'ün önemli bir misyonu da Pakistan, Malezya gibi Arap kökenli olmayan Müslüman ülkelerde İsrail'i tanıtma çabası oluyordu. Gül bu ülke liderlerinden İsrail'i tanımalarını ve ilişkilerini geliştirmelerini istiyordu.

Erdoğan'a Siyonist Yahudiler, niye "cesaret ödülü" veriyordu?

26-30 Ocak 2004 tarihlerinde ABD'ye giden Tayyip Erdoğan'a İsrail'e hizmetlerinden dolayı Amerikan Musevi Komitesi tarafından "Cesaret Ödülü" veriliyordu. Erdoğan'ın bu ödülü almasından yalnızca bir kaç ay sonra, 2004 Mayıs ayında İsrail tekrar Filistin'e saldırıyordu. TBMM tarafından İsrail'e karşı hazırlanan bildiriye AKP'li vekillerin de destek vermesi Erdoğan ve Gül tarafından engelleniyordu.

GAP'ta İsrail faaliyeti, AKP döneminde doruğa çıkıyordu

2004 yılının en önemli gündem maddelerinden biri de İsrail'in GAP bölgesindeki faaliyetleri oluşturuyordu.

İsrail'in bölgeden büyük miktarda toprak satın aldığı ortaya çıkıyordu. Ancak bu iddiaların üstü, AKP hükümeti tarafından örtülüyordu. Tayyip Erdoğan 1-3 Mayıs 2005 tarihli İsrail ziyaretinin hemen ardından bu projenin temelini atıyordu. Şanlıurfa'nın göbeğindeki bu projeye İsrail büyük bir mali destek veriyordu.

AKP Lübnan'da İsrail'e destek veriyordu

İsrail ile AKP arasındaki bu yakınlık 2006 yılındaki İsrail-Lübnan krizinde de ortaya çıkıyordu. İsrail, Lübnan'a yerleştirilecek Birleşmiş Milletler barış güçlerinin çoğunluğunun Türkiye'den olmasını istiyordu.

AKP hükümetiyle İsrail arasındaki sıkı ilişkilerin önemli bir boyutunu da enerji hatları konusu oluşturuyordu. Rus petrollerinin Ceyhan üzerinden İsrail'deki Aşkelon limanına taşınmasını öngören proje, İsrail'i bölgede önemli bir enerji gücü haline getiriliyordu. Proje, Ceyhan'ı enerji merkezi olmaktan çıkaracağı için, enerji uzmanlarının tepkisini çekiyordu. Projeyi, Erdoğan'ın damadının CEO'luğunu yaptığı Çalık Grubu hazırlıyordu.

Ceyhan-Hindistan petrol koridoru ve Büyük Orta Asya Projesi ile

AKP, İsrail'in enerji yollarını ‘temizliyor'du ve Türkiye taşeron olarak kullanılıyordu

ABD ve Türkiye Stratejik Ortaklığın İlerletilmesi İçin Ortak Vizyon ve Planlı Diyalog Belgesi'ni 5 Temmuz 2006'da Washington'da imzalıyordu. Bu imzayla Türkiye, ABD'nin Orta Asya, Afganistan ve Kafkasya'da istikrara, demokrasiye, refaha/enerji güvenliğine, Irak, İran ve nükleer politikalarına, Filistin-İsrail çatışmalarının durdurulmasına, bölgeye yönelik NATO ve NATO dönüşüm politikalarına katkıda bulunmayı üstleniyordu.

ABD, başlangıçta Büyük Ortadoğu Projesi(BOP) olarak gündeme getirdiği sonrasında adını Büyük Orta Asya Projesine   (BOAP)dönüştürdüğü proje ile Ortadoğu'nun sınırlarını Orta Asya, Güney Asya ve Kafkasya'yı içine alacak şekilde yeniden tanımladı ve bu coğrafyada NATO güçlerini devreye sokuluyordu. Bununla bölgedeki zengin petrol, doğalgaz ve yeraltı madenlerinin ele geçirilmesi amaçlanıyordu.

ABD; Ortadoğu'nun sınırlarını Orta Asya'ya taşıdığında BOAP dünya petrol ve doğalgaz kaynaklarının yüzde 80'ine sahip olacak avantajı sağlıyordu.

Stephen B. Cohen, 'Geopoli-tics of the World system' (Dünya sisteminin Jeopolitiği) adlı kitabında; Kuzey Afrika'dan başlayıp, Mısır, Sudan, İran, Irak, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, İsrail, Yemen, Lübnan, Afganistan,  Kafkasya ve Kazakistan'a uzanan bu projenin, emperyalizmin dünya hegemonyasına hizmeti hedeflediğini yazıyordu.









[1] İbrahim Karagül / Yeni Şafak


Bu yazarin diger makaleleri

SABATAYCILIK İSTİSMARI VE BİR GERÇEĞİN ABARTILMASI.
  Bediüzzaman'ın ifadesiyle; "İfrat (herhangi bir konuda aşırılık) ta; tefrit...
Devami
Azeri- Ermeni Çatıştırılmasının Anlamı: BOP’UN SON AŞAMASI; TÜRKİYE PARÇALANMALIDIR!
  AKP iktidarının basiretsizlik ve beceriksizliği ve Siyonist odakların güdümündeki Amerika’nın...
Devami
AKP’DEN KAHRAMAN AKREPTEN “BAL YAPAN” ÇIKAR MI?
AKP Ankara’sının 12-14 Ekim 2009 tarihlerinde Konya’da yapılacak ve savaş...
Devami
KAFKAS YAHUDİLERİ VE RECEP BEY’İN KÖKENİ
Recep T. Erdoğan 2004 Ağustosunda yaptığı Gürcistan ziyareti sırasında sarf...
Devami
“Algı” Operasyonları, “Yanılgı” Manipülasyonları Ve DUYARSIZ TOPLUMUN YOZLAŞMASI
  Konunun daha rahat anlaşılması için, bazı güncel (ve müptezel) olayları...
Devami
AKILLI YAŞAMA VE STRATEJİ AHLAKI
“Bir işe başladığınız zaman çektiğiniz Besmele’nin ihlâsı ne kadarsa; başarınız...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1464

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR