Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün926
mod_vvisit_counterDün3687
mod_vvisit_counterBu Hafta926
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay127429
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16765404

IP'niz: 3.238.184.78
Bugün: 30 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12189692

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ABD VE AKP BİRLİKTE Mİ BİTİYOR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

 

Amerikalı cani maskesini çıkardı

Irak'a ve Afganistan'a özgürlük götürdüğünü iddia eden Amerika'lı Korgeneral Mattis'den ruh halini yansıtan korkunç itiraf: İNSAN ÖLDÜRMEK ÇOK EĞLENCELİ.

Bazı insanları vurmanın eğlenceli olduğunu söyleyen Deniz Piyadeleri'ne bağlı Amerikalı bir korgeneralin, bu sözleri yüzünden disiplin cezası almayacağı açıklandı. Daha önce Irak'ta ve Afganistan'da Amerikan kuvvetlerini yöneten Korgeneral James Mattis, ABD'de tartışmaya yol açan sözlerini salı günü San Diego'da katıldığı bir konferansta söylemişti.

 

Mattis, savaşmanın ‘'tam bir eğlence'' olduğunu belirtmiş ve ‘'Bazı insanları vurmak çok eğlenceli'' demişti.

Katıldığı konferanstaki bir panelde konuşan Mattis'in, ‘'Afganistan'a gidiyorsunuz. Orada peçe takmadıkları için beş yıldır kadınları döven erkeklerle karşılaşıyorsunuz. Bu tür adamların zaten hiç erkekliği kalmamış demek. Bu yüzden de onları vurmak müthiş eğlenceli'' yönündeki ifadeleri Amerikan basınında geniş yer buldu.

Deniz Piyadeleri Komutanı General Michael Hagee, tartışmaların ardından bir açıklama yayınlayarak Mattis'in, ABD'nin en cesur ve en deneyimli askeri liderleri arasında yer aldığını belirtti.

Hagee açıklamasında, ‘'Bazı insanların, Mattis'in yaptığı yorumları mesele yapabileceğini anlıyorum. Ancak aynı zamanda Mattis'in, savaşın şanssız ve sert gerçeklerini yansıtma niyetini sergilediğini de biliyorum'' dedi.

Hagee, Mattis ile bu konuda konuştuğunu ve Mattis'in, ‘'sözlerimi daha dikkatli seçmeliydim'' tahlilinde bulunduğunu da kaydetti.

Öte yandan Deniz Piyadeleri sözcüsü Jason Johnston, komutan Hagee'nin, Mattis'e karşı disiplin cezası uygulamayı planlamadığını açıkladı.

ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ise Pentagon'da düzenlenen bir basın toplantısı sırasında, bu konuda yorum yapmayacağını söyledi.

James Mattis, şu sırada ABD'nin Virginia'ya bağlı Quantico'daki Deniz Piyadeleri Savaş Geliştirme Komutanlığı'nda komutanlık görevi yürütüyor.[1]

Yalan fabrikatörü

Irak işgali ile İran'a saldırının bahanelerini imal eden başlıca adamlardan biri olan Yahudi asıllı Douglas Feith adlı siyonist görevini bıraktığını duyurmuştu.

Pentagon'un üç numarası, "Türk dostu", "İsrail dostu", savaş, saldırı, işgal imalatçısı Douglas Feith, "İsrail'e sızdırılan belgeler"den dolayı da kuşku altındaki başlıca isimdi. Bu zatın kimliği ve kişiliği, Ortadoğu'da olup bitenler ve bitmeyenler açısından iyi bir ipucu.

ABD'nin son dönem saldırgan zihniyetinin şekillenmesinde, "en hakiki yalanlar" ın kaynaklarından biri olan bi yılan!..

İsrail'e sızdırılan gizli belgelere varıncaya kadar, hali hazırdaki İsrail yönetimine adanmışlığı her düşüncesine, her eylemine damgasını vurmuş bir insan... Irak ile El Kaide bağlantısı, tamamen onun uydurmasıydı...

Yönettiği 1500 kişilik ekiple, bu kez İsrail montajlarına dayanarak, "İran'ın nükleer tehdit" olduğunu "kanıtlayan" da o.

Onunla birlikte çalışmış olanlardan biri, "Sadece düşüncelerini doğrulayan kanıtlara itibar eder. Gizli belgeleri sızdırmaktan hapsi boylayabilir" diyor. Bu tür şahsiyetlerin önemi şu: Bunlar, başka türlü adanmışlıklarla, mesela bu zat gibi İsrail çıkarlarına bağlılıkla, bir mevzi yakalıyor.

Derken, büyük bir gücü, bir takım bahaneler üreterek, kumandaları altındaki bir makine gibi, başka ülkelerin, başka kültürlerin, başka insanların üstüne yöneltiyor.

Binlerce insan, bunların ideolojik ekonomik çıkarları, bağımlılıkları uğruna ölüyor.

Ve bir gün, işlerini bırakırken, mesela Feith'in dediği üzre, "O kadar çok çalışıyordum ki, yoruldum. Sabah çocuklarım okula gitmeden evden çıkıyor, gece onlar uyuduktan sonra gelebiliyordum."

Amerikan askerleri de dahil; on binlerce anne babanın, bu şeytanların yaktığı ateş içinde ölen çocukları bakımından da ne makul bir gerekçe!

Feith'in Türkiye için bir başka hatırlattığı şu:

1989'da, sadece Türkiye "lehine" lobi yapmak üzere, "Feith International Advisors" adlı bir şirket kurmuş, bunu kendi hukuk şirketi "Feith and Zell"le paslaşarak çalıştırmıştı. Türkiye bu zata ve hamisi "Karanlık Prensi" Richard Perle'e onbinlerce dolar aktardı. Kimilerine göre, Türkiye'yi özellikle "ABD'deki Yahudi lobisi"ne beğendirmeye çalışan bu şirket, Türkiye'ye de "İsrail lobisi" yapıyordu.

Bağlantı o kadar açıktı ki; "Zell" ismi, daha sonra işbirliği daha net bir büyük şirket doğurdu.

Feith'in hukuk firması İsrail'deki "Zell, Goldberg Co" isimli şirketle birleşip "uluslararası hukuk grubu" FANDZ adını aldı.

Feith, ABD yönetimine yerleşip istila ve işgali imal ederken, bu şirket de, İsrail bağlantılı olarak, ABD ve Irak'ta yürütülen kirli ve gizli işler için danışmanlık sunuyor, proje yürütüyordu.

Bush'un "artık gazetecilere para vermeyelim" mealindeki kararında kastettiği "besleme" ameliyesinde, bu nevi ahtapot şirketlerin rolü olduğu açıktır.

Feith'in de içinden geldiği, arada Çevik Bir gibi kimi Türklere de ödül veren "Ulusal Güvenlik için Yahudi Enstitüsü JINSA" gibi kuruluşların rolünü de unutmamalıdır. Ancak, Feith gibi siyonistlerin, on binlerce insanın hayatıyla, ülkelerin, bölgelerin kaderleriyle oynayan "yalan" imalatındaki ve şer ittifakındaki rolünü, asla hatırdan çıkarmamalıdır.[2]

Ziyaretlerin amacı

Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) mimarı ABD Savunma Bakan Yardımcısı Feith Ankara'daydı. Sırada Buş'un manevi kızı, gözünü kan ve savaş bürümüş, yeni Dışişleri Bakanı Kondoliza Rays (Başkan Buş onu kısaca Kondi diye çağırıyor) var...

ABD Irak'ı dağıttı, parçaladı, yaktı, yıktı, şimdi de uyduruk bir seçimle ‘Irak demokrasiye geçti' deyip, iç savaş ortamını hazırlayıp çekip gidecek. Nereye? İran'da, Suriye'de benzer kaosları yaratmaya. Savaşı, huzursuzluğu genişletmeye. Genişletip, kendisine yeni savaş ve müdahale gerekçeleri yaratmaya. Bundan nema kapmaya. Nedense, İsrail nükleer güce sahipse ‘iyi' İran sahipse ‘müdahale' nedeni. Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti ilan edilirse, Kerkük'te çatışmalar, Türkmen katliamı başlarsa, Irak bir iç savaşın eşiğine gelirse, PKK Irak yönetiminin bir parçası olup, Türkiye'ye dönük terör ve siyasi girişimleri başlatırsa, Türkiye kendi güvenliği için bir müdahaleyi gündeme getirirse ne olacak?[3]

Feith neden geldi?

ABD'nin en şaibeli isimlerinden ve bugünkü Ortadoğu senaryosunun mimarlarından olan Feith, Irak işgalinde istedikleri gibi kullanamadıkları Türkiye'yi yeni maceralara ikna etmek için mi geldi? Feith İran'a, Suriye'ye karşı Akdeniz'de, Doğu Anadolu'da ve Doğu Karadeniz'de üsler mi isteyecek?

ABD Savunma Bakanlığı'nın üç numaralı ismi Douglas Feith Türkiye'ye neden geldi? ABD'nin yeni Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın Türkiye gündeminde neler var? Irak seçimlerinin bütün bölge ülkelerini endişelendirdiği, Türkiye ve AB'nin Ortadoğu politikalarının yakınlaştığı, Türkiye'nin komşuları ile ilişkilerinin güç kazandığı, buna karşı ABD ve İsrail'in Suriye ve İran'a saldırı planlarının tartışıldığı, Kerkük nedeniyle bölgede tansiyonun yükseldiği bir dönemde, Feith hangi dosyalarla Ankara'ya geldi? Türkiye ile ABD arasındaki soğukluğu gidermek için mi? Türkiye'yi Irak'la ilgili endişelerinden kurtarmak için mi? Kerkük pazarlığı için mi? PKK pazarlığı için mi?

ABD'nin Avrupa'daki kuvvetleri Komutanı James Jones, Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage ve ABD'nin Irak'taki güçlerinin başındaki isim John Abizaid'den sonra, bilinen en şaibeli insanlardan ve ABD'nin bugünkü Ortadoğu senaryosunun mimarlarından olan Feith, Irak işgalinde istedikleri gibi kullanamadıkları Türkiye'yi yeni maceralara hazırlamak/ikna etmek için mi geldi? Armitage İncirlik'i istemişti. Feith İran'a karşı, Suriye'ye karşı Akdeniz'de, Doğu Anadolu'da ve Doğu Karadeniz'de üsler mi isteyecek? "Türkiye ile nükleer silahların yayılmasına karşı aktif işbirliği, ortak hareket" ne anlama geliyor? ‘İran'a karşı birlikte savaşalım' anlamına mı? ‘Rusya'ya uzak dur' anlamına mı? ‘Ortadoğu ile ilişkilerini kes' anlamına mı? ‘Suriye'yi savunma' anlamına mı? ‘Irak'ın parçalanmasına ses çıkarma' anlamına mı?..

ABD Savunma Bakanlığı'nda patlak veren casusluk skandalında da o vardı. İsrail'in Türkiye'yi de endişelendiren çabalarına ilişkin bir çok şeyi gözler önüne sermişti. Larry Franklin adlı Pentagon çalışanının ABD'nin İran'a ilişkin gizli dosyalarını İsrail'e aktarmasıyla ortaya çıkan skandal üzerine dikkatler Türkiye'de yakından tanınan bir çok isim ve kuruluş üzerine çevrildi. Douglas Feith gibi isimlerin ofisleri incelemeye alındı.

Paul Wolfowitz ve Donald Rumsfeld'in Irak'la ilgili iddiaları aynı kişilerin uydurduğunu, Wolfowitz ile Feith'in Özel Planlar Dairesi kanalıyla hazırladıkları senaryoların bir çok başkenti nasıl oyuna getirdiğini hatırlayalım. Şimdi bu adam Türkiye'de. Acaba neden? "Kürt kartı"nı kullanarak Türkiye'den ne istiyor? Kerkük'ü kullanarak Ankara'yı nelere razı etmek istiyor?

Irak'taki seçim, taşları yerinden oynattı. Artık geri dönüş olmayacak. Günlerdir ABD'nin ve İsrail'in Suriye ve İran'la ilgili iddiaları en üst düzeyden dile getiriliyor. ABD Başkan Yardımcısı Cheney'nin, İsrail Dışişleri Bakanı'nın açıklamaları ve ortalıkta dolaşan raporlar. Senaryolar, savaş stratejileri hazırlanıyor...

Wolfowitz de Türkiye'nin Irak nedeniyle özür dilemesini istemiş ve aynı tehditleri savurmuştu. "Türkiye'nin çevresi"ndeki Irak'ı ele geçirdiler. Şimdi "çevre"deki İran, Suriye, Lübnan ve Filistin var. Kafkaslar'daki "çevre"yi zaten değiştiriyorlar. Öyle değiştiriyorlar ki, hızlarını alamayıp Doğu Karadeniz'e kadar geldiler. Yeni bir dönem başlıyor. Artık sadece bir ülkeyi değil, bütün bölgeyi, bölgesel kaosu tartışacağız.[4]

Peki önce Richard Perle, şimdi Douglas Feith gibi Siyonist Yahudiler, Irak'ı işgal etsin diye George Bush'u önceler destekleyip kışkırtırken, acaba şimdi niye istifa ediyorlar? Niye Bush'a karşı bir tavır alıyorlar? Niye Amerika'nın Irak'tan çekilmesi için bastırıyorlar? Niye Irak'ta Amerika'nın, Vietnam'dan beter bir batağa saplandığını savunuyorlar?

Demek ki işler umdukları ve planladıkları gibi gitmiyor!... Demek ki gelişmeler, İsrail'in geleceğini ve güvenliğini tehdit eden boyutlar kazanıyor!.. İşte bunun için yani İsrail'i ve onun koruma kalkanı ABD'yi kurtarmak üzere, Irak batağından biran evvel çıkabilmek için aceleyle komik seçimler yapılıyor!..

Neyin Seçimi!

Geçen hafta yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre; Sünnilerin % 82'si, Şiilerin de % 70'i Amerikalıların seçimlerden hemen sonra çekilmesini istiyor. Kürtlerin % 86'sı ise Amerikalıların en az 5 yıl daha Irak'ta kalması gerektiğini savunuyor. Seçimlerde en şanslı olan grup Sistani'nin desteklediği dinci Şii ittifak. Bazı Sünni aşiret liderlerini de içine alan bu İttifak'ta aralarında Şii Türkmen ve Kürt grupların da bulunduğu 16 parti ve örgüt yer alıyor. Amerikanın halis-muhlis adamı olan Ahmet Çelebi'nin de yer aldığı İttifak'ın yaklaşık olarak % 35-40 arasında oy alması bekleniyor. Bu da 95-110 arasında sandalye demek. Bu İttifak'ın başbakanlık adayı nükleer fizik uzmanı Dr. Hüseyin Şehristani'dir. Seçimlerin ikinci şanslı grubu Kürtler. Kürt İttifak'ı içinde de 11 parti ve örgüt yer alıyor. Bu İttifak'ın alması beklenen oy oranı yaklaşık olarak % 20. Bu oran ise 275 sandalyeli mecliste 50 sandalye demektir... Şu andaki başbakan olan Ayad Allavi'nin başını çektiği İttifak içinde 7 siyasi parti ve örgüt var. Laik Şiilerin bir araya geldiği bu ittifak'ın alması beklenen oy oranı % 15 civarında. Yani 40 kadar sandalye...

Beklenen sonuçlara göre dinci ve laik Şiiler yeni mecliste çoğunluğu ele geçirecek. Ancak Amerikalılar Şiilerin tek başlarına ülkeyi yönetmelerine şimdilik izin vermeyecek ve Kürtlerin tüm haklarını savunmayı sürdürecek. Buna göre şu anda var olan dengeler büyük ölçüde korunacak. Yani yine devlet başkanlığına pasif bir Sünni getirilebilir ve buna karşın Şiilere daha fazla yetkiler verilir. Ya da devlet başkanlığı Şiilere, başbakanlık ise Kürtlere verilir. Yani Celal Talabani başbakan olabilir.

Yeni yönetimin şekillenmesi ile ilgili olarak bir çok formülden söz ediliyor. Önemli olan Amerikan isteklerine en çok ‘evet' diyenler yine siyasal haritada da çok daha fazla ve çok daha etkin yer kapacak. Bu nedenle Kerkük, Kürtlerin denetimine girecek ve Kürtler merkezi hükümette de çok daha fazla etkili olacak. Yani Kürtler bağımsız bir devlet yolunda şimdilik aceleci davranmayacak. Nasıl olsa Bağdad'ı da yönetecekler...

Buna karşın Şiiler güneyde özerk bir bölge talebini sıcak bir şekilde gündeme getirecek ve Sünniler petrol yoksunu orta bölgede kaderlerine terk edilecek... Oluşturulacak yeni hükümet Amerikalılara ‘hadi gidin' diyemeyeceğine göre, Amerikan birlikleri uzun bir süre daha Irak'ta kalacak.

Özetle: bu seçimler Irak'a istikrar, demokrasi, güvenlik, esenlik ve refahı değil, tersine etnik ve mezhepsel ayrışma ve dolaysıyla daha fazla düşmanlık getirecektir.

Irak, yalnız Irak olduğu için değil, aynı zamanda İran, Türkiye, Suriye ve körfez ülkelerine komşu olduğu için Amerikalıların (ve doğal olarak stratejik müttefiği İsrail için) ilgi odağı olacak. Bu ilgi ise asla olumlu anlamda olmayacak. Kim ne derse desin bizler daha çok uzun yıllar Irak'ı konuşacağız. Tabii o zamana kadar yakınımızda Irak diye bir yer kalırsa![5]

Kaçış senaryosu

Washington tarafından, koşullar ne olursa olsun mutlaka yapılmasına karar verilen bu seçimlerin, aslında Amerika'nın Irak'tan kaçış senaryosunun bir parçası olduğu anlaşılıyor... O yüzden şu sıralarda Kerkük'müş, Sünnilerin temsiliymiş, bu sorunlarla uğraşmak istemiyorlar.

Kısaca, Kerkük, Sünni boykotu, güvenlik, sayımlar yapılmadan seçime gidilmesi gibi ‘minor problems- küçük sorunlar' hiç önemli değil. Amerikalılar seçimler yapılacak ve Irak ileride kendiliğinden parçalanmak üzere kuklalara bırakılacak diye plan yapıyor. Çünkü Irak batağından kurtuluş yolları arıyor.

Kerkük konusunda Türkiye'nin endişeleri Amerika tarafından ciddiye alınmıyor mu? Bence alınıyor. Ama şu anda dikkate alınmıyor. Çünkü şimdi hedef seçimler.

Anımsayacak olursak, Barzani ve Talabani, Kürtlerin Kerkük'e geri dönüşüne izin verilmezse boykot tehdidinde bulundular ve sonuç aldılar. Oysa geri dönüş seçimlerden sonra yapılacaktı. Çünkü, sorunlu bölgelerde uzlaşma sağlanmadan yerel yönetimde nüfus dengesinin değiştirilmesi sorunları derinleştirecekti. Bunun, Arap ve Türkmenlere karşı baskı ve ayrımcılığın artması sonucunu doğuracağını anlamayan yok. Ama şu an dikkate alınmıyor. Seçimlerin, ne olursa olsun yapılması gerektiğini savunanlarla konuştuğumda ilginç bir durumla karşılaşıyorum. Seçim sonrası Anayasa tartışmaları gündeme geldiğinde Kürtlerin, bugün sahip oldukları özerklikten hiçbir zaman geri adım atmayacakları inancı hakim.

‘Ama bunun ötesine gidemezler. Ne Türkiye, ne İran ne de Suriye buna izin verir' deniyor. Bu yüzden Türk hükümetinin açıklamaları ile Kuzey Irak yöneticilerinin meydan okumalarına tamamen kulaklarını kapatmış görünüyor Washington. Irak'ta günü kurtarma politikası yapıyor. Bu anlayışla belki günü kurtarabilirler ama askerlerini bölgeden kurtarması mümkün değil.[6]

Ama Amerika ve Yahudi lobisi, Irak'ı işgal etmeyi, vahşet ve işkence görüntüleri sergilemeyi başardı... Ancak Irak batağından çekilmeyi başaramayacaktır. Şeytanın orduları burada boğulacaktır. Ve işte Amerika'nın, bir an evvel göstermelik seçimler yaparak Irak'ı kukla komiserlere bırakıp kurtulma telaşı bundandır.

Amerika ve İsrail, böylesine bir telaş ve tedirginlik içinde, kendi başının çaresine bakarken, ABD'ye güvenerek ve AB'ye girmeyi ümit ederek Kıbrıs'ı ve Kuzet Irak'ı satmaya kalkışan AKP iktidarı ise bir nevi siyasi intihara hazırlanmaktadır.

Emekli Org. Kemal Yavuz Paşa'nın şu tespitleri oldukça önemli ve anlamlıdır.

Kıbrıs'ta neler oluyor?

Bir süreden beri, gündemimizden düşmüş gibi görünen ‘Kıbrıs konusu', yavaş yavaş, fakat kararlı bir şekilde tekrar ‘en önemli gündem maddelerimizden biri' olarak, önümüze gelmeye hazırlanıyor. 24 Nisan'daki referandumda Rumların ‘Hayır' demesiyle ömrü tükenmiş gibi görünen konu, 17 Aralık'ta AB'nin, müzakerelere başlama şartı olarak önümüze konulunca, tekrar ‘canlandı'.

Önce, konunun nasıl ele alındığına bakalım. Konu, Türkiye tarafından, ‘çok önemli değilmiş' gibi gösterilmeye çalışılıyor. Türkiye, konuyu sadece ‘AB'ye katılan on yeni ülkenin, Ankara Anlaşması'nın uyum protokolüne dahil edilmesi' olarak anlıyor, daha doğrusu ‘öyle anlar görünmeye çalışıyor'. Oysa Kıbrıs Rum Yönetimi, meseleyi Türkiye'nin kendisini ‘resmen' tanıması olarak kabul ediyor. Ki, bu boyutta bir tanıma, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ‘tanımama' sonucunu da beraberinde getiriyor. Bu konuda, deneyimli diplomat emekli Büyükelçi Sn. Şükrü Elekdağ, 17 Aralık kararını değerlendirirken, bu kararın, sadece ‘protokol imzalamak' değil, 3 Ekim'e kadar ‘çözümü' de kapsadığını söylüyor. ‘Karar makamı' konumundaki AB'nin bu konuda şimdilik ‘sesi çıkmıyor'. Sesi çıktığında, ne diyeceği Türkiye açısından çok önemli. (Ama Rum'lardan taraf olacağı kesin tavrını sona saklıyor.)

Bu iki farklı görüş ve yaklaşıma, konuya taraf olanların bakışlarına gelince; Rumlar konuya, tamamen kendilerine özel bir yaklaşımla bakıyor. Rum Lider Tasos Papadopulos (Bilindiği gibi bu herif, 1963 Noel'inde Kıbrıs'ta 103 Türk köyünün yok edildiği, yüzlerce Türk'ün öldürülerek toplu mezarlara gömüldüğü olayların ve sonrasında, Ada'nın yüzde üçüne ‘hapsedilen' Türklerin de yok edilmesi için hazırlanıp yürürlüğe konan ‘Akritas' planının planlayıcısı ve bizzat uygulayıcısı bir EOKA şefidir), ‘Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu ‘siyasi çıkmazdan' kurtulması için yardımcı olmayacaklarını' açıklıyor ve anlaşmaya oturmak için tam anlamda ‘ipe un seriyor'. Bir kere, mevcut Annan Planı'nı kabul etmiyor. Hatta bu defaki görüşmelerin Annan'ın gözetiminde yapılmasına da karşı, AB'nin ‘şemsiyesi'ni istiyor. Müzakere masasına oturmak için neler istemiyor ki; Türkiye'nin, Kıbrıs'ı işgalini ‘kınamasından' (!) tutun da, işgale (!) son vererek, Ada'dan askerini çekmesine kadar. Ayrıca, öngördüğü yeni planın sağlaması gereken hususları da şöyle sıralıyor:

-Kıbrıs'ta hiçbir Türk askerinin kalmaması.

-Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin Kıbrıs'ta garantörlükten vazgeçmeleri.

-Kuzey kesimdeki, Türkiye'den gelmiş kişilerin, yeni planın referandumuna katılmamaları ve Ada'daki mevcutlarının iyice kısıtlanması.

-Federal Devlet'in ekonomide ‘üniter' olması. (Yani, Türklere ekonomik yaşamda, hayat hakkı tanınmaması)

Kısaca, tam bir ‘yokuş', çıkabilirsen çık!

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ‘tarafına' gelirsek, orası da tam bir ‘Ya hey!', herkes ayrı telden çalıyor. Başbakan (?) Talat, gerçek ‘kişiliğini' nihayet ortaya koydu: Kıbrıs Türk Meclisi'nde ettiği yeminleri ‘yutarak', ‘Kuzey Kıbrıs'ın bağımsızlığının bir hayal olduğunu' söylemek dalaletinde (sapkınlığında) bulunuyor. Buna karşın Sn. Denktaş, Atatürk'ün ‘Ben ‘Barış' dediğimde bağımsızlığımı kastediyorum' sözünü hatırlatarak, ‘Bağımsız değilseniz, bir hiçsiniz. Barışı, bağımsız insanlar, bağımsız insanlarla yapar' diyor ve Türk tarafının ‘Evet' dediği planı bile onaylamıyor. Ayrıca, Türkiye'deki mevcut hükümet tarafından ‘dışlandığını' açıkça ifade eden ve ‘yalnız kalırsak, haklarımızı korumak için, gerekirse tekrar silahlanırız' demekten çekinmiyor. Oğul Denktaş da, ‘gerekirse silahlanmaktan' bahsetmekle birlikte ‘makul' bir anlaşmaya daha yatkın.

AB ise, bu konuda ‘şimdilik' renk vermiyor. Buna karşın, bir Alman profesöre, yeni bir plan hazırlattığına dair haberler var. Bu haber bile, harekete geçtiği zaman, bunun Türkiye ve Kıbrıs Türkleri lehine olmayacağını gösteriyor.

Türkiye'ye gelince... -Dediğimiz gibi-‘ortada duran' problemi, şimdilik ‘görmezliğe' geliyor, ‘önemsemez' görünmeye çalışıyor. Çözüm için tekrar Annan'ı araya sokarak ve mevcut Annan Planı'nı ‘hareket noktası' alarak olayı, AB'nin etkisinden uzak tutmaya gayret ediyor. Ama Annan'ın bu işe girmeye pek niyeti yok. Türkiye ayrıca, Sn. Denktaş'la ‘ipleri tamamen koparmış' vaziyette, onu ‘görmemeye, dinlememeye' özel bir önem veriyor ve Kıbrıs'ta Nisan ayında yapılacak devlet başkanlığı seçimlerinde, onun ‘tasfiyesini' bekliyor.[7]

Bu kadın niçin geliyor?

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Avrupa ve Ortadoğu gezisi çerçevesinde bir günlük ziyaret için bugün Ankara'ya gelecek.

Başkentte 24 saatten az kalması beklenen Rice'ın uçağı bu akşamEsenboğa Havaalanı'na inecek. Rice, Güneydoğu Asya'da tsunami felaketinin yaşandığı 4 ülkeye yapacağı ziyaret için Türkiye'den ayrılacak olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile havaalanında görüşecek.

Rice'ın bu akşam, kendisiyle görüşmek için Türkiye'ye gelecek olan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yemekte bir araya gelmesi planlanıyor. ABD'nin Ankara Büyükelçiliği kaynakları, bu görüşmenin yeri ve saati üzerinde çalışmaların devam ettiğini belirtiyorlar.

Rice, 6 Şubat Pazar günü temasları çerçevesinde ilk olarak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kabul edilecek. Rice, daha sonra Dışişleri Konutuna gelerek, Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül ile görüşecek. İki dışişleri bakanının Pazar günü saat 12.00'da ortak basın açıklaması yapması öngörülüyor.

Rice, aynı gün Ankara'dan ayrılacak.

Gül-Rice görüşmesinde Irak'ta yapılan seçimlerin değerlendirilmesi, Kerkük'teki gelişmeler, ikili ilişkiler ve Afganistan konularının öncelikli olarak ele alınacağı belirtilirken, diplomatik kaynaklar gündemin bunlarla sınırlı kalmayacağını belirtiyorlar.

Rice'ın Dışişleri Bakanlığına atanmasından sonraki ilk gezisi olma özelliğini taşıyan Avrupa ve Ortadoğu turunda Türkiye'nin yanı sıra İngiltere, Almanya, Polonya, İsrail, Filistin, İtalya, Fransa, Belçika ve Lüksemburg bulunuyor.

Rice, Avrupa turuna İran mesajıyla başladı

ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Avrupa Birliği'nin (AB) önde gelen üç ülkesinin İran'ın uranyum zenginleştirme programına son vermesi çabalarına ülkesinin katılmasına gerek olmadığını söyledi.

Rice yaptığı açıklamada, "İranlılar ne yapmaları gerektiğini biliyor. İranlılar ne yapmaları gerektiğini birileri karışmıyor diye bilmiyor." dedi. İranlıların verdikleri sözlerde durması gerektiğini ifade eden Rice, Tahran'ın uranyum zenginleştirme programlarını durdurması ve müfettişlerin nükleer alanları gezmelerine izin vermesi gerektiğini vurguladı.

Rice, bu açıklamayı Avrupa ve Orta Doğu ziyaret turunun ilk durağı olan İngiltere'ye gelirken yaptı.

AB, İran'ın nükleer programını süresiz olarak dondurması çabalarına Washington yönetiminde katılmasını istemişti. Bunun yanı sıra Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Muhammed El Baradey ABD'nin İran'ın nükleer programıyla alakalı görüşmelere katılmasının çok önemli olduğunu söylemişti.

 Pentagon savaş bütçesini arttırdı

ABD Başkanı George W. Bush'un 2006 bütçesinde savaş harcamaları için 419.3 milyar dolar ayırmayı planladığı bildirildi.

ABD Savunma Bakanlığı Pentagon'un ekim ayında başlayacak mali yıl için hazırladığı taslak bütçede 2006'da 419.3 milyon dolarlık bir savaş bütçesi talep ettiği ifade edildi. Ancak bu rakam, Irak ve Afganistan savaşı için yapılacak harcamalar ile Enerji Bakanlığı'nın nükleer silah programı için ayırdığı bütçeyi kapsamıyor.

Amerika geçtiğimiz yıl savunma harcamalarını yüzde 7 artırarak 401.7 milyara çıkartırken 2006'da bu rakam yüzde 4 bir artışla 419 milyar doları aşacak.[8]

Evet AKP kendisi de, ülkemizi de koyu bir karanlığa ve kaosa doğru sürüklüyor. Dış güçlere ve sermaye çevrelerine güvenerek hiçbir uyarıyı dikkate almıyor. Şahsi ikbal ve iktidarları hatırına yarınlarımızı tehlikeye atmaktan sakınmıyor. Hidayetleri kararmış, basiretleri bağlanmış vaziyette sadece bugünü kurtarmayı düşünüyor...

Şeytanın atına binen şaşkın kahraman gibi, bir havaya kapılmış gidiyor!..

Öyle ki, Burhan Özfatura gibi, aslında aykı kafa yapısına sahip insanlar bile artık feryat ediyor:

AKP'yi saran çember

Sayın Başbakan, zaman zaman, dalkavukluk konusunda ikazlarda bulunuyor. Ancak, görünen odur ki, AK Parti kalın bir çemberle sarılmış durumdadır ve bundan pek de şikayetçi görünmemektedir.

Çok sık tekrarladığım bir Hadis-i Şerifi yeniden hatırlatmak istiyorum: "Cenab-ı Hak sevdiği yöneticilere açık sözlü danışmanlar lütfeder. Sevmediklerine de dalkavuklar musallat eder." Ne yazık ki, AK Parti'nin açık sözlü dostları gittikçe azalmaktadır.

Ben AK Parti'nin başarılı olmasını gönülden arzu ediyorum. (Çok şükür şahsi bir beklentim yok. Zira, hayat boyu Cenab-ı Hak'kın sonsuz cömertliğine muhatap oldum. Layık olduğumdan çok fazlasına kavuştum. Hiç kimseden bir şey talep etmek durumunda kalmadım.) Tek parti iktidarının ülkem için büyük bir şans olduğuna inanıyorum. Bu açıdan da doğruları (bazıları alınsa bile) sık sık hatırlatmaya çalışıyorum. Şu günlerde de AK Parti'nin buna çok ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Zira, sarma harekatı çok güçlendi:

1- Son günlerde, bir "Ali Babacan övgüsü" başladı. İç ve dış mihraklar devamlı gaz veriyorlar. Ne büyük bir ekonomist olduğunu, inanılmaz başarılarını dile getiriyorlar. Peki ama:

- Türkiye'nin gerçek anlamda milli bir ekonomi politikası var mıdır?

- Herkes biliyor ki, tüm detaya IMF ve Dünya Bankası (dolayısıyla ABD) karar vermektedir. En küçük bir icraat için bile IMF izni şarttır.

- Bu durumda, ancak "uslu çocuk", "çok iyi uygulayıcı" olunabilir. Bu tutumun da her zaman için ülke ve halkımız lehine olduğu söylenemez. Zira:

a- İç ve dış borç yükü inanılmaz boyutlara gelmiştir.

b- Ödemeler dengesi açığı herkesi ürküten boyutlara ulaşmıştır.

c- İşsizlik düzeyinde hiçbir iyileşme görülmemiştir.

d- Rüşvet/israf/verimsizlik/saltanat/aşırı istihdam, azalmamış artmıştır.

e- Özelleştirmede arpa boyu yol alınamamıştır.

f- Milli çıkarlara uygun, orta ve uzun vadeli "tarım, hayvancılık, madencilik, ekonomi, bütçe, vergi politikaları" ortaya konmamıştır. (Cargill'in çıkarları her şeyin önüne geçebilmektedir.)

g- Sayın Başbakan'ın "söz dinlemiyorlar" dediği bürokratlar, daha ziyade Sn. Babacan'ın ekibidir. (IMF talimatları, hükümet kararlarından daha etkili olmaktadır.)

h- Yeşil sermaye zulmü hâlâ devam etmektedir. Başta Kombassan ve Yimpaş olmak üzere, muhafazakar diye, ille de Anadolu sermayesi engellenmektedir. En tabii hakları bile kanunlara aykırı olarak esirgenmektedir.

Sn. Babacan, dürüst, tatlı bir insan olabilir. Sn. Başbakan'ımız ve eşi kendisini bir kardeş ve evlat gibi sevebilirler. Ama, başarının yolu tecrübeden geçer. Değerli bakanımız, bu tecrübelere sahip midir? Samanpazarı edebiyatı ile ülke yönetilebilir mi? Hele hele, AB gibi (profesyonel, Türkiye'ye karşı art niyetli) ekiplere karşı, başmüzakereci olmaya yeter mi? Medyanın övgüleri, dış basının methiyeleri, Bilderberg toplantıları kafi gelir mi?

2- Şüphesiz, sadece Sn. Babacan'ı zikretmek haksızlık olur. Mesela:

a- Dışişleri Bakanlığı'nda ne değişmiştir? İki asırlık statükoda, tayinlerde ne farklılık olmuştur? Hep aynı bağımlılık politikası devam etmektedir. Tayinlerde, aynı düzen sürmektedir. (Sn. bakan, kendi eliyle Başbakanlık Müsteşarı yaptığı Fikret Uçcan'ı bile büyükelçi yapamamıştır. Uğur Ziyal'in dediği olmuştur.) (Bu konuyu en iyi Sn. Yaşar Yakış bilir. Belirli kolejlerin mezunu olmayanların, belli mahfillere ve ailelere mensup bulunmayanların, büyükelçi olmasının imkansızlığını bizzat yaşamıştır. Yarım düzineye yakın dil bilmesine rağmen zar zor tayin edilebilmiş, hiçbir zaman da bir Batı başkentine gönderilmemiştir.)

b- Bankalardan hortumlanan 50 milyar doların akıbeti ne olmuştur? Kim layık olduğu cezaya çarptırılmıştır? Niçin borcu çok büyük olanlara özel kolaylıklar gösterilmektedir? İyi niyetli olanlar ise muhatap bile alınmamaktadır?

c- Tayinlerde, emanet ehline mi verilmektedir? Yakınlar, torpilliler mi kayrılmaktadır? (Kul hakları ihlal edilmektedir. Çok beddua alınmaktadır.)

d- Başta başörtüsü ve kurban derisi zulmü olmak üzere, inancını yaşamak isteyenlere karşı yürütülen baskı ve engellemelerde bir azalma olmuş mudur? (Bizim sağ partiler, muhalefette iken bol bol tenkit eder, vaat verirler. İktidar olunca da "durum sizin bildiğiniz gibi değil. Biraz sabredin" demeye başlarlar. Şimdi de aynı senaryo yaşanmaktadır. Böylece de Türkiye'ye "gerçek anlamda demokrasi/fikir-ifade-inanç ve teşebbüs hürriyetleri" bir türlü gelemez. AB'ye üye olunsa da gelemez. Zira, AB de inançlı kesime karşı duyarsız ve art niyetlidir.)

3- Elbette TÜSİAD gibi (halka saygı duymayan, milli ve manevi değerlerimize yabancı, bugüne kadar iktidarlar tayin edip azletmeyi hak saymış, kredi politikaları/devlet ihaleleri/silah ticareti komisyonları/teşvik politikaları ile irileşmiş; Anadolu sermayesinin ve KOBİ'lerin gelişmesini istemeyen, hatta bunun için 28 Şubat tarzı uygulamalara girebilen, demokrasiye pek önem vermeyen, gerektiğinde darbe teşvikçiliği yapabilen) kuruluşlar ve sahip oldukları medya mutlu olabilir. Zira, bugüne kadar, onları üzecek, zarara uğratacak bir uygulama yapılmadı.

Ama, halkımız ne düşünüyor? Sıkıntıları ne seviyeye ulaşmıştır?

Parti teşkilatı halktan kopuk. Olaylara ilgisiz. Tayin/terfi/torpil/iş takibi ön planda. (Milletvekilleri zaten etkisiz ve mutsuz.) (Belediyelerin çoğunda da hâlâ bir hareket yok.)[9]





[1] Milli Gazete / 05 02 2005

[2] Sabah / 30.01.2005 / Umur Talu

[3] Akşam / 01.02.2005 / Zülfikar Doğan

[4] Yeni Şafak / 01.02.2005 / İbrahim Karagül

[5] Yeni Şafak / 31.01.2005 / Hüsnü Mahalli

[6] Hürriyet / 30.01.2005 / Ferai Tınç

[7] Akşam / 30.01.2005 / Kemal Yavuz 

[8] Milli Gazete / 05 02 2005

[9] Dünya /  26.01.2005 / Burhan Özfatura


Bu yazarin diger makaleleri

EKONOMİK VE SİYASİ KRİZE DOĞRU.
  26 Haziran 2004 Tarihli Milli gazete'nin yıldızlı yazısının başlığı oldukça...
Devami
AMPÜL'ÜN TÜKENEN ENERJİSİ MORTGAGE VE DÖVİZ MESELESİ
  ATO Başkanı Aygün, Hükümeti Uyarıyor! Balon patlamak üzere! Düşük...
Devami
EKONOMİK BALON!
  Doğal ve doğru bir ekonomik düzende, "Bir ülkenin genel üretim...
Devami
FAİZE NİÇİN KARŞIYIZ?
Kapitalizmin mikropları ve kanser urları faizdir. Bakınız, Robert Kohl'un doktora tezi...
Devami
AKP MİLLİ GÖRÜŞÇÜ DEĞİL: "KİRLİ KURUŞ"ÇU VE "ZİLLİ DÖNÜŞÇÜ"DÜR!
  Petkim'i apar topar Yahudi'ye verdiler! Acelelerinin nedeni bir Yahudi'ymiş!...
Devami
LAİKLİĞİ LAYTLAŞTIRMAK MI, YOKSA KARTLAŞTIRMAK MI?
  Adli yılın açılışında konuşan Yargıtay Başkanı Osman Arslan'ın: "Laikliğin tanımı...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4157

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR