Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1485
mod_vvisit_counterDün6304
mod_vvisit_counterBu Hafta20805
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay143308
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16578224

IP'niz: 3.235.85.115
Bugün: 22 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12095789

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

ANAYASA TAMİRATI MI, AVRUPA’NIN TAHRİBATI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Devlet; milletin binlerce yıllık ortak beyni; birikimi ve bilincidir.

Bazı odaklarca “derin” sıfatı takılarak kötü ve öcü gösterilmeye çalışılan bu milli bilinç ve birikimi, yani devleti çözer ve çökertirseniz, Millet beynini yitirmiş divaneye dönecektir. O takdirde millet olma vasfını yitirecek, kalabalık fertlere ve kumandası dış güçlerin ve işbirlikçi hainlerin elinde bulunan robot sürülere dönüşecektir.

 

İşte AKP’ye yüklenen asıl görev de bu sinsi ve Siyonist senaryoda, İslamcı ve demokratik bir artistlik rolü üstlenmektir.

Hazırlanan anayasa değişiklik paketi de bu şeytani amaç doğrultusunda önemli bir aşama gibidir.

Numan Kurtulmuş’un bütünüyle AKP’nin bu paketine destek verdiği, ancak daha ileri adımlar atması gerektiğini söylediği kendi önerilerinde:

“TSK’yı ve yargıyı, “millet” dediği malum ve melun güçlerin güdümüne sokma ve milletin ortak beyni ve bilinci olan “devleti” dejenerasyona uğratma konusunda çok daha ”demokratik” davrandığı hayretle görülmektedir. Sayfalarca süren öneri metninde, tek bir yerde “milli” kelimesinin geçmemesi de esef vericidir.

  • “1982 Anayasasında "Devletin ülkesi ve milleti" diye başlayan birçok ifade yer almaktadır. Devletin ülkesi ve milleti olamaz. Bu ifade yer aldığı müddetçe, insanı esas alan bir devlet yapılanması mümkün değildir. Teorik olarak da devletin ülkesi ve milleti yerine, milletin devleti ve ülkesi vardır. Bu devlet ve bu ülke ancak bu milletle kaimdir. Çünkü devleti de ülkeyi de var eden asıl güç milletin kendisidir. Hâlbuki resmi anayasal düşünce de milleti de ülkeyi de devlet var etmiştir. Devlet ise bürokratik oligarşi ile temsil edilmektedir.”
  • Genel Kurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığına bağlanmalıdır.
  • Askeri Yargıtay ve Askeri Sayıştay kaldırılarak yargı birliği sağlanmalıdır.
  • Ordunun profesyonel olması için yeni düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Vatani hizmet, Türk Silahlı Kuvvetlerinde veya kamu kesiminde yerine getirilecek şekilde ayarlanmalıdır.
  • Milli Güvenlik Kurulu, Anayasal kuruluş olmaktan çıkarılmalıdır.

Teklifleri, Silahlı Kuvvetlerimizi pasifize etmeye ve Türkiye’yi Muz Cumhuriyetine çevirmeye çalışan odakların talepleriyle aynen örtüşmesi, herhalde bir tesadüf değildir.

Sabataist Hasan Cemal’in de Milliyette aynı hırs ve hınçla orduya yüklenmesi ve: “Komutanlara Yüce Divan yolu açılsın” tavsiyeleri de, bu kesimin gizli niyet ve tiyniyetinin göstergesidir.

Anayasa paketi teklifine sahte ve usulsüz imza attıkları iddiaları üzerine, bu imzaları geri çekip 265 vekilden yeni imzalar toplayan; yani dolaylı biçimde ve “Yaranız yoksa niye gocunuyorsunuz?” cinsinden, sahtekârlıklarını kabul etmiş olan AKP’nin iki amaca kilitlendiği anlaşılıyordu:

1- Kendilerini iktidara taşıyan dış güçlere diyet borcunu ödemek üzere, Türkiye’nin çözülmesine yol açacak AB ve ABD dayatmalarını anayasal güvenceye kavuşturmak.

2- Bulaştıkları bin türlü yolsuzluk ve usulsüzlük suçlarından ve kapatılma korkusundan dolayı kendilerini “yargı güvencesine” almak.

Değişiklikler gerçekleşirse neler olacaktı?

  • Milli egemenlik AB ile paylaşılacak, hatta devredilip Haçlı Avrupa’nın himayesine sığınılacak.
  • Yasama yetkisi de AB ile paylaşılacak, temel yasalarda bu yetki AB’ye bırakılacak.
  • Cumhurbaşkanı ve Hükümet, yürütme yetkisini kullanırken AB hukukuna uymak zorunda olacak.
  • Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri, yargı yetkisini uluslararası mahkemeler ve diğer yargı organlarıyla birlikte kullanacak.
  • AB vatandaşları yabancı sayılmayacaklar, tüm temel hak ve hürriyetlerden aynen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi yararlanacak. Bu hakları hiçbir şekilde kısıtlanamayacak. Bunun için karşılıklılık ilkesi dahi aranmayacak.
  • AB hukuku gerektiriyorsa, herhangi bir suç işlediği ileri sürülen vatandaşlar, yargılanıp cezalandırılabilmesi için, isteyen yabancı ülkeye yollanacak.
  • AB vatandaşlarına Türkiye'de Belediye Başkanı seçilebilme, diğer yerel organlarda görev alabilme, bu amaçla siyasi partilere girip faaliyette bulunabilme imkânı sağlanacak.
  • AB vatandaşları, dilekçe hakkından da karşılıklılık koşulu aranmaksızın, aynen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi yararlanacak. Kamu ile ilgili konularda başvuru hakkı bulunacak.
  • AB mevzuatı tümüyle ulusal kanunların üstünde tutulacak, AB mevzuatına uymayan kanunların yerine AB hukuku uygulanacak. Yani, TBMM'nin yasama yetkisi bundan böyle AB mevzuatına uygun “tüzük” ve “yönetmelik”ler yapmakla sınırlı kalacak.
  • Türkiye Cumhuriyeti'nde yargıçlar artık AB hukukuna göre karar veren Haçlı Avrupa’nın memurları konumuna sokulacak.

AKP hukuku kendisine uydurma çabasındaydı!

AKP, kendisini kurtarma paketini açıklamış bulunuyor.

AKP açılacak bir kapatma davası ve olası Yüce Divan yargılamalarının önüne geçmeyi planlarken, Ergenekon başta olmak üzere hukuk dışı uygulamalara da anayasal kılıf hazırlamak istiyor.

Taslak, Tayyip Erdoğan başta olmak üzere haklarında 138 adet fezleke bulunan bakan ve milletvekillerini yargıdan kaçırmaya yönelik hazırlanmışa benziyor. Anayasa Değişikliği paketinde, Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu, yani temyiz düzenlemesi getiriliyor. Yeni düzenlemeyle birlikte Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu oluşturuluyor. Bu kurul, temyiz başvurusunun ardından, Yüce Divan kararını yeniden inceliyor. İşte bu hüküm, daha önce parçaları basına sızan değişiklik paketinin içine son dakikada sokuluyor!

AKP'liler hakkındaki suçlamalar arasında nitelikli zimmet, sahte belge ve ihaleye fesat, iftira, resmi belgede sahtecilik, kaçakçılık ve görevi kötüye kullanmak gibi suçlamalar yer alıyor. Bu dosyalardan birinde Erdoğan "zimmet, bilet kalpazanlığı, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmakla suçlanıyor. Öte yandan henüz fezleke haline gelmemiş suçlamalar, Erdoğan'ın Yüce Divan kaygısının nedenini oluşturuyor.  Abdullah Gül Colin Powel'la imzaladığı 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma nedeniyle, Erdoğan da Büyük Orta Doğu Projesi Eş başkanlığı görevi ve kendisine bağlı kurduğu "özel örgütü" nedeniyle Yüce Divan'a gitmekten korkuyor. Adalet bakanı Sadullah Ergin'in adının geçtiği Ali Dibo yolsuzlukları,    özelleştirmeler ve TMSF'nin yürüttüğü el koyma operasyonlarındaki usulsüzlük iddiaları da arkadan geliyor.

AKP öyle bir taslak hazırlamış ki, yargı karşısına çıkma ihtimallerinin hepsini ortadan kaldırıyor. Örneğin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AKP hakkında “hukuk devleti ilkesine karşı eylemlerin odağı olup olmadığı” yönünde bir incelemesi bulunuyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı soruşturma aşamasına geçip AKP haklında iddianame hazırladığı zaman dava açmak için AKP’den onay alması gerekiyor. Taslağa göre parti kapatma davası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine, TBMM'de grubu olan partilerin beşer üyesinden oluşacak ve TBMM Başkanının başkanlık edeceği bir komisyonun üçte iki oy çokluğuyla 'evet' demesi halinde açılabiliyor. Mevcut durumda TBMM'de dört partinin grubu var. Bir parti hakkında kapatma davası açılabilmesi için üç partinin "evet" demesi gerekiyor.

“Partimiz kapatılsa da, dokunulmaz olalım” kaygısı...

Diyelim ki, "TBMM Komisyonu'ndan 'evet' çıktı, kapatma davası açıldı. Tasarı yasalaşırsa davanın görüleceği Anayasa Mahkemesinin büyük çoğunluğu AKP'ye yakın kişilerden olaşacağı için kapatma ihtimali zayıflayacak. Çünkü, değişikliği olası bir kapatma davasına da uygulamak isteyen AKP taslağa geçici madde koyarak "Anayasa Mahkemesi'nde görülmekte olan davalarda da uygulanır" hükmü getiriyor.

“İhtimali düşük olsa da kapatma kararı çıktı” diyelim. "AKP’nin Anayasası" yine devreye giriyor. Taslağa göre, partisinin kapatılmasına neden olan vekilin milletvekilliği düşmüyor! Yani dokunulmazlığa devam ediyor.

Ayrıca başka yan önlemler de var. TBMM'de oluşturulan komisyon, başvuruyu reddederse, daha önceki başvuruda ileri sürülen sebeplerle yeni bir başvuru yapılamıyor.

HSYK tam bağımlı konuma sokulacaktı!

AKP’nin Anayasa değişiklik taslağında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısının da değiştirilmesi öngörülüyor. Ancak Adalet Bakanı ve Bakanlık Müsteşarı'nın Kuruldaki varlığı değişmiyor! Asıl üye sayısı 7'den 21'e çıkarılan Kurula Yargıtay üç, Danıştay bir üye seçebiliyor. Kurul'un dört üyesinin Cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi öngörülüyor. Yani Anayasa değişikliği gerçekleşirse zaten Bakan ve müsteşarın varlığı nedeniyle yürütmeye bağımlı olan HSYK, tam bağımlı hale geliyor. Örneğin HSYK, hukuka aykırı eylemler yapan Osman Şanal gibi savcıların yetkilerini elinden alması Kurul'un yapısı nedeniyle mümkün olmayacak. Yargıtay ve Danıştay üyelikleri seçiminde hükümetin denetimi artacak.

TSK hedef alınmıştı

AKP bir gece yarısı operasyonuyla TBMM'den geçirdiği ancak Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen askere sivil yargı yolunu bu sefer Anayasa değişikliğiyle yapmayı amaçlıyor. Yani şu anda kanunsuz bir şekilde uygulanan askerlerin Beşiktaş Savcılarının talebiyle tutuklanması anayasaya uydurulmuş oluyor ve böylece ileride suç konusu olmaktan çıkarılması planlanıyor. AKP’nin taslağında yüksek Askeri Şura’nın alacağı askerlikle ilişik kesme kararlarının yargıya götürülmesi öngörülüyor. YAŞ kararları sonucu irticai eylemlerden orduyla ilişiği kesilen askerlerin görevlerine yeniden dönebilmelerinin de önü açılıyor.

Şeytanlık mı, şarlatanlık mı?

AKP taslağına göre; “Siyasi Partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının talebi üzerine (1) TBMM'de grubu bulunan her bir siyasi partinin (2) beşer üye ile temsil edildiği ve meclis başkanının başkanlığında oluşturulacak komisyonun üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla vereceği izin üzerine açılacak dava Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır. Komisyonun bu kararı, yargı denetimi (3) dışındadır. Reddedilen izin başvurusunda ileri sürülen sebepler, hiçbir şekilde yeni bir başvuruya konu olamaz. (4)”

Taslaktaki maddeyi aktarırken, aralara (1)-(2)-(3)-(4) rakamlarını, bu maddedeki "budalalığı" daha kolay anlatabilmek için ben ekledim. Şimdi maddeyi birlikte yorumlayalım.

Önce şunları soralım:

TBMM'de kaç tane siyasi partinin grubu var?

Bugün için 4 tane: AKP, CHP, MHP, BDP… Pek iyi!

Bu grupların sayısı değişebilir mi?

Elbette değişebilir. TBMM'de 20 Milletvekiline sahip her parti, bir grup oluşturduğuna göre, mesela AKP’den istifa eden 20 Milletvekili ayrı bir parti kurabilir. O zaman TBMM'deki grup sayısı 5'e çıkar.

Aynı örnek CHP ve MHP için de geçerli mi? Elbette geçerli. Yani TBMM’deki grup sayısı "sabit" değil. Teorik olarak, toplam 550 milletvekili 22 ayrı siyasi parti grubu oluşturabilir.

Demek ki; maddeyi aktarırken (2) rakamını koyduğum ibaredeki "her bir siyasi parti" denilirken, siyasi parti grubu sayısı ve dolayısı ile "izin verecek komisyonun" üye sayısı her an değişebilir.

Nitekim DTP kapatılınca, BDP kuruldu ve yeni bir grup oluştu. Yani, yeni grupların oluşturulmasına engel yok! Devam edelim: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu değişiklik yürürlüğe girdikten sonra,  AKP'nin kapatılması için TBMM'de oluşturulacak komisyondan izin istedi.  (1) Mevcut duruma göre TBMM'deki AKP,  CHP,  MHP ve BDP'den beşer üyenin oluşturduğu meclis başkanıyla birlikte 21 kişilik komisyon üçte iki çoğunlukla (21'in 2/3'ü 14 kişi) bu konuda karar verecek! Başka bir ifade ile 21 kişilik komisyonda, 5 üyesi bulunan AKP, göz göre-göre, kaderini CHP, MHP ve BDP'ye teslim edecek öyle mi? Bu durumda bu maddeyi "yazan" AKP’liler mi, yoksa bu maddeye oy vermesi istenilenler mi budala? AKP'nin asıl niyeti "kaos yaratmak" olmasın?

Devam ediyoruz: Başsavcının dava için “izin” istemesi ile komisyonun "karar vermesi" arasında kesin bir süre var mı? Yok!

Başsavcı "dava için izin" ister ama Komisyon bu konuda karar vermeden TBMM'deki grupların sayısı değişir. O zaman ne olacağı belli mi? O da belli değil! Kesin olan tek şey, işin “budalalık”  seviyesine getirildiğidir.

AKP'liler "hukuk" ile dalga geçmeye devam ediyor

Maddenin devamında ne vardı? Evet! "Komisyonun vereceği karar yargı denetimi dışındadır" (3). Aynen “dediğim gibi” AKP dalga geçmeye devam ediyor. Çünkü yukarıda irdelediğimiz hükümlere göre "iş" hiçbir zaman komisyonun karar verme aşamasına gelmeyecek ki! O halde bu hükmü ciddiye almak, üzerinde tartışmak sadece "ahmaklık" olur.

Aktardığımız maddedeki son cümle(4)nin de aynı nedenle hiçbir önemi yok, ama AKP'liler, bu defa da Anayasanın tamamı ile alay ediyor gibiler. "İzin başvurusunda ileri sürülen" olaylar, eylemler değil de, "ileri sürülen nedenler (sebepler) hiçbir şekilde, yeni bir başvuruya konu olamaz"mış!

Bu hükmün de maddede "bulanıklık" yaratmak için eklendiği anlaşılıyor. İşte maddeyi kaleme alan "kafa" bu! İstersen “Resmi dili değiştir” istersen "azınlık yarat, ülkeyi böl" istersen bunları parti programına yaz, propagandasını yap, istersen din devletini, diktatörlüğünü ilan et! Kısacası anayasanın istediğin hükümlerini “tangır-tungur” et!   Başsavcının dava açmak talebi komisyonca reddedilince, bunların hepsi meşrulaşmış olsun! E, o zaman "seçimleri" de kaldır. Hani, iktidar ne yaparsa yapsın, tek cezası “seçimle gitmek olmalı” diyorsunuz ya! Aslında, bu ihtimalleri meşrulaştırmak için, böyle hükümleri "piyasaya" sürüyorsunuz herhalde! İşte bu yüzden “elinize sağlık” diyorum.

Hani bir halk deyimi var ya! "Ko sarhoşu yıkılsın" diye...[1]

Numan Kurtulmuş’un tekliflerinin perde arkası!

  • Demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları ve temsil sisteminin temel aktörleri olan Siyasi partiler sürekli kapatma tehlike ve tehdidi ile karşı karşıya kaldıkları gibi; siyasi partiler de aynen bürokratik oligarşi gibi parti içi bürokrasiye mahkûm olmuşlardır. Parti üyeleri ile delegelerinin Genel Merkez üzerinde belirleyiciliği yoktur. Merkeziyetçi, bürokratik parti yapılanmaları 12 Eylül rejiminin dayattığı siyasi partiler yasasının bir sonucudur.
  • Siyasi partilerin birlikte çalışmalarına, ortak liste yapmalarına imkân veren düzenlemeler yapılmalı,
  • Siyasi partilerin örgütlenmelerinde tek tip örgütlenme modelinden vazgeçilmeli. Örgütlenme konusu siyasi partilerin tercihine bırakılmalı,
  • Partilerin üyelik kayıtları yeniden ele alınmalı, sağlıklı, verimli sağlam bir hukuki temele oturtulmalıdır. Siyasi partilere üyelik daha fonksiyonel hale getirilmelidir.
  • Siyasi partilerin, parti içi demokrasiyi işleten, geliştiren kurumlar haline gelmesini sağlayan düzenlemeler yapılmalıdır...
  • Seçimlerde adayların belirlenmesinde önseçim mecburi hale getirilmelidir. Demokrasinin katılımın güçlenmesi, yozlaşmaların önüne geçilmesi için ön seçimlerde sadece delegelere değil o seçim bölgesinde partinin bütün üyelerine oy kullanma hakkı verilmelidir.
  • Siyasi parti genel merkezlerine aday belirlemede % 5-10 arasında bir kontenjan tanınması.
  • Siyasi partilerin tümüne genel seçimlerde aldıkları oy oranında hazineden yardım sağlanmalı, siyasi partilerin gelir ve giderleri daha saydam ve denetlenebilir hale getirilmelidir.

Önerilerinin ise, “Saadet Partisini bütünüyle Milli Görüş çizgisinden ve Erbakan’ın zihniyetinden kurtarma” heveslerinde bir hazırlık mahiyetinde olduğunu anlamak için dahi olmak gereksizdir.

“Mevcut anayasa ciddi sınırlama ve sorunlar barındırmaktadır. Anayasada açıkça görülmese bile, bu anayasanın dayandığı felsefi arka plan herkesi zorunlu olarak Müslüman, Türk, Sünni, Hanefi ve laik olarak görmekte ya da böyle olmalarını beklemektedir. Türk, Müslüman, Sünni ve Laik bir ulus yaratma çabası; Kürtleri, gayri Müslimleri, Alevileri ve dindar kitleleri ötekileştirerek sistem dışına itmiştir. Bu yaklaşım ise vatandaşların az bir kısmını özde kalanının sözde vatandaş olarak görmektedir.”

İddiaları ise temelsizdir, kasıtlı olarak üretilmiştir ve gerçekleri ters yüz etmektir.

Önce;

Mustafa Kemal’in, “üst kimliği Türk, ortak manevi değeri Müslüman olan ve Diyanet işlerinde halkın büyük çoğunluğunu oluşturan Sünni geleneği esas alan” yaklaşımı, Onun şaibeli ölümü sonrası yönetime el koyan Mason-Sabataist cunta tarafından değiştirilmiş, Laiklik İslam düşmanlığı şeklinde kemikleştirilmiş, maalesef Alevilere, azınlık kesimlere ve bölücü unsur olarak kışkırtılmak istenen Kürtlere “Ülkenin imtiyazlı vatandaşları ve sistemin temel taşları” muamelesi gösterilerek, sabataist ve masonik mahfillerce istismara ve ayrımcılığa yönelinmiştir. Hatta “Aleviler Laik Cumhuriyetin teminatıdır” sözleri açıkça dillendirilmiştir. PKK’nın oluşumunda ve terör icraatlarında bu kesimlerin işbirliği de dikkat çekicidir.

Tamamen Siyonist Yahudi Lobilerinin kontrolünde bulunan birleşik Amerika ve Fransa’daki başkanlık ve yarı başkanlık sistemini, yargı üzerindeki etkilerini ve şimdi Türkiye’deki bunlara benzer girişimleri mukayese imkânı bulmak için özetle okurlarımızın bilgisine sunuyoruz:

Yarı başkanlık sistemi olan Fransa’da Cumhurbaşkanı:

Madde 5: Cumhurbaşkanı Anayasa'ya saygı gösterilmesine nezaret eder. Hakem durumu ile kamu erklerinin muntazam işlemesini ve devletin sürekliliğini sağlar.

Cumhurbaşkanı; milli bağımsızlığın, ülke bütünlüğünün, topluluğun yaptığı anlaşmalara ve uluslararası muahedelere riayetin teminatıdır.

Fransa Anayasa Konseyi:

Madde 56: Anayasa Konseyi dokuz yıl süre ile görev yapan dokuz üyeden oluşur. Bu üyelerin görev süreleri yenilenmez. Anayasa Konseyinin üçte biri her üç yılda bir yenilenir. Anayasa Konseyi üyelerinin üçü Cumhurbaşkanı, üçü Meclis Başkanı ve üçü Senato Başkanı tarafından tayin olunur.

Yukarıda yazılı dokuz üyeden başka, eski Cumhurbaşkanları kaydı hayat şartı ile resen Anayasa Konseyi üyesi olurlar.

Anayasa Konseyi Başkanını Cumhurbaşkanı atar. Karar alınırken oyların eşitliği halinde Başkanın oyu üstündür.

(Anayasa konseyi üyeleri seçenler dikkate aldığında siyasallaşmış bir durumdadır.)

Madde 57: Anayasa Konseyi üyeliği ile Bakanlık veya Parlamento üyeliği birleşemez. Anayasa Konseyi üyeliği ile birleşemeyecek diğer görevler organik bir yasa ile gösterilir.

(Konsey 7 üyeden az sayı ile toplanamaz. Kararlarını dosya üzerinden vermek durumundadır. Çalışmalarını gizli olarak yürütmektedir. Hangi üyenin raportör olduğu, hangi üyenin ne oy verdiği gizlenmektedir.)

Madde 58: Anayasa Konseyi, Cumhurbaşkanı seçiminin kurallara uygun olarak yapılmasına nezaret eder.

Konsey şikâyetleri inceler ve seçim sonuçlarını ilan eder.

Madde 59: Anayasa Konseyi, itiraz halinde milletvekili ve senatörlerin seçimlerinin kurallara uygun surette yapılıp yapılmadığını karara bağlar.

Madde 60: Anayasa Konseyi, referandumların kurallara uygun surette yapılmasına nezaret ve sonuçlarını ilan eder. (58, 59 ve 60. maddeler gereği Anayasa Konseyi seçimlerde tam anlamıyla birinci sırada denetim ve gözetim yapmaktadır.)

Madde 61: Organik yasaların yayımlanmadan ve parlamenter meclislerin içtüzüklerinin uygulamaya konulmasından önce, Anayasa Komisyonuna sunulması zorunludur. Konsey, bunların, Anayasaya uygun olup olmadıklarını karara bağlar.

Madde 62: Anayasa Konseyi tarafından Anayasaya aykırılığı açıklanmış bir hüküm, ne yayımlanabilir, ne de yürürlüğe konabilir.

Anayasa Konseyi kararları aleyhine, hiçbir mercie başvurulamaz. Bu kararlar kamu erkleri ile bütün idari makamları ve yargı organlarını bağlar.

Madde 63: Organik bir yasa, Anayasa Konseyinin kuruluş ve işleyiş kurallarını, yargılama usullerini ve özellikle itirazlar için öngörülmüş süreleri tespit eder.

Adli Otorite

Madde 64: Cumhurbaşkanı, adli otoritenin bağımsızlığının kefilidir. Hâkimler Yüksek Kurulu, Cumhurbaşkanının yardımcısıdır.

Organik bir yasa, hâkimlerin statüsünü düzenler.

Bilfiil yargı yetkisini kullanan hüküm hâkimleri, azlolunamazlar.

(Hâkimler Yüksek Kurulu’nun iki bölümü bulunmaktadır. Birinci bölüm yargıçlardan, ikinci bölüm savcılardan sorumludur. Birinci bölümün üyeleri Cumhurbaşkanı(başkan), adalet bakanı, 5 yargıç, 1 savcı, 1 Danıştay üyesi, yargı dışından 3 kişi den oluşmaktadır. İkinci bölümde ise yargıçların yerini savcılar, savcının yerini de yargıç almaktadır)

Madde 65: Hâkimler Yüksek Kuruluna Cumhurbaşkanı başkanlık eder. Adalet Bakanı kendiliğinden Kururlun başkan yardımcısıdır; Cumhurbaşkanının yerine başkanlık edebilir. (Bu durum yargıya siyasi müdahalenin Anayasa teminat altına alınmasıdır.)

Hâkimler Yüksek Kumlunun organik bir yasa ile belirlenmiş şartlara göre, Cumhurbaşkanı tarafından atanmış dokuz üyesi daha vardır.

Hâkimler Yüksek Kurulu, hüküm hâkimlerinin Yargıtay üyeliğine atama tekliflerini ve temyiz (istinaf) mahkemeleri birinci başkanlarının atama tekliflerini yapar; diğer hüküm hâkimlerinin atamaları ile ilgili olarak Adalet Bakanı tarafından yapılan teklifler hakkında, organik bir yasa ile belirlenmiş şartlara göre mütalaasını bildirir; organik bir yasa ile belirlenmiş şartlara göre, af konusunda istişari mütalaada bulunur.

Hâkimler Yüksek Kurulu, bilfiil yargı yetkisini kullanan hüküm hâkimlerinin disiplin konseyi olarak karar verir. Bu taktirde; Yargıtay Birinci Başkanı, Hakimler Yüksek Kuruluna başkanlık eder.

(Hâkimler Yüksek Kurulu'nun kararları Fransa’da Yargıç Denetimine açıktır.)

Madde 66: Hiç kimse keyfi olarak tutuklanıp tutulamaz.

Adli otorite, ferdi hürriyetin koruyucusu olarak yasa ile belirlenmiş şartlara göre bu prensibe riayeti sağlar.

Yüce Divan teşkili

Madde 67: Bir Yüce Divan kurulmuştur

Yüce Divan, Milli Meclis ve Senato tarafından her genel veya kısmi yenilemeden sonra, bunların her birinin üyeleri arasından seçilen eşit sayıda üyeden oluşur. Yüce Divan kendi başkanını üyeleri arasından seçer. (Yüce Divan, tamamıyla siyasi bir kurum haline getirilmiştir.)

Organik bir yasa Yüce Divanın kuruluşunu, işleyiş kurallarını ve Yüce Divan önünde uygulanacak usulleri belirler.

Madde 68: Cumhurbaşkanı görevinin ifası sırasında yaptığı tasarruflarından ancak vatana ihanet halinde sorumludur. Cumhurbaşkanı ancak her iki meclisin açık oyla ve üyelerinin mutlak çoğunluğu ile karar vermeleri halinde vatana ihanetle itham olunabilir; Cumhurbaşkanı Yüce Divan’da yargılanır.

Hükümet üyeleri görevlerini yaparken ve ağır suç veya suç olarak nitelendirilen fiillerden dolayı, cezai bakımdan sorumludurlar. Yukarıda tayin edilen usul, Bakanlara ve aynı zamanda Devlet güvenliğine karşı bir komploya iştirakleri halinde, suç ortaklarına da uygulanır. Bu fıkrada belirtilen hallerde Yüce Divan, ağır suçların ve suçların tarifi ve bunlara verilecek cezalar hususunda işlendikleri tarihte yürürlükte olan ceza yasalarındaki tarif ve esaslara bağlıdır.

Başkanlık sistemi olan ABD Yargı Erki

ABD Yargı Sisteminde, Yüksek Mahkeme kaldırılamaz konumdadır. Amerikan yargısı Yüksek Mahkeme, 11 Temyiz Mahkemesi ve 91 Bölge Mahkemesi ile 3 Özel Yargı Mahkemesinden oluşmaktadır. Kongre federal mahkemeleri kurup kaldırma ve federal mahkeme yargıç sayısını belirleme yetkisine sahiptir. Ancak Kongre hiçbir şartta Yüksek Mahkeme'yi kaldırma yetkisine sahip değildir. Federal Mahkemeler, ceza ve hukuk mahkemeleri olarak iki bölümde işlem yaparlar. Birleşik Devletler Mahkemeleri Federal davalara bakmazlar, ancak Birleşik Devletler Mahkemelerinin yetkisindeki bazı davalara, Federal Mahkemeler bakabilirler.

Anayasa gereği "İyi Hal ve Davranışları" devam ettiği sürece yargıçları, uygulamada görevden alamazlar, yargıç istifa, ölüm, emekliliğini istemek durumunda kendi inisiyatifinde bu görevden ayrılır. Birleşik Devletler Yargıçları Başkan tarafından atanırlar. Bu atama Senato'nun onayı ile gerçekleşir. Kongre'nin yargıçların maaşlarını belirleme yetkisi vardır. Halihazırda Bölge Mahkemeleri Yargıçları'nın yıllık maaşları 44.600 USD, Yüksek Mahkeme Başkanı'nın yıllık maaşı ise 65.600 USD. Civarındadır.

Yüksek Mahkeme kararlarının "Temyiz”i yoktur. Kongre Yüksek Mahkeme yargıç sayısını belirleme yetkisine sahipse de Anayasa'nın Yüksek Mahkeme'ye verdiği görevleri değiştiremez. Yargıçların nitelikleri konusunda Anayasal bir kısıtlama yoktur. Yüksek Mahkeme genelde 1 Başkan ve 8 üyeden oluşur. Kararlar altı üyenin katılımı ile alınır. Bizdeki gibi 6/11 ile değil. 6/9 ile yani % 51 yerine en az % 66 ile. Üyeler isterlerse tam maaş ile 70 yaşında emekliye ayrılabilirler. İstemezlerse düşünme ve yorumlama yeteneklerini kaybedinceye ya da ölünceye kadar o makamda kalabilirler. Genel eğilim ise 70 yaşında emekli olmak şeklindedir. Bunun bir sebebi de, emekli olunca maaşlarında bir azalma olmamasındandır.

Federal Yüksek Mahkeme Başkanı, ABD protokolünde Başkandan sonra ikinci sıradadır. Başkanın oyu bir oydur. Yüksek Mahkeme iki tür davada ilk yargı yetkisine sahiptir. 1- İleri gelen yabancı kişilerle ilgili davalar 2- Bir eyaletin taraf olduğu davalar. Diğer bütün davalar Mahkemeye diğer alt mahkemelerden "Temyiz" isteği ile gelir. Mahkeme kararları en az altı yargıcın karara katılması ya da katılmaması ile alınır. Mahkeme genellikle kararları kabul edenler ve etmeyenler ile "ret" gerekçeleri ile birlikte yayınlar. Yargıçlar kabul/ret gerekçelerini genellikle ayrı nedenler ve gerekçeler ile yazılı hale getirirler. Mahkemenin baktığı yıllık ortalama dava sayısı 150 civarındadır.

Yüksek Mahkeme'nin yükünü hafifletmek üzere oluşturulan Temyiz ve Bölge Mahkemeleri, Birleşik Devletler'in 11 bölgesinde kurulmuşlardır. Bu birimlerde 3 ile 15 yargıç ile oluşmuş temyiz mahkemesi vardır. Bu mahkemelerin, Bağımsız Dairelerin icraatlarını inceleme yetkisi de vardır.

Temyiz Mahkemelerinin altında ise "Bölge Mahkemeleri" yer alır. 50 Eyalet, 89 Bölgeye ayrılmış olup her birinde 1 ile 27 arasında değişen yargıç bulunur. Mahkemelerin yüküne göre yargıçlar, bir bölgeden diğer bir bölgeye görevlendirilebilirler. Yargıçlar District of Columbia hariç, oturdukları yerlerde görev yapabilirler. Bölge Mahkemeleri davalara, bulundukları görev alanlarındaki değişik kentlerde bakarlar.

Bu sisteme dahil edilen bir başka mahkeme türü ise Kongre Kararı ile kurulan, "Özel Mahkemelerdir. Bunlara bu özelliklerinden dolayı "Yasama Mahkemeleri" adı da verilir. Diğer Mahkemelerde olduğu gibi bu mahkeme yargıçları da Başkan tarafından ve Senato'nun onayı ile atanırlar. Bugüne kadar kurulan "Özel Mahkemelerin en önemlisi Birleşik Devletler Aleyhine açılan tazminat davalarını karara bağlayan "Özel Alacak Mahkemesi"dir. Diğerleri ise "Gümrük Özel Mahkemesi", "Patent özel Mahkemesi" gibi mahkemelerdir.

Federal Yüksek Mahkeme, yasaları denetleme yetkisi sonucu bu konuda aldığı kararlar nedeniyle kendisine bir Anayasa Mahkemesi konumu getirmiştir. Bu yorumlamalar zamana bağlı olmaksızın ve yaygın olduğu için Anayasa kendini bu yolla güncelleştirebilmektedir. Her ne kadar yapı gereği, son derece yaşlı üyelerden oluşsa da mahkeme muhafazakâr görüntü vermesine rağmen son derece canlı ve etkin bir kurumdur. Özellikle, zencilerin ve azınlık unsurların haklarını savunmaları nedeniyle toplumda çok seçkin bir yere ve yüksek itibara sahiptir. Bu aynı zamanda Yüksek Mahkeme'nin, siyasi etkinliğini de arttırmaktadır.

ABD Anayasasından bazı önemli bölümler:

Kamu görevlilerinin yetkileri sınırlıdır. Kamusal eylemleri Anayasa ve Anayasaya göre çıkartılmış yasalara uygun olmak zorundadır. Seçilmiş görevlilerin, yaptıkları işler yoğun kamu gözetimi altındadır, belirli zaman aralıklarında yeniden seçilmeye hazır olunmalıdır. Atanan görevliler kendilerini atayan kişi veya makama uygun olarak hizmet yapmaktadır ve çalışmaları tatmin edici bulunmazsa, görevden alınır. Bunun tek istisnası, Yüksek Mahkeme üyelerinin ve diğer federal yargıçların, Cumhurbaşkanı tarafından yaşam boyu atanmalarıdır.

Amerikan sistemi bütün organları, kurumları ve kanunlarıyla, Siyonist Yahudi Lobilerinin ve seçkin kesimlerin gizli saltanatını koruyacak şekilde ayarlanmıştır.  Buna aykırı çıkışları susturmak amacıyla suçlandırma Birleşik Devletler'de şiddetli bir önlem olarak alınmıştır. Geçmiş 200 yıl içinde sadece 15 Amerikan Hükümet görevlisi suçlandırılmıştır; 9 yargıç, bir Yüksek Mahkeme Yardımcı Yargıcı, bir Senatör, bir Savaş Bakanı ve iki Başkan, Andrew Johnson ve Bill Clinton. (Bir diğer Cumhurbaşkanı, Richard Nıxon'ın Watergate olayında, Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu suçlandırmayı önermiş ancak, Meclis bu konuda oylama yapmadan Nıxon istifa etmiştir) Bu on dört dava içinde ancak, dört yargıç mahkûm edilip görevlerinden alınmışlardır. Eyalet görevlileri de aynı biçimde kendi eyaletlerinin yasama meclisleri tarafından suçlandırılabilirler.

Kuvvetler arasındaki bu sert ayrılığın devlet yönetiminde "koordinasyon" ihtiyacı nedeniyle yumuşatılmasının adı da (checks and balances) "kontrol/denetim ve dengeleme" sistemidir.

 

 

 

 



[1] Emcet Olcaytu- 4 Nisan 20010

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

TÜRKİYE’DE DERİN DEVLET SAVAŞLARI VE MUHTEMEL SONUÇLARI
Hiç sakınmadan ve sıkılmadan, Siyonist İsrail’i OECD’ye (Ekonomik İşbirliği ve...
Devami
AYIN AYNASI
  ŞEYTAN RAKİBİNİ TANIYOR 1940'lı yılların önemli dergilerinden "Çınaraltı" 7 Ağustos...
Devami
Yeni ve Sinsi Bir Barış Süreci mi Hazırlanmaktaydı? DOĞRULAR ACIDIR, AMA SORUNLARIN İLACIDIR!
  Yeni ve Sinsi Bir Barış Süreci mi Hazırlanmaktaydı? DOĞRULAR ACIDIR, AMA...
Devami
KÜRDİSTAN KURULURSA, TÜRKİYE YIKILIRDI!
  KÜRDİSTAN KURULURSA, TÜRKİYE YIKILIRDI!      16 Nisan 2017 referandumundaki hilekârlık ve hukuksuzluklar...
Devami
"ASKERİ DARBE" İNTİHARDIR ama "DEVLET MÜDAHALESİ" İSTİKRARDIR
  Son zamanlarda AKP iktidarına ve Sn. Cumhurbaşkanına karşı bir askeri...
Devami
Amerika+PKK+Sabataist Cunta ve İşbirlikçi İktidar Kıskacında TSK VE TARİHİ HESAPLAŞMA SERÜVENİ
Rahmetli Erbakan Hoca yıllar önce katıldığı bir TV liderler toplantısında: “Ülkemizdeki...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1111

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR