ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün339
mod_vvisit_counterDün3418
mod_vvisit_counterBu Hafta21508
mod_vvisit_counterGeçen hafta54641
mod_vvisit_counterBu Ay21508
mod_vvisit_counterGeçen Ay195399
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar17349506

IP'niz: 44.192.10.166
Bugün: 06 Mar 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12402292

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

Kirli Derin Devlet; SABATAİST CUNTA VE MASON LOCALARIDIR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

Menderes Üç Mason Patronu MİT Başkanı Yaptı!

Öyle anlaşılıyor ki, görünüşte İslam'a sıcak yaklaşımlı, ama gerçekte İsrail yanlısı yönetimler, MİT Teşkilatını ele geçirmeye, CIA ve MOSSAD'ın güdümüne vermeye özel bir gayret göstermiş, ama milli düşünceli ve haysiyetli askerler buna direnmiştir. Ancak maalesef giderek bu direncin zayıfladığı ve MİT'in sulandırıldığı bir süreç yaşandığı görülmektedir.


Adnan Menderes Mason Locası'na üye olan Salih Korur, Tevfik Karasapan ve Göktürk'ü MİT'in başına getirmiştir. Ancak Masonlar üzerinden teşkilatta nüfuz edinme planının, asker tarafından bozulduğu bilinmektedir.

Türk gizli servisinin ilk sivil müsteşarı, sanıldığı gibi Sönmez Köksal değil, 1957'de Adnan Menderes tarafından göreve getirilen Ahmet Salih Korur idi. Menderes'in Başbakanlık Müsteşarı ve sağ kolu olan Korur, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'nın Üstad-ı Azam'ı olan bir kişiydi. İlki Nisan-Eylül 1957, ikincisi ise Temmuz-Ekim 1959'de olmak üzere iki defa kısa sürelerle MİT'i yöneten Korur, gençliğinde askeri fabrikalarda çalışarak Kurtuluş Savaşı'na katkıda bulunduğu söylenir. Sivil bürokrasinin çeşitli kademelerinde üst düzey görevler yapmış, Demokrat Parti iktidarından sonra Başbakanlık Müsteşarlığı'na atanmış birisidir. Korur'un, Atatürk'ün talimatıyla kapatılınca uykuya giren masonluğun Türkiye'de yeniden dirilişini sağlayan en önemli isim olduğu sır değildir. Adnan Menderes, sağ kolu konumundaki bu kişiyi, hem Milli Emniyet Reisliği'ne, hem gizli servise nüfuz etmek ve orduya karşı elini güçlendirmek için atadığı bir gerçektir. Ne var ki bu planında pek başarılı olduğu söylenemeyecektir. Çünkü teşkilatta büyük bir direnişle yüz yüze gelmiştir. Başbakanlık bünyesinde de küçük bir istihbarat örgütü kurduran Korur, Menderes'in telefonlarını dinlendiğini öğrendiğinde istihbarat yetkililerine "Adnan Beyin telefonlarını neden dinliyorsunuz?" diye sert sorular yöneltmiştir. Korur'un en çok rahatsız olduğu şey Menderes'in gönül maceralarının bilinmesidir. 1905 İstanbul doğumlu korur 2 Şubat 1982'de vefat etmiştir.

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası'na üye bir diğer MİT patronu ise, 1974 yılında ölen Celalettin Tevfik Karasapan Beydir. Karasapan, 1959-1960 yılları arasında sekiz ay süreyle MİT'in başında görev üstlenmiştir. 1899 Medine doğumlu olan Karasapan, Afyon senatörlüğü ve turizm bakanlığı da yapmış bir şahsiyettir. Karasapan'ın kızı Sevinç Karasapan Prof. Dr. Mümtaz Soysal'la evlenmiştir. Tevfik Karasapan'ın oğlu Ahmet Erdinç Karasapan da bir büyükelçidir. Milli İstihbarat Teşkilatı'ndaki askeri kanat, kırk yıl boyunca Celalettin Tevfik Karasapan'ın 27 Mayıs darbesinin hemen ardından Adnan Menderes'le birlikte Kütahya'da gözaltına alınmasını "MİT darbeleri bildiği halde başbakanlara haber vermiyor" tezine karşı kanıt olarak göstermiştir. Hakikaten de 27 Mayıs darbesinden haberi olmayan Karasapan, askerlerin MAH Reisliğine getirdiği bir isim değildir. Aksine tıpkı Salih Korur gibi, Menderes'in teşkilatı kontrol edebilmek için Milli Emniyet'in başına getirdiği bir büyükelçidir. Bu yüzden darbeden sonra askerler tarafından gözaltına alınması doğal bir durum olarak görülmelidir. Eski bir teşkilat yetkilisi, "Ne Salih Korur ne de Karasapan, teşkilata nüfuz etme konusunda başarılı olabildi. Korur çok haris ve ters bir kişiydi. Sertlikle iktidar sağlamaya çalıştı ama bu teşkilatta çok ters tepti, Karasapan daha diplomatikti, ama o da daha teşkilatı bile tanıyamadan 27 Mayıs'la alaşağı edildi" demektedir.[1]

Yalçın Küçük: 'Derin Devlet, İçimizdeki İsrail' Olan Sabataist Cunta ve Masonlardır!..

Prof. Yalçın Küçük'le, Yeni Harman dergisinin söyleşisinde şu gerçekler vurgulanmıştı:

Sabetay Sevi, kendi din mensuplarına, Türk-Müslümanlar ile cinsel ilişkiyi yasaklamıştı. Bakıyorum, el hak, sabetayistlerimiz sadece sabetayistlerimizle cinsel ilişkide bulunuyorlar. Evlenmeleri de böyledir.

Tabii sıkıntı çektikleri oluyor, bu sıkıntıyı en çok Mehmet Ali Erbil'de teşhis edebiliyoruz. Sıkıntıda olanlar, ithal malı yenge istimal ediyorlar amma, dışarıda Mehmet Ali'yi kim şaapsın; amma diğer Mehmet Ali, Birand, dış gezilerini iyi kullandı ve oğlu veya kızına bir yabancı partner bulabildi, İsmail Cem İpekçi ise fırsatı kaçırmadı, bakan olmuşken, hem kızını ve hem oğlunu, yabancılarla evlendiriverdi, damadının Kürt Yahudisi ve gelinin Latin Amerikalı bir sabetayist olma ihtimali yüksektir.

Bu arada meraklılarına not, "kazaz" bir Yahudi soyadıdır ve tam karşılığı "ipekçi" olmaktadır; sabetayizmi seçenler "ipekçi" oldular ve Yahudiler "kazaz" soyadında kaldılar. Ancak Atina'dan koca ithal eden manken Kazaz'ın, nerde kaldığından emin değilim, önce kaldığı, Kenan Doğulu, Antep kökenli bir ibrani asıllıdır. Yahudi Kazaz Ailesi, Antep'te çoktular.

Kıssadan hisse mi; bu medya, sabetayist olmayan hiç kimseye magazin açmaz. Bu ülkede, on sekiz yaşında güzel bir Türk-Müslüman kökenli kız, pahalı fahişe bile yapılmaz. Demek ki fahişeliğin rantı dahi, sabetayistlerdedir.

Ben beş taş oynamıyorum, ortaya bir bilim çıkarıyorum. a-Kemal Derviş'in babası, bir yabancı ile evliydi. b-Kemal Derviş'in kız kardeşi Zeynep, bir yabancı ile evlidir. c-Kemal Derviş'in kendisi, bir Amerikalı Yahudi ile evlidir. Bunun dışında "yakın" oldukları ve bunlardan bazılarını, transfer fiyatı olarak, Deniz Baykal saylav yapmıştı, sabetayisttirler. Demek ki Sevi'nin yatak emirleri, Yakubiler dışında, işlemektedir. Demek ki K. Derviş, hem yatakhanesinde ve hem politikasında Yahudiliğin emirlerini icra etmektedir. Son görevi de son gezisi de, ki bu gezide. Bülent Eczacıbaşı ve gizlice Deniz Baykal ile görüştü, dünya yahudi partisi çerçevesindedir.

Ben, magazinden de bilim ve politika çıkarıyorum. Her sinsi düzen Tanrı'lara dayanır. "illa" Allah'ını yitirmiş Türkiye, şimdi magazinden tanrıcılıklar yaratıp idare etmeye çalışıyor. Ben de sürekli bu tanrıcıkları ve daha doğrusu putçukları kırıyorum, deşifre ediyorum. Türkiye'deki kast sisteminin, gizli örgüt sabataizmini, tekeliyeti, çirkinliği, beceriksizliği ve ahlak dışılığı gösteriyorum. Yani şifreleri çözerek yıkıyorum.

Allah'larından korkmadıkları için benden korkuyorlar.

En çok korkanlarda "böyük" gazeteler ve ve "en böyük" gazetecilerdir.

Bu putcuklar, bu tanrıcıklar, böyük gazetecilerin hem icatları ve hem yataklarıdırlar, orada tüketiyorlar; bunlar veya onlar, yatak oburudurlar. Bu zavallılar, kendi oyuncaklarına tapınıyorlar ve bu yolla hem halkı sürüleştirmeye çalışıyorlar ve hem de halkın bunlara tapınmalarını istiyorlar. Tatmin olduklarından emin değilim, bu etoburlar, tatmin olmayı bilmiyorlar zorluyorlar ve buna oligarşik diktatorya diyoruz.

Bu arada Aydın Doğan-Ertuğrul Özkök çiftine büyük bir teşekkür borcumuz var, ne gazetecilik, eskiden çocuk düşürmeler gizli olurdu, ayıp sayılırdı, eksik olmasınlar, AKP "fahişe devrimi" yapmıştı, fahişeliği tarif olarak ilga etmişti, D-Ö de, "ayıpsızlık devrimi" yaptılar. Doğan-Özkök, bizi, kürtaj meselesinde, sur manchette, bilgilendirdiler. Demek ki çok önemli, yeni kızın hamileliğini öğrendiğimize göre Kaya ile bu kadının hangi gün hangi gece mercimeği fırına verdiklerini de öğrenmiş oluyoruz. Ne yazık, Aydın Doğan-Ertuğrul Özkök, bu hamileliğin hangi pozisyon icabı vücut bulduğunu bize söylemiyorlar, söyleseler daha heyecanlı olurdu ve dahi öğrenmiş olurduk. Ama burada müthiş bir sürpriz var..

Ne Yazıktır ki:

Tek müziğimiz, artık türküdür.

Tek dilimiz, argo'dur.

Tek ücretimiz, asgari ücret'tir.

Tek grevimiz kalmadı ve köylerde grev yoktur, artık işçilerimiz "efendimiz" oldular.

Tek ahlakımız, ahlaksızlıktır.

Tek halimiz, utanmamak'tır.

Benim katkıda bulunduğum "sabetayizm" disiplini, artık önemli bir bilim'dir. Sabetayist, "evde judaizmi uygulayan caddede müslüman görünen" olarak tarif edilmektedir. Ancak sabetayistler bazı islami kuralları da uyguluyorlar, bunlardan birisi çok-evliliktir.

Sebatay Sevi'nin emirlerinden birisidir, zina ile ilgili "usturuplu" sözü sabetayizmde var, Sevi ve müritleri Yahudiliği reforme ediyorlardı, Sabetayistler'de "usturuplu zina" ve "evlilik dışı çocuk" mubahtır. Hem Sevi ve özellikle yerine geçmek isteyen İzmir'den maruf bir Yahudi ki "Derviş Efendi" adını almıştı, Kemal Derviş'in ve Derviş Ailesi'nin büyük dedesidir. Sabetayistlerimiz, evlilik dışı çocukları, "kendi" ço­cukları kadar benimsiyorlar, bir "ku­rum" sayıyorlar ve hiç reklam yapmı­yorlar. Bunu, hem endogami'nin sa­kıncalarını azaltmak ve hem de aşiret­ten yoksul ve gürbüz genç erkeklerin Türk-müslüman kadınlarla cinsel ilişki kurmalarının önüne geçmek üzere sistematize ediyorlar.

"Sabetayizm Yahudiliğin reformist yanıdır" diyorsunuz ama, öte yandan bu tip ahlak dışı davranışları da Sabetayizmle formüle ediyorsunuz. Hem re­formist hem de ahlak dışı bir dinsel alan. İkisini aynı kefede nasıl tutacağız?

Sabetayizm Yahudiliği reforme etmeye çalışmıştır. Pek çok ritüellerini kaldırmış ve bayramları azaltmıştır.

Benim söylediğim şudur; şimdi (Sabataist-Yahudi dönmezi) tekeller ahlaki açıdan çökmüş bir Türkiye'ye muhtaçdırlar. Televizyonlar, diziler, eğlence sanayi, Hürriyet Gazetesi ve diğerleri, ahlaksızlığı yayıyorlar. Televizyonlarda, dizilerde, reklam sektöründe, magazinde, manken tayfasında, çok çok büyük ölçüde, sabetayistler var. Tekelleri altına aldılar.

Ünlü, "kimin eli kimin cebinde" darb-ı meseli işte şimdi bu tanrıcıklar için geçerlidir. Bundan bir sonuç çıkıyor; komü­nizm, kapitalizmin temeli saydığı için, evlilik kurumunu yıkmak istiyordu. Pek yıkamadı, şimdi sabetayizm, Türkiye'de, komünizm'in yapamadığını yapıyor ve evlilik kurumunu yıkıyor. Ay­rıca, küçük bir not, tekeliyet düzeni de kapitalizmi kemiriyor ve burada evlilik kurumuna ihtiyaç yoktur. Batı da ve Amerika'da milyonlarla sürdü­rülen işsizlik, ve bu nedenle de, insanların iş için büyük deplasmanlara razı olması da evlilik kurumunu yıkmaktadır.

Bizim Güney'de, Adana dahil, zenginlik Varlık Vergisi'nden sonra başlasa da asıl Kore Boom'u ile yükseldi, pamuk, artık, beyaz altın olmuştu. "Hacı Ağa" tipi işte o zamandan kalmadır, Has'lar, Sapmaz'lar, hat­ta Sabancı'lar "Hacı Ağa" idiler, görgüsüz zengin demektir. Çocuklu­ğum, Fransız sömürgesinde büyümüş biz Halepli-iskenderun'luların en büyük zevkimiz ve oyunumuz, sabancı'lar, has'lar ve sapmaz'lar ile alay etmekle geçiyordu, görgüleri kıt ve dilleri çok kabaydı, hepsiyle alay ederdik, bir tek Eliyeşil'leri ayırırdık. Bunlar, yazın, bizim, İskenderun'un güzel yaylası Soğuk Oluk'a gelirlerdi, daha doğrusu hafta içlerinde eşlerini gönderir, kendileri Adana'da barlarda sefahat yaparlardı. Kışları da sabancı, has, sapmaz kadınları, Ermeniler'den kalma evlerde, cumbalarda oturup, "kabul" düzenlerdi.

Aliye'ye gelince, "Aliya" Ibraniyette ve Israiliyet biliminde çok önemlidir, yükseliş demektir.Hava şirketinin adı da "el-al" olup, "al", Allah ve "el" doğru manasına geliyor, "yükseğe doğru" anlamı var. Aliya veya Aliye'de de yükseğe çıkmak demek olmakla birlikte, İbrani tarihte ayrı bir yere sahiptir. Toplu halde, Filistin'e göç etmeye, Sion bir dağ olmakla, çıkmaya, "aliya" diyoruz. Abdülhamit Dönemi'nde, İttihat-Terakki devrinde aliye'ler çoktu; "Abdülhamit'in Siyonizm ile mücadele ettiği savı bir yalandır", diyen Yalçın Küçük, şeytanların bile şaşıracağı bu yalanı yutturabilmek için, Sabataist dönmezler ve Siyonist Yahudilerle ilgili binlerce gerçeği kusmak ve rüşveti kelam cinsinden, bunları konuşmak zorunda kalmaktadır. (Evet Sultan Abdülhamit'in, farkı din müntesiplerine ve tabii Yahudilere, temel insan hakları ve İslam'ın kuralları çerçevesinde yaklaştığı, din özgürlüğü konusunda hiçbir ayırım yapmadığı, hatta Darülaceze'yi kurarken bile, Camii yanında Kilise ve Havra'yı unutmadığı tarihi bir hakikattir. Bu bağlamda üç dinde de kutsal sayılan Kudüs'ün ve Filistin topraklarının da ibadet ve ziyaret maksadıyla herkese açık olduğunu vurgulamış ve gereğini yapmıştır. Ancak Filistin'de Batılı emperyalistlerin, Siyonist bir İsrail Devleti kurma gayelerinin farkına vardığı ve bu girişimleri sürekli boşa çıkardığı için, hedef haline getirilip sonunda Siyonist komplolarla tahttan indirildiği konusunda, yerli yabancı yüzlerce tarihçinin ittifakı vardır. Abdülhamit Han Filistin'e, Yahudileri değil, tam aksine Kafkas kökenli cesur Müslümanları yerleştirdiği belgelerle ispatlanmıştır.

Yalçın Küçük'ün bu denli açık ve kesin bir gerçeği bilmemesi imkânsızdır.

Ama bu tiplerin görevi, artık tarihe karışmış ve stratejik bir değeri kalmamış bilgileri deşifre ederek geçmişte Sultan Abdülhamit, günümüzde ise Erbakan Hoca gibi, siyonizmin saltanatını temelinden çökertecek, bilgi ve becerinin sahiplerini kötülemek ve gözden düşürmek üzere söyledikleri iftiralara geçerlilik ve güvenirlilik kazandırmaktır. Yani, binlerce yalama olmuş doğruları, bir tek yalanlarına kılıf yapılmaktadır.

Oysa, Yalçın Küçük'ün üç beş yıldır "Ben başlattım" dediği sabataizm ve Siyonizm gerçeğini Erbakan Hoca elli yıldır konuşmaktadır. M.Ç.) İsrael Devleti'ni kuran ve çoğunluğu Rusya Yahudisi, Eşkanaz olan, Yahudiler, Hamit zamanındaki bu "aliyeler" ile Filistin'e yerleştiler. Ben-Gurion misaldir, eşkanaz olduğunu biliyoruz.

İsrael Devleti'nin kuruluş tarihinde, önemli kavram ve olayları, bizim sabetayistlerimiz isim yaptılar, sabetayistlerimizin toplu halde gömüldükleri Bülbül Deresi'nde, eski mezar taşlarında, kadınlara ait olanlardan en çok "rabia" ve "aliye" olanlara rastlıyoruz. Bu dizinin adının da oradan gelmesi ihtimal dahilindedir.

Diziler bir şifre çözücü görevi mi görüyor? Bizim birkaç ay önce tespit ettiğimiz bir noktayı internet siteleri yazdı, Yanık Koza adlı dizinin logosu, Türkiye Sabetaycılığı Hahambaşılığı diye bir sitenin logosuyla aynı olduğu iddia edildi ve önemli internet sitelerinde bu tartışıldı. Burada böyle bir formulasyon takip ediyorlar mı?

Tabi, tabi isimlerin hepsi İbraniyet'ten gelmedir. "Sanem", Arabi'de put demektir, hiç kimse çocuğunu "put" deyu çağırmaz, amma, Gulben Ergen'in kocası Mustafa'nın kardeşi Yılmaz Erdoğan'ın kızının da adı Sanem'dir. Bir de Türkiye'den göçüp Erivan'da yaşayan ve Çetin Altan'a asistanlık yapacak kadar yakından tanıyanlar, mektup yayınladılar, internette var, Altan'a sabetayist diyorlar ki, Aydın Doğan'ın hala maaş verdiğine bakacak olursak yüksek ihtimaldir ve torunu da "sanem" adını taşıyor. Türkçe hiç anlamı yok, Arabi "put" anlamı var ve bizde isim olmaktadır.

Tekeliyet, bir top yekun ahmaklaşma düzenidir. (AKP bunun son örneğidir. M.Ç.)

Pompei'nin son günleri dahi diyemiyorum. Hepsi sahte'dir.

Ak-ist dönemde iktidarlarına ermişlerdir.

Bakın, bir Recep Akdağ var, adı bir yerde bakan dahi geçiyor, hiç duydunuz mu?

Aman hocam yapmayın Sağlık Bakanı!?

Evet, karısı da türbanlı. Ve üstelik soyadında da "ak" var, bir "akkaya" vardı şimdi, karşımıza bir de "akdağ" çıktı. Bakın bu akdağ, "aile haftası" düzenleyince, Türk ailesinin sembolü olarak bizim Hulya'yı seçmişti. Usturuplu zina'yı öven ve üç karı almayı mümkün ve mubah sayan Hülya, karısı çarşaflı ve zinayı suç olmaktan çıkarmak isteyen Akdağ'ın sembolüdür. lş-te burası birinci sınıf Türkiye'dir.

Bunlar, ak'lı ve su'lu bir tayfadır. Aksu, Zapsu hep bunlardadır, isim-bilimi ve bunların etimolojisini göstereceğim, hazırlıklarım tam olmakla birlikte zamanını bekliyorum.

Şimdi kaya'nın tarihine ve etimolojisine geliyoruz. Ancak isim-bilim ve mezar taşı okuması yapmadan tarih yazılamayacağı görüşümü tekrarlıyorum.

Bazı ahmaklar. İsim bilim'i benim icat ettiğimi sanıyorlar. Her ciddi analizde isim bilim vardır; Sabetay Sevi, analizleri, Gershom Scholem olmadan yapılamıyor, üstad Scholem, "Sevi" adı, Sefaradlarda yoktur, Eşkanaz'larda var ve dolayısıyla, sabetayizmin kurucusu ispanyol değil Alman Yahudisidir, demektedir. Mordehay adına Türkiye Yahudileri "Menteş" diyorlar, bunu başka kaynaklardan da biliyoruz. Bunu bilmeyecek miyiz, eğer bilirsek, Halil Menteş'in Yahudi olup olmadığını düşünmeyecek miyiz; korku, cehalete açılan kapıdır.

Yakında çıkacak "Gizli Tarih" kitabımda da var, Varlık vergisi'ni uygulayanlar da isimlere bakmışlar, on ismi, "ecnebi" saymışlar, onlar da yemin ile Türk-müslüman olduklarını ispata çalışıyorlar. Demek, isim-bilim benden önce var, ben sadece sistematize ediyorum ve Türk isim-bilimini kuruyorum.

Franco'nun, "Essai sur l'histoire des Israelites de PEmpire Ottoman depuis les origines jusqu'a nos jours", 1897 tarihinde yayınlanmış, son derece yararlıdır. Burada, sanıyorum, sinagog kayıtlarına dayanılıyor, Osmanlı sultanları hakkında da bilgiler var. Bunlara bakmadan Osmanlı tarihi yazımının eksik olduğunu söyleyebiliyorum.

Çok basit, karza'dan, karzai, kara'dan, karay ve zalma'dan da zalmai veya zalmay çıkıyor; demek ki zalmay halilzad'ın, ikincisinin, haliloğlu demek olduğunu ekliyoruz, bir Afgan Yahudisi olduğu sonucuna yaklaşıyoruz. Eğer yaklaşırsak, Abdullah Gul'ın Zalmay'ın koluna neden bu kadar kolaylıkla girebildiğini daha iyi görüyoruz.

Öyleyse, bir, Irak'ta Ebu Garip'te işkencecisi bayan asker England'ın Yahudi asıllı olma ihtimali çok yüksektir, iki, Washington, Irak'a hep Yahudi asıllı memurlar ve komiserler atamıştır. Gardner, Bremmer bunlardan bilinenlerdir. Şimdi Zalmay Halilzad var, ve deşifre ediyorum. Üç, Irak işgalinin mimarları sayılanlar, Türkiye'den madalyalı Bernard Levvis, Birand'ın ve Çandar'ın "yakın dostu" ve istanbul'da Koç'un ev misafiri Wolfowitz, Perle, Zalmay Halilzad, ve diğer "neo-con" tayfası hep Yahudidirler ve Likud Partisi'nin Amerikan kolu sayılıyorlar. Dört, Irak işgalinde yer alan, "Türk asıllı Amerikan" askerleri, Yahudi asıllıdırlar, her zaman kanıtlayabilirim.

Altı; Irak'taki katliamlarda Yahudi kinini görüyoruz.

Yedi, daraltarak söylüyorum ve sadece Hiram Abas'ı anıyorum, yetmişli yıllarındaki solcu katliamlarında israel kini çok belirgindir. Tarihinde ilk kez Türk aydını ve solu Arap yanlısı olmuştu ve kin duydular. "Hiram", Yahudiler'in taşıdığı isimler arasındadır. Diğerlerini zamana ayırıyorum.

Sekiz, 12 Eylül Darbesi'nde en çok İsrael parmağı vardır. Belki de büyük Israel anlamındaki büyük orta doğu projesinin temellerini atmışlardır.

Hocam bir noktaya mı varmaya çalışıyorsunuz? Okuyucularımızdan gelen maillerde de merak edilen ibranilerin kendi içlerinde nasıl ayrıldıkları konusu... Az önce Sabetay Sevi'nin isminin Aşkenazlarda kullanıldığını ifade eden bir kaynaktan söz ettiniz, aynı şekilde Zalmai isminin de. Aşkenazlarla Sefaradların ilişkisini ve Sabetayistlerin burada konuşlanmasını bize biraz açar mısınız?

Ben habire yazıyorum ve konuşuyorum, sen hep soruyorsun, güzel de, "kenan" adının "erez Israel" demek olduğunu ihmal mi ettim, Batı dillerinde "canaan" yazılıyor, iki "a", "aa", tek a'dır, ama uzun söylenmesi gerekiyor; talat'ı da "talaat" yazarlar, biz genel olarak, tek a'ları e'ye çeviriyoruz. Aslı "buland" olmakla, ki "ram" veya "yüce" anlamına geliyor, biz "bülend" yapıyoruz. Judaizm'de, bizim toprakların bir bölümüne de "kenan" diyorlar. (Kenan İsrail'in bulunduğu Filistin diyarıdır. M.Ç.) Ben beş taş oynamıyorum. Gittim iki roman üzerine Türkiye' nin çok çeşitli yerlerinde konferans verdim. Brigitte Peskine'nin iki romanı yayınlandı. Çeviride bazı bozukluklar ve gizlemeler var, ama, özellikle yeni bilgi edinmekten korkanlara kuvvetle tavsiye ediyorum. Farhi'nin Genç Türk'ü de okunabilir, Türkiye Yahudisi bu ikincisinin benim çalışmalarımdan çok yararlanmış olduğu izlenimini edindim. Rifat Bali de okumalıdır ve şimdiye kadar yazdıklarını savunmalıdır. Bu romanlarda, Türkiye'deki alyansist-siyonist ve sefarad-eşkanaz çatışmasını, bunun boyutunu çok iyi görüyoruz..

Sabetayizmde isim, bir paralo'dur

Kapıları, paralo-isimleri ile çalıyorlar. İsim uygunsa açıyorlar. Üstad-ı Azam Ak'ı ayırmış ve apostrof koymuş ve ondan sonra Türkçe'ye aykırı olarak "in" ekliyor, "Ak'in" oluyor. Bu "Ak" niye bu kadar önemli, neden bu kızın adı Esra Akkaya, "Ak-el" var, anlıyorum, "Tanrı'nın Ak'ı" demektir, ama, neden Büyük Kulübün başkanının adı Duran Akbulut?

Aşk, Devrim ve Bilim Ayrıntıdadır

Sanıyorum, Milliyet'te ve Masonların yeni üstad-ı azam Asım Hoca, bir profesör ki adını böylece duyduk. Tard ettiği Üstad-ı Azam Kaya Paşakay ile birlikteler, gazeteler, adını "Asım Akın" olarak yazdılar. Ama yeni üstad-ı azam adını "Asım Ak'in" olarak yazıyormuş, öğrenmiş olduk.

Demek ki ak-istlerden gayri bir de mason başı ak'ı ayırıyor... Türkçe de apostrof yoktur. Ayrıca Türkçe'de ses uyumu var, ak'tan sonra "i" değil "ı" geliyor. Türkçe'de "al-kin" yoktur, "alkın" var, Erdoğan Alkin ve ahfadını, analiz etmiştim, İbrani'de "halkin" var, demek h'yi yutmuşuz ki yutuyoruz. Hemrah değil, Emrah veya Mehmet değil Memet diyoruz. Görüyorsunuz, isim-bilimi ve sabetayizmi reddetmek, artık Türkiye'yi bilmeyi reddetmektir. Demek ki "alkın" değil "alkin" olursa, baba ve iki oğul profesör oluyorlar ve bütün televizyonlarda sütun başı çıkıyorlar..

Wolfowitz Polonya Yahudi'si ve Aşkenaz mı?

Tabi, tabii "Oviç" Slav dillerde "Oğlu" demektir. Bu arada Turan Yavuz'un yeni yayınlanan "Çuvallayan ittifak" kitabını da önemli buluyorum. Yavuz da, Zalmay'ın bu çete içinde olduğunu teyit ediyor. Bir de Wolfoviç için, Türkiye ile ilgili tartışmalarda "Kuroğlu" dendiğini de kaydediyor, Amerikan tarafı adını böyle Türkçeye çevirerek şifre yapıyormuş ki çeviri yerindedir. Turan Yavuz, meşhur çuval operasyonunu da Wolfovvitz'in tertiplediğini kaydediyor ki, doğruysa, Yahudi ve israel kini'dir.

Çok kesin söyleyemeyiz, ama Kuzey Afrika'dan gelen gizli Yahudilerde  "duran" adını görüyoruz, bunlar, Doğu Akdeniz sahillerine yerleştiler. Karadeniz'in öbür yakasına gelenler ve göç edenler de Karadeniz bölgemize yerleştiler. Rize'de çok yahudi buluyoruz.

Nedir bu Kaya? Kırım'da bir semt vardır. O semtin adı Sıla-ı Cıfıt'dır ve çoğu buradan geliyor. Yüzlerinde tatariş ifade hala var ve Kırım'a ve bu yere bağlılıkları var. Arman Kırım da, Kırım'dan gelmiş olabilir...

Bildiğimiz çıfıt anlamında mı?

Evet, "çıfıt"; ancak izin verin bu sözcük üzerinde durmak için zamanımız yok, cıv-ıd, civ-it olarak düşünün lütfen ve Fransızca juif, İngilizce jew, ki "cıv" diyebiliyoruz, demek yakınlar. Küçümseme yok, "çıfıt çarşısı", Yahudi Pazarı anlamındadır.

Kırım'da sıla-ı cıfıt'ta yaşıyorlardı, Çıfıt Kalesi veya Çıfıt Kayası anlamındadır. "Kale" soyadını da taşıyorlar, fakat daha çok kaya'yı seviyorlar.

Doğrudan doğruya sela veya sıla var; sela'yı selah yapmakta hiçbir sakınca bulmuyorum. Selah Birsel ve Korutürk'ün büyükelçi oğlu buradadır ki Selah Cimcoz'u karakaşi olarak biliyoruz. "Sıla" son modadır.

Kızları da "zehra" idi ki, tamıtamamına İbrani "zohar" karşılığıdır; zehra veya zohar, Kabala'mn en temel kitabının, sefer ha-zohar, adı oluyor. Sistem tamamdır.

İşte böyle, magazin mi, bir skandal-dan diğerine koşuyoruz, .gazeteler her gün birini icat etmek zorundalar, artık başka yolla halkı uyutamayacaklarım anladılar, artık buna skandal manage-ment diyoruz. Eskiden bir söz vardı, "ne atom bombası ne londra konferansı", artık yeter ki birbirini sapsınlar ve yeter ki öpüşsünler ve yeter ki yapsınlar, D-Ö ise bir fotoğrafçı konumunda.. (D:Aydın Doğan.... Ö: Ertuğrul Özkök)

Masonluk ve Sabataizm!

Evet, Büyük Klüb'e Duran Akbulut yeniden seçildi ve Yağız Dağlı, kaybetti. Buna da geleceğiz. Şimdi teoremleri sıralıyorum.

Bir: Her Büyük Klüp üyesi mason değildir, belki eşantiyon misli mason olmayanlar da var. Ancak, Büyük Klüp, Cercle d'Orient, içlerine kadınları da üye olarak aldıkları, masonizmin açık örgütü gibidir.

İki: Her mason, sabetayist değildir. Ancak masonizmin yönetcileri sabetayisttirler. Masonizm, sabetayizmin cephe örgütü sayılabilir.

Bu teoreme göre hem Kaya Paşakay'ın ve hem de Asım Ak'in Hoca'nın sabetayist olduklarını düşünebiliyoruz. Ama şimdilik kesin değildir.

Üç: Ak'ı ayrı yazmaya ak-istlerden sonra bir de mason başına çok önem verdiğini anlıyoruz.

Masonluk Türkiye'de Yahudiliğin ve Sabetayizmin cephe örgütüdür. Büyük Kulüp ise masonluğun açık yüzüdür. Bunların üçünü birbirinden ayırt etmek gülünçtür. Masonların hepsi İbrani asıllıdır, diyemeyiz, birkaç tane Elen vardır, birkaç tane Ermeni asıllı vardır, birkaç tane Türk-Müslüman vardır. "Ama masonlukla sabetayizm çok büyük ölçüde aynıdır", demekte mümkündür. Tabi sabetayizmin dışında varolan Yahudilerimiz de, hem masonik örgütte ve hem de Büyük Klüp'te vardır ve güçlüdür.

Masonlukta Türk, Ermeni, Elen var dediniz. Bunların masonluğun altında bulunmasına karşın yükselme ya da yönetime gelme imkânları var mı?

Bakın daha önceki üstad-ı azam Akev'di. İbrani asıllıdır. Masonların ilk üstad-ı azamı Talât Paşa ibrani asıllıdır, bunda artık bir kuşkumuz kalmamıştır. Bu Ak'in de çok büyük bir ihtimalle Ibrani asıllı olduğunu düşünüyoruz.ihraç edilen Kaya Paşakay'ın şimdiki eşinin adının "Rabia" olduğunu okuduk..

Paşakay da böyle çıkıyor. Demek ki Mason örgütünü yönetenler, Süleyman Demirel'e, mason olmasına rağmen Müslüman tabanı yatıştırmak üzere "mason değil" kağıdını veren Necdet Egeran dahil, İbrani asıllıdır. Sabetayizm masonizmin, masonizm de Büyük Klüp'ün yönetimini başkasına vermeye yanaşmamaktadır. Yağız Dağlı kazansaydı, bu teorem yine bozulmayacaktır. Şimdi şeytani kuralı açıklıyorum: Eğer, Elif, evinize temizliğe gelen bir kadınsa, Türk-Müslümandır. Ama New York'ta yükselmiş bir kadınsa, hele bir ayağı Amerika'da bir ayağı Bilgi Üniversitesi'nde bulunan bir Elif ise, çok büyük bir ihtimalle ibrani asıllıdır. Aynı şekilde köydeki dokuzuncu oğlan "duran" ise, Türk-Müslümandır. Amma, Filiz Akın mahdumu İlker Inanoğlu'ndan ayrılma ve Moris Kohen ile evlilik yolunda bir Duran ise, büyük ihtimalle ibrani kökenlidir... Gelelim Duran Akbulut'a...

Zaten. "Simon bin Duran" adını her yerde kullanıyorlar.

Duran Beyefendi'nin Karadeniz'in öbür kıyısından gelmiş olması ihtimali yüksektir. İstanbul doğumlu, ailesinin Karadeniz'den geldiğini tahmin ediyorum.

Bu Guzi'nin bundan önceki yattığı insan Filiz Akın'ın oğlu idi. Filiz Akın'ın ne olduğunu bilemeyiz. Uzun müddet Paris'te idi ve Lübnanlı görünen bir ibraniyle yaşadı. Sanıyorum istihbaratçı idi, Mossad'tan olabilir. Aynı zamanda Emel Sayın da bir Yahudi ile görünürde evlilik yapmıştı, Mossad'tan olduğundan kuşku duymuyorum.

Adı, David Youhannes, idi...


Aydın Doğan ve Masonluk!

Aaa işte size bir sürpriz; Aydın Doğan! Ne yazıyor? Tüccar ve adrese bakın, Sirkeci. Demek üye olduğunda Sirkeci'de taksitle Koç'un beyazlarını satıyormuş ve şimdi dolar milyarderi oluvermiş, demek hakikaten birinci sınıfız. Daha neler var, kimler yok burada, Coşkun Kırca... Bedrettin Dalan-Mühendis. Adres neyi vermiş? İstanbul Belediye Sarayı! Demek ki Belediye Reisi olduğu zaman olmuş. Usul budur.

Burada hiç yarbay veya albay üye göremezsiniz, ya korgeneral ya da orgeneraldir. Bedrettin Bey'i, belediye başkanı olunca kabul etmişler, iktidarda olanları alıyorlar.

Burada bir nevi kumar oynanıyor ve bize gelen bilgilere göre iktidarda olan üyelerin kumarda kazanmaları esasdır..

İşte, Berat Akgerman...

Evet bütün soyu masonluğa üyedir. "Berat", Sabetay Sevi'nin son olarak yaşadığı ve öldüğü kentin adıdır. Sabetayistlerimiz kutsal sayıyor ve bu nedenle "berat" adını alıyorlar.

Bir talihsizlik, Tayyip Erdoğan'ın damadının adı da berat'tır. Kitaplarımda var. Bunu sadece bir tesadüf sayıyorum, her halde "beraat" olacaktı ve nüfus memuru yanlış yazmıştır, diyoruz..

Bir de Bülent Öztürkmen.. DPTden...

Hayır, esas Mit'tendi.. Ama DPTdeydi.

Ayrıca, Sinyor Can Bartu, Bülent Ulusu, bir zamanlar Birinci Ordu Komutanı Kemal Atalay..

Efendim bakın şimdi göstermeyeceğim bu Büyük Kulüp'te kimler yok ki.. Burada benim dikkatimi çeken iki kişi var. Bir, Serbülent Bingöl bir de Şahap Kocatopçu bunlar da doğuştan Bakan'dırlar, ikisi de, her askeri darbeden sonra bakan olurlar, siz neye Bakan olduklarını bilemezsiniz! Ama böyle benim ki gibi bir defteriniz olursa elinizde, bakarsınız, buradan çıkarlar. Görürsünüz.

Sabetayistlermiz hem "varız" diyorlar ve hem de kendilerini saklamak ihtiyacı duyuyorlar. Sık sık kamuflaja başvuruyorlar.

Önce şu, "beyaz Türk-zenci Türk" ayrımı bir sabetayist icadıdır. Bana bunu Nazlı Ilıcak'ın çıkarttığını söylemişlerdi, çıkartmasa bile yaymıştır, kamuflaj malzemesidir. A-Nazlı'nın ailesi İbrada'lı olup, ibrada adı üzerinde İbrani yatağıdır. Kızı "Aslı" oğlu Mehmet Ali'dir, kendi evliliklerini bilemiyorum, çocuklarını ibrani asıllılarla evlendirmişti. Bu, ak-istlerde Yahudi hegemonyasını gizleme amacına matufdur, İslam'ın judaize olduğunu (yani İslami Yahudileştirme çabalarının bulunduğunu) da saklamaya çalışıyorlar.

Hayim Naum'u bilir misiniz; biz alyansist hahambaşı olarak tanıyoruz. Anadolu'da bir devlet olmasını istiyordu, oğlu Bernar Naum, Vehbi Koç'un ortağı ve torun Jak Naum, önce Koç Holding'in ve şimdi Aydın Doğan'ın memurudur. Hahambaşı Hayim, bir incelemesinde, Yahudiler'in hep deniz kenarına ve su yollarına yerleştiklerini yazıyordu ki pek doğrudur. Kayseri bir istisnadır, Kayseri'de her zaman çok Yahudi yaşadı. (Bu Hayim Nahum Lozan'da İsmet İnönü'nün akıl Hocasıdır. M.Ç.)

Ne önemi var, demeyiniz, lütfen. Bazen Türkiye'de yüksek görev sandalyesine oturanlar, başka yere değil, ya "Kayseri'ye liman yapmak" ya da, "Kayseri'ye deniz getirmek" vaadinde bulunuyorlar. Her halde bunun içindir, Yahudi tarihindeki bu eksikliği gidermek isteyebiliyorlar. Güven vermek istiyorlar. (Abdullah Gül kimlerdendir. M.Ç.)







[1] Ferhat Ünlü / 22.12.2007 / Sabah


Bu yazarin diger makaleleri

"İBRAHİM YOLU" MU, "ABRAHAM OYUNU" MU?
  Kur'ani ve tarihi gerçekler kesinlikle ortaya koymuştur ki: Hz....
Devami
ERMENİSTAN'IN KATLİAMLARI
Başta Hıristiyan Haçlılar, tüm küfür dünyasının Türklere düşmanlığı, Müslümanlıklarından dolayıdır.  Çünkü...
Devami
YOK OLMADAN VAR OLUNMAZ (ŞİİR)
  YOK OLMADAN VAR OLUNMAZ          Allah Rasul ve Kur’an’a, tam inanıp...
Devami
NASIL GİDİYOR SA!..
  Şeriata küfür etti Şeytan ile huzur etti Nice yüz bin kusur etti Yine...
Devami
SEZAİ KARAKOÇ'UN ÖDÜLÜ VE ÖDÜNÜ
  Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca her yıl verilen "Kültür ve...
Devami
ÖLÜMÜ ÖLDÜREN KAHRAMANLAR
Bir vesile ile uğradığımız Antakya'da, Habibi Neccar camisinde kıldığımız namazlardan...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 7811

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR