Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün6937
mod_vvisit_counterDün5785
mod_vvisit_counterBu Hafta6937
mod_vvisit_counterGeçen hafta44068
mod_vvisit_counterBu Ay57938
mod_vvisit_counterGeçen Ay215469
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14377367

IP'niz: 35.170.81.210
Bugün: 09 Ara 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11223844

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

PAPA NİYE AKP HAYRANIYMIŞ!..

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

 

Papa'nın Türkiye ziyaretinin asıl amacının "Türkiye'ye önem vermesi ve İslamiyetle diyaloğun geliştirilmesi olmayıp, Ortodoks Hrıstıyanlarla (Bartelameos'la) Katoliklerin işbirliğinin güçlendirilmesine yönelik bulunduğu" şeklindeki resmi beyanatın bizzat Vatikan tarafından açıklanması, bizdeki diyalog davulcularını ve AB sevdalılarını hayal kırıklığına uğrattı.

Ve hele, İtalyan basınının; beş-on gencin Ayasofya'da namaz kılmasını:

"Ayasofya işgal edildi." Şeklinde manşetlere taşıması, Ayasofya'yı kendilerinin tapulu malı gördüklerinin açığa vurulmasıydı.

 

Bütün bu talihsiz ve terbiyesiz beyanatlara rağmen, AKP kurmaylarının ve ılımlı İslamcıların papa hayranlığı daha da artmaktaydı.

AKP iktidarının en önemli icraatlarından biri Kilise tamirciliğidir. Hiçbir iktidar döneminde bu kadar kilise, onarılıp tamir edilmemiştir.

Mesela Van'daki Akdamar Ermeni Kilisesi. Ekim ayında büyük bir törenle açılacak. Restorasyonu için Kültür Bakanlığı'nın bütçesinden 4.2 trilyon harcandığı bilinmektedir.

Tek bir Hıristiyanı olmayan Kütahya'da bile 200 yıllık Rum Kilisesi tarihi miras olarak yeniden restore ediliyor.  Kütahya'nın AKP'li Belediye Başkanı "Kilise ve Çan kulesi insanlığın ortak kültür mirasıdır. Kaderine terk edemezdik" diyebilmektedir.

Peki ama hiç madalyonun öbür yüzüne bakmak aklınıza geldi mi!

Elimize İnsanlığa Karşı Suçlar Araştırma Enstitüsü İKSAREN'in yeni bir raporu geçti.

Okuyalım:

  • Osmanlı Salnamelerine göre, Sofya'da 44 cami varken, günümüzde bir tane kalmış.
  • Filibe'den 33 cami varken sadece 1 tane mescit kalmış.
  • Tatarpazarcığı'nda 22 camiden 9'u yakılmış, 5'i tamamen yıkılmış 7'si değişik ölçüde tahrip edilmiş ve bir tane kalmış.
  • Tatarpazarcığı ve civarındaki 182 cami ve medrese yakılıp yıkılmak suretiyle yok edilmiş.
  • Sadece Doğu Rumeli de 756 Osmanlı eseri tahrip edilmiş.

Osmanlı dönemi eseri olduğu için  "Arnavut kaldırımları" bile sökülmüş. Arnavut Kaldırımları sağlamlığıyla namlıdır. Sökemediklerinin üzerine de beton dökmüşler!

Biz insanlığın ortak değeridir diyerek Bizans kültürünü ayağa kaldırırken, acaba tahrip edilen Osmanlı eserleri, camilerimiz hiç aklımıza geliyor mu?


Umarız Papa Benedictus'un son hezeyanları kendimize gelmemize ve silkinmemize vesile olur da gaflet uykusundan uyanırız.[1]

Her şey gavurlar için yapılıyor

Meslek liseleri, İmam Hatipler ve Kur'an Kurslarının önündeki engellerin kaldırılması için 4 yıldır ciddi bir adım atmayan AKP Hükümeti, TBMM'ye sevk ettiği 9. AB uyum paketinde yer alan değişiklikle yabancı ve azınlık okullarına yönelik yeni düzenlemelerde önemli haklar getirdi. Daha önce üçüncü şahıslara devredilemeyen bu okulların arazi ve taşınmaz malları, yeni değişiklikle artık yabancı ve azınlık vakıfların mülkiyeti olabilecek.

Öte yandan TBMM'nin yeniden olağanüstü toplanıp çalışmaya başlaması ele alınan Özel Öğretim Kurumları Kanunu Tasarısı'nın Genel Kurul görüşmelerinde, verilen bir teklif ortalığı karıştırdı. Yabancı ve azınlıklar okullarını ilgilendiren tasarının tanımında yapılması için verilen son dakika önergesi ile, Rum, Ermeni ve Musevi kökenlilerin de Türk vatandaşı olmasa da "azınlık okullarına" gidebilmesinin önü açıldı. Bu tasarı yasalaşırsa, Anadolu'nun birçok yerinde kapısına kilit vurulan İmam Hatipler için hiçbir girişimde bulunmayan AKP hükümeti, Türk vatandaşı bile olmayan yabancı uyruklu çocukların Türkiye'deki okullarda okumasını sağlayarak tarihe geçecek. Önerge, Heybeliada Ruhban Okulu'nun faaliyete geçmesi ve öğrenci kabul etmesi için önünün açılması girişimi olarak da yorumlandı. AB'nin her fırsatta gündeme getirdiği Heybeliada Ruhban Okulu açılmasına yönelik AB eleştirilerinin önünü kesmek için böyle bir önerge verildiği bildiriliyor.

Gül Yahudi cemaatini kabul ediyor, talimat alıyor

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, ABD'deki Musevi derneklerinin temsilcileri ile New York'taki Türkevi'nde bir araya geldi. Dernek temsilcileri görüşmede Türkiye'nin son zamanlarda Ortadoğu'da oynadığı aktif rolden memnun olduklarını belirttiler.

Birlik (Anti-Defamation League), Amerikan Yahudi Kongresi, Amerikan Yahudi Komitesi, Amerikan Sefaradik Federasyonu, B'nai B'rith, Amerikan Büyük Yahudi Kuruluşları Başkanları Konferansı ve Dünya Yahudi Kongresi'nden yaklaşık 20 temsilci katıldı. Toplantıya katılan temsilcilerin çok yüksek düzeyli olması ise dikkatlerden kaçmadı. Diplomatik kaynaklar, görüşmede Türk-ABD ve Türk-İsrail ilişkilerinin görüşüldüğünü ve Türkiye'deki Musevilerin durumunun da gündeme geldiğini belirttiler.

Yahudi kuruluşları temsilcileri de Türkiye'nin yanında olduklarını ve desteklediklerini ve Türkiye'nin son zamanlarda Ortadoğu'da oynadığı aktif rolden memnuniyet duyduklarını dile getirdiler.

Toplantının çıkışında bir açıklama yapan Amerikan Yahudi Komitesi'nden Barry Jacobs, görüşülmesi gereken bazı konular bulunduğunu ve bu konuların dostluk ve saygı içerisinde konuşulduğunu söyledi. Türkiye'nin ABD ile dost ilişkilerine ve İsrail ile yakın işbirliğini vurgulayan Jacobs, Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupa'dan kaçan Yahudilere kucak açtığını hatırlattı.

Jacobs, Hamas'ın Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaretin toplantıda gündeme gelmediğini de sözlerine ekledi. Oysa asıl konu buydu.

Yahudi temsilcileri Dışişleri Bakanı Gül'e, Türkiye'de yaşayan Musevi cemaatinin haklarının korunmasına önem verdiklerini belirttiler. Temsilciler, Türkiye'yle iyi bir diyalog sürdürme arzusunu da toplantıda dile getirdiler.[2]

Patronlar piyonlarını yitirmek istemiyor!

AB çevrelerinde AKP giderse telaşı!

 London International Network ve Demokrasi Vakfı'nca Brüksel'de gerçekleştirilen toplantılardaki gündem şöyleydi:

İlk olarak Genişlemeden Sorumlu Oli Rehn'in, Türk İş'in davetlisi olarak Türkiye'ye yaptığı ziyaretin çok olumlu etki yaptığını belirtti.

Geziden sonra Türkiye'de AB'yi isteyen geniş kesimler olduğunu; ancak bunların içeride bazı güçlükler yaşadığını anlatan Rehn, Türkiye'nin daha fazla desteklenmesi gerektiğini yineledi.

Bu noktada Rehn'in, Ermeni yasası nedeniyle Fransa'ya kafa tutmasını anımsatan AB kurmayları bize, "Yoksa bir komiserin, güçlü bir AB ülkesine karşı sesini yükseltmesi bir ilktir. Rehn, risk aldı. Zaten Fransa da Rehn'e, 'Fazla ileri gittin' uyarısı yaptığı" söylendi.

AB çevrelerinde muhalefete karşı şu nedenle olumsuz bir tutum oluşmuş:

"Eskiden her parti AB'ye destek verirdi; ama tablo artık böyle değil. Muhalefetteki partiler AB'ye karşı duruyor. Bu durum bizi telaşlandırdığı için ilerleme konusunda tereddüt yaşıyoruz. Oysa tüm politikacılarınızın uzlaşma içinde olması iyidir. Seçimde AKP kaybeder, koalisyon çıkarsa ne olur?"

Sorunun ardından, "İnşallah yine siz iktidar olursunuz" sözleri gelince görüşmedeki AKP'liler sessiz kalmayı yeğledi.

Bu noktada söz alıp, MHP'li bir koalisyonun yaptığı reformlara dikkat çekerek AB politikasının hükümet değil, devlet politikası olduğunu; muhalefetten bugün farklı sesler çıksa da iktidara geldiklerinde AB politikasından sapma yapamayacaklarını söyleme gereği belirdi.

Ancak, AB çevrelerindeki bu yaklaşım iki yorumu akla getiriyor.

Birincisi; muhalefet, özellikle de daha çok eleştirilen CHP, kendisini AB çevrelerine daha fazla anlatmalı, her zemini bunun için kullanmalı.

İkincisi, AB çevreleri de artık "AKP kaybedebilir" diye düşünüyor.

AKP'nin, AB ve PKK konularında sürekli muhalefetten yakınması da Avrupalıların muhalefete bakışını etkilemiş görünüyor.

Öte yandan, bu politikanın güçlü bir iktidar partisi için inandırıcılığını ne kadar daha sürdüreceği tartışmalı bir durum yaratıyor.[3]


43 yıldır sorulmayan soru

Dile kolay, 43 yıldır... Ekonomiden hukuka, tarladan gökyüzüne, aklınıza gelen gelmeyen her konuda "AB'ye uyum için" yasa çıkardık. Hayatınızda olumlu yönde ne değişti?  Size ne faydası oldu?

Madem millet için AB'ye girmek istiyorsunuz... Yetti artık, emrivaki... Millete sorun.  İstiyor mu, istemiyor mu?

Onlar kendi milletlerine sordu... İsteyen girdi, istemeyen girmedi. Mesela, Norveç...  Seçilmiş bir hükümet vardı iktidarda.  Yani milletten "yetki" almıştı. Ama buna rağmen, referandum yaptı.  "Hayır" dedi millet... Girmediler.  Bir zarar gördüklerini de, görmedim.

Peki ya biz?  İlk başvuru, 1959'da.  Menderes... Rahmetli...  Kimseye başvurdu mu, "başvuralım mı, başvurmayalım mı" diye?  Başvurmadı. Sonra?  Hatırlayın...  Demirel, Ecevit, Özal, Yılmaz, Çiller...  Hepsi birer defa girdi AB'ye...  Hepsi, ayrı ayrı kutlama yaptı AB'ye girdiğimiz için. E baktı ki millet, bir yere girdiğimiz falan yok... "N'oluyor" demeye kalmadı... Tayyip Erdoğan iki defa daha girdi.

Patlattığımız havai fişeğin haddi hesabı yok, AB'ye girdiğimiz için.

En fazla defa biz girdik! Ama hâlâ dışarıdayız. Hatta, dışarıda bir tek biz varız. Bu arada bize giren girene...[4]

Yüz yıl önce de bütçenin yüzde 30'u faize gidiyordu

Yedi yıldır istikrar politikası uygulanıyor. Ama 2007 (başlangıç) bütçesinde faiz harcamalarının payı yüzde 25.9 oranında.

1854 Kırım Savaşı borçlanmasıyla başlayan ve 1879 düyun-ı umumiyye ile sonuçlanan 25 yıllık borçlanma dönemi sonunda, Osmanlı bütçesinin her yıl yüzde 30 dolayındaki kısmını faize ayırmış.

İktisatçı Nazif Ekzen, yüz yıl önceye ait bu bilgilerden hareketle, "Acaba yüz yıl sonra durum nedir?" diyerek bir değerleme yapmış. Ekzen diyor ki, "1988 yılından sonra giderek tırmanan iç borçlanma sonunda, TC bütçeleri de Osmanlı bütçelerindeki (faiz ve faiz dışı harcamalar şeklindeki) ikili yapıya dönüştü.

2000'li yılların başında toplam bütçe harcamalarından yüzde 50 pay alır hale gelen faiz harcamaları, son iki yıldır yüzde 30'lar dolayına indi ama, gene de tek başına bütçedeki en büyük harcamayı oluşturuyor."

Yedi yıldır istikrar politikası uygulanıyor. Ama 2007 (başlangıç) bütçesinde faiz harcamalarının payı yüzde 25.9 oranında.

Osmanlı döneminde yurtdışından borçlanıldığından, "düyun-ı umumiyye" faizi yurtdışına gidiyordu. TC Hazinesi'nin borçlanması "iç borç" gibi görülüyor ise de bu borçlar için ödenen "yüksek reel faiz" de (genelde) yurtdışına transfer ediliyor.[5]

Soros mu daha insaflı M. Ali Şahin mi? 

 Soros'un Türkiye'de en fazla desteklediği vakıf; TESEV. Başında Can Paker var.

 Soros'un Türkiye temsilcisi ise Hakan Altınay. O da Soros'un dünya çapında örgütlenmiş Açık Toplum Vakfı'nın başındaki isim. Geçtiğimiz yıl kendisiyle Ankara'da görüşmüştük. Türkiye'de faaliyete başladıkları 2001 yılından bu yana sivil toplum örgütlerine 6 milyon dolar destek verdiklerini söylemişti. Bu destekten aslan payını alan ise TESEV.

Hakan Altınay'ın o zaman verdiği rakam 1 milyon dolardı. Zaten TESEV de, bütçesinin yüzde 60'ını Açık Toplum Vakfı'nın yani Soros'un karşıladığını inkar etmiyor.

İşte bu TESEV başörtüsü konusunda bir çalışma yapmış. Şimdi yukarıdaki bağlantılara bakınca Türkiye'deki Başörtüsü sorunu gerçeğini de Soros'un katkı ve desteğiyle öğreneceğimiz açık. Hadi hayırlısı bakalım..

Ama bu ilk değil. TESEV'in 2000 yılında yaptığı benzer bir çalışması daha var. Kasım'da açıklanan anketin sonuçlarını üç aşağı 5 yukarı buradan kestirmek mümkün.

O zaman bakalım:

TESEV'in o araştırmasına göre;

"Halkın yüzde 42,6'sı Türkiye'de dindar insanlara baskı yapıldığını" söylemiş.

Bu baskıya örnek vermeleri istendiğinde ise "yüzde 64,8'i" "Türban Sorunu!"nu göstermiş.

Peki Başbakan Yardımcısı M. Ali Şahin ne demişti? Biz hatırlatalım. "Başörtüsüyle ilgili sorunları, sorun sayıyor musunuz? Sorun sayanların sayısı yüzde 1,5'tir. Bizim gündemimizde halkın, sadece yüzde 1,5'inin gündeminde olan bir konu öncelikli olarak yoktur. Olması siyaseten de yanlıştır."

Yani..

Yani Soros bile bunlardan daha insaflı be kardeşim.[6]


 Memurun ‘yaşam düzeyi!' 27.2 YTL yükselecek... 

 Memurlar yine hayal kırıklığına uğradı. Günlerdir süren toplu görüşmelerden bir sonuç alınamaması üzerine geçtiğimiz hafta yapılan uzlaştırma kurulu toplantısından da anlaşmazlık çıktı.

Konunun Bakanlar Kurulu'nda görüşülerek netleşmesi bekleniyor. Beklenti ise düşük maaş alan memurlara her iki altı ay için yüzde 4, yüksek maaş alan memurlara ise yüzde 3 artış yapılması yönünde.

Bu artış, çocuk ve aile yardımı almayan en düşük memur maaşına 27,2 YTL olarak yansıyacak. Yani hükümet, günlerdir süren görüşmeler sonucunda memuruna ancak bunu verebildi...

Çay-simit hesabı mı yoksa peynir-zeytin hesabı mı? Hangisini yaparsak yapalım memurun (olmayan) yaşam düzeyi, 2007'de yüzde 4 daha artırmış olacak! 

Şimdi hükümete sormak gerekiyor... İktidara geldiğinizde bu insanlara ne sözü vermiştiniz? Üç yıl sabredin her şey düzelecek... Bırakalım üç yılı, dördüncü yıllınızı tamamladınız. Değişen ne? Kocaman bir sıfır! Hükümet memurunu insafsızca harcamıştır.

Hükümet, bugün muhtemelen bazı rakam oyunlarına başvurarak yine memurlara enflasyon hikâyesi anlatacak. ‘maaşlara enflasyonun üstünde artış yaptık', ‘memurun alım gücü AKP döneminde yükseldi' gibi... Aldığı maaşla gıda ve barınma ihtiyacını bile karşılayamayan memura, enflasyonun üstünde artış yapsanız ne yazar?[7] 

Erdoğan ve Aydın Doğan!

Aydın Doğan, yakın çevresiyle takım elbisesine iddiaya girmeye başladı. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olacağı konusunda. Doğan grubuyla hükümet ilişkilerini yürüttüğü öne sürülen Maliye Bakanı ise bu formülün asıl sürprizi olabilir.

Erdoğan Köşk'e çıkacak ama Emine Hanım Subayevleri'nde oturacak. Böylelikle 'kamusal alan' krizi yaratanların elindeki en güçlü kozun ilga edilmesi düşünülüyor. Bu aşamada ne tür sıkıntılar çıkabilir, hangi odaklar ne tür engeller yaratabilir tüm bunlar hesaplanıyor. Küresel veya bölgesel, öngörülemeyen siyasi, sosyal, ekonomik bir kriz veya bu tip bir krizi tetikleyecek bir başka etmen olmadığı sürece temel stratejisi bu Erdoğan ve yakın ekibinin. Bu formülün tutması için iki temel odağın da 'içeride' desteklemesi gerekiyor.

Biri asker. Diğeri medya...

Aydın Doğan, yakın çevresiyle takım elbisesine iddiaya girmeye başladı. İddia ne? Tayyip Bey Köşk'e çıkacak. Ve Aydın Bey Erdoğan'ın frak giydiği saatlerde kazandığı takım elbiselerini toplayacak. Doğan grubuyla hükümet ilişkilerini yürüttüğü öne sürülen Maliye Bakanı ise bu formülün asıl sürprizi olabilir. Aydın Bey neden bu formüle destek veriyor?

Birkaç sebepten. Ama iki temel neden görüyorum. Biri Petrol Ofisi, diğeri futbol ihalesi. Digiturk'ü sallamanın en mühim enstrümanı futbol maçlarının yayın hakkını almak. Alternatif bir dijital platforma koyacak onlarca farklı içerik zaten 'tabela' da olsa hazırlanmış vaziyette. Hesap bu.[8]

 Havada bulut mu var? 

 Hava yine bulutlandı. Ne alakası varsa, 28 Şubat ortamına bir dönüş olup olmadığı bile sorulabiliyor.

Oysa iktidar son derece ‘uyumlu' gidiyormuş gibi gözüküyor.

Yani mesela ‘havuz' oluşturup, devletin parasını ucuz bir şekilde ele geçirip devlete pahalı satanların tekerine çomak sokma gibisinden bir durum söz konusu bile değil.

Bugünün soygun yolları sağlıklı bir biçimde(!) işliyor.

Sıcak döviz, altın dönemini yaşıyor mesela. Yüksek faiz-düşük kur sayesinde hemen her sene milyarlarca dolarımız yurtdışına doğru akmayı sürdürüyor.

Portföyünde komik denebilecek kadar düşük rakamlar bulunan bazı kuruluşlar bile, isterlerse spekülasyonlar yoluyla, ekonomiyi kısa bir sürede altüst edebiliyorlar.

IMF ve Dünya Bankası'nın telkin ettiği hemen her şey, anında yerine getiriliyor.

Mesele faizlerin ödenebilmesi...

Memurlara reva görülen zam oranı, tek kelimeyle zulüm. Enflasyon hesabı yapıyor gibi gözükülerek, reel gelir kayıplarını bilerek göz ardı ediyorlar. Ve satın alma gücü gittikçe düşüyor.

Milyonlarca üreticiyi yakından ilgilendiren fındık meselesi yerlerde sürünüyor. Azıcık arkasında durulsa, mesele hallolacak ve herkes memnun olabilecek olmasına rağmen.

Bunlar ve diğer yapılanlarda hedef belli: iç ve dış borçların faiz ödemelerinin aksamaması...

Dış politikada çok yönlülük varmış gibi gözükse de, ABD'nin baskın görünümü berdevam.

AB yolculuğu, duraklamalara rağmen devam ediyor. Kıbrıs meselesi gibi sıkıntı verici acil tavizler, iç kamuoyunun hazır hale gelebileceği zamanı kolluyor gibi.

Uyum paketleri birbiri ardına hazırlanıyor. AB ülkelerinden bazılarının Sözde Ermeni Soykırımı iddiaları ile ilgili başlattıkları yeni ataklar ise sadece seyrediliyor. Pontus ve Süryani katliamı iddiaları ise sırada bekliyor.

Başörtüsü zulmü berdevam. İktidar bu konuda ağzını bile açmamayı tercih ediyor.

Katsayı meselesi, bildiğiniz gibi. İmam-Hatipler bahane edilerek, bütün bir meslek eğitimi heba ediliyor. Dokunulamıyor, çünkü ‘cıs'.

Din Eğitimi keza.

Bunlar muhataralı konular. İktidar, kendisiyle iyi geçiniyormuş gibi gözüken bazı kesimlerin tepkisini çekmemek için, bekliyor. Neyi beklediğini biz bilmiyoruz. Kendilerinin bilip bilmediği de şüpheli.

Kendiliğinden hallolur mu?..

Bütün bunlara, bu uyum manzarasına rağmen, hissedilen boğucu havanın sebebi acaba ne olabilir?

Havadaki garipliğin sebebi, sanki yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimi.

2007 Mayıs Ayı'nda yapılacak seçimde, uygun bir insanın Cumhurbaşkanı olması durumunda, birçok şeyin kendiliğinden hallolacağı düşüncesi ise, ne kadar doğru, bilmiyoruz.

Ama Cumhurbaşkanı'nın değişmesi ile, Anayasa ve kanun değişikliği yapılmasına bile gerek kalmadan bazı konuların hallolacağı düşüncesinin haklı tarafları varsa, -ki var- o zaman bugün yaşadıklarımızın hukuk-dışı olduğunu varsaymak durumundayız.

Yasama ve yürütme gücünü büyük bir çoğunlukla ellerinde bulunduranların, -mevzuat müsait olmasına rağmen- bu zamana kadar yapamadıklarını, Cumhurbaşkanı değiştikten sonra yapıp yapamayacakları, önemli bir mesele.

Anayasa ve kanunlar çerçevesinde, yetkisi olmayan kişi ve kuruluşların insanımıza hayatı zehir etmesini önlemek için yapılabilecek olan bir sürü şeyi tehir etmenin neticesini hep beraber göreceğiz. [9]

Ecevit'in cenazesi ile ve Erdoğan'ın Köşk'e çıkma planı (hatta AKP iktidarı) aynı gün toprağa verilecekmiş...!?

Bu ‘derin komplo'nun kurgusu kabaca şöyle: Her şey ‘Güç odağı'nın Atlantik ötesi ziyaretine endeksli... İddia o ki ‘Karar odağı' Kürt kartını, nasıl isteniyorsa, öyle oynuyormuş.  ‘Belli isimler' aracılığıyla İmralı'yla konuşup af sürecini onlar başlatmış. Talabani bu ismi biliyormuş! Kızgınlığının nedeni ise çok başkaymış.

Atlantik ötesinden birileri, Ankara'nın ‘karar odaklarına', ‘Kürdistan'ın garantörü olun biz de size önünüzdeki vade için yeşil ışığı yakalım' demiş. Ama ‘karar odağı' karşıtı blok yani ‘güç odağı' karşı atağa geçmiş.

PKK siyasal bir figür oluyorsa... Hem de uluslararası bir figür oluyorsa... İran'dan dolayı bir kart oluyorsa... ve Kürdistan kuruluyorsa... ‘Biz de bunun garantörü oluruz. Bununla da kalmaz İsrail'in güvenliğini biz sağlarız. Hem hükümete güven olmaz... Bize güvenebilirsiniz. Biz bu denklemlerin sabit oyuncusuyuz' mesajını çok güçlü bir şekilde ileteceklermiş... Danıştay saldırısından sonra rahatsızlanan Ecevit'in ‘o tarihte' Ankara'dan kalkacak cenazesine kaç kişinin toplanması bekleniyormuş? En az bir milyon. Biri ne diyormuş? ‘Ankara'ya 1 milyon insan toplayın, Erdoğan'ı Köşke çıkartmayayım...'

Köşk ısrarı stresi artırıyor. Yukarıda yazdığım senaryo duyduklarımdan sadece biri. Gülebilir, kızabilir, alaya alabilir, önemsemeyebilir veya dikkate alabilirsiniz. Nerede durduğunuz, bence önemli değil. Önemli olan şu: Kurucu ideolojinin iki temel payandası laiklik ve tekillik hiç olmadığı kadar tartışma altında. Kimilerine göre örtülü bir tehdit altında. Güç odakları ile karar odakları karşı karşıya. Cumhuriyet bu krizi daha önce defalarca yaşadı.

Güç odağı karar odağı oluverdi.[10]

 Ruh nakli olabilir mi? 

Efendim kendisine ruh arayan parti iktidar partisi AKP!

Gazeteler AKP yönetiminin ANAP'ın ünlü 83 ruhu(!) benzeri bir ruhu yaratmak(!) için düğmeye bastığını yazıyor!

AKP'lilik ruhu yaratacaklarmış!

Sabah şerifler hayrola!

Yahu bu parti kurulalı kaç yıl oluyor?

AKP yönetiminin kurulduktan beş yıl sonra partilerine ruh kazandırma çabalarına girmelerini doğrusu çok yadırgadık!

Bugüne kadar nasıl ruhsuz gezmişler(!) akıl erdiremedik!

Yaratacakları(!) AKP'lilik ruhu ile partililer arasında söylem birliği sağlayacaklarmış!

Her kafadan bir ses çıkarsa olacağı budur elbette!

Bu arada özendikleri ruh hangisi diye merak edenler için açıklayalım: ANAP'ın ünlü 83 ruhuna(!) özeniyorlarmış.

Belli ki ruh nakli istiyorlar!

Peki, ruh nakli olabilir mi?

Bugün için imkansız ama günün birinde belki!

AKP'liler durduk yerde ruh arayışı içine girmediler herhalde!

Bir takım saikler onları ruh arayışı içine itmiş olmalı.

Ne ya da neler oldu da AKP yönetimi böyle bir arayış içine girdi dersiniz?

Bize kalırsa yeni ruh arayışı kimlik değişimi ile baş göstermiştir.

Biz değiştik diye gömlek değiştirenler Allah-u alem gömlekle beraber eski ruhlarını da fırlatıp atmış olmalılar!

İlanihaye de ruhsuz gezecek halleri yok ya!

Tabir caizse partinin cesedi var ruhu yok ona bir de ruh bulalım diye harekete geçmiş olmalılar.

ANAP'ın ünlü 83 ruhu(!) gibi bir ruh yaratacağız diye yola çıkmaları bu ekibin gerçekten yeni bir ruha ihtiyaç içinde olduğunu bize gösteriyor.

83 ruhu diye peşine düştükleri ünlü ruhun(!) bugün ne halde olduğunu merak edenler ANAP'a baksınlar yeter.

Ne demek istediğimizi anlayacaklardır.[11]







[1] 17.09.2006 / Kulis Ankara / Milli Gazete

[2] (cha)

[3] 26.10.2006 / Şükrü Küçükşahin / Hürriyet

[4] 27.10.2006 / Yılmaz Özdil / Sabah

[5] 27.10.2006 / Güngör Uras / Milliyet 

[6] 26.09.2006 / Kulis Ankara / Milli Gazete

[7] 25.09.2006 / Sadettin İnan / Milli Gazete

[8] 24.9.2006 / Serdar Akinan / Akşam

[9] 11.10.2006 / Ekrem Kızıltaş / Milli Gazete

[10] 15.10.2006 / Serdar Akinan / Akşam 

[11] 15.10.2006 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete

Mehmet DENİZ -

Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

GÜDÜMLÜ HÜKÜMET VE DÜDÜKLÜ MUHALEFET: AKP-CHP VE CEM UZAN
  AKP'nin akreplik başarıları?!  Gerçekten Adalet ve Kalkınma Partisi iddia...
Devami
Erdoğan-Baykal ve Bahçeli Üçlüsü:İŞBİRLİKÇİLERİN EN SUÇLUSU
  ABD'nin uşağı sadece AKP mi? Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı...
Devami
PKK, BARZANİ VE YAHUDİ ORTAKLIĞI
  Araştırmacı Erhan Göksel'e göre; Kuzey Irak'ta Siyonist Plan İşliyordu! Milli Gazete'ye...
Devami
İSRAİL VE ABD BİRLİKTE ÇÖZÜLÜYOR!
  İsrail, önce Yahudileri aldatıyor    Holokost: Latince bir kelime...
Devami
UYGARLIK MI, BARBARLIK MI?
  Bütün bu olup bitenlerden sonra hala Batıya yönelmek, Batıya...
Devami
FİTNE NEDİR?
Fitne, Arapça kelime manası olarak " topraktan çıkarılan altın ve...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 4422

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR