Get Adobe Flash player
Reklam

İRAN!A SALDIRI HAZIRLIĞI; 3. DÜNYA SAVAŞI MI? VE AKP SİYONİST MAŞASI MI?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 

"Acaba Ortadoğu veya aynı nedenle dünya, nük­leer ırkçılığı normal mi kabul etmeli, yani seçil­miş bir grup devletin nükleer silahlara sahip ol­ma hakkı bulunurken bu tür bir silahlanma ara­yışındaki diğer ülkelere askerî müdahaleyi hak eden "yaramaz devletler" olarak mı muamele edilmelidir?" diye soran Prof. Falk, şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Özellikle İsrail, geniş ölçüde sahip olduğu nükle­er silah tekeline dayalı bölgesel hakimiyetini de­vam ettirmek için hiçbir bölgesel gücün nükleer silaha sahip olmaması konusunda kararlıdır. İsrail açı­sından hikayenin aslı, dikkatleri gerçek endişelerden uzaklaştırarak gelecekteki muhtemel bir savunma zaafından sakınmak üzerine kurgulan­mıştır. Bütün bunlardan sonra, İran önümüzdeki birkaç yılda bir nükleer silah edinecek olsa bile, onun bu imkanı şüphesiz İsrail'in nükleer haki­miyetini sürdürmek için atacağı ilave adımların yanında gölgede kalacaktır.

 

8 Şubat 2006 Star 19:30 ana haberde; Gökyüzünde görülen, asker ve sivil ilgilileri telaşa sevk edip tenakuza geçiren uçak; 6 Şubatta,  Bağdat'tan izinsiz ve habersiz olarak İstanbul'a doğru yola çıktı.

Kürdistan Hava Yollarına ait olduğu söylenen uçak Türkiye'yi baştanbaşa geçip ta İstanbul'a ulaştı.

Normalde sınırdan ülkemize geçer geçmez düşer düşmez hemen fark edilip alarm sisteminin devreye sokulması gerekli uyarıyı yaptıktan sonra sahamızı terk etmemesi halinde hemen F-16'ların uçup takibe alması ve tacizde bulunması gerekirken sivil ve askeri yetkililer niçin bu yola başvurmadı?

Yoksa Kürdüstanı resmen tanıdığımızı göstermenin bir nabız yoklamasımıydı?

Gençleri Hıristiyanlaştırmak ve ülkesine düşman yapmak için sürekli verdiği aylıkları kestiği için 16 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürülen İtalyan papazına karşılık İtalya'da bir kısmı Hacdan dönen 12 Türk'ün şüpheli ölümü trafik kazası süsü verilmiş bir intikam tuzağımıydı?

Otobüsün frenlerinin önceden boşaltıldığı gibi iddialar niye yasaklanmıştı?

Papaz cinayetine hemen Avrupanın "Karikatür rezaletine aşırı tepki gösterenlerin sebep olduğu bir çılgınlık" yakıştırması yapıştıran ılımlı İslamcı entel eneyilerle, Batı şakşakcısı sözde solcu ve 2.cumhuriyetciler 12 vatandaşımızın can verdiği bu feci ve şaibeli kaza'yı, niye hiç gündemlerine almıyorlardı?

Papazı vurduk Papazı bulduk

Sabah'tan Yılmaz Özdil, bizim gündeme taşıdığımız "misilleme" kuş­kusunu, cesurca dile getiren tek yazar oldu,,. Özdil İtalyan meslektaşına kaza­yı sorunca aldığa cevap şu olmuş:

"Otomobil icat edildiğinden beri, Roma şehir merkezinde böyle bir kazanın ör­neği yok,"

Yer, Trabzon. Bir papaz öldürüldü... Papaz için Roma'da cenaze töreni yapılacak... İtalya'nın en önemli devlet adamları, askerleri, polisleri ve sa­natçıları için bu katedralde cenaze töreni yapılıyor. Yani bir anlamda, "devlet kilisesi..."

Yer Roma... Şehrin göbeğinde bir trafik kazası olu­yor. İtalyan papaz Öldürüldükten 24 saat sonra... Turist otobüsünün freni boşalıyor, uçuyor.

12 Türk ölüyor. Çoğu ağır, 18 Türk yaralı.

Merak ettim... Marcello Ugolini'ye sordurdum... Kendisi, 60 küsur yaşında, İtalya'nın en tecrübeli ve en saygın gazetecilerinden biridir. "Roma şehir merkezinde bugüne kadar böyle bir kaza oldu mu?"

Cevap şu: "Otomobil icat edildiğinden beri, Roma şehir merkezinde böyle bir kazanın örneği yok. En son 1980'de bir trafik kazası olmuş ve 3 kişi ölmüş­tü. 3 ölümlü bu kaza Roma şehir merkezinin en önemli trafik kazasıydı. 12 ölümlü kaza, Roma tarihinin rekoru..."

Allah Allah? Enteresan... Peki, kaza neden olmuş? Başka bir otomobil ile mi çarpışmış mesela? "Ha­yır..." Peki nasıl olmuş? "Mekanik arıza gibi görü­nüyor. Ya freni boşalmış, ya da lastiği fırlamış ye­rinden... Yol kenarındaki duvarı, yıkıp. 15 metrelik boşluğa uçmuş..."

İki millet. İki ülke. İki din. Arada sadece 24 saat var. Coincidenza... Yani tesadüftür, tesadüf... (öylemi ?!)[1]

AB yetkilisi agendijk lejyonu: Ordu içinde, PKK mücadelesinin sürmesinden çıkar sağlayan bazı paşalar Şemdinli olaylarını çıkarmıştır. Bu iddialarından pişman değilim, yine söylüyorum, söyleyeceğim.

Benim bu demokrat tespitlerime CHP'den ve bazı milliyetçi hâkimlerden cılız tepkiler aldım, ama AKP hükümetinden, resmi değilse de, samimi ve destekleyici mesajlar aldığımı belirtmeliyim."diyordu.

Ama aynı gün ajanslar Hakkari'de kar yüzünden yolları kapanan iki köyümüzdeki acil doğum hastası kadınlarımızın imdadına askeri helikopterlerle kahraman Mehmetçiğin yetiştiğini yazıyor ve Lagendijk gavurunu yalanlamış oluyordu.

Suriye-İran: Batıya karşı ortak cephe

Konu İsrail'in güvenliğiyle alakalı olunca Batı'daki iktidar sınıflan, ortak cep'he oluşturmaya hız vermek için çelişkilerini unutuveriyorlar. Dolayısıyla üçüncü dünya ülkelerinden müteşekkil karşı bir cephenin oluştu­rulması zamanı geldi de geçiyor bile.

Suriye ve İran'a yönelik artan Batı kampan­yasının arka planında Şam ve Tahran'ın arala­rında stratejik ortaklık kurma konusunu istişare ettiklerine dair haberler geldi. Haber umut vaat etse de Batı cephesiyle mücadele için iki ülkelik bu koalisyon yeterli değil.

Fakat bu iki ülke niçin geniş ve kapsamlı bir 'üçüncü dünya ülkeleri cephesi' oluşturmayı dü­şünmüyor? Belki de böyle bir düşüncenin öncelenmesi yani bu konuda faydalı bir araştırmanın yapılması en hayırlı başlangıç olabilir.

Aslında Öyle gerçek bir faydalı araştırmaya da gerek duymamakta konu. Zira üçüncü dünya ülkelerinde Arap Birliği'nden başlayarak Latin Amerika Ülkeleri Örgütü'nden Afrika Birliği ve İslanı Konferansı Örgütü'ne kadar bölgesel or­ganizeler ve teşkilatların tamamı, tam bir başarı­sızlıkla son bulmuş durumdalar.

Fakat bununla birlikte bazı organize ve örgüt­lerin tarihinin yemden okunması, dersler çıkar­maya götürebilir. Zira geçen yüzyılın altmışların­da Arap Birliği varlığını ispatlarken Afrika Birliği Örgütü o zamanın iki emperyalist gücü İngiltere ve Fransa'ya karşı radikal bir yöntem izliyordu. Hatta Batı'nın 'bağlantısızlar hareketine' karşı bile bir hesabı vardı. Cemal Abdünnasır ve Fidel Castro gibi bir vizyona ve iradeye sahip ulusal li­derler zamanında yaşanıyordu bunlar.

Fakat bu liderler gibi modellerin sahneden çekilmesine rağmen üçüncü dünya ülkelerinde şartlar tamamen umutsuz değil. İşte tam bu nok­tada pratik faydalı araştırmanın kaçınılmazlığı kendini göstermektedir. Bu araştırma, bölgesel organizelerin faal pozisyonlarının yokluğu içinde Batı cephesinin her zayıf ülkeyi sert biçimde izo­le ettiğini gözümüzün önüne serecektir.

Fakat diğer taraftan Batı'ya isyan eden ülke­lerin sayısının, isyanın farklı derecelerine göre ve çeşitli karşı koyuşlar şeklinde artış içinde ol­duğunu göreceğiz.

Suriye, Arap-İsrail çekişme denkleminden koparılmasını hedefleyen siyasi bir ablukayla mücadele ediyor. İran, nükleer programını he­def alan siyasi bir savaşla boğuşuyor. Sudan, Arap kimliğini hedef alan Güvenlik Konseyi aracılığıyla bir Amerikan kışkırtmasıyla karşı karşıya.

Buna Asya'daki isyan durumlarını kıyas ede­bilirsiniz: Hindistan, Batı ile ilişkilerindeki yön­teminin bağımsız olmasını savunuyor. Afrika'da Zimbabwe, topraklarını Güney Afrika Cumhuri­yeti destekli yerleşimci beyazlardan almak isti­yor. Latin Amerika'da pazar ekonomisinden ve zararlarından kurtulmak için sosyalist sol uzantı büyüyor. Uzantı Küba'dan Venezüella'ya ve Bo­livya'ya taşındı. Son haberler Şili'deki başkanlık seçimlerini sosyalist eğilime sahip Michelle Bachelet'in kazandığı yönde.

Şam ve Tahran'ın dikkate alması gerekli soru şu: Her ülkeye yönelik sert Batı izolasyonuna son noktayı koymak amacıyla Batılı cepheye karşı birleşik bir üçüncü dünya ülkeleri cephesinin sağlam nüvelerinin oluşturulması için bu kadar isyancı ülke yetmez mi? Gerçekten de bu konu faydalı bir araştırmayı hak etmiyor mu?[2]

ABD, İsrail, İran

Princeton Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Ulus­lararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr, Richard Falk'ı, bu köseyi izleyenler yakından tanıyacak­tır, özellikle "Dünya düzeni nereye" isimli kita­bıyla dikkat çeken Falk'ın Bush yönetiminin sa­hip olduğu zihniyete vurgu yapan şu analizi çar­pıcıdır;

"ABD, oyunun kurallarını koymayı da içerecek bir küresel egemenlik hakkı talep etmekle kalmı­yor aynı zamanda toplumsal refah arayışlarının nihai yanıtına sahip olduğunu da iddia ediyor. Bu İddiada bulunurken, kendi evsiz yurttaşlarını, kalabalık ve giderek sayısı artan hapishanelerini, kentlerindeki çürümeyi ve sayısız sorununu unutmuş görünüyor. Bush'un dünya görüsü, di­ğer küsurlarının yaraşıra, farklılığın ve deneyim­lerin geçerliliğini yok sayıyor. Ayrıca sıra ABD'nin dünyadaki rolü konusunda diğerlerinin meşru yakınmalarını kabullenmeye geldiğinde, koyu, karanlık bir inkarcılığa başvuruyor. Ken­dinden hiç kuşu duymayan bu yaklaşım, ABD ta­rafından teşvik edilen postmodern tutumu kök­tenci jeopolitikanın tehlikeli bir biçimi haline de getiriyor. Bu postmodern jeopolitika vizyonu, güç­lü bir protestan ahlakçılık dozuyla desteklendi­ğinden yine tehlike sinyalleri veriyor..."

Prof. Falk'ın önceki gün Zaman Gazetesinde ya­yınlanan "İran'a saldırı medeniyetler savaşı­na dönüşebilir" başlıklı makalesi de önemli tesbitler içeriyordu.

Bush yönetiminin son aylarda İran'a yönelik bas­kılarını ele alan Faik, bu arada gözlerden kaçan "İsrail faktörüne" vurgu yapıyor. Faik, İsrail'in "İran tehdidi" görüntüsüyle aslında artan fakir­lik. İşsizlik ve gelir dağılımındaki büyük uçuru­mu gözlerden kaçırdığına dikkat çekiyor. Faik; . "İsrail'de martta yapılması planlanan ulusal se­çimler öncesinde İsrail halkı güvenlik konusuyla meşgul edilerek, ülke içindeki sıkıntıların unutturulması ve güvenlik-ile dış politika konuların­daki dayanıklılığını ispat etmiş bir liderin seçtirilmesi amaçlanmaktadır..." yorumunu yapıyor.

"İran tehdidi", İsrail için adeta bir cankurtaran görevi görüyor. İsrail, İran tehdidi bahanesinin arkasına saklanarak, kendi halkının temel ihti­yaçları için harcayacağı kaynakları silahlanmaya yönlendiriyor. İsrail'de giderek derinleşen ekono­mik ve sosyal krizin üzeri, "üretilen düşman­larla" örtülmek isteniyor.

Prof. Dr. Richard Falk'ın ABD'nin İran'a yöne­lik operasyon hazırlığı ile ilgili görüşleri de olduk­ça dikkat çekici: "İran'a karşı askerî harekât ihtimali, bu noktada korkutucudur. Belirsizlikler bü­yüktür ve gerçek bir medeniyetler savaşına yol açabilecek bir dizi reaksiyona sebep olabilecektir. Bunun da ötesinde, bu derece yüksek riskli bir müdahaleyi meşru kılacak derecede ciddi bir İran tehdidi de söz konusu değildir. Bu durumda bir saldırı savaşı başlatmak, zaten savunmasız olan Irak'taki tek taraflı istila ve işgalle ciddi anlamda tahribata uğramış olan Birleşmiş Milletler ile uluslararası hukuku daha da zayıflatacaktır..."

Falk'ın "medeniyetler savaşı" vurgusu, İran'ın ne kadar kilit konumda bir ülke olduğunu da or­taya koyuyor. İran'a yönelik bir Amerikan müda­halesinin sonuçlarının tahmin edilenden kat be kat daha büyük olacağı tahmin ediliyor.

Falk'ın üzerinde durduğu bir diğer konu da, ulus­lararası düzenin İran'ın nükleer faaliyetlerine böylesine karşı çıkarken, İsrail'in nükleer si­lahlarına hiçbir tepki göstermemesi...

"Acaba Ortadoğu veya aynı nedenle dünya, nük­leer ırkçılığı normal mi kabul etmeli, yani seçil­miş bir grup devletin nükleer silahlara sahip ol­ma hakkı bulunurken bu tür bir silahlanma ara­yışındaki diğer ülkelere askerî müdahaleyi hak eden "yaramaz devletler" olarak mı muamele edilmelidir?" diye soran Prof. Falk, şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Özellikle İsrail, geniş ölçüde sahip olduğu nükle­er silah tekeline dayalı bölgesel hakimiyetini de­vam ettirmek için hiçbir bölgesel gücün nükleer silaha sahip olmaması konusunda kararlıdır. İsrail açı­sından hikayenin aslı, dikkatleri gerçek endişelerden uzaklaştırarak gelecekteki muhtemel bir savunma zaafından sakınmak üzerine kurgulan­mıştır. Bütün bunlardan sonra, İran önümüzdeki birkaç yılda bir nükleer silah edinecek olsa bile, onun bu imkanı şüphesiz İsrail'in nükleer haki­miyetini sürdürmek için atacağı ilave adımların yanında gölgede kalacaktır. Bu şartlarda, İran tam olarak sindirilemese bile kesinlikle vazgeçirilecektir, her şeye rağmen nihayette Tahran'ın vazgeçmeye karar verebilme sinin nedenlerinden biri olabilecek husus silahsızlanma seçeneğidir. İsrail için daha can sıkıcı olan şey, İran'ın İsrail'i tehdit etmek için değil, İsrail'in bölgede savaş çı­karma seçeneğini elinde tutmasını sona erdirmek için birkaç nükleer savaş başlığı edinmeye karar vermesi ihtimalidir."

Falk'ın bu değerlendirmeleri, ABD'nin İran'a yö­nelik politikalarının içyüzünün anlaşılmasında ve İsrail faktörünün oynadığı rolün bilinmesinde bü­yük önem taşıyor.

Prof. Dr. Richard Falk'm yorumlarına bakıldı­ğında hiçbir şeyin aslında hiç de göründüğü gibi olmadığı anlaşılıyor. Ve İran'a yönelik Ameri­kan/İsrail askeri müdahalesinin sanıldığı gibi kolay gerçekleşemeyeceği.', Allah korusun gerçek­leşse bile, sonuçlarının ernperyal zorbaları büyük hayal kırıklığına uğratacağı görülüyor.

ABD resmen Türkiye'den İran'a baskı yapmasını bekliyor

Türkiye'yi de oyunlarına alet etmek istiyorlar

İran'ın her fırsatta ‘kötü amaçla' yapılmadığını söylediği uranyum zenginleştirme çalışmaları, paranoyak Washington yönetimince ‘İran'ın tek başına atom bombası yapabileceği' şeklinde yorumlanıyor. İşgalci ABD, İran'a karşı baskılarını artırarak, şimdi de kirli oyunlarına Türkiye'ye alet etmek istiyor.

ABD'nin, silahların kontrolü ve uluslararası güvenlik işlerinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Joseph, Washington'ın Türkiye'den, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını kabul etmeyeceği yönünde Tahran'a mesaj iletmesini beklediğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın uluslararası nükleer konulardaki en üst düzeyde yetkilisi olan Joseph, İran konusundaki son gelişmeleri, Washington'da Yabancı Basın Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında değerlendirirken, İran'ın nükleer silah imal etme ve bunu kullanma yeteneğine sahip olduğunu söyledi.

Türkiye'den destek bekliyorlar!

Joseph, İran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından BM Güvenlik Konseyi'ne sevk edilmesinin ardından Washington'ın Ankara'dan ne beklediğinin sorulması üzerine, Türkiye'nin çok önemli bir rol oynadığını ve UAEA'nın kararını güçlendirici yönde Tahran'a mesaj verebileceğini söyledi.

Bakan Yardımcısı Joseph, ''Türkiye, uluslararası topluluğun diğer üyeleri gibi İran'ın nükleer silah elde etmesine tolerans göstermeyeceğini ve bunun Basra Körfezi bölgesinin ötesi için de çok tehlikeli ve istikrar bozucu olduğunu Tahran'a açık şekilde iletebilir'' dedi.

Joseph, ''İran'ın giderek gelişen balistik füzeler yoluyla nükleer silahları kullanma imkan ve kabiliyeti de göz önüne alındığında, Türkiye'nin bu durumu not etmesi ve uluslararası topluluğun diğer üyeleriyle birlikte davranmayı sürdürmesi gerekiyor'' diye konuştu.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK), İran'ın nükleer dosyasını geçen cumartesi BM Güvenlik Konseyi'ne havale etmeyi kararlaştırmıştı.

Washington'a göre, İran tek başına atom bombası yapabilirmiş

Amerikan yönetimi, İran'ın tek başına nükleer bomba yapabileceğini düşünüyor. Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Joseph, ''İran müthiş kaynaklara, müthiş mali kaynağa, bilimadamlarına ve teknik kadroya sahip. İran tek başına nükleer silahlar üretip bunları kullanabilme kapasitesine sahip'' dedi.

Basın toplantısında konuşan Joseph, ''Uluslararası topluluk, İran'ı nükleer silah üretmeye çalışmanın yararlı olmayacağına ikna etmek için gereken tedbirleri almalı'' ifadesini kullandı. Joseph, İran'ın ne zaman atom bombası yapabileceğine ilişkin bir şey söylemedi.

Rusya: "İran'la görüşmelerimiz tüm alanları kapsayacak"

Öte yandan, Rusya, İran ile 16 Şubat'ta Moskova'da yapılacak görüşmelerin, iki ülke arasındaki ilişkilerin tüm alanlarını kapsayacağını bildirdi. Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Kislyak, İran ile 16 Şubat'taki görüşmelerinin yalnızca Moskova'nın İran uranyumunun Rus topraklarında zenginleştirilmesi teklifini değil, iki ülke arasındaki ilişkileri ilgilendiren tüm alanları kapsayacağını söyledi.

Kislyak, Rusya'nın uranyumun ortak zenginleştirilmesi teklifinin, İran'ın nükleer programıyla ilgili tüm endişeleri gidermeyi amaçladığını belirtti.

Rusya da İran'ın işbirliği çağrısına uymasını istedi

Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Kislyak, yaptığı açıklamada, bu ülkeye uranyum zenginleştirme alanında ortaklık önerdiklerini anımsatarak, ''Ancak İran, öncelikle Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (UAEK) işbirliği çağrısına uymalıdır'' demişti. Zenginleştirilmiş uranyum, nükleer enerji reaktörlerinin yanı sıra nükleer savaş başlığının yapımında kullanılabiliyor.

UAEK'nın İran konusunu BM Güvenlik Konseyi'ne havale etmesinin ardından Tahran yönetimi, uranyum zenginleştirme çalışmalarına yeniden başlayacağını açıklamıştı.

İran Türkiye İçin Tehdit mi?

ABD gibi, dünyanın en büyük askeri gücünün saldırmaya hazırlandığı bir ülke, doğal olarak yeni düşmanlar yaratmak için çalışmayacak, tam tersine dostlar kazanmak için çaba gösterecektir. Iran, bu durumdadır. Kaldı ki Türkiye, Iran açısından dostluğu kazanılacak bir ülke değil, 367 yıldır zaten dost olan bir ülkedir.

İran'ın nükleer silah edinmesi bizi rahatsız eder."

Bu sözler, Milli Güvenlik Ku­rulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'a ait. Alpogan, hiç şüphe yok, AKP Hükümetİ'nin görüşle­rini dile getirmektedir. CIA Baş­kanı Porter Goss'un Türkiye zi­yareti sırasında Tayyip Erdoğan'ın "İran konusunda sizinle aynı düşünüyoruz. Ancak bir sü­re verelim"[3] dediğini yazdılar.

Tayyip Erdoğan yönetiminin Iran konusunda ABD ile aynı gö­rüşte olduğunu, bu ülkenin An­kara Büyükelçisi TBMM'de ken­disi için verilen bir yemekte, "İran ve Suriye konusunda Tür­kiye ile tamamen aynı şekilde dü­şünüyoruz" diyerek açıkladı.

Iran Türkiye için tehdit mi gerçekten?

Cumhuriyet Gazetesinin Başlıkları

İran'ın Türkiye için bir tehdit olduğu konusunda Amerika ve AKP Hükümeti yalnız değil.

Cumhuriyet gazetesi; Musta­fa Balbay'ın kaleminden 23 Ocak günü "İran'ın nükleer yol­culuğu" başlıklı bir yazı dizisi başlattı. Fazla söze gerek yok. Yazı dizisinin sadece başlıklarına bakalım:

"Molla şah'ın izinde"

"İran gerçekleri gizledi"

"İran'ın Nükleer gücü sanıla­nın çok üzerinde"

"Tahran'da yeraltı lâboratuarları."

"İran, Atom bombasının eşi­ğinde"

"Türkiye İran füzelerinin menzilinde"

Bütün bu başlıklar, İran'ın ya­nında değil, karşısında konuşlan­mış bir bakış açısının eseri. Oku­yucuya, bir felaketin adım adım Türkiye'ye yaklaştığı mesajı veri­liyor.

Balbay dostumuzun, yazı di­zisinin mesajı üzerinde düşünme­si gerekiyor.

Dört Asırlık Barış

Bağımsızlıkçı duruşu ile İran, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin önünde önemli bir engel durumunda. Ve bundan dolayı bu ülkenin; askeri, ekonomik ve psikolojik savaşının hedefi haline gelmiş bulunuyor.

ABD gibi dünyanın en büyük askeri gücünün saldırmaya hazırlandığı bir ülke, doğal olarak yeni düşmanlar yaratmak için çalışmayacak, tam ter­sine dostlar kazanmak için çaba gösterecektir. İran da, bunu yap­maktadır. Kaldı ki Türkiye, İran açısından dostluğu kazanılacak bir ülke değil, 367 yıldır zaten dost olduğu bir ülkedir.

Evet, 1639 Kasrı Şirin Antlaş­masından bu yana tam 367 yıl geçti. Yani neredeyse tam dört asırdır, Türkiye ile İran arasında hiçbir ciddi sorun söz konusu ol­madı.

Onun için İran'ın elinde nük­leer silah olsa bile, bunun Türki­ye için bir tehdit olması söz ko­nusu olamaz.

İran tehdidinden bahsedenler, Türkiye penceresinden değil, Amerika penceresinden Ortado­ğu'ya bakanlardır.

Bölge Barışının Güvencesi

Tam tersini söylemek kesin­likle daha doğrudur, İran'ın elin­de nükleer silah olması bölge ba­rışı için tehdit değil güvence ola­caktır. Irak'ta içine düştüğü çık­mazdan sonra ABD'nin, İran'a yönelik bir kara harekatına girişmesi pek mümkün görünmüyor. Ama hava saldırıları veya çeşitli provokasyonların sonucunda, çı­kabilecek bir savaş İhtimalini ke­sin olarak önleyecek olan, İran'ın elinde nükleer silah olma­sıdır.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin elinde nükleer silah var. Kore üstelik ülkesine yöne­lik bir emperyalist saldırı duru­munda nükleer silah kullanacağı­nı da. İlan etti.

Ve Amerika başta olmak üze­re hiçbir emperyalist, Kore De­mokratik Halk Cumhuriyeti'ne saldırmayı aklından geçirmiyor.

Komşumuz İran'la ilgili ola­rak son zamanlarda yaşanan ge­lişmeler, bir ülkenin nükleer tek­nolojiye sahip olmasının ne kadar önemli olduğunu göstermiştir.

Emperyalist Çıkar

İran Aralık 2003 tarihinde, Suriye, Mısır ve Ürdün ile birlik­te Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne,  tüm Ortadoğu'nun nükleer silahlardan arındırılması yönünde bir karar tasarısı verdi Tasarı, ABD tarafından reddedildi

Çünkü bölgede nükleer silah sahibi olan ABD'nin sadık müttefi­ki İsrail'dir. Ayrıca bölgedeki ABD filolarında ve üslerinde, nükleer si­lah bulunduğu bilinmektedir.

Kısacası ABD, nükleer silah te­kelinin hiçbir şekilde bozulmasını istememektedir. Dünya çapında askeri gücüne ve nükleer üstünlü­ğüne dayanarak sürdürdüğü zor­balık ve sömürünün, ancak bu te­kelin devamına bağlı olduğunu bil­mektedir.

Gerçek Tehdit

Türkiye'ye yönelik tehdidin nereden kaynaklandığım sapta­mak için nereye bakacağız? ABD'nin psikolojik savaş maki­nesinin yalan bombardımanına mı itibar edeceğiz?

Yoksa olguları mı dikkate ala­cağız.

Elbette önemli olan olgular­dır.

"Millenium Challenge" tatbi­katları ile Türkiye'yi işgal prova­sını, ABD yaptı.

Daha iki yıl önce Süieymani-ye'de, Türk askerinin başına çu­val geçireni hatırlayın!

Türkiye'yi hedef alan ayrılıkçı şiddeti; koruyan, kollayan ve yönlendirenin kim olduğu konu­sunda bir şüphe var mı?

Kerkük ve Musul'u, Irak'ın kuzeyinde kurduğu kukla devlete dahil ederek yanıbaşımızda Türkiye'nin toprak bütünlüğünü l tehdit eden bir oluşumu bugün, artık hayata geçirmiş olan da  "büyük müttefikimiz."

17 Batılı ülkenin parlamentosunda kabul edilen sözde Ermeni soykırımı kararının asıl sahibinin kim olduğunu da biliyoruz.

Condolezza Rice'ın "sınırları değişecek" dediği 22 ülkeden birisi de bizim ülkemiz.

Altı olgu saydık. 16 olgu daha sayabiliriz.   Hepsinin arkasında ABD var.

Bu durumda bile ABD'nin işa­ret parmağına bakarak dost ve kardeş İran'ı tehdit olarak gösterenler, sadece ve sadece, Türkiye'ye karsı suç işlemektedirler.



[1] Yılmaz Özdil / Sabah / 08.02.2006

[2] Katar'da yayımlanan El Vatan gazetesi / 20 Ocak 2006

[3] Cumhuriyet / 05.01.2006


Bu yazarin diger makaleleri

AKP' NİN GÖREMEDİĞİ ve HÂLÂ KABUL ETMEDİĞİ İKİNCİ SEVR' DEKİ İSRAİL PARMAĞI
  Siyonizm, şeytani ve gayri insani bir ideoloji olup kuvveti...
Devami
AP'LEŞEN AKP
  Recep Tayyib'e Süleyman Demirel misyonu verilmiştir. Her ikisi de, ABD...
Devami
AKP ELİYLE KİMYAMIZ KİRLETİLDİ!
  Özel Kalem Sekreterliğinden BOP Eş Başkanlığı görevine!? Turgut Özal'dan Erdoğan'a:...
Devami
AKP'NİN TIKANIŞI VE TAYYİP BEY'İN ŞIMARIKLIĞI!
  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mersin'de kendisini protesto eden ve...
Devami
BOP: ORTAK ZEMİN-ORTAK DİN VE ORTAK YEMİN
   İbrahim Karagül, çok önemli tespit ve tahlillerde bulunuyor:  "Beyaz,...
Devami
İRAN SAVAŞI BAŞLAMIŞ DURUMDA
  Avrupa Birliği Ülkeleri, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya alması durumunda,...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 4125

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR