Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün7040
mod_vvisit_counterDün6470
mod_vvisit_counterBu Hafta26750
mod_vvisit_counterGeçen hafta46951
mod_vvisit_counterBu Ay196204
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16631120

IP'niz: 3.230.1.126
Bugün: 29 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12115960

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

TÜRKİYE AMERİKA'YI YENECEK GÜÇTEDİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfMükemmel 

"Türkiye'nin emperyalist kuşatmayı kıracak, her türlü gücü var, ama özgüveni olan bir Milli Yönetimi yok!

Teknolojik ve psikolojik birikimleri ve pratik deneyimleri bakımından dünyanın sayılı silahlı kuvvetleri arasındaki ordusu, inançlı ve kararlı bir siyasi iktidarla uyumlu çalışma şansını yakalarsa, karşı karşıya gelmeleri halinde Amerika'yı bile bozguna uğratacak yetenek ve yeterliliktedir!"


Bu sözler, sadece temenni ve teselli makamında sarf edilmiş şahsi görüşlerimiz olmayıp; Hakkâri Dağ komando Tugay Komutanlığı ve Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanlığı gibi çok önemli ve şerefli görevleri başarıyla yürüten emekli Tuğgeneral Alaeddin Parmaksız'ın da: "Türk-Amerikan Savaşı-Kanlı Deprem" kitabında vurguladığı gerçeklere uygun bir değerlendirmedir.

Amerika'ya teslimiyeti, imanlarının temeli haline getiren ılımlı İslamcılardan, Milli onur ve umudunu yitirip Siyonist odakların himayesinden başka bir himmeti ve haysiyeti kalmamış Devrim ve Atatürk istismarcılarına kadar, maalesef toplumun büyük kesimini etkileyen aşağılık kompleksini yıkıp, yeni bir diriliş ve direniş potansiyelini tetikleyecek böyle bir kitabı yazan Paşamız en içten tebrik ve takdiri hak etmektedir.

Düşmanı hayal mahsulü uydurma Rambo filmlerinden ve Amerikan taparların safsata hakimiyetinden değil, şairin dediği gibi:

"Şencileyin hasmı, rüyada değil,

Topun namlusunda gören" ve bizzat savaşarak öğrenen, cesaretli, haysiyet sahibi ve Milli hassasiyet ehli bir Paşamızdan dinlemek fırsatını sunan Fikret Akfırat Beyi de kutlamak gerekir.

E.Tümg. Alâeddin Parmaksız'la "Kanlı Deprem" kurgu romanıyla ilgili yaptığı söyleşi de: "Türk-Amerikan savaşında kim yener?" sorusuna verilen gerçekçi ve özgüven içerikli yanıtlar, küllenen umutları diriltiyor

Bir kurgu roman... Ama tarihsel ve maddi gerçeklik temelinde kaleme alınmış. Aynı zamanda somut bilgilere dayanıyor. E. Tümg. Alaettin Parmaksız, TSK içinde uzun yıllar boyunca ve farklı görevlerde edindiği tecrübelere dayanarak, ABD'ye değil, Türkiye'ye ve TSK'ya rağmen bu bölgede bir şey yapılamayacağını ortaya koyuyor. İşte ABD'nin Metal Fırtınası'na karşı Türkiye'nin milli gücünün haykırışı...

Türk-Amerikan ilişkileri Türkiye'nin en önemli gündem maddesi. 2003 yılında ABD'nin Irak'ı işgali ilişkilere yeni bir boyut kazandırdı. 1952'den bu yana devam eden ikili ilişkilerin seyri bu tarihten sonra değişik çizgide ilerlemeye başladı. Aslında 1991 Körfez savaşıyla birlikte yeni bir döneme girilmişti ve Türkiye'deki algılama da ABD ile ilişkiler konusunda; hem devlet içinde hem halk içinde değişik bir boyuta sıçradı. E. Tümg. Alaettin Parmaksız Türk-Amerikan ilişkilerini masaya yatırıyor. E. Tümg. Parmaksız, bu kitaptan önce de "Burası Hakkari Ankara'dan Göründüğü Gibi Değil" ve "Komutanım Ben Şehit miyim" kitaplarını yayınladı. Bu kitaplarla, daha çok terörün boyutları, teröre karşı mücadelenin seyri ve izlenmesi gereken yöntemler konusunda örneklerden yola çıkarak çözüm önerilerini ortaya koyuyor. Fakat son kitabı daha da ilgi çekici. "Türk-Amerikan Savaşı-Kanlı Deprem" başlığıyla yayınlanan kitapta, Türkiye ile ABD arasında çıkacak bir çatışma ele alnıyor. Bu kurgu roman» da ABD, Ankara'yı işgal etmek için hazırlık yapıyor ancak sonu hüsranla biten bu savaşı Türk Ordusu ve milleti büyük bir galibiyet kazanıyor.

Kitapta, olayların başladığı tarih dikkat çekici. Kitap Şubat 2008'de başlıyor, Temmuz 2008'de sona eriyor. Tarih konusunda E. Tümg. Parmaksız "Aslında o 2008 tarihini yazıp yazmamakta çok tereddüt ettim. Olayı bir tarih içinde kurgulamak gerekliydi. Bir zaman aralığı belirlemek gerekiyordu/ "Bu olaylar ne kadarlık zaman içerisinde cereyan edebilir" diye düşündüm ve zaman aralığını belirledim tarihi de güncel olması için bu şekilde seçtim" diyor.

Şimdi Aydınlık'ın sorularını E. Paşamızın yanıtlarını aktarıyoruz:

Türkiye'ye rağmen hiçbir şey yapılamayacaktır!

Kitapta Türkiye ile ABD arasındaki bir kurgu savaştan söz ediyorsunuz. Bu kitabın yazılma amacı nedir?

Bu kitap sizin de belirttiğiniz gibi bir kurgu roman. Ama kurgu roman yazarken Türk-Amerikan ilişkilerinin bazı kırılma noktaları esas alındı. Kitapta bu kırılma noktaları bir savaş senaryosu içinde işleniyor. Türk halkının beyninde "ABD'ye rağmen dünyada hiçbir şey yapılamaz, ABD dünyada istediğini yapar, ABD Türkiye'de' istediğini yapar" imajı var. Yani biz beyinlerimizi ABD'ye teslim etmiş durumdayız. Bu düşünce eğitimli ve eğitimsiz, toplumumuzun büyük bir kesiminde ağır basıyor.

Ben bütün bunları kabul etmeyen bir Türk vatandaşı olarak ABD'ye rağmen değil, Türkiye'ye rağmen, Türk halkına rağmen, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne rağmen bir şey yapılamayacağını ortaya koyan bir eser yazmak istedim. Sonra düşündüm "bu nasıl kurgulanabilir?" diye. Bunun en iyi şeklinin roman olacağını düşündüm. Tarihsel olaylara dayanarak bir roman kurguladım.

Türk Silahlı Kuvvetleri'ni özellikle vurguluyorum. Bunun nedeni asker kökenli olmam değil. Bugün küreselleşmenin önünde duran en büyük direnç milli devletlerdir. Milli devletleri ayakta tutan örgütlü faaliyetlerdir. Bunlar siyasi partiler olabilir, sivil toplum örgütleri veya silahlı kuvvetler gibi organize güçler olabilir. Türkiye'de, siyasal partilere baktığınız zaman toplumdan kitlesel olarak oy alan siyasi partiler maalesef "ABD'ye rağmen bir şey yapılamaz" diyor. "ABD'ye rağmen bir şeyler yapılabilir" diyen partilerse toplumdan maalesef destek görmüyor. Çünkü karşı taraf beyinleri o şekilde organize ediyor. Silahlı Kuvvetler, Türkiye'de küreselleşmeye direnç gösteren en büyük örgütlü güçtür. Türkiye Cumhuriyeti, milli devlet, üniter devlet, tam bağımsız devlet ve çağdaş devlet ilkeleri üzerine kurmuştur. Bugün bunun en büyük savunucusu ve kontrol altına alınması en zor olan kuvvet ise Silahlı Kuvvetler'dir. Dolayısıyla ben de diyorum ki Türk halkına rağmen, Türk halkının ortaya çıkardığı bu organizasyona ve Türk Silahlı Kuvvetleri'ne rağmen bu Anadolu topraklarında bir şey yapılamaz. Kitabımda onu vurguladım, onu yazdım.

Anadolu insanının iktidarı yaklaşmaktadır

Bugünkü ilişkiler bu şekilde cereyan ederse kaçınılmaz olarak bir Türk-Amerikan savaşı gerçekleşecektir diyorsunuz?

ABD'nin istekleriyle Anadolu'nun direnci bu noktada çatışacak. Her ne kadar televizyon yayınlarına baktığımız zaman, bazı yayın organları hariç, genel olarak Türk medyasına hakim olan televizyon yayınlarını izlediğiz zaman sanılıyor ki Türk halkının beyinleri hemen işgal edilecek. Ama öyle bir şey yok! Anadolu'ya gidip halkla konuştuğunuz zaman o yayınlar başka bir yerde, o gazeteler başka bir yerde, Anadolu'nun insanı- başka bir yerde. O Anadolu insanının iktidarı, Anadolu'yu yönetmeye başladığı zaman önümüze farklı bir senaryo çıkacak. ABD buyuran, Türkiye doyuran olmayacak. Eşit iki devletin birbiriyle ilişkileri olacak. Eşit iki devletin birbiriyle ilişkilerini ABD hazmedemez ise, bir çatışma kaçınılmaz olacak.

Kitabınızda, Başbakan ve Cumhurbaşkanı da bu direnen kuvvetin içinde bulunmaktadır. Günümüzle karşılaştırırsanız...

Benim cevap vermekte zorlanacağım sorulardan birisi. Şimdi şöyle düşünün kitabı kurgularken 3 günde yazmadım. Kitap 22 Temmuz seçimlerinden önce yayınevine teslim edilmişti. Seçimler öncesinde kamuoyunun beklentileri, iktidar değişikliği olacağı yönündeydi. Şimdi 2008 olduğu için siz bu soruyu sormak durumunda kalıyorsunuz. Ama belki 2010'da, belki 2012'de, belki 2015'te kurgu devam edecek. Ama bugünkü Cumhurbaşkanı veya Başbakan olmayacak. Hani "taç başı akıllandırır" denir ya! Belki de öyle olacak, onlar da mecbur kalacak. Yani "her şeyi verdik ama öyle bir doyumsuzluk noktasına geldiler ki biz de mücadele etmek zorundayız" diyebilirler. Yani bu 2008 tarihinin üzerinde durmaya gerek yok, olayın kurgusuna bakmak lazım.

ABD'nin senaryosu'na karşı Türkiye'nin de senaryosu vardır!

Kitapta, ABD'nin Türkiye'yi Irak'ın kuzeyine çekerek, kaba bir deyimle "burun sürtme" operasyonu yapıp, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni; daha sonra da Ankara 'yi teslim alması gibi bir senaryodan söz ediyorsunuz.

Senaryoda şöyle: ABD, Türkiye'yi PKK terör örgütünün gerek Kuzey Irak'tan kaynaklanan gerekse yurt içindeki yoğun terör faaliyetleriyle ve sizin de kitabınızda gayet iyi belirttiğiniz gibi bir kukla devlet kurulmak suretiyle Türkiye'yi bir çıkmaz sokağa sokmak istiyor. Bu bugünün gerçeği. 5 Kasım'da ne değişti? ABD'nin politikalarında böyle temel değişiklikler olmaz. ABD'nin o senaryosunu bozmak maksadıyla biz kendi inisiyatifimizle Kuzey Irak'a gidiyoruz. Yani onlar bizi oraya çekmiyor.

Bizim senaryolarımızda bu sefer Ortadoğu'nun senaryosunu ABD yazmıyor. Ortadoğu'nun senaryosunu Türk devleti yazıyor. O senaryoda da Türk milletinin hak ve menfaatleri neyse ki bana göre bir Kürt devletinin oluşmamasıdır. O minvalde gelişen olaylar üzerine bu iş zorlamaya gidince Türk devletinin oradaki kukla devletin varlığını ortadan kaldırmak, terörün yuvalanmasını önlemek maksadıyla devlet, elindeki gücü, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni kullanmaya karar veriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri de devletten almış olduğu direktif doğrultusunda gereğini yapıyor.

Şimdi bu ön alma operasyonu deyince aklıma 2003, ABD'nin İşgali öncesinde yapılan tartışmalar da geldi. 1 Mart tezkeresiyle ilgili tartışmalara, görüşlere de yer veriyorsunuz.

Bugün kendi meslektaşlarımdan, komutanlarımdan, büyüklerimden birçoğu, bu işin içinde olan bilim adamı ve siyasetçilerin büyük çoğunluğu 1 Mart tezkeresinin kabul edilmesini öneriyordu. Kişisel fikrim -herkesle tartışabilirim- bana göre o Meclis'in aldığı en hayırlı kararlardan birisi de 1 Mart tezkeresinin reddedilmesidir.

Komutanım yeniden kitabınızın psikolojik yönüne dönmek istiyorum. Türkiye'de şöyle bir bilinç var: "ABD istemeden hiçbir şey yapılamaz", "TSK'nın uçakları ABD'ye karşı ya da ABD'nin istemediği bir yerde kullanılamaz". Neden? Çünkü, "ABD bir düğmeye bastığında her şeyi iptal edebilir". Siz kitapta tam tersinin olacağını gösteriyorsunuz. Bu nasıl gerçekleşiyor?

Psikolojik harekatın tarifini yaparsak insanların duygu ve düşüncelerini etkilemek suretiyle onları davranış değişikliğine zorlamak veya kendi fikirleri doğrultusunda karar almaya itmek veya doğru bilinen konularda zihinlerde soru işareti oluşturmak. İşte bu sizin sözünü ettiğiniz durum, TSK'nın gücü hakkında insanların beyinlerinde soru işareti yaratmak maksadıyla Batı kamuoyu ile birlikte ABD'nin yürüttüğü bir psikolojik harekâtın Türk insanının zihninde yer etmesidir. Peki bu doğru mudur? Bu doğru değildir. Biz NATO'ya girdikten sonra kendi savunma sanayimizi kapatmışız, halbuki NATO'ya giren İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya, Danimarka kendi savunma sanayini sürdürürken biz kapatmışız. 1940'larda 50'lerde de dünyada geçerli olan savunma sanayinde Türkiye'nin bir yeri vardı. Biz kapatmışız ama Kıbrıs krizi çıktıktan sonra kafamızı taşa vurmuşuz. Niye? ABD Johnson Mektubu'nu önümüze koymuş, "Benim verdiğim araç gereçleri benim iznim olmadan kullanamazsın" demiş. Anadolu coğrafyasında yaşayan bir ülkenin bekası için silahlı kuvvetler çok önemlidir. Peki böyle bir durumda biz ne yapmışız, kendi savunma sanayimizi ABD'ye teslim etmişiz. ABD de diyor ki, "Ben izin vermeden kullanamazsın".

ABD bütün milli çıkarlarımızın karşısındadır!

ABD'nin menfaatleri ile Türkiye'nin menfaatleri çatışıyor. Tarihsel sürece baktığımız zaman ABD hiç bir zaman Türkiye'nin milli menfaatleri konusunda Türkiye'yi aktif olarak desteklememiştir. Örneğin Kıbrıs konusu, örneğin Ege konusu. Yani bırakın ikili ilişkileri, ABD burada bile bizi desteklemiyor. NATO'nun bütün ülkeleri PKK terör örgütünü destekliyor, maddi olarak destekliyor, manevi olarak destekliyor, siyasi olarak destekliyor ama bunlara ilişkin herhangi bir işlem yapmıyor. Kıbrıs konusunda Türkiye'nin hiçbir tezinin yanında yer almıyor. Peki Irak'taki oluşumlarla ilgili, Irak'taki Türkmenlerin insanca yaşaması insan haklarından istifade ederek yaşaması ile ilgili hiçbir şekilde yer almıyor, Ermenistan, Karabağ konusunda Türkiye'nin yanında yer almıyor, Türkiye'nin bütün ulusal çıkarlarının karşısında yer alıyor.

Biz ABD'yle bu konjonktürde stratejik müttefik olamayız. Çünkü ABD ile Türkiye'nin Ortadoğu'daki, Kafkaslar'daki ulusal menfaatleri çatışıyor. O zaman stratejik müttefik nasıl olacaksın? Peki siz bana bir örnek verir misiniz 1960'tan bu yana Türkiye'nin hangi hak ve menfaatleri karşısında ABD, Türkiye'yi kayıtsız şartsız desteklemiştir? Ama Türkiye'den kendisine kayıtsız şartsız destek ister. Şurada desteklediğini söylüyor: "Ben Türkiye'nin AB üyeliğini kayıtsız şartsız istiyorum" diyor. Peki bu isteğin ABD'ye bir maliyeti mi var, sadece büyükelçilerine "Toplantılarda Türkiye'yi desteklediğinizi ifade edin" diyor.

O zaman biz ne yapmışız, nasıl bir gaflet içine düşmüşüz? Çünkü bir ülkenin bağımsızlığını koruyacak olan milli ekonomi ve milli savunma sanayisidir, savunma sanayimizi çökertmişiz. 1968'den sonra Türkiye yavaş yavaş uyanmaya başlamıştır. Türkiye bir yandan araç, silah gereçlerini kendisi yapmaya başlamıştır. Bugün inanılmayacak güzel noktalara gelinmiştir.

Artık yeter ki beyinler marazlı medyanın kontrolünden çıkarılmalıdır

Evet, ABD'ye bağımlılığımız vardır. ABD'ye bağımlılığımız Hava Kuvvetleri'nde biraz daha ağırdır ama bu demek değildir ki TSK, ABD'ye rağmen bir şey yapamaz! TSK, ABD'ye rağmen her şeyi yapabilir. Öyle "ABD bir düğmeye basar, her şeyi kontrol eder" diye bir şey yok. Yapacaksa Irak'ta kontrol etsin, Afganistan'da kontrol etsin, Venezuela'da kontrol etsin, Somali'de kontrol etsin. Evet,  ABD güçlü bir ülke ama dünyada her istediğini yapamaz! Yeter ki, insanların beyni kontrol edilmemiş olsun.

Türkiye'nin zafiyeti bana göre elit kesimin, kanaat önderlerinin -halkın demiyorum bakın- beyinlerinin biraz kontrol edilmesindendir, beyinlerinin ABD propagandasıyla doldurulmasındandır. ABD'ye rağmen her şey yapılabilir! Yeter ki siz kendi ülkenizin hak ve menfaatlerini savunma yolunda sağlam ve dik durun.

Sahip olmadığımız şey, milli gücü kullanacak siyasi irade ve iktidardır

Türkiye, ABD'ye rağmen kendi ulusal hak ve menfaatlerini korumak için ekonomik, sosyal, silahlı güce, yeteneğe, imkân ve kabiliyetine sahiptir ama sahip olmadığımız bir şey vardır: Bütün bu milli gücü kullanmak için en önemli şey iradedir. İrade kimdir? Siyasi iradedir, siyasi iradenin inanırlığı olmazsa hiçbir şey yapamazsın. Bu: günkü siyasi iradenin milli gücü kullanma iradesi yoktur, olay budur.

Eğer bizi yönetenlerin beyinlerinde teslimiyet olgusu yer etmezse Türkiye'nin güçlü bir devlet olduğuna, tarihsel bir millet olduğuna ve bu gücü bölgenin barışı için, kendi hak ve menfaatlerimizin korunması için kullanacağına yürekten inanırsa, tabii bu inanış kendi koltuklarının kendi iktidarlarının sürdürülmesi amacına dayanmazsa Türkiye'ye hiç kimse bir şey yapamaz. Olayın özü budur. Kitapta bunu vurgulamaya çalıştım.

Güneydoğu'daki hesapları tutmayacaktır!

Kitapta bir örnek var, ABD'nin planı, güneydoğu bölgemizden bazı işbirlikçiler eşliğinde belli noktaları kontrol altına almak ve orada büyük kitle gösterileri düzenleyerek mevcut hükümetin ve silahlı kuvvetlerin elini kolunu bağlamak. Fakat bu gerçekleşmiyor...

Oradaki insanlar ister kendilerini Kürt olarak tarif etsinler ki, orada herkes kendini Kürt olarak tarif etmiyor zaten, ister Türk olarak tarif etsin nasıl tarif ederse etsin, oradaki insanlar devletine bağlı, ben kitapta bunu anlatmaya çalışıyorum. Ayrılıkçı terör örgütünün amacı nedir? Bir federasyona giden, bir özerkliğe giden bir yapı istiyorlar değil mi? Şimdi bunu kim istiyor? Güneydoğu'da yaşayan kim istiyor? Bizim televizyonlarda gördüklerimiz istiyor, bunlar sürekli televizyonlara çıkarılıyor, peki bu insanlar oranın halkını temsil ediyor mu? Etmiyor! Ben bir şey söylüyorum yapılan bir araştırmada HEP, DEP, DTP ismi hep değişiyor ya bunlara oy veren insanların yüzde 15'i ayrılıkçılık' fikrini savunuyor. Bu, Türkiye nüfusuna vurulduğu zaman yüzde 1'lerin altına düşüyor. Niye sesleri çok çıkıyor, çünkü bir taraftan şiddeti kullanıyorlar bir taraftan da televizyonları kullanıyorlar. Bu bölgenin insanının sıkıntısı, eğer birtakım toplumsal olaylara katıldıysa, devletin asli görevi olan can ve mal güvenliğini sağlayamamasından kaynaklanıyor. PKK'nın baskısı altında kalmışlar. Vatandaşı suçlamaya hakkın yok devlet olarak. Can güvenliğini sağla, onun ihtiyaçlarını gider o zaman PKK ile birlikte oluyorsa yasalarını uygula, cezasını ver. Dolayısıyla PKK o bölgede aslında sahip olmadığı kadar bir gücü temsil eder bir görüntü vermiştir.

ABD'liler de buna güveniyorlar. Senaryo şu: Güneydoğu'da yoğun kitlesel başkaldırılar olacak ve bu başkaldırıları bastırmak için Türk Devleti imkanlarını oraya seferber edecek. Dolayısıyla ABD istediğini arkadan kuşatmak suretiyle elde edecek. Hayır, öyle olmamıştır, hatta şunu düşünün buna canlı örnek daha 3 ay evvel "Türkiye operasyon yaparsa şöyle yaparız böyle yaparız" deyip de dil uzatan, boyundan büyük laf eden içerden ve dışardan bir sürü adamlar vardı. Türkiye operasyon yaptı, ne yapabildiler? Hiçbir şey. Aslında "Kandil bir semboldür, Kandil'de bir şey olursa Diyarbakır'ı karıştırırız" dediği gün, Kandil'i bombalarsın devlet olmanın ölçüsü budur. Kandil'in bir sembol olmadığını sembolün Ankara olduğunu adamın beynine çakarsın, bu psikolojik bir harekâttır.

Son yapılan operasyonda komuta kontrol sistemleri mahvedilmiştir, bir takım hava savunma sistemleri imha edilmiştir, lojistik sistemleri imha edilmiştir ama hepsinden önemlisi şudur: Dengeleri bozulmuştur. Yani "gecesi gündüzü, uzağı yakını olmayan bir yerde ne zaman nerede olacağı belli olmayan bir anda biz sizi gelir bulur vururuz". İşte ABD'ye de bunu diyorum siz Anadolu halkındaki öyle 3-5 PKK'lıya güvenerek bu halkı parçalanmış, bölünmüş addetmeyin. Böyle bir şey yok! Bu halk devletine milletine sahiptir! Bizim kendi içimizde eksikliklerimiz olur, yönetim olarak eksikliklerimiz olur biz onları aramızda konuşur, tartışır hallederiz siz buna güvenerek ayağa filan kalkmayın hüsrana uğrarsınız.

Tayyip Erdoğan'ın Win Wini toplumu oyalama ve avutmadır!

Türkiye'nin hava bombardımanı oldu Irak'ın kuzeyindeki PKK kamplarına. Başkan Bush ile Tayyip Erdoğan ile 5 Kasım'daki görüşmesinden sonra gerçekleşti. Bir alma verme ilişkisinden söz ediliyor bu operasyon çerçevesinde. Türkiye'nin ne istediğini biliyoruz. Terörün sona erdirilmesini istiyor. Ama bunun ötesinde stratejik bir tehdit algılamasından da söz etmemiz gerekir. Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak'ın kuzeyindeki Kukla Devlet oluşumunun Türkiye'nin altını oyduğunu da değerlendiriyor... ABD Türkiye'den ne istiyor?

Ama sizin Baş-bakan'a inanmamış gibi bir haliniz var. Sayın Başbakan "bizden hiçbir şey istemediler" dedi. "Ben böyle bir pazarlığı yapacak şerefsizlik içinde bulunamam" dedi. Cumhurbaşkanımız açıkladı hemen arkasından "Bizden bir şey istemediler"  dedi.  Bir anlık, Başbakanımıza inanalım, Cumhurbaşkanımıza da inanalım. Bu 5 Kasım görüşmeleri ile 5 Ocak görüşmelerini kapsam dışı bırakalım olayın geneli içerisine bakalım. Şimdi uluslararası ilişkiler neye dayanır, karşılıklı iki ülkenin birbiriyle çıkarları varsa bir şeyi almaya bir şeyi vermeye dayanır. Sayın Başbakan Kıbrıs müzakereleri esnasında da aynı şeyi söylemişti, "her iki taraf da kazanacak demişti. Hatta "win win" diye ne kadar güzel İngilizce bildiğini de ortaya koymuştu. Doğrudur uluslararası ilişkilerde ortada bir mutabakatta buluşulursa bir taraf taviz vermiş olmaz yani bir orta yol bir denge bulunduğu zaman bir taraf taviz vermiş olmaz öyle addedilir.

Çuval olayı, Türk halkının kalbindeki kırılma noktasıdır!

1 Mart 2003 Tezkeresi resmi ilişkilerde bir kırılma noktasıdır, ama 4 Temmuz Süleymaniye baskını Türk halkının gönlünde bir kırılma noktasıdır. Bu çok birbirinden farklıdır.

Şimdi olay nedir, 1 Mart 2003 tarihinden itibaren 5 Kasım 2007 tarihine kadar TSK'nın Kuzey Irak'ta operasyon yapmasına ABD, yani bizim iktidar onlardan izin istediği için bu izni vermediği için PKK'yı korumuş ve kollamış mıdır? Ben "erzak vermiştir, lojistik destek sağlamıştır, şunu yapmıştır, bunu yapmıştır" demiyorum. Bir terör örgütü için dış destekteki en büyük ayrıcalık ona korumalı bir alan yaratılmasıdır.

Peki son dört sene içerisinde Silahlı Kuvvetler'in karadan ve havadan oraya müdahale etmesine mani olmak suretiyle PKK terör örgütünü korumuş ve kollamıştır. Dolayısıyla Irak'tan Türkiye'ye yönelen terör eylemlerinin suç ortağı kimdir? ABD. Bunun taşeronu kimdir? Oradaki Barzani ve Talabani'dir. Bu açık bir şey. Peki biz ABD'yle stratejik müttefik miyiz? Yönetime göre stratejik müttefikiz. Peki ABD niye böyle davrandı? Çünkü siz de belirttiniz Sayın Genelkurmay Başkanı bir açıklama yaptı, sanırım Harp Akademileri'ndeki konuşmasındaydı.

Orada şunu söyledi: "Irak'taki oluşumlar Türkiye için stratejik tehdit olma aşamasına geldi", yani bu mealde bir şey söyledi. Ne diyordu Sayın Genelkurmay Başkanı, "Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması Türkiye için tehdittir" diyordu. "PKK taktiksel bir tehdittir, burada kurulacak Kürt devleti stratejik bir tehdittir. Yani ülkenin bekasına yönelik bir tehdittir" diyordu. Peki Dick Cheney ne diyor, "İspanya'dan Çin'e kadar bizim gerçek müttefikimiz Kürtlerdir" diyor.

Burada böyle bir yönetimin kurulması ve yaşaması Türkiye'ye rağmen mümkün değildir. Bütün dünya şunu bilsin, Kuzey Irak'ta Türkiye istemeden bir Kürt devleti ilan edilse de ayakta kalamaz. Yani sadece askeri olarak müdahale etmemiz gerekmez. Eğer biz istersek, ekonomik, sosyal, kültürel olarak onları boğarız ve orada bir devlet yaşayamaz. Çünkü denize çıkış yok, petrolünü satabileceği bir yer yok.

Abdullah Gül'ün taahhüdü

Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız, "PKK'yı defetsinler, Irak'a yapacağımız yardımları on katına, daha da fazlasına artırırız" dedi. Ben zannediyordum ki Türkiye'de parlamenter sistem var. Hâlbuki Başkanlık sistemine geçmişiz. Böyle taahhütlerde bulunuyor. Aslında neyin taahhüdünde bulunuyor, "PKK'yı buradan söküp atarsanız, biz buradaki oluşuma ses çıkarmayız" demek istiyor. İşimizi PKK diye diye ABD'ye havale edince ABD PKK'ya sarıldı ve kendi siyasi otoritemiz, bu operasyonları yapma iradesini gösteremediği için ABD'nin elinde böyle bir koz doğdu. Bizden istenilen bir, "benim Irak'taki oluşumuma ses çıkarmayacaksın", iki, "İran'a karşı beni destekleyeceksin".

ABD neden Türkiye'yi kaybetmek istesin, yanına çekmek yerine Türkiye'yi parçalaması, neden Türkiye'yi parçalamak istesin?

Türkiye'yi kaybetmek istemez, o doğru. Ama bugünkü iktidarlar her zaman devam etmeyebilir. Türkiye gerek coğrafyası, ekonomik potansiyeli, devlet geleneği, bölgedeki tarihsel ve kültürel gücü nedeniyle Balkanları, Kafkasları ve Ortadoğu'yu doğrudan etkileme gücüne sahip bir bölgesel merkezi bir devlet olarak yükselme imkânına sahip. Çünkü nüfus olarak 70 milyonlarda. Bütün borçlarımıza rağmen Türkiye dünyanın 16'ncı büyük ekonomisine sahip. Jeostratejik konumu nedeniyle çok önemlidir. Bölgesel bir güç olarak ortaya çıkması için milli iktidarların on beş sene yönetmesi yeter. ABD'nin göze alamadığı bu.

Türkiye'nin vermesi gereken karar, bağımsız ve milli çıkarlara uygun olmalıdır!

Kitabınız zaferle sona eriyor, Türkiye'nin zaferiyle. Şöyle bir uluslararası saflaşmadan söz ediyorsunuz. Türkiye-Rusya-Çin-İran ekseni oluşuyor ABD'nin saldırısı karşısında. ABD'nin yanında ise İngiltere ve diğer ülkeler. Dünyanın bugünkü gidişatıyla, Türkiye'nin gidişatıyla, kitapta gündeme getirdiğiniz saflaşma arasında karşılaştırma yaparsak?..

Atatürk "Tam bağımsız Türkiye" demiştir. Bunun temelinde ekonomik bağımsızlık, siyasi bağımsızlık temeldir. İzmir İktisat Kongresi'ni topladığı zaman henüz Cumhuriyet ilan edilmemiştir, şunu söylemiştir: "Askeri zaferlerimizi ekonomik zaferlerle taçlandırmadan bu zaferlerin bir anlamı yoktur" şeklinde bir tarif yapmıştır. 193 8'e kadar Türkiye tam bağımsız bir politika izlemiştir. 1938'le 1950 arası İnönü zamanı aslında 1940'lara kadarki dünya politikasını Viyana Konferansı ve Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki politik şekillenme ortaya koymuştur. Ama İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD'nin dünyada bir güç olarak ortaya çıkmasıyla yeni bir şekillenme ortaya çıkmıştır ve Türkiye 1950'lerde ABD-Rusya arasındaki paylaşımda Batı'ya itilmiştir. Türkiye 1990 yılına kadar dış politikasını Batı'ya entegre etmiştir.

Türkiye'nin milli çıkarlarının uyumsuzlukları da NATO içerisinde örtbas edilmiştir. NATO yıkıldıktan sonra şu anda aslında her şeyin belli olduğu bir belirsizlik dönemi ortamı olsa da dünya yeni ikili-üçlü kutuplaşmaya doğru gidiyor. Türkiye'nin önümüzdeki 10-15 yılda vereceği en önemli kararlardan birisi olacaktır. Türkiye Batı paktında devam mı edecek, kendi başına milli bağımsız bir politika mı belirleyecek, yeni oluşmakta olan Rusya-Çin-Hindistan-İran eksenine mi yönelecek? Türkiye'nin 10-15 yılda tartışacağı ve gelecek yüz yılı için karar vereceği en önemli konulardan birisi bu. Türkiye hangisine karar vermeli? Atatürk, "Batı'ya gidin" dememiş, "muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkın" demiş. Ama bizim akıllı analizler yapmamız lazım. Ne Batıcı, ne Doğucu olmamız lazım. Ne ABD düşmanı, ne ABD uşağı olmalıyız. Türkiye'nin hak ve menfaatleri nerede ise orada olmalıyız. O zaman bizim oturup "dünya nereye gidiyor?" diye çok ciddi ekonomik analizler yapmamız lazım. Bu ekonomik analizlerin sonucunda, eğer dünya ekonomik kaynaklar üzerinde yeniden şekillenecekse bu ekonomik kaynakların olduğu yer Avrasya'dır. Avrupa'nın gerek nüfus, gerek insan yapısı, gerekse zenginlikler olarak fazla verebileceği bir şey yoktur çünkü sömürü düzeni artık sona ermiştir, sömürgeleri kalmamıştır. Doğu zenginleştikçe Batı'nın ticari sömürüsü de sınırlanacak, her şeyi oradan almayacak. Çin dünya pazarına her şeyi satmaya başladı. Bu nedenle dünyanın yeni ortaya çıkan güçlerinin Avrasya'da olacağını değerlendiriyorum. Tabii bunu yaparken öbür taraflara düşman olalım demiyorum. Avrasya'da çok ciddi ekonomik potansiyel vardır. Avrasya'da bizim kültür potansiyelimiz vardır. Fransızlar Fransızca Konuşan Ülkeler Birliği'ni kuruyor suç olmuyor, İngilizler başka bir örgüt kuruyor suç olmuyor, Güney Amerika'da örgütler kuruluyor suç olmuyor. Biz niye kendimizle, özümüzle bir olan ülkelerle kültürel, ekonomik, askeri işbirliğimizi geliştirmeyelim. Orta Asya'nın kilit ülkeleri olan bu ülkeler, bizim Hindistan'la, Çin'le, Malezya'yla, Endonezya, Kore, Japonya, Rusya'yla daha iyi ilişkilerimize vasıta olmasın. Nedeni ne? Böyle bir neden yok.

Bu analizi yaptıktan sonra, eğer dünyanın geleceği Avrasya'daysa Avrasya'ya yönelelim. Dünyanın geleceği Avrupa'daysa Avrupa'ya yönelelim. Bir analiz yapılsa ortaya çıkar diyorum. Ben dünyanın geleceğinin artık 200-300 yıl Avrasya'da olacağını değerlendiriyorum.





Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

AYIN AYNASI
  İŞİN UZMANLARINA GÖRE DEVALÜASYON GELİYOR !! Yakında büyük bir devalüasyon...
Devami
Kürt Açılımı; ERDOĞAN’IN MI, ÖCALAN’IN MI PLANIDIR?
  • Abdullah Öcalan’ı, Türkiye mi ele geçirmişti, yoksa sinsi amaçlar...
Devami
ORDUYA FESAT SOKMA ÇABALARI
Fehmi Koru E. Org. Hilmi Özkök'ten Medet Bekliyor ve Hüseyin Kıvrıkoğlu'na Yükleniyor! "Hilmi...
Devami
SAKIN ALDANMAYIN VE YILGINLAŞMAYIN: TSK SAĞLAMDIR!
“Ordu Düşmanlığı, Gâvur Uşaklığıdır” yazımızda, GKB ve Kuvvet Komutanlarını “emeklilik...
Devami
28 Şubat Niye Çabuk Bitti ve Türkiye’de KIRK YILDA NE DEĞİŞTİ?
  Bugün 28 Şubat’ı cesaretle(!) eleştiren ve tabi AKP’ye “Helal olsun...
Devami
JEOPOLİTİKTEN STRATEJİYE
  (Geçmişe Bakarak ve Mevcut Potansiyeli Zorlayarak, Geleceği Planlamak) Dünyamızda, denizler...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4498

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR