Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün4650
mod_vvisit_counterDün6748
mod_vvisit_counterBu Hafta11398
mod_vvisit_counterGeçen hafta43778
mod_vvisit_counterBu Ay133901
mod_vvisit_counterGeçen Ay251747
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16568817

IP'niz: 3.237.61.235
Bugün: 20 Eki 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12092044

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

SİYONİZM; ŞEYTANIN DÜZENİDİR!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfMükemmel 

 

Siyonizm; Şeytanın dini ve sapkın Yahudilerin dünyaya hâkimiyet projesidir. Siyonizm’in amaçlarını ve araçlarını bilmeden, ülkemizdeki, bölgemizdeki ve dünya genelindeki siyasi, sosyal ve ekonomik olayları doğru okumak, insani ve milli tavır takınmak ve haklı cephede yer almak mümkün değildir. Siyonizm, kökleri tarihi derinliklere uzanan ve binlerce yıllık hazırlık sonucu bugün maalesef Gizli Dünya Devletini kurmayı başaran, ama Milli Görüşün teşhis ve tedavi metotları ve stratejik manevralarıyla sinsi saltanatı sallanmaya başlayan gayrı insani bir ideolojidir. Kısaca Siyonizm; BATIL’ın ve Barbar Batı’nın en mükemmel ve en mübtezel sistemi ve Şeytanın en şerli düzenidir.

“İsrail’den alınan ultra gizli istihbarat!” yazısı ne amaçlıydı?

 İsrail, şeytani amaçları uğruna The Jewis Ütopia/Siyonist Ütopya için, Siyonizm’i benimsemeyen Museviler dahil, tüm dünyayı ateşe atmaya/kıyamete zorluyor…

 Kur'an-ı Kerim'de belirtilen ve Duhan suresinde sıralanıp işaret edilen birçok hadise, nükleer bir kâbus olarak insanlığı bekliyor!

 1. Dünya savaşı Osmanlı'yı yıkmak ve Filistin'e konmak için yapıldı.

 2. Dünya savaşını; Yahudiler, Hitleri kullanarak, Avrupa'da yaşayan Yahudileri Filistin'e göçe zorlamak için planladı.

 Şimdi, 3. Dünya savaşını, yani Armegedon'u da, bütün dünyaya hakim olmak için yine Siyonistler kurgulamaktaydı.

“Hitler'in Rolü Ahmedi Nejat'ta!..” mıydı?

Bazılarının: “3. Dünya savaşında Hitler rolünü oynayacak Taylasanlı Yahudi Ahmedi Nejad oluyor. (Peygamber Efendimizin (sav) bildirdiği "Acem Tarafından Çıkacak 70.000 Yeşil Taylasanlı Yahudi; Mehdi'ye Karşı Çıkar" hadisini bizden iyi değerlendirdikleri için, vakit yaklaşınca Ahmedi Nejad devreye koyuluyor. Dünya kamuoyunda, İran'ın İsrail'e saldıracağı kanaatini işleyerek ve yaptıkları zulme, savunma adını vererek kendilerini haklı çıkaracak bir oyun sergileniyor”[1] düşüncesine kapılmasına hangi şeytani gelişmeler ve kesimler yol açmıştı?

İran'la İsrail arasında, “danışıklı nükleer oyun mu” oynanmaktaydı?

 Bu plan dahilinde Yahudi Sion Pergelinin bir ayağı İran'a, bir ayağı Türkiye üzerine koyuluyor ve bu pergelin ayakları, İran'ın nükleer çalışmaları bahane edilerek bu ülkeye saldırı senaryoları üretiliyor. (Şu anda dünya üzerinde hangi ülkede olursa olsun nükleer teknolojinin tamamen İsrail’in kontrolüne girdiği, İran'a da el altından bu teknolojiyi Yahudilerin verdiği söyleniyor.)

 Kürtler satıldıklarını bile anlamıyorlardı!

 Kumpas kampanyası başlayınca İran, Türkiye, arada kalan Lübnan, Suriye ve Irak dapergelin arasında sıkışacaktır. O zaman Kürtler oyuna geldiklerini anlayacak, ama iş işten geçmiş olacaktır. Ürdün'ü bu pergel kıskacının dışında tutmamızın sebebi, Kral Abdullah, zaten İsrail'in önünde diz çökerek ülkesini İsrail'in bir eyaleti ilan etmiştir ve annesi Yahudi olmasından dolayı kendisi de Yahudi sayılmaktadır.

 Paranın piyasadan çekilmesi, kimlerin işine yaramıştı?

Siyonist sermaye patronları dünya üzerindeki parayı çekmeleri de, devletleri madden çökertip savaşa zorlamak hesaplıdır. İsrail bu savaşta Arap ülkelerini tamamen pasifize etmiş ve devre dışı bırakmıştır. Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman, B.A.E, Katar ve Mısır Kralı ve Devlet Başkanları Yahudi kuklalarıdır. Yönetimleri altındaki halkları bu devletlerin bizzat yönetenleri tarafından katledilmesi Armegeddon Planının bir parçasıdır.

Türkiye, sözde hedeften sapan füzelerle, İran’ı vurmaya mı zorlanmaktaydı!

Geçenlerde Güneydoğu’da bir köye düşen İran bombalarını hatırlayın!.

Acaba, O, “büyük bir yanlışa” halkımızı hazırlamak amaçlı mıydı?

Haber: İran Türkiye'yi Bombaladı! 11 Mayıs 2009 Pazartesi 20:05

İran topçusu, Türkiye topraklarına ateş açtı iddiası gündeme bomba gibi düştü. Hakkari'de düşen İran mermileri korkuttu.

Esendere merkezine yaklaşık 3 km. uzaklıkta bulunan 34 haneli mahallede oturanlar korku ve panik içerisinde beklerken, ilk havan mermisi atışından 3 saat sonra saat 12.30'da yine havan atışları oldu. Sabah mermilerin düştüğü aynı bölgeye, öğle saatlerinde de 4-5 havan mermisi düştü. Bölgede geniş önlem alınırken, köye giriş ve çıkışlar da yasaklandı. Yörede oturanlar havan topu atışları nedeniyle büyük korku yaşadıklarını, evlerinde çatlakların meydana geldiğini savunurken, yetkililerden bir an önce soruna çözüm bulmasını istedi.[2]

 2009 sonuna doğru vebanın, domuz gribi ve zehirli kene vakalarının; Tel-Aviv laboratuvarlarında üretilmiş mikroplarla diğer hastalıkların hızla yayılması planlanıyor. Sonra İsrail’in ve ABD’nin İran'la başlatacakları nükleer çatışmada Türkiye, Irak ve Suriye'yi vuracakları ve dünya kamuoyuna “füzelerin hedeflerini şaşırdığı” kılıfını uyduracakları söyleniyor. Dolayısıyla bu devletlerin savaşta zayıflatılmış olarak yerini almaları ve İsrail’e dolaylı taşeronluk yapmaları kurgulanıyor. Eğer bu tezgâhları tutmayıp savaş aleyhlerine dönerse son planları şudur:

 Son Plan: Şeytani Kıyamet senaryosu uygulanacaktı!

 Sionlar, belirledikleri birkaç bin seçme Yahudi aileyi önceden dünyanın güvenli bölge olarak belirledikleri sığınaklarına yerleştirip, geride kalan Yahudiler dahil tüm dünya halklarını nükleer terörle yok edecekleri konuşuluyor.

Son Plandaki Sığınacakları Yerler: Güney Afrika Dağlarında, Güney Kutbunda, Arjantin’in Güneyi ve Avustralya'nın Güneyinde hazırladıkları sığınaklardır buralara 10 yıl yetecek ihtiyaç maddelerini, araç ve gereçleri depoladıkları yazılıyor.

Tabi bu onların planlarıdır. Oysa Allah onların bütün tuzaklarını boşa çıkaracaktır ve Siyonistler sadece kendi sonlarını hazırlayacak ve şeytani saltanatları yıkılacaktır.

 Not!: Bu yazı yayınlandıktan bir süre sonra Ahmedi Nejat indirilirse hiç şaşırmayın!..[3] iddiaları üzerinde düşünmek lazımdı.

Yahudi tarihine kısa bir bakış

Siyonistlerin neyi savunduğunu görebilmek için, sık sık atıfta bulundukları Yahudi tarihi hakkında bilgi sahibi olmak gerekir. Siyonistler Yahudi tarihini değerlendirirken, öncelikle ırk birliğini ve içinde putperest ahlakın yoğun etkilerinin olduğu gelenek ve görenekleri göz önünde bulundurur, bu geleneklerden yola çıkarak birtakım zorlama yorumlara girişilir. Siyonistlerin din dışı ahlakları, Yahudi tarihine bakış açılarında da yoğun olarak görülmektedir.

Tarihin en eski toplumlarından biri olarak kabul edilen Yahudilerin geçmişinin MÖ 2000'li yıllara uzandığı söylenir. Kendi inançlarına göre Yahudiler, Kenan diyarı olarak bilinen topraklarda yaşayan bir kabileden gelmektedirler. Kenan diyarının, İsrail, Ürdün ve Suriye'yi de kapsayan bugünkü Ortadoğu'nun oldukça büyük bir bölümüne verilen bir isim olduğu kabul edilir.

Çeşitli tarihi kaynaklara ve tefsir kitaplarına göre, Hz. İbrahim'in yaşamış olduğu Kenan diyarında, putperest bir toplum yaşadığı bildirilmektedir. Hz. İbrahim bu topluma, Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmış, onlara Allah'ın emirlerini ve yasaklarını tebliğ etmiştir. Hz. İbrahim, oğullarından Hz. İsmail'i Mekke ve çevresine yerleştirmiş, ikinci oğlu Hz. İshak ise Kenan'da ikamet etmiştir.

Allah, Kur’an'da Hz. İbrahim'in oğullarından bir kısmını Beyt-i Haram'ın yakınlarına yerleştirdiğini bildirmektedir:

"Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalplerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler."[4]

Tefsir kitaplarında bu mekânın Mekke Vadisi olduğu belirtilir.

Kenan diyarında kalan Hz. İshak'ın oğlu Hz. Yakup ise, oğulları ile birlikte Mısır'a göç etmiştir. Hz. Yakub'un bir diğer ismi "İsrail"dir ve bu nedenle oğulları aynı zamanda İsrailoğulları olarak anılır. Bilindiği gibi, İsrailoğulları Yahudi toplumunun bir diğer adıdır. Yahudiler, Hz. Yakub'un oğlu olan Hz. Yusuf'un iktidarı boyunca Mısır'da huzur ve güvenlik içinde yaşamış, çok büyük nimetlere sahip olmuşlardır. Ancak Hz. Yusuf'un ardından Yahudiler için, zorlu bir dönem başlamıştır. Putperest Firavun rejimi esnasında Yahudiler Mısır'da köle konumuna düşmüşlerdir. Tarihin en acımasız ve despot diktatörlerinden biri olan Firavun Yahudilere, çeşitli işkenceler yapmış, onları en ağır işlerde kullanmıştır. İsrail soyunun tüm erkek çocuklarının katledilmesini emretmesi, masum insanları cezalandırmak için ellerini ve ayaklarını çaprazlama kesmesi, Firavun'un zalimliğini gösteren önemli bilgilerdir. İşte bu dönemde Allah, Yahudilere Hz. Musa'yı elçi olarak göndermiş ve onun önderliğinde kendilerini Firavun'un zulmünden kurtaracağını müjdelemiştir.

Hz. Musa'nın tebliği ve Yahudileri kendisi ile birlikte Mısır'dan çıkarmak istemesi Firavunları öfkelendirmiştir. Çünkü onlardan çok yönlü yararlandıkları bilinmektedir. Ancak Firavun izin vermek istemese de, Allah'ın mucizeleri ve yardımıyla, Yahudiler tarihi kaynaklara göre MÖ 1250 yıllarında Mısır'dan göç etmişlerdir.

Mısır'dan çıkan Yahudiler, 40 yıl Sina Yarımadası'nda kaldıktan sonra Kenan diyarının doğusuna yerleşmiş, Hz. Musa'dan sonra da Kenan diyarında yaşamayı sürdürmüşlerdir. Yine tarihçilerin görüşüne göre MÖ 1000'lerde Hz. Davud, İsrail soyunun yönetimine geçmiş ve güçlü bir krallık gerçekleştirmiştir.

Onun oğlu olan Hz. Süleyman'ın döneminde ise İsrail'in sınırları güneyde Nil Nehrinden, kuzeyde Suriye içlerindeki Fırat Nehri'ne kadar genişlemiş, bu dönemde İsrail Krallığı, başta mimari olmak üzere pek çok alanda çok görkemli bir dönem geçirmiştir. Kudüs'te Hz. Süleyman'ın emriyle görkemli bir saray (aynı zamanda tapınak) inşa edilmiş, Hz. Süleyman'ın vefatının ardından Allah İsrailoğullarına daha pek çok peygamber göndermiş, ancak İsrailoğulları çoğu zaman peygamberleri dinlememiş, hatta öldürmüşlerdir.

Bu dejenerasyonun bir sonucu olarak İsrail Krallığı bölünmüş, ardından putperest krallıklar tarafından işgal edilmiş ve İsrail soyu köleleştirilmiştir. Filistin'e hakîm olan en büyük putperest imparatorluk ise Roma olduğu bilinmektedir. Hz. İsa, Filistin'de Roma egemenliğinin sürdüğü bir dönemde gelmiş ve İsrailoğullarını bir kez daha gururlarından, batıl inançlarından ve isyankârlıklarından vazgeçip Allah'ın dinine göre yaşamaya davet etmiştir. Çok az Yahudi ona inanmış, İsrailoğullarının büyük bölümü, inkârda diretmiştir. Ve Allah'ın Kur’an'da bildirdiği gibi onlara "Meryem oğlu İsa diliyle lanet edilmiştir."[5] Bir süre sonra da Allah, Roma’lıları Yahudilere musallat etmiş ve onların eliyle tümü Filistin'den sürülmüşlerdir.

Ancak burada bir kez daha belirtmekte yarar vardır ki, tüm Yahudi toplumu elbette aynı değildir. Allah Kur’an'da Yahudiler içinde Hz. Musa'nın getirdiği dine samimiyetle bağlılık gösteren ihlâslı kişiler olduğunu bildirmiştir. Bugün de Hz. Musa'nın kendilerine getirdiği dine sadık kalanlar, samimi olarak Allah'ın emrettiği gibi bir ahlaka sahip olanlar ve İsrail’in Siyonist vahşetine karşı çıkanlar, Kur’an'da bildirilen güzel ahlaklı kişilerdendirler:

“Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.”[6]

Allah, Yahudilerin içinde Kendisinden korkan ve sakınan dürüst, vicdanlı, sağduyulu kimseler olduğunu bazı ayetlerde de şu şekilde haber vermektedir:

“Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehli'nden bir topluluk vardır ki, gece vaktinde ayakta durup Allah'ın ayetlerini okuyarak secdeye kapanırlar. Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman eder, maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve hayırlarda yarışırlar. İşte bunlar salih olanlardandır.”[7]

Allah bu kişilere yaptıklarının en güzeli ile karşılık vereceğini ise şöyle müjdelemiştir:

“Şüphesiz, iman edenler(le) Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabiiler(den kim) Allah'a ve ahiret gününe iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık onların Allah katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.”[8]

Ne var ki Siyonistler, Allah'ın kendilerine indirmiş olduğu dini değil, zaman içinde dejenerasyona uğramış olan bazı gelenekleri ve dahası 19. yüzyılda ortaya çıkan din-dışı Sosyal Darwinist ve sömürgeci ideolojileri benimsemiştir. Oysa Yahudilerin tarihi, hak dinden saptıklarında, içine düştükleri sıkıntı ve zorlukların örneklerini bildirmektedir. Bu durumda, samimi olarak Allah'a ve ahiret gününe iman eden Yahudilerin de Siyonizm’e karşı verecekleri fikri mücadele de önemlidir. Onlar da diğer vicdan sahibi insanlarla birlikte Siyonizm’in saldırganlığını lanetlemekle, buna engel olmak için çaba göstermekle ve bunun için de Siyonizm’in yanılgı ve aldatmacalarını deşifre etmekle yükümlüdürler.

Siyonizmin kökenleri

Siyonizm temelden din dışı bir ideolojidir ve zaten onu zararlı, tehlikeli, yıkıcı hale gelmesi de bundandır. Ancak radikal Siyonizm’in bir de Yahudi inançları içinde yer alan bazı kaynakları, öncüleri vardır.

Yahudilik İlahi bir din olup Allah'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği Tevrat'a dayanır. Yahudi tarihi içinde sık sık bu İlahi temelden sapmışlardır. Bu sapmalar doğrudan dinden uzaklaşma şeklinde olduğu gibi, dini dejenere etme şeklinde de yaşanmıştır. Bu ikinci sapmanın en belirgin şekli, Yahudilik içinde, son derece kibirli, katı ve Yahudi olmayan insanlara karşı husumet dolu radikal bir eğilimin gelişmiş olmasıdır.

İlginçtir ki elimizdeki Yeni Ahit'in (İncil'in) içinde, Yahudilerin bu dini görünüşlü sapmasını eleştiren önemli pasajlar vardır.

Hz. İsa'nın ağzından aktarılan bu İncil pasajlarında, Yahudi toplumuna önderlik eden din adamlarından bazılarının çok kibirli, katı ve yabancılara düşman oldukları anlatılır ve samimi dindar Yahudiler bunlara karşı uyarılır. Örneğin Markos İncili'nde şöyle yazılıdır:

İsa ders verirken şöyle dedi: "Uzun kaftanlar içinde dolaşmaktan, meydanlarda selamlanmaktan, havralarda en seçkin yerlere ve şölenlerde başköşelere kurulmaktan hoşlanan din bilginlerinden sakının. Dul kadınların malını mülkünü sömüren, gösteriş için uzun uzun dua eden bu kişilerin cezası daha da ağır olacaktır."[9]

İncil'de söz konusu samimi olmayan din adamları hakkında dikkat çekilen bir diğer özellik de Yahudi olmayanlara karşı çok önyargılı ve düşmanca davranmalarıdır. Hatta bu nedenle Hz. İsa'nın Samiriyeli (Yahudi olmayan) bir kadına iyilik etmesini garipsedikleri anlatılır.

Allah bizlere, bu katı kalpliliği, samimi olmayan Yahudilerin durumunu haber veren bir Kur’an ayetinde de bildirmiştir:

“Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.”[10]

İşte bugün radikal Siyonizm dediğimiz ve gerçekte din dışı olan ideolojinin temeli "katı kalpli", kibirli Yahudi tavrıdır. Bu tavra sahip olan Yahudiler, dine karşı temelde gösteriş amaçlı bir bağlılık göstermişler ve koyu bir bağnazlığa kapılmışlardır. Siyonizm, kendilerini seçkin kavim-efendi; başka bütün milletleri köle-hizmetçi zanneden diğer insanları sömürmeyi hatta öldürmeyi mubah gören şeytani bir anlayıştır.

Bu durum, Yahudilerin bir kısmının tarih boyunca Allah'ın kendilerine gönderdiği peygamberlere karşı tutumlarında da belirleyici rol oynamıştır. Batıl inançlarından kopmak istemeyen Yahudiler, peygamberlere itaat etmekten ve hak dine uymaktan şiddetle kaçındıkları gibi, peygamberler ve iman edenler aleyhinde de türlü tuzaklar kurmuşlardır. Allah Kur’an'da şöyle bildirmiştir:

“Andolsun, Biz İsrailoğullarından kesin söz almış (misak) ve onlara elçiler göndermiştik. Onlara ne zaman nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle bir elçi geldiyse, bir bölümünü yalanladılar, bir bölümünü de öldürdüler.”[11]

Elçilerin kendilerine tebliğ ettikleri hak din çoğu zaman bu kimselerin menfaatleri ile çatışmış, bu nedenle peygamberleri öldürmeye dahi kalkışmışlardır.

Bu art niyetli kimselerin en belirgin özelliklerinden birisi de bir şekilde hak dini dejenere etmiş olmalarıdır. Bunun bazı örnekleri Yahudilerin kutsal kitabı olan Tevrat'ta vardır. Tevrat, Allah'ın Hz. Musa'ya vahyetmiş olduğu kutsal bir kitaptır, ancak sonradan tahrifata uğramıştır. Allah Hz. Musa'ya toplumunu doğruya yöneltmesi, onlara Kendi emirlerini bildirmesi için Tevrat'ı indirmiştir. Allah Kur’an'da "Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik..."[12] şeklinde buyurur. Hz. Musa ve onun ardından gelenler, insanlar arasında Tevrat ile hükmetmiştir:

“Gerçek şu ki Biz Tevrat'ı içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar) Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfir olanlardır.”[13]

Ne var ki, Hz. Musa'nın ölümünün ardından, inkârda direnen bir kısım Yahudiler Tevrat'ı değiştirip bozduklarından ortaya bugün Eski Ahit olarak adlandırılan Muharref Tevrat çıkmıştır. Muharref Tevrat incelendiğinde içinde Allah'ın birliği, Allah korkusu, adil olmak, tevazulu davranmak, hırsızlık yapmamak, zinadan sakınmak, hile yapmamak, masum insanların canına kastetmemek gibi hak dinin izlerini taşıyan pek çok hükümle karşılaşılacaktır. Öte yandan, yine aynı kitabın içinde dejenere olduğu açıkça anlaşılan pek çok batıl efsane ve hüküm de yer almaktadır. Söz konusu efsaneler ve hükümler incelendiğinde ise ortaya çarpıcı bir gerçek çıkar: Bunlar Yahudi halkının çoğunlukla pagan kültürlerden etkilenerek kapıldıkları yanılgılardır. Ve Yahudiler içinde paganizme bağlı kalmakta direnen bir grup insan tarafından nesilden nesile aktarılarak neredeyse ilk hali ile muhafaza edilmiş safsatalardır.

Bu durum, Yahudiliğin ana unsurlarının nesiller boyunca aktarılan efsaneler, mitolojik kavramlar, egzotik sembollerden oluşan bir felsefe haline gelmesine yol açmıştır.

Gerçekten de mitolojik kavramlar ve semboller, özellikle eski Mısır efsaneleri ve bu efsanelerde yer alan sözde kutsal kavramlar, Yahudi felsefesinde önemli bir yer tutmaktadır. Yahudi felsefesinin temel taşlarını ise Kabala ve Talmud oluşturmaktadır.

Yahudi İdeolojisinin Mistik Boyutu: Kabala

Yahudilikte meydana getirilen dejenerasyonun "yasa" yönünü Talmud'da görmek mümkünken, mistik yöndeki dejenerasyonu da Kabala'da görülmektedir.

Kabala İbranice'de 'gelenek' anlamına gelir. Yahudi ruhbanlarının asırlardır birbirlerine aktardıkları ve Eski Ahit'in gizli anlamları ile ilgilenen bir tür okültizm ve mistisizm yöntemidir. Kara büyü ile yakından ilişkili olan Kabala, Yahudi felsefesinden derinden etkilenen masonluk gibi pek çok örgüt ve tarikat tarafından da benimsenmiştir.

Kabala, özellikle Ortaçağ'dan başlayarak 17. yüzyılın sonuna kadar devam eden süreç içinde oldukça gündemdedir ve dönemin toplumları üzerinde büyük etkisi sezilmektedir. Bu dönemde, Hıristiyan toplumu içinde de bazı gruplar Kabala ile yakından ilgilenmişlerdir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, Kabala'nın içinde saklı olduğuna inanılan “sırlar ve mistik öğretilerdir.”

Yahudiler, Kabala'da saklı olan ilmin ancak çok az insan tarafından kavranabileceğini düşünmektedir. Eski Ahit'te pek çok insanın farkına varamayacağı veya anlayamayacağı sırların, Kabala'ya vakıf olan kişi tarafından çözüleceği kanaati hakimdir. Kabala metinleri, bilinen kitaplardan farklı olarak, çok az kimsenin anlayabileceği şekilde yazılmış, anlamsız gibi görünen çok sayıda semboller içermektedir. Bazı metinlerde yazı kimsenin anlayamaması için şifrelenmiştir. Bu yüzden Kabala'yı tamamen anlamak mümkün değildir. Gerçek manasını Yahudi olmayanın (ve Yahudilerin büyük bir kısmının da) tam bilmediği Kabala, ancak hakkında yazılmış olan kitaplar ile tanınabilir.

Bu konudaki sorun ise şudur: Aslında Kabala, Yahudilik dışı bir kaynaktan, Eski Mısır'ın ve Mezopotamya'nın bazı putperest toplumlarının pagan öğretilerinden esinlenmiştir. Bu öğretilerin temel bir unsuru olan "büyü", Kabala'nın da önemli bir yöntemidir.

Kabalist öğreti, evrendeki metafizik dengeler, şeytani güçler ve bilinçaltı dünyasıyla yakından ilgilenir ve bunları büyü yöntemleri ile etkilemeyi amaç edinir. Ünlü Yahudi araştırmacı Shimon Halevi, “Kabala, Tradition of Hidden Knowledge (Kabala ve Gizli Sırlar Geleneği)” adlı kitabında Kabala'yı şöyle tarif etmektedir:

Pratikte Kabala, kötülüklerle ilgilenmenin yolu ve semboller yoluyla psikolojik dünya üzerinde güç kazanmanın tehlikeli bir sanatı ve büyüye dayalı bir yöntemidir.

Kabala'nın en önemli özelliği, büyü ile yakından ilgilenmesidir. Kabala'yı tanıtan en tanınmış kitaplardan biri Die Kabala (Von Papus) da, Kabala-büyü ilişkisi şöyle dile getirilir:

Kabala'nın teorisi, büyünün genel teorisine bağlı bir öğretidir.

Kabala çalışmalarına özellikle Ortaçağ'da kimi Yahudiler tarafından öncelik verilmiştir. Ortaçağ Avrupası'nın skolastik yapısı, Yahudiler üzerinde çeşitli kısıtlamalara ve baskılara neden olmuş, bu dönemde, Kabala'da yer alan gizli öğretilerin hayata geçirilmesi ile Yahudi toplumunun kurtuluşa ereceği düşüncesi yaygın hale gelmiştir. Kabala'da belirtilen çeşitli egzotik ritüellerle, tüm Yahudileri içinde bulundukları durumdan kurtarıp, onları 'dünyanın efendileri' yapacağına inanılan Mesih'in yeryüzüne gelişinin hızlandırılacağı kanaati yerleşmiştir. Kabalist hahamlar bunun için kişisel yoğunlaşma, derin konsantrasyon ve çile egzersizleri ile garip ritüeller icat etmişler, birtakım ayin ve trans yöntemleri geliştirmişlerdir.

Bu batıl inanış ve uygulamalar, 13. yüzyılda Granadalı haham Moses de Leon tarafından yazılan Zohar kitabı ile daha da derinleşmiştir. Bugünkü Masonluktaki birtakım törenlerin, CIA ve MOSSAD’ın kullandığı “beyin yıkama, insanları ajanlaştırıp uzaktan kumandalı gibi kullanma” yöntemlerinin çoğu Kabala kökenlidir.

İsrail radikalizminin tedavi edilmesi

Nitekim bugün pek çok dindar Yahudi, İsrail'in ateist Siyonist ideolojisine ve bu ideoloji uğruna gerçekleştirdiği vahşetlere karşı çıkmaktadır. Örneğin İsrail'de farklı Yahudi mezheplerine bağlı dindar hahamlar tarafından kurulan "İnsan Haklarını Savunan Hahamlar" (Rabbis For Human Rights) gibi. Söz konusu kuruluşun metinlerinde, Yahudi inancının temelinde adalet ve merhametin yattığı şöyle açıklanır:

"Allah, babamız İbrahim'i seçtiğinde ona vaatte bulundu: "Yeryüzündeki tüm sülaleler seninle kutsanacaktır"[14] diye ve “İbrahim'in çocuklarına ve onun nesillerine hep haklı ve doğru olanı yaparak Rab'bin yolunu tutmalarını emretti.”[15] İbrahim'in çocukları olarak, bizlerin bu mirası yerine getirmemiz "merhamet, cömertlik ve içlilik" göstermemiz gerekir. Tevrat geleneğimize göre, bütün dünya buna hayran olarak demelidir ki, Tevrat'ın özü, Haham Hillel tarafından özetlendiği gibi, "sana kötü gelen şeyi başkalarına yapmamak"tır. Bu, Yahudi halkının tarihsel tecrübesini ve ahlaki bilincini ifade eder. Hem bu tarihsel tecrübe hem de ahlaki bilinç, bizi bizim aramızda yaşayan insanların haklarını savunmaya yöneltmelidir."

Ve bu açıklamanın ardından, "İnsan Haklarını Savunan Hahamlar", aşağıdaki Muharref Tevrat açıklamasını aktarmaktadırlar:

“Ve diyarınızda bir garip seninle misafir olursa, onu mağdur etmeyeceksiniz. Sizinle misafir olan garip aranızda yerli gibi olacak ve onu kendin gibi seveceksin; çünkü Mısır diyarında gariptiniz; ben Allah'ınız RAB'BIM.”[16]

Bu ılımlı, insancıl, samimi ve gerçek anlamda dindar yaklaşımı savunanlar, "İnsan Haklarını Savunan Hahamlar" ile sınırlı değildir. İsrail'de veya Yahudi diasporasındaki diğer pek çok Yahudi, İsrail radikalizminin Yahudi dinine aykırı bir sapma olduğunu savunmaktadır. İngiltere'nin Başhahamı Prof. Jonathan Sacks, 2002 Ağustosu'nda İngiliz The Guardian gazetesine yaptığı bir açıklama ile bu konuda oldukça bilge yorumlar yapmıştır.

İsrail'in Filistin topraklarında sivil halka karşı uyguladığı şiddeti kınayan Başhaham Sacks, "İsrail'in şu andaki durumu Yahudilik ile bağdaşmamakta ve Filistin'le olan bu mücadeleleri Yahudi kültürüne zarar vermektedir" diyerek, şöyle devam etmektedir:

“Bir Yahudi olarak yaşanan olaylar içinde beni rahatsız eden şeyler oluyor, İsrail askerlerinin, öldürdükleri Filistinlinin üzerine basıp, gülümseyerek poz verdiklerini gördüğümde şok oldum.”

Başhaham Sacks, ayrıca İsrail gibi yıllarca sürgünde yaşayan bir milletin, Filistin'in şu andaki durumunu anlaması gerektiğini ise şöyle açıklamıştır:

“Kutsal kitapta 36 kez tekrarlanan 'Sürgün olmanın nasıl bir duygu olduğunu bilmek için sürgün edildiniz' buyruğunu görmezlikten gelemezsiniz. Ben bunu Yahudilik prensiplerine bağlı bir devletin temel projelerinden biri olarak görüyorum.”

Jonathan Sacks'in bu açıklamaları bazı İsrailli çevrelerden tepki görse de, pek çok dindar Yahudi kendisini desteklemiştir. İngiltere veya İsrail'den diğer pek çok Haham Sacks'in fikirlerini benimsediklerini ve arkasında durduklarını açıklamışlardır.

Haham Yehoshua Engelman, Sacks'i desteklerken, onun Yahudi peygamberlerinden Ezekiel'in yolunu izlediğini söylemiştir:

Ezekiel, “Eğer birisi bir haksızlık görür de ona karşı çıkmaz ise, o zaman bunun iş birlikçisi olacağı ve eğer bu zulme karşı sesini çıkarma şansı olup da susarsa, cezaya müstahak olacağı” konusunda bizi uyarır.

İşte İsrail'in ateist Siyonist şiddetten vazgeçmesinin yolu, dindar Yahudilerin bu samimiyet ve vicdan anlayışında yatmaktadır. İsrail radikalizmini tedavi etmek, Yahudiliğin özündeki bu İlahi adalet, merhamet ve dürüstlük prensiplerinin diriltilmesiyle mümkündür. Seküler ve Sosyal Darwinist bir ideoloji olan ateist Siyonizm, bu prensipleri örtmüş, dahası bir de Yahudi dinini kendisine araç haline getirmeye çalışmıştır. Çözüm, İsrail'in kendi varlığının kaynağı olan inanca samimi bir şekilde geri dönmesidir.

Biz Müslümanların İsraillilere çağrısı da budur. Allah, Kur’an'da Müslümanlara, Yahudi ve Hıristiyanları "ortak bir kelimeye" çağırmalarını emreder. Bu ortak kelime, tek bir Allah'a inanmak, insanları (ve dolayısıyla onların ideojilerini) Rab edinmemektir. Allah bir ayette şöyle buyurmaktadır:

“De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim." Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: ‘Şahid olun, biz gerçekten Müslümanlarız.’”[17]


[1] (www.hakanyilmazcebi.com)

[2]www.hakanyilmazcebi.com

[3] Hakan Yılmaz Çebi- Cafer İskenderoğlu / Netpano.Com

[4] İbrahim Suresi, 37

[5] Maide Suresi, 78

[6] Araf Suresi, 159

[7] Al-i İmran Suresi, 113-114

[8] Bakara Suresi, 62

[9] Markos, 12: 38-40

[10] Maide Suresi, 13

[11] Maide Suresi, 70

[12] Maide Suresi, 44

[13] Maide Suresi, 44

[14] Tekvin, 12:2

[15] Tekvin, 18:19

[16] Levililer 19:33-34

[17] Al-i İmran Suresi, 64

Makale Paylaşım Sayısı: 700

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR