Get Adobe Flash player
Reklam

İLİM, İMAN VE AKIL'LA YAPILAN; ZİKİR VE FİKİR

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

 

Yeryüzündeki bütün hâdiseler canlılık etrafında dönmekte, her şey hayat fgerçeği etrafında şekillenmektedir. Canlılık ve organik hayat sahibi varlıklar olmasaydı, sadece elementlerden müteşekkil fizikî ve kimyevî bir dünyada bu kadar ince bir sanat ve işleyiş görülmeyeceği gibi, hiçbir problem de olmayacaktı. Kâinatın Sahibi'ni tanıyacak ve tanıtacak varlıkların yaratılmasıyla yeryüzü şenlenmiş; bitki, hayvan ve insan gibi varlıkların her biri, Allah'ın (cc) sınırsız ilmine ve kudretine tercümanlık etmektedir.

 

Doğa Tahlilinde Parça-Bütün Münasebeti

Batılıların tabiatı parçalara ayırarak incelemeyi ‘her şey' zannetme yanılgısı; bütünün göz ardı edilip unutulması ve kainatta geçerli olan kanunlardaki hikmetli işleyişinin anlaşılamaması gibi bir neticeyi doğurmuştur. Bu çarpık bakış, tıbbi ve ekolojik bilimlerde tıkanıklıklara ve yanlış teşhislere sebep olmaktadır.

Son yıllardaki teorik biyoloji çalışmalarında, tabiata bakış açısının ve bu bakışı şekillendiren niyet ve amacın; aile ve cemiyet hayatından, sağlık ve çevreye kadar çeşitli sahalardaki tesirleri dile getirilmektedir. Tabiat hiyerarşisinde en üste yerleştirilen insanın, doymak bilmeyen iştihası ve daha rahat yaşama arzusu, ona bütün varlıklar üzerinde sınırsız bir tasarruf salâhiyeti olduğu zannını vermiştir. Fakat insanın, yaratılış hikmetinde her bakımdan en üstün mevkie yerleştirilmesi, ona bütün tabiatı sömürme hakkını da vermiş midir?!

İnsanın bu düşüncesi, tabiatın henüz tahrip edilmediği ve insan nüfusunun çevre için büyük tehlike teşkil etmediği çağlarda kısmen hoş görülebilir mahiyetteydi. Ancak fizik, kimya ve biyolojideki araştırmalar göstermektedir ki, yolun sonuna gelmek üzereyiz. Sınırsız arzularımızı ve rahat yaşama hırsımızı, tabiatın henüz bâkir çağlarındaki gibi tatmin etme lüksümüz kalmamıştır.

Hem teorik biyoloji hem de biyo-etik çalışmaları adı altında, çevre ve sağlık mevzularına daha ciddi eğilme ve problemlere çare arama gayretleri artmıştır. Yeni Çağ döneminin materyalist ve pozitivist felsefeleriyle sınırları zorlanan bilim anlayışının, tabiata bakış açısında meydana getirdiği tahribat ve insan hayatında sebep olduğu çarpıklıklar neticesinde toplumların huzuru bozulmuştur. Kutsalları dışlayan, metafiziğe soğuk, pozitivist-materyalist düşünceye sahip bilim adamlarının bakış açılarıyla, tabiatın anlaşılamayacağının ve bu tarz bilim adamlarıyla insanlığa huzurlu bir geleceğin müjdelenemeyeceğinin farkına varılmıştır.

Bütün bunlardan sonra bugün "Sistem Biyolojisi" adı altında, tabiatın göz ardı edilmiş yanına dikkat çekilmeye başlanmıştır. Tabiattaki mükemmel nizâma ve bu sistemin işleyişindeki hiyerarşi mantığına dikkatin çekildiği bu çalışmalarda, ekosistemin alt birimleri arasındaki parça-bütün münasebetine dikkat çekilmeye başlanmıştır.

Hayata giden yolda hiyerarşik seviyeler

Canlılığın hususiyetlerini sergileme derecelerini ve hücreden insana kadar kompleksliği giderek artan sistematik organizasyonlardaki plânlı, hassas ve düzenli işleyişlerin izahını, Esmâ-i İlâhî'nin farklı derecelerdeki tecellisine dayandırarak yapmak; materyalistleri memnun etmese de, bu metodun biyoloji felsefesine ait problemlerin çözümünde kullanılabileceği, insaflı ve ufku açık pek çok araştırmacı tarafından artık kabul edilebilir duruma gelmiştir.

Yeryüzündeki bütün hâdiseler canlılık etrafında dönmekte, her şey hayat fgerçeği etrafında şekillenmektedir. Canlılık ve organik hayat sahibi varlıklar olmasaydı, sadece elementlerden müteşekkil fizikî ve kimyevî bir dünyada bu kadar ince bir sanat ve işleyiş görülmeyeceği gibi, hiçbir problem de olmayacaktı. Kâinatın Sahibi'ni tanıyacak ve tanıtacak varlıkların yaratılmasıyla yeryüzü şenlenmiş; bitki, hayvan ve insan gibi varlıkların her biri, Allah'ın (cc) sınırsız ilmine ve kudretine tercümanlık etmektedir.

Bilimin bugün geldiği seviye ile biyolojik, ekolojik ve tıbbî araştırmaların araladığı perdelerin arkasından görülen yeni ufukta; canlılığın tamamen bir yaratılış mu'cizesi olduğunun altı çizilmekte, indirgemeci yaklaşımların eksikliğini gösteren, küllî ve kuşatıcı yorumlara ihtiyaçlar dile getirilmektedir. Allah'ın sanat eserlerine ‘analiz için analiz' anlayışıyla yaklaşma; sadece ‘ne', ‘nasıl' ve ‘nerede' gibi sorulara takılmış, çok dar bir alanda yaptığı derin araştırmalardan başka bir şey bilmeyen, kısır görüşlü, terkip kabiliyetinden mahrum ‘uzman'ları doğurmuştur. Bu ‘uzman'lar, insanlık adına problemleri vuzuha kavuşturamadığı gibi, birçok da problem üretmişlerdir. Bunun birinci sebebi, küllî (holistik) veya kuşatıcı (bütüncül) bakış açılarından mahrum bilim anlayışıdır. Gözü çok iyi bilen bir göz doktorunun, gözün kalble, mideyle münasebetinden habersiz olması "uzman körlüğü" olarak isimlendirilir. Bunun gibi birçok bilim adamı tabiatın herhangi bir tabakasında bilgi sahibi olabiliyor; fakat ilgilendiği tabakanın tabiatın diğer seviyeleriyle olan münasebeti hususunda bir fikir sahibi olamıyordu. İnsanı doku ve organ parçalarından ibaret gören, vücutta sadece ilgilendiği organı çok iyi bilen, fakat vücuttaki diğer sistemlerle bağlantı kurmaktan âciz uzmanların, tedavide çok başarılı olamadıkları; aksine insanı maddî-mânevî bütün fakülteleriyle ele alıp, bütüncül bir nazarla inceleyen hekimlerin -Allah'ın izniyle- çok daha başarılı neticelere vesile oldukları görülmüştür.

Modern bilimin tabiata bu parçalı bakışının sebep olduğu, başta çevre ve sağlık problemlerini görünce, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Be-yân'ın insanlığa sunduğu tefekkür tablolarının ehemmiyetini daha iyi anlıyoruz. Kur'ân'da tabiatın değişik tabakalarından misâller sunulduktan sonra, bizlere "düşünmezler mi, akletmezler mi, tefekkür etmezler mi, tezekkür etmezler mi, görmezler mi?.." diye sorular tevcih edilmesinin hikmetini daha iyi anlıyoruz. Kur'ân da kâinata parça-bütün münasebetini gözeterek bakmaktadır. Birbiriyle alâkasız gibi görünen mevzuların birinden diğerine geçilmesindeki hikmet ancak bu perspektiften bakılınca anlaşılabilir. Bitkilerden bahsettikten sonra, yıldızlara veya gökyüzüne geçilmesi, insanın yaratılışından söz edildikten sonra denizlerin nazara verilmesi ve ardından insan psikolojisi veya hukuk gibi mevzulara girilmesine, bir de bu nazarla bakılırsa, küllî bakış eksikliğinin bir neticesi olarak ortaya çıkan bilim ve insan anlayışının çürüklüğü daha iyi anlaşılacak, ilmî araştırmalara çok daha yeni ufuklar gösterilecektir.

Bu hususun daha iyi anlaşılabilmesi için varlık hiyerarşisine göz atmak yerinde olur. Varlıklardan misâller vererek sergilediğimiz yukarıdaki organizasyon şemasındaki kompleksliğin giderek artması ve her seviyenin, sistemin tamamına bakacak şekilde birbiriyle münasebeti, teleolojik açıdan bakıldığında bütün kâinatı kuşatacak genişlikte plânlı ve âhenkli bir düzenin aksamadan yürütüldüğünü göstermektedir. Bu teleolojik bütünlük merkezde tutulduğu takdirde biyosferdeki düzenin, kendi kendine veya tesadüflerle yürüyen çok basit bir sistem olmadığı açıkça görülecektir. Bu tablodaki birinci basamak olan temel parçacıklardan hücreye kadar olan kısım, cansızlar âlemi; hücreden organizmaya kadar olan kısım, canlılar âlemi olarak ayrılabilir. Organizmadan sonrası ise, canlı ile çevre arasındaki her türlü entegrasyonu içine alan, daha yüksek seviyede münasebetlerin kurulduğu, kompleks sistemler arasındaki organizasyonlardan müteşekkil kısımdır, bu da ekolojik bilimlerin konusudur.

Parça-bütün münasebeti

Kâinata küllî veya sistemci bir anlayışla bakıldığında, bütün sistemlerin, kendilerini meydana getiren parçaların toplamından daha fazla bir değer ifade ettiği kolaylıkla görülür. Parçalar, teker teker fakat gelişigüzel bir araya yığıldığında, bir bütün meydana getirmez. Parçalar, ancak bir sistem ve organizasyon içinde hakiki güç ve değerini gösteren bütünler hâline gelebilir. Parçaların âhenkli çalışması, bütünün sağlıklı olduğunu gösterir. Dolayısıyla bütün, parçaların toplamından daha fazla bir mânâ ifade eder. Parçalardaki eksilmeler veya bozulmalar, sistemin bütünündeki işleyişi bozar. Bu bakış açısıyla; bir türün tabiattan silinip yok edilmesi, ekosistemin işleyişinde arızalara sebep olacak, vücuttaki bir organın eksikliği veya hatalı çalışması vücudun işleyişini bozacaktır. Hiyerarşik nizâm içinde, aşağı seviyelerdeki en küçük bir eksiklik veya bozukluk, büyük arıza ve hasarlara sebep olurken; yukarı seviyelere çıkıldıkça ise, küçük arızalar hemen kendini göstermemekte, süreç uzamakta veya Halîm ve Kerîm Rabb'imizin sistemin içinde koyduğu tamir ve telâfi mekanizmalarıyla tolere edilmektedir.

Bir hücrede mutasyon veya sitoplâzma içine giren çok küçük zehirli bir madde, çok kısa sürede hücrenin ölümüne yol açabilirken, organ veya organ sistemindeki bir arıza, haftalar veya aylar sonra ancak ortaya çıkabilmekte veya sisteme konulan koruyucu mekanizmalar vesilesiyle (immün sistem, hücre tamir mekanizmaları vs) engellenebilmektedir. Zararlı tesirlerin yol açacağı felâketler biyosfer veya ekosistem gibi büyük sistemlerde ise, aylar ve yıllar içinde değil, on yıllar ve yüzyıllar içinde kendini gösterecektir. Buzulların erimesi, ozon tabakasının delinmesi, çölleşme, temiz su kaynaklarının azalması, zehirli atıklarla hava, su ve toprağın kirletilmesi gibi yeryüzü çapındaki felâketleri buna misâl verebiliriz.

Sistemci bakış açısı

Kâinatı hiyerarşik bir organizasyonlar bütünü olarak tarif eden sistem biyolojisinin, bize kazandıracağı en mühim hususlardan biri, kendimizi de kâinat sisteminin bir parçası olarak görmemizdir. İnsanın kendini tabiatın bütün parçalarıyla münasebet içinde görmesi; sevgi, merhamet ve şefkat hislerinin gelişmesine zemin hazırlayacağı gibi, ondaki sınırsız güç vehmini veya kibir gibi hisleri de frenleyebilir. Böylece insan kendinden bir parça olan evlâdına kıyamadığı ve onu korumak için her türlü fedakârlığa katlandığı gibi, ekosistemin bir parçası olarak da içinde bulunduğu sistemi bozucu, yıpratıcı ve yıkıcı davranışlardan uzak kalmaya çalışır.

Varlık ağacının meyvesi veya kâinatın küçültülmüş bir çekirdeği hükmünde olduğunun şuurunda olan insan, tabiatı basit görme, sömürme, tahrip etme ve ölüme kadar gidebilecek bir sona sürükleme davranışlarını terk eder. Uygun bir eğitimle bu bakış açısı kazandırılan, tabiatın bir köle ve sömürülecek bir meta olmadığını fark eden insanlar, sağduyuyla hareket edeceklerinden, onlardan bir kötülük beklenemez. Bu şuura sahip insan, rahat yaşama arzusu hırs, israf ve egoizm gibi menfî davranışlardan daha kolay uzaklaşır. Bir ağacı keserken veya ormanı yakarken bir kere daha düşünür, arabasının egzozunu ihmal etmeden ayarlatır, daha fazla mahsul almak için tarlasında standart dışını fark eden ziraî ilâç kullanmaz, su kaynaklarını kirletecek her türlü atık maddeyi üretmekten vazgeçer. Benzer yaklaşımı sağlığımıza hususunda da gösterebiliriz. Vücudumuzun her hücresi, diğer hücre ve dokularla, her organ ve sistem vücudun bütün parçalarıyla çeşitli derecelerde münasebet içerisindedir. Bugünkü Ortodoks tıp anlayışının getirdiği sadece belli organ ve sistem üzerinde ihtisas anlayışı, insanın bütün olarak ele alınmasını ve anlaşılmasını engelleyici bir yaklaşım tarzıdır. Bedeni ve ruhu birbirinden ayıran, dokuların ve organların işleyişinde bütün tesiri hormon ve sinirlere veren bu anlayış, tıp ilmini, cerrahinin ve sentetik ilâçların darlığına hapsetme gibi bir yanlışa girmiştir. Hâlbuki immün sistem üzerinde yapılan çalışmaların birçoğunda, metafizik âlemin, dua ve inanç eksenli yaklaşımlarının tesiri gösterilmiştir.

Sistemci ve teleolojik organizasyon seviyelerinin işleyişi ile ilgili felsefî altyapının, genellikle idealist düşünce akımlarına dayanması ve metafiziğe daha açık bir ruh yapısını teşvik etmesi, Batıcı aydınlanma döneminin pozitivist ve natürel seleksiyon anlayışınca tenkit edilmiştir. Mânâyı, estetiği, kalbî ve vicdanî kıymet hükümlerini önemsemeyen bu felsefî düşünceler, bilimin, haddini aşacak tarzda yorumlanmasına yol açmış; bu akımların kutsallaştırdığı bilim anlayışı ne yazık ki, başta ekolojik felâketler olmak üzere, insanlık çapında birçok kavganın temeline oturmuştur. Bilimin sınırlarını ve yapabileceklerini daha insafla belirlemedikten ve ekosistemdeki dengeyi tabiî seleksiyon gibi yanlış bir kavrama indirgeme anlayışından vazgeçilmedikten sonra, insanlığın bu ekolojik yıkımı engelleme şansı bulunmamaktadır.

Bütün varlıkları kucaklayacak bir şefkat ve merhamet hareketi geliştirilmedikten sonra, insanlığın rahat ve huzurunun olamayacağı temel bir anlayış olarak kabul edilmelidir. Bütün varlıklar kendi aralarında gayet huzurlu ve âhenkli yaşarken, bizlerin parmak karıştırmasıyla bu âhenk bozuldu. Aklımıza çok güvenerek gerekli-gereksiz sisteme müdahil olmaya kalkıştık ve sistemi bozduk. Bunun temelinde, iki farklı anlayış yatmaktadır. Birincisi "Nasıl olsa bu sistem benim için yaratılmış, her türlü tasarruf hakkı bana aittir, benim her şeye gücüm yeter, istediğimi yer, istediğimi keser, biçerim!" gibi bir düşünceye dayanmaktadır. İkinci yaklaşım tarzı farklı bir noktadan çıksa bile, aynı kötü neticeye varan "Bu tabiat tesadüfen meydana gelmiş, bir sistem ve âhenk görünüyor gibi olsa da, aslında kaos vardır, insanın diğer canlılardan hiçbir farkı yoktur, güçlü olan hayatta kalır(!)" düşüncesidir.

Bu hiyerarşik sistemin işleyişindeki temel dinamikleri anlamak için bir âletin kullanma kılavuzu gibi bir talimatname veya çevre anayasasına ihtiyacımız vardır. Ancak bu anayasanın felsefî alt yapısını ortaya koyacak derin anlayış ufkundan mahrum bırakılan insanlık, aksine mücadele ve güçlü olanın hayatta kalması şeklinde kabul gören tabiî seleksiyon gibi biyolojik bir prensipte sıkışmıştır. Sathî bir nazarla bakıldığında vahşi ve merhametsiz bir mücadele arenası gibi görünen tabiat kitabının, dikkatle incelendiğinde satır aralarında mükemmel bir dengenin çok boyutlu parametreleri okunabilir. Böylece her canlının çoğalmasının sınırları ve ölçülü bir miktarının başka canlılar tarafından gıda olarak kullanılmasının ne kadar hassas bir şekilde yürütüldüğü anlaşılır. Bu mükemmel işleyişin canlı popülâsyonlarının sağlıklı ve dengede kalması açısından ne kadar önemli olduğu da görülür. Böylece bir sivrisineğin veya bir ısırgan otunun bile sebepsiz ve hikmetsiz olmadığını bir hücreli amipin de, çok hücreli balinanın da farklı vazifeler için yapı-fonksiyon münasebeti gösterecek hiyerarşik bir sistemin parçası olduğunu, ayrıca varlıklar arasındaki âhengi, ilmimiz geliştikçe daha iyi anlayabileceğiz.

İnsanlığın samimiyetle imtihanı

Korkunç harp silâhları üretmek için milyarlarca dolar harcayanlar, çöp kutularını ekmek ve yemek artıklarıyla dolduranlar ve fakirlik sebebiyle açlıktan kırılan yığınlar aynı dünyada yaşamaktadır. Böyle bir durumda aç insanlara tabiatı tahrip etmemelerini, hayvanların neslinin tükendiğini, ormanların azaldığını söyleyerek tabiatı koruma gayretleri ne kadar başarılı olabilir? Tabiî seleksiyonun haddini aşan yorumunu ısrarla dayatanlarla, vahşi ve yağmacı gördükleri insanlara tabiatı korumaları gerektiğini söyleyenlerin, aynı insanlar olması acı bir paradoks olarak önümüzde duruyor. Hâlbuki o aç ve fakir insanlar bizim yanlış yorumladığımız biyolojik prensiplerin gereğini yapıyor ve hayatta kalmak için son çare olarak tabiata saldırıyorlar. Diğer taraftan gelişmiş olduğu söylenen ülkeler farklı gerekçelerle aynı tabiatı daha fazla tahrip ediyorlar. Daha lüks ve rahat bir hayat için tabiata zehirli atıkları salanlar, bilgi toplumu olduğu söylenen sanayileşmiş toplumlardır. Afrika ülkelerinin atıklarının büyük çoğunluğu organik mahiyette olduğu hâlde, sanayileşmiş Batı ülkelerinin atıkları daha çok sentetik, kimyevî ve çoğu da çevreye zararlı bileşiklerden müteşekkildir. Böylece tabiat sanayileşmiş ve zengin ülkelerce ağır bir şekilde tahrip edilirken, sanayileşememiş ülkeler de kısmen bu tahribe katılmaktadır. Bu fâsid daireyi kırmak için, ikinci kategorideki ülkelerden bir şey bekleyemeyiz, onlar ancak karınlarını doyurarak hayata tutunmaya çalışıyorlar. Fakat gelişmiş ve sefahat içinde yeryüzünü sömüren ülkeler, bu fâsid daireyi kırabilir. Bu da ancak varlıklardaki hikmetli yapı-çevre münasebetini araştırıp, ekosistemdeki denge ile birlikte yaratılış hiyerarşisinde en üst mertebeye yerleştirilen insanın gerçek mahiyetinin anlaşılması ile mümkün olabilecektir. İnsana hakiki değerini gösterecek, hangi milletten olursa olsun her ferdin, bu sistemdeki insanca yaşama hakkını teslim edecek, bütün yeryüzünü içine alacak bir şefkât ve merhametin hüküm ferma olması, bazılarına ütopik gibi gelse de, çevre gönüllülerinin -bu hususta- bütün fedâkârlıklarını ortaya koymaları ile söz konusu olabilir.

"Hepsinden önemlisi ise, kâinatın bize emanet olarak verilmiş hassas bir hediye olduğunun farkında olan; en küçük zerresinden, biyosferin çeşitli tabakalarına kadar her kademesinde, birbiriyle münasebet içindeki ekosistem saraylarında yaşayan bütün mahlûkata karşı sevgi ve şefkât temelli bir anlayışla yaklaşacak yeni nesillerin yetişmesi için çalışmaktır. Böyle bir çevre anlayışı bütün mahlukâta karşı derin bir hürmet ve muhabbet hissinin doğmasına, bu da insanın insana saygısına ve sevgisine vesile olacaktır. Kur'ânî ilhamların yol gösterdiği sevgiye ve şefkâte dayalı böyle hiyerarşik, sistemci bir ekolojik anlayış, bütün insanlık için desteklenebilecek bir değerler bütünü hâline getirilebilir."[1]



[1] Prof. Arif Sarsılmaz / Sızıntı - Ocak 2006


Bu yazarin diger makaleleri

HZ. İBRAHİM'İN (AS) SİYASETİ DİN ve MEZHEP MESELESİ
  Hz. İbrahim Aleyhisselam... Kur'anda defalarca övülen ve örnek gösterilen...
Devami
BÜYÜK İSRAİL, LÜBNAN VE ILIMLI İSLAM
              Papa, Almanya'da yaptığı bir konuşmada: << Kılıçla ve zorla...
Devami
BİLGİ VE OLGUNLAŞMA
  Eğitim ve öğretim, bilgi ve beceri edinmenin ön şartı......
Devami
UYUŞTURUCU FACİASI YAYILIYOR!
  Uyuşturucu kullanımı ve ölüm oranları hızla artıyor! Türkiye uyuşturucunun...
Devami
VİCDANİ OTORİTE ve İRADE EĞİTİMİ
  Yaşamda başarılı ve mutlu olmanın yolu artık lQ'dan değil...
Devami
İNSANLAR HANGİ YALANLARLA KENDİLERİNİ KANDIRIYORLAR?
  En Tehlikeli Yalan Kişinin Kendini Kandırması: İNSANLAR HANGİ YALANLARLA KENDİLERİNİ...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 4613

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR