Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1567
mod_vvisit_counterDün6304
mod_vvisit_counterBu Hafta20887
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay143390
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16578306

IP'niz: 3.235.85.115
Bugün: 22 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12095823

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

PUTİN'İN TARİHİ ÇIKIŞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Venezuela Büyükelçisi Nweihed:

"ABD, Geri Kalmış Ülkeleri Sömürüyor"

Venezuela'nın Ankara Büyükelçisi Prof. Dr. Kaldone G. Nweihed, ABD'nin geri kalmış ülkelere serbest ticaret bölgeleri açarak globalizasyon projesini yürürlüğe sokmaya çalıştığını belirterek, "ABD'li yatırımcılar adeta ABD'nin ajanı gibi hareket ederek zarar veriyor" açıklamasını yaptı.

 

Venezuela Büyükelçisi Prof. Dr. Kaldone G. Nweihed dün Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi'nin haftalık Çarşamba toplantısının konuğu oldu. ‘Diyalog ve Medeniyetler Çatışması' konulu bir konferans veren Nweihed, konuşmasının başında Latin Amerika'nın coğrafi, siyasi ve ekonomik yapısını anlattı.

Latin Amerika kıtasının yıllarca sömürüldüğüne işaret eden Nweihed, 200 yıllık bir bağımsızlık süreci ile sömürgeciliğe son verildiğini ifade etti. Venezuela Lideri Chavez'in bu bağımsızlık sürecinde çok önemli rol oynadığına işaret eden Nweihed, Latin Amerika'nın adım adım İslam alemine doğru yakınlaştığını bildirdi. Bunda da Chavez'in büyük gayreti olduğuna dikkat çeken Nweihed, bu yüzden Chavez'in OPEC'in güçlendirilmesi için Riyad, Katar ve Kuveyt'e ziyaretler düzenlediğini anımsattı.

ABD'nin sadece Latin Amerika'da değil dünyada da geri kalmış ülkelere dayattığı ve enjekte ettiği politikalara karşı olduklarını vurgulayan Nweihed, "ABD'li yatırımcılar ve tesis sahipleri bir ülkeye girdiği zaman ABD'nin adeta ajanı gibi çalışıyorlar. Bu ticaret ülkeyi kontrol etmeye yönelik bir amaca dönüşüyor. Başka insanların menfaatleri için kanun koyulursa bu ülkeye zarar verir. Bundan sonra insanlar açlıkla, yoksullukla ve gerçekleşmeyecek rüyalarla uğraşmaya başlar. Serbest Paktlar globalizasyon projesinde olumsuzlukları taşıyor. Bush da zaten Latin Amerika ile ilgili tek sorunun serbest ticaret alanları olduğunu söylüyor. Halbuki bu tamamen sömürünün aracıdır" şeklinde uyardı.[1]

Hicab Duyulacak Bir Durum

Bir kimse ailesine sahip çıkmazsa, başkaları sahip çıkar.

Bizim Türkiye olarak ailemiz kimlerden oluşuyor? Tarih boyunca birlikte yaşadığımız Ortadoğu ülkelerinden...

Bizim ABD'den icâzetli iktidarlarımız, bölgemize sâhip çıkmadı, ABD geldi, Büyük Ortadoğu Projesi düzenledi, önce Türkiye dahil 22 İslâm ülkesini kapsayan geniş alana el koydu, sonra bu ülkelere Afrika'daki 8 İslâm ülkesini ilave etti.

"Biz bu bölge ülkelerine demokrasi getireceğiz, İnsan Haklarını yerleştireceğiz" bahanesi ile bir uçtan işgâle başladı. Şimdi demokrasiyi bırakınız, bu bölgede kıyamet kopuyor, kan gövdeyi götürüyor. Bütün bu ülkelerin bölünüp parçalanacağını gösteren haritalar uygulanmaya konuluyor.

Ama bizim ABD'den icâzetli siyâsilerimiz, ısrarla bize ya AB'nin, ya da ABD'nin peşinden gitmeliyiz, bizim başka uzun vadeli bir dış politika planlamamız yoktur ve olamaz diyerek milletimizi bir boşluk içerisine itiyorlar, gerektiğinde milletimizin egemenliğinden bile, kısmen veya tamamen vazgeçmeyi kendileri için en büyük başarı sayıyorlar.

Meselâ, BOP projesi, sadece Bush'un emperyalist emellerini gerçekleştirmek için ortaya atılan bir aldatmaca aracı olduğu halde, dünya kamuoyu, ABD seçmeni ve ABD parlamentosunun her iki kanadı, Bush'un karşısına geçip onu kınadığı, onu durdurmaya çalıştığı halde, bizim Başbakanımız hâlâ bu projenin eşbaşkanlığını yapıyor, bunda bir sakınca görmüyor.


Ama Rusya Devlet Başkanı Putin, bu kana bulanmış projeyi ve bu projenin uygulanmasından doğan faciaların dehşetini hesaba katarak, ABD'ye karşı çıkıyor, Almanya'da toplanan "Uluslararası Güvenlik Konferansı"nda âmiyâne tabiriyle bu dünya ABD'nin babasının çiftliği değildir, anlamına gelen sözler söylüyor, ABD'nin davranışları yüzünden kimsenin kendini güvenlikte hissetmediğini, tek kutuplu dünya oluşturma çabalarının bütün insanlığı tedirgin ettiğini ileri sürüyor.

Vaktiyle böyle bir çıkış yapma lüzûmunu İsmet İnönü de duymuştu. ABD'ye "Siz böyle davranırsanız, yeni bir dünya kurulur, Türkiye o dünyadaki yerini alır" demişti.

Halbuki ABD'ye bu resti biz çekmeliydik. Çünkü mağdur edilen, işgale tâbi tutulan, zulüm altında inletilen bu ülkeler, bizim âilemizin üyeleriydi, asırlarca biz onlarla birlik ve berâberlik halinde yaşamıştık, târihi, kültürel, mânevi ve ekonomik bağlarla birbirimize bağlanmıştık, biz bu âilenin uzun süre reisliğini, ağabeyliğini yapmıştık.

Biz dururken Putin'in bu jesti yapması, kalkıp üstelik bütün İslâm ülkelerini ziyarete başlaması, bizim kendimizi nâ mevcut saymamızın neticesidir. Şanlı tarihimizin bize gösterdiği istikâmet ve ecdadımızın tarih boyu takip ettiği yol bu yol idi. Biz böylesine hicap duyulacak bir duruma düşmemeliydik.

Bu duruma düşmüş olmamızdan, ABD'den icâzetli politika izleyen liderlerin, politikacıların ve siyasi partilerin hepsi sorumludur, hepsi suçludur.

Sadece Millî Görüşçü kadrolar ve onun muhterem lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan, bundan müstesnadır. 1970'li yıllarda Türkiye'yi "İslâm konferansına bizler soktuk. CHP ile ortak olmayıp da tek başımıza iktidarda olsaydık biz Kıbrıs'ın tamamını almak istiyorduk. Türkiye'yi lider ülke tipi ekonomik kalkınma hedefine yönlendiren ağır sanayi ve manevi gelişme hamlelerini başlatan bizim arkadaşlarımız idi.

Şahsiyetli dış politika ilkesini uygulamaya koyarak D-8'leri kurmaktaki gayemizin önemi şimdi daha fazla anlaşılmaya başladı. Eğer D-8'ler hareketi inmal edilmeyip de hedefine ulaşmış olsaydı, bizim alanımızda Bush gibi, Putin gibi emperyalistlere manevra yapmak imkânı kalmayacaktı.

Zamanı durduramazsınız, târihi fırsatlar değerlendirilmezse kaybeden siz olursunuz. Ama bizim kafaları ABD'ye, AB'ye endekslemiş kilitlemiş politikacılarımız imkansızı başardılar. Zamanı durdurdular. 1969 senesinden beri 40 senedir AB kapılarında oturmuş bekliyorlar. Türkiye'yi de bekletiyorlar. Dünyada çok hızlı lehte, aleyhte gelişmeler oluyor. Uzun vâdeli plan ve programlarla çalışan yabancılar siyasi bütünlüğümüzü bölmek için kurdukları tehlikeli tuzaklar bir bir üzerimize kapanıyor. Başlattıkları yangın karşısında çaresiz kalmışız, ciddi bir plan ve projemiz, bir kurtuluş reçetemiz yok. Maalesef ülkemiz hâlâ, dün dündür, bugün bugündür mantığına saplanmış, kısa görüşlü kadroların elinde.

İnşaallah, Allah nasip ederse önümüzdeki genel seçimlerde, Aziz Milletimiz ile birlikte en isabetli çözümü buluruz da endişelerden kurtulur, Saadet ve Selamete erişiriz. (16.02.2007 / S. Arif Emre / Milli Gazete )

İran ABD Seçimlerine Yem Olacak

Savaşı kaybeden Bush'un, İran'ı tehdit etmesi göründüğü kadar aptalca bir taktik değil. Bush'un asıl derdi, Cumhuriyetçilerin Beyaz Saray'ı tekrar ele geçirebilmesi için Amerikalı seçmene yeni bir şeytan takdim etmek.

2003'teki ABD işgalinden bu yana Irak'ı takip eden hiçbir ciddi gözlemci, İran'ın Sünni direnişini desteklediğine veya Şii milislerin yükselişinde başrol oynadığına zerre kadar inanmıyor. Saddam'ın devrilmesinden İran'ın kazanç sağlayacağı gün gibi ortadaydı. Saddam neticede Tahran'ın can düşmanıydı ve İranlılar Saddam'ın gittiğini görmekten memnun oldu.

Saddam'ın Sünni ağırlıklı rejiminin sona ermesinin bir başka kaçınılmaz sonucu, nüfusun yüzde 60'ını oluşturan Iraklı Şiilerin Bağdat'ta iktidarı ele almasıydı. Bunu öngören ve böyle bir sonuçtan kaçınmak isteyen Baba George Bush, 1991'de Kuveyt'te kazandığı zaferin ardından ABD ordusunu Bağdat'a göndermeyi reddetmişti.

Oğul Bush İran'la sürtüşmekle, hatta belki de savaşa girmekle ne elde etmeyi umuyor? Irak dahilinde bu büyük bir aptallık siyaseti, zira İran karşıtı olduğu kadar Şii karşıtı bir tutum olarak da görülecek. Iraklı Şiiler ABD'nin iktidarı ellerinden alma planı yaptığından kuşkulu. Geçen yıldan bu yana ilk kez Şiilerin çoğunluğu ABD öncülüğündeki güçlere yapılan silahlı saldırıları destekliyor.

İran'la gerilimi artırmaktan Washington'un elde edeceği bazı faydalar var. Bush yönetimi, Irak'taki bütün kötülüklerden sorumlu şeytanlar yaratmak konusunda uzmanlaşmış durumda. İlk başta Saddam Hüseyin vardı, ardından şeytanın adı Kaide lideri Ebu Musab Zerkavi oldu. İkisi de geçen yıl öldürüldü, fakat savaş şiddetlenmeye devam etti.

Şimdi de İran yeni şeytanmış gibi pazarlanıyor. Birçok ABD ve Britanya askerinin ölümüne yol açan yol kenarı bombalarının İran menşeli olduğu iddia ediliyor; halbuki bu basit, ama ölümcül aygıtların taşıdığı teknoloji genellikle bir alet çantasında bile bulunabilir...

Amerikalı seçmene yeni bir şeytan takdim ediliyor. İran, ABD'nin hem Irak hem de Lübnan'daki başarısızlığının arkasındaki gizli el olarak çiziliyor. Kitle imha silahları konusunda ikiyüzlü bir tavır sergileyen ABD medyası, İran tehdidinin abartılması konusunda da aynı ölçüde ikiyüzlü davranıyor.[2]

Bush'a Kötü Haber: Putin Ortadoğu'da!

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, Ortadoğu'ya yönelik 'düşük yoğunluklu' bir politika izleyen Rusya Federasyonu'nun son zamanlarda bölgeye ilişkin aktif politikaları dikkat çekici. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in geçen yıl Mısır, İsrail ve Filistin'e, bu hafta da Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün'e gezi düzenlemesi hem Rus dış politikası hem de Ortadoğu bölgesindeki dengeler açısından son derece önemli.

Putin'in Ortadoğu gezisinde petrol, doğalgaz ve silah satışı gibi konular ön plana çıksa da, bu temaslar Rusya'nın bölgede son zamanlarda artan siyasi ağırlığının bir yansımasıdır...

ABD'nin 11 Eylül saldırılarını bahane ederek, Afganistan'a, ardından Irak savaşı ile Ortadoğu'ya yerleşmesi Rusya ve Amerika'yı karşı karşıya getirmiştir. ABD'nin Afganistan'a ve Irak'a yerleşerek Rusya'nın yakın çevresinde geleneksel nüfuzunu tehdit etmesi, Rusya'yı bir denge arayışı olarak Ortadoğu'da manevra alanını genişletmeye itmiştir.

Ancak, Putin Amerika'nın Irak işgali, İsrail'in Filistin ve Lübnan'daki saldırıları sonucu, Arap Orta doğusu ile Batı arasında derinleşen gerginliği Rusya lehine kullanarak, bölge kamuoyunu da kazanmaya çalışmaktadır. Ortadoğu'da Amerikan imajının zedelenmesine paralel olarak, Irak savaşında Putin'in Amerika'ya karşı eleştirel duruşu sonucu, Rusya hem kendi içinde hem de genel olarak Müslüman toplumlar arasında sempati kazanmaktadır. Bu bağlamda, İKÖ'de gözlemci üye sıfatı elde eden Putin, Müslüman ülkelerle 'güçlendirilmiş işbirliği' tezini ortaya atarak, Ortadoğu'da etki alanını genişletiyor...

Suudi Arabistan'ı ilk ziyaret eden Rus Devlet Başkanı olarak Putin'in yaptığı Ortadoğu turu ABD ve İsrail'de kaygılara neden olsa da, Arap Ortadoğu'sunda memnuniyetle karşılanmaktadır. Rusya bölgesel aktörlerin de desteğini alan inisiyatifler geliştirerek, Ortadoğu'nun istikrara kavuşabilmesi için, Amerikan merkezli 'tek kutuplu' dayatma yerine, çoklu dengenin önünü aralamaya çalışmaktadır.[3]

Rusya'nın Önemi

Geçtiğimiz cumartesi akşamı İstanbul'da, Rusya Federasyonu'ndan gelen 15 gazeteci ile bir yemekte beraberdik. Diyalog Avrasya Platformu ve DA Dergisi'nin misafiri olan meslektaşlarımızla yaptığımız konuşmalar, gözümüzü ABD ve Avrupa Birliği ile ilişkilere çevirmişken, Rusya'nın dış politikamızdaki önemini bir defa daha hatırlattı.

Diyalog Avrasya Platformu, gerçekten Avrasya ülkeleri ile Türkiye arasında kültür köprüleri inşa ediyor. Moskova, St. Petersburg ve Kazan'dan gelen gazeteciler üç günlük gezi boyunca Zaman, Sabah, Hürriyet, ATV, Star TV, CNN Türk, CHA ve Todays Zaman'ı ziyaret ettiler, Ayasofya ve Sultanahmet camilerini gezdiler. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Topkapı Sarayı'nda kendilerine ev sahipliği yaptı.

Rusya ile münasebetlerde çok önemli bir gelişme Haziran 2005'te Yemen'in başkenti Sana'da yapılan 32. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı'nda yaşandı. Rusya Federasyonu bu toplantıda 57 üyeli İslam Kalkınma Örgütü'ne gözlemci üye olarak kabul edildi. 7-8 Aralık 2005'te düzenlenen Olağanüstü Mekke İslam Zirvesi'nde de temsil edildi. BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden biri olan Rusya'nın İslam dünyasına yönelik bu açılımı, şüphesiz medeniyetler ittifakı ve kültürlerarası diyalog adına çok önemli stratejik bir adımdır.

Bugün 143 milyon nüfuslu Rusya Federasyonu'nda 20 milyon Müslüman yaşamaktadır. Türk işadamları 15 yıldan beri Rusya ile ticari münasebetleri sürekli geliştirmektedirler. İstanbul'daki yemeğin sponsoru olan Rusya Federasyonu ile Türkiye İş ve Dostluk Derneği (RUTİD) bu konuda büyük çabalar harcıyor. ENKA Holding Şeref Başkanı Şarık Tara, aynı zamanda RUTİD'in de Onursal Başkanı. Tara'ya göre, Rusya ile ilişkilerin geliştirilmesi, Amerika ve Almanya ile ilişkilerin geliştirilmesinden çok daha önemli. Rusya'nın on yıl içerisinde Avrupa'yı geçeceğini, yeni nesil Rusların çok çalıştığını, Avrupa'nın neslinin giderek yaşlandığını belirten Tara, "Rusya'da kendi evimizde gibi çalışıyoruz." diyor. Türkiye'nin Moskova Büyükelçisi Kurtuluş Taşkent, RUTİD'in geçtiğimiz aralıkta Moskova şubesinin açılışında yaptığı konuşmada, "Vehimlerden ibaret önyargılar yıkıldı, sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları ile dostluk ve kültürel ilişkiler giderek gelişti." demişti. İstanbul'daki yemekte Türkiye-Rusya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş da vardı. Meclis'te 300 üye ile en büyük dostluk grubunun başkanı Yalçıntaş, 2007 yılının Türkiye'de Rus kültür yılı, 2008 yılının da Rusya'da Türk kültür yılı olduğunu hatırlattı.

Başta da ifade ettiğim gibi, Rusya ile hemen her sahada gelişen münasebetler, ABD ve AB ile inişli çıkışlı devam eden ilişkilerin gölgesinde kalıyor. Mesela, 15 gün önce İstanbul'da Rusya-İslam Dünyası Stratejik Vizyon Grubu'nun 3. toplantısı yapıldı. Daha önceki toplantılar Moskova ve Kazan'da yapılmıştı. Rusya'nın İslam Konferansı Örgütü'ne daimi üyeliğini sağlamak amacıyla bizzat Putin'in talimatıyla kurulan grubun İstanbul'da aldığı kararlardan biri de Müslüman-Hıristiyan diyaloğuna katkıda bulunan eserlerin ödüllendirilmesi için bir komisyon kurulması oldu.

Avrasya coğrafyası, başta Rusya olmak üzere, 21. yüzyılın küresel aktörlerinden biri olmaya namzet ülkemize yeni ufuklar açıyor. Avrasya'daki güçlü Türkiye, Avrupa Birliği üyelik sürecinde de büyük bir değer ve ağırlık kazanıyor. Hatta denebilir ki, Türkiye'nin Amerika Birleşik Devletleri ile münasebetlerinde de elini güçlendirecek en büyük kozlardan biri Avrasya'daki yükselen varlığıdır.

Rusya'nın önemini hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.[4]

Özal ve Torumtay

Özal: Bana Savaşan Generaller Lazım

Özal'ın Çankaya Köşkü'ndeki danışmanlarına sözü şu oluyor: ‘Bana savaşan generaller lazım.' ... İşte yakın tarihten çok ilginç bir sayfa...

Söyle Paşam zayiat kaç olur?

Anektodlarla tarihe tanıklık etmeyi sürdürelim. Tarih: 1990 sonu. Yer: Çankaya Köşkü. Duvarda büyük bir Ortadoğu haritası asılı. Gündem: Irak operasyonu. Alt başlık: Musul ve Kerkük...

Masanın başında Cumhurbaşkanı Turgut Özal oturuyor. Başbakan Yıldırım Akbulut, Devlet Bakanı Güneş Taner, Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Doğan Güreş, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İrfan Tınaz, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Siyami Taştan ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis, Özal'ı dinliyor.

Özal büyük bir heyecanla anlatıyor: ‘Irak ordusu öyle korkulacak büyük bir güce sahip değil. Silahlarının çoğu eski teknoloji. Bir savaş olursa bu silahların çoğu çalışmaz. Irak bu eski silahlarla hiçbir şey yapamaz.'

Masada ‘çıt' yok. Özal'ın şu sorusu, bir anda tansiyonu arttırıyor: ‘Başkan Bush'la da görüştüm, karşı çıkmayacaklar. Irak'a girersek zayiatımız ne kadar olur?' Araya Taner giriyor: ‘30-40 bin arasında zayiatımız olur.' Torumtay, Taner'e dönerek müstehzi bir tavırla şöyle diyor: ‘Sayın bakanın askeri bilgisi karşısında şaşırıp kaldım.' Zayiat konusunda ise hiçbir rakam vermiyor.

Paşalar, beraberinde getirdikleri tüm dokümanları masaya yayıyor. Bölgenin coğrafik yapısı, etnik unsurlar, Irak ordusunun silah envanteri, Türk ordusunun imkanları ayrıntılı olarak anlatılıyor. Sonunda Irak'a bir operasyona karşı çıkıyorlar.

Ama Özal ısrarlı: ‘Şu anda uluslararası şartlar çok uygun. ABD'nin pek itirazı yok. Irak'a girersek Musul ve Kerkük'ü Türkiye'ye bağlayabiliriz. Bu şekilde belki bir federasyon kurulabilir. Böyle bir formül, bölge halkının da işine gelir. Çünkü petrolleri var ama ekonomik yönden çok zayıflar, üretebilmesi, dışa açılabilmesi için Türkiye'ye muhtaçlar.'

Hemen sonra Torumtay istifa ediyor. Özal'ın Çankaya Köşkü'ndeki danışmanlarına sözü şu oluyor: ‘Bana savaşan generaller lazım.'

Yakın tarihten bir sayfa...[5]


İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu:

İKÖ Askeri Güç Oluşturmalı

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, "Müslüman ülkeler arasında, İKÖ bünyesinde askeri güç oluşturulması konusunda karar alınması gerektiğini" söyledi.

Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da düzenlenen İKÖ 9. Parlamenterler Birliği Konsey toplantısına katılan İhsanoğlu, toplantının açılışının ardından basın toplantısı yaptı.

İKÖ'nün Irak ve Filistin konusundaki çalışmalarına değinen İhsanoğlu, İKÖ çatısı altında, Müslüman ülkelerdeki olaylara müdahale etmek üzere Müslümanlardan oluşan bir askeri gücün kurulmasının gündemde olup olmadığının sorulması üzerine, Birleşmiş Milletler'in asker gönderme operasyonlarının sürdüğünü hatırlattı.

Son olarak Lübnan'a farklı ülkelerden asker gönderildiğini anımsatan İhsanoğlu, "Asker gönderme konusunda öncelikle İKÖ bünyesinde karar alınması lazım. Göreve geldiğim iki yıldır bu konuda görüşme yaptığımız liderlerle konuşuyorum. Bu konu liderler arasında da dile getiriliyor. İKÖ bünyesinde askeri güç oluşturulması lazım" diye konuştu. İKÖ ana şartını değiştirme çabalarının son aşamaya geldiğini de anlatan İhsanoğlu, bu konuda iki toplantı yapıldığını, teknik çalışmaların sürdüğünü, son aşamaya gelindiğini belirtti.

İKÖ günümüz şartlarına cevap vermiyor

İKÖ ana şartının soğuk savaş döneminde, o günün şartlarına göre yazıldığını, günümüz ihtiyaçlarına ise cevap veremediğini ifade eden İhsanoğlu, "Şimdi gereken düzenlemeler ve teknik çalışmalar son aşamaya geldi. Bunu önümüzdeki dönemde yapılacak olan Dışişleri Bakanları toplantısında getireceğiz. Teşkilatın isminin değişmesi konusu da o toplantıda onaylanırsa açıklayacağız" dedi.

İKÖ olarak yeni düzenlemelerden sonra İslam dünyasının sesi olacaklarını, daha hızlı ve aktif şekilde olaylara tepki vereceklerini kaydeden İhsanoğlu, Müslüman dünyasının haklarını koruyacaklarını, yapılan saldırılara karşı daha etkin olacaklarını, daha aktif çalışmayı istediklerini söyledi.   İhsanoğlu, Irak ve İsrail konusunda çalışmalarını sürdürdüklerini, bu çerçevede 22 Şubatta Cidde'de İKÖ olağanüstü Dışişleri Bakanları toplantısı yapacaklarını, 25 Şubatta ise Pakistan'ın girişimiyle düzenlenecek toplantıya aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 7 ülkenin dışişleri bakanlarının katılmasının beklendiğini belirtti. İhsanoğlu, bu toplantılarda İsrail'in Filistin'e yönelik saldırılarını durdurması için ve Kudüs'teki çalışmaları konusunda sert kararların alınmasının planlandığını ifade etti. (16.02.2007 / Milli Gazete )

Yığınağın Sebebi Ne?

MİT Müsteşarı Emre Taner; "Türkiye'nin savunmada kalma lüksü olmadığını" söylemişti. Bu açıklamanın üzerinden kaç gün geçti? Ve bakın Türkiye nasıl savunma pozisyonuna sokuldu?

PKK konusunun çözümünü Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi ile görüşeceksiniz! Kerkük meselesinin çözümünü Kuzey Irak yönetimi ile çözeceksiniz. Petrol konusunu Kuzey Irak yönetimi ile çözeceksiniz. PKK konusunda işbirliği yapılmaz. Kerkük konusunda Türkiye'nin hassasiyetleri umursanmaz. Türkiye'nin Irak'la ilgili genel hassasiyetleri dikkate alınmaz. Bu nasıl ittifak ilişkisi? Bu nasıl sözümona "stratejik ortak"lık ilişkisi? Türkiye, Irak işgali ve sonrasında ABD'ye her türlü desteği verdi. İşgalden bu yana İskenderun limanından, Mersin serbest bölgesinden ve mümkün olan her yerden her türlü lojistik destek sağlanıyor. Peki ABD Türkiye'nin hangi hassasiyetini dikkate aldı?

PKK Koordinatörü gelir, Ankara'nın önünde bir teklifler dosyası atar, aylarca meşgul edilir. Türkiye'nin hassasiyetleri tırmandığında yine gelinir, bir teklif dosyası daha getirilir Türkiye'nin havası yine alınır. Ankara'yı sakinleştirecek, oyalayacak birkaç söz edip gidecek. Eğer yeni bir silah komisyonu işi yoksa tabi...

Kuzey Irak tarafına yoğun yığınak başladı. Türkiye sınırına yabancı birlikler indirilip mevzileniyor. Hatta birkaç gün önce Şırnak'ın Altıntepe bölgesine tam sınıra yabancı birlikler indirildi. Tam sınıra değil, sınırın Türkiye tarafına. Yani Türkiye topraklarına. Diyelim ABD ve İsrail'le Türkiye ortak hareket ediyor. O zaman bu yığınağın sebebi ne?

Etnik ve mezhep savaşlarıyla yanan bölge için yeni bir kriz istiyor değiliz. Ama birileri bunu istiyor ve hazırlık yapıyor. O birileri Lübnan'da İran yanlısı Hizbullah'la savaşırken Irak'ta İran yanlısı gruplarla ittifak yapıyor. O birileri, Afganistan ve Irak'ta İran'ın önünü açarken bütün bölgede İran'a karşı Sünni Blok oluşturuyor. O birileri, Irak'ta Sünnileri ezerken Sünni ülkelerden destek istiyor ve alıyor? Ve o birileri mezhep ve etnik savaşları planlıyor ve uyguluyor. Bizler de kafalarımızı önümüze eğip her isteneni yapıyor, kurulan tuzaklara düşüyoruz... Türkiye tehlikeyi Irak topraklarında durduracaktı. Öyle görünüyor ki, tehlike Türkiye topraklarına yönelmiş![6]








[1] 16 Şubat 2007 / Milli Gazete

[2] 16 Şubat 2007 / Patrik Cockburn / Counterpunch / Radikal

[3] 16 Şubat 2007 / Doç. Zeynep Dağı / Zaman

[4] 16 Şubat 2007 / Hüseyin Gülerce / Zaman

[5] 11 Şubat 2007 / Şamil Tayyar / Star

[6] 30.01.2007 / İbrahim Karagül / Yeni Şafak


Bu yazarin diger makaleleri

Türkiye’nin Sağ ve Sol Partilerinde;KÜRT YAHUDİLER VE “BABANZADE”LER
Yahudi asıllı Barzani, Türkiye’de resmen ağırlandı. Ama İsrail’in yardım gemilerine...
Devami
ABD!YE GÜVENEN KAYBEDİYOR!
  "Domuzdan post, gâvurdan dost olmayacağını" unutan gafiller, hala Amerika'ya...
Devami
SABATAYCILIK İSTİSMARI VE BİR GERÇEĞİN ABARTILMASI.
  Bediüzzaman'ın ifadesiyle; "İfrat (herhangi bir konuda aşırılık) ta; tefrit...
Devami
YENİ BİR YALTA, YENİ BİR DÜNYA
Mustafa Kemal'in, hem Milli Mücadelede başarı şansını artırmak, hem de Lozan...
Devami
ZARRAB ZOKASI ŞAŞKINLIĞI VE TAYYİP BEY ÜZERİNDEN DEVLETİ YIKMA ŞEYTANLIĞI
Enflasyon canavarı iyice azıtmıştı! Sürekli “bu ay düşecek” denen enflasyon, 2017...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4219

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR