ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün5681
mod_vvisit_counterDün3688
mod_vvisit_counterBu Hafta30564
mod_vvisit_counterGeçen hafta54342
mod_vvisit_counterBu Ay171322
mod_vvisit_counterGeçen Ay208459
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17303921

IP'niz: 3.238.7.202
Bugün: 24 Şub 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12384418

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

Güneydoğu Sorunları ve PKK’NIN İSRAİL HAYRANLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Batılıların ve yerli figüranlarının “Kürt Sorunu” diye çarpıttıkları ve Türkiye’yi parçalamayı amaçladıkları güneydoğu sorunlarına doğru teşhis koymadan, uygulanacak her tedavi sonuçsuz kalacaktır. Bölücü Kürtçülerin ve PKK’nın ısrarla gündeme getirdikleri Özerklik Federalizm taleplerine gerekçe kazandıran en önemli sebep Doğu ve Güneydoğumuzdaki Toprak Ağalığı ve Feodal Yapıdır. Erbakan Hoca’nın deyimiyle; “bataklığı kurutmadan sivrisineklerden kurtulmak imkânsızdır!” Bölücü Kürtlere bahane üreten ve PKK terörünü besleyen kötü şartları ve bozuk gidişatı düzeltmeden olumlu ve huzurlu bir netice alınamayacaktır.

Feodal sistem ya da feodalizm; ortaçağ Avrupa’sında görülen sosyal yapılaşmayı ifade eden bir kavramdır. Terim, Latincede “hizmet karşılığında bağışlanmış” mülk anlamındaki “feudum”dan ve Fransızcada “tımar, has; malikâne” anlamındaki “fief”den kaynaklıdır. Günlük dilde “derebeylik” denilen bu düzene “malikâne sistemi” adını verenler de vardır. Feodal sistemde “sıralar” tarzında bir sosyal tabakalaşma (stratification en Ordes) vardır. Sıra tabakalaşmasında sosyal grupların hiyerarşisini belirleyen, esas olarak, servet, tüketim alışkanlıkları, üretim sürecindeki roller değil; şeref, fazilet ve topluma hiçbir üretim ilişkisi olmadan bağlı olmak gibi statü ve sıfatlardır. Böyle bir sistemde nesep bağına dayanan soyluluğun önemli bir yeri olacağı aşikârdır. Nitekim Kürt toplumunun “ağalık-beylik”, “babadan oğula geçen şeyhlik” ve “aşiretçiliğe bağımlı çiftçilik” olmak üzere üç tabakadan oluştuğu göze çarpmaktadır. Toprak köleliği feodal sistemin karakteristik özelliklerini yansıtır. Köylülerin kölelik sisteminin esirlerinden farkı; insanın mülk olmaya devam etmekle birlikte; artık “mal” olmamasıdır. Köleler gibi alınıp satılmayan köylüler, ancak, bağımlı bulundukları araziler el değiştirecek olursa, bu el değiştirme ile yeni arazi sahibinin hizmetine koşulmaktadır.

Osmanlı döneminde devlete ait (miri malı) sayılan arazilerin Tanzimatçılar ve İttihatçılar eliyle, kendi yandaşlarına peşkeş çekilmesi sonucu, güneydoğudaki derebeylik sistemi resmiyet kazanmıştır. Şu anda sivil ve siyasi PKK olan BDP’nin birçok milletvekilinin, bu toprak ağalarının çocukları, yakınları ve adamları olması, diğer partilerin olduğu gibi PKK’nın da aynı aşiret reisleri–derebeylerine dayandığının ispatıdır.

Çatışma teorileri esas itibarıyla, Marks’ın “tarihi materyalizm” ve “diyalektik metot” ile temellendirdiği sosyal sınıflar teorisinden ilham alan görüşler manzumesi olarak tanımlanır. Dolayısıyla Marks’ı, tüm çatışma teorilerinin öncüsü olarak nitelendirmek lazımdır. Bilindiği üzere Marks, “tarihi materyalizm” ile sosyal yapıyı şekillendiren asıl nedenin iktisadi ilişkiler (alt-yapı) olduğunu ortaya atmış, diyalektik metot ile de, her yapının kendi zıddını bünyesinde barındırdığını ve bu zıtların gelişmesi ile ortaya çıkacak “çatışma”nın yeni bir sentezi oluşturacağını başka bir deyişle, sosyal değişmenin “motor”unun sürekli bir “çatışma” olduğunu varsaymıştır. Çatışma teorilerine öncülük eden Marksist sınıf teorisi, sosyal tabakalaşma olgusunu bu temel üzerinde açıklayan bir yaklaşımdır. Toplumun organik bir bütün değil, bir süreç olduğunu; sosyal değişimin kaynağı olan çatışma unsurunun, mevcut yapının bünyesinde tabii olarak bulunduğunu; bu yüzden çatışmanın kaçınılmaz ve fonksiyonel bir olgu olduğunu ileri süren çatışma teorileri kendi içlerinde birçok farklı görüşler içermekle birlikte, ifade ettiğimiz bu temel esaslar etrafında toplanan sosyolojik yaklaşımların genel bir tanımıdır.

Marksist, Leninist ve Maoist bir komünist felsefeye ve terörist ideolojiye sahip PKK ve Abdullah Öcalan da bu çatışmacı anlayışla ve “Kürtlere özgürlük” yalanıyla bölge halkına kan kusturmuşlardır.

1- Doğu ve güneydoğudaki genellikle Kürt kökenli köylülerimizi, büyük toprak ağalarının kölesi konumuna getiren feodalizmin - Derebeylik sisteminin barbarlığını,

2- İslam’ı bir sindirme ve sömürme aracı haline getirip yozlaştıran, babadan oğula geçen ve mensuplarına bir nevi kutsiyet atfedilen tarikat ve şeyhlik anlayışının aklı ve vicdanı karartan ve hayatı kısırlaştıran yanlış din anlayışının toplumsal baskısını ve tahribatını,

3- İslam kardeşliğini esas alan vatanperverlik ve gönüllü beraberlik esasına dayanan “Müspet milliyetçilik” yerine kışkırtıcı ve dışlayıp horlayıcı bir Türk ırkçılığının dayatılması sonucu bölge halkının kırgınlaşmasını ve devletinden soğumasını,

4- Ekonomik olarak da bölgenin sürekli geri bırakılmasını, fakirlik ve çaresizliğin korkunç boyutlara ulaşmasını etkin bir propaganda vasıtası olarak kullanan PKK, bütün bu yanlışlık ve haksızlıklar bahanesi ile kendisine kolaylıkla eleman ve taraftar kazanmıştır.

Kürt toplumu, devlet düzeninden ziyade, aşiret disiplinine yatkın bir tarihi ve sosyolojik yapıdadır. “Cemiyet” kavram ve kurumundan ziyade “cemaat-kabile” olgusuna daha yakın topluluklardır.

“Cemaat” ve “Cemiyet” şeklinde yaygın olarak kullanılan bu iki kavram, Kur’an kaynaklı anlatımlardan ve İbni Haldun gibi İslam âlimleri tarafından sosyolojiye kazandırılmıştır. Buna göre cemaat; organik bir iradeye sahip olan fertlerden oluşmaktadır. Bu kaynaşma ve dayanışma, aynı kandan olma ve aynı inanca mensup bulunma gibi ortak paydalardan doğmaktadır. Yani, cemaat; doğal ve sosyal bir yapıdır ve bir çeşit tabii organizmadır. Dolayısıyla fertler; sosyal bir bedenin üyeleri konumundadır. Aralarında ahenkli bir ilişki söz konusudur, şahsi irade kalmamıştır; çünkü fert tam anlamıyla topluluk tarafından kuşatılmıştır. Cemaati meydana getiren psikolojik cevher, birbirlerine olan duygusal yakınlık, sadakat ve sevgi bağıdır. İlişkiler yüz yüzedir, samimidir ve süreklilik kazanır. Buna karşılık toplumda istismarcılar ve kişisel çıkarlar ön plana çıkmaktadır. Çağdaş sosyologlarca cemaat (community); “küçük ve büyük herhangi bir grubun üyelerinin, ayrı ayrı menfaatleri değil de, ortak hayatın temel şartlarını paylaşacak biçimde, şahsiyetlerinin bütünü ile katılarak bir arada yaşadıkları grup” olarak tanımlanır. Bu tanım incelendiğinde, cemaatin, iki temel özelliği göze çarpmaktadır: ortak bir hayatın bütün şartlarını bir arada yaşama zorunluluğu (mekân şartı) ve ortak hayat tarzından beraberlik (cemaat duygusu) öne çıkmaktadır. Günümüz dünyasında cemaat özelliği gösteren yerleşim merkezlerinin sayısı hızla artmaktadır. Ancak cemaatin yerini, dini, siyasi, ekonomik ve sosyal irtibat ve intibaklar almaktadır.

Örneğin büyük bir şehirde ve ülkenin farklı yörelerinde yaşadıkları halde, bütün ilgileri ve ilişkileri belirli bir gruba ait olan kimseler de klasik anlamda cemaat üyelerinin özelliklerine sahip bulunmaktadır. “Cemiyet içinde cemaat oluşması” şeklinde gelişen bu olgu “cemaatleşme” olarak tanımlanır. Bir başka ifade ile cemaatleşme, “herhangi önemli sebepten dolayı, gitgide daha sıkı bir temastan ve birlikte bulunmaktan doğan çok yönlü dayanışma ve yardımlaşma topluluklarıdır.” Cemaatleşmenin cemaatten farkı, üyelerinin iradelerine yer vermesi, onların rızası ile cemaatleşmenin ortaya çıkmış olmasıdır. Cemaat üyesi için böyle bir irade söz konusu değildir, içinde olduğu ve büyüdüğü topluluk onun için bir zorunluluktur. Cemaatleşme olgusunda ise, herhangi bir üye, dilediği zaman cemaatten ayrılabilme imkânına sahip durumdadır.

İlmi ve İslami Adil bir Düzen kaçınılmazdır!

İmtihan için yaratılan insanlar fıtratları sebebiyle gruplaşmaya ve birbirleri ile tanışmaya müsait durumdadır. Saldırı ve savaşların fikirler ve ideolojiler üzerinden çıktığı kanaati yanlıştır. Oysa Mekke’de iki kabile vardı. Emeviler şiddetleri ile tanınan bir kabile, Haşimiler ise adaletleri ile tanınan bir kabile konumundaydı. Halk Haşimileri daha çok sever ama şerlerinden korkup sakındıklarından Emevilerin yanında yer alırdı. Böylece bir denge tutmuşlardı. Kur’an nazil olmaya başlayınca kabileler Hazreti Muhammed Aleyhisselâma karşı birleşmiş ve birlikte saldırmaya başlamıştı.

Bu saldırıların inandıkları dinden veya kültürel değerlerden ileri geldiğini sananlar aldanmaktaydı. Emeviler Emevi oldukları ve bir Haşimiye tabi olmayı zillet saydıkları için saldırmışlardı. Haşimiler ise: “Hz. Muhammed nasıl olsa yenilecek, onun yanında olursak tüm Arapları bize düşman ederiz, mahvolur gideriz” diye Hz. Peygambere karşı olmuşlardı. Hazreti Muhammed’in (SAV) yalnız ve yardımsız kalması için Emeviler ile Haşimiler birleşmek zorunda kalmıştı. İslâmiyet galip gelip İran’ı ve Kuzey Afrika’yı fethedince yeniden Emevi-Haşimi çatışması başlamış, böylece Müslümanlar arasında ayrılık ve düşmanlık tohumları saçılmıştı.

Her ülkede farklı çıkar gruplarının ve sosyal yapıların bulunması doğaldı. Emevilerin yanında olunca, diğer taraf da kendi varlığını sürdürmek için öbür tarafta yer almıştı. Türkiye’deki CHP-DP çatışma geleneği de böyle başlamıştı. Halk kendi aralarında kutuplaşmış, biri bir taraf olunca öbürü diğer tarafa kaymıştı. Emevilerin zulmü insanları karşı tarafta toplamış, İranlıların desteği ile Abbasiler iktidar olmuşlardı. İranlılar Alevi/Şii olarak kalmış, böylece kendi kültürlerini korumuşlardı. Sonra Türkler Sünni olmuşlar, böylece Pers/İran kültürüne karşı milli ve manevi benliklerini garantiye almışlardı.

Kısaca tarih boyunca saf inancı için savaşanlar pek azdı. İnsanlar kendi ideolojisi için inançları araç olarak kullanmışlardı. Bunun elbette istisnaları vardır, o istisnalar da peygamberlerdir ve peygamberlere uyan ilk topluluklardır. Kur’an’dan sonra peygamber gelmeyecektir ama bu şekilde inanan kimseler çıkacaktır. İşte Bediüzzaman böyle bir şahsiyet konumundadır. Rahmetli Necmettin Erbakan da siyasi cihadına sadece inancı ve insani amaçları sebebiyle başlamıştı. İnancı dışında bir gayesi olsaydı kendisi mason olur ve en yüksek seviyelerde yer alırdı, başbakan ve cumhurbaşkanı yapılırdı. F. Gülen, Risaleleri, kendi cemaatini galip getirmek için kullanmıştır. Recep T. Erdoğan da böyle yapmış, Millî Görüş hareketinden dünyevi ihtirasları için ayrılmıştır. Müslümanların bugünkü çatışmaları genellikle saf İslamiyet uğruna değil, kendi gruplarını hâkim kılmak amaçlıdır. Bu kapışmaların İslâm’a zararlı olacağı sanılmasın, bu sayede her iki taraf da İslami şuurun yaygınlaşmasına ve toplumun İslamlaşmasına katkıda bulunmaktadır.

Kur’an bize ayrılığa düşmememiz için kurallar ve kurumlar ortaya koymaktadır. “Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası” bunun esaslarını şöyle sıralamaktadır:

1- Dinde zorlama olmayacaktır. “Din” yalnız “inanç” değil, aynı zamanda “DÜZEN” esaslarıdır. Karşı tarafa zorlama yapmadığınız takdirde inanç uğrunda çatışma olmayacaktır. Allah’ın indindeki din/düzen âdildir, Din çatışma değil barışma aracıdır.

2- Aramızda çıkan nizaların çözümü hakemlere bırakılacaktır. Hakemlerin kararlarına uyulduğunda çatışma olmayacaktır. Hakemlik usulünü benimsemeyen topluluklar barış ve dinine/düzenine uymamış sayılacaktır.

3- Merkezi yönetimle yerinden yönetim dengesi kurulacaktır.

4- Ekseriyet demokrasisi kalkmalı, Adil düzen demokrasisi uygulanmalıdır.[1]

Siyonistlerin Kürtlerle alakadarlığı ve PKK’nın İsrail hayranlığı!

Siyonizm’i eleştiren insaf ve itidal sahibi Musevi çevreler, İsrail’in zulümlerinin Yahudilere karşı kaçınılmaz bir tepki ve nefret doğurmasından endişelenmektedir. Tüm dünyadaki Yahudileri Siyonizm’le bağlarını koparmak için cesaretlendirmek, Museviliğin İsrail’ce temsil edilemeyeceğini tüm insanlığa göstermek ve tüm ülkeler ve milletlerle iyi ilişkiler geliştirmek için kendilerini mecbur hissetmektedir. (Central Rabbinical Council) Anti-Siyonist eylemciler, Yahudilerin uzun vadeli çıkarlarını korumak ve desteklemek amacıyla hareket ektiklerini belirtmektedir. Pek çok Haredi Siyonizm muhalifi, İsrail devletinin yüceltilmesini bir nevi putperestlik olarak görmektedir. Onlara göre Mesih “İsrail topraklarında bölücü ve dönek Siyonistlerce inşa edilmiş” tüm kurumları ve binaları yıkıverecektir. Bu dindar anti-Siyonistlere göre İsrail devletinin mutlaka ortadan kalkması gerekir.[2] Artık birçok Yahudi yazar “İsrail’e bağlılığın, Museviliğe sadakatin yerini aldığı” konusundaki üzüntüsünü açıkça dile getirmiştir. Siyonist kesimlerin: “İsrail yönetimini desteklemezsen, siyasi kanaatin değil, Yahudiliğin sorgulanacaktır” kanaatlerini tenkit etmektedir. Bu yüzden anti-Siyonist Yahudilerin Musevi toplumdan dışlanmaları ve “kirli çamaşırlarımızı herkesin içinde yıkamak” suçlamalarına maruz kalmaları dikkat çekicidir. Bunlar dünyaya tüm Yahudilerin Siyonist olmadığını, hepsinin İsrail devletiyle ve onun Yahudiler adına gerçekleştirdiği eylemler ile ilişkileri bulunmadığını gösterme gayretindedir. Bu çalışmanın çekirdeğini oluşturan din-siyaset ilişkisi farklı anti-Siyonist çevrelerin bazıları, Satmar gibi, siyasi çözümlerle hiç ilgilenmemiş, “American Council for Judaism”ya da Hasidik Lev Tahor grubu gibi ötekilerse belirli Müslüman Siyonizm karşıtlarıyla ortak siyasi tutumlar geliştirmiştir. Bunun gibi Neturei Karta’nın bir fraksiyonu Filistinlilerin açmazının insani boyutuna odaklanmış vaziyettedir.

Günümüzde en coşkulu Siyonistlerin bile sık sık dile getirdiği bu endişe hissi artık gizlenememektedir. Çoğu zaman güvenli bölge hatta nihai sığınak ülke sunulan İsrail, Yahudiler için genel olarak en istikrarsız yerlerden biri haline gelmiştir. Gitgide daha fazla İsrailli kendisini “kanlı bir tuzak”ta kapana kısılmış gibi hissetmektedir. Görünüşe bakılırsa hisleri ülkenin anti-Siyonist muhaliflerinin en ciddi öngörülerinin bir kısmını doğrular niteliktedir. Siyonistlerin “İsrail devleti tabii bir gerekliliğin hatta ebedi bir gerçekliğin neticesidir ve birleşmiş Kudüs, İsrail’in ebedi başkentidir” iddiaları çöküşe yönelmiştir. Yıllarca düşmanın kuşatmasına karşı direnen İsrail toplumu, kendi iradesindeki Müslüman ve Hıristiyan nüfusa karşı bu başarıyı gösterememiştir. Artık daha çok sayıdaki İsrailli Yahudi’nin Filistinlilerin komşu Arap devletlerine sınır dışı edilmesini ve Batı Şeria’nın resmen ilhak edilmesini tercih ettiği söylemektedir. Bu bakış açısı, hem İsrail’deki hem de dünyanın diğer yerlerindeki çoğu Yahudi için tiksindiricidir. Siyonistler İsrail devletini bu haliyle muhafaza etmek için Yahudi inancı ve ahlak açısından bile kabul görmeyecek önlemlerin alınması gerektiğini savunabilmektedir.

Kürtçülerle Siyonistlerin irtibatı

“Kürt-İsrail ilişkileri, İsrail devletinin kuruluşundan bu yana vardır. Kürt sorunu bağlamında zaman zaman gündeme getirilen “PKK İsrail’in güdümündedir” iddiaları kasıtlı olarak Kürt ve Yahudi düşmanları tarafından kullanılmaktadır. Amaç ise; Kürtlere karşı yeni bir İslami cephe açmak ve İsrail'i bu ilişkiden caydırmaktır. Evet, İsrail'in Türkiye ve İran ile ilişkileri, Kürt-İsrail rabıtasını zaman zaman kesintiye uğratsa da Kürt ve Yahudi halkının sağduyulu kesimleri, bu olumsuz şartlara rağmen bu rabıtanın devamlılığını sağlamaya çalışmaktadır” diyen PKK yandaş yazarı ve İsrail hayranı İsmet Siverekli[3] bu sözleri ile PKK’nın ve diğer bölücü Kürtçülerin Siyonizm’in maşası olduklarını açığa vurmaktadır.

Kürt-Yahudi İlişkileri

“Yahudi Ülkesi, 2. kez M.Ö 586'da Babil İmparatoru Nebukadnezar'ın saldırılarına maruz kalmıştır. Bu saldırılar neticesinde ülkeleri Judea Krallığı'nı kaybeden Yahudiler, bu kez de Babil ordusu tarafından sürgüne gönderilmiş, birçoğu Kürdistan ve yakın bölgelere sürülen binlerce Yahudi, burada onlarca yıl kalmıştır. Kürdistan'da kalmayı tercih eden Hahamlar, Kürtlerin dini olan Zerdüşt inancının diğer dinlere karşı hoşgörülü özelliklerinden yararlanarak, Yahudiliği yaymaya çalışmıştır. Hahamların bu faaliyetleri yaklaşık beş asır sonra meyvesini vermeye başlamış, pek çok Kürt Yahudiliğe katılmıştır.”[4] Bu olaydan sonra, Kürtlere yakınlık duyan Yahudilerin bir kısmı Kürdistan’da kalıcı olmuşlardır. Tevrat'ta adı geçen Halah, Habor (Habur) ve Gozan Nehri (Botan ya da Garzan suyu olabilir), Kürdistan sınırları içinde bulunmaktadır. Gozan (İbranice Guzana, Yunanca Gauzania) Dicle Nehri'nin kollarından biri olan Habur Nehri'nin kuzeyinde kalan bölgeye eski çağlarda vermiş olan bir addır. Medlere ait olan bu bölgeyi M.Ö 808'de Asurlular ele geçirmişlerdi. Medler Kürtlerin ataları olduklarına göre Med şehirleri de yine Kürtlerin yaşadıkları ya da en azından egemen oldukları yerleri dile getirir. Asur ülkesinin kuzeyde Medya ile komşu olduğu ve Asur Kralı I. Salmanasar (M.Ö 884-860) zamanında Asur Devleti'nin sınırlarının Fırat'a dek uzanıp bazı Med bölgelerini de içine aldığı hatırlanmalıdır. Isaiah, 27:13'de muhtemelen bu bölgeler anlatılmaktadır” diyen Kürtçü yazar Yahudilerle Kürtlerin, İsrail’le PKK’nın “doğal müttefik” olduklarını ispatlamaya uğraşmaktadır.

“Yahudilerin, Zerdüştiler ile temasa geçmesinden önce şeytan konusundaki düşünceleri çok bulanıktı. Fakat temastan sonra Yahudi dünyası, şeytan ve cinlerle dolup taşmıştır. Tevrat'ta Tanrı Yehova'nın yüz milyon melek yarattığı aktarılır. Bu meleklerin bir kısmı, daha sonra insan kılığına girip göğü terk eden şeytanlardır.[5] Zerdüştilikte, Şeytan kendiliğinden varken, (Yani Tanrı iken) Yahudilikte ise onun Yahova tarafından yaratıldığı anlatılır.”

(M.Ö.) 6. yüzyılda Kürdistan'da kalmayı tercih eden Yahudiler, yaklaşık beş yüz yıl sonra Adiebene (Adiabenos) Krallığı'nda dinlerini yayma imkânı buldular. Adiebene Krallığı, M.S 1. yüzyılda Güney Kürdistan'da kuruldu. Adiabenos, Dicle Nehri'yle yine bu nehrin bir kolu olan Büyük Zap arasında kalan bölgeye eski çağlarda verilmiş olan bir addır.[6] Kürdistan'a dahil olan bu bölge, günümüzde Güney Kürdistan sınırları içinde yer almaktadır. Adiabenos'un miri İzates idi ve başkenti Erbil idi. Arbil, Irbil, Arbela gibi adları da olan Erbil, Kürdistanlı Yahudiler tarafından Arwil olarak telaffuz ediliyordu. 1950 yıllarındaki İsrail'e yönelik büyük kitlesel göçe değin Erbil, Kürdistan'da Yahudi topluluklarının sürekli olarak bulundukları bir merkez durumundaydı”[7]diyen İsmet Siverekli Kürtlerin tabii dinlerinin ZERDÜŞT’lükten kaynaklandığını, Yahudilerin ve Kürtlerin Şeytanı tanrılaştırıp tapındıklarını iddia ederek İslamiyet’in Kürtleri köleleştirip kısırlaştırdığını ve PKK önderliğinde yeniden özgürlüğe kavuşmaları için Kürtlerin Müslümanlığı bırakmalarının kaçınılmazlığını vurgulamaya çalışmaktadır. Zaten Abdullah Öcalan da kitaplarında Marksist, Leninist ve Maoist öğretileri esas alarak; Dinlerin halkları yozlaştırdığını ve aile-nikâh bağının ortadan kaldırılıp Kürt kadınının orta malı yapılacağını söyleyip durmaktadır. Son zamanlarda demeçlerinde İslamiyet’e yatkın ve Hz. Muhammed’e yakın gibi davranması tamamen istismar amaçlıdır ve dindar Kürt halkımızı aldatma manevralarıdır.

“Kürtler ile Yahudiler akrabadır” safsatası!

Kürtler ile Yahudilerin akraba oldukları yönünde de çeşitli iddialar bulunmaktadır. Bu iddiaların kaynağını genel olarak mitolojik veriler oluştururken, son zamanlarda bazı bilim adamları da tartışmaya katılarak, olaya bilimsel açıklamalar getirmeye çalışmaktadır. Bu yönlü iddiaları savunan araştırmacılardan biri olan Kevin Brook, ''The Genetic Bonds between Kurds and Jews" adlı çalışmasında Kürtler ile Yahudilerin genetik yapıları üzerine yapılan bilimsel araştırmaları aktarmaktadır. Kürt ve Yahudilerin genetik yapıları üzerine yapılan bilimsel araştırmalardan hareket eden Brook, şu bilgilere ulaşmıştı. “2001 yılında İsrailli, Alman ve Hintli bilim adamları, Ortadoğu halkların genetik haritasını çıkarmak için çeşitli bilimsel araştırmalar yaptılar. Bu çalışmalar için, Yahudi ve Müslüman Kürtler, Filistinli Araplar, Seferdi Yahudiler, Eşkenazi Yahudiler ve İsrail'in güneyindeki Bedevilerden toplam 526 y kromozonu örneği topladılar. Daha sonra bunlara Rus, Beyaz Rus, Polon, Berberi, Portekiz, İspanyol, Arap, Ermeni ve Türk deneklerin de yer aldığı 12 halktan 1321 örnek dahil ettiler. Araştırma sonucunda Seferdi Yahudileriyle Kürtler arasında babadan geçen genetik akrabalık tespit edildi”[8] diyen PKK yandaşı ve özellikle Erbakan ve Milli Görüş düşmanı yazar bozuntusu; milli birlik ve dirliğimizi bozmak ve Müslüman Kürtleri Türklerden koparmak için “Yahudilerle Kürtlerin aynı soy kökünden geldikleri safsatasını bilimsel bir gerçek gibi sunacak kadar sapıtmaktadır.

İsrail'deki Küçük Kürdistan

Kürdistan'dan göç eden Yahudilerin İsrail'deki nüfusu 200 bin olarak tahmin ediliyordu.[9] İsrail'de yaşayan Kürt ve Kürdistanlı Yahudiler tarafından kurulmuş olan İsrail'deki Kürt Yahudileri Ulusal Örgütü'nün (The National Organization of Kurdish Jews in İsrail) başkanlığını yapmış olan Habib Şimon'nun 1973 yılında yapmış olduğu bir açıklamaya göre, İsrail'de doksan bin Kürdistanlı Yahudi bulunuyordu. Gazeteci-yazar Pamela Kidron ise, 1988'de kaleme aldığı bir makalesinde İsrail'de yaklaşık 150 bin Kürdistanlı Yahudi'nin varlığından söz ediyordu.[10] İsrail'deki Kürdistanlı toplumun varlığı yaklaşık 19. yüzyılın başlarına dayanıyordu. İsrail devlet arşivlerinde, Kürdistan'dan İsrail'e ilk göçün tarihi 1821 yılı olarak gösteriliyordu.[11] İsrail'deki Kürdistanlı toplum, Filistin'deki Yahudi toplumu içerisinde ilk etnik toplumu kalıcılaştıranlardan sayılıyordu.[12]I. Dünya Savaşı'ndan sonra Kürdistanlı Yahudiler, Doğu Kürdistan'ın Urmiye şehrinden buraya geliyordu. Bunu yirmili yıllardaki göç dalgası izliyor,[13] 1929 yılında Filistin'e Kürdistan'dan gelen yaklaşık iki bin kadar Yahudi kayıtlara geçiriliyordu.[14] İsrail Göçmenler Dairesi kayıtlarında, Kürdistanlı Yahudi Cemaati'nin kuruluşu 1931, Türk-Kürt Cemaati'nin kuruluşu ise 1936 olarak yer alıyordu.[15] Son büyük göç dalgası ise, 1950/51 yıllarında ve yukarıda anlatılan şartlarda meydana geliyordu.

Zaten, haftalık haber dergisi Aksiyon'a verdiği bir mülakatta ise, Kürt Sorunu ve İsrail'deki Kürt toplumu ile ilgili şunları aktarmıştı:

İsrail'deki Kürtler olarak, (Kürdistan'daki) Kürtlerin iyiliğini arzuluyor ve onların kaderiyle ilgileniyoruz. Onlara yönelik katliam yapıldığında kendilerini onların yerine koyuyoruz. Kürtlerin barış içinde sorunlarını halletmelerini istiyoruz. Ve acılarının biran önce sona ermesini diliyoruz. İsrail, Kürtlere birçok sebepten dolayı yardım ediyor. (ABD bu konuya büyük oranda müdahildi) Yahudiler ile Kürtler arasında tarihe dayanan dostluktan dolayı, İsrail Devleti'nin Kürtleri desteklemesini zorunlu görüyoruz. İsrail'in Kürtlere sahip çıktığı bu süreçte, geçici politikaları aşan büyük ilişkiler ve dostluklar kuruyoruz.[16]

Kürdistanlı Yahudilere dair dokümanter bir film yapan gazeteci Mehmet Aktaş da İsrail'de yaşayan Kürt toplumun, Kürdistan sorununa bakışını şöyle özetliyordu: 'Onlar, Kürt sorununu kendi öz sorunlarıymış gibi görüyor. Kürdistan'a atılan her bombanın kalplerinde patladığı hissediliyor. Yahudi Kürtler İsrail'in T.C ile girdiği ilişkilere anlam veremiyor. Bu ilişkileri protesto etmek için birçok gösteri organize ediliyor. İsrail'in Kürt sorununa daha fazla angaje olması için siyasi çalışmalar yürütülüyor. İsraillidirler, fakat birer Kürt gibi yaşıyorlar. Hepsinin kalbinde Kürt devleti yatıyor. Öcalan'ın İsrail'in eliyle Türkiye'ye kaçırılmasını utanç olarak görüyorlar.'

Yahudilerin Barzan bölgesinde mesleki eğitim merkezleri bilinmekteydi. Bunların çoğu dokuma sanatına yönelikti. En önemlisi Badiyal köyünde kurulu idi. Yahudiler buralardaki tezgâhlarda geleneksel Kürt kıyafetleri dokuyup dikerlerdi. Şal şapiklerin dokunduğu tezgâhlar ''bir'' olarak isimlendirilmişti. Barzaniler de bu dokuma tezgâhlarında çalışan Yahudileri "Bîrker" diye adlandırıvermişti Barzanlılar, Yahudilerin deneyimlerinden ve zanaat işlerinden yararlanır, Samuel Barzani gibi hahamlar Barzan'daki okullarda ders verirdi. Zamanla bu okullara Ortadoğu’nun farklı ülkelerinden gelen öğrenciler de girmişti. Barzanlı Müslümanlar, Yahudi kızlarla evlenmiş. Barzaniler de, Yahudilerden kız alarak ilişkilerini derinleştirmişti.[17]

“Bölgede yaşayan Yahudilerin Barzan adı alması, Barzani ailesinin Yahudi kökenli olduğu anlamına gelmemektedir. Bölgede yaşayan bazı Kürdistanlı Yahudilerin Barzani ailesi ile kan bağının bulunması da yine Barzanilerin Yahudi olduğu anlamına gelmez” diyen İsmet Siverekli bir yandan Yahudilerle Kürtlerin akrabalığını ispatlamaya çalışırken, şimdi de kalkıp Barzanilerin Yahudilerle alakasını inkâra kalkışması, tam bir çelişkiyi yansıtmaktaydı.

1950'li yılların sonunda Irak'ta meydana gelen siyasi gelişmeler, İsrail ve İran devletlerini de yakınlaştırmıştı. Bu dönemde Güney Kürdistanlı siyasi oluşumları destekleyen İran Şahı, İsrail'den gelen siyasi, ekonomik ve askeri yardımlar için bir köprü oluşturmaktaydı. Bu ilişkiler, 1950'de İran'ın İsrail devletini tanıması ile doruğa çıkmıştı.[18] 1961'de Güney Kürdistan'da başlayan Kürt ayaklanmasının ardından İsrail ve PDK arasında filizlenen ilişkilerin organizesi Dr. Kamuran Ali Bedirxan tarafından yapılmıştı. Kamuran Ali Bedirxan, ateşli bir Kürt milliyetçisi ve devrimci kimliği ile 19. yüzyılın ortalarına kadar giden Kuzey Kürdistan'daki asil bir Kürt ailesinin soyundan gelen bir insandı. Yetmişindeki Bedirxan, 60'lı yıllarda Barzan'nin Avrupa'daki sözcüsü konumundaydı. Paris'te Ecole Nationale des Orientales Vivantes'de (Daha çok Langues O. olarak bilinir) Kürtçe dersler anlatırdı ve İstihbarat işlerinin uzmanıydı. Osmanlıların I. Dünya Savaşı'nda yenilmelerinden hemen sonra, Britanyalı Kürt uzmanı Major Edward W. C. Neol'in rehberi ve tercümanı olarak çalıştı. Kuzey Kürdistan'a Nisan 1919'da yaptığı gezi Türk otoritelerini kızdırınca, bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı. Türkler, Bedirxan'ın Kürt ayaklanmasındaki rolü nedeniyle gıyabında ölüm cezasına mahkûm edince ömrünün geri kalanını Ortadoğu’da Avukat olarak çalışarak yaşadı. 1947'de Paris'e taşınan Bedirxan'ın, Britanya'nın politik şahsiyetleri ile iyi ilişkileri vardı. Bu ilişkiler sayesinde, birçok Yahudi siyasetçiyi tanımıştı. 1940'lı yıllardan beri ilişkide olduğu Yahudiler, Kürt hareketi ile İsrail'i yakınlaştıracaktı. Bu yakınlaşma ile birlikte Bedirxan, Barzani'nin temsilciliğini üstlenerek Kürt tarafı adına hareket etmeye başlamıştı. Taraflar arasında ilk önemli temas ise, 1964 yılında gerçekleşti. O zamanlar savunma bakan yardımcısı olan Şimon Peres, Dr. Kumran Ali Bedirxan ile gizlice bir görüşme yapmıştı. Bedirxan, 1940'lı ve 50'li yıllarda da İsraillilerle görüşmüştü ve dolayısıyla diyalogun yeniden başlatılması için en uygun aracıydı. Bedirxan, 1948'de İsrail dışişleri bakanlığı Ortadoğu işleri departmanına sunduğu bir raporda, Kürtlerin İsrail'in doğal müttefikleri olduğunu vurgulamış, İsrail Devleti'nden gelecek yardımların da, özellikle Kürt hareketinin gelişmesinde önemli rol oynayacağını hatırlatmıştı.[19]

Peres ile Bedirxan arasındaki görüşmede Kürt savaşçılardan bir grubun İsrail'de askeri eğitim görmesi kararı alınmıştı. 'Merved'' (Halı) adı verilen bu gizli operasyon Ağustos 1965'te başlamış ve üç ay kadar sürmüştü. İsrail, çok önem verdiği Kürtlere danışmanlık yapmak ve onları eğitmek üzere bölgeye en iyi istihbaratçılarından Tuğgeneral Tsuri Saguy, Yarbay Haim Levakov ve Albay Arik Regev'i yollamıştı.[20]

Aynı yıl içinde zamanın üst düzey İsrail görevlilerinden David Kimche'nin yanında gizli servis görevlisi bir grup, gizlice Irak'a geçerek Kürtlerle yeni ve daha kapsamlı bir görüşme daha yapılmıştı.[21] Ertesi yıl, İsrail kabinesinde yer alan ve eski bir Aliyah B (Mossad'ın Yahudi göçleri ile ilgili kolu) görevlisi olan Aryeh (Lova) Eliav, katır sırtında yaptığı maceralı bir yolculukla Kürt Peşmergelerinin karargâhına varmıştı. Eliav, yanında kapsamlı bir heyet ve yaralı savaşçıların tedavi edilmesi için üç doktor ile üç hemşireden oluşan bir seyyar hastane taşımıştı.[22] Eliav, burada Kürt hareketinin lideri Mele Mustafa Barzani ile görüşmüş, hatta ona İsrail parlamentosunun (Knesset) yedinci çalışma dönemi anısına altın bir madalya takmıştı. Güney Kürdistan dağlarında yapılan görüşme, ''İsrail'in, Kürt Devleti ve halkının kalkınması için askeri, ekonomik ve teknik yardım verme isteği'' etrafında yoğunlaşmıştı. 1966 yılına girilirken Kürt savaşçılar ve Irak ordusu arasında büyük çatışmalar başlamıştı.[23]

İsrail-Kürt işbirliği çerçevesinde Kürt hareketinin lideri Mele Mustafa Barzani, 1967 Eylül'ünde İsrail'e çağrıldı. Moşe Dayan'a hediye olarak bir Kürt hançeri getiren Barzani, İsrail Devleti'nde oldukça sıcak bir biçimde ağırlandı. Barzani'nin İsrail ziyareti, Ortadoğu'da büyük yankılar uyandırdı. Barzani, İsrail'e ikinci ziyaretini 1973 yılında yapmıştı. Bu ziyaretinde de, ilkinde olduğu gibi, 1950 ortalarında İsrail'e göç etmiş (dostu ve çocukluk arkadaşı) Kürt Musevisi David Gabay'ın evinde kalmıştı.[24]

Aynı dönemlerde Avrupa'da Barzani adına siyasi faaliyetlerde bulunan Suriye Kürtlerinden İsmet Şerif Vanlı da, 1964'te İsrail'i ziyaret etmişti. Dışişleri bakan yardımcısı Şimon Perez ve Başbakan Levi Eshkol ile görüşen Vanlı, İsrail'in Güney Kürdistan kurtuluş hareketine her türlü yardımda bulacağı yönde söz verdiğini açıklamıştı. Bu arada İsrail'in sivil eylem programları hız kazanmıştı ve Barzani daha sıkça Tahran'daki İsrailli askeri subaylara danışmaktaydı. 1973 Arap-İsrail Savaşı sırasında, Irak'ın Golan tepelerinde Suriye'ye yardım etmek üzere kuvvet sevkiyatında bulunmasını önlemek için Kürtlerin ikinci bir cephe açmaları yönünde görüşmeler yapılmıştı.[25] İsrail devletinin Kürtlere gizli desteği, 1980 yılında dönemin Başbakanı Menahem Begin tarafından resmen açıklanmıştı. Begin, o yıllarda yaptığı açıklamalarda Kürtlere sadece insani yardım yapmadıklarını, bunun yanı sıra askeri danışmanlar ve silah gönderdiklerini vurgulamıştı.[26]

Öcalan Operasyonunda İsrail parmağı!

Bu operasyonda MOSSAD başrollerden birini oynamıştı. Hatta kimi işaretler operasyonun büyük oranda İsrail prodüksiyonu olacağını hatırlatmaktaydı. Esasen İsrail, bu operasyonda işbirliği teklifine karşı da duramazdı. Çünkü İsrail, PKK nedeniyle Türkiye ve ABD ile çelişkiye düşmekten kaçınmaktaydı. Böylece İsrail'in ismi Öcalan Operasyonu ile anılmaya başlanmıştı. Ayrıca PKK ittifakı, İsrail'in düşmanı Suriye'yi güçlendiren bir etken sayılmaktaydı. İsrail, Suriye'nin elindeki bu kozu da çekip alacaktı. Keza Kürt cephesi susarsa, Türk generallerin eli de ülkedeki İslamcılara karşı güçlenmiş olacaktı. Bu arada Kürtler de, İsrail’in T.C üzerindeki nüfuzunun farkındaydı. Olayların üzerindeki sis perdesinin dağılmasından sonra soğukkanlı davranan taraflar arasında ilk ilişkiler de kurulacaktı. İsrail, “Öcalan yakalandı, ama şimdi daha önce ondan yana olmayan Kürtleri bile ona taraf kıldı' ve etkinliğini artırdı” diyerek Türkiye’nin aldatıldığını ve Kürt hareketinin ivme kazandıracağını vurgulayacaktı. Ve zaten Öcalan'ın İmralı'da da gücünden hiç bir şey kaybetmediği ortaya çıkmıştı[27] diyen yazar haklıydı.

Sonuç:

Hem PKK hem de Barzani Kürdistanı, İsrail denen Siyonist çeteyle irtibat ve ittifak halinde bulunmaktaydı. Zaten bağımsız Kürdistan hayali büyük İsrail projesinin bir parçasıydı. AKP iktidarı ise, İsrail hayranı ve hizmetkârı PKK’yı ve Barzani Kürdistanı’nı doğrudan muhatap alarak, dolaylı olarak İsrail’e kolaylık sağlamaktaydı. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın: “Çözüm süreci bizim istediğimiz şekilde yürütülmez de tıkanırsa, işte o zaman dananın kuyruğu kopacak, ama bu sefer dana bizim elimizde kalacak!” tehditleri; sadece Güneydoğuyu değil bütün Anadolu’yu komünist PKK denetimine alacak ve Türkiye’yi İsrail’in ve Avrupa birliğinin eyaleti yapacak Şeytani hazırlıkların son aşamaya gelinip dayandığını ortaya koymaktaydı. Türkiye ya milli bir dönüşümle dirilip şahlanacak, veya dağılıp parçalanacaktı.

 


[1] Üstat Süleyman Karagülle, Kur’an ve İlim Seminerleri notlarından

[2] Yakov M Rabkın, Yahudilerin Siyonizm Karşıtlığı, İletişim yy. sh: 324

[3] İsmet Siverekli / Berlin, www.gelawej.org, www.kurdipedia.org

[4] Kürdistan'da Ezidilik Gerçeği ve Rolü, Laleş Yayınları, Ağustos 1998, s. 46

[5] Tevrat, Tekvin, 6:1.

[6] Meydan Laroussu, 'Adiabenos'.

[7] Yona Sabar, age, s. 130.

[8] ''The Genetic Bonds between Kurds and Jews, ''http://www.barzan.com/kevin_brook.htm; Ayrıca bkz. Tamara Traubman, ''Study finds close genetic connection between Jews, Kurds.'' Ha'aretz, 21 Kasım 2001.

[9] Dr. A. Medyalı, age, s. 65.

[10] Pemela Kidron, age, 15 Ekim 1988.

[11] Sabar, ege, 1982, s. xxxi.

[12] Vanlı, age, 1988, s. 34; Fichtel, age, 1949, s. 559.

[13] Sabar,age, 1968, s. 21.

[14] Blau, age, 1985, s. 126.

[15] Cohen, age, 1975, s. 59.

[16] Aksiyon Dergisi, Sayı. 291, 29 Aralık 2001.

[17] Jacob Mann, Text and Studies in Jeu. 45/i History and Literature, vol I. London 1932.

[18] Jonathan C. Randal, ege, s.244

[19] Ian Black & Benny Morris. Israel's Secret Wars, s. 65,148.

[20] Shmuel Segev, HaMeshulash Halrani, Tel Aviv, 1981, s. 214; Ian Black & Benny Morris, Israel's Secret Wars, s. 184.

[21] Andrew & Leslie Cockburn, Dangerous Liaison, s. 105.

[22] Dan Raviv & Yossi Melman, Every Spy A Prince, s. 83.

[23] Edmond Gharib, The Kurdish Question In Iraq, s. 142.

[24]Fehmi Koru, Terör ve Güneydoğu Sorunu, s. 110-111.

[25] Jonathan C. Randal, age, s. 256.

[26] Eşref Günaydın, age, s. 73

[27] Alptekin Dursunoğlu, age, s. 180-181.


Bu yazarin diger makaleleri

İSLAM DOĞALLIK VE KOLAYLIKTIR Zorlaştıran da, Yozlaştıran da Kınanmıştır!
İSLAM DOĞALLIK VE KOLAYLIKTIR Zorlaştıran da, Yozlaştıran da Kınanmıştır!        “Öyleyse sen yüzünü...
Devami
FETULLAHÇILARLA BARZANİ İTTİFAKI VE F. TİPİ YAPILANMANIN İFLASI
ABD ve İsrail Fetullahçıları Kürt sorununda aktör yapmak istiyor! Irak’ın işgalinden...
Devami
AHMET AKGÜL’ÜN HAYATI VE KİTAPLARI
  AHMET AKGÜL’ÜN HAYATI VE KİTAPLARI        Daha yakından tanımak ve meraklarının yanıtlarını...
Devami
SİYONİST SERMAYENİN 'NGO'LARI VE EMPERYALİZMİN SİVİL LEJYONLARI
  Ülkemizdeki ve dünya genelindeki hayır ve hizmet amaçlı kurulduğu...
Devami
Güneş Doğmadan, Karanlık Kaybolmazdı! HAKK GELMEDEN, BÂTIL YIKILMAZDI!
  Güneş Doğmadan, Karanlık Kaybolmazdı! HAKK GELMEDEN, BÂTIL YIKILMAZDI!          Mazlum Kobani teröristine...
Devami
TÜSİAD ANAYASA TASLAĞI SEVR’İN HORTLATILMASI
AK Parti'nin sivil anayasa taslağını hazırlayan Prof. Dr. Ergun Özbudun...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1053

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR