Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7349
mod_vvisit_counterDün5010
mod_vvisit_counterBu Hafta38714
mod_vvisit_counterGeçen hafta28588
mod_vvisit_counterBu Ay28837
mod_vvisit_counterGeçen Ay136380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16803192

IP'niz: 18.234.255.5
Bugün: 05 Ara 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12200535

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

DÜNYA NEREYE SÜRÜKLENİYOR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Büyük Bela geliyor!

Irak'tan, Afganistan'dan, İncirlik'ten ve Orta Asya'daki üslerinden İran'ı ve 9 ülkeyi vuracaklar. Dünya ateşe gömülecek. Böylece bilinen dünya petrol rezervlerinin yüzde % 70'inin bulunduğu coğrafyadaki 10 ülke ve Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan çizgideki "toplam 22 ülke ABD imparatorluğunun kukla eyaletleri" durumuna gelecekler.

 

Cinnetin de bir sınırı var! O sınırı da zorluyorlar. Sadece bizler yazmıyoruz, ABD'nin en önde gelen, oldukça saygın, kalemlerine ve karakterlerine güvenilir gazetecileri de yazıyor: Irak'ı işgal gerekçeleri

Büyük sahtekârlıktı! Kocaman bir yalandı!

Irak işgali, "Teksas'ta pişirilmiş bir sahtekârlıktı ve düpedüz yalan üzerine" kurgulanmıştır. Sonunda bizzat Başkan Bush'un kendisiyle İngiltere Başbakanı Tony Blair de ‘Irak'ta Saddam döneminde herhangi bir kitle imha silahı bulunmuyormuş, onu yapmaya teşebbüs de yokmuş, 11 Eylül'de New York'taki kulelere yapılan uçaklı saldırının da Saddam ile bağlantısı da uydurulmuş!" açıklamasını yapmak zorunda kalmışlardır.

Bütün Irak'ı, havadan bombaladılar. Ölümcül silahla vurdular. Kentleri yakıp yıktılar. 200 bin kişilik Felluce kentinde katliam yaparak, çocuk, ihtiyar, kadın öldürerek Müslümanlara kan kusturdular. Washington'da hilekâr duruşlu karanlık yüzlü, kurnaz bakışlı adamlar, "Şimdi Saddam'ın kitle imha silahı yokmuş" diye pişkin açıklamalarda bulunmaktan utanmıyorlar!..

Şimdi sırada İran var. Ve aynı gerekçeler. İran'ın kitle imha silahı yaptığı, ABD ile işbirliğine yanaşmadığı, "kökten İslamcı" lığı yaydığı, otomatikman terörü kışkırttığı, terör devleti gibi davrandığı ve "İsrail'e tehditler yağdırdığı..." onu da tıpkı Irak gibi rakipsiz ABD askeri gücüyle yerle bir etmeye hazırlanıyorlar. Amerikan gazetelerinin yazdığına göre, "Bush-Cheney-Rumsfeld üçlüsü" CIA'yı bile devre dışı bırakmışlar, yanlarına aşırı Hrıstiyan köktendinci iki Amerikan generali de alarak İran'ın yanı sıra 9 ülkeyi daha vuracaklar!

İran dâhil 10 ülke! Ve asıl ve nihai hedef: Türkiye...

Bu üçlü, bütün dünyayı büyük bir savaş sahnesi olarak görüyorlar ve iktidarlarının bitimi olan 4 yıl içinde "bütün dünyada terörü yok etme" planları yapmışlar. Türkçesi İslam'a savaş açmışlar...

Uygulamaya koyacaklar. Irak'tan, Afganistan'dan, İncirlik'ten ve Orta Asya'daki üslerinden İran'ı ve 9 ülkeyi vuracaklar.

Dünya'yı ateşe atacaklar!

Böylece bilinen dünya petrol rezervlerinin yüzde 70'inin bulunduğu coğrafyadaki 10 ülke ve Kuzey Afrika'dan Pakistan'a kadar uzanan çizgideki, Türkiye dahil "toplam 22 ülke ABD imparatorluğunun kukla eyaletleri" durumuna gelecekler.

Görünüş ve gerekçe sahtedir: Demokrasi gelişecekmiş. Özgürlük yerleşecekmiş. İnsan hakları yücelecekmiş. Doğa hakları gözetilecekmiş. Refah düzeyi yükselecekmiş.

Asıl hedef enerji arzı ve fiyatlarında istikrar sağlanacak, enerji üretimi ve dağıtımı ABD finansal sistemi, diplomasisi, teknolojisi ve yenilmez ordusu tarafından yönetilen sistemle bütünleştirilecek. Böylece 22 ülkeyi kapsayan coğrafyada "terör var" gerekçesiyle yönetimin ipleri ABD'nin eline geçecek. Hatırlayınız. Karanlık yüzlü, kurnaz bakışlı, hilekâr duruşlu üç adam, başlangıçta da yukarıda yazdığım "insancıl tabloyu" vaat ederek Irak'ı işgal etmişlerdi.

Korkunç katliam ve yıkım gerçekleşti...

"Yaklaşık 1 milyon Iraklıyı seyreltilmiş uranyumla öldürdüler ve bu katliamlarına "Cephe ülke... Kilit ülke... Referans ülke... Model ülke..."  Diye maalesef AKP eliyle Türkiye'yi de ortak ettiler.

Ama yetinmediler, yetinmeyecekler

Önce İran'ı vuracaklar. Sonra da 9 ülkeyi daha... Büyük bela geliyor!"[1]

Özgürlük Misyoneri!

Şimdi Bush dünyayı silahla düzeltmekten, insanlığa "özgürlük getirmek" ten dem vuruyor. Hem, bunun sözden ibaret kalmadığı, Afganistan ve Irak uygulamalarından, zaten biliniyor. Bu noktada artık misyonerliğin de ötesine geçiyor ve jakobenizmin alanına giriyor... Ve siyonizmin Dünya hâkimiyetine hizmet ediyor.

ABD Başkanı Bush, yeni dönemine başlarken, tahmin edildiği gibi ürkütücü bir konuşma yaptı ve bir kere daha ‘dünyayı despot yönetimlerden temizlemekten, Amerika'nın özgürlüğünü koruması için gerekirse "silahla tüm dünyaya özgürlük getirmek"ten söz etti.

Bu tarz bir konuşmanın neden ürkütücü olduğunu açıklamaya belki gerek yok ama biz yine de bu hususta birkaç söz söylemek isteriz. Bush'un konuşması ürkütücü, çünkü bunda bir misyoner edası var. Misyoner ruhu elbette kendi başına ürkütücü olmak zorunda değildir. Gerçi, bu ruh çoğu zaman "seçilmiş" (genellikle tanrı tarafından) olma duygusuyla beraber ortaya çıktığı için, misyonerlikte her zaman ürkütücü bir potansiyel vardır. Yine de, dünyaya kutsal bir görev ile gelmiş olduğuna inanan bir kişi veya grup "misyonu"nu barışçı yollarla gerçekleştirmek istediği sürece buna kimsenin itirazı olamaz.

Ne var ki, bu konuşmayı yapan kişinin dünyanın hâlihazırdaki en büyük gücünün başında olduğu nazara alınırsa, onun barışçı bir misyonerliğin çerçevesi içinde kalacağından şüphe duymak için haklı nedenlerimiz var demektir. Nitekim Bush dünyayı silahla "kurtarmak" tan, silahla dünyaya "özgürlük getirmek" ten dem vuruyor. Hem, bunun sadece laftan ibaret kalmadığı, fiili ve kirli saldırılardan anlaşılıyor...

Çünkü her şeyden önce, bugünkü ABD yönetimi "özgürlük" derken aslında "Amerikan çıkarları"nı kastediyor. Yani,  "dünyayı özgürleştirmek", Bush yönetiminin nazarında, ABD'nin dünya üzerindeki denetimini genişletmek anlamına geliyor. Üstelik "Amerikan çıkarları"nın böyle algılanması konusunda bütün Amerikalılar da "Bush çetesi"yle hem fikir bulunmuyor.

Varsayalım ki, ABD yönetimi "özgürlük" derken Amerikan çıkarlarını değil de gerçekten de özgürlüğü kastetmiş olsun. O zaman sorun bitiyor mu? Yine hayır. Neden derseniz?

Bir kere, hukuki ve ahlaki olarak, hiçbir ulusun başka bir ulusu kurtarma veya özgürleştirme yetkisi yoktur. Eğer kurtarılması gerekiyorsa, bir ulusu ancak yine kendisi kurtarabilir, başkaları değil. Hem sonra, bizim "kurtarılma", "özgürleştirme" dediğimiz şeyi bu ameliyenin konusu olan halkın da aynı şekilde anlayacağının bir garantisi yoktur. Daha da temelde, o halkın gerçekten kurtarılmayı istediğini bilemeyiz; bu iradenin varlığına dışarıdan karar verilemez. Eğer o halkın kendisinin böyle bir iradesi varsa, o zaman kimseye onu kurtarmak düşmez. Pratik olarak da, tamamen iyi niyetle hareket edilmiş olsa bile, kurtarıcılık işi "kurtarılanlar"a katlanılması zor- ve hiç de zorunlu olmayan- ilave yükler getirir. Her şeyden önce, "kurtarma" işi başarılı olmazsa, var olan problemlere -en az onlar kadar üstesinden gelinmesi zor- yeni problemler eklenir. İkincisi, bu kurtarma işi o kadar maliyetli olabilir ki (başta insani maliyetini kastediyorum), sonunda vicdanen "keşke hiç kurtarmasaydık" deme durumuna gelebilirsiniz. Sonra, kurtarma ameliyesi "başarılı" olsa bile, umulmadık yeni, üstesinden gelinmesi zor problemler ortaya çıkabilir.

Nihayet, genellikle kurtarma operasyonunun başarılı olması sulh ve sükûnun ve özgürlüğün garantisi değildir. Çünkü kurtarıcılar eğer "başarılı" olurlarsa, sadece o kötülüğü- diyelim, despotizmi - def etmekle kalış olmaz, fakat aynı zamanda "kurtarılan" ın geleceğini de-çoğu zaman onun kendi iradesine rağmen- düzenlerler. Bu düzenleme de, genellikle, "kurtarılan" halkın değil, fakat "kurtaran" ın menfaatini kayıran bir özellik gösterir ve üstelik bunun özgürlüğü getireceği de kesin değildir.

Bu kaygıların hepsi Irak'ta doğrulanmıştır.

ABD'nin özgürlük şampiyonluğu rolüne soyunmasında insanlığı rahatsız eden bir nokta da, bu tutumun arkasında yatan kendini beğenmişlik duygusu ve ona eşlik eden pervazsızlıktır. Amerikan yönetimi ne hakla kendi kendine böyle bir rol biçiyor? Dünya halkları ona böyle bir yetki vermediğine göre, bu yetkiyi nereden alıyor?..[2]

ŞEYTAN İMPARATORLUĞU'NUN

İran'a saldırı planı

Bununla ilgili hazırlanan 81 sayfalık simülasyonda haritalar, grafikler, operasyon planları, operasyon süreleri, fotoğraflar, istihbarat bilgileri ve istihbarat açıkları, İran'ın askeri kapasitesi, hava savunma füzeleri, İsrail uçaklarının hangi ülkenin hava sahasını kullanacağı, Azerbaycan ve Türkiye'de hangi hava üssü ve limanların kullanılacağı, Afganistan, Azerbaycan, Irak ve Körfez'den hangi birliklerin sevk edileceği gibi bütün detaylar bulunmaktadır.

Seymour Hers'ün The New Yorker dergisinde yayınlanan, ABD'nin İran'a saldırıya hazırlandığına ilişkin yazısı, George Bush'un yemin töreninde yaptığı konuşmaya farklı bir anlam kazandırmıştır. Satır aralarında ABD'nin 2005 yılında neler planladığına dair şifreler saklanmıştır. Oysa Bush, 11 Eylül 2001'den sonra her vesile ile dile getirdiği sözlerini tekrarlamıştır. Yeni bir şey yoktur. Bir ‘Şeytan İmparatorluğu'na doğru ilerleyen hegemonya arzuları, ‘ya bizdensin ya da düşman' dayatması, Haçlı Savaşı, kıyamet senaryoları, Mesihlik iddiaları, Armagedon hazırlığı ve Anglo-Sakson faşizmi her konuşmasında öne çıkmıştır.

Sadece Bush'un konuşmalarında değil, Afganistan ve Irak işgalinden demokrasi ihracına, özgürlük palavrasından Ebu Gureyb ve Guantanamo'ya, gizli işkence merkezlerinden terörle savaşa, Irak'ta iç savaş senaryosundan Şii-Sünni krizine, İran ve Suriye'ye saldırı planlarından İslam'ı Batı'nın hazmedebileceği bir forma sokma politikalarına kadar ABD'nin her söyleminde ve eyleminde aynı işaretlere, aynı hedeflere, aynı şeytani heveslere rastlanmaktadır.

ABD ve İsrail İran'a saldırır mı? Evet, saldırır. ABD ve İsrail Suriye'ye saldırır mı? Evet, saldırır. ABD Irak'ta iç savaş çıkarmak istiyor mu? Evet, çıkartır. ABD'nin Türkiye ile ilgili de hesapları var mı? Evet, vardır. ABD Şii-Sünni savaşını, Türkiye İran kapışmasını planlıyor mu? Evet, kışkırtır... ABD Kafkaslar'da, Orta Afrika'da, Güneydoğu Asya'da yeni harita taslakları üzerinde çalışıyor mu? Evet, çalışmaktadır. ABD ve İsrail Ortadoğu'yu yeniden tanzim etmek, sınırları değiştirmek istiyor mu? Evet, bu amaçtadır. ABD Müslüman ülkeleri silahsızlandırıyor ve savunmasını zayıflatıyor mu? Evet, bunu yapmaktadır. ABD bütün İslam dünyasını kuşatıyor mu? Evet, kuşatmaktadır. ABD Müslüman dünyanın zenginliklerine göz koyuyor mu? Evet, hatta el koymaktadır. ABD Müslümanlara yeni bir İslam anlayışı dayatıyor mu? Evet, dayatmaktadır ve ılımlı İslamcıları ve hoşgörü hocalarını kullanmaktadır. ABD, terörle mücadeleyi İslam'la savaş olarak, İslam'ın siyasi gücünün tasfiyesi olarak görüyor mu? Evet, buna inanmaktadır. ABD ve İsrail, küresel savaşı medeniyet savaşı olarak kurguluyor. Bush ve çevresi, İslam coğrafyasına yönelik istila stratejisini ‘Şeytanla savaş' olarak görüyor mu? Evet, buna şartlanmışlardır. Liste uzatılabilir. Her "evet"e cevap oluşturacak resmi belgeler, ABD yönetimine bağlı think-tank/istihbarat kuruluşlarının çalışmaları defaatle ve değişik yerlerde yayınlanmıştır. ABD'nin ahlaki erdeme ve siyasi dürüstlüğe göre hareket ettiğini düşünen densizler bunların birçoğuna ‘evet' demeyecektir. Ama böyle bir Amerika yoktur. Böyle bir İsrail'de yoktur. ABD'nin siyasi, ekonomik ve askeri gücü ideolojik bir kadronun elindedir. Avrupa sınırına dayanan bir ideolojik dalga var. Dünya, dini motiflerle süslenmiş bir faşizmin yani siyonizmin tehdidi altına giriyor. Irak'ta yaşananlardan sonra ABD'nin İran'a, Suriye'ye ya da bir başka bölgeye saldıramayacağını düşünenler yanılıyor. Çünkü makul olana göre düşünüyorlar. Oysa ortada öyle bir sağduyu yok, yakın zamanda da olmayacak. Bu nedenle 2005 bir önceki yıla göre çok daha hararetli, çok daha  tehlikeli, çok daha kaotik gelişmelere sahne olacaktır.

ABD ve İsrail'in Suriye'ye saldırı planları hem ABD'de hem de İsrail'de ‘resmi' ağızlardan çok kez ortaya konuldu. ABD ve İsrail'in Irak yönetimi ile birlikte Suriye'ye nasıl saldıracağına dair son senaryo 24 Ocak'ta İsrail kaynakları tarafından ortaya atıldı. Suriye'nin kendini savunmak için silah almasına bile izin verilmiyor...

ABD ile İran arasında Irak'taki Şiiler üzerinden yürütülen pazarlıklar kimseyi kandırmasın. Bölgeye dönük stratejiler çok daha uzun vadeli ve geniş kapsamlıdır. İsrail Başbakan Yardımcısı ve Şimon Peres bile dün, bütün dünyayı İran'a karşı hareket etmeye çağırdı. Buna göre Şaron'un neler planladığını anlamaya çalışmalıdır. İsrail ordusu yıllardır bu saldırı için hazırlıklar yapmaktadır. Denizaltılarını bile buna göre yeniden silahlandırmıştır. 1981 yılındaki Osirak saldırısından daha sofistike saldırı planları hazırlanmıştır.

Hersh'ün yazısından önce Pentagon kaynaklı çok daha detaylı bilgiler dünya basınına sızdı. Bu bilgiler birçok dergi ve gazetede geniş biçimde yer aldı. Anlantic Monthly dergisinin Aralık sayısında yer alan ‘Sıradaki İran mı olacak?' başlıklı on sayfalık yazıda Kasım ayında Pentagon'da yapılan bir çalışma anlatılmaktaydı. Çalışmanın sonuçları dışişleri, savunma, hazine, istihbarat, ulusal güvenlik, genelkurmay ve adalet bakanlıkları temsilcilerinin bulunduğu topluluğa aktarıldı. Üç aşamalı bir plan hazırlandı. Birinci aşamada, rejimin merkez güçlerine karşılık ağır hava saldırıları ve denizden yapılacak füze saldırıları öngörülüyor. İkinci aşamada, nükleer çalışma yapılan bölgelerin bombalanması planlanıyor. Üçüncü aşamada ise iç karışıklıklar çıkarılarak rejim değişikliği amaçlanıyor... Askerlerin Irak, Afganistan ve Azerbaycan'dan İran topraklarına girmesi planlanıyor!..

81 sayfalık simülasyonda haritalar, grafikler, operasyon planları, operasyon süreleri, fotoğraflar, istihbarat bilgileri ve istihbarat açıkları, İran'ın askeri kapasitesi, hava savunma füzeleri, İsrail uçaklarının hangi ülkenin hava sahasını kullanacağı, Azerbaycan ve Türkiye'de hangi hava üssü ve limanların kullanılacağı, Afganistan, Azerbaycan, Irak ve Körfez'den hangi birliklerin sevk edileceği gibi bütün detaylar bulunuyor. Nükleer çalışmaları engellemek için 90 gün, rejim değişikliği için 60 gün belirlenmiş. Birinci hedef için: Tahran, İsfahan, Hürremabad ve Drezfel'deki Devrim muhafızları merkezlerine yönelik ağır hava ve füze saldırıları ve özel operasyonlar(5gün). Pre-emptive saldırı olarak: 300 hedef bombalanacak. Hedef içinde 10 nükleer tesis, 125 destek tesisi, füze savunma sistemleri ve komuta kontrol mekanizmaları var. Üçüncü hedef için: geleneksel hava saldırıları, Özel Operasyon Birlikleri ile konvansiyonel olmayan savaş yöntemi ve kara saldırısı düzenlenecek, İran içindeki muhalifleri desteklenecek. Özel operasyon birlikleri Azerbaycan ve Afganistan'dan girecek. Kara saldırısı Irak üzerinden yapılacak. '90 günlük hazırlık aşaması, 45 günlük hava saldırısı, 90 günlük kara saldırısı, 90 günlük de istikrar operasyon'u öngörülmüş. Cheny'nin sözleri önemli. İran'a saldırı planını İsrail yapıyor. Geniş çaplı işgal belki ertelenecek ancak nükleer tesislere saldırı ‘mutlaka' gerçekleşecek![3]

Rusya'da "Yahudi Derneklerini Kapatın" Çağrısı

Amerika'da bu şeytani senaryolar hazırlanırken, Rusya'dan dünya ve bölge barışı için ümit verici ve sevindirici haberler geldi.

Rus Parlamentosu'nun alt kanadı Duma'da 20 milletvekili, başsavcılıktan tüm Yahudi derneklerini yasaklamasını istedi.

Komünist Parti, milliyetçi Anavatan Partisi ve liberal Demokrat partisi'nden 20 milletvekilinin yanı sıra, çoğunluğunu milliyetçi gazetelerin muhabirleri ve editörlerinden oluşan 500 kişinin, "aşırı buldukları Yahudi derneklerinin kapatılmasını" isteyen açık mektuplarına Pravaslavnaya gazetesinde yer verildi.

Yahudiliğin "Hrıstiyan karşıtı ve insanlık dışı" bir din olduğu ileri sürülen mektupta, "Bu dini aşırılıkla ilgili birçok dava mahkemelerde ispatlandı" denildi.

Rusya'daki birçok Yahudi karşıtı eylemin, Yahudilerin Hrıstiyanlık karşıtı hareketlerinden dolayı kaynaklandığı ifade edilen mektupta, tüm Siyonist Yahudiler "Rusya'yı sömürme, devlet mallarını uygunsuz bir şekilde ele geçirme ve Sovyetler Birliği'nin çökmesinden sonra hükümeti kontrol etmekle"  itham edildi.

"Yahudilerin ülkedeki yaşam üzerindeki yıkıcı etkisinin Rus'lar dâhil tüm halkların çıkarlarına zarar verdiği" savunulan mektupta, "Rus okullarında Ortadoks kültürünün öğretilmesine karşı çıkanlar ve pasaportlarda kişilerin ulusunun belirtilmesi kararını bozduranlar Yahudilerdi" denildi.

"Demokratik dünyanın bugün uluslararası Yahudiliğin mali ve siyasi kontrolü altında bulunduğu" kaydedilen mektupta, "Rusya'mızın da özgür olmayan bu ülkeler arasında yer almasını istemiyoruz" görüşüne yer verildi.

Öte yandan, İngiliz Independent Gazetesi ise ırkçılık ve yabancı düşmanlığının yeni odağının Rusya olduğu uyarısında bulunuyor. Gazeteye göre, ülkede yaklaşık 60 bin dazlak var. Geçen yıl, iki katına çıkan ırkçı cinayetlerde 44 kişi öldü ve halkın % 28'i Yahudilerin ayrı yerleşimlerde yaşamasını istiyor. Gazete, "Rus yetkililerin dazlaklar sorununun abartıldığını ve tüm ülkelerde benzer sorunların yaşandığını" söyleyip geçiştirmekle suçluyor.

Ama bazı insan hakları grupları, aynı fikirde değiller. Onlara göre sorun işsizlikten, düşük ücretlerden ve gençlerin gelecek endişesinden kaynaklanıyor ve halk Siyonist düşünceli sermaye sahibi Yahudilerin gizli ve kirli ilişkilerinin farkına varıyor... "Rusya sorunlara çözüm arayacağına bir düşman belirleyip sorunu onun üzerine yıkıyor"  iddiaları ise kasıtlı çıkartılıyor.[4]

İsrail'e güvensizlik

İsrail'in IMI firması ile M60 A1 tanklarının modernizasyonu konusunda anlaşan Türkiye'nin bu firmadan kaynaklanan gecikmeler nedeniyle anlaşmayı donduracağı açıklanmıştı. Genelkurmay Başkanlığı, bu konuda gecikme yaşandığı bilgisini doğruladı. M60 A1 tanklarının modernizasyonu projesinde bazı teknik sorunlardan dolayı 5 aylık bir gecikme yaşandığını belirten Genelkurmay Başkanlığı; Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın bir ay içinde IMI firması ile yapılacak görüşmelerde bu durumu "bir mutabakat muhtırası ile revize etmesinin planlandığını." Açıkladı...

Modernizasyona ihtiyaç yoktu

M60 A1 tankları konusunda yaşanan sıkıntıları Milli gazeteye değerlendiren Savunma Analisti Aydın Çetiner, "Türkiye böylesine çok masraflı bir projeyi uygulamaya koyarak bu konuda külliyen yanlış yapmıştır. Oysaki Türkiye tank ihtiyacını daha masrafsız bir şekilde ve şu an kullanılan modernizasyonla çözebilirdi. Bugün ülkemizin ihtiyacı olan tanklar, çok sayıda ülkeden daha ucuza alınabilirdi" iddiasında bulundu.

İsrail'in elindeki teknolojiyi Türkiye ile paylaşmak istemediğini ifade eden Çetiner, "Bugünkü sıkıntının asıl kaynağı budur. İsrail'deki Savunma Sanayi Firmaları, Türkiye ile teknik imkânlarını paylaşmak istememektedir. Özellikle de teknik konularda kasıtlı olarak Türkiye'ye yardımcı olmamaları nedeniyle bu türden sıkıntılar yaşanıyor. Türkiye zaman zaman İsrail'in bu tutumundan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. İsrail, gerek Savunma Sanayii ile ilgili ortaklıklar gerekse, karşılıksız olarak, PKK ve Suriye konusunda eksik ve yanlış istihbaratlar vererek Türkiye'nin Ortadoğu politikasına tesir etmeye çalıştı" diye konuştu.

‘İsrail ile kurulan ilişkileri, ihtiyaçlar düşünceleri belirler' yaklaşımıyla tanımlayan Çetiner, "Savunma Sanayii kullanılarak İsrail ile siyasi yönü ağır basan ilişkiler kuruluyor"[5] Yani Siyonist amaçlarına dolaylı destek sağlanıyor." Gerçeğini ortaya koydu.

Bu arada, ABD Devlet Başkanı, 2. döneminde de ‘güçlüyüm o halde haklıyım' anlayışını, devam ettirmek kararında olduğunun birçok işaretini verdi. İran'la alakalı tavır da biraz daha açıklık kazandı ve Bush, ‘bu ülkenin nükleer programı konusunda ikna edici gelişmeler olmazsa, askeri tercihin de gündeme gelebileceği' şeklinde tehditler savurdu.

Birçok yorumcunun, ‘3.defa seçilme meselesi olmadığı için Bush'un 2.dönemi daha yumuşak geçebilir ve etrafını saran Neocon'lara, Siyonistlere ve Evengelistlere eskisi kadar kulak asmaz" beklentisinin boş olduğu anlaşıldı ve hayal kırıklığı doğurdu.

21 Ülkede Dev Anket'in sevindirici sonucu

Bush'un 2. dönemi vesilesiyle İngiliz yayın kurumu BBC'nin 21 ülkede 22 bin kişiyle, telefon yoluyla yaptığı dev bir anketin sonuçları da geniş yankı buldu.

"Amerika Birleşik Devletleri başkanlığına George Bush'un yeniden seçilmesi dünya barışı ve güvenliği için olumlu mu, olumsuz mu?" sorusuna cevap arayan ve 15 Kasım 2004 ile 5 Ocak 2005 tarihleri arasında 21 ülkede gerçekleştirilen ankete yaklaşık 22 bin kişi katılmış oldu.

Ankete katılan 22 bin kişinin yüzde 58'i, Bush'un yeniden ABD Başkanı olarak seçilmesinin, dünyayı daha tehlikeli bir hale getirdiği, düşüncesindeymiş... Yine toplamın yüzde 47'lik bir bölümü, dünya üzerindeki ABD nüfuzunun gayet olumsuz bir gelişme olduğunu ifade etmiş.

Bush'la Yaşamak ve Siyonist ABD'ye katlanmak gerekmiyor:

Bush'un yeniden ABD Başkanı olarak seçilmesinin, dünyayı daha tehlikeli bir hale getirdiği kanaatine Türkiye'den ankete katılanların % 82'i katılıyor. Bu oran, ankete katılan 21 ülke arasında ulaşılan en yüksek oran. Bizi yüzde 79 oranıyla Arjantin ve ardından da yüzde 78 ile Brezilya halkı izliyor.

Venezüella-Kolombiya gerginliği ve Hugo Chavez gerçeği:

  Venezüella, ülkedeki en büyük gerilla örgütü Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) önde gelen üyelerinden Rodrigo Granda'yı "kaçırmakla" suçladığı Kolombiya ile ikili ve enerji anlaşmalarını dondurduğunu, Bogota'daki büyükelçisini geri çağırdığını açıkladı.

Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez, ulusal meclise hitaben yaptığı konuşmada, "Diplomatik sorun çözülene kadar Kolombiya ile tüm ticari anlaşmaların askıya alınması talimatını verdiğini söyledi"...

Hugo Chavez, Siyonist sistemi sarsmaya devam ediyor!..



[1] VATAN / 23-01-2005 / Sadettin GÜRSEL

[2] TERCÜMAN / 24-01-2005 / Mustafa Erdoğan

[3] Yeni Şafak / 25-01-2005 / İbrahim Karagül

[4] Milli Gazete / 26.Ocak.2005 / Sh:8

[5] Milli Gazete / 26.Ocak.2005


Bu yazarin diger makaleleri

SİSTEM TIKANDI
  Masonlar Nasıl AKP'leşti? Sabahattin Önkibar önemli ve gizemli sırları deşifre...
Devami
DAVOS TUZAĞI VE TOSUNLAŞAN BUZAĞI VE PAZARLIKLARIN PERDE ARKASI
  Davos tartışmalarıyla ilgili Milli Çözüm Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet...
Devami
İSTANBUL, BOP'UN, EKONOMİK VE KÜLTÜREL BAŞKENTİ Mİ YAPILIYOR?
Büyük İsrail Projesi ve İstanbul'a, Bizans muamelesi 2010 Avrupa Kültür...
Devami
DÜNYANIN EN ZOR SORULARI, EN BASİT OLANLARIDIR!
  Son günlerde artan PKK terörü sebebiyle önce Başbakan Recep...
Devami
TÜRKİYE'Yİ ÇÖKERTME PLANI'NDA TSK AYAĞI
Konuyla ilgili şu rapor oldukça hayati ve tarihi tesbitler içermektedir:...
Devami
ÇAĞIMIZDA MASONLUK TARİKATI
  Hz. Musa'ya gelen kitabın, aslından ve amacından saptırılmış ve yozlaştırılmış...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4191

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR