Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün400
mod_vvisit_counterDün3168
mod_vvisit_counterBu Hafta10928
mod_vvisit_counterGeçen hafta24675
mod_vvisit_counterBu Ay108843
mod_vvisit_counterGeçen Ay203059
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16746818

IP'niz: 3.237.66.86
Bugün: 26 Kas 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12182568

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam

TASAVVUF; AHLAK TEDAVİSİ VE MUTLULUK REÇETESİDİR.

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

İlmiyle amil, mürşidi kâmil Şeyh Haydar Baba Hz.leri anlatmıştı:

Osmanlı dönemi son Palu kadısı ve Mahmud Sami Hz.leri torunu Hoca Sa'din Efendi, nefis terbiyesi ve kalbin tedavisi için 40 gün ibadet ve riyazet maksadıyla "çile"ye oturur.

"Çile"si bittikten sonra, Savuna'lı Hacı Muhammed Baba Hz.lerinin oğlu Hacı Ömer Efendi, tebrik etmek üzere Sa'din Efendinin ziyaretine gider. (Sa'din; perdedar, Kâbe kapıcısı anlamında bir isimdir)

 

Misafirler dağıldıktan sonra, Ömer efendi, Kadı Sa'din Efendiye dönerek:

Allah'ın rızası ve arkadaşlıklarının hatırı için, bu 40 günlük manevi yolculukta neler gördüğünü kendisine anlatmasını rica eder.

Kadı Sa'din Efendi, böyle şeylerin konuşulmasının münasip olmadığını belirtse de, Hacı Ömer Efendinin ısrarına dayanamayıp şunları söyler:

"Ey kardeşim, sen belki de, bazı keşif ve kerametlere mahzar kılındığımı ve bunları senden kıskanıp sakladığımı sanıyorsun. Hâlbuki ben gördüklerimi anlatmaktan utanıyorum. Şöyle ki, çileye oturduğumun yirmi yedinci gecesine kadar hiçbir şey fark etmiyor, manevi bir işaret ve beşaret (müjde) görmüyordum. Hem zaten rızai ilahi ve ruhumun tasfiyesi dışında böyle şeyler de beklemiyordum.

Ancak 27, gece, alemi menamda (rüya esnasında) ve mana dünyasında karşıma bir ayna getirip bakmamı istediler. Şaşkınlık ve perişanlık içindeydim. Çünkü o aynada kendimi "merkep" sıfatında görüyordum.

Günlerce ağladım. Sahur ve iftardaki birkaç lokma ekmeği ve geceleri bir iki saat istirahati bile bırakmıştım.

‘Eyvahlar olsun bana' diyordum. Herkes beni alim fazıl bir insanı kamil zannedip dua ve himmet beklerken ve hürmet ederken, ben hala özümü insan edemediğime yanıyordum.

Üç gün sonra, aynı aynayı tekrar karşıma getirdiler. Bu sefer kendimi "inek" suretinde seyrediyordum.

Yalvarıp yakarmam devam etti. Derken üç gün sonra tekrar aynayı karşıma koyduklarında kendimi "koyun" şeklinde görüyordum. Evet, bir terfi ve terakki vardı ama hala behaim-hayvan sıfatında bulunuyordum.

Nihayet 40. gece o aynayı tekrar karşıma getirip tuttular. Baktığımda artık kendimi görüyordum. Sevincimden ağlıyor, Rabbıma şükrediyordum.

Bu halde iken, Hidayet rehberimiz, şefaatçimiz ve sahibimiz olan sevgili Peygamberimiz Efendimiz (sav), bütün piranı izam ve meşayihi kiram hazretleri, ruhaniyetleriyle teşrif buyurdular ve bana da rütbe olarak "Kulluğa kabul edildiğimi ve Furkan Suresi 63 ve sonrasında özellikleri öğretilen ve övülen ‘Rahman'ın kulları' arasına girdiğimi ve bunun kıymetini bilip korumam gerektiğini, duyurdular!"

Bu ibret ve hikmet dolu rüyayı bir zat şöyle yorumlamıştı.

Bir insan, niçin dünyaya gönderildiğini, nelerle görevlendirildiğini, neleri yapıp nelerden sakınması gerektiğini ve yakında her şeyden ve sevdiklerinden ayrılıp nereye gideceğini hiç düşünüp taşınmıyor, Rabbım benden ne istiyor diye? Kur'anı Kerimi (ve mealini) açıp okumaya tenezzül bile etmiyorsa...

Helal-haram bakmadan her bulduğunu yiyor, yük vurulunca taşıyor, iş bulunca çalışıyor, boş kalınca da yatıp debeleniyorsa; o kişi sureten insan olsa da, sireten (hakikaten) zaten merkeptir.

"İnek" ise, bu zamanın bazı hocaları, vaazcıları, İslamcı yazarları, ilahiyatçı ve edebiyatçılarıdır ki, herkese ders verir, akıl ve ahlak öğretir. Ama kendisi bunlara uymaz, ilmiyle amel etmez.

Bakınız, inekler insanlara safi ve şifalı süt verir. Sahipleri bu sütten yağ, yoğurt, peynir, sütlaç yapar, faydalanır. Ama inek kendisi yine saman yer...

"Koyun" ise şuursuz ve sorumsuz Müslümanlara işarettir. Ki, kendileri kötülükten uzak, hizmet ve ibadet ehlidirler. Lakin koyunların, akil baliğ olmamış bir çocuğun veya bir serseri kişinin hatta bir köpeğin çevirmesiyle, onların istedikleri tarafa sürüklendikleri gibi, koyun sıfatlı gafil ve cahil Müslümanlar da, bir takım mason ve münafık partilerin ve yöneticilerin peşine takılıp giderler... Din ve devlet gayreti ve milli mesuliyeti gözetmezler.

Öyle ise, felaha ve refaha ulaşmanın yolu, hakiki insan olmaktan geçmektedir. İşte bunun eğitim merkezi ve manevi mektebi ise, tarikatlardır.

Evet, tasavvuf mektebinin ve tarikat taliminin asıl amacı; aklen dolgun, ahlaken olgun ve kalben de doygun (mutmain olmuş) müminler yetiştirmektir.

Bedenin beş duyusu olduğu gibi, kalbin de beş duyusunu çalışır hale getirmektir.

Nasıl vücudumuzun:

  • 1- Görme duyusu, göz
  • 2- İşitme duyusu, kulak
  • 3- Tatma duyusu, dil
  • 4- Koklama duyusu, burun
  • 5- Dokunma-hissetme duyusu, deri ve parmaklar

İse, ruhumuzun manevi duyuları da:

  • 1- Kalbin gözü; basiret
  • 2- Kalbin kulağı; hikmet
  • 3- Kalbin aklı; feraset
  • 4- Kalbin hissi-tanıması; keramet
  • 5- Kalbin koku sezgisi; rayihedir. Ki Hz. Yakup:

"Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın ben Yusuf'un kokusunu duyuyorum"[1]  demiştir.

  • 6- Kalbin zevki ruhanisi ise: "Neş'e" dir.

"Doğrusu gece neş'esi (gönül lezzeti) tesir bakımından daha kuvvetlidir"[2]

"Sonra Allah, ahiret neş'esini (sonsuz hayat zevkini ve lezzetini) yaratıp inşa edecektir"[3]  ayetleri bu ruhi lezzete ve kalbi neş'eye işaret etmektedir.

Zaten Kur'an; bu kalbi ve manevi duygularını çalıştıramayan, bunları körleten ve kirleten kimselerin hayvandan bile aşağı olduklarını bildirmektedir.

"(Öyle insanlar var ki) kalpleri vardır, bununla (gerçeği ve Rabbini) kavrayıp bilmezler. Gözleri vardır, bununla (yaradılış hikmet ve hakikatlerini) görmezler. Kulakları vardır, bununla (İlahi öğretileri ve Kur'ani öğütleri) işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da aşağı ve adidir. İşte bunlar gafillerdir"[4]

Öyle ya, hidayeti, basireti, feraseti, hikmeti, manevi neş'esi ve ibadet zevki bulunmayan bir insandaki, beyin, göz, kulak, dil, el ve ayak, hayvanlarda da vardır...

Ve hele din ve devlet gayreti, hürriyet ve haysiyet mücadelesi, vatan ve millet mesuliyeti taşımayan, ama çevresinde dervişlik, hatta mürşitlik taslayan kimselere, Hz. Mevlana "Fihi Mafih (Özün Özü)" kitabında şöyle demektedir:

İşte Ahlaki Olgunluğun Ve Vicdani Mutluluğun Kırk Kuralı:

  • 1- Sevilmeyi, takdir edilmeyi herkes ister, ama siz mutluluğunuzu sadece bu iki hususa bağlamayın haktan ayrılmayın, Allah'ın rızasını kazanmaya bakın.
  • 2- Kendi cüz'i iradeniz dışında gelişen olaylara boşuna üzülüp kafayı takmayın, Takdiri İlahi'de bir hikmet arayın.
  • 3- Size mutluluk getirecek dostluklar kurun, dürüstlükler içinde olun. Kimseyi kırmayın.
  • 4- Kendinizle barışın, duaya sarılın, güncel meselelerin tuzaklarına düşmeyin, mütevazi olun, kendiniz ve başkalarıyla çatışmaktan sorunlar çıkarmaktan kaçının.
  • 5- İfrat ve tefritten uzak, dengeli beslenmeden yana olun. Kendinize, kılık kıyafetinize bakın.
  • 6- Ruh sağlığınızı da önemseyin, hafife almayın. İbadete vakit ayırın. Okuyun, anlayın ve yaşayın.
  • 7- Geçmişte olan olaylar üzerinde endişeler üretmeyin. Pişmanlıkların kapılarını çalmayın.
  • 8- Hayata olumlu yaklaşın, olumlu bakmasını bilin, olumlu düşünün ve sizi sadece mutlu edecek meşru işler yapın.
  • 9- Başkalarından ziyade ruhunuza ve Rabbınıza vakit ayırın. Zikrullah ve fikrullahla hakikat ve maneviyat iklimine çıkın.
  • 10- Evvela kendinizi tanıyın ve anlamaya çalışın. "Nefsini tanıyan, Rabbini de tanır" unutmayın.
  • 11- Zamanınızı problem üzerinde değil de, çözümler ve çıkış yolları üzerinde yoğunlaştırın. Ve ona göre çalışın. Saatlerinizi, servetinizi, sevgi ve samimiyetinizi israf edip boşa harcamayın.
  • 12- Duygularınıza cevap vermede gecikmeyin. Meşru ve mübah arzularınızı aç bırakmayın.
  • 13- Sonsuz bir içtenlik içinde olun. Paylaşımınızı artırın. Yakın çevrenizle irtibatlı ve istişareli davranın.
  • 14- Sizi seven insanları korumasını bilin. Affedici olun. Barışın ve bağışlayın.
  • 15- Kaybedecek bir şeyleri olmayan insanların şerrinden sakının. Bunların rahatlıkla kötülük ve kahpelik yapabileceğini unutmayın!
  • 16- Kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkalarına asla yapmamaya özen gösterin. İnsaflı olmaya çalışın.
  • 17- Ebeveynlerini, eşini, çocuklarını ve diğer sevdiklerini eleştirmek istediğin zaman çok dikkatli, rikkatli, şefkatli ve mutlaka hakikatli olmaya ve onların da fikrini ve mazeretini anlamaya çalışın.
  • 18- Gecenin az da olsa bir bölümünde ve seher vaktinde Rabbinizle baş başa kalmaya ve yalvarıp yakarmaya kendinizi alıştırın.
  • 19- Riyakârlıktan, sahte tavırlardan uzaklaşın. Maskenizi çıkarın. Samimi davranın.
  • 20- Kibirlenmeye, böbürlenmeye asla kalkışmayın... Böyle yaparsanız sizden nefret edileceğini unutmayın.
  • 21- Söven sövülecek; seven sevilecek; öven övülecek; döven dövülecektir. Yani herkes ektiğini toplayacak, ettiğini bulacaktır. Saygı gösterene saygı duyulacak, yardımcı olana, destek çıkılacaktır. Bunları aklınızdan çıkarmayın...
  • 22- Yalanda, yılandan kaçar gibi kaçın. Yalanla yalama olmayın.
  • 23- Haram ve haksız kazancı kursağınıza ve çoluk çocuğunuzun boğazına sokmayın. Haramla beslenen beyinde hikmet, haramla büyüyen çocukta edep ve bereket olmayacaktır.
  • 24- Mert ve metin olun. Ama kırıcı ve yıkıcı şekilde sert olmayın. Sorunlarınızdan mümkün mertebe, kendi çabanızla sıyrılın, başkalarının başına dert olmayın.
  • 25- En küçük iyiliğe bile mutlaka teşekkür edin. En basit başarıları bile tebrik edin. Gerektiğinde olumlu ve ılımlı tenkit yapın, ama sakın hiç kimseyi tahkire (hakaret etmeye ve küçük düşürmeye) kalkışmayın. Böyle davranıp yakınlarınızın ve çocuklarınızın girişimcilik cesaretini ve beceri yeteneğini yıkmayın.
  • 26- Kendisinden usanılan, uzak kaçılan ve bıkkınlık duyulan değil; aranılan, arzulanan, sorulup sayılan birisi olmaya bakın.
  • 27- Hiç kimseyi ve hiçbir şekilde kıskanmayın. İyi ve güzel şeylere imrenip heveslenseniz bile, asla hasetlik yapmayın. Kendi tutuşturduğunuz ateşte boşuna yanmayın.
  • 28- Fesat ve fitne çıkarmayın. Dostların arasını bozmayın. Şeytana kâhyalık, alçaklıktır.
  • 29- İnsanlara ve hele size karşı itimat ve itibar sahibi olanlara hile yapmaya ve aldatmaya kalkışmayın.
  • 30- Dostlarınıza, üstatlarınıza ve dava arkadaşlarınıza hıyanete katiyen yanaşmayın. Nankörlük ve hıyanet, manevi bir cinayettir, sakının.
  • 31- İnsanlarla selamlaşın. Dostlarınızı telefonla arayın. Akraba ve arkadaşlarınızı ziyarete çıkın. Velhasıl arayı açmayın.
  • 32- Her gün, en azından birkaç sayfa Kur'anı Kerimi ve mutlaka mealini okumayı, ilmi ve ahlaki eserlerden yararlanmayı bırakmayın... Zikir dersinizi aksatmayın. Her gün değilse bile, hiç değilse, her haftada en az bir ayet, bir hadis ezberlemeye çalışın.
  • 33- Evinizde, arabanızda ve iş yerinde ara sıra ruhunuzu rahatlandıracak, manevi müzik zevkinizi doyuracak Kur'anı Kerim, ilahi ve ezgi kasetleri çalınsın.
  • 34- Fırsa buldukça aileniz ve sevdiklerinizle yakınınızdaki yaylalara, ormanlara, göl ve nehir ve deniz kenarlarına, tarihi mekanlara seyahat gezileri yapın.
  • 35- Ana-babalarınızın, üstatlarınızın ve dostlarınızın kabirlerini ziyaret etmeyi unutmayın. Mezarlıktan ibret alın.
  • 36- Hastaların hatırını sormak ve sağlık nimetinize şükürde bulunmak amacıyla hastanelere, tımarhanelere ve ara sıra cezaevlerine, ve de çam sakızı çoban armağanı cinsinden hediyelerle gidip daha dikkatli ve sabırlı davranmak gerektiğini anlayın.
  • 37- Boş zamanlarınızda; bozulan muslukları, kapı ve pencere kollarını, ev ve mutfak araçlarını tamir etmeyi, hatta kirlenen oda duvarlarını badana etmeyi öğrenip yapın. Bunlar için, usta ve işçilere vereceğiniz parayı hayır ve hizmet yolunda harcayın.
  • 38- Sizi sevenlerin kusurlarını hoş görmeğe, sevmeyenlerle ise mudara etmeye (iyi geçinmeye) bakın. İdare etmesini ve eyvallah demesini beceremezseniz, başınız beladan kurtulmayacaktır.
  • 39- Görevlerinizi yapın, tedbirinizi alın, kötülüklerden sakının. Ardından tevekkül edip Allah'a sığının. Allah'ın takdiri asla değişmeyecektir. Ve Allah'ın her işi adil ve hikmetlidir. Kadere itiraz ve isyan, sapıklıktır. Sabır ise başarı ve mutluluğun altın anahtarıdır.
  • 40- Bir yardım ve fedakârlık istediğiniz zaman bundan memnun olacak ve mutluluk duyacak samimi ve sadık dost ve yakınlarınız dışında, hiç kimseye yük olmayın, ihtiyacınızı açmayın. Çünkü minnet altına girmek esaret altına girmekten farksızdır. Utanma pazarına, veya bir menfaat umuduyla, ama gönülsüz yapılan iyiliklerin faturası ağırdır. Çünkü basit insanlar, birazcık iyiliğe sizi satın aldığını sanır.

     YARADANA YAKARIŞ


Şükür varlığından haberdar etin

Allah'ım zikrinden gafil eyleme!..

Lütfu hidayette berhüdar ettin

İrfandan ilimden cahil eyleme!..


İmandan ihlastan artır nasibim

Kapına gelmişim, E ya sahibim

Sorgumu kolay et, Rabbim, hasibim

Mahşer meydanında, rezil eyleme!..


Nolur bu gönlümü, Senden yana al

Ruhundan kalbime açıver kanal

Dünya dedikleri hayal ve sanal

Fitne fesatlığa fail eyleme!..


Rızan, vuslatındır bütün emelim

Puta, tağutlara, eğdirme belim

Zatından gayrıya açtırma elim

Yüz suyu dökecek sefil eyleme!..


Ruhum ve rahatım, zevkim de Sen'sin

Arzum da, aşkım da, şevkim de Sen'sin

Halık da, Razık da, hakim de Sen'sin

Hain, zalim, nankör; kafir eyleme!..


Sağım solum dolu, Şeytani tuzak

Günah cadıları, açıyor kucak

Haktan taraf eyle, batıldan uzak

Masonlara kanan, safdil eyleme!..


Şeriat Kur'an'dır, sünnet argüman

Tarikat takvadır, mürşit tercüman

Hakikat vuslattır; ümit ve güman

İbrahimsakın sahte, kavil eyleme!..


                NE KALDI?


Hepsi heba oldu gençlik çağlarım

Ey gönül, ömürden bize ne kaldı?

Sarardı güllerim, soldu bağlarım

Geçti bahar ve yaz, güze ne kaldı?


Aldandık bu resmü rüyaya gönül

Kapıldık zahire, riyaya gönül

Eyvah ki tapındık hevaya gönül

Giyecek kefenden beze ne kaldı?


Yaş elliyi geçti, ellerin titrer

Ecel tuzak kurmuş, yolunu bekler

Ağrılar, sızılar, her gün bin beter

Belden bacağa indi, dize ne kaldı?


Bedenler bayındır, beyinler hasta

Nefisler keyfeder, gönüller yasta

Hazırlan ki ölüm, vuslattır Dosta

Yamaç, yokuş bitti, düze ne kaldı?


İbrahim'im, ahdine vefalı davran

Sabret ki bize de gülecek devran

Dünya dert ocağı, olur mu derman

Gafiller, hainler, size ne kaldı?




[1] Yusuf: 94

[2] Müzzemmil: 6

[3] Ankebut: 20

[4] Araf: 179


Bu yazarin diger makaleleri

AMELLERİ BOŞA ÇIKANLAR
  "Ve o (kıyamet) günü, inkâr edenlere (sonsuz bir pişmanlık...
Devami
SEVGİ SAHTEKÂRLIĞI
Üç türlü  "anne" düşünün. Birisi, evladını  şefkatle  kucaklar, Ona  bizzat kendisi...
Devami
HACC ŞUURU
  Cuma namazı, Müslümanların haftalık yerel kongresi... Bayramlar, bölgesel; Hacc ise...
Devami
İSLAMCA DÜŞÜNMEK VE DEĞERLENDİRMEK
  Ayet ve hadislerden hüküm ve prensipler çıkarmak ve bunları önem,...
Devami
HAYAT MI SÜRÜYORUZ, SÜRÜKLENİYOR MUYUZ?
  Hayatımız: Aklımızın ve inancımızın güdümüne alınmalıdır: Olanlar ve olması...
Devami
GEÇİRDİĞİMİZ RAMAZAN VE BAYRAM DEĞERLENDİRMESİ
  Manevi Mücadeleyi Kazandık mı? Yüce yaratıcımız: "Ey iman edenler, sizden...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5820

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR