Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün286
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10814
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108729
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746704

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182529

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

ŞAHSİYET VE SAMİMİYET ANALİZİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Etiket ve etkinlik sahibi bir kişinin veya ekibin, çeşitli girişim ve gayretlerinin gerçek hedefini belirlemek... Ve neye-kime hizmet ettiklerini bilmek için; önce bunların hangi cephede olduklarının tespiti gerekir.

Acaba:

Milli ve yerli cephede mi, yoksa hain ve kirli cephede mi?

Dış güçlerin güdümünde mi, Kuvay-ı Milliye çizgisinde mi?

Şeytani ve şerli ekipten mi, yoksa Rahmani ve insani düşüncede mi?

AB'ci ve ABD'ci mi, yoksa Avrasya'cı ve D-8'ci mi?

 

Kısaca: Siyonist ve emperyalist hizmetçisi mi, yoksa haysiyetli bir direnişçi ve Adil Düzenci mi?

Sorularının doğru cevabı bulunmadan, partilerin, liderlerin ve kanaat önderlerinin; sözlerindeki ve girişimlerindeki asıl amaçlarını sezmek imkânsız gibidir.

Çünkü: "cephe"si çözülmeden "veche"si (gerçek yüzü) görülmeyecektir. Safı ve tarafı bilinmeden, samimiyet ayarı ölçülemeyecektir.

Bir insanın veya camianın, hangi kutupta yer aldığını öğrenmek için de:

  • a- Ergenliğinden erişkinliğine, sürdüre geldiği hayat serüveni; söylemleriyle eylemleri arasındaki tutarlılık seviyesi.
  • b- Masonik ve münafık merkezlerin bu kişi veya ekibe karşı olumlu veya olumsuz tepkisi dikkate alınarak, uygun bir tespit ve teşhis yapılabilir.

Böyle bir tespit yapıldıktan ve hangi safta oldukları, aşağı-yukarı anlaşıldıktan sonra: Onların safına ve sıfatına uygun düşmeyen bazı görüş ve girişimlerini; aksine yorumlamak ve kendi konumuna ve karakter yapısına uygun siyaset ve stratejiler aramak gerekir. Yani hain cephedeki dış güdümlü şahsiyet ve hareketlerin, bazı hayırlı ve yararlı çıkışlarında bir aldatma ve art niyet.

Milli cephedeki kişi ve ekiplerin bazı zararlı ve tutarsız görünen tavırlarında ise; yine bir mazeret ve siyaset aramak kaçınılmaz hale gelir.

Bu arada; tarihi devrim ve değişim öncülerinin, büyük ve kalıcı neticelere ulaşmak için, bazı küçük ve geçici tavizler vermekten ve bu yüzden tenkit edilmekten de çekinmedikleri bilinmelidir.

İşte bütün bu gerçekler ve gerekçeler ışığında; Dış güçlerin ve Siyonist çevrelerin güdümünde olduğunu fark ettiğimiz Fetullah Gülen'in zahiren İslami ve insani amaçlı görünen faaliyet ve fikirlerinin arkasında bir "sinsi" lik...

Bülent ve Rahşan Ecevit'lerin misyonerlik ve Musul gayretlerin ardında bir "hin" lik...

AKP'nin AB şövalyeliğinde ve demokrasi havariliğinde bir "hain" lik aramamız ve bunlara kuşkuyla bakmamız tabiidir.

Bunlara karşılık;

Mustafa Kemal'in dönmelerle münasebetlerinde ve devrim girişimlerinde...

Rahmetli Türkeş'in Ermeni ve Musevi liderleriyle görüşmelerinde...

Deniz Baykal'ın Amerika'nın ve amigosu olan Medya'nın desteklediği Sarıgül'e karşı mücadelesinde...

Refah-Yol hükümetinin Türkiye-İsrail ilişkilerinde ise; yerli çıkarları korumaya ve milli amaçlara kavuşmaya yönelik taktik, stratejik ve politik hedefler gözetildiği düşünülmelidir.

Çünkü her ne kadar, ilk bakışta yanlış ve yakışıksız gibi görünse de aslında bu gelişmelerin; ülkeye ve millete nefes aldırdığı, zaman kazandırdığı ve düşman güçleri oyaladığı sezilmektedir.

İşte, Kaderin;

"Yeni bir Barış ve Bereket Medeniyetinin merkezi olacak Anadolu arsasındaki Osmanlı enkazını temizlemek ve Türkiye'nin tapusunu Müslüman Türklerin elinde muhafaza etmek" gibi bir misyon yüklediği Mustafa Kemal'in

Büyük bir diplomasi dehasıyla "Anadolu Siyon Devletini oluşturmak ve kendi emelleri doğrultusunda kullanmak" isteyen Dış Siyonist güçler ve içteki sabataist çevrelere bir müddet yakın ve yatkın davranarak ve onların gaye ve girişimlerine hizmet ediyor tavrı takınarak, sınırları belli ve Milli bir Türkiye Cumhuriyeti'ni kurması ve adım adım ülkeyi bu şeytani tuzaklardan kurtarıp, hayatını da riske atarak Mason Localarını kapatması,

Aslında milli ve haysiyetli düşünce sahibi bir şahsiyetin, bazı kirli ve çetrefilli ilişkilere, hangi maksatla girdiğinin güzel bir örneğidir.

Ve yine Alparslan Türkeş'in:

1-Refah Partisiyle seçim ittifakına yanaşması:

  • Hem "Kürtçü İslamcı" yaftası yapıştırılan Refah Partisinin
  • Hem de "Irkçı kafatasçı" damgası vurulan Milliyetçi Hareket Partisinin, kısmen de olsa bu çıbanlardan arınmasına yol açmıştır.
  • Her iki parti de, bu seçim ittifakından oy kaybederek yani zararlı çıkmış, ama bu ittifaktan Türkiye kazanmış ve yararlı çıkmıştır. Çünkü yeni bir Kuvay-ı Milliye'nin temelleri atılmıştır.

2-Yine Türkeş'in:

Tabanının tepkisine ve psikolojisine ve partisinin politika ve prensiplerine tamamen ters bir tavırla dönemin Musevi Cemaati Lideri Daid Aseo ve Ermenistan Başbakanıyla açıkça görüşmeler yapması:

  • Hem zahiren kirli ve gayri milli cepheyle özdeşleşen ismini feda ederek, muhafazakâr ve vatansever oyları Refah'a yönlendirmiş
  • Hem de Milliyetçi Hareket'in perde arkasında hangi merkezlerce yozlaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekmiştir.

Biz'de, Türkeş'in bütün bunları bilerek yaptığı kanaati baskındır. Çünkü bu tür girişimlerin sonuçta kime yarar, kime zarar vereceğini hesap edemeyecek bir şahsiyet değildir.

Vefatından sonra oğlu ve hanımı dâhil tüm yakınlarının maalesef partiden dışlanması ve sadece hatırasının ve mezarının istismar aracı yapılması da, O'nun milli amaçlı gayretlerinin, hıyanet cephesince fark edildiğini ve bir nevi intikama girişildiğini göstermektedir.

Refah-Yol Hükümetinin İsrail'le tank ve uçakların modernizasyonuyla ilgili yaptığı askeri anlaşmaya gelince;

1-Her şeyden önce, asla unutulmasın ki, silah ve savunma sistemlerimizin tamamı, zaten ve maalesef ABD yapımıdır... Daha doğrusu, ABD'nin demode olduğundan devre dışı bıraktığı teknoloji artığıdır. Yani Türkiye Amerika'ya bağımlı kılınmıştır. İsrail ise, gizli ve gerçek Amerika'dır. Bu iki ülkeyi ayrı düşünmek, saflıktır.

2-Bazı silahların, tankların ve F-16'ların bakım ve yenilenmesi mutlaka lazımdır. Ama bunların Amerika yerine İsrail'den yapılması çok daha ucuza mal olmaktadır. Belki de, ABD Türkiye'yi kasıtlı olarak İsrail'e yönlendirip yollamaktadır.

3-İsrail'in Türkiye'nin tank ve uçaklarını daha ucuza modernize etmesinin sebeplerine gelince:

a-Nefretini kazandığı İslam ülkelerinin ortasında kurulan İsrail, böylece "Türkiye dostum ve müttefikimdir" mesajını vermeye çalışmaktaydı.

b-Şu anda ABD ve İsrail'de bulunmayan, bunların elindeki konvansiyonel ve nükleer yönden korkunç üstünlüğü boşa çıkaracak olan ve yalnız Türkiye'nin geliştirdiği yeni ve çok etkili teknolojilere ulaşma amacıda önemli yer tutmaktadır.

Bu anlaşma ile Refah-Yol hükümeti

  • Hem bazı acil sistemleri İsrail'e ucuza yaptırdı...
  • İsrail'in silah ve savunma konusundaki bilgi, birikim ve becerisini saptamaya çalıştı...
  • Hem de İsrail'i boş umutlarla avutup oyaladı...

İsrail ise, bu anlaşma ile geçici bir propaganda fırsatı ve psikolojik üstünlük sağladı...

Ve zaten sadece bir tarafın karlı çıkacağı bir stratejik anlaşma imkânsızdı. Önemli olan hangi tarafın sonuçta daha kazançlı çıkacağıydı... Çünkü dış politika, kılıç ve karate gibi değil, satranç gibi oynanmaktaydı...

Bir de, "Milli çıkarları koruyor" görüntüsü veren AKP'nin art niyetine ve acziyetine bir örnek verelim:

Bilindiği gibi AKP Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, BM. Genel Sekreteri Kofi Annan'a bir mektup yazıp, isim bile vermeye cesaret edemeden, dolaylı biçimde Barzani ve Talabani'yi şikâyet etti. Kerkük'ün Kürtleştirme girişimlerine, güya dikkatleri çekti.!?

İyi de, adama sormazlar mı:?

  • 1- Bu BM ve Kofi Annan denen kukla adam, Amerika'nın haksız ve pervasız Irak işgaline ve işlediği ahlaksız cinayet ve işkencelere engel olabildi mi?.. Hayır...
  • 2- Ve yine, bu Kürtleri kışkırtıp kullanan ve Kerkük başkentli bir Kürdistan'ı adım adım kurdurtan bu vahşi aygır Amerika'yı Irak'a Sn. Abdullah Gül'ün partisi ve hükümeti davul zurna ile davet etmedi mi? Evet...
  • 3- Bunlar yetmiyormuş gibi, Başbakan sanılan Sn. Recep T. Erdoğan Kıbrıs'ı feda etmek ve AB'ye kapıcılık karşılığı fidye vermek üzere, Kofi Annan'la görüşmek için Davos'a gitti mi? Evet...

Öyle ise, Abdullah Gül'ün Kofi Annan'a mektup yazıp Kuzey Irak Kürt liderlerini şikâyet etmesi:

Acaba;

"Ahmak mahkumun, hakim yerine zavallı jandarmaya yalvarması" mı dır? Yoksa:

"Azgın katıra gücü yetmeyen Don Kişot'un, palanına saldırması" mı dır?..

AKP, tarımdan teknolojiye, sanayiden istihdam ve üretime, ülke ekonomisini de iflasın eşiğine taşımıştır. Kendi teşkilatı ve tabanı dahil tüm halkımızı her konuda aldatmış ve hayal kırıklığına uğratmıştır..

İş başına geldiğinde 200 milyar dolar olan dış borcumuz şimdi 350 milyar dolara ulaşmıştır.

Vergi daha önceki hükümet döneminde fakir kesimden % 48 zenginlerden % 62 oranında alınırken, şimdi fakir kesimden % 70 zenginlerden % 30 alınmaktadır.

Türkiye yabancıların "sıcak para" cennetine çevrilmiştir. Kâğıt üzerinde canlı gibi gösterilen ekonomi ve düşük enflasyon bu yüzdendir. Diyelim ki;

1-Ocak-2003'te Türkiye'ye 1000 doları bozdurup aldığı 150 milyonu bankaya koyan bir rantiyecinin parası bir yıl sonra 200 milyon olmaktadır. Bu 200 milyonu; kısa bir borsa hilesi ve dolar düşmesi sırasında 1350 TL'den tekrar dolar satın alan bu adamın dolar üzerinden net Karı % 30 civarındadır. Oysa böyle yağlı bir karı, Japonya'da 150 yılda, Amerika'da 100 yılda, Avrupa'da 50 yılda kazanma şansı vardır...

İşte AKP iktidarını, bir yılda yaklaşık bu yolla 40 milyar dolar kazanan Siyonist sermaye ayakta tutmaktadır. Bu sıcak para patronlarının, bir risk ortamında, Türkiye'yi terk etmesi durumunda, bütün ekonomik dengeler çöküp yıkılacak ve AKP dağılacaktır.

İç borçlarımızda korkunç şekilde artmış artmıştır. AKP 149 katrilyon olarak devraldığı iç borcu 2 yılda 230 katrilyona çıkarmıştır.

Yatırıma ve kalkınmaya harcanmadığına göre bu iç ve dış borçların nerelere aktarıldığı da ayrı bir muammadır. İşçi, memur, emekli ve hele köylü çiftçi perişandır.

Örneğin: Tarım ve hayvancılık yöresi olan Erzurum, AKP'ye % 57 oranında oy vermiş ve sorunlarını çözer diye umutlanmıştır.

Oysa AKP'liler şimdi çiftçilere "gözünüzü toprak doyursun... Bütün Türkiye çalışıp sizi mi besleyecek!" demekten utanmamıştır.

Yeri gelmişken bir hatırlatmada bulunalım ve soralım:

Bir AKP milletvekilinin, Amerika ziyaretinde üst düzey bir Yahudi Lobisi temsilcisinin kendisine:

"Erbakan'ı siyaseten öldürdük ve resmen gömdük... Ama yetmez, üzerine beton dökmemiz gerekir!.." söylediği basına yansıdı, konuşulup yazıldı.

Peki;

Partisi % 2'lere indirilmiş kendisine siyasi yasak getirilmiş ve ev hapsine mahkûm edilmiş 78 yaşındaki bir liderden, bütün dünyayı avucunda oynatan bu Siyonist merkezler hala niye bu denli korkmakta ve kurtulmaya çalışmaktadır?

  • 1- Ya bu Yahudi Lobileri, hayali bir Erbakan saplantısı içindedir ve asılsız bir kabus rüyası görüp boşuna telaş ve tedirginlik göstermektedir!..
  • 2- Ya da Erbakan;
  • a- Hem onların şeytani yapılanmalarını ve Siyonist planlarını en iyi bilendir
  • b- Hem zulüm ve sömürü sistemlerine alternatif proje ve programları hazırlayan ve adım adım uygulayan tek kişidir.
  • c- Ve de Erbakan'ı ve O'nun insani-İslami inkılâbını önlemekten aciz ve çaresiz kaldıklarını itiraf ve ifadesidir.

Hatırlanacağı gibi 10-Aralık-2004'teki Masonların 96. yıldönümü kutlamalarına özellikle şu iki kişinin katılması dikkat çekmişti:

Birisi AKP'li İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş

Diğeri, AKP'li Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan...

Kadir Topbaş, Nakşî halifesi olan bir aileden

A.Misbah Demircan ise medyatik meşhur ilahiyatçı Ali Rıza Demircan'ın oğlu ve Mafya kabadayısı Sultan Demircan'ın yeğeni...

İşte, hem tarikatçı, hem ilahiyatçı, hem mafyacı, hem AKP'Lİ Belediye Başkanları... Masonların muhterem misafiri.!?

Ve başka bir münafıklık misali:

İçerisinde samimi ve seviyeli yazarlarında bulunmasına rağmen, Abdurahman Dilipak tutarsızlarında bulunduğu, Akit Gazetesi "Kara Kitap-Kesintisiz Cinayet" diye bastırdığı bir hazırlığı okurlarına bedava dağıtmıştı. Bu kitabın sonuna fotoğraflı bir liste ekleyip: Kesintisiz 8 yıllık eğitim kanun teklifine evet diyen milletvekilleri şunlardır: Bunları asla unutmayın ve oylarınızla cezalandırın" diye kutsal! bir çağrıda bulunmuşlardı.

Bu lanetlenen milletvekilleri içinde Erkan Mumcu, Murat Başeskioğlu ve Köksal Toptan da bulunmaktaydı...

Ama aynı isimler daha sonra AKP'nin hem kurucuları, hem de kurmayları hem bakanları arasındaydı...

Ama Akit ve Abdurrahman Dilipak bu kutsal uyarıları önce kendileri tepeleyip, AKP'ye destek çıkmışlardı... Ve daha da ilginci, AB'nin AKP'ye müzakere tarihi vermesini, Akit Gazetesi, büyük bir zafer havası içinde manşete taşımış ve "Hayırlı Olsun" çığlıkları atmıştı...

Aynı kitabın 511. sayfasında 19-Ağustos-1977 tarihli Yeni Şafak'tan Ahmet Taşgetiren'in bir yazısı da yer alıp "Aleviliğin resmi devlet mezhebi haline getirilme" tehlikesine dikkat çekilmiş, bu gaflete düşen devlet ve hükümet yetkilileri işaret ve ikaz edilmişti..

Şimdi yine " Kürtlere özgürlük, Alevilere azınlık" statüsü vermeyi taahhüt eden AKP'ye aynı gazete ve yazarların nasıl sahip çıktığını ve hıyanetlerine hikmet uydurmaya çalıştığını ibretle seyretmekteyiz...

İşte size Taha Akyol'un bir yazısı ve ayar aynası:

Komplo ve Siyonizm!

(Yani Siyonizm diye bir tehlike yokmuş!)

SİYONİZM sadece Filistinlilerin değil, bütün insanlığın düşmanıdır. İsrail işgal ettiği Filistin topraklarıyla yetinmeyecektir.

Yahudilerin "beş bin yıllık" amacı "Nil'den Fırat'a kadar" bütün topraklar üzerinde "Siyon imparatorluğu" veya "Büyük İsrail" denilen egemenliği kurmaktır...

Bunun içindir ki, GAP bölgesinde büyük topraklar satın alıyorlar.

Yasir Arafat, hayattayken, bu "gizli harita"yı ifşa etmişti; belge, İsrail'in bastığı madeni bir paranın üstündeki resimdi.

MİLATTAN sonra 37 yılında Kral Mattathias Atigonus bir madeni para bastırmıştı; üstünde yedi kollu Yahudi şamdanı resmedilmişti.

İki bin yıla yakın bir zaman geçtikten sonra bu antik para bulundu, çeşitli müzelerde var, biri de "İsrail müzesi"ndedir.

Geçen uzun zaman içinde para deforme olmuş, kenarlarından kırılarak yamuk bir şekil almıştı.
1989 yılında İsrail'in madeni paraya bastığı resim, bu antik paranın resmiydi. 'Belge' buydu. Yasir Arafat, bu antik paranın resminin "Nil'den Fırat'a kadar gizli İsrail haritası" olduğuna hükmetmişti. Arap basını antik parayı haritaya yerleştirerek "Nil'den Fırat'a İsrail" in sınırlarını gösterdi. Gerçekten Sina Yarımadası'nı alarak Nil'den başlıyor, Bağdat'ı alarak Fırat Nehri'ne ulaşıyordu. (Daniel Pipes, The Hidden Hand, sf. 52)

Merak etmeyin, gizli haritanın sınırı bizim Güneydoğu sınırlarımızın çok aşağısından geçiyor!

KOMPLO teorileri böyledir. Mistik, bâtınî bir duyguyla insanı sürükler. Kaba bir mantık tutarlılığı da vardır ama gerçekçi ve analitik değildir.

Benim bu yazımın ilk bölümü tamamen saçmadır ve komplo mantığını göstermek için kaleme alınmıştır.[1]

İşte bay Taha Akyol'a göre:

  • 1- "Siyonizm" diye bir tehdit ve tehlike yoktur.
  • 2- İsrail ve ABD, ufak tefek sorunlara rağmen Türkiye'nin en sadık dostudur.
  • 3- "Büyük İsrail Hedefi" "ABD'nin Dünya Hakimiyeti" gibi iddialar sadece birer komplodur.
  • 4- Böyle saçma senaryolar ve hayali kuruntular, stratejik dostumuz ABD'ye ve sadık komşumuz İsrail'e karşı gereksiz bir kin oluşturur!

Şimdi, ciddi cesaretli ve haysiyetli gavurcuklar bile "Siyonizm'in dünyayı tehdit ettiğine, belgeler ve tarihi bilgilerle dikkat çekerken ve artık İlkokul çocukları bile, TV. Lerden izledikleri vahşet ve dehşetler karşısında ABD ve İsrail'in sinsi düşman olduğunu fark ederken, Taha Akyol'un bütün bunları "komplo teorisi ve hayal üretisi" göstermesi, Onun, aynı güçler ve çevrelerce kiralanıp görevlendirildiğinin bir göstergesi mi dir?


    



[1] Milliyet / 10 03 2005 / Taha Akyol

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

ERGENEKON MASALI VE TUNCAY GÜNEY MAVALI
Tuncay Güney denen sapık çocuk; devletin ve MİT'in yapamadığını, nasıl...
Devami
Ey ABD'ye İktida Eden AKP İktidarı, DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN!..
  Ey ABD'ye iktida eden AKP iktidarı ve yalakaları Duyduk,...
Devami
HÜRRİYET' İN KÖLELERİ !
  Batının geliştirdiği ve bizden bazılarının da heveslendiği hürriyet anlayışı;...
Devami
AMERİKA'NIN TÜRKİYE'YE BAKIŞI VE BATIŞ ÇIRPINIŞLARI
  ABD Pentagon danışmanı, Deniz Harp Okulu kıdemli strateji araştırmanı,...
Devami
DİYOLOG MU, DEJENERASYON MU?
  Sabancı Holdingin Patroniçesi Güler Sabancı'nın parmağındaki, Osmanlı kavuğu şeklindeki...
Devami
AB'YE GİRİNCE, ORDU KİMİN EMRİNDE OLACAK?
  Adnan Menderes'in 1959'da üyelik müracaatı üzerine başlayan Avrupa sevdası, uzun...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4404

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR