Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3340
mod_vvisit_counterDün6067
mod_vvisit_counterBu Hafta50186
mod_vvisit_counterGeçen hafta62467
mod_vvisit_counterBu Ay217459
mod_vvisit_counterGeçen Ay288180
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar16400628

IP'niz: 54.237.183.249
Bugün: 27 Eyl 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12026910

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

OLGUN İNSANIN VASIFLARI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 3
ZayıfMükemmel 

 

OLGUN İNSANIN VASIFLARI

      

Olgun insan, nefsani ve hayvani heveslerini aşmış, onurlu ve sorumlu bir hayatı amaçlamış insan demektir... O, Hakk’a ve hayra inanmış, kendisini huzura ve hürriyete adamış ve başarıya odaklanmış kişidir. İnanan insanın haksızlıktan ve hayâsızlıktan uzak durması, zulüm ve ahlâksızlıkla mücadele yapması tabiidir.

Olgun ve onurlu bir insan olmak için, devamlı bir savaşçı olmak ve en zorlu engellerle kapışmak gerekir. Olgun insan mücahittir, mücadele eridir. Merhametli olduğu kadar metin, mert olduğu kadar da çetin birisidir. O; zaman zaman yanılabilir, ama asla yamulmayan kişidir. Yorulabilir, ama asla yılgınlığa kapılıp yarışı bırakmayan kimsedir. Çünkü yarışmayı bırakan, yaşama sırrını yitirmiş insan demektir.

Mücahit; ceht, gayret ve metanet gösteren anlamına gelmektedir. Hem kendi nefsinde, hem de yakın ve uzak çevresinde mutlaka iyiliklerin ve güzelliklerin yerleşmesini isteyen ve bu doğrultuda sorumluluk üstlenen kimse, olgunluğa erişir. Evet, olgun insan, savaşçı bir kişidir. Ancak bu savaşı, barışı sağlamak içindir. O, gerektiğinde kavga etmesini de, yerine göre kucaklamasını da bilir. Kimlerle, nerede ve ne ölçüde vuruşacağını da... Ne zaman, ne maksatla ve hangi şartlarla uyuşacağını da iyi bilen birisidir.

Şuurlu ve şerefli insan, nefsani hislerinin ve dünyalık heveslerinin peşinde sürüklenmeyendir. Saplantıların, alışkanlıkların ve bağımlılıkların kölesi değildir. Çünkü o, özgür ve onurlu bir şahsiyettir. Çeşitli korkuların, kuşkuların ve boş kuruntuların esiri olanlar... Uyuşuk, pısırık ve uyumsuz insanlar, filizlenip meyveli bir ağaç olamadan çürüyen tohumlar gibidir. Olgun insan, kötülerle ve kötülüklerle mücadele etmeyi... Toplumu ve tabiatı kirletenlerin üzerine gitmeyi kendisine amaç edinmiştir. Çünkü gerekli ve sürekli bir barış ve bereketin sağlanması için, önce ciddi ve cesaretli bir savaşın kazanılması gerekmektedir. Bu nedenle mücahit, önce kendi nefsiyle kavgaya girişip; benlikten, beleşçilikten, bilgisizlik ve bilinçsizlikten uzaklaşmayı... Her türlü terslikten, tembellikten ve taklitçilikten kurtulmayı hedeflemiştir.

Böyle kendi nefsiyle savaşıp, vicdanıyla barışık yaşamayı beceremeyenler... Yüksek yaratılışına ve yeteneklerine uygun bir kimlik ve uygar bir kişilik geliştiremeyenler, sıradan ve silik birisi olarak tükenip gidecektir. Oysa mücahit, her yerde varlığı, ağırlığı ve saygınlığı olan kimsedir. Varlığı ile yokluğu belli olmayan, ihtiyaç duyulup aranmayan ve bir işe yaramayan kişi, ruhen ölmüş demektir.

Olgun insan, niçin yaratıldığının, niçin yaşadığının ve niçin savaştığının bilincindedir. Daha doğrusu, savaştığı müddet yaşadığını, mücadele ve mücahedeyi bıraktığı an, hayat imtihanında saf dışı kalacağını bilir... Evet, her insan takdir programının çerçevesinde, sosyal hayatın kendisine biçtiği bir yaşam tarzını haliyle sürdürecektir. Herhangi bir meslek ve mertebede görev yüklenecektir. Önemli olan bu rolde sadece bir figüran mıdır, yoksa bunu şuurla ve onurla mı üstlenmiştir?

Olgun insan için dünya hayatı, bir eğitim ve öğrenim sürecidir. O, her olaydan ders çıkarmaya, her hatadan bir deneyim kazanmaya ve her sıkıntıdan sabırla ve olgunlaşarak kurtulmaya gayret etmektedir. Bunun sonucu kendisine güvenen, çevresine de güven veren bir konuma yükselmiştir. Tabii ve tutarlı tavırları, dürüst ve dengeli davranışları, çevresine sevgi ve saygı aşılayan birer mesaj gibidir. Onun dilinden çok, hali etkilidir.

Olgun mücahit, dayatmacı ve despotik değil, demokrat fikirlidir. Kimseyi hor görmez, hoşgörülü ve hürmetlidir. Saldırgan ve sömürücü olmamak, hıyanet ve hilekârlığa karışmamak şartıyla, farklı düşünceleri, hatta aykırı görüşleri bile bir çeşitlilik ve zenginlik kabul etmektedir. Yaşanabilir bir düzeni ve dünyayı kurabilmek için, herkesin farklı fikirlerine ve hatta fantezilerine katlanmak ve onları kazanmak gereğini bilir... Çünkü dava adamlarını sıradan insanlardan ayıran en önemli özellikleri, bunların insancıl niyetleri ve evrensel hedefleridir.

Bu arada, hoşgörülü olmak ve başkalarına katlanmak demek, kendi doğrularından ve değerlerinden taviz vermek değildir. Her teklife boyun eğen ve her harekete “evet” diyen tiplerin, kendi özgün karakterleri henüz oluşmamış ve oturmamış demektir. Yanlışları reddetmesini ve haksızlıklara “hayır” demesini bilmeyen kişiler, zayıf ve zavallı kimselerdir. Çünkü yerine göre “hayır” demesini beceremeyen ve onurlu bir tavır sergilemeyen kimselerin, “evet”leri de önemsizdir ve rüşvettir.

Çünkü haksız ve ahlâksız tavırları sergileyen kim olursa olsun, bunlara “hayır” diyebilmek, ciddiyet ve cesaret işidir. Fakir ve zayıf kimselerin yanlışlarına tavır koymak, ama zengin ve hatırlı kimselerin yanlışlarına kılıf uydurmak ise yaygın bir karakter zafiyetidir.

Olgun insan, hizmet ehlidir. Ama o, asla bir paralı asker değildir. Kiralanmış bir yazar değildir. Şartlandırılmış bir taraftar da değildir. O Hakkın hatırı ve halkın huzuru için kendini adamış bir gönül eridir. “Halık’a hürmet, mahlûka merhamet” düşüncesindedir. Başkalarının kârı ve keyfi için değil, kendi davası ve doğruları için mücadele etmektedir. Allah’a tevekkül ve teslimiyet, onu, bir cesaret örneği haline getirmiştir. Ve zaten cesaret, nefsi endişelerin ve şeytani vesveselerin esaret ve etkisinden kurtulabilmektedir.

Olgun insan, nefsiyle yaptığı devamlı ve disiplinli bir mücadele sonucu sağlıklı ve tutarlı bir kişilik kazanmıştır. Yapmacık tavırlardan ve ikiyüzlü davranışlardan uzaklaşmıştır. Öz benliğini ve savaşçı kişiliğini kazanmış ve sadece kendisi olarak davranmaya başlamıştır. Ve zaten “kendisi olamayanların” başkalarını etkileme gücü de bulunmayacaktır.

Olgun insan, hem kendi nefsindeki, hem de çevresindeki yanlışlık ve haksızlıkları sorgulayabilen... Bu maksatla doğru soruları sorup, doyurucu cevapları arayabilen insandır. Kendisini, çevresini, sistemini, yöneticilerini, yerleşik ve yanlış gelenekleri sorgulayabildiği kadar bir insan, sıradanlıktan uzaklaşmakta ve giderek sıradan insanlar arasında yalnız kalmaktadır. Hatta onların hücumuna ve haksızlığına uğramaktadır. Ama bütün bunlar bir dava adamını asla yılgınlığa düşürmemekte ve yolundan geri koymamaktadır. Çünkü bilir ki, siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların hepsinin temelinde, mutlaka bir psikolojik problem yatmaktadır. Bütün sıkıntıların altında imani ve ahlâki bir zafiyet bulunmaktadır. Ve yaşadığımız sorunların manevi nedenlerini bilmeden, bunların doğru çözüm yollarını bulmak da imkânsızdır.

Akıllı insan, başına gelen bela ve sıkıntıları, huzursuzluk ve hastalıkları, sataşma ve saldırıları kendisi için birer uyarı ve olgunlaşma aracı olarak değerlendirecektir. Çünkü bütün bunlar çiğliklerimizi pişiren, çirkinliklerimizi temizleyen fırsatlardır.

Üstelik hem bizi kuşatan evrenle, hem çevremizle hem de kendimizle uyum içinde yaşamayı öğrenmek için, bu türlü sıkıntı ve sorunlarla savaşmamız lazımdır. Çünkü insan, bu dünya hapishanesinde bir nevi tutsaktır. Ve savaşabildiği, uğraşabildiği kadar onur ve özgürlüğe kavuşacaktır.

İnsan; hem bütün insanlık âlemine, hem kavim ve kabilesine, hem de ailesine ait bir varlık olduğu kadar, aynı zamanda kendine özgün ve özgür bir birey olarak, dengeli ve düzenli bir mücadele yürütmek zorundadır. Evet, olgun insan “ait olmaya ve mensup bulunmaya” önem verir, ama bunlar tarafından eritilmeye ve istismar edilmeye karşıdır. Çünkü bilir ki, hayat enerjisi ve mücadele gayreti kendi özünde ve özgürlüğünde saklıdır. Bitkilerin de, hayvanların da, insanların da asıl amacı, tabii yapılarına ve yaratılışlarına uygun bir gelişmeyi sağlamak ve “kendisi olarak” kalmayı başarmaktır. Tarlaya atılan bir tohum, gerekli olan toprak, su ve hava şartlarını bulamazsa, filizlendikten sonra yeterli bakımı ve koruması yapılamazsa nasıl çürümeye veya kurumaya veya cılız kalmaya mahkûmsa, bir insana da kendi özüne ve özelliğine uygun bir yetişme ortamı ve eğitim imkânı sağlanmazsa haliyle çiğ kalacaktır. Kur’an, Hz. Meryem için; “Rabbi onu güzel (ve özel) bir bitki gibi yetiştirdi”[1] buyurmaktadır.

Bedeni ve ruhi gıdalarını tam alamayan, tabii bir oluşma ve yetişme süreci yaşayamayan ve hele karakter bütünlüğünü sağlayamayanlar asla olgunlaşamayacaktır.

Dili ile hali, söylemleriyle eylemleri, davası ile davranışları, inanışı ile yaşayışı çelişen insan, artık ahlâken çözülmeye ve çürümeye başlamıştır. Çünkü başkalarından önce kendi kendisiyle samimi ve sağlıklı ilişkiler kuramayan ve kendi kendisini aldatmaya çalışan kimselerde, olumlu ve onurlu bir karakter oluşamayacaktır. Kendi kendisine inanmayan, kendi özüne güveni ve saygısı kalmayan insan, nasıl olgun ve örnek bir konuma çıkacaktır?...

Bu süreçte, ülkedeki genel düzenin, eğitim sisteminin, aile ve yakın çevresinin de çok önemli etkileri vardır. Havuzdaki su kirli ve mikroplu ise, genelde balıkların sağlıklı olması imkânsızdır. Ama şuurlu ve onurlu insan, hem çevre şartlarını zorlayarak, hem özel imkân ve fırsatları kollayarak, olumsuz şartlarda bile olgunlaşma yollarını arayacaktır. Evet, o bir savaşçıdır. O bir mücadele adamıdır. Devamlı diri ve dinamik kalabilmek için, sürekli gelişmek, yenileşmek ve özünü yitirmeden değişmek gerektiğinin farkındadır. Her konuda, en doğrusunu araştırır, seçenekleri karşılaştırır, muhtemel sonuçları tartışır, ama sonunda en uygun olanı kararlaştırır. Eyleme geçmek için de acele etmez... Sabretmesini ve beklemesini bilir... Enerjisini ve potansiyelini israf etmez... Ama yararına inandığı bir işe karar verip girişti mi, artık hiçbir şey onu yolundan döndüremez...

Olgun insan, ölüm korkusunu yenen, yani ölümü öldüren kimsedir. Her an ölüme hazırlıklı olan, ölümle koyun koyuna yaşayan birisidir. Bu nedenle gelip geçici şeylerin heveslisi ve hele müptelası olmaz. Çünkü bağımlılık, en yaygın köleliktir.

Olgun insan, “Ben”likten kurtulmuş, “Biz” şuuruna ermiştir. Tüm evreni bir vücut, kendisini de o vücudun bir parçası kabul etmiştir. Bu nedenle danışmayı, dayanışmayı ve paylaşmayı sevmektedir. Kendi hayatı ve huzuru için canlı cansız bütün varlıkların ve tüm insanların yardımına ihtiyacı olduğunun bilincindedir. Her şeyden ve herkesten bir şeyler öğrenmeye ve bunlara teşekkür etmeye gayret göstermektedir. Kendisini, tüm evrendekileri hizmetine veren Rabbine karşı borçlu hissetmekte ve her an sorumluluk duygusu içinde hareket etmektedir. Sorumluluk duygusu, hesap verme korkusunu da beraberinde getirdiğinden, her işini sağlam ve tastamam yürütmektedir. Laçka ve laubali değildir. Sorumluluk taşıyan ve hesabını sağlam tutan insan, onurun ve özgürlüğün tadına erişecektir. Sorumsuz insan, devamlı suçluluk psikolojisi içindedir. Bir insanın gerçek ayarı ve seviyesi, sorumluluk bilinci ölçüsündedir.

Olgun insan, kendi özünü ve temel ilkelerini terk etmeden, sürekli gelişim ve değişim içinde olabilendir. Kendisini devamlı yenileyen, bilgi, beceri ve birikimini geliştirebilen insan, her türlü engeli aşabilir ve rakiplerini yenebilir. Bütün insanlık, birbirine ihtiyacı ve ilişkisi olan büyük bir motorun parçaları konumundaki bireylerden meydana gelir. Her bir parça, insanlık fabrikası için önemli ve gereklidir. Öyle ise her birimizin diri ve dinamik kalması için sürekli tamir ve takviye edilmesi gerekir. Ve özellikle kendisini bir davanın ve camianın mensubu gören kimselerin, düzenli ve disiplinli bir teşkilat çarkının sorumlu ve huzurlu bir üyesi gibi çalışmazlarsa, mecburen devre dışı bırakılmaları kaçınılmaz hale gelir. İslam fıkhında, vücuttan kopan parmak ve benzeri parçaların “murdar” sayılması ibretli bir örnektir.

Olgun insan, devamlı yeni şeyler öğrenmeye ve bilgisini tazeleyip geliştirmeye gayret gösterir. Sormaktan, araştırmaktan ve talebe olmaktan çekinmez... Bu konuda asla kibirlenmez, böbürlenmez. Gurur ve kibir, insanı cahil ve çağdışı bırakır.

Olgun insan başladığı işi mutlaka bitirmeye ve başarmaya çalışır. Üç günde bir karar bozan, her işi yarım bırakan insan, ağırlığını ve saygınlığını kaybeder. Hem kendisine olan güveni de yitirir.

Bütün bu yüksek özellik ve güzellikleri kazanmak ve olgunlaşmak için de, mutlaka sağlam kaynaklara ve hocalara ihtiyaç vardır. İşte en sağlam kitap Kur’an, en kâmil mürşit ise Hz. Peygamber Aleyhisselamdır. Günümüzde de Kur’an’ı en iyi anlayan ve açıklayan Risale-i Nur eserleri ve Harun Yahya serileri gibi kitaplar devamlı ve dikkatle okunmalıdır. İmani ve insani değerleri, ilmi gerçekler ve teknolojik verilerle anlatan her türlü yayınlardan yararlanmaya bakmalı ve bilge bir kişilik kazanmalıdır. Böylece sürekli olgunlaşmaya ve onurlu yaşamaya çalışmalı, hamlıktan ve hantallıktan kurtulmalıdır. Zira, ham kalan, ucuz harcanacaktır!

Nezaket Kuralları

NEZAKET; “EFENDİ’lik ve MEDENİ’liktir!”

Her insana ve özellikle Müslümana yakışan; incelikli, imrenilir, sevilir ve hoş geçinilir biri olmaktır. Kaba-saba, softa, yobaz ve yontulmamış tipler, ne kendileri mutlu olabilir, ne de başkalarında rahat ve huzur bırakır. Evet, nezaket; “hayırlı ve yararlı insan” olmanın ve olgunlaşmanın ilk şartıdır.

Nezaket: Herkese saygılı ve seviyeli yaklaşmak... İtici ve incitici söz ve tavırlardan sakınmak... Çevresini kırıp döken, herkesi üzen ve ürküten değil, yapıcı, yardımcı ve ağırbaşlı davranmak... Alaycılıktan ve küçük düşürücü şakalardan uzak durmak... Özetle; her durumda ve herkese karşı, efendi, edepli ve erdemli bir tutum takınmaktır.

Nezaket; a- Nezafet: Vücut, elbise, etraf ve eşya temizliği, b- Nezahet: Ahlak temizliği, anlayış ve davranış güzelliği ile daha da olgunlaşır. Ve hele dava tebliğcileri ve teşkilat eğitimcileri için nezaket, büyük bir önem ve öncelik kazanır. Ve tabi, nezaket; kibarlık budalalığı ve çıtkırıldım davranışları sanılmamalıdır. Çünkü, bu tür yapmacık ve gıcık hareketler, sempati yerine antipati toplayacaktır. Hâlbuki nezaket; içtenlikle güler yüzlü, alçak gönüllü, ama ağır başlı, oturaklı ve ölçülü olmaktır.

Şimdi, nezaketin gerektirdiği başlıca olgun ve uygun davranış biçimlerini ve önemli ahlâk prensiplerini sıralayalım:

A- Zarar verme!

Toplumun ve davanın maslahatı ve İslam’ın müsaadesi dışında; hiç kimseye ve hiçbir şekilde, zarar verecek ve sıkıntıya düşürecek söz konuşma, gıybetini yapma, yazı yazma, imada bulunma, hile ve haksızlığa kalkışma... “Ne zarar dokundurmaya ne de (kendisi ve çevresi) zarara uğramaya (izin) yoktur”[2] Hadisini unutma...

B- Özel hayatla ve gizli ayıplarla ilgilenme!..

Kendi kusurlarını düzeltmeye ve başkalarının farkına vardığın yanlışlarını, sadece ve ancak onlara söyleyip sakındırarak dizginlemeye çalış!.. “İyi bir Müslüman, kendisini ilgilendirmeyen işleri terk eder”[3] Hadisini düstur edin... Gevezelik, münasebetsizlik, laubalilik gibi huylardan vazgeç!

C- Sevindir ve ümitlendir. Üzme ve kışkırtıp germe!..

Çünkü “Kim dünyada bir mü’minin üzüntüsünü giderirse, Allah da, ahirette onun bir üzüntüsünü giderecektir.”[4] Havayı gevşeten ol, gerginleştiren olma!

Ç- Asık surat ve kızgın tavır gösterme!

Çünkü sözlerin doğru ve güzel de olsa yüz hatların ve öfkeli tavırların, muhataplarını kıracak ve korkutacaktır. Uzlaştırmaya çalışırken, uzaklaştıracaktır.

D- Yüksek sesle ve sertlikle söyleme!

Hırçın, kızgın bir tavırla ve yüksek bir ses tonuyla yaptığın nasihat ve tebligat ters tepki yapacaktır.

E- Kesin ve keskin ifadelerle tersleme!

“Seninle bütün alâkamı kestim!”, “Senden sonsuza dek küstüm!”, “Sen asla adam olmazsın!”, “Anlaşıldı sen bu işi başaramazsın!”, “Arkadaşlığımız buraya kadar, yolumuz ayrıldı!” gibi sözler, hem dostlukları bozacak hem de insanların kendine özgüvenini yıkacaktır.

F- Mahalli şiveleri ve argo kelimeleri alışkanlık haline getirme!..

Bu senin, basit ve hafif bir kimse olduğun imajını doğuracak, ağırlığın ve saygınlığın yıpranacaktır.

Ve hele, yaş ve makam itibariyle senden büyük insanlarla... Hocaların ve üstadlarınla... Lider ve başkanlarınla; sululuk yapmaya, şakalaşmaya, gereksiz lafa karışmaya, ayıp olaylar ve fıkralar anlatmaya kalkışmayınız. Onlar bazen sizinle latife yapsalar bile, şımarıp karşılık vermeyiniz ve ölçüyü kaçırmayınız! Çünkü haddini aşan, muhatabının sabrını taşıracaktır. Medeni cesaret güzel ve gereklidir. Ama münasebetsizlik yararsız ve yakışıksızdır.

G- Yanlışları tenkit ve tekdir (uyarı) yapabilmen için, önce doğruları takdir etmen gerektiğini göz ardı etme!

Bir insanın olumlu ve onurlu tarafını tebrik ve takdir ederseniz, onun yanlış ve yararsız tavırlarını tenkit ettiğiniz zaman da size kulak asacak ve haklı bulacaktır.

Ğ- Devamlı güven ver ve gülümse!..

Güler yüz ve tatlı söz, başlı başına bir hayır, huzur ve hizmet aracıdır. Hatta: “Kardeşlerinize gülümsemeniz bir sadakadır.”[5] Unutma: Güler yüz ve tatlı söz, nice kapalı kapıları açan ve kızgın kalpleri ferahlatan sırlı bir anahtardır. Somurtkan yüz ve acı söz ise, şeytanın silahıdır ve arabozandır.

H- Kendini tanıtmadan söze girme!

Bir toplantıda veya telefonda, kısa ve öz olarak kendini tanıtmadan ve muhatapların kimliğini ve ne istediğini anlamadan konuşmak, hem israftır, hem de tamiri zor tahribatlara yol açacaktır.

I- İlgi ve iltifatı esirgeme!..

“Sizi takdir ediyorum”, “Şu tavrınızı çok beğeniyorum”, “Sizinle gurur duyuyorum”, “Böyle bir dostluğumuz olduğu için kendimi şanslı sayıyorum”, “Şu ahlâkınıza imreniyorum” gibi iltifatlar insanları hem onurlandıracak, hem umutlandıracak, hem de hayırlı hizmetlere bir nevi teşvik olacaktır.

İ- Rica et, emir verme!..

Senden küçüklere ve statüsü düşüklere bile “Bir zahmet bakar mısınız!” “Lütfen şöyle yapar mısınız!” gibi yaklaşımlardan insanlar hoşlanmakta, gururları okşanmakta ve daha bir istekle çalışmaktadır.

J- Kelimelerin sivri ve sinirli olanını değil, yuvarlak ve yumuşak olanını seç!

Bir meramınızı anlatmak ve bir hatayı hatırlatmak için aynı anlama gelen birçok kelime ve cümle bulunmaktadır. Bunların bir kısmı “dişi” bir kısmı “erkek”tir. Bazısı “sivri” bazısı “sevimli”dir.

“Sen çok pis ve kirli birisin” yerine “Temizliğine daha çok dikkat etmelisin; “Hep boş konuşuyor, kafamızı şişiriyorsun” yerine “Hazırlıklı ve kısa konuşsan daha iyi anlatıyorsun”; “Sende, hiç Allah korkusu ve vicdan duygusu yok mu?” yerine “Bu davranışın suçu ve sorumluluğu çok büyüktür”; “Sen adam olmazsın, hiçbir işe yaramazsın” yerine “Daha çok çalışmalı, hayırlı ve başarılı gayretlerini artırmalısın...” gibi sözler daha yapıcı ve yararlıdır. “Allah belanı versin!” yerine “Allah ıslah eylesin” diye dua yapmalıdır.

K- En küçük iyilik ve ikrama bile teşekkür et!

Teşekkürsüzlük, nankörlük sayılır. Teşekkür, hizmet heyecanını artırır. Bir bardak su getirene, otobüste yer verene, seni öne geçirene, resmi dairede işini görene teşekkür et.

L- Saçma da bulsan, dinle;

İnsanların sözünü kesmek ve susturmak, lafını ağzına tıkamak, meramını anlatmasına fırsat tanımamak, hem zulümdür hem de nezakete aykırıdır... Dinlememek anlamamaktır. Anlamamak, yanlış tanımaktır... Yanlış tanımak ise; zararlı tedavi uygulamaktır.

M- “Biz” de, “Ben” deme!..

“Ben” kelimesini kullanma! Bencillik yapma, bilgiçlik taslama! “Ben” kaçırıcı, “Biz” kapsayıcı ve kucaklayıcıdır. “Ben” demek, böbürlenmek, kibirlenmek alâmetidir. “Biz” ise tevazu, terbiye ve bölüşmek işaretidir.

N- İyimser ol, kötü görme!..

İnsanların saldırgan ve hakarete varan söz ve davranışlarını hemen üzerine alma... Şüpheli tavırlarını kötüye değil, iyiye yor. Yanlış anlamalar ve yönlendirmeler sonucu böyle davrandıklarını düşün. Alttan al ve metin ol. Kendine güvenen ve olgun davranan haklı ve kârlı çıkacaktır. Meleklerin insanoğlunun yaratılmasıyla ilgili “Orada fesat çıkaracak ve kan akıtacak kimse mi yaratacaksın?” (Bakara: 30) şeklindeki kötümser yaklaşımları Allah tarafından kınanmıştır.

O- Küçümseme, önemse!

Hiç kimseyi ve hiçbir şekilde hor görme, küçük düşürme!.. Bu onların düşmanlığını ve intikam hırsını kamçılar... Senin de nefsini ve şeytanını azgınlaştırır. Çocuklarına, yakınlarına ve muhataplarına “önemli, gerekli ve değerli” olduklarını ve sevilip sayıldıklarını hissettir. Çünkü başkalarına değer verdiğin kadar şeref bulacak ve güven kazanacaksın.

Ö- İlgi ve iletişimi seyrekleştirebilirsin... Ama ümit ve alâkayı kökten kesme!..

Çünkü dışladıkların potansiyel düşmanların olacaktır. İnsanların her birinin farklı kabiliyet ve marifetleri vardır. Onlardan alâkayı kesmek, bu kabiliyetlerini katletmek anlamındadır. “İnsanlar (tabiatları itibarıyla) madenler gibidir. Cahiliye döneminde iyi (ve yararlı) olanlar, İslam’a dönünce de yararlı olacaktır. Yeter ki gerçeği anlasın ve farkına varsınlar.”[6] Hadisini unutmamalıdır.

P- Yerilmekten ve eleştirilmekten çekinme!..

Bazı hataların veya yanlış anlaşılmaların hatırlatılınca, hemen kızıp köpürme... Tenkitten hoşlanmayan tekâmüle ulaşamaz... Hem bazı yanlışlarını, hem de insanların sana bakış açılarını öğrenmen ve düzeltmen için; eleştiriye açık ol... Tenkit edenlere teşekkür et ve hoş gör!..

R- Araç kurumları kutsallaştırma, amaç kavramları sahiplen!

“Meslek, meşrep, parti, dernek” gibi hizmet kurumlarını haddinden fazla yüceltmek, araçları amaç haline getirmek ve insanları bu kategoride değerlendirmek yanlıştır ve dağıtıcıdır. Ortak ve mutlak değerler etrafında buluşmaya çalışmalıdır. “Sizin, Allah’tan başka ibadet (ve hizmet) ettikleriniz, birtakım (kendi taktığınız) isimlerden, (amblem ve alâmetlerden) ibaret şeylerdir ki, onları siz ve atalarınız uydurmuştur.”[7] ayetinin ikazına kulak asmalıdır.

S- Hizmet ve hürmet bekleme!..

İnsanlardan kendine özel hizmet ve hürmet beklemek yanlıştır. Onlar seni hürmet ve muhabbete layık görürse, kendiliğinden yapacaktır.

Sen herkese ve kendi derecesinde hürmet ve hizmet et ki, kıymet ve faziletin artsın! İnsanların önünden kalkmak, yer açmak, öne almak ve öncelik tanımak bir saygıdır. “Bir kavmin Efendisi, onlara hizmet edendir.”[8] Hadisi, hizmet edenin hürmet göreceğini ve liderliğe yükseltileceğini anlatmaktadır.

Ş- “Her madenden kolye, her âdemden şövalye” olur zannetme!

“İnsanlar (yük ve yarış) develeri misalidir… Yüz tane içinde (uzun mesafeye dayanacak ve hedefe kadar yükünü taşıyacak) belki bir tane bile bulamayabilirsin.”[9]

Herkesi kendi ayarında ve diyarında idare etmek sosyal ve siyasal bir sanattır. Örnek ve yüksek kabiliyetler çok azdır... Emek ve önem verdiklerinin birçoğu cılk ve cıvık çıkarsa hayıflanma!.. Çamurdan çekiç, hamurdan kılıç yapılmaz... Ama yine de atılmaz. Elbette bunların da çok işe yarayacağı yerler vardır!..

T- Son sözünü, en başında sarf etme! Bu, minareyi tepesinden yapmaya kalkışmak gibi bir yaklaşımdır.

Özellikle uyarı yaparken, gerekenleri açıklayıp anlatmadan, karanlık ve kapalı noktaları aydınlatmadan ve muhatapların ayarını ve amacını ortaya çıkarmadan, en son söylememiz gereken sert ve net ifadeleri, en başta kullanmak, diyalog ve dayanışma kapılarını kapatmaktır.

U- Dürüst davran... Samimi ol… Rol kesme!..

Mevlana’nın dediği gibi, hem olduğun gibi görün, hem göründüğün gibi ol... Riyakârlık ve yapmacık maskeni çıkar. Dürüstlük sana ağırlık, samimiyet ise saygınlık kazandırır.

Ü- İncitici genellemeler dile getirme:

“Karadenizliler şöyledir”, “Kürtler böyledir”, “Filan partililerin hepsi şu şekildedir”, “Şu meslek sahipleri bu biçimdedir.” gibi insanların üstüne alınacağı ve darılacağı genellemeleri bırak!

V- Sakın, selamsız geçme!..

Selam; sevgi ve barış parolasıdır… Selam; iyi niyet ve samimiyet pusulasıdır. Selam, kin ve intikam gibi kalbi hastalıkların pansumanıdır… Selam; saadet ve selametin pahası ve insani irtibatın gönül anahtarıdır. Selamsızlık ise; gönülleri karartır, ruhları paslandırır. Ve özellikle görmemezlikten gelmek; onu yok saymaktır. Ve sevmediğini, istemediğini ortaya koymaktır. Yani dargınlığa davetiye çıkarmak ve düşmanlığı satın almaktır. Çünkü hoşlanmadığını ve varlığına katlanmadığını açığa vurduğun bir insan, her halde sana dost kalmayacaktır.

Y- Nefret ettirme, iğrendirme!

İnsanlar içinde ve ölçüsüz bir biçimde, “esnemek, tükürmek, sümkürmek, diş temizlemek, tırnak kesmek, kötü kokulu ve mide bulandırıcı şeyler yemek içmek, burun karıştırmak, ayakları uzatmak” gibi davranışlar da elbette nezakete aykırıdır.

Z- Kendini satmaya ve üstünlük taslamaya yeltenme!

Marifet ve faziletlerini göstermek... Övünmek ve böbürlenmek... Gururlu ve kuruntulu tavırlar sergilemek; kabalık, hamlık ve hazımsızlıktır. Kendi kerametini anlatmak değil, kerem ve erdemini ortaya koymak lazımdır. Çünkü pekmezin kaliteli olursa, sineğin ta Bağdat’tan gelip bulaşacaktır. Ama ne kadar reklam etsen de, hoşaf suyunu pekmez diye satacağın ahmak zor bulunacaktır.

 


[1] Al-i İmran: 37

[2] Sünen-i İbn-i Mace

[3] Tirmizi

[4] Sahih-i Müslim

[5] Sünen-i Tirmizi

[6] Müslim-Buhari

[7] Yusuf: 40

[8] Sünen-i Deylemi

[9] Buhari ve Müslim


Bu yazarin diger makaleleri

Taha Akyol’un Tespitiyle:NUMAN KURTULMUŞ, ERBAKAN’DAN KURTULMAK İSTİYOR!?
“Sadık Milli Görüşçüleri ayakta tutan, maruz kaldıkları her türlü haksızlık...
Devami
Pazarlık Partisi ve PALAVRA İKTİDARI
Abdurrahman Dilipak’la Ali Bulaç’ın “AKP bir Dış Projedir” itirafları Bir öğretim...
Devami
SÖZLER, HEDEFİ VURUNCA SES GETİRİR!
  Önceki sayımızda Yazı İşleri Müdürümüz Tevfik Bala kardeşimizin yazısındaki...
Devami
ŞEYTANİ RUH!..
  Şeytan Allah'ı bilir. Ama hâşâ, O'nun haksızlık ve yanlışlık...
Devami
MÜSLÜM GÜNDÜZ’ÜN UTANMAZLIĞI!
CNN Türk’te 32.Gün programına çıkarılan ve Sabataist zihniyetli Mehmet Ali...
Devami
SERDAR DENKTAŞ, ACABA HANGİ DİNDEN VE HANGİ KAVİMDEN?!
  1-4 Kasım 2007 tarihlerinde, "Türkiye'nin savunması, Kıbrıs'tan Başlar" sloganıyla...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 215

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR