Get Adobe Flash player
Reklam

MEMURA DİSİPLİN AFFI VE YOZLAŞMANIN FATURASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Şubat'ın sonu ve Mart ayının başında "Memura sicil affı, disiplin cezalarına af" biçimindeki haberler TBMM'nin gündemine izafeten basında yer aldı.  Yaklaşık 20 bin memurun disiplin suçunu ortadan kaldıracak yasal düzenlemenin bu günlerde ele alınıp yapılacağı duyuruldu. Buna göre genel Kurul'da, memurların 23 Nisan 1999 tarihinden 14 Şubat 2005 tarihine kadar işlenmiş olan bazı disiplin suçları ile bunların  cezalarına ilişkin af getiren tasarının görüşmeleri cereyan edecek.

 

 1 Mart günü'nün manşetleri ise, tam bu tasarı ile örtüşür ve çok vahim bir çelişkiyi ifşa eder nitelikte idi: "TBMM Markopaşa Gibi" Sorunlarına çare arayan vatandaşların önemli başvuru merkezlerinden biri'de TBMM. Son üç yılda, Meclis Dilekçe Komisyonu'na yapılan başvurunun sayısı 5 milyona yaklaştı. Komisyona yapılan başvurular arasında, sağlıktan eğitime, ekonomik zorluklardan, komşularla ilişkilere, anarşiden-teröre, bürokrasiden şikâyete kadar pek çok konu bulunuyor. Dilekçe Komisyonu'na bazen ilginç şikâyetler de gelmiyor değil. Örneğin, keçilerini otlatacak alan bulamayan köylülerin şikâyetleri gibi. Köylülerin, topluca yaptıkları bir başvuru' da kanser vakalarının yaygınlaşmasından şikâyet edilmiş.

 2 Mart günü'de "üstüne üstlük" bir haber. Yine manşetten. "Memura 40 + 40 Zam" Manşet altı şöyle: Komisyonda kabul edilen tasarıyla polisler, din görevlileri, yargıçlar ve öğretmenlere yapılan zamlar diğer memurlardan yüksek oldu. Ve haber ayrıntılarla devam ediyor.

 Çok gariptir, bu haberler sadece 'MİLLİ' vasıf taşıyan gazetelerde yer aldı.

 Lâğım çukurunda imal edilen 'mütareke medyası' bu konularla ilgili değildi.

 Zira onlar, objektif habercilik ve tarafsız yorumculuk "YÖNETİMİ DENETLEME, KAMU HAKLARINI KORUMA, ADALET'İ SAĞLAMA VE TÜYÜ BİTMEMİŞ YETİMİN HAKKINI SAĞLAMA ALMA" yerine; AB-ABD destekli Ermeni lobilerince yürütülen "Kürt Sorunu"; Gerici, solcu, soyguncu, yoz ve yobaz irtica tarafından "yalan-talan, hırsızlık-yolsuzluk, suistimal ve soysuzluğun kamuflajı" için kullanılan "başörtüsü-türban"; Bölücü terör örgütlerinin reklâmcılığı; ABD' li bir "sahte peygamberce" Irak ve Kuveyt' te piyasaya sürülen "gerçek furkan" ın iğrenç propagandasını yapmaktan ve Hazreti Peygamberimize karşı tefessüh etmiş, ahlâken çökmüş Avrupa'nın icat ve ilân ettiği lânetli "karikatürlerin" tahrik etkisini arttırmaktan ileri gidemediler.

 Ancak, Anadolu'nun bağrından fışkıran namuslu ve dürüst kadrolarca çıkartılan "Hak yolunda, millet hizmetinde" bin türlü zahmet, meşakkat, yokluk ve zorluğa rağmen, fazilet ve feragatle mücadele veren (milli basın)  "Ulusal Gazeteler" bu konularla ilgilendi. Neredeyse bir elin parmakları kadar az sayıdaki bu yayınlar, milli mücadelenin kazanılmasında en büyük amil olan ve halâ, o günkü fazilet ve feragati büyük bir azim ve irade ile yaşatan-sürdüren; Ulusal'ı, Yerel'i ve İnternet gazeteleri ile 'Türk ve İnsan olmanın erdeminden süzülüp geldiği için böyle sağlam bir karakter, namus ve fazilete sahiptirler. İlkelidirler. Onurludurlar. Halk'tan ve hak' dan, iyi'den, dürüstten ve doğrudan yanadırlar. Bu nedenle, ezilen halkın nabzını tutmakta, apaçık doğruları dile getirmekte ve gerçek anlamda "halka tercüman" olarak; Görevlerini yapmaktadırlar. Şimdi gelelim yukarda arz ve ifade edilen, açıklanan manşetlere.

 Ve gelelim manşetler altında yatan acı gerçeklere.

 Milletin nabzını tutalım biraz.

 "Sevgi Anne" rumuzunu kullanan E. Nurdan Ertunç "Harika Adamlar" başlığı ile dün yollamış. "Memura Disiplin Affı" konulu yazımızın açılımı için ideal bir belge. Sayın E. Nurdan açıklamasına şöyle bir soru ile başlıyor:

 "500 kişiden biraz fazla çalışanı olan ve bu çalışanlarının büyük çoğunluğunun suçlu olduğu bir kurum. 2005 yılı itibarıyla çalışanlara ait suç dökümü şöyle:

 3 kişi tecavüzden yatmış,

 29 kişi eşine karşı şiddet kullanmaktan suçlanmış,

 7 kişi sahtekârlık suçundan tutuklanmış,

 19 kişi karşılıksız çek yazmaktan suçlu,

 117 kişi doğrudan veya dolaylı olarak, en az iki işinde iflâs etmiş,

 84 kişi geçen yıl içinde sarhoş olarak araç kullanmaktan tutuklanmış,

 71 kişi kötü kredi geçmişi nedeniyle kredi kartı yasaklısı,

 14 kişi uyuşturucu ile ilgili suçlardan tutuklanmış,

 8 kişi mağazada hırsızlık yaptığı için tutuklanmış,

 21 kişi halen bir davada sanık olarak yargılanıyor,

 1 kişi (milletvekili danışmanı) Ankara Elmadağ'da dolandırıcılıktan yakalanmış,  Toplam : 500 kişiden 374 kişi suçlu.

 Bu kurum neresi ? Cevap : Türkiye Büyük Millet Meclisi"

 Meclis dahil "halk ve devlet adına yetki kullanan icracı kurum ve kuruluş"

çalışanları hakkında ileri sürülen iddialar bu kadarla kalmıyor. Yıllar boyu bir siyasi partide Genel Başkan Yardımcısı olduğum süre içinde; Meclis, bakanlık ve genel müdür özel kalem müdürlükleri ve diğer etkili ve yetkili makamlar ile özellikle gümrük memurları, alım ve ihale komisyonları hakkında tarafıma intikal eden ihbarlar hayret ve dehşet verici. Her biri tüyler ürpertir nitelikte.

 Dahası çok yeni bir gelişme var. Genç Parti'ye geçen eski DYP genel Başkan Yardımcısı, "mesudin" hapları mucidi ve "Yolsuzlukla Mücadele Derneği" genel başkanı Tevfik Diker, "Beni buraya yüksek rütbeli paşalar (!?) yönlendirdi.

Malum, ben de emekli yarbayım.." açıklamasını yaptı. Genç Parti kimin ? Uzan ' ların. Uzanların devletteki sicili nedir. Batık bankalar.

(İmarbank-Adabank). Dönmeyen krediler. Ardı arkası kesilmeyen ve büyük bölümü aydınlanmamış iddialar.

 Buraya, Tevfik Diker gibi, temiz toplum, temiz devlet ve şeffaf yönetim uğruna büyük mücadeleler ile maruf şahsiyeti tavsiye ederek yönlendiren paşa 'lar (!?), mevcut veya mütekaid devlet memuru değil mi ? Gerçi ortada bir tekzip var. Lâkin, tavsiye neyse ama, ya tavsiye edilen yer.

 Her şeyden önce kelime ve kavramda bir büyük yanlışlık var.

 "Devlet memuru" değil, "Millet Memuru" . Peki 'Millet memuru' nedir ?

 Kamu, yani halk adına ve bizzat halk tarafından tesis ve teşkil edilmiş ve sınırları Anayasa ile Kanunlarla tayin edilmiş "Devlet" dediğimiz yapıda; Şahsının, başka bir şahıs veya zümrenin değil, bizzat halkın hak ve menfaatlerini koruma, kollama ve geliştirme (idame ettirmekle) görevli "atanmış" kişi. Atayanlar kim. Ya, doğrudan seçilmişler veya seçilmişlerce 1. derecede atanan amirler. Her iki hususta esas kriter ne ? Hiçbir çıkar beklemeden, kamu'ya hizmet etmek. Hizmetin şartı ise; İlkeli, onurlu, adaletli, insan hakları ile objektif hukuka sahip ve saygılı, başarılı, üretici ve yaratıcı, onurlu ve erdemli bir kişilik, kimlik ve olgunlukla devleti temsil etmek. Diğer bir deyişle: İllâ ki, dürüst olmak. Devletin namusunu korumak. Dışarıda var olan veya içerde zuhur edebilecek yolsuz ve soysuzlara karşı devleti korumak.

 Ne dedik ? Devlet memuru, yani "millet memuru" namuslu ve dürüst olmak, memur edildiği hizmetleri ehliyet ve liyakatle ifa ve icra etmek zorundadır.

Görevi bu. Kim ki, memuriyeti menfaatleri doğrultusunda kullanmaya kalkar veya memuriyetle bağdaşmayan fiillerle iştigal eder ve "SUÇ" işlerse; Atama, takip, kontrol ve koordinasyon mercii olan hükümetlerce derhal "devletten def edilmek" kovulmak zorundadır. Basit kusur ve yüz kızartıcı olmayan kabahatler elbette müstesnadır. Ama, "disiplinsizlik" kapsamına asla "SUÇ" giremez.

 Yalan söyleyen, makam ve memuriyetini kötüye kullanan, bundan mütevellit olmak üzere menfaat sağlayan, menfur çıkar gruplarına hizmet eden, onlarla işbirliği yapan, halkı aldatan, kandıran, sahtekârlık, suistimal, dolandırıcılık yapan, mükellef olduğu hizmeti hakkıyla ve lâyıkıyla yerine getirmeyen bir millet memuru suç işlemiş sayılır. Bundan daha büyük olan "katmerli" suç'ta üst ve amirlerinin bu ve benzer suç' larını görmezlikten gelmek.Şikâyet ve takipte bulunmamak.Göz yummak.Ortak olmak.

"Ülkenin geleceğini belirleme ve yönetimi denetleme" görevini ihmal etmektir.

 Şurası unutulmamalıdır ki; Devletin ve demokrasinin düşmanı disiplinsizliktir.

 Sağlıklı ve disiplinli bir kamu yönetimi 'doğrusal yönde' icraat gösterir.

 Ancak, 1960'dan günümüze başta AB ve ABD etkisi olmak üzere dış kaynaklı baskı ve telkinlerle yürütülen (manipüle edilen) toplumsal dönüşüm projesi gereği üst üste çıkartılan "Genel Af", "Vergi Affı", "Prim Affı" ve "Disiplin Affı" toplumsal düzeni bozmuş, bürokrasiyi deformasyona uğratmış ve çok büyük boyutlarda yozlaşmaya neden olmuştur. Varılan noktada sıkıntı büyüktür.

 Bütün bu af ve atıfetler, aslında iyi niyetli değildir; Taraftarlarla işbirlikçileri  koruma ve kollamaya, her ne pahasına olursa olsun sicili bozukları kamuda tutmaya yöneliktir. Bu tutum çürüme ve yozlaşmayı tahrik eder, umur-u devleti erozyona uğratır. 50 yıldır sistemli olarak sürdürülen 'milli ve manevi değerleri yok etme' amacının bir parçasıdır.

 Özellikle 1974 affı, müteakiben vaki Rahşan affı ve bu genel aflardan sonra çıkartılan sicil afları ile bu süreçte yapılan vergi afları; Toplumsal barışı sabote eden, adalet ve hukuku rayından çıkartan "sosyal ve siyasal sabotajlar" mesabesindedir. Bunların her biri "iyi, namuslu, dürüst insan ve iyi vatandaş" ın aleyhine olmuştur.

 İçeriği ve maksadı ne olursa olsun bütün af'lar temelden yanlıştır. Her affın temelinde, halk partisi zihniyetinin 1938'den sonra husule gelen ve esasını teşkil eden "ulusu yozlaştırma ve ayrıştırma" -insanları kapitalist ve emperyalist ruh hali ile davranış biçimine alıştırma amacı vardır. Lâikliğin maksatlı bir biçimde saptırılması ve Fransız ekolü'nün öne çıkartılması da aynı sebep ve arzuya dayanır. Bu nedenle, her ne şekil ve surette olursa olsun "af" denildiği zaman çok düşünmek ve daha çok dikkatli olmak zorunludur.

 Bu nedenle, "Memura Disiplin Affı", dönem itibarıyla kesinlikle yaklaşılmaması, konu edilmemesi ve çıkartılmaması gereken bir yasadır.

Hükümet bu tasarıyı derhal geri çekmeli, kazara Meclise gelmesi halinde ise; Vatanını, milleti'ni ve vatandaşını seven ve gerçekten kendisini "Millet Vekili" olarak hissedenler tarafından kesinlikle "ret" edilmelidir. Bundan böyle, hiçbir şekil ve surette başkaca bir "af" çıkartmamak kayıt ve şartı ile.

 Zira, son 45 yıldan bu yana Türk Kamu yapısı ve bürokrasi, yeteri kadar erozyona uğramış, yıpranmış-yıpratılmış ve yozlaşmıştır. Artık bu yapının İMAR ve TAMİR zamanı gelmiştir. İmar ve tamir / revizyon için ise, çok namuslu, dürüst, hak'dan, adaletten ve hukuktan yana bir "VİZYON" gereklidir. İşte yapılması gereken budur. Af çıkartarak kamuyu ve millet memurlarını daha fazla yozlaştırmak ve bir nevi suçluları ödüllendirmeye kalkışmak yanlıştır.


Bu yazarin diger makaleleri

ARSLANOĞLU KÖYLÜLERİ: ESARETTEN CUMHURİYETE
    İsmail ERKUT        Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Arslanoğlu sakinleri, köylerinin...
Devami
OLUR MU?
  Anadolu Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Sevgi ve Barış Kahramanı Ali...
Devami
SİYONİZM VE B.M.
  Birleşmiş Milletler dedikleri: 1- Önce İslam'ın temsilcisi ve dünyanın dengesi olan...
Devami
YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR!
Ey Kuvay-ı Milliye erleri... Ey Milli ve yerli düşünce sahipleri... Ey...
Devami
Hz. Ali Efendimizden DEVLET YÖNETİCİLERİNE VE HİZMET ÖNCÜLERİNE MEKTUP VAR!
  İlk iman edenlerden, Hülefa-i Raşidin'den biri olan, cennetle müjdelenen,...
Devami
ADİL DÜZEN VE ÇEVRE KORUMACILIĞI
Günümüzde ormanları, yabani hayvanları, denizleri ve diğer tabii ve tarihi...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 6103

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR