Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1712
mod_vvisit_counterDün6304
mod_vvisit_counterBu Hafta21032
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay143535
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16578451

IP'niz: 3.235.85.115
Bugün: 22 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12095876

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

TÜRKİYE ÜZERİNE KARANLIK OYUNLAR VE KİRALIK PİYONLAR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

"AB ile uyum safsataları, Demokratikleşme salataları, Küreselleşme yutturmacaları, Dinlerarası Diyalog numaraları, Medeniyetler buluşması balonları" gibi jelatinli kılıflar altında, Türkiye resmen ve ismen değilse bile, fikren ve fiilen eyaletlere bölünmeye hazırlanıyor.

ABD'li ve AB'li patronlar planlıyor, AKP gibi piyonlar pazarlıyor.

Ülkemiz karanlık ve karmaşık bir ortama doğru sürükleniyor.

Artık köklü bir devrim kaçınılmaz gözüküyor. Bu konuda Milli oluşumlara, yerli ve haysiyetli aydınlarımıza çok iş düşüyor.

 

ABD' deki heyet ve ilginç ihanet

22-29 Ocak tarihleri arasında Türkiye'den ABD'ye bir heyet gitti. Heyetin başında NATO Parlamenterler Asamblesi Başkanvekili sıfatıyla AKP'li Vahit Erdem vardı. İran'la ilgili gelişmeler nedeniyle bu sıralar Türkiye'den ABD'ye giden her heyet özel bir önem kazanıyor. Çünkü gerçekten hassas bir dönem. ABD'nin Mart'ta İran'a muhtemel bir saldırısı bile konuşuluyor.

Böyle bir dönemde Beyaz Saray yetkilileriyle, Pentagon'la ya da ABD'deki lobilerle yapılan görüşmelerde elde edilecek izlenimler çok önemli.

Vahit Erdem NATO Parlamenterler Asamblesi Başkanvekili. Eski Büyükelçi, yılların siyasetçisi.. Legion De Honour Nişanı sahibi.. Böyle bir ismin Washington izlenimleri ve buradaki görüşmelere ilişkin tespitleri ise ayrıca önemli.

Mesela bu aralar çok ilginç gelişmeler oluyor. Muş Havaalanı sivil uçuşlara kapatılıyor. Gerekçe tamirat ve pist uzatma çalışması olarak gösteriliyor. Ama askeri uçuşlar istisna tutuluyor. Muş Havalimanı Ortadoğu'nun en büyük havaalanı. Ve daha ilginci Muş Havaalanı NATO'nun askeri uçuşlar için kullanılabilecek havaalanları listesinde yer alıyor.

Washington'a giden heyetler bu konularda acaba ne gibi izlenimlerle dönüyor önemli. Mesela Pentagon'un havaalanlarıyla ilgili beklentileri neler! Muş Havalimanı'nı ABD mi istiyor? İran için mi istiyor? Ve daha bir çok soru..

Bu yüzden Vahit Erdem'le Washington izlenimlerini konuşmayı çok istedik, arzuladık. Ama olmadı. Çok uğraşmamıza rağmen kendisiyle görüşemedik.. Sekreteryasına bıraktığımız notlara rağmen geri dönülmedi.

Böyle olunca milletvekili arkadaşlarıyla paylaştığı bazı küçük bilgi kırıntılarıyla yetinmek zorunda kaldık. Vahit Bey'in Washington'dan edindiği ve milletvekili arkadaşlarıyla paylaştığı izlenimlere göre "ABD'nin İran konusunda da şakası yokmuş".. Yani "İran'ın nükleer silahlanmasını önlemeye kararlıymış!" Ama bize göre Vahit Erdem'in bizim duyduğumuz tesbitlerinden en ilginci şu: "ABD bu sefer Avrupa'nın desteğini almak konusunda da kararlıymış!"

İlginç çünkü bu izlenim İslam Dünyası ile Avrupa ülkeleri arasındaki Karikatür krizindeki neo-con parmağını doğrular nitelikte. Bu krizden sonra Avrupa ile İslam ülkeleri birbirinden nefret eder hale geldi. Belki de hiç bu kadar keskin bir düşmanlık ortaya çıkmamıştı. Biliyorsunuz bu karikatür krizinin perde arkasında da zaten Neo-Con'ların bıraktığı parmak izleri açıkça görülmüştü.[1]

İşte iki emekli generalimizin tarihi saptamaları ve uyarlamaları:

2945 Sayılı MGK. ve MGK. Genel Sek­reterliği yasası Milli Güvenliği  (Ulusal Güvenliği) aşağıdaki şekilde tanımlamaktadır:

"Milli Güvenlik; devletin anayasal düzeni­nin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik dâhil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanmasını ifade eder"

Kamuoyunda çok tartışılan bir konu ola­rak, aynı maddenin devamında, b fıkrası; milli güvenliğin sağlanması ve milli hedeflere ulaşıl­ması amacıyla Milli Güvenlik Kurulunun belirle­diği görüşler dâhilinde. Bakanlar Kurulu tarafın­dan tespit edilen iç, dış ve savunma hareket tarzlarına ait esasları kapsayan siyaseti, Milli Güvenlik Siyaseti olarak tanımlamaktadır.

Burada yapılması gereken ilk saptama, Ulusal Güvenlik kavramının anayasal düzenle içiçeliği olmalıdır. Yani anayasal düzenin kap­samını açıklığa kavuşturmadan "Ulusal Güvenlik nedir, ulusal görüş açısından neyi ifade etmek­tedir" konusunda doğru bir tanım yapmak ola­naklı değildir. Öte yandan, ulusal tabanından ayrılmış bir güvenlik algılaması, olsa olsa aka­demik düzeyde bir anlam ifade eder.

Konuyu hukuksal açıdan değerlendiren Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden, her gerçek ve tüzel kişinin, Anayasa'ya bağlı kalmaya ve aykırı düşünmemeye özen göstermesi gerektiğini belirtiyor ve "değişinceye kadar Anayasaya bağlı kalmak saygının gereği­dir" diyor.

Yukarıda özetlenen genel yaklaşımın do­ğal bir uzantısı olarak, bu aşamada "Türkiye'de anayasal düzenin özü nedir?" sorusunun açıklı­ğa kavuşturulmasının gerektiği kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Anayasa'nm devletin yükümlülüklerini, yapısını belirleyen, yurttaşların hak ve özgür­lüklerini güvenceye bağlayan temel hukuki bel­ge olduğu tanımlaması bilinmektedir.[2]

Anayasaların yaşayan varlıklar konumun­da olduğu ve belli koşullar dâhilinde değiştirile­bileceği açıktır. Ancak, bizim anayasal düzenimiz açısından belli özelliklerin varlığını da unutma­malıyız. Anayasamızın 4'üncü maddesi değişti­rilemeyecek hükümleri belirlemiştir. Yani, deği­şikliklerle ilgili belli sınırlamaları vardır. Anaya­sanın l'inci ve 3'üncü maddeleri ile 2'nci mad­desindeki nitelikler değiştirilemez hükümler kapsamındadır.

Cumhuriyetimizin nitelikleri nelerdir? Bu konuda 2'nci madde aşağıdaki esasları koy­maktadır:

-  İnsan haklarına saygı,

-  Atatürk milliyetçiliğine bağlılık,

-  Başlangıçta belirtilen temel ilkelere da­yanma (bağlılık)

-  Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olma kuralına bağlılık.

Anayasanın başlangıç hükümlerinde be­lirtilen temel niteliklere de atıfta bulunulması nedeniyle, başlangıç hükümlerini de değiştirile­mez hükümler kapsamında saymak gerekmek­tedir.

Anayasamızın başlangıcında belirtilen tüm hususlar aynı değerde olmakla birlikte, 2001 yılında değişikliğe uğrayan şekli ile özellikle aşağıdaki bölümü hatırlamakta yarar vardır. Bu bölüm şöyledir:

"Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatleri­nin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölün­mezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkı­lapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politi­kaya kesinlikle karıştırılamayacağı..."

Bu açıklamalar doğrultusunda ulusal gü­venliğin en önemli unsuru olan anayasal düze­nimizin temel esasları genel çizgileriyle de olsa ortaya konulmuş bulunmaktadır. Bunun anlamı şudur: Ulusal Güvenlik kavramının önemli un­surlarından biri olarak anayasal düzeni sayıyorsak ki saymalıyız, düzenin olmazsa olmazları ya da teme! esasları olarak da başlangıç hü­kümlerini ve ilk üç maddeyi önemsemek, tar­tışma dışı saymak ve bu hükümlerin korunması­nı ulusal güvenlik kapsamı içinde düşünmek ve kabul etmek zorundayız.

Bu düşüncenin bir devamı olarak denile­bilir ki; ben milli iradeyi temsil ediyorum, ben ne istersem o olur, laiklik de nedir millet İsterse o da değişir, Atatürk Türkiye'nin önünü tıkamak­tadır, Atatürkçülük eskimiştir, çok kültürlülük anlayışı sorunlarımızı çözer vb. gibi güya çağ­daşlık, ulusal irade, özgürlük temsilciliği kisvesi altında öne sürülen çarpık savlar; ulusal güven­lik kavramıyla çelişmekte ve bu kavrama karşı bir tehdit oluşturmaktadırlar.

2945 sayılı yasa'da belirtilen tanıma tek­rar dönersek, burada belirtilen unsurları; ulusal varlık, bütünlük,, milletlerarası alandaki bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunmasını ve kollanma­sını ulusal güvenliğin tamamlayıcı diğer unsur­ları olarak saymak zorundayız. Yani, Türk Ulusal varlığının savunulması, ulusal birliğimize ve dayanışma duygularımıza yönelik saldırıların def edilmesi, Türk Ulusu'nun siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik ve diğer tüm çıkarlarının korunma­sı, kuruluşuna ve varlığına dayanak tüm ulus­lararası hukukunun savunulması ulusal güvenli­ğinin ayrılmaz parçalarıdır. Bu esasların güncel koşullara göre sunum şekillen değişebilir, ancak özü değişemez. Bu öz değişirse, ulusal güvenli­ğimiz tehlikeye girer.

Bu noktada yaşanmakta olan küreselleş­me olgusu nedeniyle, ulusal güvenliğe yönelik tehditlerin çok iyi analiz edilmesi, ulus-devlet yapısının tahribine engel olacak koruyucu, uy­gulanabilir esasların geliştirilmesi büyük öneme sahiptir. Çünkü acımasız bir dayatma şeklinde zenginlerin, güçlülerinki dışında hiçbir çıkara ve duyguya değer vermeyen bir düzenin, diğer bir ifade ile yenidünya düzeninin saldırganlığının önlenmesi başka şekilde mümkün olamayacak­tır.

Bu gün dünya, kuralları ABD'nin bugünkü yöneticileri tarafından belirlenen ve karşı görüşü yasa dışı ve ezilmesi gerekir olarak düşünen Amerikan tarzı bir demokrasi görüşü ve Amerikan çıkarları dışındaki çıkarları geçersiz sayan bir ekonomik düzen dayatması ile karşı karşıya bulunmaktadır.

Burada yapılan eleştirilerin özellikle yöne­ticilere yönelik olduğu; ABD dâhil, dünya'nın neresinde olursa olsun insanlık idealinden yana olan insanlar için dostça duygular beslenmesi gerektiğinin altını çizmeliyiz. Çünkü biliyoruz ki uygulanan dış politika çıkmazı ABD kamuoyunda da eleştirilmeye başlanmıştır.

Türkiye açısından sorun, kendi içinde bü­yük açmazları barındıran bu anlayışa karşı çı­karlarımızı koruyacak bir dik duruş için uygun strateji geliştirme sorunudur. Bu stratejinin belirlenmesi Türkiye'nin ulusal güvenliğini sağ­lamasına ek olarak bölge barışına ve geçici gü­cünü vehmedenlere de katkı sağlayabilir.

Dünya'yı ve özellikle ülkemizi de çok ya­kından İlgilendiren Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya ülkelerinin çıkarlarına yönelik saldırılar öylesine acımasız bir konuma gelmiştir ki, ilginç ve çok anlamlı bir Kızılderili değişini anımsama­mak olası değildir:

"Son ırmak kuruduğunda, Son ağaç yok olduğunda,

Son balık öldüğünde;

beyaz adam

paçanın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak "

"Milli Güvenlik ve Türkiye" adlı eserinde Tuncer Topur, ABD'nin beyaz adam tarzını a-nımsatırcasına şöyle diyor:

"Etrafı kırmakta, döküp saçmaktadır. A-merika bu haliyle cam eşya dükkânına girmiş file benzemektedir. Amerika'nın gücü ekonomik varlığından ve özellikle Sovyet İmparatorluğu­nun yıkılmasından sonra ortaya çıkan (tek ku­tuplu) düzen ile bu düzenin içine girmeye baş­ladığı (küreselleşme) sürecinden kaynaklan­maktadır."

Ayrıntıları anılan eserde verilen ve 2002'de hazırlanan ABD Güvenlik Doktrini, dün­yanın kalanını itaat etmesi gerekenler sınıfında görme arzusunun bir belgesi durumundadır.

Prof. Dr. Mustafa Aydın bu gerçeği, karşı önlem geliştirme amacı içinde şöyle dile getiri­yor:

"Küreselleşmenin insanlık açısından i-yi/kötü, olumlu/olumsuz, yararlı/zararlı olduğu tartışmaları bir yana, ulus devletlerin küresel­leşme karşısında tepkisiz kalmaları, pozisyon almamaları kuşkusuz mümkün değildir."

Sn. Aydın'ın da ifade ettiği gibi, bu sa­vunma mekanizmalarının geliştirilmesi kapsa­mında demokratikleşme gereksinimlerinin kar­şılanması önemli bir rol oynamalıdır. Çünkü yenidünya düzenini özgürlükler görünümünde sun­mak isteyenlerin oyunlarının başka şekilde bo­zulması zordur. Ayrıca takdim edilenden daha geçerli, daha mutlu bir çözüm bulmadan da­yatmanın haksızlığını göstermek de mümkün değildir.

Prof. Aydın yenidünya düzeni uygulaması ile ilgili "Aşırı güvenlikleştirme","Güvenliğin ide-alleştirilmesi", "güvenliği sağlamanın meşru olmayan yöntemleri" gibi tanımlar getiriyor.

Prof. Aydın küreselleşmenin etkileri kap­samında şöyle diyor:

"Devletlerin öncelikle iktisadi, siyasi, gü­venlik, çevre, bilim ve teknoloji alanlarıyla karar verme birimleri arasında daha yakın ve etkili bir eş güdüsüne gitmeleri gerekmektedir."

Belirtilen alanlarda uluslararası alanda iş­birliği olanaklarını artırma yollarını araştırmak varken, dünya'yı kaosa itmeyi anlamak mümkün değildir.

Prof. Dr. Mustafa Erkal "Küreselleşme Et­kinlik, Çok Kültürlülük" adlı eserinde, küresel­leşmenin olumsuz etkilerinden bahsediyor ve Türkiye'nin kaderci tutumu hakkında şu yorumu yapıyor: "Küreselleşme yeni tip istilayla milli devletleri kuşatmakta, ülkeler sıcak çatışma olmadan ve fark edilmeden teslim alınabilmek­tedir. Hiçbir ciddi ülke - AB üyeliğine aday Tür­kiye hariç, menfaatlerinden kolay kolay vaz­geçmemektedir."

Ortadoğu'da, Orta Asya'da, Balkanlarda ve Kafkaslardaki barışçıl iş ve gönül birliği po­tansiyeli ile Türkiye çok etkin roller üstlenebilir. Yeter ki, üzerimize çöreklenen ölü toprağını atıp bağımsız ve bir politika çizme iradesini sergile­yelim.

Bize bu yöntemi yüce Atatürk yaşayarak öğretmişti.[3]

Ulusal Çıkarlar Ve Sözde Aydınlar

TC. Devleti'nin ulusal çıkarları ve • devletin çıkarlarını savunanlar sis­tematik bir saldırı altında. Medyanın köşelerini kapmış bir kısım sözde aydın, Türkiye'nin AB ile ilişkileri geliştikçe ve bu gelişim kendileri için bir fırsata dönüştükçe, sonuçta amaçlarına ulaş­maları mümkün olmasa bile, ulusal çıkarlara sistematik bir şekilde saldırıyorlar. Ulusal çıkar­lara saldırı, Devlet'i yıpratmanın aracına dönü­şürken, belki dış güçlerin Türkiye üzerindeki çıkarları için ortam hazırlamakla görevli olan sözde aydınlar, bu güçlerin uzantıları içindeki misyonlarını yerine getirebilmek için ulusal çı­karları savunanlara da saldırıyorlar. Aslında, bu sözde aydınlar, ulusal çıkarları savunanlara sal­dırırken, bilinçli bir şekilde Devlet'i hedef yapı­yorlar. Bu kişiler, belki evrensel değerleri savu­nuyor gibi görüntü verirken, Devlet'in değerlen İle uzlaşmayan kendi değerleri gereği, belki de Devlet'i sevmedikleri için böyle davranıyorlar; bu nedenle de Devlet'i sürekli karşılarına alıyor­lar; belki de bu kişiler, tarihten kaynaklanan kişisel yargıları nedeni ile devletle hesaplaşabileceklerini sanma yanılgısına düşüyorlar.

Ulusal çıkarlara ve ulusal çıkarlara saldı­ran sözde aydınlar, ulusal çıkarların, bir devle­tin, uluslararası ilişkilerine yön veren temel a-maçları olduğunu; çıkarlarını korumayı ve geliş­tirmeyi amaçlamanın ise Devlet'in felsefesinin temelini oluşturduğunu; bu amaçlara yönetme­yen bir devletin ise devlet olma özelliğini kay­bedeceğini bilmez gibi görünüyorlar.

Oysa ulusal çıkarlar, uluslar arası ortamda, Devlet'in temel güvenlik ve refah ihtiyaçlarını oluşturmaktadırlar; ulusal çıkarlar, aynı zaman­da Devlet'in politika hedefleridir. Ulusal çıkarlar, Devlet'in gayretlerinin istikametini belirleyen öncelikli amaçlarıdır. Politik hedefleri ve politika­sı olmayan bir devlet nasıl düşünülemez ise ulusal çıkarların! korumayı ve geliştirmeyi amaçlamayan bir devlet düşünmek de mümkün değildir. Çünkü, ulusal değerlerini ve çıkarlarını korumayı ve geliştirmeyi amaçlamayan bir dev­letin pusulası olmayan bir gemiden farkı yok gibidir.

Yurt savunması (ulusal güvenlik), refahın geliştirilmesi, bölgesel istikrar (uluslararası gü­venlik) ve ulusal değerlerin korunması ve geliştirilmesi, devletin korumayı ve geliştirmeyi amaçladığı temel çıkarlarıdır; bu amaçları ger­çekleştirmeyi sağlayan gayeler ise Devlet'in politika hedefleridir.

Bağımsızlık, egemenlik, sınırlarının ve halkının güvenliği, birliğinin, bütünlüğünün, üniter yapının korunması Devlet'in güvenlik çıkarlarını oluştururlar. Ülke halkının yaşam kalitesinin geliştirilmesi ve Devlet'in daha da zenginleştirilmesi ise amaçlanan temel refah çıkarlarıdır. Türkiye'nin ilgi ve etki alanındaki bölgelerde ve ülkelerde daha avantajlı politik, ekonomik ve güvenlik şartlarının sağlanmasını amaçlayan çıkarları ise bölgesel istikrar (ulus­lararası güvenlik) çıkarlarıdır. Uluslararası gü­venlik çıkarları genelde, avantajlı bölgesel barış ve istikrar şartlarını oluşturmayı ve bu şartları geliştirmeyi amaçlarlar.

Devlet, ulusal değerlerinin korunmasını ve geliştirilmesini de amaçlar. T.C. Devleti'nin ulusal değerleri, Devlet'in karakterini belirleyen, politik sistemine ve sosyal düzenine yön veren sosyal, hukuki, moral ve ekonomik değerleridir ve bu değerler ulusal çıkarların özünü, ulusal politikanın ise değişmeyen hedeflerini oluştu­rurlar. T.C Devleti'nin ulusal değerlen Anayasa'da +belirtilmiştir ve bu değerlerin bazıları değiştirilemez mahiyettedir. Bağımsızlık, ege­menlik, bölünmezlik, demokrasi, sosyal hukuk devleti, Atatürkçü milliyetçilik, laiklik, halkın refahı ve mutluluğu, çağdaşlaşma, ulusal daya­nışma, insan hakları ve eşitlik Devlet'in koruma­yı ve geliştirmeyi amaçladığı temel değerleridir. T.C. Devleti'nin bu temel değerleri topluca, 'Cumhuriyetin vazgeçilmez 'amacı'nı da oluş­tururlar.

Sözde aydınlar, bilinçli olarak sadece ev­rensel değerler olarak tanımladıkları demokrasi ve insan hakları değerlerini Öne çıkarmakta, Devlet'in diğer değerlerini yok saymakta veya amaçları için bağımsızlık, egemenlik, bölünmez­lik ve Atatürk milliyetçiliği değerlerini yıpratma­ya çalışmaktadırlar. Ulusal çıkarları ve Cumhuri­yeti savunanlar ise Devlet'in Anayasa'da yer alan tüm değerlerine sahip çıkmaktadırlar. Bu durum, Devlet'in değerlerinin sadece bazılarını benimseyen ve diğerlerine karşı hasmane tavır içine giren sözde aydınlarla, ulusai değerlerin tümünü ve ulusal çıkarları savunanlar arasındaki temel farklılıkla birlikte, Cumhuriyet değerlerini savunanlar ile Devlet karşıtı olanlar arasındaki gittikçe enerji toplayan fay hattını da oluştur­maktadır.

Ulusal çıkarlara, ulusal çıkartan savunan­lara saldıranlar, evrensel değerler olarak ta­nımladıkları bireyciliğin, çoğulculuğun yani de­mokrasi değerlerinin Devletin diğer değerlerine ve çıkarlarına üstün olması gerektiğini savunur­ken de Devlet'i hedef yapmaktadırlar. Aslında bu talep bir saptırmanın görüntüsünü de oluş­turmaktadır; çünkü, Devlet'in amacı, devletin değerlerini ve çıkarlarını koruma ve geliştirme gayretlerini sürdürmekle birlikte, dengeleri de gözeterek, özgürlükleri, bireysel ve çoğulcu değerleri de korumak ve geliştirmektir ve Dev­let'i yönetenler bu amaç için Anayasa ile görev­lendirilmişlerdir. Uygulamadaki yanlışlıklar ve noksanlıklar ise Devlet'in temel felsefesinden değil, uygulamalardaki sapmalardan kaynak­lanmaktadırlar.

Ulusal politikaların ve stratejilerin uygu­lanmasından a maç, bireylerden oluşan ulusa ve Devlete yönelmiş tehlikelere ve tehditlere karşı tedbirler geliştirmek ve bu tedbirleri uygulamak; ortaya çıkan fırsatlarla değerleri ve çıkarları geliştirmektir. Değerlerin ve çıkarların etkilenme şiddet ise tedbirlerin mahiyetini ve seviyesini belirlemektedir. Ulusal değerleri Anayasa belir­lemiştir. Anayasa'da yer alan ulusal değerlerin korunmasını ve geliştirilmesini esas alan ulusal çıkarları ise içinde bulunulan politik ortam da dikkate alınarak, Devlet'in ilgili kurumlan tespit etmektedir ve bu yöntem, çağdaş tüm ulus devletler için geçerlidir.

Küreselleşmenin etkili olduğu süreç­te/devlet karşıtlarınca, ulus devletin modasının geçtiği de iddia edilmektedir. Bu tezi savunan­lar, küresellestirenierin ulus devlet özelliklerini ve niteliklerini titizlikle korumaya çalıştıklarını; aslında küreselleşme denilen olgunun, küresel-leştirme gayreti içinde olanların ulusal çıkarları için bir politik araç olduğunu; yeni yüzyılın en ciddi çatışmasının ise küreselleştirenlerle küre­selleşmeye karşı direnenler arsasında geliş­mekte olduğunu cörrnez gibi davranarak da Devleri hedef yapmaktadırlar,

Ulusal değerlerin ve çıkarların korunması­nı ve geliştirilmesini amaçlamak, geliştirilen politikaları ve stratejileri ulusal değerlere göre ve çıkarlara göre yönlendirmek, devlet olmanın vazgeçilmez gereğidir ve bu gerçeği anlamadan 'gerçek aydın' olmak mümkün değildir. Bu sis­tematiğin çağdaş bütün devletler tarafından benimsendiğini ve uygulandığını biliniyorken, ulusal çıkarlara, ulusal çıkarları savunanlara, Devlet'i savunanlara saldıranları/Türk aydını' olarak benimsemek de mümkün değildir.[4]

 

 

 

 



[1] Milli Gazete / 23.02.2006

[2] Yekta G. Özden

[3] (E) Org. Şener Eruygur / Jeopolitik - Aralık 2005

[4] (E) Tuğgeneral Nejat Eslen / Jeopolitik sayı:23


Bu yazarin diger makaleleri

AKILLI YAŞAMA VE STRATEJİ AHLAKI
  “Bir işe başladığınız zaman çektiğiniz Besmele’nin ihlâsı ne kadarsa; başarınız...
Devami
BÜYÜK İSRAİL AŞKI VE 3. DÜNYA SAVAŞI
 3. Dünya savaşı için iştahı kabaran ABD, İran ile nükleer...
Devami
SAĞCI MI YIZ, SOLCU MU YUZ?
  Ahmet Akgül Hocamıza, bir sohbetle soruyorlar: Solcu koministi mi tercih...
Devami
TÜRKİYE'NİN SON ŞANSI VE ERBAKAN’IN MEMLEKET SEVDASI!
O süreçte Erbakan’sız yeni oluşum heveslilerine, şimdi ise partiyi Erbakan...
Devami
SÜNNETİ İNKÂR EDEN, KÜFRÜNÜ İZHAR EDER (ŞİİR)
  Bismillahirrahmanirrahim O (Allah), ümmiler içinde, kendilerinden (biri olan) ve onlara ayetlerini...
Devami
KARADELİKLER VE MUHTEMEL KIYAMET TASVİRLERİ
  Kıyamet hâdisesi ile ‘karadelik çekim kuvveti' arasında nasıl bir...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 5067

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR