Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2054
mod_vvisit_counterDün4618
mod_vvisit_counterBu Hafta28074
mod_vvisit_counterGeçen hafta31377
mod_vvisit_counterBu Ay82183
mod_vvisit_counterGeçen Ay110938
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar14052910

IP'niz: 34.204.191.31
Bugün: 19 Eki 2019

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11063284

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
feto2
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 

BUĞRA YAYINCILIK

Tel-Faks:

0212 516 52 62

 

Reklam

“RAHMANİ”LERLE “ŞEYTANİ”LERİN ÇEKİŞMESİ Veya MEHDİ’YLE DECCAL’İN FİNALİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 12
ZayıfMükemmel 


Hz. Mehdi’nin en önemli özelliği ve alameti; sarığı, takkesi, sakalı ve cübbesi değildir. Veya Şeyhliği, müritleri, vaizliği ve cemaati de değildir. Bunlar elbette güzel ve mübarektir. Ancak İslam’ın kutlu ve küresel devrimi için asla yeterli değildir, üstelik gerekli de değildir. Hem bunlar herkesin kolaylıkla erişebileceği ve istismar edebileceği şeylerdir. Oysa Deccal Sisteminin temelinden devrilmesi ve Adalet düzeninin yerleştirilmesi Kur’an-ı Kerimin “min azmil ümur” dediği çok büyük ve zorlu işlerdendir. İnsanlık tarihinin en önemli devrimlerinden ve en görkemli değişimlerinden olan Mehdiyet hareketinin, öyle ucuz şekil ve taklitçilikle, kof ve kuru şöhret ve özentiyle yürütülmeyeceği kesindir.

O büyük devrim liderinin:

1- Psikolojik ve sosyolojik üstünlük

2- Politik ve pratik üstünlük

3- Teknolojik ve ilmi üstünlük

4- Stratejik ve siyasi üstünlük

5- Ekonomik ve askeri üstünlük

gibi seçkin yetenek ve yetkilere sahip olması gerekir. Bu beş üstün özellik;

a) Kur’an-ı Kerim’de Lider ve rehberleri anlatan ayetlerin öğretilerinden

b) Hz. Mehdi’yle ilgili sahih hadislerin beşaretlerinden

c) Bu konuda kafa yoran yüksek ilim ve irfan erbabının tespit ve işaretlerinden

d) Aklıselimin öngörülerinden; tarihi tecrübe ve bilgilerden ve günümüzdeki gelişme ve gereksinimlerden elde edilen gerçeklerdir.

Hiçbir izan ve vicdan sahibi insanın kalkıp bu “gerek”lerin ve gerçeklerin aksini savunması mümkün değildir.

Şimdi Mehdiyet Medeniyetinin kutlu önderinde bulunması gereken bu beş üstün özelliği biraz açalım:

1- Psikolojik ve sosyolojik üstünlük

Tamamen insani ve İslami temeller üzerine büyük Kur’an Medeniyetini kurmakla görevlendirilen ve bu maksatla çok üstün özelliklerle gönderilen Zat’ın:

  • Sağlam ve sarsılmaz bir inanca ve onun eseri yüksek bir ahlaka, örnek ve temiz bir yaşantıya
  • Farklı din ve düşünceden, ayrı kültür ve kökenden tüm mağdurları ve bütün insanlığı kucaklayıp kurtaracak kutsal bir amaca
  • Bu doğrultuda bütün şer odaklarını ve istismarcı münafıkları karşısına almaktan korkmayan, yılmaz ve yanılmaz bir vicdani olgunluğa
  • Başta Müslüman toplumların ve diğer bütün mazlumların itimat ve itibarını kazanan, “Yeni ve adil bir dünya” denince hemen o hatırlanan haklı ve hayırlı bir şöhrete (tanınmışlığa) sahip olması gerekir.

2- Politik ve pratik üstünlük

Ülkemizde, bölgemizde ve yeryüzünde, her türlü hayırlı açılıma ve yararlı atılıma rehberlik yapabilmek için siyaset ve partinin ne denli önemli ve gerekli bir araç olduğu, herkesin kabul ettiği bir gerçektir. İşte beklenen ve bilinen büyük devrim önderinin de:

  • Ülkesel, bölgesel ve küresel siyaseti, insani ve adil hedefler doğrultusunda yönlendirebilmesi
  • Düzenli ve disiplinli az bir taraftar kitlesi ve oy potansiyeliyle, kalabalık ve büyük imkânları olan organizeleri doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyip kendi amaçlarına yarayacak neticelere mecbur etmesi
  • Ülkesindeki ve tüm yeryüzündeki milli hareketler, adil ve asil şahsiyetlerle açık veya gizli münasebetler geliştirmesi
  • Ve bütün bunları yetkili ve etkili bir temsil ve tebliğ gücüyle yerine getirmesi için, O ZATIN SİYASETLE İŞTİGAL EDECEĞİ VE BUNUN GEREKLİLİĞİ, başta Bediüzzaman Hazretleri olmak üzere, bütün ilim ve hikmet ehlince kabul edilmiştir.
  • Üstelik siyaset ve politika insana çok rahat manevralar yapabilecek pratik bir hizmet imkânı da vermektedir.
  • TV 5’teki bir programa katılan muhterem şahsın “Ben Hz. Peygamber Efendimizle akrabayım” itirafı da, beklenen Zat’ın Ehlibeyt’ten olacağı haberlerini doğrulayan gerçeklerdir.

3- Teknolojik ve ilmi üstünlük

Irkçı emperyalizmin ve Siyonist Yahudi hâkimiyetinin, yani DECCALİZMİN: Büyük bir titizlikle ve gizlilikle hazırladığı ve bunlarla tüm dünyayı esir aldığı ÇEŞİTLİ SİLAH SİSTEMLERİNDEN NÜKLEER BAŞLIKLI FÜZELERE, Muazzam UÇAK GEMİLERİNDEN, İNSANSIZ HAVA GEREÇLERİNE, her türlü askeri gücünü (kuvvetini) boşa çıkaracak ve etkisiz bırakacak YENİ TEKNOLOJİLERE, orijinal keşiflere ve BİLGİSAYAR BECERİLERİNE sahip bulunmayan, bunların önemini, özelliğini ve gereğini bile kavrayamayan ŞEYH VE ULEMA diye tanınan zevatın büyük medeniyet devrimine öncülük edebileceklerini sanmak, sadece saflık alametidir.

Bunun yanında: Kur’an-ı Kerim’in muhkem ayetleri ve Hazreti Peygamber Efendimizin sahih hadisleri ve icmai ümmetin genel prensipleri gibi DEĞİŞMEZ DOĞRULARDAN VE TEMEL ESASLARDAN yola çıkarak; değişen ve gelişen şartlara ve ihtiyaçlara cevap verebilecek, ilmi, insani ve İslami bir ADİL DÜZEN projeleri ortaya koyamayan, hatta böyle bir sorunun ve zorunluluğun farkında bile olmayan… Yani yüzlerce yıl önceki standartlar ve sorunlar için hazırlanmış fetva ve kitaplarla bu çağı yöneteceğini ve onunla insanlığı fethedeceğini sanan zevatın mutlu Mehdiyet değişimine rehberlik yapacağını savunmak, yine safdilliktir.

4- Stratejik ve siyasi üstünlük

Şeytani rakiplerinin, yani Siyonist şebekenin: BM, NATO, BİLDERBERG, IMF, CFR, MASONLUK, KAPİTALİZM, KOMÜNİZM, KARMA SOSYALİZM gibi bütün alt ve yan birimlerini, yetişmiş ekiplerini ve ülkelerdeki İŞBİRLİKÇİLERİNİ çok iyi tanımayan…. Bunlara nasıl sızılacağına, zayıflatılıp zararsız bırakılacağına aklı yatmayan…. Bu şeytani birim ve ekipleri, birbirine karşı kullanma feraset ve kabiliyeti bulunmayan…. Stratejik ve siyasi hamleleriyle düşmanı ters köşeye yatıramayan…. Hatta ileride kendisine ve İslami hedeflerine yarayacak oluşum ve kuruluşları, Siyonist odakların destek ve himayesiyle ortaya çıkartıp uzaktan kumandayla kullanamayan…

Siyonist ve emperyalist mihrakların bütün dünyayı; siyasi, askeri, ekonomik ve sosyal yönden avuçlarına aldıkları: BM, NATO, DOLAR, IMF, AVRUPA BİRLİĞİ ve UNESCO gibi kuruluşlara karşı:

  • İslam Birleşmiş Milletleri ve D-8 atılımı
  • İslam Savunma Paktı
  • İslam Ortak Pazarı
  • Faizsiz Bankacılık ve İslam Dinarı
  • İslam Kültür ve Eğitim İşbirliği Kurumları

gibi gerekli ve yeterli oluşumları hazırlayamayan şahsiyetlerin; şöhreti ve etiketi ne olursa olsun, BÜYÜK DEVRİME LİDERLİK VE YETENEKLERİ bulunmadığı ve böylelerinin bazen, gerçeğini dikkatlerden saklamak ve toplumu suni beklentilerle oyalamak üzere, karanlık merkezlerce reklam edilip parlatıldığı, tecrübelerle sabit bir gerçektir. Şurası da unutulmasın ki, bu tarihi projelerin sahibi olan şahsiyetin sürekli hareketin başında bulunması da gerekmemektedir. O nun sadık talebeleri de bunları izleyerek davayı zafere ulaştırabilir, ancak bu galibiyetin bütün şerefi O zat’a aittir.

Hz. Peygamber Aleyhisselam Efendimiz de, Hendek (Ahzab) savunma harbi sırasında düşmanların kolay aşamayacağı derin ve geniş hendekler kazıldığında çıkan büyük bir kaya parçasını balyozla kırarken çıkan ateş kıvılcımları üzerine O devrin super güçleri olan Bizans’ın, İran’ın ve Mısır’ın Müslümanlarca feth edileceği müjdesini, daha önce Mekke döneminde şöyle vermekteydi:

“Yakın gelecekte Kayser’in (Bizans Kralının) ve Kisra’nın (İran Şahının) hazinelerine sahip olmak isteyenler bize katılsın!..”

Pek çok kişi, bu müjdelerin Resulüllah’ın sağlığında olacağını beklerken, hepsi O’nun vefatından sonra, halifeleri ve manevi varisleri eliyle gerçekleşmişti…

5- Ekonomik ve askeri üstünlük

Hasretle beklenen ve yapılması mutlaka gereken Büyük Mehdiyet İnkılâbının rehberi olan ZAT’ın, bütün bu hazırlıkları, başkalarının parasal yardımları ve hele gönüllü sadakalarıyla başlatıp başarması mümkün değildir, yeterli de değildir. Öyle ise, Deccalizmin avenesi hangi yöntem ve sistemlerle karşılıksız DOLAR basıp, bütün piyasa ve pazarları bedavadan ele geçiriyorsa, onlardan çok daha etkin ve insani amaçlarla PARA KAYNAKLARINI oluşturan, bazı topluluk ve teşkilatlardan toplanan yardımları ise, sadece bu asıl kaynağa kılıf olarak kullanan, çok yüksek bir beyin ve birikim, yani Hazreti Mehdi gereklidir.

Şu gerçeği de asla unutmayalım ki, Hazreti Mehdi, yöresel, ülkesel veya bölgesel bir kişilik değil, O, büyük görevi ve tarihi devrimi gereği EVRENSEL BİR ŞAHSİYETTİR.

Hazreti Mehdi’nin bu evrensel özelliğinin gereği olarak Cenabı Hak Onu şu beş vasfıyla mümtaz (seçkin ve üstün) ve mümeyyiz (Hak ile Batılı, müminle münafığı ayırıp gösteren) kılmıştır:

A- “MEHDİ”dir: Yani hem iman ve İslam hakikatine erdirilmiş, hem de insanlığa hidayet rehberi olarak görevlendirilmiştir.

O zat, insanları ve teşkilat mensuplarını:

  • Hem eğitim ve öğretimden geçirip yetiştirecektir. En yüksek imani ve Kur’ani gerçekleri ve ahlaki öğüt ve prensipleri, en ilmi ve etkili şekilde ve en cazip eserler halinde neşredip, onlarca farklı dillere çevirtip, dünyanın her ülkesine gönderecek; böylece tebliğ ve davet görevini evrensel ölçekte yerine getirecektir.
  • Hem herkesin kabiliyet ve karakter derecesini tespit edecek
  • Hem insanları kendi aklına, ayarına ve fıtratına uygun hizmetlerde değerlendirecek
  • Hem sadakat ehliyle gevşek tipleri seçip eleyecek
  • Bu nedenle ve şeytani güçlerin tahrikiyle defalarca cemaatinden kopup gitmeler ve hıyanetler gözlenecek
  • Siyonist mahfiller; en iyi mü’min ve mücahit rolü oynayan Sabataist (Yahudi Dönmesi) ve Pakraduni (Yahudi kökenli Ermeni) elemanlarını Onun etrafına yerleştirip içten tahribatlar yürütecek.
  • Hazreti Mehdi ise bunların niyet ve tiyniyetini bile bile onları idare edecek, hatta çoğu Sabataist (gizli Yahudi) olan bu tiplere, sadıklarla sahtekârların ayrışmasında bir KATALİZÖR (kimyevi ayrıştırıcı) vazifesi gördürecektir.

B- “MUHYİDDİN”dir: Yani yozlaşan, hurafelerle bozulup aslından uzaklaştırılan ve giderek hayatın her safhasından dışlanan Dinin esaslarını yeniden diriltecek ve toplumun bozuk yaşam tarzını düzeltip, huzur ve refaha eriştirecektir.

C- “MÜSTAĞNİ”dir: Yani her bakımdan ilahi nusret ve inayetle donatılıp, artık başkalarının yardımına mecburiyet duymayacak bir şahsiyettir. Onun haklı ve hayırlı davasına katılıp destek çıkanlar sadece kendileri sevap ve şeref elde edecek, zaten ulvi olan davası kimsenin katkısına ve kalkındırmasına ihtiyaç göstermeyecektir.

Ç- “MÜNFERİD”dir: Yani O Zat, yalnız olan, tek başına bir ordu gibi güçlü kılınan, emrinde cinler, ruhaniler ve melekler bulunan, Hazreti İsa (AS) bile kendisine tabi olacak olan baş edilmez ve yenilmez bir kişiliktir; manevi ve metafizik güçlere sahiptir. Ancak O bunları asla suistimal ve istismar etmeyecek, keramet sergilemeyecek, her işinde esbaba tevessül ve tedbirle hareketini yürütecektir. Onun “Feridüddin-Dinin bir tanesi” ve yıldız şahsiyeti olduğunu izan ve irfan sahipleri sezip kabul edecektir.

D- “MÜTEMMİM”dir: Yani adalet nizamını ve beklenen altın çağı tamama ve kemale erdirecek, hayal bile edilemeyen bir saadet ve bereket ortamını tüm dünyaya yerleştirecek  plan ve programların sahbi olan bir liderdir. Vefatından sonra bile, O’nun yüksek prensip ve projeleri, sadık talebeleri ve takipçileri eliyle hedefine yürüyecek, manevi tasarruf ve himmeti devam edecektir. Çünkü O, Adil Düzeni, ya bütün yeryüzünde ve hayatın her cephesinde yerleştirip yürütecek üstün bir güç ve organizeye sahip olmak gerektiğinin, aksi halde bu mel’un ve Siyonist zulüm sisteminin hâkimiyeti sürerken, değil bir ülkede, hatta bir köyde bile İslam’ın barış ve bereket prensiplerini uygulama fırsatı verilmeyeceğinin bilincindedir. Bu nedenle siyasi ve stratejik özel ekipler yetiştirecektir. Bunlar hem Siyonist ve masonik mihrakları, hem teşkilata sızmış münafıkları çok iyi bilecek ve etkisiz hale getireceklerdir.

Körfezdeki yığınak neyin alametiydi?

Ajans haberlerine göre USS Abraham Lincoln uçak gemisi, beraberindeki savaş gemileriyle birlikte Basra Körfezine konuçlanmıştı. USS Harry Truman uçak gemisiyle buluşmuşlardı. Ardından Fransa'nın tek uçak gemisi Charles de Gaulle, beraberindeki savaş gemileri, denizaltılar ve uçaklarıyla bölgeye taşınmıştı. Böylece Arap Denizine, Umman Denizine dev bir donanma yığılmıştı. Irak işgalinden sonra, bildiğimiz yeni bir işgal projesi bulunmadığına göre Kızıldeniz ve Basra Körfezi'ndeki bu askeri hareketliliğin sebebi neydi ve hangi sonuçlar doğuracaktı?

Söz konusu donanma birlikleri bir süre önce korsanlarla mücadele için Cibuti merkezli operasyonlar yapıyordu. Ancak, bu operasyonların 11 Eylül'den önce başladığını biliyoruz. Resmi gerekçe olarak, Afganistan'daki savaşın şiddetini artırması gösteriliyordu. Ülkede bulunan ABD ve NATO'ya bağlı güçler bu saldırıları önleyemiyor mu? Çünkü NATO ve ABD'nin Afganistan operasyonunda elli ülkeden 120 bin askeri görev yürütüyordu.

Pakistan'daki iç savaş için de böyle bir güce ihtiyaç yoktu. Çünkü Afganistan ve Pakistan'daki güçler, Körfez'deki gemiler buna pekâlâ yetiyordu. Öyleyse Kızıldeniz'le Basra Körfezi arasında, böylesine büyük bir askeri yığınak neyi amaçlıyordu? Anlayamadığımız, dikkatimizden kaçırdığımız yeni bir işgal senaryosu muydu? Yoksa İran mı uyarılıyordu veya vurulmaya hazırlık yapılıyordu?!

Doğu Afrika, ABD, Fransız ve NATO birlikleri için eğitim sahalarına dönüştürülüyordu. Buralarda eğitilen askerler, Afganistan'a, Pakistan'a ve diğer bölgelere gönderiliyordu.

Mayıs ayında USS Truman uçak gemisiyle Fransız uçak gemisi Akdeniz'de hangi işgalin tatbikatını yapıyordu? Hemen bütün Batılı ülkeler neden bu deniz geçiş bölgelerine donanma gönderiyordu?

Her ne olacaksa Basra Körfezi merkezli olacağa benziyordu. Tam da bu bölgelere yönelik silah satışlarına bakmak gerekiyordu. Financial Times'ın haberine göre ABD, Suudi Arabistan, Kuveyt, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne 123 milyar dolarlık silah satıyordu. Bu paketin 90 milyar dolara yakını S. Arabistan'a ve satış kesinleşmiş bulunuyordu.

Batı, Amerika ve NATO, bütün bu bölgelerde sürekli tatbikatlar yapıyordu. Tatbikat yapılan bölgelerin çevresindeki ülkelerden bazılarına tarihte görülmemiş oranda silah satıyor, askeri yığınak yapıyordu. Bazı ülkeleri de garnizon ülkeye dönüştürüyordu.

Şu anda Arap Denizi'ndeki, Basra Körfezi'ndeki askeri birliklerin alarm düzeyinde olduğu haber veriliyordu. Neler oluyordu? Bu yüzyılın en büyük istilasına mı hazırlık yapılıyordu? Bütün Batılı ülkeler, İslam dünyasına karşı yeni bir HAÇLI SAVAŞI MI BAŞLATIYORDU?

Yoksa Mehdi’nin takipçileriyle Deccal’in tabilerinin MELHEME-İ KÜBRASI mı yaklaşıyordu? “Melheme-i Kübra”, ahir zamanda Rahmani güçlerle Şeytani merkezler arasında yaşanacağı haber verilen; büyük savaşın (Yani Batılı kaynaklardaki ARMEGEDDON olayının) ve tarihi hesaplaşmanın adı oluyordu.

Hazreti Mehdi diye bilinen ve beklenen Zatı, rüyasında gören T… T… kızımızın anlattıkları oldukça ilginçti ve büyük müjdeler içermekteydi:

“Pansiyon gibi bir binanın merdivenlerinden iniyorum. Binanın içerisinde müjdelenen Zat’la karşılaşıyorum. Mübarek elinde çok sıcak çay dolu bardak var. O’nu ne çok genç ne de çok düşkün değil; orta yaşlarında görüyorum. Ama yürümekte zorlanıyor ve elindeki sıcak çayı sürekli eline döküyor ve acı çekiyor. Elindeki çay döküldükçe etrafındakiler eline yeni ve kaynar bir çay bardağı daha tutuşturuyor, yani hizmet ve ikram görüntüsüyle, zahmet veriliyor. Çayın eline dökülmesi ve zor duruma düşürülmesi 5-6 defa tekrarlanıyor. Sonunda ben artık dayanamayarak o Zat’ın yanına yaklaşıp elindeki bardağı alıyorum. “Efendim siz lütfen geçip oturun, ben size çay getiririm” diyorum. O Zat, etrafına karşı bana “Ben senden çay konusunda yardım istedim mi?” diye çıkışıyor gibi yapıyor. Sonra ben o Zat’ın elini tutup hasret ve hürmetle öpüyorum. Mübarek ellerinin yanmasına da oldukça üzülüyorum. Hazreti Mehdi (AS) bildiğimiz Zat bana: “Bu el kimin eli biliyor musun?” diye soruyor.

Ben de “Evet Efendim biliyorum” diyorum. O zaman bana: “Bu el Muhammed’in elidir” diye şefkatle okşuyor. Ben de “Efendim bundan hiç şüphem yok. Bu el Muhammed’in elidir, buna imanım tamdır” diyerek O Zat’ın elini bağrıma basıyorum. Sonra Onunla birlikte, o binanın önüne ve çok rahat ve refah bir yere doğru havalanarak gidiyoruz. O zat’ın yakın çevresi bilinen, ama hizmet görüntüsüyle kendisine zahmet veren, makam ve menfaat için istismar eden insanlardan riyakârlıkla Kur’an okuma sesleri geliyor. O Zat bana,  karşımızdaki büyük bir dağı göstererek, parmağını hareket ettirip, o muhteşem dağı mucizeyle ikiye ayırıyor. Etraftaki insanları gösterip “Ben bu dağı ikiye ayırdım, ama bak bunlar hala iman etmediler, çünkü nasipsizler, mühürlenmişler” diyor.

Ve o insanlara dönüp: “Ama bekleyin Sad’ın ikinci günü geleceğim!” diye uyarıyor. Ardından benim ellerimi tutup: “Sonra sıra, senin çok yakınından tanıdığın birisine gelecek ve bütün kıtalara hükmedecek, göğe yükselecek, hatta arşa kadar gidecek! Ama babana ve zavallı annene söyle, bileklerinin çok sağlam ve güçlü olması lazım” diyor. O Zat bunu söylerken, bu lafı ben; maddi bakımdan ve sağlam ekip olarak güçlü olmaları lazım” manasında anlıyorum. Derken O Zat bana çok üşüdüğünü söylüyor ve titremeye başlıyor. Ben de Ona sıkıca sarılıyorum ve “Hocam bana sarılın, ısının” diyorum. Bu sefer bana: “Benim vaktim tamam, gidiyorum” diyor. Ben de ağlayarak “ne olur gitmeyin diye bağırıyorum. O sırada gözden kayboluyor.” Bu rüyanın çok büyük bir zat’ın vefatından 3-4 ay önce 2010 yılı içerisinde görülmesi önemli bir mesaj içermekteydi ve hayret vericiydi.

İmam-Hatip ve İşletme Fakültesi mezunu, şuurlu ve Saliha kızımızın rüyayı sadıkasında, O muhterem Zat’ın söylediği:

“Bekleyin, SAD’ın ikinci günü geleceğim” sözlerinde çok önemli ve gizemli bir müjdenin saklı olduğunu sezmiştik. Bu gayret ve ümitle Kur’an-ı Kerimin 38. sırasındaki “Sad” suresinin ikinci sayfasına işaret edildiği kanaatiyle (454.) sayfadaki ayetleri okuyup incelemiştik. Büyük Mehdiyet Devrimi, Onun Lideri ve ekibinin özellikleriyle ilgili çok çarpıcı alametler yanında, şu ayeti kerime dikkatimizi çekmişti.

“Ey Davud, gerçekten biz seni yeryüzüne halife kıldık” (Sad: 26)

Bu ayeti Kerimenin:

“cealnake halifeten filerd” (Seni (bütün) yeryüzüne halife kıldık) kelimelerinin ebcet hesabının; tamı tamına (2011) etmesi hayret ve huzur vericiydi.

C-      3

H-     600

F-     80


A-    70

L-       30

L-     31


L-     3

İY-      10

e-      1

 

N-    50

F-      80

R-   200

174

a-     1

T-        5

D-   800

725

K-   20

 

 

+ 1112

TOPLAM:174

TOPLAM: 725

TOPLAM:  1112

GENELTOPLAM:     2011

Yine aynı rüyada, hasretle özlenen ve gözlenen ZAT’ı, aşırı zayıflık ve ihtiyarlık halinden çıkıp yürümeye başladığının görülmesi, bize:

“Allah sizi bir zaaftan (meni, cenin ve emzirme dönemlerindeki aciz ve çaresiz durumlardan) yarattı. Sonra (bu) zaafın ardından bir kuvvet kıldı (insana güç ve yetenek kazandırdı); sonra bu kuvvetin (ergenlik, gençlik ve yetişkinlikteki dinçliğin) ardından da (yine) bir zayıflık ve yaşlılık (dönemine) ulaştırdı. (Allah) dilediğini yaratır. O (Sonsuz) ilim ve kudret sahibi olandır” (Rum: 54)

Ayetini hatırlatıvermişti. Bu ayette geçen: “yahğluku ma yeşau” “Dilediğini (dilediği şekilde ve istediği zaman diliminde) yaratır” ibaresi; görünüşte, bebeklik, ergenlik, yetişkinlik ve ihtiyarlık-acizlik dönemlerinin bilinen sebepler ve süreçler neticesi yaşandığını, ama gerçekte bu dönemlerin Bizzat Allah tarafından yaratıldığını ve Allah’ın bazen sebepler hilafına, ihtiyarlara da bedeni ve zihni kuvvet  kazandırdığına dikkat çekilmekteydi.

İşte bununla ilgili bazı ayeti kerimeler:

“(Hz. İbrahim’in hanımı) 'Vay bana' dedi. 'Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu şaşırtıcı bir şey!..'

“Dediler ki: 'Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir.'” (Hûd: 72-73)

“(Allah buyurdu:) 'Ey Zekeriya, şüphesiz biz seni, adı Yahya olan bir çocukla müjdelemekteyiz; biz bundan önce ona hiç bir adaş kılmamışız.'

Dedi ki: 'Rabbim, karım kısır (bir kadın) iken, benim nasıl oğlum olabilir? Ben de yaşlılığın son basamağındayım.'

(Ona gelen melek:) 'İşte böyle' dedi. 'Rabbin dedi ki: Bu benim için kolaydır, daha önce sen hiç bir şey değil iken, seni yaratmıştım.'” (Meryem: 7-8-9)

Evet, Hazreti İbrahim (AS) ve Hazreti Zekeriya (AS) gibi, yaşları 100 (yüze) yaklaşmışken onlara yeniden gençlik ve dinçlik imkânı veren, ihtiyar iken iktidar sahibi kılıp bahtiyar eden Yüce Rabbimiz Teâlâ Hazretleri, sahih rivayetlerde, Hazreti Mehdi’nin de, bedenen bitkin ve aciz zannedildiği bir sırada bile, hedef ve hizmetlerinden vazgeçmeyeceğini, vefatının dahi bu kutlu süreci etkilemeyeceğini ve hak davasının zafere erişeceğini göstermekteydi.

Ruhaniyetiyle ve eserleriyle hala himmet ve hidayet rehberi, evliya ve asfiyanın Piri, Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretleri şöyle buyurmaktadır:

“Kutup, Devranın Mehdisi, zamanın Muhammed’i yerindedir.

Zamanın kutbunun veziri mesabesindeki abdal (kırkların üstündeki Yedilerden birisi ve Hak yolunda cihat ve itaat delisi) ise Aziz ve Celil olan Allah’ın fiili ile (Onun rızası ve davası için) yeyip içmektedir. Kutub’un yeyip içmesi ve tasarrufu ise, Resulüllah Sallallahu Aleyhi Vesellemin yeyip içmesi gibidir. Kutub’un tasarrufu nasıl böyle olmasın ki, O, Resulüllahın ümmeti arasında kendisinin naibi ve halifesidir. Kutub, Allah’ın halifesi, Resul Aleyhisselamın vekili, temsilcisidir. O, mana âleminin halifesidir, mü’minlerim Mehdisidir. Müslümanların emiri ve devlet reisi olduğunda ise artık zahirin de halifesidir. Her Müslüman, mü’minlerin emiri olan devlet reisine tabi olmak ve itaat etmekle mükelleftir. Hiçbir Müslümana, mü’minlerin emirine ve devlet reisine karşı gelmek ve itaat etmemek caiz değildir. Hatta denir ki:

Eğer Müslümanların emiri ve devlet reisi adil biri ise, o, aynı zamanda zamanın kutbu ve sahibidir. Yani batın ve mana kutubluğu da onun üzerindedir. Bu işin kolay olduğunu zannetmeyin. Zira başınıza kutlu bir ZAT vekil tayin edilmiştir. O, Müslümanların emiri ve hidayet rehberi olması sıfatıyla Ona isyan felaket ve dalalet sebebidir.”[1]

Hadisi şerif olarak zikredilen bir rivayette şöyle haber verilmektedir:

“…. Mehdi-yi Emin’e hain olana veyl olsun. Hicretten bin dört yüz sene sonraki akidlerden iki veya üç akid say (Hicri 1431-Miladi 2010 ve sonrası). O vakit Mehdî-i Emin çıkar ve bütün dünya ile harp eder. Dalalete düşenler (Haçlı emperyalistler) ve Allah'ın gadabına uğramış olanlar (Siyonist Yahudiler) ve münafıklar (ılımlı İslamcılar, ABD ve AB taraftarı tarikat ve cemaatler), İsra ve Mi'raç beldesi olan Kudüs'teki “Meciddun Dağları”nda (Yani İsrail’in Siyonist Hahamlarının komutası altında) onun için toplanır. (Mehdi’ye karşı Siyonizmin safında yer alırlar) Bütün dünyanın ve bütün hilelerin melikesi de Mehdi’ye karşı çıkar ki onun ismi zânîye’dir. (Masonik fahişe dul kadının özgürlük heykeliyle temsil edilen kancık ve kahpe ABD’ye işarettir) Bu melike o gün bütün dünyayı dalalet ve küfre sevk eder. Yahudiler de o gün dünyaca en yüksek makamdadırlar. Bütün Kudüs'e, mukaddes beldeye hâkimdirler. Bütün dünya denizden ve havadan (uçak gemileri ve nükleer füze sistemleriyle) Mehdî'nin üzerine hücum eder. Ancak çok soğuk ve çok sıcak beldeler müstesnadır. Mehdî bütün dünyanın çirkin hile ve planlarla aleyhinde ittifak ettiklerini görünce tedbirlerini alır. Çünkü Allah’ın daha şiddetli mekr sahibi olduğuna ve zalimlerin bütün hilelerini akim bırakacağına inanır.  Ve bütün kainat Onun mülküdür ve Ona dönecektir ve merci yalnız Odur. Ve bütün dünya aslı ve fer'iyle Onun bir hilkat ağacıdır. İşte bu kudrete malik olan Cenab-ı Hak, Mehdi’ye nusret için en şiddetli bir darbe ile onları vurup bütün hile ve hazırlıklarını boşa çıkarır ve karayı, denizi ve semayı onlar üzerine yandırır. Ve Sema da onların üstüne şiddetli yağmurunu yağdırır. O gün bütün ehl-i arz küffara lanet eder. Allah da bütün küfrün zevalini irade eder” (Kaynak:  Esme-l Mesalik Lieyyam-il Mehdîyy-il Meliki Li Küll-id Dünya Biemrillah-il Malik, Kelde bin Zeyd-216)

Muhyiddin-i Arabi Hz.lerinin bildirdikleri oldukça önemlidir:

Muhyiddin ibn-i Arabi'nin, Fütühat-ül Mekkiye; Kıyamet Alâmetleri, s. 186'da ise şu hadis aktarılıyor:

"Allah'ın bir Halifesi daha vardır ki, yeryüzü zulüm ve haksızlıklarla dolduğu zaman zuhur edip çıkacaktır. Yeryüzünü adalet ve sükûnetle dolduracaktır... Peygamber'in (SAV) yolundan gidecektir ve O hiç yanılmayacaktır. Çünkü Onun görmediği yerde doğrultan bir meleği vardır... Dediğini yapacak, bildiğini haykıracaktır; Allah Ona o kadar güç verecek ki, bir gece içinde zulmü ve ehlini ortadan kaldıracaktır. Dini ikame edecek, İslâm'ı ihya edecek, önemsenmez bir hale geldikten sonra ona (Kur’an’a) tekrar kıymet kazandıracak, ölümünden sonra onun hükümlerini diriltip uygulayacaktır. Asrında cahil, bahil ve korkak olan bir adam hemen alim, cömert ve cesur olacaktır. Kılıçla (son sistem teknolojik silahlarla Deccal’in zulüm düzenini yıktıktan sonra, insanları) Allah’a çağıracak; Hakka ve hayra karşı çıkanı ve kafa tutanı perişan edip etkisiz kılacaktır.”



[1] Gavs Abdülkadir Geylani - Fethü Rabbani - 48. sohbet



Bu yazarin diger makaleleri

KÜÇÜK DÜŞÜNENLERLE, BÜYÜK DÖNÜŞÜMLER BAŞARILAMAZ!
Mü’minliğin en belirgin özelliği, MERT’lik ve NET’liktir; önderlik ise ayrıca...
Devami
YAHUDİ VE SABATAİSTLERİN TESETTÜR DÜŞMANLIĞI
  Tüm insanlığı bir vücuda benzetirsek, Siyonist Yahudi zihniyeti, bu...
Devami
EKONOMİ BALONU PATLAMAK ÜZERE!
  5 milyar doları kim sattı? Aracısı kim? Devlet eski...
Devami
BAŞÖRTÜSÜ TAKINTISI VE ŞEYTANLIK MANTIĞI
  Erbakan Hoca'nın 17 Ağustos 2007 Cuma sohbetindeki tespitiyle: "Cumhurbaşkanı Sn....
Devami
IMF PALAVRASININ ASLI: ERBAKAN YAPTI, ERDOĞAN SATTI!
  Bütün ekonomistler AKP’nin 2002 yılında Türkiye’nin Toplam borcunu 129,5 milyar...
Devami
İSLAM HAYAT DİSİPLİNİ Mİ, YOKSA BAYAT TAKLİTÇİLİK Mİ?
  Şeytanın, batıl ve bozuk ta olsa, yeni ve orijinal bir...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 2728

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR