Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün711
mod_vvisit_counterDün4077
mod_vvisit_counterBu Hafta29286
mod_vvisit_counterGeçen hafta37193
mod_vvisit_counterBu Ay105002
mod_vvisit_counterGeçen Ay163016
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14782591

IP'niz: 18.232.125.29
Bugün: 23 Şub 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11431203

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

AĞCA’YI GEÇMİŞTE KİM KULLANDI, GÜNÜMÜZDE KİM KULLANIYOR?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 2
ZayıfMükemmel 

Mehmet Ali Ağca gibileri, nihayetinde sadece bir tetikçidir. İşleyeceği cinayetlerin ehemniyetine göre bu tür tetikçiler kendi sahasında zeki, cesaretli, becerikli ve kaliteli olabilir. Hatta sığ kafalı bazı kesimlerce kahraman sayılabilir. Ancak asla unutmayalım ki, bu tipler patron değil piyon ve basit taşeron yerindedir. Çoğu zaman kimlerin adına ve hangi amaçla kiralanıp kahramanlaştırıldıklarına bile akılları ermemektedir. Bu gibilerin, işledikleri cinayetlerin perde gerisi senaristlerini,  bunların siyasi ve stratejik hedeflerini bildiklerini zannetmek, saflık alametidir.

“İpekçi cinayetinin faili Mehmet Ali Ağca, TRT ekranlarını şereflendirdi. Papa suikastı ile ilgili önemli ipuçları verdi. Verdi ama, sözlerinin altında hangi kodlar gizliydi? Anlaşılır gibi değildi. Bazı isimleri vermesi nedendi? Bu bir mesaj mıydı? (Konuşurum ona göre, elimden tutmuyorsunuz) uyarısı mıydı?!. Gene de sözleri önemliydi

Ama, Abdi İpekçi konusunda hiçbir şey söylemedi. Oysa Türkiye için önemli olan İpekçi cinayetiydi.

Cinayetin işlendiği günlerin Türkiye’sini bir hatırlamak gerekirdi.

Türkiye 79: ASALA dış destekli bölücü silahlı güç olarak tehlikelidir. Dışarıda diplomatlar hedeftir, ASALA militanları Türkiye’de sağ ve sol terör örgütlerine sızmış silahlı provokasyonları geliştirmektedir. Uluslararası mafya ve bölgedeki hakim, çokuluslu gizli servisler ASALA’ya destek vermekte, beraberce silah ve uyuşturucu ticareti yürütülmektedir. İtalya’da Lübnan kökenli, İstanbul’da yaşamış Henri Aslanyan adlı bir Ermeni kaçakçı, ASALA’nın desteği ile İtalyan aileleri sindirebilmiş, silah ve uyuşturucu ticaretinin iplerini tutar hale gelmiştir. Ermeni asıllı Aslanyan, Bulgar gizli servisi ile irtibat halindedir. Aslanyan, aynı zamanda ABD’nin uyuşturucu ile mücadele örgütü DEA’nın da ajanlarından birisidir. Türk gümrük kapılarındaki görevlileri, çok üst düzeylere ulaşan ilişkilerle ve paranın gücüyle ele geçirmiştir.

Henri Aslanyan’ın yönettiği ASALA bağlantılı örgüt, Türkiye’ye kaçak silah dolu gemileri göndermekte, Bulgaristan’ın Burgaz limanından gelen bu gemiler bazı satılmış, üniformalı Türk görevlilerce emniyete alınarak yurda sokulmakta ve sağcı silahlı çetelere teslim edilmekte ve bu sağcı silahlı çeteler de bunları sol silahlı çetelere vermektedir.

Bu organizasyon sağ ve solda kamplaşmış üniversite gençliği arasında ajanlaştırma çalışmalarına da girişmiştir. Gençler, davalarına hizmet ettiklerini sanarak, ama ceplerine konan paralara daha çok inanarak, uluslararası gizli servislere hizmet eder hale gelmiştir.

Türkiye’yi kan gölüne çeviren bu organizasyon ülke ekonomisini perişan hale getirmiş; vampirler ellerini ovuştururken, yurtseverler endişeli biçimde çıkış yolları peşindedir.”

Diyen değerli yazarımız Behiç Kılıç’ın tespitleri gerçekti; ama oldukça eksikti… Çünkü ASALA’yı da, silah ve uyuşturucu tüccarlarını da, SAĞ ve SOL kamplara kapılmış ve beyinleri yıkanmış zavallı vatan evlatlarını da asıl kullanan ve kışkırtan, Siyonist Yahudi Lobilerinin güdümündeki CIA ve MOSSAD gibi örgütlerdi, NATO ve Kontrgerilla gibi güçlerdi. Bu şeytani merkezleri söz konusu etmeyip, 3. sınıf bir piyon olan ASALA’yı ve SAĞ-SOL salakları gündeme getirmek ve figüran takımını asıl suçlu ve sorumlu göstermek, umarız kasıtlı bir hedef gizleme değil, bilgi eksikliğinden ve o günleri hatırlama ve hafıza zafiyetinden kaynaklanan bir şeydi.

Eğer Ermeni ASALA terör şebekesi, taşeron ve piyon bir örgüt değil de, köklü ve küresel bir teşkilat olsaydı, böylesine saman alevi gibi yanıp söner miydi? Bakınız, şimdilik, ileride lazım olursa kullanılmak üzere ahıra çekilmişti.

Ancak Sn. Behiç Kılıç’ın Abdi İpekçi ile ilgili tespitleri, çok daha ilginçti, hatta hayret vericiydi:

“Abdi İpekçi, bu endişeleri, doğru teşhisleri ile en derin hisseden aydın olarak, gazetesini bir kurtuluş hareketine bayrak yapmanın hesaplarındaydı...

Karanlıklarda dans eden vampirler, İpekçi’nin aydınlatma çabalarını öğrendikçe vahşi kurallarını devreye sokmayı planlamışlardı ve bunun sinyallerini de, kendi metotlarıyla veriyorlardı.. İpekçi, tehditlerden endişeleniyordu ama yolundan dönmeyi aklından geçirmiyordu...

Milliyet başyazarı, her zaman doğruların önderi olmuştu ve hem siyasi platformda, hem de aydınlar arasında yol gösterici olarak kabul ediliyordu. İşte bu yüzden karanlıktakiler, İpekçi’den korkuyorlardı..”

Oysa bizim bildiğimiz Abdi İpekçi, ülke çıkarlarımızdan ve Milli duyarlılıklarımızdan ziyade, mensubu olduğu ailenin ve cemaatin “doğru”ları doğrultusunda hareket ederdi ve malum küresel lobilerin Türkiye temsilcisi gibi, siyasi kadrolara ve yazar yorumcu takımına talimatlar verir ve yol gösterirdi.

Sakın kimse, onun öldürülmesini onaylıyoruz havasına girmesindi. Her türlü şiddete ve cinayete başından beri ve samimiyetle karşı olan bir zihniyetten beslendiğimiz bilinmeliydi.

Ancak elbette sormamız ve bunun doğru ve doyurucu yanıtını almamız gerekirdi:

Türkiye’de asılan ve vurulan başbakanlara, suikasta uğrayan komutanlara gösterilmeyen ve esirgenen, çoğu dış kaynaklı bu yüksek ve sürekli ilginin Rahmetli Abdi İpekçi’ye yöneltilmesinin asıl sebebi ne olabilirdi? Acaba Abdi İpekçi, gazete müdürlüğü dışında, bizim bilmediğimiz hangi gizemli kişilik ve ilişkilerin sahibiydi? MİT başta tüm devlet istihbaratı emrinde olmasına rağmen Abdi İpekçi’nin ölümü üzerine, dönemin başbakanı Sn. Bülent Ecevit’e:

“Kendimi şimdi karanlıkta kalmış hissediyorum, artık önümü göremiyorum” dediren neydi?

Değerli yazarımız konuyu:

“Abdi İpekçi’ye tetik çektirenler hâlâ karanlıklarda saklanıyor. Olay ne zaman açılsa, o eller devreye giriyor ve olayın üzerine toprak atılıyor..

Olayın bir numaralı faili Mehmet Ali Ağca, serbest bulunuyor. Kimse hâlâ, ona bu olayı aydınlatması için bir baskı yapmıyor..

O da üzerindeki bütün olayları, milletle adeta dalga geçerek ticari meta haline getirmeye çabalıyor...

TRT, neden ona İpekçi meselesini sormadı, bu durum bile muammalığını koruyor.” Sözleriyle bitirmekteydi.

TRT Haber'in 'Kozmik Oda' programı, 10 Kaşım gecesi Ağca'yı konuk etmişti. Ağca, on dört yıl sonra ilk kez bir Türk yayın kuruluşuna davetliydi. Rıdvan Memi'nin sunduğu programda Ağca'ya, İpekçi cinayeti ve arkasındakilerle ilgili tek bir soru dahi sorulmaması ilginçti, yöneltilen sorular Papa suikastı ile ilgiliydi.

Memi, "Bugün konuşacağımız Ağca, İtalyan ceza yasasına göre de Türk ceza yasasına göre de sabit olan suçlarından dolayı hükümlerini yatmış, bugün yasalar karşısında suçsuz bir insan" demişti.

"Yasalar karşısında suçsuz olduğu" ilan edilen Ağca'nın röportaj için para talep etmediği ifade edilmişti. Sunucu Memi'nin, "Para almayı bırakın istemeyi, ima bile etmedi. Hatta ve hatta bu yayının görüşmeleri sırasında içilen çay ve kahvenin parasını bile bana ödettirmedi, kendisi ödedi" diye para konusunu özel olarak vurgulaması dikkat çekiciydi.

Peki, nereden çıkmıştı bu Ağca muhabbeti? Ağca, hapisten ilk çıktığında çeşitli basın yayın kuruluşları Ağca'yı yayına çıkarmak istemiş, ama bu gerçekleşmemişti. Bunun nedeni, Ağca'nın çok yüksek miktarda para istemeseydi. Bunun üzerine Ağca ile röportaj yapmak isteyen kuruluşların tamamı, bundan vazgeçmişti. TRT programcısı Memi'nin para konusunu bu kadar ısrarla vurgulamasının nedeni herhalde Ağca'ya ve söylediklerine itibar kazandırmak içindi.

Bazılarına göre, Ağca yayını, MHP’ye operasyonla doğrudan ilgiliydi. Bilgi şöyleydi. 2011 seçimleri öncesi MHP'yi, geçmişte Gladyo'nun kullandığı "ülkücü" kökenli tetikçilerin işlediği eski cinayet dosyalarıyla vurma girişimiydi. Ağca'dan sonra diğer tetikçilerin de tek tek çıkarılması beklenmekteydi.

Bir MHP üst düzey yöneticisi, önümüzdeki günlerde partilerine yönelik kapsamlı bir psikolojik operasyon başlatacakları yönünde duyumları olduğunu belirtmişti.

Ağca’yı da yakından tanıyan eski bir ülkücünün şu değerlendirmesi dikkat çekiciydi.

'Ağca, parayı verenin düdüğünü çalan birisidir. MHP'ye yönelik psikolojik harekât yürütülmektedir.

Mehmet Ali Ağca: Gladyo’nun tetikçisi

Mehmet Ali Ağca, Milliyet gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi’nin, l Şubat 1979 günü gazeteden çıkıp evine giderken İstanbul Maçka'da aracının içinde canına kıymıştı. Ecevit Hükümeti'nin işbaşında olduğu günlerde işlenen cinayet Türkiye'yi istikrarsızlığa sürüklemiş ve 12 Eylül darbesini hızlandırmıştı. Binlerce vatan evladının bir hiç uğruna katledilmesi değil de, Abdi İpekçi’nin öldürülmesinin darbeye hız kazandırması üzerinde durulması lazımdı!? İpekçi'nin o gün Ankara'da, Demirel ve Ecevit'le 'uzlaşma' için görüşmesi anlamlıydı. Cinayetin zanlısı olarak yakalanan Ağca, idamla yargılandığı sırada Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırılmıştı. İki yıl sonra 13 Mayıs 1981 günü, bu kez Vatikan'daki San Pietro meydanında ortaya çıkmıştı. Meydanda toplanan binlerce kişiyi selamlayan Papa 2. Jean Paul, Ağca'nın kurşunlarından yaralı kurtulmayı başarmıştı. Ağca ise yakalanmıştı. İtalya'da yapılan yargılama sonucu, Mart 1986'da ömür boyu hapse mahkûm edildi, cezasını 14 yıl çektikten sonra 2000 yılında Türkiye'ye yollandı. Gasp suçundan aldığı ceza sonucu girdiği cezaevinden, Ocak 2006'da afla çıktı. Adalet Bakanlığı'nın itirazı ve Yargıtay'ın tahliye kararını bozması sonrası yeniden cezaevine alındı. Ocak 2010'da Kartal Cezaevi'nden çıkan Ağca, uzun süre gözlerden uzak kalmış, şimdi yeniden vitrine çıkarılmıştı.

Ağca’nın TRT’ye çıkarılarak MHP’ye yönelik yeni bir operasyon başlatılacağı haberleri, Ağca’nın kaleme aldığı kitabın manşetlere taşınmasıyla daha bir anlam kazanmıştı. Bayramdan hemen sonra piyasaya çıkacak kitapta Ağca, Abdi İpekçi'yi öldürenin kendisi değil; Oral Çelik olduğunu açıklamıştı.

Ağca'lı operasyon, yurt dışında da yankı uyandırmıştı.

Radikal, 14 Kasım günü “İpekçi'yi Oral Vurdu” manşetiyle çıkmıştı. Aynı gün Zaman Gazetesi de Pazar ekinin tam sayfasını Ağca'ya ve kitabına ayırmıştı.

İki gazetenin haberi de Ağca'nın kitaptaki yeni iddialarına odaklanmıştı. Ağca, kitabında Abdi İpekçi'yi kendisinin değil; Oral Çelik'in öldürdüğünü özellikle vurgulamıştı.

Bir dönemin en karanlık provokasyonlarının içinde yer alan Ağca'ya şimdi verilen rol, eski defterleri bir kez daha açtırmak mıydı? ÂKP ve Gladyo, CIA’nın geçmişte kullandığı eski MHP kökenli tetikçileri, Ergenekon sürecinde de kullanmayı mı amaçlamıştı?

MHP Genel Sekreteri Cihan Paçacı'nın, Hükümet-PKK pazarlıklarından rahatsız 40 AKP'li vekille temas halinde oldukları açıklamasının ardından, AKP cephesinde de endişeler artmıştı.

Yavuz Donat dikkat çekmişti:

Viyana'daki büyükelçimiz Kadri Ecvet Tezcan "Die Presse" Gazetesi'ne bir demeç vermişti. "Avusturya'nın göçmen politikasını... Özellikle de Türklere karşı yürütülen ayrımcılığı" eleştirmişti.

Avusturya'da "Türk Büyükelçisi'ne destek veren" partiler ve örgütler boy gösterdi. Bizim partilerde ise "çıt yok" hepsi sessiz ve tepkisizdi. Avusturya'da "Türk Büyükelçisi doğru söylüyor" diyen siyasetçiler görülmekteydi. Ama bizim siyasetçiler nedense sessizliğe bürünmüşlerdi. Bundan daha üzücü bir durum olabilir miydi?

Avrupa'daki Türklerin sorunlarını "en iyi bilen birkaç kişiyi" sayacak olursak, biri Onur Öymen; Eski Almanya Büyükelçimizdi. Bir diğeri Ali Kılıç Beydi. Onur Öymen "CHP Milletvekili", Ali Kılıç ise "CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun Danışmanı" görevindeydi. Beklerdik ki Öymen-Kılıç ilişkisi "Kemal Kılıçdaroğlu'nu bilgilendirsin."  Kılıçdaroğlu da "tepki versin... Avusturya Büyükelçimiz Kadri Ecvet Tezcan'a sahip çıksın" desin.

Ya, Ali Yüksel!?

Avrupa'daki Türklerin sorunlarını "çok iyi bilen... Bu sorunları yıllarca bizzat yaşayıp çilesini çeken... Çözümü için mücadele eden" bir isim: Ali Yüksel.

Yıllarca Köln'de kalmış, "Milli Görüş'ün" Başkanlığı'nı yapmış birisiydi. Ali Yüksel şu anda "Başbakan'ın Başdanışmanlığına" getirilmişti.

Beklerdik ki Başdanışman Yüksel, Başbakan'a "efendim, Büyükelçimiz doğru söylüyor... Ona destek verelim" desindi. (Ama Milli Görüş Gömleğinden soyunanlardan, soylu hamleler beklenmezdi.)

Deniz Bölükbaşı

Milliyetçi Hareket Partisi "Avrupa'da oldukça güçlü" bilinirdi. MHP Milletvekili Deniz Bölükbaşı "Avrupa Türklerinin sorunlarını ezbere bilen" bir siyasetçiydi. Yıllarca, Almanya Büyükelçiliğimizin "ikinci adamı" olarak önemli roller üstlenmişti.

Avusturya'da "ortalık birbirine girdi."

MHP ise "sessiz ve Tepkisiz"di.

Sayın Bahçeli... Sevgili Deniz Bey... Ne diyorsunuz?

Gelelim başlık yaptığımız soruya:

Mehmet Ali Ağca’yı, geçmişte kullananlar, yani Abdi İpekçi’yi ve Papayı öldürtmek üzere kiralayıp kışkırtanlarla; bugün hem de devlet TV’lerine çıkartıp konuşturanlar ve kitap yazdıranlar ve bazı partileri ve kesimleri Ağca ağzıyla vurmaya çalışanlar, aynı odaklarsa, durum farklıdır.

Yok, eğer o dönemde mükemmel bir tetikçi olarak Ağca’yı kullananlarla, şimdi güya itirafları ve ifadeleriyle onun eliyle birilerini vurmaya çalışanlar ayrı ise, o takdirde, durum daha başkadır.

Bize kalırsa, Masonik mihraklar, birinci olasılık üzerine durmakta ve haklı bir kuşku üzerinde kıvranmaktadır.

İkinci ihtimal doğruysa, basit bir istismar olayıdır ve Ağca üzerinden akçe toplama tezgâhıdır.

Hz. Peygamberimizin:

“Allah’a ve ahiret (hesabına) inanan kimse, ya (gerçekleri doğru öğrenerek ve eksiksiz naklederek) hayır konuşsun veya (ortalığı karıştırmamak ve olayları çarpıtmamak için) sussun” hadisi şerifi günümüzde daha bir anlam ve önem kazanmaktadır. Çünkü olayları ve oluşumlarını eksik anlatmak veya kasıtlı ve saptırıcı yorumlar katmak, bazen yalandan bile daha tahripkâr olmaktadır.

Ağca’nın kitabı, kendisini ve Efendilerini ele veriyordu

Her ne hikmetse Mehmet Ali Ağca imzalı, 'Papa'yı neden vurdum?' başlıklı kitapta, 12 Eylül 1980 öncesi siyasi cinayet ve tertiplerde CIA'nın rolü inkâr ediliyor ve bugünkü MHP hedef alınıyordu. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi cinayetiyle adını duyuran Ağca'nın 298 sayfalık kitabında, cinayete sadece üç sayfa ayrılması dikkat çekiyordu. TRT televizyonunda yaptığı gibi, cinayeti kendisinin işlemediğini; Oral Çelik'in 2006 yılında yaptığı açıklamayla cinayeti itiraf ettiğini söylüyor, İpekçi’yi de “Yunan Casusluğu” gibi kasıtlı ve hedef saptırıcı bir iddia ile suçluyordu.

12 Eylül öncesi ülkücüler içinden Kontrgerilla'ya devşirilen Mehmet Ali Ağca, kitabının üç yerinde, bugünkü MHP yönetimini hedef alarak: "MHP ve ülkücü kuruluşlar ise öldürülen üç bin yoldaşlarını unutmuştur. Ölülerine sahip çıkmayanlar insanlık onurunu kaybetmiştir. Türkiye'de sağcı, ülkücü, milliyetçi geçinen insanlar genellikle işbirlikçi köle psikolojisine sahiptir maalesef, Türkiye'de ülkücü milliyetçi geçinen insanların tarihinde özgürlük savaşçısı bir tek Nelson Mandela yoktur. Esarete isyan eden bir tek Spartaküs yoktur. MHP tarihinde bir tane Sisi var. (...) "Beyaz Türk" denen bir avuç satanist azgın azınlık yıllardan beri PKK, MHP ve CHP koalisyonu oluşturmaya çalışıyorlar" diyordu.

Ağca, 12 Eylül Referandumu'na 'hayır' diyenleri de hedef alarak: "2010 yılında demokrasi referandumunda Apo, Doğu Perinçek ve CHP demokrasi düşmanlığında birleştiler. PKK-MHP ittifakı Türkiye'de beyin yıkama operasyonunun korkunç başarısının en aşağılık misalidir” sözleriyle AKP’ye açıkça arka çıkıyordu.

Ağca, kitabının büyük bir kısmını Papa Suikastına ayırıyor ve bildik "Ben Mesih'im" tavrını sürdürüyordu. Adeta suikastı manevi güçlerin işlettiğini ima ediyor.  Olayda CIA ve KGB'nin dahli olmadığını" vurguluyordu. Ama İpekçi cinayetinden sonra İran'a, Bulgaristan'a, İsviçre ve İtalya'ya kaçış ve geçişlerde Abdullah Çatlı, Oral Çelik ve Yalçın Özbey'in yardımlarından ayrıntılarıyla söz ediyor, ancak arkalarındaki asıl gücü yine gizliyor ve bütün cinayet ve tertiplerin 'komünizmle mücadele' için yapıldığını ileri sürüyordu. Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti'ni, İran'ı ve sosyalizmi hedef alıyor; CIA ve ABD'ye ise toz kondurmuyor, Cüppeli Ahmet Hoca'yı sert sözlerle eleştiriyor, 'Dinler arası diyalog'u savunuyor. Fetullah Gülen'i "Barış adamı" diye övüyordu.

“Türkiye'deki satanist ve komünist medya, ülkede meydana gelen büyük suikastlar konusunda CIA'yı suçlamıştır. Bu suçlamalar tamamıyla yalan ve iftiradır” sözleriyle CIA, MOSSAD ve Siyonist odakları aklamaya çalışıyordu.

 

 

Ufuk EFE -
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Heyecan

Bu yazarin diger makaleleri

Trump Siyonizm’in Maşasıydı İKTİDAR İSE TRUMP’IN PAŞASI MIYDI?
  Trump Siyonizm’in Maşasıydı İKTİDAR İSE TRUMP’IN PAŞASI MIYDI?        Trump açıkça ve...
Devami
ERBAKAN'I YABAN ANLADI, ŞABAN ANLAMADI
  Cevat Gündoğdu’nun anlattığı bir hatıra: “2006 yılının Ağustos ayında Hocamı Altınoluk’ta...
Devami
İRAN’A SALDIRI HAZIRLIĞININ TÜRKİYE AYAĞI
İRAN’A SALDIRI HAZIRLIĞININ TÜRKİYE AYAĞI        ABD ve İsrail’in şimdiki...
Devami
TSK’YA; AKP+CEMAAT KUMPASI!
Erbakan’ın niçin devre dışı bırakıldığını, AKP’nin ne maksatla iktidara taşındığını...
Devami
PKK’NIN MARKALAŞMASI, TSK’NIN MARKAJA ALINMASI!
  Siyonist Yahudi Lobilerinin ve onların güdümündeki emperyalist güçlerin, PKK gibi...
Devami
ATATÜRK’ÜN HAYATI VE HATIRLATTIKLARI
Mustafa Kemal Atatürk; (13 Mart 1881 / Selanik – 10...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2090

Yorum ekle

Yazdığınız her yorumla birlikte IP adresinizin kayıt edildiğini ve Türkiye Cumhuriyeti hukuk kurallarına aykırı, iftira ve genel ahlaka aykırı tarzda yorumlarınızdan hukuken ve vicdanen sorumlu tutulacağınızı tekrar hatırlatırız...


Güvenlik kodu
Yenile

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR