Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3840
mod_vvisit_counterDün6442
mod_vvisit_counterBu Hafta42362
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay164865
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16599781

IP'niz: 18.210.11.249
Bugün: 25 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12104180

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

ATATÜRK'ÜN KAPATTIĞI; MASON TARİKATI VE TÜRBAN KARŞITLIĞI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

   Her kutsal öğeyi, sosyal ve siyasal amaçlar için istismar edenler herhalde vardır ve olacaktır. Ancak Türkiye'deki başörtüsü saldırılarının altında, gizli İslam düşmanlığı, din ve maneviyat karşıtlığı yatmaktadır.

 

   Kökü dışarıda, kirli ve tehlikeli hıyanet odakları oldukları gerekçesiyle Atatürk tarafından kapatılan, ama onun şüpheli ölümünden sonra İsmet İnönü'yü iktidara taşıyan sabataist- Yahudi Dönmezi cunta tarafından serbest bırakılan ve devlet kurumlarını içten sarmalayıp kuşatan, böylece Türkiye Cumhuriyetini ve demokrasiyi gizli mason diktatoryasına çevirip kullanmaya çalışan hainlerin, devletimizi açıkça ele geçirmeleri İttihat ve Terakki Fırkasıyla başlamıştır. Mason ve sabataist Enver, Talat ve Cemal üçlüsü, sadece maceracı kafalarıyla değil, küresel masonluğun talimatları doğrultusundaki manevralarıyla Osmanlının yıkılışını hazırlamış, bazılarınca hala "örnek vatansever" olarak gösterilen bu masonlar, güya o çok sevdikleri vatanlarını bırakıp Haçlı-siyonistlerin denizaltılarıyla Almanya ve Rusya'ya kaçmışlardır. Bunların yurtdışındaki maceraları da, sanıldığı gibi öyle milli amaçlı değil, hıyanetlerini bağışlatıp meşrulaştırma ve Türkiye'ye dönüp, kurtuluş mücadelesini ve neticelerini yozlaştırıp masonluk hesabına kullanma amaçlıdır. Ve zaten Mustafa Kemal bunların niyetini ve tiyniyetini çok iyi bildiği içindir ki asla ülkeye sokmamıştır.

   Talat ve Cemal'in Ermeni komitacılar tarafından öldürülmesi ise; Osmanlı-Türk diyarında ve özellikle sarayda: sinsi bir etkinlik-yetkinlik çekişmesi yaşayan ve sık sık biribirine ayak takan Yahudilerle Ermenilerin bir hesaplaşması olarak okunmalıdır.

   Enver'in aslından ve ayarından, Mustafa Kemal'in bunlara karşı açık ve net tavrından ve Atatürk karşıtlarının Enver, Talat ve Cemal hayranlığından yola çıkarak:

   a) Enver'in Sarıkamış'ta 90 bin vatan evladımızı bir gecede dondurmasını

   b) Bize Sevr'i dayatan güçlerin işini kolaylaştıracak şekilde, Osmanlıyı gereksiz yere savaşa sokup yenilmesini sağladıktan sonra, Rusya'ya kaçmasını; oradan Türkistan'a geçip, güya Türk milliyetçiliği damarıyla yeni askeri birlikler kurup, Rus'lara karşı oluşturulacak ciddi bir direniş cephesini erken doğuma zorlar bir tavırla, maalesef hezimete uğratıp Rusların Müslüman-Türk dünyasını işgalini kolaylaştırmasını;

   Rusya'daki Yahudi yoldaşlarıyla, Amerika'daki Yahudi soydaşlarının, komünist-kapitalist iki kutuplu, ama Siyonist güdümlü bir dünya hakimiyeti hedefine zemin hazırlama operasyonları olarak görenler, acaba haklı mıydı? Diye sormak ve kafa yormak lazımdı.

   İşte Atatürk'ten sonra, maalesef İsmet İnönü, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep T. Erdoğan döneminde, ticaretten siyasete, eğitimden kültüre, yeniden ülkeye hakim olan ve Türkiye'nin kirli ve hain derin devletini oluşturan bu masonlar, başörtüsünü kendi gizli saltanatlarına karşı bir başkaldırı olarak görmeye başlamış ve türban düşmanlığı, İslam'la savaşlarına bir bahane yapılmıştır.

   Masonluk; siyonizmin, yani İsrail'in dünya hakimiyeti gayesinin, farklı ülkelerdeki değişik din ve kökenden insanlar eliyle yürütüldüğü bir şeytan tarikatı ve hıyanet karakollarıdır.

   Lions'lar Masonluğun alt kademesi, Rotaryan'lar ise ilk mektebi gibi çalışmakta, ama kendilerini hayır ve hizmet kurumu olarak tanıtmaktadır.

   Bu gibi masonik kuruluşlara iyi niyetle veya mesleki bir beklenti ve mecburiyetle katılan pek çok insanımız vardır. Ancak bunların asıl mahiyetini ve kasıtlı hıyanetlerini ve bu yüzden Mustafa Kemal tarafından, tarihte ilk defa ve büyük bir cesaret ve ferasetle yasak edildiklerini bile bile, hala bunların peşinde ve başında bulunanların, bir de kalkıp Atatürkçü geçinmeleri, tam anlamıyla sırıtan bir sahtekârlıktır. Pek çok samimi ve seviyeli aydın ve bilim adamımızın katıldığı ve Milli bir gayret ve cesaretle çalıştığı "Talat Paşa" komitesinin Şubat-2008 Pera Müzesi salonundaki toplantısında, Prof. Kemal Alemdaroğlu Rotaryan olduğunu açıklamış, başka birisi "Masonluğun kanuni bir kuruluş" olduğu için ayıplanacak bir yanı bulunmadığını savunmuş ve Milli Çözüm ekibinin "Yahu madem öyle ise Atatürk bu hayırlı ve yararlı kurumları niye kapatılmıştır?" sorusu, maalesef başta Sn. Rauf Denktaş olmak üzere, ilgililerce yanıtsız bırakılmıştır.

   Bu arada Fransa Mason Locaları Üstadı Azamı da, Türkiye'de başörtüsünün yasak kalması gerektiğini ve bu konuda Türkiye Masonlarıyla işbirliği içinde hareket ettiklerini açıklamıştır.

   Bu baş mason, bazı konularda, halkın çoğunluğunun ve temel insan ve inanç haklarının da geçerli sayılamayacağını savunarak, ne kadar demokrat olduklarını da ortaya koymuşlardır. Bu çıkışlar bizim iddialarımızı da ispatlamıştır.

   İsrail'in Dünya Egemenliği Politikası

   Bugün, İsrail devletinin, iç ve dış politikasını yönlendiren ana unsur Siyonist ideolojidir. Bu ideoloji, Filistin'de bir Yahudi devleti kurmak uğruna, bu topraklarda yaşayan tüm Yahudi-olmayan insanları şiddet ve terör yoluyla yurtlarından çıkarmayı hatta gerekirse katliama uğratmayı hedeflemiş, şoven ve işgalci bir düşünce sistemidir. Dolayısıyla, üzerinde asıl durulması, çarpıklıklarının anlatılması ve kınanması gereken de bu ideolojidir. Din dışı, ırkçı ve saldırgan bir ideoloji olan Siyonizm, kimi zaman sahte bir dindarlık kisvesine de bürünerek, ortaya atıldığı günden bu yana, Yahudi ve Hıristiyan dünyasından pek çok kişiyi etkisi altına almış gibidir. Özellikle İsrail devletinin kurucu kadrosunda yer alan bazı Siyonistler, bu ideolojiyi İsrail devletinin neredeyse resmi ideolojisi haline getirmişler ve Siyonizmin etkisinin nesiller boyunca devamını temin etmişlerdir. Ancak bugün, gerek barış yanlısı İsrail vatandaşları, gerekse dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan Yahudilerin önemli bir kısmı Siyonizme karşı çıkmakta, Siyonist uygulamaları şiddetle eleştirmektedir. Bunun temelinde, Siyonizmin ilk dönemlerinde öne sürülen propagandaların aksine, şiddet yanlısı olduğunun, dünyanın huzur ve güvenliği açıkça tehdit boyutunun ve yalnızca Arapların değil Yahudileri de büyük sıkıntılara soktuğunun yaşanan tecrübelerle ispat edilmiş olması vardır. Tarih, Siyonist ideolojiden vazgeçilmediği müddetçe, Yahudilerin -dolayısıyla da komşularının ve bölgenin- barışa kavuşamayacağını göstermektedir.

   Siyonizmin gerçek yüzünü görenler ve asıl amacını sezenler, tehlikenin boyutlarını ve acı sonuçlarını daha iyi tahmin etmektedir. Bilgi eksikliği ya da yanlış yönlendirmeler nedeniyle, Siyonizmin etkisine kapılanlar ise bilerek veya bilmeyerek çok tehlikeli bir oyunun parçası haline gelmektedir. Bu nedenle Ortadoğu'ya barış gelmesi için yapılması gereken işlerin başında, Siyonizmi tüm yönleri ile deşifre etmek, bu sapkın ideolojinin etkisi altına girenleri yanılgılarından kurtarmaya gayret göstermek ve bu yönde yoğun kültürel çalışmalar yapmak gelmektedir. Siyonist propagandaların etkisi altında kalanlara, büyük bir yanlışın içinde olduklarının gösterilmesi ve doğru yola davet edilmeleri, yeryüzünde barışın hakim olmasını isteyen herkesin sorumluluğu ve insanlık görevidir.

   İsrail'in var olup olmama korkusu, onu tüm Ortadoğu'yu etkileyecek bir strateji uygulamaya yöneltmektedir. Ortadoğu'ya egemen olmak, bu hayati coğrafyaya şekil verebilmek içinse, bir "dünya egemenliği", yani dünyaya yön veren karar mekanizmalarına hakimiyet gerekmektedir.

   Bu karar mekanizmalarının tamamına yakını ise, Atlantik'in öteki yakasında, dünyanın süper gücü olan Amerika Birleşik Devletleri'ndedir.

   İsrail, ABD üzerindeki güçlü lobisini ve masonik mahfilleri kullanarak, Amerika'nın global siyasetini kendi stratejik çıkarlarına göre yönlendirmek istemektedir. İsrail'in Ortadoğu'da ihtiyaç duyduğu düzenleme ne ise, Washington'daki İsrail lobisi, bu düzenlemeyi Amerika'ya yaptırmak peşindedir. Geçtiğimiz on yıllar içinde ABD'nin Ortadoğu politikasının hep İsrail lehine gelişmesi bu yüzdendir. Şu anda dünya gündeminin bir numaralı konusu olan ABD'nin Irak işgali projesinin ardındaki en büyük etken de, yine İsrail'in Ortadoğu stratejisinin ABD politikaları üzerindeki etkisidir.

   Masonların Dine Karşı Savaşı

   Masonluk varlığını ilk kez 1717'de İngiltere'de resmi olarak ilan etmiştir. Bu tarihten sonra, önce İngiltere'de, ardından başta Fransa olmak üzere kıta Avrupası'nda yayılan masonluk, her ülkede din karşıtlarının toplanma yeri haline gelmiştir. Kendilerini "hür düşünürler" olarak ilan eden -bununla, İlahi dinleri tanımadıklarını ifade eden- pek çok Avrupalı mason localarında bir araya getirilmiştir. Mimar Sinan dergisindeki "Masonluğun İlk Devirleri" başlıklı bir makalede belirtildiği üzere: "Masonluk, dinlerin dışında hakikati arayanların bir araya geldiği, toplandığı yerdir."

   Dahası "hakikati dinin dışında arayan" bu zümre, dine karşı da büyük bir kin beslemekte, ama bunu ustalıkla gizlemekteydi. Bu nedenle örgüt, kısa sürede Kilisenin, özellikle de Katolik Kilisesi'nin rahatsızlık duyduğu bir güç merkezi haline geldi. Bu masonluk-Kilise çatışması giderek büyüyerek 18. ve 19. yüzyıl Avrupası'nda gündemi teşkil edecekti. 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa dışındaki coğrafyalara da yayılmaya başlayan masonluk, gittiği her ülkede din karşıtı felsefelerin ve hareketlerin çıkış noktası haline gelecekti.

   Mimar Sinan dergisindeki "Politika ve Masonluk" başlıklı bir makalede, masonluğun bu din karşıtı savaşı şöyle dile getirilmekteydi:

   "Masonluk siyasal bir parti olmamakla beraber, siyasal ve sosyal olayların akımına uygun olarak, uluslararası birleşik ve sosyal bir kuruluş halinde örgütlenmesi 18. yüzyılın başlarına denk gelir. Mezheplerin özgürlük kurallarını uygulamaya çalıştığı sırada, onlara yardım için, din adamları sınıfının (ruhban heyetlerinin) nüfuz ve iktidarlarına karşı savaş açmak durumuna giren farmasonluğun yıkmak istediği şey, Kilisenin hükümetler ve halk üzerindeki tahakkümü idi. Bundan dolayı 1738 ve 1751 yıllarında Papa tarafından dinsiz olarak ilan edilmiştir... Farmasonluk, mezhepler özgürlüğü ilkelerini amaç edinen ülkelerde yalnız ismen gizli ve esrarlı toplantıları olan bir dernek halinde kalmış ve bu gibi memleketlerde hem müsamaha ve hem de teşvik görerek, vakit ve hali uygun orta sınıf halk ile yüksek memurlardan taraftarlar toplamış ve mason olan devlet erkânını kendi örgütlerinin başkanlık makamına geçirmiştir. Katolik mezhebinin herkes için mecburi olduğu güney memleketlerinde ise, gizli, yasak ve kanuni takip ve izlenmeye maruz devrimci bir dernek niteliğini muhafaza etmiştir. Bu memleketlerde orta sınıftan hür düşünceli gençler ve hükümetlerinin yönetiminden memnun olmayan subaylar mason localarına girmeye ve böylece, İspanya, Portekiz ve İtalya'da ve özellikle Vatikan Kilise Hükümetinin tahakkümü altındaki rejimler aleyhine devrimci tertipler alınmaya yönelmiştir."

   Kuşkusuz burada mason yazar kendi örgütünün lehinde bir üslup kullanmakta, masonluğun "kilise tahakkümü"ne karşı savaştığını ileri sürmektedir. Ancak konuyu yakından incelediğimizde, pek çok ülkede "tahakküm" kavramının asıl olarak masonlar tarafından kurulan veya desteklenen rejimlere uygun düştüğü görülecektir. Öte yandan, masonluğun "tahakküme karşı savaşma" iddiasının da göstermelik olduğu kesindir. Kilise, -Hıristiyanlığın çarpıtılmış olması sebebi ile- gerçekten de skolastik fikirler ve baskıcı uygulamalar sergilemesine rağmen, masonluğun kilise düşmanlığı bu sosyal meseleden değil, İlahi dinlere karşı duyduğu nefretten ileri gelmektedir.

   Masonluğun yapısına, ritüel ve ayinlerine bir göz atmak, bu konuda fikir vermek için yeterlidir.

   Bir Mason Locası Örneği: "Cehennem Ateşi Kulübü"

   Masonların 18. yüzyılda nasıl bir örgütlenme içinde olduklarını, nelerle uğraştıklarını anlamak için yapılması gerekenlerden biri, o dönemde ortaya çıkan çeşitli masonik gizli dernekleri incelemektir. Bu derneklerden birisi, 18. yüzyılın ortalarında İngiltere'de aktif olan "Cehennem Ateşi Kulübü"dür. (Hell Fire Club) Bu kulübün masonik yapısını ve sahip olduğu din aleyhtarı, pagan kimliği, mason yazar Daniel Willens "The Hell-Fire Club: Sex, Politics, and Religion in Eighteenth-Century in England" adlı makalesinde açıklamaktadır. Masonlar tarafından açılan "thefreemason.com" isimli internet sitesinde yayınlanan makaleden bazı ilginç pasajlar şöyledir:

   İngiltere'de Kral III. George'un hükümdarlığı döneminde, mehtaplı gecelerde, pek güçlü hükümet üyelerinin, önde gelen aydınların ve etkili sanatçıların hep birlikte Thames nehrinin üzerinde bir tekne içinde West Wycombe civarında bulunan bir manastır yıkıntısına doğru yol aldıkları görülebilirdi. Orada, keşiş kıyafetlerine bürünen bu saygıdeğer kişiler, kutsallığını yitirmiş bu manastırın çanlarının çalmasıyla birlikte, her türlü ahlaksızlığa kendilerini kaptırırlardı. Gece, kendini sefahate adamış sözde soylu bir kadın ile kutlanan bir Kara Ayin ile doruk noktasına ulaşır, şeytani tapınmalarını tamamlayan elebaşları Britanya İmparatorluğu'nun gidişatı ile ilgili komplolar kurmak için cümbüşe ara verirlerdi.

   Masonluk, gizemli, merak uyandırıcı, cezbedici bir örgüt olarak ortaya çıkmış, üye olan kişilerde, toplumun genel inançlarına aykırı davranmanın getirdiği bir tür psikolojik tatmin meydana getirmişti. Masonik ayinlerin temel özelliği ise, az önceki alıntıda da vurgulandığı gibi, İlahi dinlerin sembol ve kavramları yerine, pagan sembol ve kavramları yüceltmesiydi. Böylece, sadece sembolizm yoluyla dahi, masonluğa giren kişiler Hıristiyanlığı terk ederek dinsizleşmişlerdi.

   Ancak masonluk sadece garip ayinler düzenlemekle kalmamış, Avrupa'yı İlahi dinlerden uzaklaştırıp pagan bir kültüre sürüklemek için siyasi bir strateji de izlemiştir. Avrupa tarihinin bazı önemli kilometre taşlarına ülke ülke bakacak ve bu aşamalarda masonluğun dine karşı yürüttüğü söz konusu savaşın izlerini araştıracak olursak bu gerçek açıkça görülecektir.

   Fransa'da Din Karşıtı Mücadele

   Fransız Devrimi'nde masonların oynadığı büyük rolü herkes bilmektedir. Aydınlanma filozoflarının çok büyük bir bölümü, özellikle de din aleyhtarı görüşleri en keskin olanlar, masonlardan meydana gelmiştir. Fransız Devrimi'ni hazırlayan ve ona öncülük eden Jakobenler de yine locaların üyeleridir.

   Devrimin içinde masonların oynadığı rol, Comte Cagliostro adlı bir "ajan-provokatör" tarafından henüz o yıllarda itiraf edilmişti. Cagliostro 1789'da Engizisyon tarafından tutuklanmış ve sorgu sırasında önemli itiraflarda bulunmuştu. Anlattıklarının başında, masonların tüm Avrupa'da zincirleme bir devrim yapma planları geliyordu. Masonların asıl amacının ise, Papalığı yok etmek olduğunu ya da Papalığın ele geçirilmesinin hedeflendiğini açıklamıştı. Cagliostro'nun itirafları arasında, uluslararası Yahudi bankerlerin tüm bu devrimci faaliyetleri finansal yönden desteklediği, Fransız Devrimi'nde de yine Yahudi kaynaklı paraların önemli rol oynadığı da yer alıyordu.

   Nitekim Fransız Devrimi, tam anlamıyla bir "din karşıtı hareket" niteliğindedir. Devrimciler aristokrasinin yanında din adamlarına karşı da büyük bir tasfiyeye girişmiştir. Çok sayıda din adamı öldürülmüş, dini kurumlar ortadan kaldırılmış, ibadethaneler tahrip edilmiştir. Hatta Jakobenler, Hıristiyanlığı tamamen ortadan kaldırmak ve yerine "akıl dini" adını verdikleri pagan bir inanç yerleştirmek için yoğun gayret içine girmişlerdir. Ancak bir zaman sonra devrim onların da kontrolünden çıkarak Fransa tam bir kaosa sürüklenmiştir.

   Masonluğun bu ülkedeki misyonu devrimle birlikte bitmemiştir. Devrimin ardından doğan karmaşa, sonunda Napolyon'un iktidarı ele geçirmesiyle sakinleşmiştir. Ancak bu dönem de uzun sürmemiş, Napolyon'un tüm Avrupa'ya hükmetme hırsı, iktidarının sonunu getirmiştir. Bundan sonra da Fransa'da istikrar ve monarşi yanlıları ile devrimciler arasındaki çatışma sürüp gitmiştir. 1830'da ve 1848'de ve 1871'de üç ayrı devrim daha gerçekleşmiş, 1848'de "İkinci Cumhuriyet"e, 1871'de ise "Üçüncü Cumhuriyet"e geçilmiştir.

   Bu çalkantılı dönemin içinde masonlar her zaman son derece aktif rol üstlenmiştir. En büyük hedefleri ise, kiliseyi ve dini inançları zayıflatıp, dini değer ve kuralların toplum üzerindeki etkisini yok etmek, dini eğitimi ortadan silmektir. Masonluk, "antiklerikelizm" (kilise düşmanlığı) olarak bilinen sosyal ve siyasi hareketin karargâhı gibi hareket etmiştir.

   The Catholic Encyclopedia, "Grand Orient" olarak bilinen Fransız masonluğunun bu din karşıtı misyonu hakkında önemli bilgiler vermektedir:

   Grand Orient'in resmi bülten ve el kitabında bulunan Fransız masonluğunun resmi dokümanları, Fransız Parlamentosu'nca ele geçirilmiş Kilise karşıtı tüm kanunların Mason localarınca önceden hazırlandığını ve Grand Orient'in yönetimi altında uygulandığını göstermiştir. Ki burada açıkça ifade edilen amaç, Fransa'daki her şeyi kontrol altına almak ve ülkeyi yönetmektir.

   1903 Kongresi'nde resmi konuşmacı olan vekil Massé, 1898 Kongresi'nde şunları anlatıyor:

   ''Masonluğun en önemli görevi politik ve laik mücadelelere her gün daha fazla müdahale etmektir... Kilise karşıtı mücadeledeki başarı büyük ölçüde masonluk sayesindedir. Masonluğun ruhu, programları, yöntemleri galip gelmiştir. Eğer (Kilise karşıtı) blok kurulduysa, bu masonluk ve localarda öğretilen disiplinin neticesidir... Eğer işimizi bitirmek istiyorsak, ki henüz bitmemiştir, tetikte olmalıyız ve karşılıklı güvene sahip olmalıyız. Bu iş, yani kiliseye karşı mücadele, biliyorsunuz ki halen sürmektedir. Cumhuriyet, kendisini dini kurumlardan kurtarmalı ve bunun için onları güçlü bir darbeyle süpürmelidir. Yarım yaptırımlar her yerde tehlikelidir, karşımızdakiler tek bir darbeyle ezilmelidir.

   The Catholic Encyclopedia, Fransız masonluğunun dine karşı verdiği savaşı anlatmayı şöyle sürdürmektedir:

   Gerçekte 1877'den itibaren Fransa'da uygulamaya konan; eğitimin dinden soyutlanması, özel Hıristiyan okullarına ve hayır derneklerine karşı yaptırımlar, dini kurumların kapatılması, Kilisenin mallarına el konulması gibi "Din karşıtı" tüm Masonik reformlar, sadece Fransa'da değil, tüm dünyada insan toplumlarının anti-Hıristiyan ve din dışı bir şekilde yeniden organize edilmesi hedefine yöneliktir. Dolayısıyla Fransız masonluğu, Masonluğun tümünün öncüsü olarak, evrensel bir Masonik Cumhuriyetin kurulacağı bir çağın başlangıcını kutlamak eğilimindedir.

   Grand Orient'in Büyük Üstadı Senator Delpech, 20 Eylül 1902'deki konuşmasında şöyle demektedir:

   "Celileli'nin zaferi 20 yüzyıl sürdü, ama şimdi ölüm zamanı gelmiştir... Masonik Birliğin kurulduğu günden, Celileli efsanesinin üzerine kurulmuş olan Roma Kilisesi'nin erimesi de zaten başlamış gibidir."

   Söz konusu masonun "Celileli" derken kast ettiği kişi Hz. İsa'dır. Çünkü Hz. İsa, İncil'e göre Filistin'in Celile (Galile) kentinde doğmuştur ve yine İncil'de Hz. İsa'ya "Celileli İsa" diye seslenildiği bildirilir. Dolayısıyla masonların Kilise nefreti, Hz. İsa'ya ve onun şahsında tüm İlahi dinlere duydukları nefretin bir ifadesidir. 19. yüzyılda inşa ettikleri materyalist, Darwinist ve hümanist kültürle, kendilerince, İlahi dinleri öldürdüklerini ve Hıristiyanlık öncesinde olduğu gibi Avrupa'yı tekrar pagan yaptıklarını düşünmüşlerdir.

   Bu sözlerin söylendiği 1902 yılında, Fransa'da çıkarılan bir seri kanun, din karşıtlığını çok ileri boyutlara taşımıştır. Tam 3000 dini okul kapatılmış, okullarda herhangi bir dini eğitim verilmesi yasaklanmıştır. Pek çok din adamı hapsedilmiş, bazıları ülkeden sürgün edilmiş, dindarlar adeta ikinci sınıf insan uygulaması görmeye başlamıştır. Bu nedenle 1904 yılında Vatikan, Fransa ile olan tüm diplomatik ilişkilerini kesmiş, ama Fransa'nın tavrında bir değişiklik olmamıştır. Ta ki Fransa I. Dünya Savaşı'na girip, Alman orduları karşısında yüz binlerce insanını kaybedip, gururu kırılıp, "maneviyat"ın önemini anlayana kadar, bu tavrından ayrılmamıştır. Bütün bunları okurken, Türkiye'deki, Atatürk sonrası CHP tahribatını hatırlamamak imkansızdır..

   Fransız Devrimi'nden başlayarak 20. yüzyıla kadar süren din karşıtı savaş, The Catholic Encyclopedia'nın belirttiği gibi, "önceden mason localarında geçmiş olan kanunların meclise onaylatılması" ile yürümüş, yani temelde Fransız masonluğunun (Grand Orient'in) bir operasyonu olarak devam etmiştir. Bu gerçek, mason kaynaklarından açıkça anlaşılmaktadır. Örneğin Türk masonlarının bir yayınında "Gambetta Birader'in 8 Temmuz 1875 günü Clémente Amitié Locası'nda Yaptığı Konuşmadan" şu alıntı yapılmaktadır:

   "İrtica hortlağı Fransa'yı tehdit ederken, din doktrinleri ve geri fikirler, modern cemiyetin prensiplerine ve kanunlarına karşı hücuma geçerken, Fran-masonluk gibi çalışkan, ileri görüşlü, hür ve kardeşlik umdelerine bağlı bir teşkilatın sinesinde, Kilisenin hudutsuz iddiaları, gülünç nizamları ve adi inançları ile mücadele etme kuvvet ve tesellisini buluyoruz... Uyanık olmalıyız ve mücadeleye dayanmalıyız. Beşeriyetin nizam ve tekamül idealini teessüs ettirmek gayesiyle, aşılamayacak siperimizi temin edecek dayanışmayı kuralım!?"

   Dikkat edilirse masonik edebiyat sürekli olarak kendi fikirlerini "ilericilik" olarak göstermekte, dindarları ise "gericilikle" itham etmektedir. Oysa burada yapılan bir kelime oyunudur. Alıntıda "irtica hortlağı" olarak söz edilen kavram, zaten gerçek dindarların da karşı olduğu bir olgudur. Ama masonlar bu ifade ile gerçek ve hak dini hedef almakta, insanları dinden uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar. Ayrıca belirtmek gerekir ki, asıl olarak masonluğun savunduğu materyalist-hümanist felsefe, Eski Mısır, Eski Yunan gibi pagan medeniyetlerden miras kalmış oldukça batıl ve "geri" bir düşüncedir.

   20. Yüzyıl Masonluğu: Sessiz ve Derinden

   İşte Fransa, Almanya, İtalya, Rusya gibi ülkelerdeki masonik faaliyetler, masonluğun amacının bir "düzen değişikliği" olduğunu açıkça göstermektedir. Masonluk, dini kurumların, dini inançların ortadan kaldırıldığı bir "yeni düzen" kurmayı hedeflemiş, bu amaçla da bu ülkelerdeki milli yönetimleri yıkmaya yönelmiştir. Pek çok Avrupa ülkesinde masonluk, din karşıtlarının buluşma yeri olmuş, bu buluşma yeri çok kez darbe, ayaklanma, suikast gibi kararların alındığı merkezler haline gelmiştir. 1789'daki Büyük Fransız Devrimi'nden 20. yüzyıla kadar uzanan süreç içinde irili ufaklı pek çok devrim, darbe girişimi, ayaklanma, siyasi komplo veya din karşıtı siyasetin ardında masonluğun etkisi görülmektedir.

   İngiliz tarihçi Michael Howard'a göre, mason locaları 19. yüzyılın ikinci yarısında çabalarını Avrupa'da kalan iki önemli imparatorluğu, Avusturya-Macaristan ve Rus İmparatorluklarını yıkmak ve asıl Osmanlıyı parçalamak için yoğunlaştırmışlar ve bu amaçlarına I. Dünya Savaşı ile ulaşabilmişlerdir.

   Bir diğer deyişle, masonluk "Osmanlıyı yıkarak, dünya hakimiyetini kurmak" hedefine 20. yüzyılın başlarında büyük ölçüde ulaşmış gibidir.

   Dolayısıyla da 20. yüzyıl, artık masonluk için bir "düzen yıkma" yüzyılı olmamıştır. Önünde engel kalmadığını düşünen masonluk, siyasi komplolarla, devrim hazırlıklarıyla, ayaklanma kışkırtmalarıyla uğraşmaktan ziyade, artık kendi felsefesini toplumlara yayma yolunu seçmiştir. Masonluğun, materyalizm, hümanizm ve evrimcilik kavramlarıyla özetlenebilecek felsefesi, bilim, sanat, medya, edebiyat, müzik ve her türlü popüler kültür aracıyla kitlelere yayılmış vaziyettedir. Masonluk bu propaganda sonucunda, ani bir devrimle değil, uzun vadede İlahi dinleri ortadan kaldırarak, tüm insanlığı kendi felsefesi içinde aşama aşama yozlaştırmak istemektedir.

   Amerikalı bir mason, masonluğun bu yöntemini şöyle özetler: "Masonluk çalışmasını sessiz bir şekilde yürütür. Fakat bu çalışma, okyanusa doğru sessiz bir şekilde vuran derin bir nehrin işleyişi gibidir."

   Türk mason localarının büyük üstadlarından Halil Mülküs, yıllar önce kendisiyle yapılan bir röportajda, bu gerçeği şöyle açıklamıştır; ve masonluğun şeytani bir tarikat olduğunu vurgulamıştır:

   "Masonlar, mason sıfatıyla olarak ortaya çıkıp hiçbir şey yapmaz. Masonluk, kendi bireylerini yönlendirir, burada yetişen biraderler, zikir talimi üretimine katılan Mason kardeşler dış alemde bulundukları yerlerde, çeşitli seviyelerdeki mesleklerdendir. Bunlar üniversitelerdedirler, rektördürler, bunlar profesördürler, bunlar devlet adamıdırlar, bakandırlar, doktordurlar, hastane başhekimidirler, avukattırlar, vs. İşte bunlar, masonluğun talim ettiği fikirleri yaygın bir biçimde topluma aktarma gayreti içine girerler ve buna göre yükselirler."

   Oysa masonluğun büyük bir ısrarla "talim ettiği ve topluma aktarma gayreti içine girdiği" bu fikirler, önceki bölümlerde incelediğimiz gibi birer aldatmacadan başka bir şey değildir. Masonluk, Eski Mısır, Eski Yunan gibi çeşitli pagan kültürlerin hurafelerinden kaynak bulan felsefesini, "akıl ve bilim" ambalajı ile süsleyip öğrettiği ve öğütlediği sürece, hem kendisini hem de insanlığı aldatıp uçuruma sürüklemektedir.

   İşte küreselleşme çağında "Global Masonluk"un işlevi böyledir.

   Bu aldanışın sonuçları ise çok acıdır. Masonluğun 18. ve 19. yüzyıl boyunca sürdürdüğü "kitleleri dinsizleştirme" programı, ırkçılık, faşizm, komünizm gibi kan dökücü ideolojilerin doğmasına yol açmıştır. Sosyal Darwinizm'in yayılması, insanları "çatışmak için yaşayan hayvanlara" dönüştürmüş, bunun kanlı sonuçları 19. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. yüzyılda ortaya çıkmıştır. I. Dünya Savaşı, Darwinist telkinler sonucunda savaşı ve kan dökmeyi "biyolojik bir gereklilik" olarak gören Avrupa liderlerinin eseridir. Bu savaşta 10 milyon insan bir hiç uğruna ölüme gönderilmiştir. Ardından gelen II. Dünya Savaşı, yine masonluğun attığı dinsizlik tohumlarının ürünleri olan faşizm ve komünizm gibi totaliter ideolojilerin eseridir ve tam 55 milyon insanı yok etmiştir. 20. yüzyıl boyunca dünyanın dört bir yanına acı veren savaş, çatışma, zulüm, adaletsizlik, sömürü, açlık, ahlaki dejenerasyon gibi belalar, temelde dinsiz felsefe ve ideolojilerin ürünüdür.

   1) Masonluğun kökeni sayılan Tapınakçı örgütü incelendiğinde görülür ki; Tapınakçılar, bir Hıristiyan tarikatı gibi kurulmuşlarsa da Kudüs'te buldukları birtakım gizemli öğretilerden etkilenmiş ve Hıristiyanlıktan tamamen çıkarak sapkın ayinler uygulayan din karşıtı bir örgüt halini almıştır.

   2) Tapınakçılar'ı etkileyen öğretinin ne olduğunu araştıranlar Siyonist Yahudilerin Kabala'sı ile karşılaşır.

   3) Kabala'yı ele aldığımızda ise, bu öğretinin her ne kadar bir Yahudi mistisizmi gibi görünse de, aslında Yahudilikten daha öncesine uzanan pagan bir öğreti olduğuna, Yahudiliğe sonradan girdiğine ve asıl köklerinin Eski Mısır'da bulunduğuna dair kanıtlara rastlanır.

   4) Firavun rejimiyle yönetilen ve tipik bir "inkârcı sistem" olan Eski Mısır'da ise, günümüz inkârcılığının temel felsefesi olan "kendi kendine var olan ve rastlantılarla evrimleşen evren" yanılgısı vardır.

   Kuşkusuz tüm bunlar anlamlı bir tablo oluşturmaktadır. Eski Mısır'ın büyücülerinin felsefesinin hala canlı olması ve bu canlılığı günümüze taşınmasında etkili olmuş bir zincirin (Kabala-Tapınakçılar-Masonluk zincirinin) izlerinin bulunması, bir rastlantı sanılmamalıdır.

   5) BM yeni sekreterinin de mensup bulunduğu Moon tarikatı da, Siyonist güdümlü Masonluğun ve Dinlerarası diyalogun şeytani bir yapılanmasıdır.

   İşte Türkiye'mizdeki Başörtüsü düşmanlığını körükleyen ve toplumu karşıt kamplara ve kavgalara sürükleyen şeytani zihniyetin arkasında da, bu mel'un mason locaları bulunmaktadır. Atatürk'ün büyük bir basiret ve cesaretle kapattığı bu şeytan tarikatı, türban şeklinde simgeleşen İslami uyanışı ve Milli Şahlanışı, kendi sinsi saltanatı için en büyük tehdit ve tehlike olarak algılamakta, ama bunu "Laiklik elden gidiyor" yalanıyla açığa vurmaktadır.


Bu yazarin diger makaleleri

“Fuat Avni” Muamması ve Devlet Sırrı!
Fuat Avni diye bir internet fenomeni, en yetkili ve etkili...
Devami
KKTC'YE AMERİKAN ÜSSÜ MÜ KURULUYOR?
Siyonist İsrail başbakanı: "İran'ın ablukaya alınmasını" istiyordu! Tek dertleri İran! İsrail Başbakanı Ehud Olmert,...
Devami
LAİKLİK, MİSYONERLİK VE ATATÜRK
  Batılılar Misyonerliği "Hıristiyanlığı yaymak ve insanları huzura kavuşturmak" için...
Devami
MAFYA MEDENİYETİ
  MAFİA ŞEBEKESİ 19. Yüzyılda İtalyan'ın yakınlarındaki Sicilya adasında ortaya çıktı....
Devami
İKİ AY İÇİNDE İRAN ATOM BOMBASINA KAVUŞUYOR!?
Afganistan ve Pakistan Üzerinden İran Kuşatılıyor! Bahane: İKİ AY İÇİNDE...
Devami
RECEP TAYYİP EKİBİNİN DÖNEKLEŞİP DEĞERLENMESİ!
“Söz bizim ağzımızdan bir kere çıkar… Davos’a gitmeyeceğim” diye mertlik...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4713

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR