Get Adobe Flash player
Reklam

FATİH ERBAKAN’IN ALDANIŞI VE YENİ PARTİLERİN PERDE ARKASI

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 25
ZayıfMükemmel 

SP Genel Başkanı’nın Elazığ TV'lerindeki konuşmaları:

Sn. Karamollaoğlu 29 Ekim 2017’deki İl Kongresine katılmak üzere Elazığ’a geldiğinde yerel televizyonlara da çıkmıştı. Katıldığı programlarda çok doğru, olumlu ve doyurucu konuşmalar yapmıştı. Sunucuların; SP’nin farkı, AKP’nin politikaları ve Türkiye’nin sorunlarıyla ilgili sorularını gerçekten akıcı, akılcı ve kucaklayıcı bir üslupla yanıtlamıştı. Ancak insanların asıl amacı ve ayarı ayrıntılarda saklıydı. Sn. Karamollaoğlu konuşmalarının %95’inde haklıydı ve başarılıydı. Ama iki ince ve derince konuda yine gerçekleri çarpıtmış, fıtratının ve fırsatçılığın gereğini yapmış ve bizi şaşırtmamışlardı.

Kanal 23’te çok değerli ve deneyimli sunucunun: “AKP’nin önemli illeri “Büyükşehir” statüsünden “Tümşehir” sistemine taşıma ve böylece bağlı köy ve kasabaları da Belediye seçimine katıp oylarını alma projesi, acaba Valilerin görev ve yetkilerini de belediye başkanlarına aktarmanın ve eyalet sistemine hazırlık yapmanın adımları mıydı?” şeklindeki sorusunu, Sn. Karamollaoğlu: “Bu çok yanlış ve anlamsız bir adımdır. Hiç belediye başkanlarına Vali yetkileri sağlanır mı? Bu durum yönetimi tamamen diktatörlüğe kaydırır” tarzında yanıtlamıştı.

Oysa Adil Düzen Siyasi-İdari yapılanmasında, evet illerde çift başlılık kaldırılacak, Belediye Başkanı ile Vali’nin yetkileri tek bir şahısta toplanacak ve o da halkın seçimiyle o makama taşınacaktı. Yıllarca Rahmetli Erbakan Hocamızın Adil Düzen seminer ve sohbetlerini dinlemiş bir insan olarak Sn. Karamollaoğlu:

a- Ya bunların gereğine ve önemine inanmamış ve boş hayaller ve projeler olarak bakmıştı.

b- Veya bu ilmi ve İslami hedefler aklına sığmamış, Hocamızın defalarca tekrarladıklarını halâ anlamamıştı. Her iki durumda da bu tavrı SP Genel Başkanlığı makamıyla bağdaşmazdı. Kaldı ki AKP’nin bu sinsi ve siyasi hesaplarıyla Adil Düzen’deki yapılanma tamamen farklıydı.

Sn. Karamollaoğlu Kanal Fırat’ta ise şunları anlatmıştı:

“Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’le özel görüştüm, HUDER Başkanı ve SP İl yönetim kurulu üyemiz Mustafa Yaman’ı bırakmalarını rica ettim. Ama elinden bir şey gelmiyor. Bakan olmuş ama sadece bakıyor… Bütün yetki Cumhurbaşkanının elinde toplanmış. Bu bir çağdaş diktatörlüktür” şeklinde açıklamalar yapmıştı.

Şimdi iz’an ve insaf ehli herkesin şu soruları sorması lazımdı:

1- Adalet Bakanının yargıya müdahalesi ve talimat vermesi yasaktır. Siz eski tanışıklığınızın hatırına yaptığınız böylesine özel ve gizli bir görüşmeyi niye açığa vuruyorsunuz?

2- Yoksa Av. Mustafa Yaman’ın daha uzun süre içerde tutulmasını mı istiyorsunuz?

3- Oğuzhan ve Recai Kutan Beylerin devamlı (ihale ve tayin konularında) Sn. Erdoğan’la buluşup görüştüklerini bilmeyen kalmamıştı. Niye Mustafa Yaman’ın haksız ve dayanaksız tutukluluğunu ona iletmiyorlar ve ricacı olmuyorlardı da, sizi gönderip Abdülhamit Beye havale ediyorlardı? Sizin derdiniz; HUDER başkanı Mustafa Yaman Beyin, uğradığı mağduriyetini gidermek ise, Oğuzhan’ın ve Recai Kutan’ın; tayin, terfi ve ihale gibi hayır işlerine vesile olmak niyetiyle, sıkça yanına uğradıkları Cumhurbaşkanına niye bu konuyu açmıyor ve aracı olmuyorlardı da, sizi Adalet Bakanı Abdülhamit Gül Beye gönderiyorlardı?! Yoksa asıl gayeniz Abdülhamit Gül Beyi deşifre edip gammazlamak, kaliteli ve kabiliyetli bir şahsiyeti zor durumda bırakmak mıydı? En azından bu tavrınızın ve konuştuklarınızın, Adalet Bakanını sıkıntıya sokacağını bilmeyecek ve düşünemeyecek kadar yaşlandınızsa, o makamda niye oturmaktasınız?

HUDER İstanbul İl Başkanı, SP'li Avukat Mustafa Yaman'a alakasız ve dayanaksız ithamlarla FETÖ üyeliğinden iddianame hazırlanmıştı...

FETÖ'nün şifreli haberleşme programı ByLock kullandığı gerekçesiyle tutuklanan Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER) İstanbul Şubesi Başkanı ve Saadet Partisi İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Mustafa Yaman hakkında, "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle haksız ve dayanaksız biçimde bir iddianame hazırlanmıştı. Bu yapılanmada yer aldığına dair bulgulara erişilen şüpheli avukatlar hakkında soruşturma işlemlerine başlandıktan sonra kişiselleştirme yapıldığı ve faaliyetlerin daha net anlaşılabilmesi amacıyla diğer şüphelilerde olduğu gibi şüpheli Mustafa Yaman hakkındaki soruşturma evrakının da ayrı bir dosyaya kaydedildiği belirtilen iddianamede, Mustafa Yaman'ın da ByLock kullandığının tespit edilmesi üzerine çıkarılan yakalama kararı sonrası 7 Temmuz’da yakalandığı ve sevk edildiği mahkemece 11 Temmuz’da tutuklandığı belirtilen iddianamede, dosyasının kişiselleştirme yapılabilmesi amacıyla ayrıldığı, hattının kullanımıyla ilgili Bilgi Teknolojileri Kurumundan (BTK) internet trafiğine dair rapor alındığı ithamları yer almıştı.

Şüpheli Yaman'ın ByLock yüklü telefonuyla yaptığı iletişimlere ilişkin incelemeye göre, FETÖ/PDY’nin gerek avukatlık yapılanmasında gerekse diğer yapılanmalarında bulunan bir çok ByLock sistemini kullanan şahıslarla iletişimde bulunduğunun belirlendiği de kaydedilen iddianamede, şüphelinin ifadesinde, yaşam felsefesinden bahsederek kendisinin FETÖ’ye tamamen karşıt bir görüşe sahip bulunduğu, muhafazakar camiada bunun çok net olarak bilindiği, buna ilişkin de net bir duruşunun olduğuna yönelik beyanında bulunduğu halde, nedense bunlar dikkate alınmamıştı. Sanki FETÖ bahanesiyle SP’liler ve sadık Milli Görüşçüler hizaya sokulmaya çalışılmaktaydı!

İddianamede, rapor içeriğine göre, şüpheli Mustafa Yaman'ın 2014 yılı Ağustos ayında elinde bulunan cep telefonunun ByLock erişimde kullanılmasına rağmen 6 Haziran 2016 tarihinde cihazın fabrika ayarlarına döndürülmesi veya format atılması nedeniyle 6 Haziran 2016 tarihi öncesindeki verilere ulaşılamadığı da vurgulanmıştı. İddianamede, "Rapordan anlaşılacağı üzere fabrika ayarlarına döndürülen cihazda verilerin geri getirilmesinin mümkün olmadığı gibi herhangi bir silme işlemi yapılmadığının da tespit edilemediği, şüphelinin bir dönem ByLock sistemi üzerinden iletişim kurmak için kullandığı cihazı muhtemel bir tespit yapılması ihtimaline binaen fabrika ayarlarına döndürerek önceki uygulamaları silmek suretiyle telefondan kaldırdığı anlaşılmıştır" değerlendirmesi de hukuka aykırıydı. "Şüphelinin telefonunda ByLock kalıntısı bulunmadığına" dair rapora itibar edilmediği belirtilen ve Bylock ile ilgili delil olduğuna dair Yargıtay ilamına da yer verilen iddianamede, şüpheli Yaman'ın söz konusu programı kullanmak suretiyle ''FETÖ'ye üye olmak'' suçunu işlediği ısrarı kafa karıştırıcıydı.

19 Ekim 2017 tarihinde Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Habertürk TV’de Kübra Par’ın konuğu olduğu programda:

“Sivas katliamı konusunda bugüne kadar yaptığınız açıklamalarla kamuoyu vicdanını rahatlattığınızı düşünüyor musunuz ve neden ‘Sivas katliamı’ yerine ‘Sivas hadiseleri’ diyorsunuz?” sorusunu yanıtlarken “Doğru ‘Sivas katliamı’ demekten imtina ediyorum, çünkü hakikaten katliam başka bir şey. Evet, 33 kişi can verdi, bunu kabul ediyorum. Ama birisi gidip doğrudan insanları katlettiği zaman bu katliam olur. Orada bir kişinin gidip birisini doğrudan doğruya katlettiği vaki değil. İşte bu yüzden “Sivas katliamı” yerine “Sivas hadisesi” demeyi tercih ediyorum!..” açıklamasını yapmıştı. Şimdi iman, iz’an ve insaf ehli herkesin düşünmesi lazımdı: Sivas Madımak otelinde, 33 insanımızın cayır cayır yanarak can vermesine yol açan bu vahşice kundaklama olayını katliam” değil de “hadise” olarak yorumlayan bir genel başkan, acaba bu tavrının partisine ve camiasına nelere mal olacağını hesap edemeyecek kadar bunamış mıydı, yoksa zaten davaya ve teşkilatına bu zararı vermek için mi oradaydı? Bu tarz yaklaşımların partimizi oy kaybına uğratacağını düşünemiyorlar mıydı?

Sivas Madımak katliamının, dış güçlerin tertibi ve işbirlikçi hükümetin gafleti ile tezgâhlandığını, Alevi-Sünni kavgasıyla ülkemizde bir iç savaş çıkarılmaya çalışıldığını ve Milli Görüş camiasının bu tür tahriklerden uzak kaldığını söylemek yerine Sivas Madımak vahşeti “bir katliam değil bir hadisedir” sözleri gaflet ve cehaletten çok öte, kasıtlı bir hıyaneti hatırlatmaktaydı. Aynı ekipten Şevket Kazan’ın hem de Erbakan Hoca’dan habersiz, o süreçte hemen koşup ucuz bir kahramanlık damarıyla, Sivas katliamı sanıklarının avukatlığını alması ve bu vahşetin Milli Görüş’ün sırtına yıkılmasına gerekçe oluşturması da, aynı hıyanetin bir parçasıydı.

Sn. Karamollaoğlu Elazığ’daki Fırat TV'de Zeki Akbıyık Bey’in: “Fatih Erbakan’ı niye teşkilata alıp değerlendirmediniz? Niye yeni oluşumlara yönelmesine ve partiden ayrılıp gitmesine izin verdiniz?” mealindeki sorusunu yanıtlarken ise: maalesef gerçekleri çarpıtmış ve yanlış yorumlar yapmıştı.

“Biz kongre öncesi kendisine (Fatih Bey’e) teklif götürdük, ama kabul etmedi…” beyanları yanlıştı ve yakışıksızdı. Çünkü olayın esası çok farklıydı. Biz de, dünya alem de biliyor ki; Sn. Temel Karamollaoğlu, o süreçte Fatih Bey’e bir Genel Başkan Yardımcılığı teklifi taşımış ve bunun kabul edilmesi camiamızda haklı bir memnuniyete yol açmıştı. Ancak daha sonra Oğuzhan Asiltürk’ün kasıtlı ve kışkırtıcı bir tavırla “Fatih Bey’in Erbakan Vakfını kapatması” şartını dayatması, bu sevinci kursaklarımızda bırakmıştı. Oysa Erbakan Vakfı, kuruluş amaçlarına hizmet etmek şartıyla, aslında lüzumlu ve olumlu bir yapılanmaydı.

Fatih Beyin Erbakan Vakfı Büyük Gençlik Buluşmasındaki (29.10.2017 Ankara) konuşmaları, doğruları ve yanılgıları:

“Erbakan Hocamızın dava erleri olarak biz bundan böyle 2. 40 yılda içi saman dolu kuşları görmek istemiyoruz. Biz Erbakan Hocanın dava erleri olan Milli Görüşçüler olarak bundan böyle ezberlediği için Fatiha’yı okuyan ancak okuduğundan hiçbir şey anlamayan papağanları görmek istemiyoruz. Biz bundan böyle artık özü, sözü ve ameli birbirine uymayan yöneticiler istemiyoruz. Biz Milli Görüş istiyoruz Milli Görüş!.. Biz gerçek Milli Görüş’ü istiyoruz. Biz kuşun canlısını istiyoruz. Biz sadece bireysel ibadetlerin özgürce yapılabildiği, devlet yöneticilerinin 5 vakit namazını kıldığı, devlet makamında olanların eşlerinin mesture olduğu değil, aynı zamanda bunlarla birlikte ekonomik sömürünün ortadan kaldırıldığı, aynı zamanda adaletsizlik ve zulmün ortadan kaldırıldığı bir Türkiye’nin ve bir dünyanın kurulmasını istiyoruz. Biz kaynak lazım olduğunda ya dışarıya borçlanacağız ya da millete vergi yükleyeceğiz anlayışında olan bir ekonomi istemiyoruz. Biz ülkeyi borçla yöneten borç almayı, dışarıdan kredi bulmayı marifet sayan zihniyetleri artık istemiyoruz. Biz devlet bütçesinden 15 senede 700 katrilyon faiz ödeyen, devlet bütçesinden her sene 60 katrilyon faiz ödeyen, sonra da faiz zulümdür, şu faizleri düşürün diye haykıran devlet yöneticileri istemiyoruz. Biz milletine her sene 50 katrilyon ilave vergi yükleyen devlet yönetimi istemiyoruz. Biz Amerikan Cargill firmasının keyfi için şeker pancarı üretimine kota koyup milyonlarca çiftçisini mağdur eden devlet anlayışı istemiyoruz. Biz örtülü ödenekten senede neredeyse 1 katrilyon harcama yaparken, milyonlarca asgari ücretli vatandaşına açlık sınırının altında maaşı reva gören devlet yönetimi istemiyoruz. Biz önümüzdeki 3 senede faize 260 katrilyon ayırırken 80 milyon vatandaşına sadece 350 katrilyon ayıran devlet yönetimi istemiyoruz. Milletten aldığı vergilere bir kalemde, bir gecede %40 zam yaparken, memuruna milletine vereceği maaş zammı için haftalarca sabahlara kadar pazarlık edip sonunda da %5.5 maaş zammı yapan ekonomi yönetimi istemiyoruz. Biz dış politikayı Amerika’nın, Siyonizm’in kovboyu Trump’ın verdiği ev ödevlerini yapmak olarak gören anlayışı reddediyoruz. Biz dış politikayı Amerika’nın Ortadoğu’daki posta memurluğunu yapmak olarak gören anlayışı reddediyoruz. Biz Milli Görüşçüler olarak, Erbakan Hocamızın dava erleri olarak D-8’i 15 sene rafa kaldıran, D-60’ı hayal olarak gören, bütün ümidini ırkçı emperyalizmin kurdurduğu G-20 ve Avrupa Birliği’ne bağlayan zihniyeti reddediyoruz. Biz Milli Görüşçüler olarak motoru Avusturya’dan kasası bizden milli tank istemiyoruz. Biz namlusu Almanya’dan kabzası bizden milli tüfek istemiyoruz. Biz yazılımı Amerika’dan gövdesi bizden milli uydu istemiyoruz. Biz motoru ve prototipi Avrupa’dan, ismi bizden yerli otomobil istemiyoruz. Biz jet motoru, elektroniği, yazılımı Amerika’dan ismi bizden milli savaş uçağı istemiyoruz. Biz mühendisliği Japonya’dan, müteahhitliği İtalya’dan, kredisi dışarıdan, ismi ecdaddan yerli köprü istemiyoruz. Biz vagonları Fransa’dan sinyalizasyonu Kore’den, sadece istasyonlarındaki tabelaları Türkiye’den hızlı tren istemiyoruz. Biz Milli Görüşçüler olarak artık yeni dönemde metalleri yorulmuş, boyaları dökülmüş yönetim kadrosu istemiyoruz. Biz Milli Görüşçüler olarak aynen Erbakan Hocamız gibi aldanmayan ve aldatmayan kadrolar istiyoruz. Biz Milli Görüşçüler olarak koltuk için değil, ümmet için çalışan kadrolar istiyoruz. Lafı eğip bükmeden bana ne Amerika’dan diyen ve bunun gereğini yerine getiren kadrolar istiyoruz. Biz borçlanma ve vergiyle değil, milletin sırtına yük yükleyerek değil, borç almadan, vergi koymadan, zam yapmadan milli kaynak paketleriyle kaynak üreten ve bu kaynağı milleti için kullanan kadrolar istiyoruz. Biz Avrupa Birliği’nin kapısında bekleme odalarında sıra bekleyen değil, 60 Müslüman ülkeye öncülük edip, Türkiye’nin öncülüğünde İslam Birliği’ni kuracak kadrolar istiyoruz. Biz ümmetin ve insanlığın kurtuluşu için bedel ödemekten korkmayan kadrolar istiyoruz. İşte bu sebeple biz içi saman dolu kuş değil, kuşun canlısını görmek istiyoruz, canlısını. Şimdi bunları ifade ettiğimiz zaman, ak sakallı, ak yüzlü hacı amcamız bize diyor ki “evet bunları söylüyorsunuz ama bak görüyor musun adamlar 28 Şubat’ın rövanşını nasıl da aldılar. 1000 sene sürecek dedikleri 28 Şubat, 10 sene bile sürmedi hamdolsun” diyor. Bak İmam Hatipler açık, Kuran kursları açık, başörtülü bakanımız var, milletvekilimiz var, başörtülü büyükelçimiz bile var, başörtülü genç kızlarımızı üniversitelere rahatça gönderiyoruz. Siz hâlâ daha neden canlı kuştan bahsediyorsunuz diyor. 1000 sene sürecek dedikleri 28 Şubat, 10 sene bile sürmedi hamdolsun diyor ve dua ediyor. Bunu söyleyen ve çok sık rastladığımız bu hacı amcalarımıza sesleniyoruz. Diyoruz ki ey kıymetli hacı amcamız, ak sakallı ak yüzlü hacı amcamız. 28 Şubat bu saydığınız sebeplerden dolayı olsaydı, dış güçler en şiddetli en büyük 28 Şubat’ı Türkiye’de değil Suudi Arabistan’da yaparlar. Peki bu 28 Şubat neden dış güçler tarafından Suudi Arabistan’da yapılmıyor da Türkiye’de 54. Hükümet döneminde yapıldı? Çünkü Erbakan Hocamız 54. Hükümette denk bütçe yaptı da onun için yapıldı. Denk bütçe demek ne demek? Ben dış güçlerden 1 kuruş borç almayacağım ve dış güçlere 1 kuruş borç faizi haraç ödemeyeceğim demek. 28 Şubat neden yapıldı? Erbakan Hocamız D-8’ kurup İslam Birliği’nin adımını attı da onun için yapıldı. D-8 demek ne demek? D-8 demek büyük İsrail planlarının tamamen suya düşmesi demek. 28 Şubat neden Türkiye’de yapıldı? Erbakan Hocamız, Amerikan askerlerini conileri kulağından tuttuğu gibi Anadolu’dan dışarı attı da onun için yapıldı. 28 Şubat neden yapıldı? Erbakan Hocamız 54. Hükümette İsrail ve Amerika’nın haksız İran ve Irak ambargolarını kaldırıp attı da onun için yapıldı. Ve Erbakan Hocamız 54. Hükümette dünya Siyonizm’inin ünlü firması Boeing ile uçak anlaşması imzalamadı da onun için 28 Şubat yapıldı. 28 Şubat işte bu sebeplerden dolayı oldu. Erbakan Hocamız Siyonizm’in oyunlarını bozduğu için oldu. Peki şimdi bugün 2010’lu yıllarda Türkiye’ye baktığımızda ne görüyoruz. Denk bütçe yapılıyor mu? Hayır! Bütçe hala eski taklitçi zihniyetlerin döneminde olduğu gibi yamalı bohça bütçesi. Türkiye hala borçlanmaya devam ediyor mu? Evet bütün hızıyla devam ediyor. Devlet, millet ve özel sektör olarak toplam borcumuz neredeyse 1 trilyon dolar olacak. D-8 bir adım ilerletildi mi? Hayır. D-60 kurulabildi mi? Hayır. İncirlik üssü kapatılıyor mu? Hayır. Boeing’le anlaşma imzalandı mı? Elbette ki tıpış tıpış imzalandı. Peki büyük İsrail projesi yürüyor mu? Evet bütün hızıyla yürüyor. Eee öyleyse 28 Şubat da bütün hızıyla devam ediyor. Sen 28 Şubat’ı imam hatipten, kuran kursundan başörtüsünden dolayı mı oldu zannettin. Ey ak sakallı ak yüzlü hacı amca! Metalleri yorulmuş, boyaları dökülmüşler, 28 Şubat’ın rövanşını alamazlar. 28 Şubat’ın rövanşı hamasetle, edebiyatla, esip gürlemekle, tecvidle Kur’an okuyarak alınmaz. 28 Şubat’ın rövanşı Milli Görüşle alınır Milli Görüşle…

O rövanşı da inşallah en kısa zamanda geleceğiz ve biz alacağız, biz alacağız, biz! Size bir şey daha söyleyeyim. Biz o rövanşı aldığımızda bu Siyonizm’in kovboyu Trump’ın, Siyonizm’in işbirlikçisi Sisi ile birlikte ellerini üzerine koyup poz verdiği o büyük İsrail küresi var ya, o poz verdikleri büyük İsrail küresi de kendi ellerinde patlayacak Allah’ın izniyle. O poz verdikleri büyük İsrail küresini patlatmaya geliyoruz Allah’ın izniyle, patlatmaya geliyoruz.

Çok değerli Milli Görüşçü gençler, çok değerli bu davanın serdengeçtileri, bu davanın kardelen çiçekleri, Milli Görüş ile yolları yıllar önce ayrılan, Milli Görüşün hedeflerinden sapan, Milli Görüş’ün temel değerlerine, prensiplerine ve önceliklerine karşı kayıtsız kalan, temel esaslarımızdan uzaklaşmış, metalleri yorulmuş, boyaları dökülmüş cereyanların artık sona yaklaştıkları açık bir şekilde görülmektedir. Diğer taraftan Milli Görüş tarihi Erbakan Hocamızın 40 senelik mücadelesi, çeşitli etkilerle çizgisinden sapan, çizgisinden saptırılan ve kurtarılması mümkün olmayan Milli Görüş kuruluşlarının yerine bizzat Erbakan Hocamız tarafından yenilerinin kurulması örnekleriyle doludur. Bizim mücadelemizde nostaljik bir duygusallıkla hareket etmeye yer yoktur. İslam alemi bir yangın yerine dönmüşken büyük İsrail planı bütün hızıyla adım adım devam ederken, Milli Görüş’e Türkiye’de ve dünyada her zamankinden daha fazla ihtiyaç varken Erbakan Hocamızın vefatından bu yana Milli Görüş tabelası altında Milli Görüş prensiplerini defalarca çiğneyen ve hala daha bu prensipleri çiğnemeye devam edenlerle daha fazla vakit kaybetme lüksümüz yoktur. Siyonist think thank kuruluşlarının, Siyonist vakıfların dünya çapında ve Türkiye’de teşkilatlanmasıyla uğraşacakları yerde, Erbakan Vakfının teşkilatlanmasına kafayı takanlarla daha fazla kaybedecek vaktimiz yoktur. Ellerinde tuttukları Milli Görüş markasının patenti dışında Milli Görüş adına söyleyecek ve yapacak bir şeyleri kalmamış olanlarla daha fazla vakit kaybetme lüksümüz yoktur. Bu arkadaşlarımız için bundan sonra yapacağımız kurtulmaları için bol bol dua etmektir.

Hepinizin çok iyi bildiği gibi kurmuş olduğu Milli Görüş partilerinden bir tanesi kapatıldığı zaman Erbakan Hocamıza sorarlar, Hocam şimdi ne yapacağız? Erbakan hocamızın tarihi cevabını hatırlayacaksınız: “Abdestimiz bozulduğunda ne yapıyoruz, gidip yeniden alıyor ve abdestimizi tazeliyoruz. Bu mücadelede de aynı şekilde abdestimizi tazeleyeceğiz ve cihada devam edeceğiz.” Abdestimiz bozuldu diye farz namazı terk edecek değiliz. Biz de Erbakan Hoca’mız gibi abdestimizi tazeleyeceğiz, kaldığımız yerden devam edeceğiz.  İlk vakit namazından önce abdestimizi tazelemiş olacağız”

Yani önümüzdeki ilk genel seçimlerden önce yeni bir parti kuracağız!..

Sn. Fatih Erbakan’ın konuşmalarının önemli kısmına katılmakta ve doğru bulmaktaydık. Elhak, bütün bunların %95’i gerçekçi saptamalar ve gerekli yorum ve yaklaşımlardı. Ama bunların hiçbirisi yeni bir parti kurup, Aziz Hocamızın vasiyetiyle, Milli Görüş’ün tek partisi olan SP’yi parçalamaya bahane yapılamazdı. Fatih Bey’in yeni bir parti kurması, aslında Oğuzhan Asiltürk’ün gizli planıydı ve artık bu sinsi kirli oyunun farkına varılmalıydı.

Aksi halde, haklı ve hayırlı davamızın, aklın ve vicdanın değil de, sadece his ve heyecanlarının rüzgârına kapılmışların alkışlarına aldanarak ve sinsi Siyonist odakların ve Oğuzhan’ın dolaylı kışkırtmalarına uyarak yeni bir parti kurulması, maalesef hüsranla sonuçlanacak, telafisi mümkün olmayan pişmanlıklara yol açacaktır. Bizimki Allah rızası, dava duyarlılığı ve Erbakan ailesinin onur ve huzurunun hatırı için yapılmış bir hatırlatmadır ve herkes niyetinin ve gayretinin karşılığını alacaktır, haşa Cenabı Hakkı aldatmak ve atlatmak imkânsızdır.

Fatih Erbakan’ın; “40 yıllık Hak sözlerin yeni kelimelerle dile getirileceğini” söylemesi neyin itirafıydı?”

Fatih Bey Erbakan Vakfının Gençlik buluşmasındaki konuşmasında: “Kırk yıllık Hak sözlerin, yeni kelimelerle dile getirileceğini” söylemesi kafamızı karıştırmıştı. Üstelik bu doğrultudaki bazı örnekleri de ortaya koymuşlardı. Mesela “Adil Düzen” yerine 5-6 sefer “Adil Bir Dünya” kavramını kullanmış ve yine “Faizli sisteme son vereceğiz” yerine “Ekonomik sömürüyü önleyeceğiz” iddiasında bulunmuşlardı. Fatih Bey, 40 yıllık Hak sözlerini, yeni kelimelerle değiştirme ihtiyacını niye duymuşlardı? Erbakan Hocanın kavramlarını mı yetersiz ve gereksiz bulmuşlardı, yoksa bunlara sahip çıkıp savunacak cesaret ve birikimden mi mahrumlardı?

Tekrar hatırlatalım: İnsanın asıl amacı ve ayarı, ayrıntılarda saklıydı.

Uzunca konuşma boyunca bir sefer olsun “Adil Düzen” kavramını ağzına almamak, onun yerine “Adil Bir Dünya” gibi, dışı hoş içi boş bir sloganı defalarca kullanmak nasıl yorumlanmalıydı?

1- Acaba; Adil Düzen’in önemine, gereğine ve içeriğine inanmadığı ve ciddiye almadığı için mi, Aziz Hocamızın kutlu cihadının asıl hedefi ve meyvesi olan böylesine ilmi, İslami ve insani bir sistemin orijinal ismini ve dünya çapında marka etiketini kullanmaktan sakınmaktaydı?

2- Yoksa Adil Düzen’in Kur’an ve Sünnet kaynaklı yüksek içtihat, akıl ve bilim dayanaklı orijinal prensip ve projelerini bilmediğinden, akıl erdiremediğinden ve bu konudaki sorulara yanıt veremeyeceğinden mi bu kavramı rafa kaldırma gereği duymuşlardı?

3- Ya da; (hiç yakıştıramayız ve arzulamayız ama) dünyaya hükmeden malum ve mel’un odakların hücumuna uğramamak ve Erbakan’ın tarihi projelerinin en önemlisi olan Adil Düzen’den vazgeçtiği kanaati oluşturup onlara yaranmak hesabıyla mı böyle davranılmıştı? Zira Sn. Erdoğan da işte böyle iktidara taşınmıştı!..

4- Adil Düzen’in adını değiştirdiğiniz gibi, tadını, yani kapsamını, kurallarını ve programını da değişikliğe uğrattınız mı? Getireceğiniz yeni sistemin Siyasi-İdari, Ekonomik, Dini-Ahlaki ve İlmi (eğitim öğretim) düzeniyle ilgili hazırlıklarınız var mı? Varsa niye açıklamıyor ve olgunlaştırmak üzere tartışmaya açmıyorsunuz?

Hem şimdi “Dişi bitmemiş çocuklar, bizi de kendileri gibi zanneden zavallılar!” diye sataştığı ve bir sürü yanlışlarını sıraladığı bu iktidara ve genel başkanına, tam yetkili Cumhurbaşkanı olup bunca tahribatını daha kolay ve kapsamlı yapma imkânı kazansın diye, “evet-hayır” referandumunda, taraftarlarını tercih hususunda serbest bırakarak Sn. Erdoğan’a dolaylı destek sağlarken bunlar aklını, vicdanını, duyarlılıklarını ve sorumluluk duygularını nereye bırakmışlardı?

Meral Akşener'in yeni partisinin amblemiyle bağdaştırılan Kayı Boyu simgesinin Diriliş Ertuğrul'un gelecek bölümlerinde ekrana yansıyıp yansıyamayacağı tartışılmaktaydı.

Meral Akşener, yeni partisini "Türkiye İyi Olacak" sloganıyla kamuoyuna açıklamıştı. Akşener'in partisinin ismi "İYİ", logosu da "güneş" olması itirazlara yol açmıştı. İYİ Parti'nin bayraklara yazılan isminde zeminin gök mavisi olması ve yazı stili, akıllara Kayı Boyu'nun işaretini hatırlatmıştı. Oğuzların Kayı Boyu'nun simgesi olan IYI, "İki ok bir yay"dan meydana gelirken, "Kayı", kelime olarak ise, "Kuvvet ve Kudret Sahibi" anlamını taşımaktaydı. Meral Akşener'in öncülüğünde, resmen kurulan İYİ Parti'de "Başkanlık Divanı Üyeleri" saptanmıştı. Söz konusu listeyle birlikte vitrine çıkan isimler arasında eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, eski Devlet Bakanı Ayfer Yılmaz ve partiye katılmak için CHP'den istifa eden Aytun Çıray da yer almıştı. Ancak Akşener'in "yol arkadaşlarım" olarak andığı Kayseri Bağımsız Milletvekili Yusuf Halaçoğlu ile Isparta Bağımsız Milletvekili Nuri Okutan'ın listede yer almaması, dikkatlerden kaçmamıştı. 

Başkanlık Divanı Üyeleri şunlardı: 

Ahmet Ersagun Yücel, Ayfer Yılmaz, Aytun Çıray, Dursun Müsavat Dervişoğlu, Durmuş Yılmaz, Hayrettin Nuhoğlu, Koray Aydın, Mustafa Erdem, Şenol Bal, Şule Ünlü Doğan, Ümit Özdağ, Vedat Taylan Yıldız.

PKK yardakçısı Osman Kavala Meral Akşener irtibatı!

Her taşın altından çıkan adam olarak Osman Kavala’nın parmak izini Yargı bu kez Büyükada Toplantısı’nda aramıştı. Kızıl Soroz lakaplı Osman Kavala’nın daha önce birçok olayda, konuda ve akçeli işte parmak izine rastlanmıştı. “Helsinki Yurttaşlar Derneği” kurucusu, “Açık Toplum Enstitüsü” üyesi, F-16 uçaklarının modernizasyonunu yapan şirketin sahibi, terörist APO’nun selamcısı, Meral Akşener’in kuzeni değil ama ortak kuzencisi, Selahattin Demirtaş’ın slogan mucidi Osman Kavala ile ilgili bazı şeyleri hatırlatmak lazımdı.

Apo’ya Selam Gönderen Osman Kavala’ydı!

a- 28 Şubat 2013 tarihli Milliyet gazetesinin İmralı Zabıtları başlıklı manşet haberinde şöyle bir ayrıntı vardı: “Sırrı (HDP’li Sırrı Süreyya Önder): Başkanım (Terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan) her şeyi konuştuk. Bir de başkanlık meselesi var. Kamuoyu bu konuda çok hassas. Osman Kavala’nın size selamları var. Totaliter bir yapıya dönüşmesinden endişe ediyorlar.”

Yani Osman Kavala ile Abdullah Öcalan arasında selam alıp verecek derecede bir ilişki vardı.

b- 7 Haziran seçimlerinde 4 partili parçalı Meclis aritmetiği oluştu. AKP’nin tek başına iktidar olamadığı belli oldu. Osman Kavala şu anda tutuklu olan HDP eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ı sahibi olduğu Cezayir Restoranı’nda ağırlamıştı. Yani, Kavala “zaferini” ortaklarıyla birlikte kutladı. Zira yüzde 13 ile barajı geçen HDP’nin seçim boyunca ana sloganı olan “Seni Başkan Yaptırmayacağız” sözünün mucidi Osman Kavala’ydı.

c- Hem Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en önemli vurucu güçlerinden biri olan F-16 savaş uçaklarının modernizasyonunu yapmıştı… Hem HDP eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın seçim öncesi kullandığı “Seni Başkan yaptırmayacağız” sloganının mucidi bu adamdı. “Tavşana kaç, tazıya tut” diyerek düzenin devamını sağladı… Türkiye’nin sistem değişikliği ile bağımsızlaşacağını gördüğü için mi, yoksa rol gereği mi “Başkanlık sistemi”ne karşı çıkmıştı?

d- Osman Kavala sistem değişikliğini önleyecek hamlelerden biri olarak MHP’de lider değişimi formülü üzerinden çalışan koalisyona da destek çıkmıştı. Zira Meral Akşener ile “ortak kuzenleri”nin nikah şahitliğini yapan da bu şahıstı. Osman Kavala’nın: “Meral Akşener ile kuzen değiliz. Ama ortak kuzenimiz var” açıklaması kafaları karıştırmıştı. Ve o ortak kuzenlerinin nikah şahitliğini Akşener ile birlikte yapmıştı.

e- Bir de Meral Akşener’i MHP Genel Başkanı yapmak isteyen bir takım çevreler de vardı. Bunu şu günlerde FETÖ’den tutuklu Mümtaz’er Türköne “Erdoğan’ın yapmak istediklerine engel olacak formül olarak Akşener’in MHP’ye lider olması gerekir” diye yazmıştı. Hatta Ortadoğu gazetesi, “Ölüsü, dirisi, Paralel’i, HDP’lisi birleşip Akşener’i destekliyor” diye sürmanşet atmıştı. “Mümtaz’er Türköne’nin Akşener ilgisi 1996/97 yıllarında aranmalıydı. Ancak Türköne ile Kavala arasındaki ilişkiyi çözmek için 1980 ihtilaline ve sonrasında Diyarbakır Cezaevi’nde görevli bazı asteğmen doktorlara kadar gitmek lazımdı” diyen Hasan Öztürk, acaba ne anlatmaya çalışmaktaydı?

f- Bir şey daha vardı. Şu anda FETÖ tutuklusu eski Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1’inci Dairesi Başkanı İbrahim Okur’u aklama gayretine düşen Taha Akyol, o dönemde CNN Türk’te Meral Akşener’i ağırlamıştı. Akşener’e “Sizin ağzınızdan bunları duymak ne güzel” diye başlayan iltifatlarla devam etti sohbet. Akşener, aynı programda “Ayşe Buğra’nın kitaplarını gençlere öneriyorum” diye bir tavsiyede bulunmuşlardı! Peki bu Ayşe Buğra kim olmaktaydı? Tabii ki Osman Kavala’nın öğretim üyesi olan hanımıydı.

ABD askerî darbe dışında siyasi seçenek mi aramaktaydı?

“Amerikan yönetiminde birileri Erdoğan’sız Türkiye seçeneği üzerinde duruyorlardı. Bunu mümkün kılmak için de her türlü yöntemi içeride ve dışarıdaki adamlarıyla deniyorlardı. (Doğru; ABD ve Yahudi Lobileri sömürü arabalarının yorulan atlarını değiştiriyorlardı.) 15 Temmuz hain darbe girişimi başarılı olsaydı Amerika bunu onaylayacak ve yeni gelecek yönetimle masaya oturacaktı. Çok şükür milletimizin dirayeti sayesinde darbe başarılamadı… Türkiye'nin etrafını sarmak isteyenler birçok oyunu aynı anda oynuyorlardı. Ellerindeki her türlü savaş yöntemini sahaya sürüyorlardı. Türkiye'nin en yakın ilişki içerisinde olduğu Katar'ın eli kolu bağlanmaya çalışılmıştı. ABD askeri darbe dışında bir seçenek aramaktaydı” diyen Türkiye yazarı ve Erdoğan yandaşı Cem Küçük, Sn. Meral Akşener’i mi anlatmaya çalışmıştı?

Ana gövdesi MHP’den gelmekle birlikte, partinin merkez sağ ve merkez soldan isimleri bünyesine katması, ayrıca AKP’den kopmuş bazı isimlerin de İyi Parti’de yer bulması, ilk bakışta Turgut Özal’ın 1982’de dört farklı eğilimi buluşturduğu ANAP’ın kuruluş öyküsündeki modeli çağrıştırmıştı. Bu yönüyle İYİ Parti’nin önündeki ilk sınav, bütün bu eğilimleri kendi bünyesinde homojen bir siyasi kimliğe dönüştürmeyi başarıp başaramayacağıydı. Şöyle ki, İYİ Parti ya MHP dokusunun çok baskın hissedildiği bir yola kayacaktı ya da bu farklı eğilimleri birbirine eklemleyerek siyasette kendine yeni bir kulvar açacaktı. Buradaki zıt seçenekler, siyasette çok farklı sonuçlar doğuracaktı. İkinci seçeneğe yöneldiği takdirde ise bu partinin farklı eğilimleri temsil eden kesimlere dönük bir cazibe merkezi oluşturup oluşturmayacağı da şimdilik bir muammaydı. Unutulmasın ki; İYİ Parti, MHP’deki parti içi muhalefetin Devlet Bahçeli liderliğine karşı verdiği iktidar mücadelesinin bir uzantısı olarak ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla öncelikle hedef alacağı kitle, bugünkü MHP yönetiminin belli başlıklarda Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’a verdiği siyasi destekten hoşnut olmayan kesimleri olacaktır. Kurucular ve yönetim organlarında MHP kökenlilerin ağırlığı da açıktı. Ancak partinin yalnızca MHP tabanına dayanarak siyasette nazım bir rol oynayabilmesi şansı çok zayıftı. Akşener, ne yapıp edip başka kulvarlardan devşireceği destekle partinin gövdesini büyütmek zorundaydı.” tespit ve tavsiyeleri de iyi okunmalıydı!?

Meral Akşener uzun zamandır parti kurmak için yoğun bir mesai harcamıştı. Bize göre boşuna bir uğraştı. Belki yeni bir kurtlar sofrası macerası yaşanacaktı. Mevcut iktidarda gelecek görmeyenler, bu defa oraya doluşacak; iş yapmak veya aday olmak hesapları yapılacaktı. Meral Hanım’ın bundan haberi olur veya olmazdı, ama olacakları bunlardı… Hatta, “ABD ve İsrail’le iş tuttuktan sonra, tabiî ki başarılı olur” diyenler de yanılmaktaydı. Zira işbirlikçilik bile de bir beceri isteyen bir kötü sanattı. Öyle, her önüne gelen, bu yola giren herkes başarılı olamazdı. Aslında Meral Akşener isminin çok önemli olduğunu düşünüyoruz; o, Refah-Yol’un İçişleri Bakanı’ydı. Cuntanın karşısında eğilmeyip dik durmuşlardı. O meşum günlerle ilgili, hatıralarda iyi şeyler bırakmıştı. O güzelliklerin heba olmasına gönlümüz razı olmazdı.

“Kim ne derse desin, bu coğrafyada işler böyle yürüyor, dış destek olmadan hedefe ulaşmak imkânsız” diye bir düşünceye sahip olmak, olsa olsa; acizliğin, çaresizliğin, teslimiyetçiliğin ve işbirlikçiliğin ta kendisi sayılırdı.”[1] uyarıları haklıydı.

 


[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız


Bu yazarin diger makaleleri

MÜSLÜM GÜNDÜZ’ÜN UTANMAZLIĞI!
CNN Türk’te 32.Gün programına çıkarılan ve Sabataist zihniyetli Mehmet Ali...
Devami
SÖZLER, HEDEFİ VURUNCA SES GETİRİR!
  Önceki sayımızda Yazı İşleri Müdürümüz Tevfik Bala kardeşimizin yazısındaki...
Devami
GELİYOR!
  Boğazımda IMF, gibi yağlı sicim var Esnaf iflas ediyor; işçi,...
Devami
AKP İKTİDARI, İSRAİL'İN SUÇ ORTAĞIDIR!
Siyonist Bakan: Gazze bombalanırken ‘Zil takıp oynadım' diyor! İsrailli sivil savunma...
Devami
AKP İÇİNDE İKTİDAR KAVGASI VE BİRKAÇ AY SONRASI!?
  AKP’de Davutoğlu’nu etkisiz kılma adımı! AKP MKYK'sında alınan kararla il ve...
Devami
İÇİMİZDEKİ İBN-İ SEBE
  Değerli ve deneyimli aydınlarınızdan Aytunç Altındal, Konya'da birlikte olduğumuz...
Devami

Makale Okunma Sayısı: 218

Yorumlar  

 
+9 #5 AYRINTILARDA SAKLI OLAN AYAR VE AMAÇLARI SÜZEN; “ADİL DÜZEN”Necati 06-11-2017 15:02
“ADİL DÜZEN” kurma hedefi olmayanlar, Faizci kapitalist düzen içerisinde çözüm ve çareler arayarak, Siyonizm’in müsaade ettiği kadar Müslümanlık rolü oynayıp, mevcut düzenin kendilerine sunduğu dünyalık imkân ve iktidarlarını artırma hesabı yaparlar! “Adil Düzen” söyleminden özellikle kaçınmalarının altında yatan gerçek budur!
Alıntı
 
 
+10 #4 Eski hikayelerVeysel 05-11-2017 18:30
Ülkemiz ve bölgemiz derin ve sarsıcı süreçleri uzun zamandır aralıksız yaşıyor. Bütün bunlar olurken "durun bir şey söyleyeceğim!" nidasıyla güya yeni bir şey söyleyeceği kanaati uyandıran tipler faydalı-faydası z ne varsa toplayıp insanların önüne atıyorlar. Gerçeğe ve hayra hizmet kastı olmadan kuru hamaset yapıp bir ün ve nam peşinde koşarak maalesef yangına su yerine benzin döküyor ve güya hayra yönelik ecirlerini de kendi aleyhlerine çeviriyorlar. Kendisine referans olarak Kuran-ı Kerim ve Sünneti Resül'ü belirleyen Milli Çözüm bu alavere dalavere çabalarını, az bir paha karşılığında davasını satanların mahir tüccar havalarını ortaya döküyor ve bu eski hikayelere kanmamızın önüne geçiyor.
Bu konuda ikinci değinilmesi gereken husus ise yine sadece Milli Çözüm tarafından sürekli ifade edilen içimizdeki amacı ve ayarı bozukların gerçek niyetlerdir ki bu dışarıya savrulanların bu savrulma sürecine nasıl girdiklerini anlamıza vesile oluyor.
Alıntı
 
 
+10 #3 Makalenin hatırlattığı bazı ayetler...Necmettin 05-11-2017 16:22
"...Ona sözlerin (ve düşlerin) yorumundan (olan bir bilgiyi) öğrettik. Allah emrinde galip olandır, ancak insanların çoğu gerçeği bilmeyen (cahil ve gafillerdir). "

Yusuf Suresi 21



"Ey Elçi (ve Allah yolunun öncüleri! Haklı ve hayırlı bir davaya) kalpleri inanmadığı halde, ağızlarıyla "inandık" deyip (istismar eden münafık kimselerle) , Yahudilerden küfür içinde çaba gösteren (Siyonistler) Seni üzmesin… Onlar (hem kendileri şeytani kesimlerin) yalanına kulak asanlar, (hem de açıkça) gelip (içinize giremeyen malum ve melun bir) kavim adına, kulak tutan (sizden haber toplayıp onlara ulaştıran) kimselerdir. Onlar, kelime (ve kavramları, temel esas ve kuralları) yerlerine konulduktan (ve sağlam bir düzene bağlandıktan sonra) onları saptırmaya ve çarpıtmaya uğraşırlar ve (çevrelerine) : "Size şu (makam ve menfaatler) verilirse onu alın, o (ruhsat ve fırsatlar) verilmezse ayrılıp uzaklaşın" (diyen hainlerdir) . Allah (niyeti ve tiyneti bozuk) kimlerin fitneye düşmesini isterse, artık Sen onun için Allah'tan hiçbir şeye malik olamazsın (düzeltemezsin) . İşte onlar, Allah'ın kalplerini temizleyip arıtmak istemedikleridi r. Dünyada onlar için bir aşağılanma, ahirette ise onlar için büyük bir azap (gereklidir) .

O (münafıklar) yalana (ve kâfir aldatmacalarına ) kulak verenler ve (nasıl kazanıldığına bakmayıp) haram yiyenlerdir. (Hakemlik yapman için eğer) Sana gelirlerse (ister) aralarında (adaletle ve kendi kitaplarına göre) hükmet, veya onlardan yüz çevir (sen bilirsin) . Eğer onlardan yüz çevirip (ilgilenmezsen) kesinlikle ve hiçbir şekilde Sana zarar veremeyeceklerd ir. Aralarında hükmedecek olursan da adaletle karar vermelisin. Şüphesiz Allah adil ve dengeli hüküm verenleri sever (hayra ve huzura eriştirir)."

Maide Suresi 41-42




(Ey Elçimiz) Eğer dilersek, elbette onları (münafıkları) Sana gösterir (ve bildiririz) , böylelikle onları simalarından tanırsın. Yemin olsun ki, zaten Sen (o münafık dönekleri) sözlerini konuşma tarzından (ve gerçekleri çarpıtma ve hıyanetlerine bahane uydurma tavırlarından da) anlarsın... Allah (hepinizin niyetlerini ve) amellerini bilip durmaktadır.

Muhammed Suresi 30




"(Hz. Peygamberin eşine) Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla ve ağır (zina iftirasıyla yanınıza) gelenler, sizin içinizden (zahiren sizinle birlikte hareket eden) bir ekiptir; siz onu (iftira olayını) kendiniz için (kötü) bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. (Çünkü bu tavırları, münafıkların tanınmasına ve ayrışmasına vesile olacaktır.) Onlardan her bir kişi kazandığı günahın cezasını çekecektir. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenen ise daha büyük bir azabı hak etmiştir.


Onu (masum kadın ve erkeğe iftira suçunu) işittiğiniz zaman, erkek mü'minler ile kadın mü'minlerin kendi nefisleri (vicdanları) adına hayırlı bir zanda bulunup: "Bu, açıkça uydurulmuş iftira ve yalandır" demeleri gerekmez miydi?


(Bu asılsız ve kasıtlı iddiaları ortaya atanlar, bunları ispatlamak üzere) Ona karşı dört şahit getirmeleri lazım gelirdi. Şahitleri getirmediklerin e göre, artık onlar Allah katında (alçak) yalancıların ta kendileridir.


Eğer Allah'ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan (ve bu iftiralara sessiz ve tepkisiz kalmaktan) dolayı size büyük bir azap dokunuverirdi."

Nur Suresi 12-13-14-15



Ey iman edenler! (Kendiniz) yapmadığınız ve yapamayacağınız şeyi niçin (boşuna hava atmak kastiyle başkasına) söylersiniz?

(Böyle) Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında büyük bir gazaba sebebiyet verecek (ve aleyhimize bir suç teşkil edecektir) . Not: (Bazı Müslümanlar "Eğer Allah katındaki en makbul ameli bilsek, o yolda canımızı ve malımızı feda ederdik" demelerine rağmen, bu amelin CİHAD olduğunu bildiren ayetler gelince, bu sözlerinden yan çizmeleri üzerine bu ilahi tehditler indirilmiştir.)


Doğrusu Allah, Kendi yolunda (tuğlaları ve bütün parçaları) sanki birbirine (kurşunla) kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak (irtibatlı, intizamlı ve itaatlı bir teşkilat ve cemaat şuuruna ve sorumluluğuna sahip olarak cihad edip) çarpışanları sevmekte (ve desteklemekte) dir. (Ferdi, fevri hareket edenleri değil.)

Saf Suresi 2-3-4



"Ey iman edenler, (her konuda) Allah'tan korkun (Kur'an'ın ve Resulûllahı'n yoluna uyun) ve (Hakk davasında sağlam duran) doğru (sadık) larla birlikte olun (ki iman Hakka tarafgirliktir) . "
Tevbe 119
Alıntı
 
 
+11 #2 ZUHRUF 79n. bayraktar 05-11-2017 13:18
Siyonistler bir yandan 3. Dünya savaşına hazırlık yaparken, diğer taraftan da Türkiye'de iç siyaseti yeniden dizayn ediyor... Savaş veya barış, her durumda… Her durumda işi sıkı tutuyor Zuhruf 79 ayetinden gafil ve habersiz olarak…

Şimdi Türkiye’de bazı piyonların yüzü eskidi... Yorulan atların yerine yenilerini koşmak zamanı geldi.
Halk ise, hala sandıkla adalet ve demokrasinin geleceğine inandıklarından olsa gerek, (hoş, adil yönetim şeklinden ve demokrasiden ne anlıyorlarsa, o da belli değil ya!) arayış ve çaresizlik içinde, seçimlerde kime oy vereceğini tartışadursun; her zamanki gibi tepede yapılan dizayndan habersiz görünüyor... Siyonizm şimdi terli atların yerine, yedekte bekletilenlerde n kimine makyaj yaparak; kimi de henüz piyon olma yoluna girmiş olduğundan bile habersiz olacak kadar toy, tabiri caizse dişi çıkmamış çoluk çocuk takımına parti kurduruyor.

Atatürk'ün vefatıyla birlikte, bu masonik Siyonist zihniyet meydanı boş bulmuş ve dilediği gibi at koşturmuştu memlekette. Taa ki Erbakan Hoca 69 yılında siyasete girene kadar... Çok partili dönemden bu yana, Hocamızın hep anlattığı gibi... Bir sağ bir de sol parti kurdurulur. Sonra da bunlara iktidarcılık- muhalefetçilik oyunu oynattırılarak Siyonizm’in çarkı döndürülürdü. Ne buyurmuştu Aziz Hocamız: “Sol hükümet ameliyata narkozsuz alır, en azından hangi organınızı söktüğünü anlarsınız; Sağ hükümet ameliyata narkozla alır da, nerenizi kaybettiğinizi dahi anlayamazsınız. ”

İşte Aziz Hocamız Milli Görüş partileriyle, bu çarka çomak sokmuştu. Demirel'in: "Biz Erbakan kazanmasın diye, İlahiyat kökenli adaylar göstermek zorunda kalıyoruz. E sonuç olarak yine Erbakan'ın zihniyeti kazanmış oluyor." diye sızlanışı da boşuna değildi. Ne diyordu bizlere Aziz Hocamız: "Siz Milli Görüşçüler, bu milleti adım adım adım, aslına ve özüne çekiyorsunuz."

Bu sözün manası işte Demirel'in bu sızlanışında gizliydi. O günden bugüne Türkiye'nin yüzü değişti evet
ama Siyonistler boş durmayacaktı. Sinsi planlarına engel olan Milli Görüş’ü parçalamak lazımdı. Milli Görüş içinden, “Milli Görüş benzeri” bir parti kurmakta da oldukça mahir oldu bu masonlar. Hoca 5 parti kurarak epey antreman yaptırdı onlara bu hususta… Özal'ı koparıp ANAP'ı, Gül Erdoğan gibileri koparıp APK'yi kurdurdular. Özal iki dönem, bunlar ise üç dönemdir iktidar oldular. Şimdilerde her ne kadar, tabanda Müslümanlar çok daha rahat bir dönem yaşıyorlarsa da (Aziz Hocamız sayesinde); din istismarcısı siyasiler, Din’e, Dava’ya ve Ordumuza ve memlekete telafisi zor tahribatlar yapıp büyük zararlar verdiler.
İşte tahribatların en büyüğü ve öldürücü darbe ise (sağ veya sol değil hükümetlerden ziyade); yine bu Milli Görüş partileri zannedilerek iktidara getirilenlerin dönemlerinde oldu. İlk beş yıl halk, bu AKP’yi, gerçekten Milli Görüş'ün devamı zannederek oy verdi... Bugün FETÖ bahanesiyle de epey yıprandılar ve işbirlikçi siyasetin bir nevi soluğu kesildi. Acil oksijen takviyesi lazım Siyonizme…

Halk yıllardır aynı kazıkları yemekten bıktığı için de; halkın önüne şöyle bol çeşit, açık büfe, yeni çeşniler, tatlar koymak lazım.

Merkez Sağ cenahı temsilen Akşener’in partisi (İçinde ülkücü solcu milliyetçi, tam bir aşure partisi ne ararsan var)…
Sol cenahta ne düşünüyorlar, Chp’yi bölecekler mi bilmiyorum ama sanmıyorum da... Onlar iyi öyle… Çünkü Aziz Hocamızın deyimiyle, sol cenah mühürlü bu memlekette… Onlar hiçbir zaman iktidara gelemezler. Hiçbir zaman % 25’i geçemezler. E Hocamız’ı bizlerden önce Siyonistler bilip, anlayıp, uyguladığı için, demek ki Sol’a pek müdahale etmiyorlar… Perinçek’in ise zaten halkta karşılığı yok.

Amma Siyonizm’in her zamanki asıl meselesi; NECMEDDİN ERBAKAN ve Milli Görüş zihniyeti iledir…

İşte bu sebepten dolayı; Milli Görüş’ün tamamen halkın ümidi olmaktan çıkarılması gerek. Oğuzhan takımı ve bu Karamollagiller bu iş için biçilmiş kaftan. Bir taşla iki kuş vurup, hem “Erbakan’ın oğlu Erbakan’ın ve Milli Görüş’ün devamıdır ‘ümidi’ içinde olan sadık taban” dağıtılmalı; hem de Erbakan’ın partisini Erbakan’ın oğluna parçalattırmalı … Ve gerekirse, (halk, Akşener’i seçmezse) bu Milli Görüş görünümlü yeni parti (adı da Refah partisi olacakmış) AKP yerine de kullanılabilmel i… Çünkü Siyonist, her seferinde, daha bir “Milli Görüş benzeri” olan veya şöyle diyelim, “orijinaline en yakın” görüneni iktidara getirmek zorunda… Ki, tiyatro inandırıcı olsun ve Siyonizm’in çarkı dönsün…
Yani kısacası; Siyonist işi şansa bırakmamak için, halkın eğilimleri yönünde, sağı solu ve Milli Görüş’ü yeniden dizayn ediyor. Bizim dişi çıkmamış çocuk da bu işlere alet oluyor. Ne büyük bir vebale alet olduğunu bir bilseydi keşke… Allah basiret versin.

Korkarım ki, Siyonizm’in son planı, “ERBAKAN’a son ve öldürücü darbeyi, Erbakan’nın oğlunun eliyle vurdurup BOP’u tamamlamak”tır.
...

“Yoksa onlar, (İslam nizamı gelmesin diye) işi sıkı mı tuttular (çok etkin ve kesin tedbirler mi aldılar) ? İşte şüphesiz Biz de işi sıkı tutanlarız.”

Zuhruf: 79
Alıntı
 
 
+18 #1 HAİNLER HER YERE ÇÖREKLENMİŞNecmettin Harun GÜL 04-11-2017 12:25
Kırkbeş yıl müslümancılık rolü oynadı
Şuursuz basiretsizleri hep kandırdı
Partiyi böldürüp hainlere kapı araladı
Tam bir Pakradun ermenisi Durmuş Durduyandı

Erbakan hocamızın en yakınında durdu
Çünkü Siyonist patronu öyle istiyordu
Şevketle aynı merkezlere hizmet ediyordu
İkiside baş münafık ve hain oluyordu

Ona biat edenler alçaktanda aşağıydı
Basit, fasit ve mırdar ayak takımıydı
Dünyalık heveslere tav olan zavallılardı
Kendi sonlarını hazırlayan, nasipsiz insanlardı

Erbakan hocama iftira atar, sahte lider iti
Buna sessiz kalır, sözde dava eri
Hatta alkışlıyor, nursuzlaşmış maymun tipli
Bak teşkilatları ne hale getirdi, bir avuç zibidi

İngiliz destekli, temelsiz genel başkan
Oğuzhan'a uşak ve akraba yakından
Hiç farkı yok, ihanet takımından
Bilgisiz bilgelik, ona lakap, üç beş yalakadan

Fatih'i çok uyardık, bunlara dikkat
Dinlemedi bizi, zararını çekiyor şimdi, kat kat
Etrafı bunlarla çevrili, söylüyoruz önce onları at
Yoksa ucu bucağı olmayan bu yolda, olursun mat

Söylem değiştirecekmiş , yeni bir kırk yıl için
Akp sonrası, sözde alternatif olmak için
Yirmisekiz Şubatın rövanşını almak için
Yeni Refahı kuruyormuş, Adil bir dünya için

Yeni söylemlerin dışı hoş, ama içi boş
Sloganik konuşmayla coştukça coş
Boşa kürek çekersin, ışıksız kuyuya koş
Sergilemezsen dik duruş, olur tüm gayretin boş

Milli Görüş Hak dava, Saadet hocamın emaneti
Alacağız hainlerin elinden, bu kutlu emaneti
Başka oluşuma tevessül, hiçe saymaktır emaneti
Akp trenine vagon yaptırmayacağız , şerefli emaneti

Yeni partilerin perde arkasında, uyuzhan var
Sinsi planını adım adım, uygulamaya koyar
Partiye kilit vurup, üstünü çimentoyla kapar
Kirli oyunları sezemeyenler, yavaş yavaş kayar

Milli Çözüm haykırdı, bu gerçekleri
Dikkate alanlar gördü, hakikatleri
Umursamayanlar, birer birer yaşadı zilleti
Az kaldı, şuurlu kadrolar kuracak Adil Düzen Devletini
Alıntı
 

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR