ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1049
mod_vvisit_counterDün3040
mod_vvisit_counterBu Hafta9241
mod_vvisit_counterGeçen hafta20243
mod_vvisit_counterBu Ay113871
mod_vvisit_counterGeçen Ay118886
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18330858

IP'niz: 3.227.235.216
Bugün: 23 Eyl 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12769570

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

AKP SATIYOR YENİ ŞAFAK SAVUNUYOR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 13
ZayıfMükemmel 

 

Toprak satışı, özgürlüğün batışıdır!

Son aylarda hızla tırmanan yabancılara toprak satışına karşı, kamuoyu tepkisi artarak devam ediyor. Bu tepkilerden biri de Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası'ndan geldi. Başkanın imzasıyla yapılan açıklamada yetkililer şöyle uyarılıyor. "Borçlara karşılık gösterilen ülke topraklarının yabancılara satışının Osmanlı'nın yıkılış nedenlerinden biri olduğunu ve İsrail'in Osmanlı'da yabancılara taşınmaz satışının serbest bırakılmasıyla, Filistinlilerden aldıkları topraklar üzerinde kurulduğunu unutmayalım."

 

Başta millî menfaatlerimizi kollayan medya kuruluşları olmak üzere, bu ülkenin geleceği konusunda hassasiyet gösteren çeşitli seviyedeki Türkiye sevdalıları, Türkiye'de yabancılara toprak satışının ulaştığı tehlikeli boyutlara dikkat çekerek "İsrail'in de, böyle satın alınan topraklar üzerinde kurulduğunu" hatırlatıyor ve "Toprak altımızdan kayıyor." uyarısı yapıyorlar.

Gösterilen hassasiyet ümit verici... Çünkü, biz bu güzel ülkeyi yolda bulmadık. Milyonlarca şehit vererek "vatan" haline getirdik. Ay-yıldızlı bayrağımız buna şahitlik ediyor. Biz, Türkiye sevdalısıyız. Dünyada başka Türkiye yok. Bu sebeple, her karış toprağı üzerinde hassasiyet göstermek zorundayız:

"Enbiya yurdu bu toprak, şüheda burcu bu yer,

Bir yıkık türbesinin üstüne Mevlâ titrer."

Hangi hükümet daha çok toprak sattı

Toprak satışlarının rahatsız edici boyutlara gelmesi üzerine, AKP'ye yakınlığıyla tanınan Yenişafak gazetesi bir araştırma yayınladı. (11.1.2007) "Mangalda kül bırakmayanlar en fazla sattı, yabancıya toprağı en çok CHP satmış" başlığını taşıyan araştırmada "Resmi kayıtlar, "yabancılara toprak satışı" konusunda ilginç bilgiler veriyor. En çok toprağı "yabancıya satmak vatana ihanet"tir diyen CHP, MHP ve DSP ile darbe hükümetleri satmış, vatan toprağını satmak ihanetse, 279 bin dönümü sattılar." denilerek CHP, DP, Askeri darbe hükümetleri, ANAP, MHP-DSP-ANAP koalisyonu ve AKP döneminde satılan toprakların miktarına yer verilmiş. Bu araştırmanın ortaya çıkardığı en önemli sonuç ise, Millî Görüş hükümetlerinin yabancılara toprak satışına sıcak bakmadığı gerçeğidir.

Araştırmada Rahşan Ecevit'in "Parmağımdaki yüzüğü satmaya hazırım. Yeter ki topraklar satılmasın." sözlerine yer verilerek "toprak satan sadece AKP değil, DSP ve diğer hükümetler de toprak satışına izin verdiler." mesajı iletilmek istenmiş.

Konu, kimin az, kimin çok toprak satışı gerçekleştirdiği meselesi değil... Türkiye üzerinde ciddi hesapların yapıldığı, hergün çeşitli haritaların dolaştığı bir zamanda, Türkiye vatandaşlarının isteği, yabancılara toprak satışının askıya alınmasıdır. Önemli olan budur. Boş söz ve çekişmeye milletin karnı tok...

Tarihten ders alın

Bizim kültürümüzde "yabancılara toprak verilmesi" hiç de hayra alâmet değildir. Göç destanında anlatıldığına göre, bir uygur hükümdarı, Çinlilerle uzun yıllar süren savaşlara bir son vermek için, oğlunu Çin Prensesi ile evlendirmek ister. Çinliler, bu evliliğe karşılık Kutlu Dağ'daki bir kayayı talep ederler. Uygur hükümdarı da razı olur. Bu büyük kayayı, kuvvetli ateş yakıp üzerine sirke dökerek parçalarlar, Çin ülkesine götürürler. Fakat, bu olay Uygur ülkesine uğursuzluk getirir, ülkede huzur ve saadet diye bir şey kalmaz. En sonunda Beş Balık'a göç etmek zorunda kalırlar.

Bir başka olay daha... Düşman Mete Han'dan kendisinin malik olduğu şeyleri ister, hepsini verir. Fakat, küçük bir arazi parçası istediklerinde "O milletimin malı, kesinlikle veremem." diyerek reddeder.

Yahudiler, Abdülhamid Han'dan Filistin bölgesinde yüksek paralar karşılığı toprak isterler. O büyük Sultan da "Şehit kanıyla kazanılan topraklar para karşılığı satılamaz." diyerek, hepimizin takdirini kazanan kararlı bir duruş gösterir.

Bütün bu tarihi gerçekler ortada iken, son senelerde, hem de en hassas bir dönemden geçerken ölçüsüz ve hesapsız bir şekilde, yabancılara toprak satışı olayını anlayabilmek mümkün değil.


Stratejik topraklar satılıyor

Bazıları hemen savunmaya geçiyorlar. Yok efendim, bizden Avrupa'ya çalışmak için gidenler de orada toprak ve mülk satın alıyorlar.

Bu düşünceyi seslendirenlerin dikkate almadıkları bir gerçek var. Avrupa'daki vatandaşlarımız, o ülkelerin en izbe yerlerinden mülk edinebiliyorlar. Avrupa ülkeleri, stratejik yerleri, kendi vatandaşlarına bile satmıyorlar. Ama bizde öyle mi?

Yabancılar Türkiye'nin en kıymetli, hatta en stratejik yerlerinden toprak satın alıyorlar. Bu satışlarda, Antalya, Muğla, Aydın, İzmir gibi illerimizin sahil şeritlerindeki toprakların ilk sıralarda yer almasını tesadüfî mi sanıyorsunuz?

"Toprak devletin asli unsurudur." anlayışıyla hareket edilen İngiltere'de, bütün topraklar devlete aittir. Satışlarda arazi tapusu verilmez. Halk, sadece toprağın üzerine yapılan konut ve işyerlerinin kullanım hakkına sahiptir.

Yılmaz Dikbaş tarafından hazırlanan "Satılık Vatan" adlı kitap ortada dururken, başta özelleştirme adı altında Türkiye'nin kâr getiren en temel müesseselerinin yabancılara satılması olmak üzere, yabancılara ölçüsüz toprak satışı ve yabancılara verilen tavizler, "vatanın satışa çıkarılması"ndan başka ne anlam taşımaktadır.

Uyarılara kulak verin

Bir İstanbul sevdalısı olan Çelik Gülersoy, Mine Kırıkkanat'la yaptığı röportajda endişesini şöyle dile getiriyor: "İstanbul'u Türklere bırakmayacaklar Mine Hanım! Gelecekler ve geri alacaklar." (Radikal / 07.07.2003)

Eski başbakanlardan Bülent Ecevit de "Korkarım, Türkiye'yi bölecekler" diyerek kuşkularını şöyle açıklamıştı: "Yaklaşık 60 yıldan bu yana, Türkiye bugün olduğu kadar kritik bir dönemden geçmedi. ABD ve AKP Türkiye'yi hızla bölünmeye götürüyor. Irak'ta gizli bir Kürt devleti kuruldu. Sırada Türkiye'den toprak almak var." (Akşam / 28.08.2005)

Bütün bu gerçekler apaçık ortada dururken, hâlâ yabancılara hesapsız-kitapsız toprak satışı, özelleştirme adı altında en temel ticari müesseselerin yabancılara peşkeş çekilmesi ve yabancılara ölçüsüz tavizler sür-git devam edecek mi dersiniz?

Her Türkiye sevdalısı, adım adım yaklaşan tehlikeyi görmek zorundadır. Siyonist mahfiller ve şer güçlerin hedefi "Türkiye'yi bölmek, yeniden bölmek ve sonra yeniden bölmek"tir. Onların emellerine alet olmamız mümkün değildir. Türkiye'deki farklı unsurları tahrik etmenin temelinde bu anlayış vardır. Laik-Müslüman, Türk-Kürt, Alevi-Sünni gibi tahrike açık hertürlü olay karşısında dikkatli ve uyanık olmak zorundayız. Biz, 72 milyonluk Türkiye olarak bir "bütün" olduğumuzu unutmamalıyız:

"Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı,

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı,

Sen şehit oğlusun... İncitme, yazıktır atanı,

Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı."

Dikkat, dikkat!...

Sözde Ermeni Soykırımından söz eden Ermenistan, Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesini katliamlarla işgal etmeye devam ederken 1915'lerin hesabını sorma cüretinde. İşte Türkiye bu şenaatlere, cüret ve küstahlıklara, Ermeni kuşatmalarına karşı dururken Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Hrant Dink katlediliyor. Jak Kamhi suikastıyla Türkiye İsrail maslahatgüzarlığını Büyükelçiliği'ne çıkarmak zorunda kalıyor. Ermeni diasporası ve Ermenistan'ın diplomatik saldırılarına çare ararken, Türkiye de Ermenistan'ı ekonomik kuşatmaya alırken Hrant Dink katlediliyor. Çok ilginç değil mi?

Türkiye Ermeni kuşatmasına karşılık Ermenistan'ı dışlayan Pekin'e ulaşacak demiryolu bağlantısını Gürcistan üzerinden sağlamaya karar verdiği bir sırada Hrant Dink katlediliyor.

Hepsinden daha önemlisi Türkiye'nin bütün petrol sahalarını yabancılara peşkeş çeken Petrol Yasası Meclis'ten geçtiğinde Hrant Dink katlediliyor.

Bu ülke ve bu ülkenin insanları 200 yıldır çok büyük badireler yaşayarak bugüne gelmiştir. İnşaallah bu menfur kuşatmaları da yaracaktır.

Oferim sana!

"Siyonist Sermaye", Türkiyeli parlak borsa oyuncusu ile birlikte, limanlara mimanlara soyunan İsrailli bir takımdı.

 "Borsacı ile şıracı", garip bir şekilde, o sırada özelleştirilmeye çıkacak dev şirket Tüpraş'tan hisse kapmışlardı. "Kutman&Ofer" bir gece, daha özelleştirilmemiş Tüpraş'ın yüzde 14.76'sını bizzat "Kemal Abi"nin mübarek elinden almışlar, o sayede şirkete iki adam sokmuşlar, özelleştirme sürecinde Truva Atı gibi eşelenmişler, Kutman bu arada büyük medyacı grupla Tüpraş'a talip olmayı da planlamış, şirket başkasına satıldığında ise, ellerindeki yüzde 14.7 hisse katlanıp havadan para kazanılmıştı. Kısaca; piyasa değerinin altına 446 milyon dolara alınan hisseler, 60 milyon dolar kadar nemanın yanı sıra, hemen 620 milyon dolara ulaşarak havadan para tüplemiş, kasaya aktarmıştı.

Petrol-İş'in takibiyle, mahkemeden sonra, Danıştay'ın da elden kıyak hisse satışını iptal ettiği, borsacı ile şıracının hisseleri o kadar yaladıktan sonra kutamadan, yutamadan geri vereceği ortaya çıktı.

Ama bu düzende bunlar gözü açıktı! Oferim sana! (Bir Oferim de liman ve iman özelleştiren bakana!)[1]

2002 yılındaki değişiklikten sonra 1622 taşınmaz için başvurulmuş

Cemaat vakıflarına 328 tescil yapılmış.

Avrupa Birliği'nin acilen çıkarılmasını istediği ve 9. Uyum Paketi içinde Meclis'e gelen tartışmalı Vakıflar Kanunu, cemaat vakıflarına yeni kazanımlar ve mülkiyetle ilgili yeni haklar getiriyor. Öte yandan yine AB'nin istediği ve 2002 yılında yapılan değişikliklerden sonra, 119 cemaat vakfının 1622 adet taşınmazın kendilerinin tasarrufunda bulunduğu beyan ederek, bunların vakıf adına tescil edilmesi için başvurduğu öğrenildi.

Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması başta olmak üzere birçok kilise ve sinagogun yeniden açılmasına yol açacağı endişelerini beraberinde getiren yeni Vakıflar Kanunu tasarısı, Meclis Genel Kurulunda ele alınıyor. Özellikle azınlık cemaat vakıflarına sağlanan önemli haklarla dikkat çeken tasarı, bu vakıfların birçok eski taşınmazı adlarına tescil ettirmelerinin yanı sıra yeni gayrimenkul edinmelerini de olanaklı hale getirdi.

AB'nin baskıları sonucu 2002 yılında çıkarılan yasalarla, cemaat vakıflarının vakfiyeleri olup olmadığına bakılmasızın dini, hayri, sosyal, eğitsel, sıhhi ve kültürel alanlardaki ihtiyaçlarını karşılamak üzere mal edinebilmeleri ve taşınmaz malları üzerinde tasarrufta bulunabilmelerine imkân sağlanmıştı. Bu değişikliklerle ayrıca, cemaat vakıflarına tapuda kayıtlı olmayan taşınmazlarını, kendi adlarına kayıt ettirebilme hakkı verilmişti.

O tarihten sonra, 161 adet cemaat vakfından 119'unun toplam 1622 adet taşınmazın halen tasarruflarında bulunduğunu belirterek, vakıfları adına tescili içinde başvuruda bulunduğu bildirildi.

Yapılan incelemeler doğrultusunda, 328 adet taşınmazın vakıfları adına tescili uygun görüldü. Ancak istenen hiçbir belge verilmediğinden dolayı 405 taşınmaz için yapılan vakıf talebinden vazgeçilmiş sayıldı. Yine 899 taşınmaz tapuda başka kişi ve kuruluşlar adına kayıtlı bulunduğu için hiçbir işlem yapılamadı.

Yine o tarihten itibaren, 5 vakfın 9 adet taşınmazla ilgili bağış alma talebi kabul edildi. Ayrıca 1 adet taşınmazla ilgili satın alma talebi, 3 adet vakfın 4 adet taşınmazla ilgili satış talebi, 1 adet vakfın hayratının başka bir kuruluşa tahsis talebi ise uygun bulundu.

Yabancıya arazi satışı devam ediyor

2005 yılı sonlarında kısıtlamalar gelmesine rağmen arazi satışları gayr-ı resmi devam ediyor. Başta Güneydoğu Bölgesi'nde İsraillilerin ve turizm merkezlerinde Avrupalılar tarafından alınan binlerce gayr-ı menkul, ülkemizin geleceğini tehdit ediyor.

AKP Hükümeti tarafından 3 Temmuz 2003 tarihinde Tapu Kanunu'nda yapılan değişiklikle, yabancı uyruklu gerçek kişi ve tüzel kişiliğe sahip şirketlerin ülkemizde taşınmaz mülk edinmelerin yolu açılmıştı. Daha önce başkaları üzerinden mülk edinen yabancılara ait kurumlar artık rahatlıkla gayr-ı menkul alabilecekti. Önemli miktarda satışın ardından, 2005 yılı sonlarında çıkarılan yasayla arazi satışlarına bazı kısıtlamalar getirilmişti. Bu kısıtlamalara rağmen arazi satışları gayr-ı resmi devam ediyor. Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası'nın yayınladığı rapora göre Türkiye'den toprak alan yabancı uyruklular arasında ilk 5 sırada; Yunanistan, Almanya, İngiltere, Suriye ve Avusturyalılar bulunuyor. Gerçekleştirilen bir başka araştırmaya göre, ülkemizdeki turizm merkezleri Antalya, Aydın, İzmir ve Muğla'da şu ana kadar 41 bin 362 yabancı, 32 bin 635 adet mülk satın aldı. En fazla mülk satışı 14 bin 124 ile Antalya'da olurken, bu ilimizi 8 bin 218 ile Muğla, 5 bin 744 ile Aydın, 4 bin 549 ile de İzmir izledi. Kapladığı alan bakımından ise yabancılar en fazla Muğla'ya rağbet ediyor. Türkiye'de toprak ve mülk satın alanların Yunan, Alman, İtalyan vatandaşı görülse de çoğunun Yahudi asıllı olması dikkatlerden gizleniyor..

İsrail'in GAP aşkı bitmiyor

Türkiye'de arazi ve mülk satışlarının ‘gayr-ı resmi' olarak en çok olduğu bölge ise Güneydoğu Anadolu Bölgesi. Başta İsrailliler ve Ermeniler olmak üzere Suriye ve Lübnanlılar da bölgeden arazi alıyor. GAP'ta ipotek yolu ile arazi kiralayan İsrail, 90'lı yılların başında Türk Tarım Bakanlığı'nda ‘İsrail masası' kurulması talebinde bile bulunmuştu. İsrail daha sonra kendi Tarım Bakanlığı'nda GAP'ın fizibilite çalışmaları için 300 bin dolar tahsis ettiğini bildirmişti. İsrail'in eski Ankara Büyükelçisi David Granit de, İsrail'in sulama ve deniz suyunu kullanılır hale getirme teknolojisindeki üstünlüğü sayesinde ‘GAP için ideal bir ortak' olabileceğini söylediğini söylemişti.

Güneydoğu Ekspres Gazetesi'nde ise Şanlıurfa İtalyan Hastanesi'nde İsraillilerin doğum yaptığı belirtiliyordu. Öte yandan İsraillilerin Yahudi kökenli Türkler yoluyla GAP bölgesinde 450 bin dönüm arazi aldığı vurgulanıyor.

Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası yöneticilerinden Hüseyin Ülkü, GAP arazilerini en son çıkan Tapu Kanunu ile karşılıklılık ilkesi olmadan kiralayan İsraillilerin, kira sözleşmesini de süre koymadan yaptıklarını vurguluyor. Ülkü, "Mal sahibine para ipoteği veriyorlar. Para ipoteği verdikleri için bunun karşılığında oraya kuruluyorlar. ‘Çık' denildiği zaman o parayı geri isteyip, karşı tarafı caydırıyorlar. Kiralamadılarsa, şirket kurup alıyorlar. Bugün turizm bölgelerinde de 75 yıllığına yabancı sermayeye kiralandı kıyılar. GAP'ta sözleşmeli çiftçiliklerde ya da Ege kıyılarında bir yabancıyı yüz sene bırakırsanız, bu yıllar içinde yasaların yeni haklar verip vermeyeceğini garanti edemezsiniz. Çok yakında askeri yasak bölgeler de dâhil olmak üzere ülkenin bütün toprakları Avrupa Uyum Yasaları çerçevesinde satılabilir hale gelecek. Adım adım gidildiği için bu düzenlemeler 3-5 yıl içinde olacak" ifadelerini kullanıyor.

AİHM kararının, kim lehinde, kim aleyhinde 

AİHM'in, Rumların müracaatı üzerine,  Heybeliada Rum Lisesi Vakfı için Türkiye'nin aleyhine verdiği karar konuşuluyor televizyonlarda. Bir tanesinde, aleyhte konuşan bir eski ANAP milletvekilini dinlerken biraz şaşırdım. Kararın yerinde olduğunu savunup Türkiye diplomasisini, Lozanı ve yargıyı suçlamakla kalmıyor, ayrıca bağırıyordu.

Bu üslup bana tanıdık geldi. Böyle yapanlar hep böyle konuşuyorlar. Sinirliler, kızgınlar, lafları bitip tükenmek bilmiyor. O zatı, ordanburdan araştırayım, daha yakından tanıyayım dedim, korktuğum başıma geldi. Karşıma gene bir yabancı vakıf çıktı. Türk Demokrasi Vakfı!

Şimdiye kadar pek çok kere yazdığım Amerikan NED ve Hıristiyan Demokrat Parti ile bağlantılı Stiftung'a, Türkiye'den bir eski milletvekili üyenin yazdığı şu mektubu çok anlamlı buldum. (Bu vakıf 1984'te Türkiye'ye geldi ve Çankaya'da bir şube açtı. O zamandan beri de Türkiye'de birtakım konferanslar düzenliyor. Bunlardan biri de "Anayasa" konusundaydı.)

"Sayın...

Anayasa Kongresinin 20.000 DM'lık bir faturası elinizde bulunmaktadır. Bu fatura Türk Demokrasi Vakfı tarafından karşılanacağına dair bir ibareyle vakfımıza iletilmiş bulunmaktadır. Arkadaşlarımız bizim bütçenin negatif olduğunu ve şu anda bütçede hiç para bulunmadığına işaret ettiler. Üstelik Türkiye projesi için üç aylık bir ödeme ertelenmiş bulunmaktadır."

"Devlet başkanı ve parlamento başkanı açılışımıza davet edildi ve ben kongreyi yöneten kişi olarak görevimizi yerine getirdiğimiz kanaatindeyim."

Gelelim buna verilen cevaba:

"Sayın ...

"Bugün öğrendiğim üzere Almanya'da bulunan merkezimizin, önerimizi dikkate alarak TDV 2001 bütçesini 25.000 DM artırılmasını uygun bulmuştur. Buna şahsen çok sevindim. Yakında bu değişikliği içeren yeni partner sözleşmesi size gönderilecektir. Sizden ayrıca TDV olarak yaz dönemine kadar ve ikinci dönem içinde anlamlı toplantılar yapılmasını sağlamanızı rica etmek isterim."

"Çünkü Nisan hesabından görüleceği üzere TDV eğitim etkinliklerine sadece 6000 DM. Harcanmasına rağmen (...) maaş ve işletme gideri olarak toplam 7000 DM harcamada bulunmuştur. Bu oran ise, hiç kabul edilebilir bir oran değildir. Saygılarımla."

Türkiye milli devletinin "yapay bir devlet" olduğunu ileri süren de bu vakfın temsilcileridir.

Bu milli devlet, MİT müsteşarının raporunda, tehlikede olduğunu belirttiği devlet değil midir?

Nerde bir demokrasi lafı görsem ürküyorum. ABD'nin Irak'a Afganistan'a, demokrasi götürmek için girip katliam yaptığını hatırlıyorum da ondan.[2]

AKP'de çöküş paniği: Vatanı en fazla kim sattı?

"Öncekiler de sattı, biz de satıyoruz" mantığıyla hıyanetlerine mazeret ve meşruiyet kılıfı geçirmeye çalışan AKP'nin avukatı "Yenişafak gazetesi, "Mangalda kül bırakmayanlar en fazla sattı" başlığı altında "Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nün hazırladığı rapora göre en çok toprağı, ‘yabancıya satmak vatana ihanet'tir diyen CHP, MHP ve DSP ile darbe hükümetleri satmış" ifadelerini manşetten yayınladı!

Demek ki AKP, satışlar yüzünden puan kaybediyor! Yenişafak, bu sebeple AKP'nin savunmasını yapıyor! Artık top AKP sahasındadır!

Yenişafak açısından mesele, satışların AKP'yi çökertmeye başlamasıdır. Öyle olmasaydı konuya AKP açısından değil, gazeteci olarak bakarlardı.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nde bu raporu hazırlayanlar kimler ise AKP'nin az sattığını göstermek için talimat almış gibi davranmıştır.

Bir defa bu kurumun verdiği söylenen rakamlar gerçeği yansıtmıyor. CHP hükümetleri dedikleri dönem Atatürk ve İnönü dönemleridir. Atatürk ve İnönü dönemlerinde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin yeni başkenti Ankara'da büyük araziler yabancı ülkelere büyükelçilik açmaları için devredilmiştir. Ekonomi ise millileştirilmiştir. Dolayısıyla vatanı kurtaran insanların vatan toprağını yabancılara sorumsuzca sattığını söylemek, basın ahlakı ile bağdaşmaz.

NATO'ya giriş tarihi olan 1952'den itibaren Bayar-Menderes döneminde ve darbe döneminde Amerikalılara üs olarak devredilen arazilerin hukuki durumu hâlâ net değildir. ABD ile yapılan gizli anlaşmalar, Türk hukuk sistemine aykırıdır!

Turgut Özal döneminde, Arap hanedanlarına Boğaz'da mülk satılması, Anayasa Mahkemesi'nden dönmüştür.

57'nci hükümete gelene kadar, yabancılara toprak satmanın önünde birçok yasal engel vardı. Bu engelleri ortadan kaldırmaya Endüstri Bölgeleri Yasası ile 57'nci hükümet başlamıştır. Yasa tasarısını, Amerikan firmaları dikte ettirmiş, Yabancı Sermaye Derneği kaleme almış ve Başbakan Ecevit'in önüne koymuştur. Ecevit de tasarıyı bütün bakanların imzası ile TBMM'ye sevk etmiştir.

Tasarı, öncelikle GAP bölgesinde yabancı yatırımların önünü açmak için hazırlanmıştı. Bu sebeple, Tapu Yasası, Köy Yasası gibi temel yasalardaki sınırlamalar, Endüstri Bölgesi ilan edilen bölgeler için kaldırılıyordu.

O zaman bu tasarıya "ihanet yasası" diyen bendim! Basında başka bir eleştiri yoktu. Sonradan inceledim ve gördüm ki tasarıda bazı değişiklikler yapılmış ama bana göre tümü reddedilmeliydi.

Derken 58 ve 59'uncu hükümetler kuruldu. Tayyip Erdoğan hükümeti, bir paket yasa değişikliğiyle, yabancılara toprak satışının önündeki genel engelleri de kaldırdı. Bu defa tarım arazilerinin satışına da izin verildi. Anayasa Mahkemesi bu yasayı da iptal etti ama satışlar devam etti.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, AKP döneminde yabancıların kontrolündeki dev şirketlerin satın aldığı veya 99 yıllığına kiraladığı arazileri saymıyor. Saymayınca, bu satışlar kayıtlarda görünmüyor. 99 yıllığına kiralamak da satış demektir!

AKP satmadıysa, Maliye Bakanı "Babalar gibi satarım" diye niçin övünüp duruyor? Telekom, vatan toprağı kadar kıymetli değil midir? Telekom'un alt yapısı, vatanın hem iskeleti hem sinir sistemi demektir! Telekom'u, İngiliz İstihbarat Servisi'nin güdümündeki Hariri ailesine satan kimdir? Galataport diye Haliç kıyılarını İsrailli Ofer'e satan kimdir? "GAP'a para lazım, yerli-yabancı yatırımcı bulun" diye YASED'e ricada bulunan kimdir? İsrail'in GAP ve Konya Ovası projelerini kabul ederek Resmi Gazete'de yayınlayan kimdir?

Bankalar, vatanın kan dolaşımı sistemi demektir! Peki bankaları kim sattı? "Elektrik alt yapısını, Halkbank'ı ve Ziraat Bankası'nı da satacağım" diye IMF'ye niyet mektubu yazan kimdir?

Özelleştirme adı altında, Türkiye'nin en büyük servetlerini, bankalarını, maden arazilerini Rio Tinto ve Citibank'a devreden kimdir? Bunlar vatan değil mi?

Vatan değilse, vatan diye Türk Milleti'nin elinde kalan nedir?

Ve bu satışlar, Yüce Divanlık suçlar değil midir?[3]







[1] 14.1.2007 / Umur Talu / Sabah

[2] 15.01.2007 / Afet Ilgaz / Milli Gazete

[3] 13.01.2007 /Arslan Bulut /Yeniçağ


Bu yazarin diger makaleleri

Hakan Albayrak'ın Kafa karışıklığı ve HAÇLI İSLAMCILARIN MUSTAFA KEMAL GICIKLIĞI
15 yıldır her türlü fırsat, imkân ve iktidar ellerinde olmasına...
Devami
3. DÜNYA SAVAŞI HAZIRLIĞI VE TÜRKİYE’NİN AKP ŞANSSIZLIĞI
  3. DÜNYA SAVAŞI HAZIRLIĞI VE TÜRKİYE’NİN AKP ŞANSSIZLIĞI          Kendi itiraflarıyla; “küresel üstünlüğünü...
Devami
Bay Bülent Arınç, Sizlerin FETOŞ Hayranlığınız ve Hizmetkârlığınız AHMAKLIK MIYDI, ALÇAKLIK MIYDI?
  Bizce aslı ve ayarı malum  Bülent Arınç, Twitter'da yayınladığı videolu...
Devami
Ey AKP Yetkilileri ve Fetvacı Kesimleri; SİZİ NASIL BİR AKIBET VE AHİRET BEKLEMEKTEDİR?
  “Ey İman Edenler, (görünüşte değil gerçekten) iman edin; ALLAH’a; (her...
Devami
SAHTE KABADAYILIĞIN SIRITAN KOMEDYASI !..
  Alaattin çakıcı ve Mafya Çarkı ?.. Başbakan'ın İsrail'e sert çıkışı ?!.. Ve...
Devami
STADLARIN YUHALAMASI VE ERDOĞAN’IN “HALIK’I”
Devasa stadyumlar; Firavun’lardan, Nemrut’lardan Neron’lara, Roma’lılardan Bizans’a kadar tüm barbarlık...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 6169

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR