Get Adobe Flash player
Reklam

BİZİ "DEMON-KRAT" YAPAMAYACAKLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

Demo-krasi, Latince halk idaresi, halkın kendi yöneticilerini seçmesi anlamındadır.

Ama "Demon-krasi" şeytan rejimi olmaktadır. Çünkü "demon", Latince şeytandır.

Şimdi ülkemizde ve bütün yeryüzünde insanlığa dayatılan demokrasi, aslında "demon-krasi"ye, yani şeytani güçlerin gizli yönetimine sadece bir kılıftır.

Amaç: ahlaksız, ayarsız, acımasız, duyarsız ve tutarsız kalabalıklar oluşturmak, ve beyinleri kontrol altına alınmış bu insanların, sözde hür iradesiyle, kiralık kuklalarını iktidara taşımaktır. İsmet İnönü ve devamı partiler, zorla dayatarak; Celal Bayar ve Menderes devamı partiler ise uyuşturup yozlaştırarak "halkımızı demon-krat köleler" yapmaya çalışmıştır. Bunların günümüzdeki temsilcileri olan CHP, maalesef Milli Görüş düşmanlığıyla, AKP ise Milli Görüş münafıklığıyla, aynı şarlatanlığa taşeronluk yapmaktadır. Oysa Milli Görüş, gerçek demokrasinin de, örnek laikliğin de, hem sağlayıcısı hem de sigortasıdır! Bu nedenle, çok açık olarak söylüyoruz ki, Milli Görüş düşmanlığı aslında İsrail ve Batı uşaklığıdır. ABD, AB ve İsrail'in Erbakan korkularını ama AKP hayranlığını, hala anlamayanlar, ya akıl fukarasıdır veya vicdanları sakattır...

Bir zenci liderin itiraf ettiği gibi:

"Batılılar Afrika'ya geldiklerinde, bizim tarlalarımız, meralarımız, hayvanlarımız, ormanlarımız ve yeraltı kaynaklarımız, onların ise, ellerinde sadece İncil kitapları vardı.

Şimdi de; bizim İncilimiz ve kiliselerimiz, batılıların ise çiftlikleri ve maden işletmeleri var."

Evet böyle devam ederse, çok yakın bir gelecekte; Biz Müslüman Türklerin elinde "demokrasi ve laiklik" oyuncakları kalacak, emperyalist güçlerin ve masonik iş birlikçilerin ise, fabrikaları, bankaları, maden ocakları, gazete ve televizyonları ve büyük tarım alanları ve toprakları olacaktır.

Çünkü bugünkü barbar ve cebbar (zorba) Batı Medeniyetinin mimarları; "Demokrasi, çağdaşlık, hukuk kuralları ve insan hakları gibi kavramları... ve yine BM, NATO, AB gibi kurumları, kendi sinsi ve gayrı insani amaçları için birer kılıf olarak kullanmaktadır.

Yani, Batılılar; "zehiri altın taş içinde sunmakta, balı ise suç ortağı" yapmaktadır.

Kabalist ve Siyonist Yahudi felsefesinin yozlaştırdığı, emperyalist ve materyalist haçlı düşüncesi, sadece masum Müslümanları, mazlum Asya ve Afrika insanlarını değil, Avrupa ve Amerika halklarını da, maddi ve manevi yönden robotlaştırmış, inançsızlığın ve ahlaksızlığın tuzağına atmıştır. Yani batı toplumları da bizim için düşman değil, onlar da kurbandır.

            Demokrasi diye, "demon-krasi"ye, yani şeytan yönetimine ve toplumları çağdaş köleliğe, hürriyet diye; ahlaksızlık serbestisine ve tam bir haysiyetsizliğe razı eden bu malum ve mel'un güçler, şimdi de insanımızı Fetullah Gülen gibi fettanların eliyle, "hoşgörü ve diyalog" bahanesiyle, karısını ve kutsalını kıskanmayan hınzır vari bir tepkisizliğe ve nefissizliğe alıştırma çabasındadır. Batı demokrasi dayatmasıyla; Avrupa'nın kapıcısı, Amerika'nın kuklası ve İsrail'in jandarması yapılacak, İslam'ın özünden ve Atatürk'ün tam bağımsızlık çizgisinden kopacak şuursuz bir toplum oluşturma amacındadır.

            Türkiye'de Atatürk'ten sonra özellikle başlatılan, Demirel ve Özal döneminde hızlandırılan ve AKP eliyle zirveye tırmandırılan bu "aslından uzaklaştırma ve adım adım gavurlaştırma" operasyonları, toplumu öylesine uyuşturmuş ve özünü unutturmuş ki, Abdullah Gül gibi: Milli Görüş kaçkını, din istismarcısı, Siyonist Batı hayranı ve Amerika'nın Irak'taki suç ortağı bir kişinin Cumhurbaşkanlığı adaylığını bile alkışlamakta ve bundan hayır ummaktadır.

Ve bu arada; AKP'nin:

  • ABD ve AB teslimiyetçiliğini, ülkeyi ekonomik ve sosyal felakete sürüklediğini
  • BOP hıyanetini ve İsrail hizmetçiliğini
  • Ilımlı İslam safsatasıyla, Dinimizi yozlaştırma ve Milli duygularımızı dumura uğratma akrepliğini bırakıp, "dindar oldukları, eşleri türban taktıkları ve Milli Görüşten ayrıldıkları" için bunlara karşı çıkanlar, aslında AKP'ye hizmet ettiklerinin ve emperyalizmin ekmeğine yağ sürdüklerinin hala farkına varamamaktadır.

Seni "demokrat" yapacaklar!?

H.İbrahim Aydın'ın dediği gibi:

"Kimileri Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığını sanki Emirü'l-Mü'minin imiş gibi takdime çalışmıştır. Fakat, hiç şüpheniz olmasın ki, şayet seçilseydi, oturtulduğu makamı masonlara peşkeş çekecek, içte ve dışta gücendirilmemesi gereken odakları gözeterek Siyonist Lobilere vefa borcunu ödeyecek ve kendi halkını yine hayal kırıklığına uğratacaktı.

Devir değiştikçe, tevhid inancına kastedenler daha sinsi ve sofistike yöntemlerle bize yaklaşmaktadır. Asırlık dayatma, yeni cumhurbaşkanıyla da devam edecek, yine Müslümanlar horlanıp hırpalanacaktı.

Kimileri de bizi köşeye sıkıştırmak için, misyonerleri hedef alan karanlık vahşet eylemlerini bahane ederek, saldıracaktır. Alnına kara çalınmaya çalışıldığını, inancını tebliğ ve tatbik konusunda senin tavizkar tavırlarla hazırlandığını anlayıp uyanıncaya kadar Ilımlı İslamcılar bizi kandıracaktı.

Sanki senin inancında, tarihinde, senin Peygamberinin (SAV) tatbikatında farklı inançlara toleransın en güzel örnekleri yokmuş gibi, sana "hoşgörü" dersleri anlatılacaktır.

Seni "demokrat" yapmak isteyecekler. "Solcu", "liberal'', "ılımlı", "hoşgörülü", "çağdaş", "ilerici"... kulağa hoş gelen, Batılı, emperyalist, seküler, materyalist kavram ve kılıfların hepsinin eş anlamlısı gibi kullanılan "demokrat"ı, senin biricik sıfatın yapacaklardır.

"İslamcı" veya hatta "Müslüman" diye anılmanı istemeyecekler, hoş karşılamayacaklar, çünkü "hoşgörü", bu materyalist dünyada: insan nefsine hoş gelen şeylere izin vermek anlamındadır. Bu "liberal hoşgörü"nün güzel-çirkin, ahlâki-gayri ahlâki ayrımı yapmadığını belki de çok geç fark edeceksin.

Cenab-ı Allah'a, meleklerine, kitaplarına, resullerine, âhiret gününe... iman etmekten kaynaklanan herhangi bir eylem veya talebin çoğu zaman "hoşgörü"ye dahil olmadığını göreceksin.

Zira laikliğin hoşgörüsü, Avrupa tarihinde zorba Katolik dinî güçlerden koparılan tavizlere dayanır; bu yüzden dinî inanca, özellikle de sahih inancı temsil eden İslâm'a kapalıdır.

Çocuklarına Kur'an eğitiminin yasaklanması yetmiyormuş gibi ve bundan daha az feci olmamak üzere, İslami/dini kavramları da unutman ve unutturman istenecek. Hakk-Batıl, tevhid-şirk, iman-küfür, helâl-haram, maruf-münker, hasene-seyyie, zulm, tuğyan/tağut, fasık, nifak/münafık, cahiliye, cihad, takva, haşyet/huşû, rızk/nimet, ümmet... kavramları hafızalardan şilinsin istenecek. Yazar ve entelektüellerinden artık böyle şeyler duymayacak, okumayacaksın.

Fakat mazeretler üretildiğini göreceksin: "AB'ye yolculuk her şeye rağmen devam ediyor. Yanı sıra ABD'nin İslâm dünyasına müfredat dayatması ve Büyük Ortadoğu Projesi vardır."

Şöhret ve servet kölesi İlahiyatçılarımız, mü'min olmanın bedelini bildiren hadis-i şerifi sana hatırlatmak istemeyecek, dünya ve âhiretteki tabii ve mantıki sonuçlarından bahsetmeyecek:

"Sizden bir kimse çirkin bir iş görürse onu eliyle düzeltsin. Eğer buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalben nefret etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir" (Müslim'den aktaran Riyâzü's-Sâlihin) gerçeği unutturulacaktır.

Seni "demokrat köleler" yapacaklar; akla hayale gelmeyecek çirkinliklere "hoşgörü" göstermeni dayatacaklardır. Aile kurumunu temelinden çökerten gayri meşru ilişki biçimlerine karşı koyamayacak, cinsel sapıklıklara "ayıp" demen suç sayılacaktır.

Belki en kötüsü -maazallah- kız çocuğun, Sevgililer Günü'nde gelip "babacığım, bu gece erkek arkadaşımı misafir edebilir miyim?" diyecek ve sen, kızarıp bozaracak, yutkunacak, ne cevap vereceğini şaşıracaksın. Çevrendeki kimselerden utanacak, onların kınamasından, "geri kafalı, yobaz!" demelerinden korkarak bu rezalet ve haysiyetsizliğe ses çıkaramayacaksın.

Belki o zaman seni "işte demokrat ve çağdaş bir baba!" diye övecekler.

Ama, davranışlarında hala "dindarlık" belirtileri varsa, şöyle diyecekler:

"Mühim değil canım, o kadarcık 'takva' kadı kızında da olur!"

Mü'mine, "kınayanların kınamasından korkmaması" gerektiğini ağır bir ihtarla bildiren âyet-i kerimeyi hatırlamak istemeyeceksin:

"Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, bilsin ki, Allah, sevdiği ve onların da O'nu sevdiği, mü'minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı güçlü ve onurlu, Allah yolunda cihad eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir topluluk getirir" [1] uyarısından rahatsız olacaksın.

Seni "demokrat" yapacaklar, yani dejenerasyona uğratacaklar. İnandığın gibi yaşamayı terk ettikçe, yaşadığın gibi inanmaya başlayacaksın. Bu toplumsal çöküş ve çözülüş  yaşanırken; AB standartlarını yakalamaktan şeytani bir mutluluk duyacaksın: Aşırı tüketim ve israf alışkanlığını, aile ve akrabalık bağlarının parçalanmasını, hayatın anlamsızlaşmasını ve yüce gayelerden yoksun hale gelip yozlaşmasını, gençliğin bunalım içinde kıvranmasını, uyuşturucu, şiddet, cinsellik ve türlü sapkınlıkların pençesine düşüp perişan olmasını hoş karşılayacaksın!..

Gayri İslami ve gayri insani ne kadar cazibe unsuru varsa, hayatın merkezine koyacaksın.  Nazım Hikmet sabataistinin istediği gibi, "makineleşecek", robotlaşacaksın.  Kulağına şeytanın fısıldadığı ve güzel gösterdiği fenalıkları işlerken bir Protestan kadar rahat davranacaksın. Kapitalizmin "nimetleri"nden(!) istifade etmeye başladıkça, "o kadarda vahşi değilmiş" diyecek ve bu şeytani fırsatçılığa fetvalar uyduracaksın..

Seni domuzlaştırmak için "demokrat" yapacaklar ve insanlığın üzerine çöken sömürü, kapitalizm, emperyalizm, zulüm ve vahşet kâbusundan uyanma ve  haksızlığa tepki koyma damarını dumura uğratacaklardır.. Senin tevhid inancın, ahlâkın, dengeli ve mütevazı yaşayış tarzın insanlık için bir fırsat, bir şans, bir ümit ve kurtuluş kapısı olmasın diye seni çağdaşlaştıracaklar.

"Halkın iradesi", bir gün senin sayende "Hakk'ın iradesi"ne bütünüyle aykırı tecelli ettiğinde, seni "demokrat" ilan edip alkışlayacaklar.

Bu kâbus gerçek olmadan hakikatlere uyanmalısın.[2]


Meclisin feshinden sonra önerimiz:

(Çünkü bizim kanaatimiz, anayasa mahkemesinin, Cumhurbaşkanı seçimlerini iptal kararı, MECLİSİN FESHİNİ VE AKP İKTİDARININ DÜŞÜRÜLMESİNİ GEREKTİRİR. Şayet devam edecekse; kesinlikle bir kurucu meclis gibi hareket etmelidir.)

Öyleyse ne yapılmalıdır?

Bütün bu kritik gelişmelerden ve stratejik endişelerden sonra; mevcut şartlar ve standartlar altında, sadece bir erken seçime gitmenin ülke sorunlarını çözmek bir tarafa, bunları kangrenleştirmekten başka sonuç doğurmayacağı ortadadır.

Çünkü Cumhurbaşkanı seçimlerinin kasıtlı olarak engellendiğini ve haklarının çiğnendiğini öne sürerek mağdur ve mazlum rolü oynayacak olan AKP'nin, bütün olumsuz ve sorumsuz icraatları unutularak, belki de daha güçlü biçimde yeniden Meclise taşınacaktır.

Halbuki bu durum; hem anayasayı, hem eskiyen veya AB tarafından dikte edilen zararlı kanunları, hem de hantallaşan yönetim ve denetim mekanizmasını:

  • Ülke çıkarlarımıza ve çağdaş ihtiyaçlarımıza
  • Cumhuriyet devrimlerinin anlamına ve amaçlarına
  • Temel insan haklarına ve evrensel hukuk kurallarına
  • Milli ve manevi duyarlılıklarımıza, ahlaki ve ailevi yapımıza uygun biçimde yeniden düzenlemek için önemeli ve tarihi bir fırsattır. Böylece dış güçlerin ve içimizdeki hain çevrelerin müdahale ve manipüle imkân ve kapıları da kapatılmalıdır.
  • Genel Kurmay Başkanını Cumhur Başkanına bağlayacak, Türkiye'nin Jeostratejik konumuna; bölgesel ve evrensel sorumluluklarına uygun bir yarı başkanlık sistemine geçilmeli. Buna paralel yeni ve yerli bir anayasa hazırlanıp, Cumhurbaşkanını da halkın belirlemesi için, seçime gidilmeli.
  • Hatta solcu sosyalist, sağcı liberalist ve Milli Görüş sahiplerinin hazırlayacakları farklı anayasaların halkın tercihine sunulmasına fırsat verilmeli.
  • İlk seçimde üç temel görüşe yatkın partilerden en fazla oy alanın bünyesinde birleşmesi ve üç partili bir sisteme geçilmesi benimsenmeli ve istikrarsızlığa yol açan bu çok parçalı görüntü giderilmelidir. Zaten yaşanan süreç de bu sonucu tabi seyri ile doğuracak gibidir.
  • Tüm toplumu ilgilendiren önemli kararlarda referanduma gitme imkanları ve pratik sonuç alma şartları geliştirilmelidir.
  • Ve bu ara-geçiş sürecinin sağlıklı değerlendirilmesi ve başarılı yönetilmesi için, ülkeyi mümkün ve münasip olan en kısa sürede demokratik seçime ve normal rejime taşımak üzere; Milli ve insani hassasiyetlere sahip, emin ve ehil kişilerden oluşacak ve kurucu meclis gibi çalışacak bir teknokratlar hükümeti de, gerekli ve yararlı olabilir.

Çünkü her durumda bir ara dönem madem yaşanacaktır.. Bunun kalıcı ve akılcı sonuçlar doğuracak ve Türkiye'nin önünü açacak hazırlıkları yapabilir imkan, zaman ve elemanla donatılması elbette daha yararlı ve tutarlı olacaktır. Böylece:

  • AB'nin uyruğu, ABD'nin kuyruğu değil, kendi başına buyruk, Türki Cumhuriyetlere, İslam alemine ve tüm mazlum milletlere örnek ve önder bir Türkiye tablosu
  • Haçlı emperyalizminin ve İsrail siyonizminin güdümündeki NATO'nun emirberi değil, "Bağımsızlık karakterimdir" diyen ve "Peygamber emaneti Kutsal Filistin topraklarının, Batı emperyalizminin karakolu olacak bir İsrail devletine peşkeş çekilmesi durumunda, gerekirse kan dökmeye hazır olduğunu" bildiren aziz ve asil Atatürk'ün izinde, barışın ve huzurun onurlu ordusu
  • Ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde: Devlet-Millet kaynaşmasını başarmış, her yönden kalkınmış ve bağımlılık zincirlerini kırmış, farklı din ve düşünceden bütün insanların birlikte ve bereket içinde yaşama şartlarını sağlamış, Türkiye merkezli yeni bir medeniyet olgusu, doğmuş olacaktır.

Hiçbir güç, Kadere karşı koyamayacaktır!..


Yeri gelmişken Anayasa mahkemesinin kararını, "hukuka yakışmıyor, muhtıra korkusu taşıyor, demokrasiyi dinamitliyor!" diye gocunan çifte standartlı (yani iki tavırlı ve münafık) sahtekârlara da bir hatırlatma yapalım.

Aynı Anayasa Mahkemesi tarafından; ülkenin en büyük partisi konumuna yükselmiş ve Cumhuriyet Tarihinin en başarılı hükümetini gerçekleştirmiş olan Refah Partisi kapatılınca hararetle alkışlayıp arka çıkarken, şimdi niye içinize sindiremiyorsunuz?

Siz, masonik merkezlerin güdümündeki göstermelik demokrasilerde, yargının da güç odakların etki alanına girdiğini yeni mi öğreniyorsunuz?!

Yoksa bu gücün, Siyonist mahfillerin güdümünden çıkıp, Milli derin devletin eline geçmesinden mi kuşkulanıp kıvranıyorsunuz?




[1] Maide (54)

[2] 27.04.2007 / Milli Gazete


Bu yazarin diger makaleleri

SİSTEMİN SONBAHARI!..
  21.Haziran.2005 Milli Gazete Kulis-Ankara Köşesinde önemli bir haber yer...
Devami
ASIL SUÇLU VE SORUMLU OLAN, BU HÜKÜMETTİR!
  Danıştay'ın basılmasının, başörtüler ve İmam Hatiplerle ilgili kararlarıyla hedef...
Devami
İZMİT'TE FETİH ÇOŞKUSU VE ERBAKAN OLGUSU!
  "Milli Görüş camiası, Lideri yüzünden aşağılanmaktan usandı ve utanıyor"...
Devami
SORUN HALİNE GELEN BAŞBAKANA SORULAR
  En sondan başlayalım: S-1 - Birkaç ay önce % 65'i...
Devami
BU ÇIĞLIK, BİR ÇAĞRIDIR!
  'Susurluk'tan daha çirkef çamurlu olan ‘Şemdinli' hıyanetleri; CIA MOSSAD...
Devami
İsrail, ABD Yahudi Lobileri ve AKP'li işbirlikçileri: "MİLLİ ÇÖZÜM" CÜLERE SAVAŞ AÇTI!...
  21 EKİM 2005 tarihli Hürriyet Gazetesi manşetten: Sudan Ankara Büyükelçisi...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 4914

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR