Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün343
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10871
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108786
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746761

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182549

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

3. DÜNYA SAVAŞINA DOĞRU

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 

Milli Gazetenin değerli ve deneyimli yazarı Mehmet Şevket Eygi Beyefendi çok önemli tespitlerde bulunuyor.

Ve Üçüncü Dünya Savaşı'nın Her An Patlayabileceğini Söylüyor:

Üçüncü Dünya Savaşı ne zaman başlayacak diye sormayınız. Bu savaş çoktan başlamıştır. Irak'ta yaşananlar bu savaşın mukaddimesidir (önsözüdür). İleride ne gibi gelişmeler olabilir?

 

1. Arafat'ın ölümünden sonraki yumuşama kimseyi aldatmasın. Önümüzdeki üç yılın en sıcak en akıl almaz gelişmeleri İsrail'de olacaktır. Üçüncü Dünya Savaşı'nın birinci ana bölümü Kutsal Topraklarda cereyan edecektir. Atom silahlarını önce Müslümanlar mı kullanacak yoksa Yahudiler ve Amerikalılar mı, bu hususta bir şey söyleyemem. Ancak nükleer silahların kullanılma ihtimali büyüktür. İsrail'deki yahut Filistin'deki çok sıcak çok yakıcı, çok vahim gelişeler üzerine Amerika buraya görülmemiş ölçüde kuvvet yığacaktır.

2. Hiç beklenmedik bir sırada Kuzey Kore, Güney Kore'ye saldırabilir. Bu savaşta nükleer, biyolojik, kimyevi silahlar kullanılabilir. Amerika o cepheye de koşacak, büyük güçler gönderecektir.

3. Çin'in Tayvan'a saldırma ihtimali vardır. Sam Amca oraya da donanma gönderecektir.

Hadiseler hızla birbirini takip edecektir. Hindistan, Pakistan, Keşmir meselesi... Afrika'da, Güney Amerika'da bir yığın çatışma, karışıklık...

Terörizmden başka çareleri ve çözümleri kalmayan ümitsizler dünyasından korkunç çıkışlar olacaktır. Sabotajlar, yangınlar, tahripler...

Süper güç Amerika, hangi cepheye koşacağını şaşıracaktır. Şu anda ABD'ye hâkim olan Evangelist felsefe şudur.

Bütün Yahudiler Kutsal Topraklarda toplanmalıdır. Armageddon savaşını Müslümanlar kaybedecek, Yahudiler kazanacaktır. Sonra Hazret-i İsa yeryüzüne inecek, Yahudiler Hıristiyan olacak, bin yıllık Altın Çağ başlayacak ve saire ve saire...

Söylemesi bile korkunç, dilim varmıyor, lakin insanlara duyurmakta yarar olduğunu sanıyorum: Ortadoğu'da bazı büyük barajların başına birtakım işler gelme ihtimali vardır.

Üçüncü Dünya Savaşı'nda en büyük zarara Kürtler uğrayacaktır. Hepsinin suçlu ve hatalı olduğunu iddia etmiyorum. Kürt kavmi çok büyük alimler, şeyhler, mürşidler yetiştirmiştir. Lakin içlerindeki birtakım beyinsizler yüzünden hepsi zarar görecektir Şu anda yanlış ata oynuyorlar.

Defalarca yazdım: Ortadoğu'da iki büyük ve güçlü devlet Amerikalıların ve Yahudilerin kışkırtmaları, provokasyonları, hile ve mekirleri yüzünden çatışabilir, milyonlarca insan ölebilir, nice şehirler, beldeler harab olabilir.[1]

Condoleezza Rice'ın bölgeyi ziyaretinin ardından Ortadoğu iyice kaynamaya başladı.

Rice, Tansiyonu Yükseltiyor!

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Suriye'nin "büyük problem" oluşturduğunu Öne sürerek, uluslararası toplumdan, başka ülkelerin iç işlerine karıştığını iddia ettiği Suriye'ye karşı çıkılmasını istedi.

Senato Dış ilişkiler Komitesi'nde ABD Dışişleri Bakanlığı'nın 2006 bütçesine ilişkin düzenlenen oturuma katılan "neocon"ların önde gelenleri arasında yer alan Rice, "Suriye'nin büyük bir problem olduğu konusunda kuşku yok" ifadesini kullandı. Şam'a yönelik psikolojik savaşını sürdüren ABD, Suriye'yi açıkça suçlamamakla birlikte, üstü kapalı olarak, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin 14 Şubat'ta Beyrut'ta öldürülmesinin arkasında Suriye'nin bulunduğunu ima ediyor. Rice, katıldığı oturumda, Suriye'nin Lübnan'ın işlerine karışmaktan vazgeçmesi gerektiğini söyledi ve Suriye'nin, Lübnan'da istikrarsız bir ortanı oluşturduğunu öne sürdü.

Fransa ve Almanya'nın ortak çabasıyla Eylül 2004 tarihinde BM Güvenlik Konseyi'nden, Suriye'nin Lübnan'daki askerlerini çekmesine yönelik 1559 sayılı karar çıkarılmıştı. Kararın ardından Suriye, askerlerini sınıra çekmişti.

İsrail için tehdit olarak gördüğünden ve direnişçi grupları desteklemesi dolayısıyla Şam için Rice, "uluslararası toplumun Suriye'nin yaptıklarına karşı birleşmesine ihtiyacımız var. Suriye hem kendi topraklarını hem de güney Lübnan'ı terörizmi desteklemek için kullanıyor" dedi.

ABD, Irak'ta devrilen Saddam Hüseyin'in Baas Partisi'nden kalanların Suriye topraklarında barındığını ve direnişçilerin bu topraklardan Irak'a giriş çıkış yaptığını iddia ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı Rice, Suriye'nin "büyük problem" oluşturduğunu öne sürerek, uluslararası toplumdan, başka ülkelerin iç işlerine karıştığını iddia ettiği Suriye'ye karşı çıkılmasını istedi.

Çin Kıskaca alınıyor!

Pekin Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı CIA'nın direktörü Porter Goss, Çin'in askeri yapılan­masının Tayvan ile olan stratejik dengeleri bozucu eğilimli ve aynı zamanda ABD'nin Asya'daki askeri birliği için de bir tehdit olduğunu iddia etti.

ABD Senatosu Haberalma Kurulu'nda tanık olarak bulunan ve geçtiğimiz Eylül ayında bu göreve gelen Goss, Çin hüküme­tinin orduda yaptığı modernizasyon ve ya­pılanması konusundaki görüşlerini dile ge­tirirken, bunun Tayvan ile olan stratejik dengeleri bozucu eğilimi olduğunu ve aynı zamanda ABD'nin bölgedeki askeri gücü için de bir tehdit unsuru olduğunu söyledi. ABD Kongresi'nin eski bir Cumhuriyetçi üyesi olan Goss, Çin'in sürekli olarak böl­gedeki karışıklığa karşı kullanmak üzere nükleer başlıklı ve konvansiyonel kapasite­ye sahip füze geliştirdiğini ileri sürdü. Goss, "Çin'in göstereceği toleransın üs­tünde, Tayvan'ın Çin'den bağımsız olarak ayrılmaya karar vermesi halinde Çin, çok çeşitli seviyelerde bu duruma askeri müdahalede bulunacağı kaçınılmaz görünüyor. Siyanist ABD, Çinli suçlu ve saldırgan konuma düşürmek için Tayvanı bağımsızlık için kışkırtıyor.[2]

Nükleer çalışmaları gerekçe gösterilerek İran'a saldırı hazırlıkları yapılıyor. Tespit edilen 3 bin 500 hedefin ABD ve İsrail tarafından bombalanacağı belirtiliyor. Ardından Suriye'nin işgali söz konusu. Bu ise, Türkiye'yi bütün tehditlere açık hale getirecek. Aynı güçler Dicle ve Fırat'ı kontrolleri altına almak istiyor. Irak işgaliyle bunu büyük ölçüde başardılar. Şimdi suyun kaynağına giden yollar tehdit altında.

Kırgızistan, Amerika'nın toprakları AWACS erken uyan uçakları eleştirme isteğini reddetti. Afga­nistan işgalinden bu yana Başkent Bişkek'in hemen yanındaki Manas askeri üs­sünde binden fazla asker barındıran ABD, operasyon alanını genişletmek için buraya AWACS uçakları getirmek istedi. Kırgız yönetimi, Moskova, Pekin ve Şanghay İş­birliği Teşkilatı üyeleriyle yaptığı istişare­ler sonucu talebi reddetti. Kırgızistan'da 27 Şubat'ta parlamento seçimleri, Ekim so­nunda da devlet başkanlığı seçimi yapıla­cak. ABD bu ülkede ayaklanma hazırlığı yapıyor.

CIA'nın yayınladığı 2020'de dünyanın görüntüsü raporunda, 2015'te Pakistan'ın parçalanacağı, ülkede iç savaş çıkacağı, nükleer gücün İslamcı grupların eline geçe­ceği öngörülüyor. Yani bu tarihe kadar Pa­kistan'ın nükleer gücü tasfiye edilecek. Hindistan ve İsrail'in çalışmaları sonuca yaklaşıyor...

Amerika Irak'taki askerî gücünü Kuzey1 Irak'a yerleştirmenin hazırlıklarını yapıyor. Bölge Amerika'nın Ortadoğu operasyonla­rının merkezi olacak. Sadece Kuzey Irak'ın geleceğini değil, bütün bölgenin geleceğini etkileyecek bir ABD-İngiliz-İsrail gücünün Kuzey Irak'ta yıllarca kalması planlanıyor. Aynı güçler, Kuzey Irak'tan İskenderun Körfezi'ne uzanan kuşağı istikrarsızlaştıracak planlara sahip. Türkiye, bu noktaya dikkat etmeli, bölgeyi yüzyıllarca elinde tu­tacak şekilde güçlendirmeli. Ancak Suri­ye'nin işgali, tehlikeyi Türkiye toprakları­nın dışına taşıyabilir. Bu ise, Türkiye'yi bü­tün tehditlere açık hale getirecek. Aynı güç­ler Dicle ve Fırat'ı kontrolleri altına almak istiyor. Irak işgaliyle bunu büyük ölçüde başardılar. Şimdi suyun kaynağına giden yollar tehdit altında.

ABD'nin Suriye'ye yönelik tehditleri önceden bu ülkenin İsrail'le savaşan güçle­re destek vermesine, işgal altındaki Golan Tepeleri'ni geri istemesine dayanıyordu. Irak sonrası direnişe destek verdiği İddiası öne çıktı. Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinden sonra yeni bir ge­rekçe bulundu. Anık daha başka gerekçe aranmayacak. Dahası, Amerika Irak işga­linde karşısına aldığı Fransa'yı Suriye ve Lübnan konusunda yanında buldu. Hariri'nin Öldürülmesi bir gün sonra sonuçları­nı gösterdi. Amerika, İsrail derhal Suriye'yi ve Lübnan yönetimini hedef aldı. Tabi Fransa da, Lübnanlı sağcı Hıristiyanların Amerika'da kurduğu "The Defense of Democracy" adlı kuruluş da, BM Güvenlik Konseyi harekete geçirildi. Lübnan sokak­larında "Suriye defol" sloganları attırıldı.

Hariri'yi kim öldürmüş olabilir? Lübnan dengesini bozmak, Filistin-Lübnan'dan Suriye ve İran'a uzanan bir çatışmanın te­mellerim atmak, bölgesel düzeyde bir Şii-Sünni ayrışması oluşturmak isteyenler mi? Ya da ABD, İngiltere ve İsrail'in bölgesel tasarruflarına çomak sokmak, oyunlarını bozmak isteyenler mi? Filistin'de bağım­sızlık isteyen güçlere savaş açanlar, Lüb­nan'da Hizbullah ve Filistinliler gibi güçle­ri tasfiye etmek isteyenler, bu güçlerle İran ve Suriye arasındaki ilişkiyi kesmek iste­yenler, Irak'ta olduğu gibi Lübnan ve Suri­ye'de mezhep ayrışmasına yatırım yapan­lar, direnç merkezlerini yok edip bölgeyi teslim almak isteyenler, en azından "barış gücü" adı altında bölgeye yerleşmek iste­yenler suikastın neresinde? Hariri'yi kimin öldürdüğünü belki de hiç öğrenemeyece­ğiz. Ama bu suikastın nelere yol açacağım biliyoruz. Kıvılcımın Lübnan'ı nasıl ateşe atacağını, Suriye'yi nasıl yakacağını, Doğu Akdeniz ile Basra Körfezi arasında yol aça­cağı yıkımları biliyoruz.

Kırgızistan örneğini özellikle verdim. Pakistan ve Türkiye Örneğim de. Senaryo­ların benzerliğine dikkat çektim. Yarın İran'a, Suriye'ye veya başka bölgelere sal­dın olunca kimse o ülkenin özel durumları­nı gerekçe göstermesin. Palavralara kamı­mız tok...[3]

Bu arada Türkiye'de, AB tarafından siyasi yönden, ABD tarafından ise askeri yönden kuşatılıyor. İşte AB Komisyonunun Türkiye'ye teklifleri, daha doğrusu tehditleri:

Şimdi bakalım 40 sayfalık Türkiye ile ilgili rapora. (Hemen belirtelim, raporun tam metnine ulaşmak isteyen okuyucularımız şu internet adresinden temin edebilirler: (http://www.bbc.co.uk/turkish/ecri%20tr%20report.pdf).

Rapor Türkiye'nin belli başlı konularda genel bir fotoğrafını çekiyor. Uluslararası hukuk me­tinleri, anayasal hükümler, ceza kanunundaki hükümler, adli uygulamalar, medeni ve idari kanun hükümleri, kamu hizmetinden yararlan­ma gibi ana başlıklar altında önce tesbit yapılı­yor sonra da "tavsiyelerde" bulunuluyor.

İşte Avrupa Komisyonunun Türkiye'ye yaptı­ğı "tavsiyelerden" birkaçı:

  • Lozan anlaşmasının kapsamına giren dini azınlık gruplarına mensup kişilerin hakları korunmakla birlikte, nüfus cüzdanlarındaki din ibaresinin çıkarılmasını sağlayan bir me­kanizma en kısa sürede hayata geçirilmeli­dir.
  • Türkiye ders kitaplarını baştan sona denet­lemeli, bu kitaplarda herhangi bir azınlık grubuna yönelik en ufak aşağılayıcı ya da hareket niteliğinde bir İfade yer almamalıdır.
  • Türkiye din kültürü dersi konusundaki yakla­şımını gözden geçirmeli; ya bu dersler zo­runlu olmaktan çıkarılmalı ya da diğer dinle­re ait bilgiler de aktarılarak bu derslerin sa­dece İslam dinini öğreten dersler olmaması sağlanmalıdır.
  • Azınlık dini grupları öğretmen bulma ve ye­terli ders kitabı sağlama konusunda sıkıntı yaşamaktadır. Azınlık okullarına ilişkin mev­zuat fazlasıyla karışıktır. Bu da sözkonusu okulların varlıklarını tehdit etmektedir. Azın­lık dini grupların okullarına ilişkin yeni dü­zenlemeler yapılmalıdır.
  • "Silahlı çatışma" nedeniyle ülkenin iç bölge­lerine göç eden Kürtler, çok zor koşullar al­tında yaşamaktadır. Kürtlerin bu durumu düzeltilmeli ve kültlerin ifade, örgütlenme ve toplantı özgürlükleri güçlendirilmelidir.
  • Türkiye'de yaşayan azınlık dini gruplar huku­ki ve diğer pek çok sorunla karşılaşmakta­dır. Bu sorunlar ivedilikle çözülmelidir. Mu­sevi cemaatine yönelik olumsuz yayın ve İfa­deler önlenmeli, yapanlar cezalandırılmalı­dır...

Avrupa Konseyinin belli başlı bazı "tavsiye­lerine" yer verdiğimiz raporun tümü bu bakış açısını taşıyor. Yani sadece "azınlıkları" gün­deme getiriyor, onların uğradığını iddia ettiği haksızlıklara dikkat çekiyor, onların hakkını ko­ruyor!

Peki ya mağdur edilen "çoğunluk" ne ola­cak?

Nerede başörtüsü mağdurları, neden onlara karşı gösterilen "hoşgörüsüzlük" Avrupa Kon-seyi'nin raporuna yansımıyor?

Nerede işkence gören, hakkı yenilen, itilen-katılan vatandaşlarımız? Avrupa'nın "hoşgörü­sü" neden onları da bir türlü kapsayamıyor?

Ve Avrupa'nın İslam ile olan bu savaşı niye?...[4]

AB Komisyonu Dayatmalarıyla Başbakanlık Raporunun Benzerliği tesadüf mü?

Türkiye'ye yönelik dayatmalarla, Avrupa Birliği (AB) ülkemizin bir sömürgeci Öfkesi gibi gösterilmesine çalışıyor. Avrupa: Irkçılık ve Hoşgörüsüzlük Komisyonu (ECRİ): tarafından yayınlanan Üçüncü Türkiye Raporu'nda, birbirinden zehir zemberek istekler yer alıyor. Raporda, "tavsiye" olarak Türki­ye'ye dayatılan isteklerin ancak sömürge altındaki bir ülkeye dayatılabilecek şartlar ol­duğuna dikkat çekiliyor.

Lozan'da Azınlıklar Meselesi

Lozan Barış Antlaşmasının ilgili hükümleri incelendiğinde, azınlıkların bir ayrıcalığa sahip olmadığı görülür. Türk tebaasından sayılan gayri Müslimlerin kanun ve hukuk düzeni Önünde eşitliği söz konusu iken, Antlaşmanın 42. maddesi ile gayrimüslim azınlıklar yararına olarak kabul edilen şahsi haklar ile aile hakları, Medeni Kanunumuzun yürürlüğe girmesi ite önem ve anlamını yitirmiş, böylece Patrikhanelerin dünya işlerinde ve azınlıkların şahsi muamelelerinde hiç bir yetkileri kalmamıştır.

Yeniden Sevr istiyorlar!

Oysa ECRI raporunda, "Hoşgörüsüzlük eylemleri" gibi gerçekle alakası olmayan bir mazeretin arkasına saklanarak, azınlıklar ve gayri müslimler için "özel vatandaşlık" isteniyor. Osmanlı'yı parçalayan ve Türk milletini de yasama hakkından yoksun bıra­kan Sevr Antlaşmasında, Ermenistan ve Özerk Kürdistan devletlerinin kurulması kararlaştırıldı. Sevr'e göre, memleket dâhilinde bulunan azınlık, Türklerden daha fazla haklara sahip oluyor, vergi vermeyerek, as­keri hizmet yapmayarak imtiyazlı (ayrıcalıklı) bir durumda bulunuyordu. Türk tabiyetinden çıkanlar birçok yükümlülüklerden kurtulduğu gibi, yeniden hiç kimse Türk tabiyetine de girmeyecekti.

Başbakanlık İHDK Raporu

Bu arada, Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu (İHDK) tarafından hazırlanan azınlıklar raporunun, Sevr anlaşması ile bire bir örtüştüğü dikkat çekti. Kamuoyundan gelen tepkiler üzerine Kurul Başkanı ve Başkanlık Divanı üyeleri istifa etti. Ancak, istekleri resmi belgeler olarak Başbakanlık kayıtlarına geçti. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu'nun hazırladığı azınlık hakları ile ilgili raporda ‘Sevr sendromu'nun bitmesi isteniyor, "tek kültürlü ulus devlet' yerine ‘Türkiyelilik üst kimliği'nin benimsenmesi öneriliyordu. Türkiye'nin azınlıklar konusundaki sınırlayıcı tutumunun dünyadaki eğilimlere ters düştüğüne vurgu yapılan raporda, anayasanın ‘değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek' maddeleri arasında yer alan "Türkiye devletinin dili Türkçe'dir" ifadesi de eleştirilerek "devletin dili olmaz" denilmişti.

Amerika Irak Sınırımızı asker ve silah kaydırıyor, Ama AKP Hükümeti ve Dışişleri: "Kuzey Irak'ta ABD yığınağı ile ilgili bilgimiz yok" diyor!

Ankara Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, ABD'nin Irak'ın kuzeyine yığınak yaptığı yönünde bilgilerinin olmadığını söyledi. Tan, haftalık basın toplantısında, "Türkiye'nin Kerkük'ün Kürtlerin kontrolüne geçmesi durumunda bu kente müdahalesi ola­sılığına karşı, ABD'nin Irak'ın kuzeyine yığı­nak yaptığına" dair Guardian gazetesinde yer alan haberin hatırlatılması üzerine, şunları söy­ledi: "ABD tarafından orada herhangi bir yığı­nak yapıldığına dair bilgimiz yoktur. Bir kez daha hatırlatmak isterim ki ABD bizim dostu-, muz ve müttefikimizdir."

Irak seçimleri ve Kerkük'e ilişkin sorular Üzerine Tan, seçimlerin yapılabilmiş olmasının Iraklıların tercihlerini demokrasiden yana oldu­ğunu gösterdiğini belirtti. Seçime ilişkin bazı itirazların olduğunu hatırlatan Tan, Irak Seçim Komisyonu'nun yapılan usulsüzlük iddialarını Özenle inceleyip, gerekli adımları atmasını, BM'nin de 1546 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararı çerçevesindeki sorumlulukları bağlamın­da gerekli tespitleri yapmasını beklediklerini söyledi.

"Biz Irak'ın demokratik bir yapı olarak bîr , an Önce ayağa kalkmasını istiyoruz" diyen Tan, Türkiye'nin, Irak halkının bütün kesimle­riyle diyalog içinde olmaya, Irak'ın ulusal bir­lik ve toprak bütünlüğünü güvence altına alan demokratik anayasal düzenini kurma yönünde atacağı adımlan desteklemeye, bölgesel ve uluslararası planda kalıcı barış ve istikrarın te­sisi için sürdürülen uluslararası işbirliğine de aktif olarak katılmaya devam edeceğini kaydet­ti. Türkiye'nin bu çerçevede bundan sonra mu­hataplarıyla görüşmelere devam edeceğini ifa-'de eden Tan, "Biz Irak'ın bütününe bakıyoruz. 'Bugüne kadar büyük haksızlıklara uğrayan ve ulaklarını gereği şekilde alamayan Türkmenleri elbette destekliyoruz ancak Irak'a bakışımız bütünüyle Türkmenlerle sınırlı değil, stratejik bir bakıştır''. diye konuştu (17 Şubat Milli Gazete).

Schmidt Bile, ABD, NATO'yu Ortadoğu'da kendine hizmet ettirmek istiyor" derken bizimkiler uyuyor!...

Berlin Almanya'nın eski başbakanla­rından Helmut Schmidt, ABD'yi, NA-TO'yu Ortadoğu'da kendi stratejisinin aracı haline getirmeye çalışmakla suçladı.

Schmidt, Die Zeit gazetesinde yayımlanan makalesinde, NATO'yu kendi amaçları doğ­rultusunda kullanmak istediği yolunda ABD'ye eleştiride bulunarak, "Amerika NATO'yu Ortadoğu'da kendi stratejisinin aracı haline getirme yolunda. Böyle bir şey İttifak'ın bünyesinde öngörülmemiştir" ifadeleri­ne yer verdi.

NATO'nun görevi kapsamına girmeyen alanlarda kullanıldığını savunan Schmidt, "NATO'nun, kendi sınırları dışında özgürlüğü ve demokrasiyi yaymak gibi bir görevi yok. Üye ülkelerin de böyle bir göreve katılma gibi; sorumlulukları yok" görüşünü savundu.

ABD Başkanı George W. Bush'un 23 Şubat'ta Almanya'ya yapacağı ziyaretin faydası konusunda da tereddütleri olduğunu ifade eden Schmidt, Bush'un Almanya ziyaretinin, NATO'nun geleceğinin belirsizliğine ilişkin en­dişeleri ortadan kaldırmayacağını kaydetti.

ABD'nin dış politikasında temel değişiklik­ler beklemediğini belirten Schmidt, makale­sinde, "ABD Dışişleri Bakanı Condeleezza Ri-ce'ın yaptığı Avrupa gezisi 'Kurt ve 7 Kuzucuk' masalına benziyor. Bu masalda kurt, te­beşir yutarak dostça bir ses çıkarıyor, ancak her zaman kurt kalıyor" diye yazdı (17 Şubat Milli Gazete).

Şükür halkımız diriliyor ve Amerikan karşıtlığı artıyor!

Amerika, Türkiye'deki ABD düşmanlığından ve anti-semitizmden rahatsızmış. Adamlardaki yüzsüzlüğün derecesine bakar mısınız? Yanı başımızdaki bir ülkeyi işgal ediyor, kan gölüne çeviriyorlar, diğerlerine tehdit üzerine tehdit yağdırıyorlar, Bir de üzerine alkış bekliyorlar.

Biliyorsunuz Amerikalı politikacılar çok hassas insanlar, son zamanlar­daki en büyük dertlerinden biri, Türki­ye'de anti-Amerikanizm'in yükselme-siymiş. En az kendileri kadar hassas dostları da buna çok dertleniyor, yaza yaza bitiremiyorlar... Adamlardaki yüz­süzlüğün derecesine bakar mısınız? Ya­nı başımızdaki bir ülkeyi işgal ediyor, kan gölüne çeviriyorlar, diğerlerine tehdit üzerine tehdit yağdırıyorlar. Ebu Garib işkence fotoğraflarının üzerinden yıl geçmedi. Bir de üzerine alkış bekli­yorlar. Evet, sadece Türkiye'de değil, tüm dünyada 'zehirli bir ortam' oluştu, ama bu anti-Amerikanizmin zehirli or­tamı değil, Amerikan emperyalizminin zehirlediği ortam. Bu zehrin panzehiri, tabii ki anti-Amerikanizm değil, ama kuşkusuz, antiemperyalizm. Nitekim kimsenin sıradan Amerikalı ile alıp ve­remediği yok. Anti-Amerikanizmin se­bebi de, hedefi de, ABD'nin kanlı poli­tikaları. Üste çıkıp şikâyetçi olmak, fazladan bir küstahlık, bunun mesajcılığını yapmak, fazladan borazancılık. Onlar Hollywood'a söz geçiremiyor, orası 'demokratik' bir ülke de, burası muz cumhuriyeti mi?

Son olarak, Lübnan'ın eski Başbakanı Hariri'nin kurban gittiği suikastın failini, tam da ABD dış politikasının işa­ret ettiği istikametten giderek, Suriye olarak gösteren ABD dostları, kafa ka­rıştırmaya çalışmaktan vazgeçseler iyi olur. Bu kadar maskesi düşmüş bir kış­kırtma, hedef gösterme, tehdit, işgal zinciri politikasını artık kimse yutmu­yor. Komplo teorilerine, anti-Amerikan zehirlemelere falan gerek yok. Takke Irak'ta düştü, tüm dünya kamuoyunu kendisine karşı öfkelendiren ABD'nin kendisi. Kimi kime şikâyet ediyorlar, siz kimi kime karşı savunmaya çalışı­yorsunuz?[5]

İslam Âlemi de toparlanıyor:

Kaddafi ve Mübarek bir araya geldi:

Mısır'ı ziyaret eden Libya lideri Muammer Kaddafi, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek ile başkent Kahire'de bir araya geldi. İki liderin baş başa görüşmesinin ardından heyetler halinde toplantıya geçildi. Görüşmede, Şarm El Şeyh'te yapılan Filistin-İsrail zirvesi, Lübnan'ın eski Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesi, Darfur sorunu ve Irak'taki seçimler gibi konuların ele alındığı bildiriliyor.

İran'la Suriye'nin bir saldırı karşısında ortak savunma kararı aldığı zaten biliniyor.

Erbakan Hoca'nın, Ankara'daki İran Devrim yıldönümü kutlamalarında sarfettiği "Amerikanın bir çılgınlık yapıp İran'a saldırması kendi felaketi olur. Çünkü İran Bizim D-8 üyemiz çok yakın Kardeş ve komşu ülkemizdir. Bu sözlerin tefsirini artık siz yapın" anlamında ki sözleri ise halan kulaklarımızda çınlıyor!...                                                                               

 

 



[1] Milli Gazete / 18 Şubat 2005 / Mehmet Şevket EYGİ

[2] Milli Gazete / 18 Şubat 2005

[3] Yeni Şafak / 17.02.2005 / İbrahim Karagül

[4] Milli Gazete / 17 Şubat 2005 /  Abdullah ÖZKAN

[5] Radikal / 17.02.2005 / Nuray Mert


Bu yazarin diger makaleleri

2005'TE TÜRKİYE'Yİ YIKMA STRATEJİSİ VE KUVAY-I MİLLİYENİN ŞAHSİ MANEVİSİ
  Serdar Turgut ve Gülay Kömürcü gibi Milli ve haysiyetli...
Devami
KIBRIS, KANIMIZ BIZIM
Kafirden kahpedir, Kıbrıs'ı satan Bu toprak kalemiz; kanımız bizim! Yavru falan değil;...
Devami
DEMOKRATİKLEŞME KILIFIYLA, KÜRESEL SİYONİZME KÖLELEŞME ANAYASASI
  Reşat Nuri Erol'un tespitiyle: Dünyada; 1. a) Toprak, b) hava,...
Devami
SELAM; SADIK DOSTLARA! SELAM; HİDAYETE TABİ OLANLARA!
  Ey, Dünya ve Ahiret kardeşlerim!.. Asla hatırımızdan çıkarmayalım ki; Şeytanların...
Devami
AH, NELER GÖRDÜM !
  Bir gram nimete, bin batman minnet İyilikleri başa, kakmalar gördüm!.. Keramet...
Devami
İSRAİL BÜYÜKELÇİLİĞİ: "MİLLİ ÇÖZÜM, BOMBADAN TEHLİKELİ"
KARGO'CUNUN İTİRAFI: İSRAİL BÜYÜKELÇİLİĞİ: "MİLLİ ÇÖZÜM, BOMBADAN TEHLİKELİ" İsrail Büyükelçilik yetkilileri: "Biz...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4648

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR