Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün1818
mod_vvisit_counterDün6515
mod_vvisit_counterBu Hafta32248
mod_vvisit_counterGeçen hafta41908
mod_vvisit_counterBu Ay20507
mod_vvisit_counterGeçen Ay257768
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15661138

IP'niz: 3.236.126.69
Bugün: 04 Tem 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11752161

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

DAVOS GÖRÜNTÜSÜ VE DAVUL GÜRÜLTÜSÜ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

Evet, Peres Teresi, Davos'ta "stratejik süprüntü"ye dönmüştü. Bu tavır Siyonistlerin, tapındıkları dünyalık arzuları ve şeytani amaçları için, hangi kılıklara gireceklerinin ve ne tür fedakârlıklara katlanabileceklerinin de resmini sergiliyordu. Tabi, yakinen inanıp teslim olarak okumak şartıyla, Kur'an'ın ve Resulullah'ın tanıttığı (fıtri değil, tarihi) Yahudi karakterini anlamadan bu olayı sezmek ve çözmek de çok zordu. Ne var ki, Recep Beyin gürültüsü hala kulaklarımızı hırpalıyordu.



Yavuz Selim Meşhur Mısır Seferinden beş ülkenin fatihi olarak dönerken, halkın kendisini karşılamak ve alkışlamak için bekleştiğini duyunca: "Şamataya gerek yok. Biz sadece görevimizi yaptık" diyerek, herkesin evine çekilmesini bekliyor ve yarı gece İstanbul'a giriyordu.

Atalarımız ne güzel söylemişti:

"Soylu kısrak koca bir tay doğuruyor, ama hiç ses çıkarmıyordu. Ama tavuk bir yumurta çıkarıyor, bütün köyü ayağa kaldırıyordu!"

Cengiz Çandar, Başbakanın Davos kahramanlığını kınayan Soner Çağaptay'ın Washington Post'taki "Türkiye'nin batıdan dönüşü" yazısına şu yanıtı veriyordu:

"Washington Post gibi önemli bir gazetede yayınlanan böyle bir yazıyı Türkiye'de okuyan Tayyip Erdoğan alerjisi taşıyanlar, "Bakın, Amerika Türkiye'nin Batı'dan ayrıldığını görüyor. Davos'un faturası ağır olacak"  söylemiyle cephane toplamaya bakacaklar.  Amerika ve Batı'da okuyanlar ise, yazarın Türk kimliğine gözlerini takıp, kendisinin bir "Türkiye uzmanı" olduğu "veri"sinden yola çıkarak, Tayyip Erdoğan'ın Davos'ta İsrail'e karşı koyduğu tavrın, Türkiye'nin Batı'dan ayrılarak "Ortadoğululaştığı" anlamına geldiğini ya da yazıda iddia edildiği gibi Türkiye'nin İran-Arap eksenine kaydığını vurgulamaya başlayacaklar."

Bu sözlerin açılımı:

"Türkiye, Batının (ABD, AB ve İsrail'in) sağlam bir bendesidir. Ve hele AKP zihniyeti emperyalizmin-siyonizmin madalyalı hizmetçisidir. Haçlı batıdan kopup, Müslüman Araplara yanaşması söz konusu bile değildir. Böylesi kuşkular yersizdir ve zarar vericidir" mesajını taşıyordu.

Davos balonu çabuk sönüyordu:

Tayyib bey, gerçekten Davos'ta, İsrail çetesinin terörist başı Şimon Peres'e karşı, bütün İslâm âleminin takdirini kazanan göstermelik bir tavır sergiledi.

Ama ne yazık ki, milletin heyecanı henüz geçmeden, bu hevesin çok sürmeyeceğini gösteren alâmetler belirdi...

İlk gerçekçi açıklama Dışişleri Bakanı Sayın Ali Babacan'dan geldi. Babacan, 'her ne kadar İsrail'e karşı takındığımız tavır ikili münasebetlerimizi sarsar gibi olmuşsa da, bu durum geçicidir, uzun vadede ilişkilerimiz eskisi gibi devam edecektir', mealinde sözler sarf ederek İsrail'e uşaklığın devam edeceğinin işaretini verdi.

İsrail'den özür mahiyetinde geriye dönüş için atılan adımlar bununla sınırlı değildi. Başbakan Yardımcısı Sayın Cemil Çiçek:

- İsrail ile ilişkilerimize önem veriyoruz, bu ilişkileri korumaktan yanayız. diyerek, Başbakan'ın Davos'ta yaptığı konuşmaların, kağıt alevi gibi, gelip geçici bir öfke niteliğinde kaldığı, anlamına gelen bir beyânat verdi.

Eğer Başbakan, Ali Babacan'ın ve Cemil Çiçek'in kendisini tekzip eden bu beyanlarına katılmıyorsa, milletin huzuruna çıkıp açıkça Babacan'a ve Çiçek'e haddini bildirmeliydi.

Başbakan, ben bizzat Şimon Peres'in yüzüne karşı "siz adam öldürmekten zevk alan bir teröristsiniz, dediğim halde, siz, beni nasıl tekzip edersiniz?" diye, onların yanlışlığını belirtmeliydi. Hayır, tam aksine bu açıklamaları destekleyen ve Siyonist merkezlere selam gönderen sözleri kendisi de sık dile getirmişti.

Şimdi, İsrail'in, bir terörist devlet olduğunu bile bile, biz İsrail ile eski hamam eski tas ilişkilerimizi olduğu gibi devam ettireceğiz, politikamızda hiçbir değişiklik yapmak niyetinde değiliz derseniz, sizin için Davos gerçekten bitmiştir. Hatta yalnız Davos bitmemiştir, milletimizin itimadı ve güveni de bitmiştir.

Daha önceki bir yazımızda, Tayyib Bey "Hem ağlar hem giderim" çelişkisi içindedir demiştik. Demek ki tahminimizde yanılmamışız.

İktidar partisi temsilcilerinin sergiledikleri bu (U) dönüşü kesinlikle affedilmesi mümkün hallerden değildir. Milletimizin beklentileri ise, Başbakan'ın DİK DURUŞUNA devam etmesi, hatta İsrail liderlerinin, uluslararası mahkemelerde haklarında, derhal ceza davaları açılması için Hükümetimizin gereken girişimlerde bulunması yönündedir.

İsrail ile yapılmış olan anlaşmaların feshedilmesi, İsrail pilotlarının Konya'mızda eğitilmesine izin verilmemesi, gibi önlemlerin vakit geçirilmeden alınmasını milletimiz sabırsızlıkla beklemektedir.

Kaldı ki İsrail liderlerinden sadece Ehud Olmert veya sadece Şimon Peres terörist bir kafa yapısına sahip değildir.

Meselâ Netanyahu: "biz iktidara gelirsek, Hamas'ı topyekûn yok edip kökünü kurutacağız, Gazze'deki ateşkes ilânını tanımayacağız." diye hıncını kusan sözler etmektedir. BEN-ARİ ismindeki başka bir parti lideri ise, bütün Filistinli Arapların, ya Venezüela'ya, ya da Türkiye'ye sürgün edilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.

Başbakan'a tavsiyemiz, milletimizin ve hatta İslam âlemi ve insan haklarına duyarlı çevrelerin beklentilerini boşa çıkaracak ve herkesin ümitlerini kıracak adımlar atmaktan vazgeçmesidir.

Aksi halde kendisi için sadece Davos bitmeyecek; "Oyun bitti, sahne paydos!" denilecektir.

AKP borazanı Kanal 7'nin internet sitesi olan "Haber 7'de", Ünal Tanıl isimli bir münafık, Recep T. Erdoğan'ın Davos zaferini(!) alkışlarken:

30 Ocak tarihli "Masaya Yumruğunu vuracak lider arayanlar nerede? Başlıklı yazısında:

"Türkiye'yi Hamas ile aynı cephede göstererek elini zayıflatmaya çalışanlara sesleniyorum. Bırakın bu ideolojik ihtirasları. Türkiye Hamas'ı savunmuyor. Türkiye, basiretsiz, kendi insanını İsrail'in bombalarına hedef yapan terörist ruhunu bırakmamakta direnen Hamas liderlerinin sözcülüğünü yapmıyor..." diyerek,  Hamas hareketini ve liderlerini teröristlikle suçlayıp saçmalıyor ve Recep T. Erdoğan'ın üzerinden İsrail'e yaranmaya çalışıyordu. Hayret, aynı Hizbullah ve Hamas karşıtı sözler, Avrupa Birliği ziyaretinde, Deniz Baykal tarafından dile getiriliyordu. Yani CHP ile Kanal 7 aynı kulvarda koşuyordu.

Oysa AKP de İsrail de yıkılışa hazırlanıyordu

Yvonne Ridley bile, Gazze'ye saldırısının, İsrail için sonun başlangıcı olduğunu yazıyordu:

"İsrail başbakanı Ehud Olmert, Gazze'ye yönelik başarısız siyonist projenin üzerine kapaklanan mağlubiyetten, laf ebeliğiyle, zaferin kırıntısını bile çıkaramaz. Gazze saldırısı, zafer değil, hezimettir.

Basitçe, İsrail'in sonunun başlangıcıdır bu.

İsrail'in askeri bakımdan ispatladığı tek şey, masum kadınları ve çocukları öldürmek konusunda kimsenin kendisiyle yarışamayacağıdır. Filistin halkının varlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen soykırımvari saldırılarıyla, İsrail sadece kendisine ölümcül bir darbe vurmuş oldu. 

Siyonistler iki yıl önce Lübnan'da Hizbullah'tan aldıkları yenilgiyle bozulmuş ve aşağılanmış bir şekilde geri çekildikten sonra, Gazze halkına karşı kolay bir zafer elde edeceklerine inanırlarken mazlumları hafife aldığında neler olacağını bir kez daha öğreniyordu.

Siyonist bombalar karadan, havadan ve denizden dar sahil şeridini döverek Gazze'nin bazı bölgelerini enkaz yığınına çeviriyordu. Kasıtlı olarak George W. Bush'un ABD başkanlığının son günlerine ve İsrail seçimlerinin öncesine getirilmiş acımasız ve vahşi bir kampanya hezimetle sonuçlanıyordu.

Olmert ve bir savaş suçlusu teröristin kızı olan Tzipi Livni Hamas'ı nasıl ezeceklerine ve Kassam roketlerinin İsrail içlerine fırlatılmasına nasıl son vereceklerine dair atıp tutuyordu.

Ve yine masumları oynayan Siyonist Devlet, gübre yakıtıyla çalışan ve ne hikmetse çoğunlukla hiçbir zarara yol açmayan çelimsiz ve az sayıdaki füzeyi durdurma iddiasıyla dünyanın dördüncü büyük ordusunun tasmasını çözerek yeryüzünün nüfusu en yoğun bölgesinin üzerine salıyordu.

Kafaları ve kalpleri kazanmaya çalıştılar ve Hamas'ı taraftarlarını TV, gazetelerle gözden düşürme görevini üstlenen Siyonist düşünce kuruluşlarının desteğini yedeklerine aldılar. Hamas'a yöneltilen ithamların bazıları saçmalık harikasıydı ve komisyoncu editörlerden başka hiç kimse kanmadı.

Sonunda, Hamas'ı ezme güdüsü hüsrana uğradı. Gazze'nin mağdur ama gurulu Müslümanları savaşa karşı yürüyen milyonlar özgüvenle ve yüksek sesle ilan ettiler: "Hepimiz Hamasız" Bu haykırışlar, o nefes kesici kibirleriyle dünyanın kendilerine arka çıkıp alkışlayacağına inanan Olmert, Livni ve ortağını şoka soktu. Beklediklerinin aksine, gezegendeki hemen hemen her şehirde gösteriler, ayaklanmalar, anarşi ve öfke seli, zalimlerin başına boşalıyordu.

Başında İsrail'i desteklediklerini söyleyen politikacılar, halkın tepkisiyle kendileriyle Tel-Aviv arasına mesafe koymaya başlıyordu. Göbek dansı yapan Arap liderler başka türlü kıvırmaya başlarlarken, Arap dünyasının en vahşi diktatörlerinden bazıları, saltanatlarına yönelik darbe ve tezgâh planlarından ürkerek vatandaşları üzerindeki otoritelerini ağırlaştırıyordu.

Arsız "dolar uleması" İsrail karşıtı gösterilerin haram olduğunu iddia eden fetvalar düzüyordu. Danimarka'da Hz. Muhammed'le (S.A.V) alay eden sefil karikatürler yayınlandığında kızgınlığımızı göstermek için bir araya gelen ve yürüyüşe geçenlere aynı kiralık Hocalar alkış tutuyordu. Bu iki yüzlülükleri onların çağdaş Bel'amlar olduklarını ispatlıyordu.

İsrail büyükelçisine tekmeyi basan Hugo Chavez ve onun peşinden giden Bolivya gibi dürüst ve cesur liderler Ortadoğu'da bulunsalar ne iyi olurdu.

Ama İsrail'e en yıkıcı hamle, bu haydut devletle ticari ilişkilerini kesen Körfezdeki müttefiki Katar Emirinden geliyordu.

Halen kaç İsrail askerinin öldüğünü bilmiyoruz... Olmert bu konuda ısrarla sessiz kalıyordu. Tel-Aviv'de cenaze törenlerinin televizyonlarda gösterilmesi yasaklanıyordu. Amerikan ve Avrupa medyasına masumları oynamaya alışkın İsrailliler, yaslarını bile dünyaya alenen gösteremiyordu. Ölenlerin anneleri, eşleri, kızları, bu ikinci başarısız askeri harekâttan dolayı İsrail hükümetini suçlayacak ve hesap soracak diye korkuluyordu.

Ve ümit ederiz ki demokratik seçimle iş başına gelmiş Hamas'ın, masaya oturulacak ve görüşme yapılacak tek taraf olduğunun farkına varılır. Başarısız Filistinli lider Mahmud Abbas artık, savaş zayiatı (collateral damage) olarak algılanır. Bu utanç verici süreç içerisinde İsrail'le yaptığı her hangi bir anlaşma çok geçmeden ortaya çıkacaktır. Sırası gelmişken hatırlatalım; Gazze'deki lüks villasının şarapnel, top ve mermi izinden azade kalmış tek bina olduğunu nasıl açıklayacaktı? Affı olmayan bir saldırıya maruz kalmış bir semtte Onun yazlık villasına Siyonistler dokunmamıştır.

Gazze ise, öncekinden daha güçlü bir şekilde, halkıyla birlikte enkazın üzerinden doğrulacaktır. Dünyada direniş savaşçılarının örneği olan Filistinli Müslümanlar tarihte cesaret ve yiğitlikleriyle anılacaktır.

Birkaç yıl sonra Ortadoğu'daki çocuklar Gazze halkının kahramanlık hikâyelerini dinleyerek büyüyecekler. Emin ellerde yatağa yatırılırken belki de soracaklar: "Peki İsrail'e ne oldu? Gerçekten var mıydı?"

Evet, Kur'an-ı okuyun: Böyle nice zalim ve azgın kavimlerin, acı ve alçaltıcı akıbetlerini anlatmaktadır.

Kahramanlık "kisve"sinin Recep Bey'e giydirilmeye çalışıldığı bir sırada bu iddiaları kimler ve niçin ortaya atıyordu:

İran İslam Cumhuriyeti Devlet Başkanı Mahmut Ahmedinejad'ın Yahudi asılı olduğunu kimler yayıyordu?

İran'da Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'ın "Musevi" olup olmadığı tartışılmaya başlanmıştı.

GazeteciTv adlı internet sitesinde yer alan habere göre, Şii Uzmanlar Meclisi ve aynı zamanda Anayasayı Koruma Konseyi üyesi olan "O, Allah tarafından gönderildi" diyebilecek kadar Ahmedinejad'a yakın duran Abdülkasım Hazali'nin oğlu Dr. Mehdi Hazali:

"Ahmedinejad, Musevi'dir. Onun ailesi ve kökleri araştırılmalıdır. Museviler, güç, para ve mollacığı bir araya getirerek, İran'ı ele geçirdiler" iddiasını ortaya atmıştı.

Dr. Hazali, "İslami İtilaf Partisi Lideri Habibullah Askeravladi'nin de Musevi olduğunu ve sonradan Müslüman soyadı aldığını" belirterek "Musevilerin, kendi amaçlarına ulaşmak için, nesiller boyunca başka din ve mezhepleri kabul etmiş gibi göründüklerini" de vurgulamıştı.

İran'da yaklaşık 25-30 bin Musevi yaşıyordu. Nüfusları az olmasına rağmen, her mecliste sandalyeleri hazır duruyordu. Şii yönetiminin İsrail karşıtı söylemlerine rağmen, hiçbir kısıtlamaya maruz kalmıyordu. Ermeniler de benzer ayrıcalıklara sahip bulunuyordu. Diğer azınlıklar ise yok kabul ediliyordu.

Diasporadaki Yahudi toplumu da İran'da kendilerine sağlanan imtiyazlardan memnuniyet duyuyor ve Ahmedinejad'ı da takdir ediyordu.

Ahmedinejad döneminde, İran'ın resmi televizyonunda, Yahudi soykırımını esas alan bir dizi yayınlanmıştı. İranlı diplomat Habib ile Yahudi asıllı Fransız kızı Sara'nın aşkını anlatan dizi kamuoyunda büyük tartışma yaratmıştı. Dizide, Nazi Soykırımı'ndan kaçan 500 Fransız Yahudi'nin İranlı diplomat tarafından nasıl İran'a kaçırıldığı anlatılıyordu. Fakat, "diplomasinin cilveleri" olarak görülen bu dizi film çok çabuk unutuldu.

Ancak, bu kez durum farklıydı. Çünkü, Dr. Hazali'nin iddiaları şok etkisi yapmıştı. Bu iddiaların herhangi bir manevra ile geçiştirilmesi imkânsızdı. Ahmedinejad, soyağacını çıkarmak zorunda mı kalacaktı?

Evet, Şiilikte "taqqiye" yani kendini gizleme, bilinen bir olaydı. Gazze'de binlerce kişi ölürken Ahmedinejad'ın daha önceden salladığı kurusıkıları hiç hatırlamamıştı. Hani İsrail'i haritadan silinip atılacaktı, bu büyük fırsat kaçırılır mıydı? Yoksa Ahmedinejad İslam âlemindeki Türkiye'nin alternatifsiz liderlik konumunu sarsmak ve örtülü şekilde taqqiye yapıp el altından İsrail'le işbirliği yapmakla İslam âlemine lider ülke olup Şiiliği yaymak peşindedir" iddiaları haklı mıydı?

·                     Ermenistan ve Azerbaycan savaşında, İran'ın Müslüman Azeriler yerine Ermenilere destek vermesi nasıl açıklanacaktı?

·                     Ve dikkat edilirse hangi yüksek rütbeden Yahudi konuşsa diyor ki: "bakın biz iki devlete ve barışa razıyız ama İran bizi yok etmek istiyor bu nedenle barış yapamıyoruz." Acaba İran'ın gizli görevi, İsrail saldırılarına mazeret ve meşruiyet kazandırmak mıydı?

·                     Peki, İsrail ve ABD'nin en büyük düşmanı İran ise, neden Irak'ı üçe bölüp ortasında bir Şii devleti kurmaya çalışmışlardı?

·                     Şiiler en büyük düşmanları ise, bizzat İran'ın adamı olduğu bilinen Nuri Maliki'yi neden Irak'a Amerika başkan yapmıştı? Neden direnişçi Sünniler Irak'ta katledilirken işbirlikçik yapan İran'ın uzantısı Şiiler devletin üst kademelerinde yer almıştı? Soruları da hala yanıt aramaktaydı" diyenler neyi amaçlamıştı?

Vuracak insan; çocuk, kadın, ihtiyar bulamayınca, ağır silahlarla köylülerin zavallı koyunlarına saldıran canavar canilerin "başarılı olması sağ salim dönüp ailelerine kavuşması için dua eden" Kahraman Recep'in, Davos'ta Simon Peres'e kokozlanmasının sırrı elbette ortaya çıkacaktı. Bunlardan birinin de:

"İsrail seçimlerinde Benyamin Netanyahu gibi azgın Siyonist partilerin oy toplamasını sağlamak" olduğu tarafımızdan yazılmıştı. Daha sonra, Başbakan Erdoğan'ın Kastamonu Mitinginde; "Davos yerini buldu. Bakın İsrail'de seçim sonuçları ne oldu?" ifadeleri "cesareti arz ederken rezaletini söyleyen kıpti" misali, Davos'ta Siyonistlerin hazırladığı bir senaryoda figüranlık yaptığının dolaylı itirafıydı.




Bu yazarin diger makaleleri

SİYONİST GÜDÜMLÜ BATININ PANZEHİRİ  VE ERBAKAN’IN SİLAH TEKNOLOJİLERİSİYONİST GÜDÜMLÜ BATININ PANZEHİRİ VE ERBAKAN’IN SİLAH TEKNOLOJİLERİ
Ha Siyonist Joe Biden, Ha Fetullah Gülen; ikisi de aynı...
Devami
KUR’ANİ BAKIŞ AÇISIYLA ÜMİT VE İMAN
Ümit, imanın canı ve hayatın amacıdır. İnsanın inancı da, heyecanı...
Devami
ÇANAKKALE KAHRAMANLIĞINDAN, AÇILIM SAHTEKÂRLIĞINA
Çanakkale saldırısı, İsrail’in kurulması için altyapı oluşturma hazırlığıydı. Siyonist Yahudilerin...
Devami
Fetullah Gülen ve Takipçileri; KUR’AN’I OKUMAZ MI, ANLAMAZ MI?
PKK ile anlaşıp uzlaşmayı ve adım adım Kürdistan’ı oluşturmayı mübah...
Devami
Devlet Planlama Teşkilatı’ndan Korkunç Rapor: SOSYAL DEVLET ÇÖKÜYOR!
  Artık Türkiye, sosyal transferlere Avrupa Birliği’ne üye ülkelerinin ancak yarısı...
Devami
ADİL DÜZENDE DİNİ-AHLAKİ YAPILANMA
Adil Düzende "DİNİ ve AHLAKİ NİZAM" aşağıdaki şekilde kurulacak ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 1591

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR