Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7379
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38744
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28867
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803222

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200547

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

AKP'NİN AKIBETİ?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Süleyman Karagülle'nin şu tespit ve tahlilleri oldukça önemlidir:

"Topluluklar mıknatıs gibidir, mutlaka kutuplaşırlar. Halk iki kutuptan birisine yaklaşıp üşüşür. Böylece çok kutupluluk iki kutupluluğa dönüşür. İki kutuplu topluluk dengedir. Hiçbir tarafa hareket etmez. Dışarıdan uygulanacak küçük bir kuvvet topluluğu başka tarafa götürür."

 

Bunu bilen sömürü sermayesine hükmeden Yahudiler dünyayı yönetmek için siyasi partileri ortaya çıkardılar. Dünyanın birçok yöresinde iki partili sistem kur(dur)dular. Bu iki partiden hangisine isterlerse veya hangisi daha çok işlerine gelirse onu iktidara taşıdılar. Bunu yapabilmeleri için de (ABD örneğinde olduğu gibi) bu iki partinin de yularını ellerinde tuttular.

Bu iki partili siyaset sistemi birçok ülkede yapılan deneme ve uygulamalardan sonra geliştirilip yaygınlaştırılmıştır. Siyonist sermaye bu partilerden her ikisini de kendi kontrollerine almıştır. Bu sayede sermayenin güdümünde olan güçlü partiler ortaya çıkmıştır. Bunlardan hangisini isterse onu iktidara taşımakta, diğerini de yedekte tutmaktadır.

Arada istemediği parti biraz fazla oy alsa bile; başka emniyet tedbirleri var, güdümlü mahkemeler var, o mahkeme kararları ile yine sermayenin istediğini iktidar yaparlar!.. Ya da daha yüksek mahkemeler eliyle partileri kapatırlar!..

Ayrıca, askerleri de kendi bekçileri gibi kullanırlar; gerektiğinde darbeler yaparlar!..

Sermaye yani Yahudiler başlangıçtan günümüze kadar bu konuda neler yaptılar?

Her şeyden önce Avrupa'daki federal yapıyı ‘krallıklar' kurarak yıktılar. Bunu gerçekleştirmek amacıyla diğer bütün derebeylerine karşı en uyumlu derebeylerini destekleyerek ‘ulus devletleri' ortaya çıkardılar. Protestanlık sayesinde de her devleti ayrı dine, daha doğrusu ayrı mezhebe kavuşturdular. Ayrıca ‘laiklik' adı altında dinsizliği yaymaya çalıştılar...

Böylece Avrupa'yı parçaladılar. Ahlakı yozlaştırdılar. Sonra demokrasiyi icat ettiler ve bu sayede krallıkları ortadan kaldırdılar. Böylece bugünkü ulusal devletleri oluşturdular.

Ondan sonraki merhalede halka düşman diktatörleri başa getirerek halkın dinine, namusuna, servetine ve sosyal yapısına saldırttılar; böylece dinsiz, milliyetsiz, mülkiyetsiz ve devletsiz bir dünya kurmaya çalıştılar. V e büyük ölçüde başardılar...

Kral Marx'ı bunun için destekleyip finanse ettiler ve dünyanın başına çöreklenen ‘komünizm' denen belayı sardılar. Böylece halkın elinden zorla alınan servetleri Yahudi sermayesine aktardılar...

İnsanlık artık tamamen pelteleşince, kapitalizm'in hükümranlığı hatırına, komünizmi devre dışı bıraktılar.

TÜRKİYE'DE NELER OLDU?

I. merhale:

Osmanlı ordusunu dağıtmayı, hukuk düzenini yıkmayı, ekonomisini batırmayı ve sonunda 6 asırlık koca imparatorluğu ortadan kaldırmayı amaçladılar. 19'uncu yüzyılda ve 20'inci yüzyılın başlarında yaptıkları operasyonlarla bu işi başardılar. Ne var ki, bu arada beklenmedik sonuçlar ortaya çıktı.

1-Yeniçeri Ocağı ve Sipahi teşkilatı ortadan kaldırıldı; ama yerine çok daha güçlü ‘milli ordu' ortaya çıktı. Sermaye şimdi Türkiye'deki milli orduyu dağıtmak için çırpınıyor.

2-Osmanlı hukuk sistemini berbat ettiler; ama halkta ‘yeni hukuk anlayışı' gelişmeye başladı. Dolayısıyla düzen devam etti. Sermaye hukuk alanında tahribat yaptı ama istenen ve beklenen anarşiyi gerçekleştiremedi.

3-Osmanlı ekonomisini borçlar ve savaşlarla çökerttiler; ama Türkiye'de ‘halkçılık ve devletçilik' ortaya çıktı ve Kuvay-ı Milliye şuuru asrın ekonomik ve idari inkılâbını yaptı.

4-İmparatorluk yıkıldı; ama onun yerine ‘Cumhuriyet' kuruldu.

II. merhale:

Bütün dünyada uyguladıkları tek parti sistemini, halka düşman dikta rejimini Türkiye'de de uygulamak istediler. Ne var ki bu uygulama diğer ülkelerden çok farklı oldu. Bunun iki sebebi vardır. Biri, yöneticilerin başarılı uygulamaları, ikincisi ise halkın sabırlı olmasıdır. Türkiye'de ateist bir Türk devleti oluşacaktı. Oluştuğu zannedildi. Ama 1950'lere gelindiği zaman Türklerin dinlerinden asla vazgeçmedikleri anlaşıldı...

III. merhale:

Bundan sonraki merhalede yeni gelişmeler olmuştur. Sermaye Türkiye'de iki parti bulunduracak, her ikisini de kendisi finanse edecek, istediğini istediği zaman iktidar yapacaktı. Ancak bu konuda beklenen olmadı. CHP'ye karşı kurduğu DP kahir ekseriyetle iktidar oldu. Ama mili güçler bu durumdan rahatsız olmadı. Çünkü Demokrat Parti halkın milli ve manevi taleplerine taviz vermek zorunda kaldı ve montaj sanayi ile kısmi kalkınma ve geçici rahatlama sağladı. Ama milli sanayi ve harp sanayi körletilip Türkiye ABD'nin hurda çöplüğü haline getirildi...

Bu arada Millet Partisi'ni kapattırdı. Çünkü sermaye çatlak ses istemiyordu. 1960 darbesi yapılarak Demokrat Parti parçalandı. Yani iki partili sistem tutmayınca sağda çok partili sisteme geçti...

IV. merhale:

Sermayenin parçalama operasyonu devam etti.

Ne var ki, sağ parti ikiye ayrıldığı halde her ikisi yine Cumhuriyet Halk Partisi'nin önünde oldular. Plan bir türlü tutmuyordu. Bir taraftan sol çöküyordu, artık denge olmaktan çıkmıştı. Diğer taraftan sağda da yine partiler ortaya çıktı, milliyetçi partiler ile Milli Görüşçü partiler oluştu. Her iki parti her seçimde aldıkları reylerini artırıyordu.

1973 yılında MSP Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile CHP Genel başkanı Bülent Ecevit'in koalisyon yapması, sadece Türkiye'de değil, zamanla tüm dünyada sermayenin oluşturduğu dengeleri alt üst etti. Çünkü dünyada ilk defa sağcılar ile solcular birlikte oldular ve bu birliktelikten de çok başarılı bir hükümet ortaya çıktı.

Daha sonra RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile DYP Genel Başkanı Tansu Çiller'in koalisyon yapması ve bu sefer Erbakan'ın 54. Türkiye Hükümeti Başbakanı olması dengeleri büsbütün karıştırdı. Çünkü bu hükümet Cumhuriyet tarihindeki en başarılı koalisyon ve en başarılı hükümet (54. hükümet) olmuştu. Sermaye bu başarılar karşısında önce RP'yi sonra FP'yi kapattırdı!..

V. merhale:

Sermaye 1999 seçimlerinde yeni bir taktik uyguladı:

Ecevit'in DSP'si desteklenecek ve büyük parti yapılacaktı. Onun arasından ANAP ikinci parti yapılacaktı. Bunların oyları hükümet kurmaya yetmezse MHP yedek olacaktı. DSP % 18, ANAP % 16, MHP % 12, DYP % 12 oy alması hesapları yapılmıştı...

Milli Görüş partisinin devre dışı kalması için meşru ve gayri meşru olarak her türlü gayret gösterilecekti. Bunun için Amerika'dan talimat geldi, sermaye ve ülkemizdeki işbirlikçi uzantıları faaliyete geçtiler ve hazırlanan plana göre çalışmaya başladılar.

 Sonunda hiç beklenmeyen sonuçlar alındı. Ecevit % 23 oy aldı, böylece şımarma psikoloji içine girdi. MHP ikinci parti oldu. Milli Görüş partisi Fazilet Partisi bütün engellemelere rağmen % 16'dan fazla oy aldı. ANAP en az oy alan parti oldu. FP dışındaki partiler zoraki koalisyon kurdular...

Siyonist sermaye bu dönemde ve sonrasında bocalamaya başlamıştır.. Neler olduğunu kısaca hatırlayalım...

Bu arada beklenmedik bir olay cereyan etmiştir. Amerika'da Başkan Bill Clinton Yahudilerin talimatını dinlemeden, Başbakan Necmettin Erbakan tesiriyle Müslümanlarla diyalog kurmaya başladı. Siyonist sermaye harekete geçti ve Yahudi Monika sayesinde mahkemelik durumlar icat etti. Böylece sermaye ile Demokratlar arasında bir gerginlik oluştu, halen devam etmektedir. İki dönemden beri ABD'de seçimi Demokrat aday kazandığı halde, mahkeme kararı ile başkanlık Cumhuriyetçi Bush'a veriliyor... Ve Amerikan tarihinde bu 3. dönemdir, Yahudi lobilerinin adayı seçimi kaybediyor...

Bu dert yetmemiş gibi bir de Irak'a asker çıkarmayı Birleşmiş Milletler'e kabul ettiremedi... Fransa ve Almanya Irak işgaline karşı çıktı... Türkiye'de tezkere geçmedi... Rusya ve Çin bu ülkelerin yanında yer aldı... Bu arda AKP'de Avrupa Birliği ile müzakerelere başlama hatırına riskli ve tehlikeli adımlar attı.

Şimdiki durumda sermaye şaşkın durumdadır.. Çünkü bütün planları boşa çıkmaktadır. Dolayısıyla AKP'nin ömrü oldukça kısalmıştır... AKP'nin acı akıbetinden kurtulması için;

  • 1- AKP Mili Görüş gömleğini yeniden giymeli ve "Adil Düzeni" kabul etmelidir. Zinayı, faizi, dışarıdan yönetilmeyi ve ekseriyet sistemini bırakmalıdır...
  • 2- Avrupa Birliği müzakerelerini yürütürken, teslimiyetçi tavrı bırakıp, hem Türkiye için hem Avrupa için iyi olan yeni çözümler üretip sunmalıdır...
  • 3- Bu öneriler ışığında Avrupa Birliği'ni desteklerken; ayrıca Avrasya, Afrika ve Güney Amerika Birliği gibi birliklerin oluşmasına da sahip çıkmalıdır.
  • 4- ABD'ye Ortadoğu'dan çekilmesini önermelidir. Artık süper devlet değildir. Osmanlı için Viyana bozgunu ne ise ABD için de Irak bozgunu odur. ABD insanlığa hizmet etmeye yönelmelidir. Artık sömürü düzeni yıkılmaktadır. Siyonist ve emperyalist şeytan saltanatı çatırdamaktadır. AKP Avrupa Birliği'ne girdim ve kurtuldum zannediyorsa, yanılmaktadır...[1]

Ekonomiye gelince, AKP'de kendisinden önceki partiler gibi ekonomide tahribattan başka hiçbir şey yapmamıştır...

Ne var ki, IMF'nin Türkiye'yi batırmak için yıllardan beri uyguladığı program aynen devam etmiş olmakla beraber, hedefine ulaşamamıştır... Halkımızın kendi yatırım ve üretimi, kayıt dışı ekonomi, toplumun birbirine destekleri sayesinde ülkemiz ekonomisi ayakta durmaktadır..

Batı dünyasının ekonomik formülleri Türkiye'yi çökertmeye yöneliktir. Ancak batı'da hazırlanan Türkiye'yi ekonomi bakımından çökertme programı tam olarak işlememiştir.

Ekonomide AKP Hükümeti başarılı olamamış, iki yıl böyle geçmiştir.

Bizim öteden beri tespit ve tahminimiz de böyledir. Türkiye'de eğer devlet halkın önünde engel teşkil etme(z)se, halkımız kendi sorunlarını daha rahat çözecektir. Geç de olsa ekonomi rayına girecektir. Ancak, on yılda bir yap(tır)ılan darbeler ve dış müdahaleler sebebiyle Türk ekonomisi bugünkü perişan haldedir.

ABD'nin ve CIA'nın AKP Hükümeti'nin iktidar olmasından iki yıl sonra bir oyun oynayacağı ve Türkiye'nin istikrarını bozacağı ve çürüyüp çökmekte olan sisteme can katacağı ve zaman kazandıracağı yolundaki planları boşa çıkmıştır. Bunun sebepleri nelerdir?

  • 1- ABD'de güçler arasında iç çatışma başlamıştır. Bu güçler çatışmasında CIA devre dışı edilmek istendiği için CIA şimdilik Türkiye'de önemli bir operasyon yapamamıştır..
  • 2- Irak Savaşı beklendiği ve planlandığı gibi gitmemiş, ABD'nin Birleşmiş Milletler ve dünya ülkeleri üzerindeki etkisi kırılmıştır. Bu gelişmeler adeta ABD'nin "süper güç" olma özelliğinin sonunun başlangıcı olmuştur. Bu süreç halen devam etmektedir. ABD, Vietnam örneğinde olduğu gibi Irak bataklığından da kolay kurtulamayacak ve bu vesileyle artık süper güç olmadığı anlaşılacaktır...
  • 3- ABD ile AB arasında, özellikle de Almanya ile Fransa'nın da aralarında olduğu bazı Avrupa ülkeleriyle, Türkiye'deki tezkere meselesinden sonra çekilme su yüzüne çıkmış, Rusya ve Çin'de bu Avrupa Ülkelerinin yanında yer almışlardır...
  • 4- Dolar beklenmedik bir şekilde Türkiye'de ve bütün dünyada tökezlemeye başlamıştır.

Bu yüzden ABD, Türkiye'de yapacağı operasyon yapamamıştır. Ancak ABD ve onun arkasındaki güçler kolay pes etmeyeceklerdir. Tehlike devam ediyor..

Bu anlattıklarımdan sonra kimileri diyebilir ki AKP başarılı olarak iktidarını sürdürecektir!..

Burada yanılma vardır. AKP bugüne kadar Türkiye'nin temel sorunlarını çözememiştir. Çözmek için ciddi bir çaba da göstermemiştir. Çaba göstermek bir yana, bu yönde en küçük bir niyet emaresi bile görülmemektedir. Bundan dolayı ekonomik ve sosyal sıkıntılar çözümsüz olarak aynen devam etmektedir.

Türkiye'nin bu temel ve esas sorunları nelerdir?

  • 1- Türkiye'de 18 milyon insan işsizdir. Bu işsizler iki yıllık AKP iktidarı döneminde hala iş bulmuş değildirler, İş bulabilecekleri ile ilgili herhangi bir ümit ve alamet te görülmemektedir. Çünkü AKP Hükümeti'nin tek başına iktidar olmasına rağmen böyle bir derdi yok gibidir!
  • 2- Türkiye çok ağır dış borç batağı ve yükü içindedir. Osmanlı'yı yıktıkları gibi bu borçlarla Türkiye'yi de yakında yıkacaklardır. İki yıllık AKP iktidarı döneminde bu borçların ödenmesi için planlama yapılması ve çaba gösterilmesi bir yana, Türkiye'nin dış ve iç borcu katlanarak artmaya devam etmiştir!..
  • 3- Türkiye'de bağımsız, yansız, etkin ve saygın yargı tıkanmış ve tükenmiştir. Adalete ve devlete güven yitirilmiştir. Yargı yok demek, devlet yok demektir. Bu hususta AKP hiçbir şey yapmış değildir. Bizzat Adalet Bakanı Cemil Çiçek ile makamında görüşme yapılarak öneriler götürülmüş olmasına rağmen, maalesef red cevabı verilmiştir. Göründüğü kadarıyla şimdilik bu önemli sorun konusunda da herhangi bir ümit ışığı görülmemektedir.
  • 4- Sömürü sermayesine bağlı ve bağımlı basın, Türkiye için her an tehlike olmaya devam etmektedir. Medya meselesinin düzelmesi yolunda da AKP, iktidarı tarafından en küçük bir adım bile atılmış değildir. Aksine, mevcut medya ile tan bir karşılıklı menfaat işbirliğine gidilmiştir.

O halde Türkiye hala komadadır ve ağır bakıma muhtaçtır...

Bugünlerde CHP'de oynanmak istenen oyunda Kemal Derviş'i önce genel başkan, sonra başbakan yapma girişimidir. Bu operasyon gerçekleştirildikten sonra AKP bölünmek ve CHP ile Derviş'in başbakanlığında bir koalisyona gidilmek istenmektedir. Ondan sonra baştan beri anlattığımız üzere Türk ordusunun tasfiyesine gidilecektir. Ardından Türkiye Avrupa Birliği'ne hemen alınacak, İngiltere ile birleşen Türkiye AB içinde Almanya ve Fransa'nın ABD karşıtı tavırlarını törpüleyecektir.

Bütün bu yazdıklarımız yorumdur, tahmindir.

Ama bunların ötesinde bir gerçek var ki, işte o tahmin ve yorum değildir: "Faizli düzen" asla başarılı olamayacaktır. Bundan dolayı AKP'nin başarılı olma şansı sıfırdır. Hele bir de Batılılarla bir olup zinanın yasak olduğunu kaldırdıktan sonra, Kıbrıs'ı ve Kuzey Irak'ı saltığa çıkarıldıktan sonra kendi intiharını ve ölüm fermanını hazırlamıştır...

Haçlı Savaşı (Armagedon) Başladı... Şimdi Milletimiz Kurtarıcı Liderini Bekliyor!..

21'inci asrın eşiğinde bulunuyoruz. Yaşadığımız olaylar ve netleşen tablo Afganistan ve Irak'ın işgali ile başlatılan operasyonların uzun vadeli bir haçlı savaşının başladığını ve Bush'un bayanına göre daha da yaygınlaşacağını bekliyoruz...

İkinci kez iktidara gelen Bush'un yeniden seçiliş münasebetiyle yapılan merasimde ki konuşmada, ABD ordusuna bu önümüzdeki dönemde daha önemli görevler düşeceğini açıkladı. Savaş karşıtı olan Colin Powell'ın Dışişleri Banklığından alınarak, savaş yanlısı Condalleeza Rice'ın Dışişleri Bakanlığına getirilmesi de anlamlı...

Zira Rice, bundan önce danışman iken, önümüzdeki seneler içerisinde Türkiye dahil 22 İslam ülkesinin siyasi haritasının tamamen değiştirileceğini tekrar tekrar vurgulamıştı..

ABD'nin politikasının Suriye ve İran'a karşı gittikçe sertleşmeye başlaması da girişilen haçlı seferinin önümüzdeki aylarda yeni safhalara gireceğinin bir alameti sayılmalıdır...

Öyleyse yaklaşan tehlikeler karşısında Türkiye ne yapacaktır? Ya da ne yapmalıdır?

Askerlikte bir kural vardır: "Hazır ol cenge (hazırla silah) eğer istiyorsan sulh ve salah olur" denir. Türkiye zaman kaybetmeden bu haçlı savaşı karşısında konseptini ve stratejisini tesbit etmeli ve bu şartlara cevap verecek diğer bütün tedbirlerini almalıdır...

Ve Türkiye asla bekle gör umursamazlığıyla, kendini başkalarının inisiyatifine terk etmemeli, kapıldığı selin içinde kendisini yüzüyor zannetmek gafletine düşmemelidir...

Millet ve devlet olarak karşımıza büyük bir imtihan çıkmış bulunuyor. Onun için diyoruz ki, bu yeni haçlı seferinde bize yeni Kılıçarslanlar, yeni Selahaddini Eyyubiler lazım!..

Durumu İstiklal Savaşımıza benzetmek istiyorum. Zira İstiklal Savaşımızda milletçe, hem yeni bir devlet kurmak ve hem de o yeni devleti ve vatanı kurtarmak gibi daha çetin bir vazife ile karşı karşıya idik.

Bugün ise devletimiz var, yurdumuz var, ordumuz da var amma milli iradeye tercüman olacak bir iktidarımız yok...

Dış ve iç politikamız önce ABD'ye sonra da AB'ye endekslidir. Ekonomimiz ise IMF aracılığıyla yine ABD'ye bağlanmıştır.

Eğer iki sene önce TBMM'ye getirilmiş olan 1 Mart tezkeresi kabul edilmiş olsaydı, Türkiye o tarihte ABD'nin askeri işgali altına girmiş olacaktı...

Hal böyleyken tezkerenin reddi karşısında üzüntüsünden ağlayan Sayın Gül ve onun üzüntüsüne iştirak eden Erdoğan'ın politikalarıyla büyük badireyi atlatıp, devletimizi, milletimizi ve bağımsızlığımızı koruyamayız!..

İsmet İnönü, milli menfaatlerimizin müttefiklerimiz tarafından ciddiye alınmaması karşısında "öyleyse yeni bir dünya kurulur ve Türkiye o dünyadaki yerini alır" demişti. Belki o blöf yapmıştı. Ama şimdi böyle tarihi bir sözün söylenmesi ve böyle bir kararın verilmesi zarureti ile karşı karşıyayız.

ABD'nin artık yol haritası ayan beyan olmuştur. Sırasıyla bütün İslam ülkeleri işgal edilecek, bölünüp parçalanacak, siyasi haritaları değiştirilecek ve her işgal edilen ülkeye Karzai veya Allavi karakterinde bir eyalet-sömürge valisi dikilecektir.

 Bush'un mantığı böyle çalışıyor... Ona göre Irak'ta ABD'nin yenilgiye uğramış olması ve başarısızlık diye bir olay yoktur.  Ona her İslam ülkesinin başına şu veya bu şekilde bir Allavi getirilmesi başarının adıdır. Gerisi lafı güzaftır. Ve maalesef Recep T. Erdoğan da yeni bir Karzai ve Allavi yapılma yolundadır...

Bütün partiler, bütün sivil toplum kuruluşlarımız, bütün medyamız önümüzdeki çetin şartlar göz önünde tutularak yeniden dizayn edilip canlanmalıdır.

Tekrar ediyorum. İç ve dış politikalarımız, sivil ve askeri konseptimiz yeni şartlara göre ayarlanmalıdır.

Dünya genelinde Bush'un ilkel fanatik, mutaassıp Evangelizme ve Siyonizme endeksli, saldırgan ve insan hakları tanımayan vahşi politikalarına karşı olan çok sayıda ülke vardır... Bakınız İngiltere bile İran'ın işgaline karşı çıkıyor. Türkiye, vaktiyle haçlı savaşlarına karşı nasıl insan haklarını savunmuş ve onlara geçit vermemişse şimdi de kilit ülke olarak tarihi misyonuna sahip çıkmalı, Bush'un ve Şaron'un ve kahbe köhne zihniyetine, Arzı Mev'ud'u ele geçirme hayaline asla geçit vermemeli, insanlığın kararan ufkunu yeniden açmalıdır...

Göreceksiniz bu ruh ve bu imanla hareket edildiği taktirde bu aziz milletimizin içerisindeki Selahaddini Eyyubi'nin, Sultan Fatih'in ruhu Milli Görüş şuuruyla yeniden dirilecektir...[2]



[1] Milli Gazete / 18. Ocak 2005 / Reşad Nuri Erol

[2] Milli Gazete / 25-Ocak-2005 /  Süleyman Arif Emre


Bu yazarin diger makaleleri

AMAN ALLAH'IM!
  İlmü amelimle, hep mağrurlanıp ta Bizi dost yolundan, şaşırtma...
Devami
EYVAH!
  Ey dost, nurlu cemaline Doyamadım, doyamadım Alem hayran, kemaline Uyamadım, uyamadım        ...
Devami
DİKKAT ET, GİTMESİN!
Tez kızıp ta, çok köpürmeÇünkü ağırlığın gider!Yediğin kaba tükürmeBak bütün...
Devami
MEHMET AKİF'E "MİLLİ ŞAİRİMİZ" OLMA FEYİZ VE FAZİLETİNİ KAZANDIRAN KUR'AN İNANCI VE AHLAKIDIR
Mehmet Akif; Kur'anın hidayet ikliminde yetişmiş, kaderin çileli eğitim mektebinde ...
Devami
BAHAR GELDİ
  Karakış gibi, Kara bir devir, dondurdu yüreklerimizi... Tufana tutulmuştuk. Gözlerimiz dondu, kulaklarımız...
Devami
OLGUNLAŞ
  Öğren, örnek al; ama taklitçi harap Taklit esarettir; hürriyetin çürütür! Araştır,...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4422

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR